Ana Sayfa Blog Sayfa 451

16. Documentarist başladı: Başka Dünya Yok

10 Haziran’da başlayan Documentarist 16. İstanbul Belgesel Günleri bu yıl 15 Haziran’a kadar sürecek. Bir Aradalık, Başka Dünya Yok, Türkiye Panorama gibi bölümlere dağılmış 70’ten fazla film gösterilen belgesel günlerinin programında çevre ve iklim üzerine odaklanan belgesellere de yer veriliyor. Gösterimler Fransız Kültür Merkezi, Metrohan, Aynalı Geçit, Caddebostan Kültür Merkezi ve Müze Gazhane‘de takip edilebiliyor.

Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirinden alıntıyla “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…” sloganıyla gerçekleştirilen Documentarist’in çevre ve iklim sorunlarına odaklanan belgesel seçkisi ‘Başka Dünya Yok’ başlığı altında toplanıyor:

Geamăna (Almanya, 2022, 30’)

documentarist

Yönetmen koltuğunda Matthäus Wörle’nin oturduğu Geamăna’nın gösterimi Türkçe ve İngilizce altyazılı olarak izlenebiliyor. Filmin açıklaması ise şöyle:

“Geamana, uzun zaman önce Romanya’da Apuseni Dağları’nın üstünde kurulu yaklaşık bin nüfuslu bir köydü. Bugünse köyden tek kalan şey yakındaki bir bakır madeninden gelen zehirli atık çamurunun üstünde görülebilen bir çan kulesinin tepe kısmı. Köydeki hemen hemen bütün evler sular altında kalmış, orada yaşayanlar da başka yerlere göçmüş. Evinde kalabilen ancak çok az insan var. Geçmişin kıyısında duran ve gelecekteki tehdidi gören Valeria Prata ise halen evinde ineği ve köpeği ile birlikte yaşarken bugününü kurtarmaya gayret ediyor.”

Ormancı Kardeşler (Norveç, 2022, 60’)
documentarist
Finntoppen, 14.10.2008: Olaf på vei hjem. Foto: Øyvind Elvsborg

Yönetmen koltuğunda Øyvind Elvsborg’un bulunduğu Ormancı Kardeşler (Forest Brothers / Brødrene i Skogen) belgeselinde de Türkçe ve İngilizce altyazılar bulunuyor. Filmin açıklamasında şu ifadelere yer veriliyor:

“Sven ve Olaf tek yumurta ikizleridir. Norveç’teki Tyrifjord’da ormanın içinde yer alan küçük bir çiftlikte büyüdüler. Burada yaşadılar ve hayatları boyunca ormanda çalıştılar. İkilinin hayatları boyunca ne kız arkadaşları oldu ne de çocukları, birlikte bir hayat sürdüler. Ancak kardeşlerden biri hastalanıp vefat etti. Bu film ise hayatta kalan kardeşin kederini ve kendine yeni bir hayat kurma sürecini takip ediyor.”

Troas’ta Suya Dair (Türkiye, 2022, 14’)

Yönetmen koltuğunda Felan Erkozan’ın oturduğu ‘Troas’ta Suya DairKazdağları yöresindeki su krizi meselesine yoğunlaşıyor:

“Belgesel, enerji projeleri ve madencilik faaliyetleri sebebiyle kuraklık tehdidi altındaki bölgede yaşayan yerel halkın suya erişim zorluğunu odağına alıyor. Diğer tarafta ise yakın geleceğimizin en büyük sorunu olan iklim krizi ve su adaleti meselesini yeniden gündeme getiriyor.”

Burada Sana Yer Yok (Bulgaristan, 2022, 81’)

documentarist

Yönetmen koltuğunda Nikolay Stefanov’un oturduğu ‘Burada Sana Yer Yok’ ise Bulgaristan’ın en sorunlu şehirlerinden Pernik’teki futbol holiganlarının zihni ile ortak olmaya davet ediyor:

“Bir zamanların yükselen endüstri merkezinden bugüne kalan şey, vatandaşların dayanıklılıkları hakkındaki şehir efsaneleridir  — madencilerin cesur ve şanlı yeraltı geçmişlerinin bir yankısı. Özel erişime sahip Nikolay Stefanov’un kamerası, dazlak ve bekar bir baba olan Tsetso, çete lideri Dado ve gruptaki tek kadın olan Mimeto’yu sessizce takip ediyor. Hepsinin kendilerini adadığı şey, madenci atalarının gücünü ve birliğini zihinlerinde canlı tutarak takımlarının son ligden yükselmesine yardımcı olmaktır.

Bununla birlikte Tsetso hastalanıp aylarca hastanede kalınca, sıradan hayatları ciddi bir şekilde zorlaşır. Bu esnada çürüyen şehir, yolsuzluk ve suçun sebep olduğu ciddi bir su krizi ile karşı karşıyadır. Derin kişisel ve toplumsal krizlerin ortasında, Nikolay Stefanov’un kamerası holiganların sert ve kaba görünüşlerinin ardına sızıyor ve sadece onların hayatını değil, aynı zamanda dünya çapında onlar gibi milyonlarca insanın hayatını da samimi ve hakiki bir merakla keşfediyor.”

Düşler Diyarı ( Letonya, 2004, 35’)

Laila Pakalniņa’nın yönetmen koltuğunda oturduğu Düşler Diyarı diyalogsuz, gözlemci bir belgesel.

Bu gözlemci belgesel “Microcosmos” filmi ile benzerlik taşıyor. Film, gün doğumunun şiirsel bir çekimi ile başlıyor:

“Doğa uyanır. İhtişamlı güzelliğin şiiri, aniden çirkinlik şiirine kayar. Şirin kuş ve böceklerin görüntüleri, devasa şehir çöpleri ile yer değiştirir. Sıçanlar ve fareler etrafta cirit atmakta; çöp, kokuşmuş ve yanındaki bataklık yılanlara yuva olmuştur. Çöpten kurtulmuşlardır ama çok fazla sayıda başka canlılar için bir yuva olmuştur. Yeni doğan fareler anneleri tarafından beslenir, yavru kuşlar yuvalarında ötüşür ve gün böyle geçer. Bu sözsüz belgesel, görüntüler ile konuşurken, göze batmayan bir klasik ezgi ona eşlik etmektedir. Devasa ay yükselerek, gecenin gölgesine hakimiyeti bırakır. Hayat artık daha da gizlenmiş bir şekilde akar. Büyük çöp buldozerleri bir sonraki atıklar için yer açar. Günün sonunda, günlük olaylar gözden geçirilir – kim kimi yedi, kim bir mücadeleyi başararak hayatta kaldı. Hayat böyle devam eder.”

Uygunsuz Madde (Avusturya, 2022, 105′)

Nikolaus Geyrhalter’in yönetmenliğini yaptığı Uygunsuz Madde atık sorununa değiniyor:

“Kıyılarda atık, dağlarda atık. Okyanus tabanlarında ve de yeryüzünün derinliklerinde. ‘Uygunsuz Madde’ gezegenimizin dört bir yanına, en ücra köşelerine kadar yayılan atık maddelerimiz hakkında bir film.
Nikolaus Geyrhalter, atık maddelerimizin gezegen boyunca izini sürüyor ve bu devasa miktarlardaki atıkları kontrol altına almak için verilen bitmek bilmez mücadeleye ışık tutuyor.”

Animus Animalis (Litvanya, 2018, 70’)

Aistė Žegulytė’nin yönetmeni olduğu belgesel, hayata döndürme üzerine:

“Bir tahnitçi, bir geyik yetiştiricisi ve bir zooloji müzesi çalışanı, gerçeklik ve yapaylık arasındaki çizginin iyice muğlaklaştığı bir çevrede yaşar. Ölü hayvanlar, en canlı gözüken postür ve bakışlar için yarıştırılırken, insan ise zamanı durdurmaya ve uzun süredir yaşamdan eser taşımayan şeyleri hayata döndürmeye çalışır.”

Zeytİnliğin Ardı (Türkiye, 2022, 19’)

Mervan Serhat Sarışın’ın yönetmen koltuğunda oturduğu belgesel, Akbelen’i konu alıyor:

“Akbelen Ormanı’nın maden sahasına dönüştürülmesine engel olmak için verilen mücadele, çadır nöbeti tutan köylüler üzerinden anlatılmaktadır.”

Historja (İsveç, Norveç, 2021, 88’)

Thomas Jackson’ın yönetmenliğini yaptığı Historja’nın hikayesi ise şöyle:

“Britta Marakatt-Labba, İsveç’in en bilinen Sámi sanatçılarından biridir. Almanya’da ‘Documenta 14’te sergilenen ve Sami tarihinin motiflerini betimleyen Historjá isimli eseri ise Sami kültürünü anlatan bu belgeselin de başlangıç noktası olmuştur. Britta, ‘Ben mücadelenin içinde doğdum çünkü Sámi kültüründe biz her zaman savaşmak zorundayız – din baskısına, devlete, sınırlarımızın ihlaline ve kültürümüze saldırıya karşı. Şimdi de diğer bir mücadeleye göğüs germek durumundayız, o da iklim değişikliği. Üstelik, bunu yenemezsek, bu bizim sonumuz olacak,’ diye ifade ediyor kendisini. Ancak bu, sadece Samilere değil tüm insanlığa seslenen güçlü bir mesaj.

Bu belgeselde, tarihi olaylar ve mitolojik imgeler, iklim değişikliğinin ren geyiği sürülerini ve buna bağlı olarak Sami kültürünün varlığını nasıl tehdit ettiğine ilişkin sorularla birlikte örülüyor.”

Huzur Çiftliği (Türkiye, 2022, 20’)

Feyzi Baran’ın yönetmenliğini yaptığı Huzur Çiftliği, hayvanların özgürce yaşadığı bir çiftliği konu alıyor:

“Yaralı ve bakıma muhtaç hayvanlar için kendi imkanlarıyla bir dünya kuran Mehmet Yüksel’in bu dünyasına insanlar huzur çiftliği diyor. Türkiye’nin dört bir yanından yüzlerce yaralı hayvan, huzur çiftliğinde tedavi edildikten sonra yaşamını tek başına sürdürebiliyorsa doğaya dönebiliyor, sürdüremiyorsa ömürlerinin sonuna kadar bu çiftlikte özgürce yaşayabiliyor.”

Vakti Gelince (Türkiye, 2022, 16’)

Yönetmen koltuğunda Murat Yüksel’in oturduğu Vakti Gelince ise Aydın’ın Çine ilçesindeki kuars ve felspat madenlerinin ekolojik sisteme ve halk sağlığına olumsuz etkilerini gözler önüne seriyor:

“Aydın’ın Çine ilçesinin güneydoğusunda yer alan kuars ve felspat madenleri halk sağlığına ve ekolojik yapıya zarar veriyor. İş güvenliğinden yoksun şekilde çalıştırılan işçiler akciğer hastalıklarına yakalanıyor. Yöredeki 25 maden işletmesinde yaklaşık 6 bin işçi çalışıyor. En yaygın görülen hastalık ise silikozis. Sağlığı bozulan insanlar uzun yıllar boyunca ıstırap içinde yaşam mücadelesi verirken, şu ana kadar en az 50 işçinin hayatını kaybettiği belirtiliyor.

Belgeselci Murat Yüksel, geçen yıl objektifini bu yöreye çevirdi. Köylüler, işçiler, sağlık uzmanları, çevreciler ve meslek odası temsilcileriyle röportajlar yaptı, yaşanan olayları ve çevre tahribatını görüntüledi.”

Kanada’daki orman yangınlarının dumanı ABD’den sonra Avrupa’da da yayılıyor

Norveçli yetkililer cuma günü yaptığı açıklamada, Kanada‘da 5 Mayıs’tan bu yana devam eden orman yangınlarından çıkan ve ABD‘nin doğusu ve Kanada’nın bazı bölgelerine yoğun sis ve hava kirliliği yaratan dumanların Norveç’e ulaştığını ve güney Avrupa‘ya yayılmasının beklendiğini söyledi.

Norveç İklim ve Çevre Araştırma Enstitüsü‘nden (NILU) atmosfer ve iklim bilimciler, bir iklim tahmin modeli kullanarak dumanın atmosferde nasıl ilerleyeceğini, bir İskandinav ülkesi olan Norveç’ten güneye doğru hareket edeceğini tahmin ediyor.

The Guardian‘ın aktardığına göre, dumanın burada bir sağlık riski oluşturması beklenmiyor.

Enstitü Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Kanada’daki orman yangınlarından çıkan duman hala Norveç’e doğru sürükleniyor. Önümüzdeki birkaç gün içinde Avrupa’nın diğer bölgelerine de ulaşacak” dedi.

Bağımsız araştırma kurumu, dumanın 1 Haziran’dan bu yana Grönland ve İzlanda üzerinde hareket ettiğini ve güney Norveç’teki gözlemlerde artan aerosolize parçacık konsantrasyonlarının kaydedildiğini belirtti.

Kıdemli NILU araştırmacısı Nikolaos Evangeliou, “Biraz pus görebiliriz veya duman kokusu olabilir. Ancak burada, Norveç’te havadaki partikül sayısının sağlığımıza zarar verecek kadar fazla olacağını sanmıyoruz. Duman Avrupa’ya ulaştığında partikül sayısı çok daha az olacak” dedi.

Yaptığı bir açıklamada Evangeliou, Kanada’da yangınlar sürerken dumanın Norveç’te hareket etmeye devam etmesinin muhtemel olduğunu aktardı.

duman

‣ İklim krizi: Kanada’daki orman yangınlarının tüm yaz devam edeceği tahmin ediliyor
‣ Orman yangınlarının dumanları ABD’de on milyonlarca kişinin sağlığını tehdit ediyor

‘İklim krizi nedeniyle bu tür durumlar yaşanmaya devam edecek’

NILU araştırma direktörü Kjetil Tørseth, iklim krizi nedeniyle artan sıcaklıklarla birlikte orman yangınlarının daha yaygın ve daha büyük boyutta olabileceğini söyledi.

Tørseth, Associated Press’e yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Bu yüzden bu tür durumların gelecekte daha yaygın olacağını düşünüyorum. Ve elbette iklim üzerinde de bir etkileri var. Kar ve buz üzerinde kurum bırakıntısının aslında yerel ısınmayı gerçekten artırabileceği Kuzey Kutbu üzerindeki etkileriyle özellikle ilgileniyoruz.”

Kanada ve ABD’nin doğu kıyısı, Kanada’ın özellikle doğudaki Quebec eyaletinde devam eden orman yangınları nedeniyle tehlikeli düzeylerde kirlilik yaşadı. Sağlığı tehdit eden büyük hava kitleleri ABD’nin orta batısına kadar uzandı.

Çarşamba, yakın zamanlı ABD tarihinde orman yangını kaynaklı hava kirliliği açısından en kötü gündü. Aynı gün, New York ve Detroit’in dünyadaki en kötü hava kalitesinin kaydedildiği yerlerler olduğu bildirdi.

Dumanlar nedeniyle 110 milyondan fazla Amerikalı için zehirli hava uyarıları yapıldı. Büyük havaalanlarındaki uçuşlarda gecikmeler yaşanırken Major League Baseball maçlarının ertelendi ve insanlar pandemi döneminde kullanılan yüz maskelerini kullanmaya teşvik edildi.

Kanada Kurumlararası Orman Yangın Merkezi verilerine göre, dün (11 Haziran) 10 yeni yangının daha bildirilmesiyle bu yıl Kanada’da çıkan toplam orman yangını sayısı 2 bin 405’e ulaştı.

Kanada, ülke çapında devam eden 400’den fazla orman yangınıyla mücadele için yardım talep ediyor.

‣ Kanada’daki orman yangınları, bazı ABD kentlerinde hava kirliliğine yol açtı
‣ Kanada’da acil durum: Alberta’daki 110 yangında 43 bin hektar orman küle döndü

Hatay Yeşilpınar’da kadın ve LGBTİ+ dayanışması tiyatro sahnesinde

Yeşilpınarlı kadınların hazırladığı “10. Köyün Kahvesi” tiyatro oyunu 10 Haziran Cumartesi günü Kadın Savunma Ağı’nın Hatay Defne Aşağıokçular Mahallesi’nde bulunan Kadın Dayanışma Noktası’nda sergilendi.

Tiyatro Nienor ve Kadın Savunma Ağı’nın birlikte hazırladığı tiyatro gösterimine onlarca kadın ve çocuk katıldı.

Oyun öncesinde kartonlara elle yazdıkları davetiyelerini kapı kapı dağıtan kadınlar, Kadın Dayanışma Noktası’ndaki oyunun sonunda da mini bir dinleti gerçekleştirdi.

Yeşilpınarlı kadınların kendi mahallelerinde ilk sergiledikleri oyunu 6 Şubat Depremi’nde yitirdiğimiz kadın mücadelesinin ve hak mücadelelerinin avukatı Hatice Can’a ithaf etmişti. Bu oyunlarında ise, geçtiğimiz günlerde kapılarına bırakılan yüklü su ve elektrik faturalarını gündem ettiler.

Onur ayı etkinliklerine dönük engellemelere karşı kadınlar faturalar iptal edilsin talebinin yanı sıra finalde sahne kendi hazırladıkları Onur ayıyla çıktı.

Hatay Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı HatSu ve özel enerji şirketi TEDAŞ tarafından depremin dördüncü ayında depremzedelerin evlerine şubat ayından bu yana kullanılan suyun ve enerjinin faturası gönderildi. 38 bin TL’ye varan faturalara halk dilekçelerle itiraz ediyor.

İlk oyunları “Tante Rosa“nın ardından ikinci oyunları “10. Köyün Kahvesi”ni sahneleyen kadınlar oyunlarını Hatay’ın birçok noktasında sergilemek üzere düzenli provalar yapıyor. Kadınların hedefi zamanla Hatay’da bir kadın tiyatrosu ve korosu kurmak.

Phaselis’te ‘suç işlenmeye’ devam: İş makineleri sit alanında

Phaselis’e Dokunma Hareketi, Antalya’daki antik kentte, yürütmeyi durdurma kararına rağmen, iş makinelerinin sit alanında inşaat faaliyetlerine devam ettiğini duyurdu.

Kemer ve Tekirova ilçelerinde yaşayan vatandaşlar ve TMMOB Mimarlar Odası Antalya Şubesi’nin açtığı davayı gören Ankara 11. İdare Mahkemesi’nin 30 Mayıs 2023 tarihli kararında, Phaselis Antik Kenti‘ndeki  inşaat projesine dayanak teşkil eden Koruma Kurulu onayının da yürütmesini durdurmuştu. Kararda, “ihale işlemlerinin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararlar doğurabilecek nitelikte olduğu anlaşıldığı” belirtilmiş ve itiraz yolu da kapalı tutulmuştu.

Phaselis’te yürütmeyi durdurma kararı verildi, yine de nöbet devam edecek
Mahkeme Phaselis ihalesine de dur dedi: Şu andan itibaren tek çivi çakılamaz
Bakan Ersoy, yürütmesi durdurulan Phaselis’teki inşaatta açılış yaptı

Phaselis’e Dokunma Hareketi, hem projenin hayata geçirilmesine dayanak oluşturan koruma kurulu onayına hem de ihalenin bütününe verilen yürütmeyi durdurma kararına rağmen inşaat devam ederse gerekeni yapacaklarını ve takipçisi olacakları söylediklerin hatırlattı.

‣Yürütmeyi durdurma kararı çıkan Phaselis’te jandarma eşliğinde inşaat… 
‣Phaselis’te yürütmeyi kim durduracak? 

Antik kent sınırları içerisinde yer alan hem kültürel miras hem de doğal açıdan 1.derece sit alanı olan Alacasu ve Bostanlık koylarında Kültür ve Turizm Bakanlığı eliyle yürütülen halk plajı projesinde beton atma ve ağır iş makinaları çalıştırılması dahil her türlü yanlışlığı adım adım paylaşan aktivistlerin anlatımına göre güncel durum şöyle:

‘Karardan haberimiz yok’ diyorlar

“10 Haziran 2023’de Bostanlık koyuna giden Phaselis’e Dokunma Hareketi üyesi arkadaşlarımız, çalışmanın yürütmeyi durdurma kararına rağmen devam ettiğini belgeledi. Yürütmeyi durdurma kararına rağmen neden çalışılıp suç
işlendiğini soran arkadaşlarımıza, alanda bulunan ihale sahibi SA- FA şirketi yetkilisi ‘karardan haberimiz yok’ diye cevap verdi.

Oysa on gün önce çıkan kararın onlara tebliğ edilmemesi mümkün olmadığı gibi -zira belge en son bize ulaşıyor- ulusal basın ve tv ‘ler aracılığıyla tüm kamuoyu tarafımızca bilgilendirilmişti. Arkadaşlarımız 11:41 de Jandarmaya resmi ihbarda bulunarak gelen ekiplere, kararı tebliğ edip, yapılanının suç olduğunu belirterek şikayetçi ve davacı oldu. Bunun üzerine Kemer Cumhuriyet Savcılığı emriyle Jandarma alanda bulunan tüm çalışanların ifadelerini aldı.”

Hukuksuzluğa geçit vermeyeceğiz!

Mahkeme’nin dava ile ilgili nihai kararını verene kadar Alacasu ve Bostanlık koylarında hiçbir çalışma yapılamayacağını vurgulayan yöre halkı ve aktivistler,  şu uyarıyı yaptı:

“Bizler, kültürel mirasımıza ve doğamıza olan duyarlılığıyla kalbini ve gözlerini Phaselis’e yöneltmiş tüm insanların, fiziken yanımızda olamasalar da haklı davamıza olan ilgisinin farkındayız. Phaselise Dokunma Hareketi üyeleri ve bölgede yaşayan yurttaşlar olarak, canlı cansız tüm varlıklara olan sorumluluğumuzu yerine getirmek için her türlü çabayı ortaya koyup, Phaselis’te hiçbir hukuksuzluğa izin vermeyeceğimizin bilinmesini istiyoruz. Gözlerimiz üzerinde olacak!”

 

Ankara’da katliam: 17 köpeği ağaca astılar, üçü yaşamını yitirdi

Ankara‘nın Yenimahalle ilçesinde 17 köpek ağaca asılmış halde bulundu. Köpeklerden 14’ü canlı olarak kurtarılırken üçünün yaşamını yitirdiği tespit edildi.

Bölgede köpekleri besleyen hayvan severler, hafta sonu Yenimahalle’deki bir mesire alanında 17 köpeği ağaca asılmış bir halde buldu.

İhbar üzerine olay yerine polis ve Ankara Büyükşehir Belediyesi ekipleri geldi. Ekipler, 14 köpeği canlı olarak kurtarırken üç köpeğin ise öldüğü anlaşıldı.

Olayla ilgili soruşturma başlatıldı.

Ukrayna’da patlama sonrası su seviyesi düşen baraj, nükleer santral için endişeleri artırıyor

Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA), Dnipro nehrinin yakınlarındaki bir barajda meydana gelen delinmenin ardından Ukrayna‘daki Zaporijya Nükleer Santrali‘ne sağlanan soğutma suyunun azalmasından endişe duyuyor.

IAEA, “diğer taraftaki büyük su kaybının neden olduğu artan basınç nedeniyle büyük soğutma havuzunu çevreleyen setin durumunu dikkatle izlediğini” aktardı.

IAEA başkanı Rafael Grossi cuma günü yaptığı açıklamada, ajansın Rus işgali altındaki nükleer santrale gözlemci yerleştirdiğini ve durumu yakından izlediğini bildirdi.

Salı günü Herson‘un güney bölgesindeki dev Nova Kakhovka barajında  meydana gelen patlamanın neden olduğu delinme, büyük miktarlardaki suyun Ukrayna ve Rusya işgali altındaki birçok bölgeyi sular altında bırakmasına neden oldu.

Zaporijya’daki nükleer reaktörlere soğutma suyunun çekildiği barajda su seviyelerinin hızla düşmesi, santral için risk teşkil ediyor.

‣ Ukrayna’da nükleer santral yakınlarındaki barajda patlama: 80 köy sular altında
Fotoğraf: Reuters

Nükleer santralin güvenliğine dair endişeler artıyor

Perşembe günü, soğutma suyu rezervlerini yenilemek için çalışmalar tüm hızıyla devam ediyordu. Reaktörler kapatılmış olsa da, rezervuardan pompalanan soğutma suyunun sağlanmaya devam etmesi gerekiyor.

Grossi, Avrupa‘nın en büyük nükleer santralinin kısa vadede bir tehlike oluşturmadığını, ancak felaketin “nükleer güvenlik ve emniyet durumunun halihazırda son derece kırılgan ve askeri çatışma sırasında potansiyel olarak tehlikeli olduğu bir dönemde, Zaporijya Nükleer Santrali için yeni büyük zorluklara neden olduğunu” ifade etti.

IAEA Başkanı Grossi, “Bölgede artan askeri faaliyetler, Avrupa’nın en büyük nükleer santralinin emniyeti ve güvenliği konusundaki derin endişelerimizi artırıyor” diye ekledi.

 

‣ ‘Ukrayna’da Kakhovka barajının yıkımı tam anlamıyla bir ekolojik kırım’
‣ Ukrayna’da patlama nedeniyle taşan baraj binlerce kişiyi yerinden etti

Başakşehir OGS’de çıkan yangın iki gündür sürüyor

İstanbul Başakşehir İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’ndeki bir fabrikada çıkan yangına müdahale eden itfaiyenin çalışmaları yaklaşık 38 saattir devam ediyor.

Eski Turgut Özal Caddesi’ndeki altı katlı fabrikanın çatı katında henüz belirlenemeyen nedenle, cumartesi günü yangın çıkmıştı.

İtfaiye ekiplerinin çalışmalarına çok sayıda, toplumsal olaylara müdahale aracı (TOMA) ile de destek verildi. Çeşitli ilçe belediyelerine ait su tankerleriyle de su takviyesi yapıldı. Yanan binanın bazı bölümleri çöktü.

Halen söndürülemeyen yangında gıda, plastik, tekstil gibi farklı ürün ve ham maddelerin bulunduğu binanın son iki katında çökmeler meydana geliyor. Binanın dördüncü, beşinci ve altıncı katlarındaki bazı bölümlerde devam eden küçük çaplı yangınlara müdahale ediliyor.

Plastik bağımlılığının zehirli dumanı

Polis, önceki akşam saat 17:00 sıralarında başlayan yangın nedeniyle alevlerin yükseldiği fabrikanın bulunduğu caddede geniş güvenlik önlemlerini sürdürüyor. Araçların bu caddeye girmesine izin verilmiyor.

Binanın beşinci ve altıncı katındaki malzemeler yanarken itfaiye ekipleri yangının 38’inci saatinde söndürme çalışmalarına devam ediyor.

Yayılan kimyasallar sağlığı tehdit ediyor

Bilim insanları, plastik ve benzeri tesislerde sık sık çıkan bu tür yangınlarda  dumanla birlikte havaya yayılan kimyasal parçacıkların insan sağlığını tehdit ettiğini söylüyor.

İstanbul Teknik Üniversitesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü öğretim üyesi Hüseyin Toros, İstanbul Tuzla’da 2019’da bir endüstri bölgesinde meydana gelen yangınla ilgili olarak şunları söylemişti:

“Yangının nereden çıktığı ve yanan maddenin ne olduğu son derece önemli. Yanan kimyasal, zaten endüstri bölgesinde kimya içerikli bir fabrika olduğunu (Ekim 2019’daki Tuzla yangını) anlıyoruz. Yangından çıkan bu parçacıklar, gazlar insan sağlığına son derece zararlı. Bu tür yangınlarda asla ‘duman altı‘ dediğimiz yani yangından çıkan dumanların olduğu bölgede insanların öncelikle pencerelerini kapatmaları, mümkünse o bölgeyi terk etmeleri gerekiyor”

‣Tuzla’da boya fabrikasında yangın: Üç ölü, dokuz yaralı
Sultangazi’de otomobil filtresi üreten fabrikada yangın: Zehirli gazlar havaya yayıldı
‣İşte iklim değişikliğinin körüklediği orman yangınları kirliliğinin insana verdiği zarar

Bu, bir ölüm ilanıdır

Yazının başlığı biraz garip olabilir evet ama inanın siz de olsanız Seyhan ve Ceyhan nehirlerinin mevcut halini görünce bu başlığı koyardınız. Luvilerin, Hititlerin, Romalıların ve daha nice uygarlıkların etrafında hayat bulduğu, eski ismi ile Pyramos, yani Ceyhan Nehri artık çevresine yaşam değil zehir saçar bir halde. Benzer bir durum Sarus yani Seyhan Nehri için de geçerli. Eski bir Greko-Romen efsanesine göre adı Yunan tanrısı Uranüs’ün kardeşinin adı olan Sarus’tan gelen Seyhan Nehri’nin artık herhangi bir tanrısallığı kalmamış. Her iki nehir de böyle giderse çevrelerine hastalık ve zehirden başka bir şey vermeyecek.

Yaklaşık bir yıldır Ceyhan ve Seyhan nehirleri ve onlarla bağlantılı kanallarda çeşitli gözlemler gerçekleştiriyorum. Bu gözlemlerin kimisinin gerekçesi bilimsel çalışmalar iken kimisinin gerekçesi de sahadan gelen bilgileri teyit etme amaçlı. Her iki durumda da durumun ne kadar vahim olduğunu daha iyi anlayarak dönüyorum. İşte bu ziyaretlerden birinde yine geçen hafta Seyhan Nehri ve nehre dökülen bazı kanallardan bir proje kapsamında su ve çamur numuneleri aldık. Her bir numune alımının birer işkenceye dönüştüğünü ve nefes almakta güçlük çektiğimizi söyleyebilirim. Benzer bir durum Ceyhan Nehri için de geçerli. Seyhan Nehri’ne hem metal ve plastik geri dönüşüm sanayisinden hem de Seyhan ve Yüreğir Atık Su Arıtma Tesisleri’nden ciddi miktarda kirli atık su karışıyor. Hatta Tarsus/Baharlı Köyünde Seyhan Nehri ile karışan ve TD kodlu kanalların birleştiği büyük kanal tam bir halk ve çevre sağlığı sorunu. Bu bölgedeki sularla sulanmış meyve ve sebzeler tüm Türkiye’ye dağılıyor. Ceyhan Nehri de organize sanayi bölgesi başta olmak üzere Osmaniye de dahil birçok yerin arıtılmamış kirli atık suyunu alıyor. Her iki nehirde de hem renk hem koku hem de balık ölümleri olduğuna dair çok sayıda şikayet söz konusu ve hatta görüntüler de mevcut. Konu için şimdiye kadar alınan hukuki tek önlem konuyu haber yapan gazetecinin organize sanayi bölgesi avukatlarınca şikayet edilmesi. Konuyu takip etmesi gereken kimse konuyu takip etmiyor.

Seyhan Nehri’nin denize döküldüğü alanda balıkçılık yapanların çokça şikâyet ettiği iki şey var. İlki mikroplastikler. Aynı zamanda Avrupa’dan plastik çöp de ithal eden geri dönüşüm şirketlerinin yoğunlaştığı bölgeden gelen mikroplastikler nehir kenarında birikerek ciddi bir kirlilik yaratıyor. Diğer bir problem ise yine biri büyük bir tekstil işletmesinden diğeri de büyük bir petrokimya fabrikasından çıkan ve içeriğinde oldukça tehlikeli kimyasallar bulunan suların da bu bölgelere dökülmesi ve beraberinde meydana gelen balık ölümleri.

Seyhan/Tabaklar Köyü de dâhil olmak üzere nehir boyunca ve denize döküldüğü alandan Mersin/Adanalıoğlu kıyılarına kadar çok ciddi balık ölümlerinin gerçekleştiğini bölgedeki küçük balıkçılardan öğreniyoruz. Bunun yanında özellikle erken karpuz hasadı yapmak isteyen çiftçilerin kullandığı ve tekrar toplamak yerine toprakta bıraktıkları plastikler de ciddi bir problem. Sanayi atıkları ve kentsel arıtma tesislerinin yetersizliği ile kirletilen Seyhan ve Ceyhan nehirleri ile sulanan kavun karpuz ya da biber gibi meyve ve sebzelerin yetiştirilmesi için kullanılan plastikler nedeniyle tekrar kirletilen nehirler. Adeta bir kısır döngü.

Öncelikle gerek Seyhan gerekse de Yüreğir atık su arıtma tesislerinin mevcut kapasitesi oldukça yetersiz. Üstelik bu iki evsel atık suyu arıtma kapasitesine sahip tesise devasa tekstil, petrokimya ve plastik endüstrisinin arıtılmamış kirli suları dökülüyor. Haliyle bu atık sulardan kaynaklı olarak arıtma niteliğini kaybeden tesisin, çıkış suyu da ciddi bir kirlilik kaynağı olmuş oluyor. Ayrıca plastik geri dönüşüm tesislerinden de buraya gelen yüklü miktarda mikroplastikli sular, tesisi işlemez hale getirebiliyor. Her iki atık su arıtma tesisi de Seyhan Nehri’nin önemli bir kirleticisi.

Ceyhan Nehri için de benzer bir durum söz konusu Organize sanayi ve çevresindeki tesislerin atık suları olduğu gibi Ceyhan Nehri’ne boşalıyor ve bu da önemli bir kirlilik kaynağı oluyor. Ayrıca Ceyhan ilçesi ve Osmaniye illerinin de atık suları Ceyhan Nehri için önemli kirletici unsurlar.

Açık erişimli uydu görüntüleri bölgedeki kirlenmeyi ayan beyan ortaya koyuyor. Üstelik bu kirliliğin çok uzun zamandır devam eden kronik bir kirlenme olduğunu da gösteriyor. Alttaki görüntüden Misis/Yakapınar mevkiinden Ceyhan Nehri’ne dökülen ve nehrin rengini nasıl da katran karası hale getirdiğini görmek mümkün. Siz de açıp Yandex ya da Google Maps üzerinden bu görüntüleri görebilirsiniz.

Bu görüntünün aynısını Seyhan Nehri’ne Baharlı Köyü mevkiinde dökülen TD toplama kanalında da görüyoruz. Her iki durum da açık bir ekokırım faaliyeti olup ciddi bir halk ve çevre sağlığı problemi yaratmaktadır.

İsteyen her iki noktaya da gidip durumun vahametini kendi gözleriyle görebilir. İşte o zaman neden başlık olarak ölüm ilanı ifadesini kullandığımı daha iyi anlayacaklardır. Nehirler, göller ya da denizler kirli lağım suları ya da pervasız sanayicilerin alıcı ortamı değildir. Buralar yaşam kaynağıdır ve öyle de olmalıdır. Su yoksa hayat da yoktur.

 

Greta Thunberg, son iklim grevini yaptı: Mücadele yeni başlıyor, eylemlere devam

İsveçli öğrenciler lise eğitimlerini genellikle 19 yaşında tamamlıyor. Thunberg, başlattığı ve tüm dünyadaki genç öğrenciler arasında yayılan iklim için okul grevleri kampanyası için okula bir yıl ara vermişti.

Greta Thunberg COP27’ye katılmayacak: Zirve, ‘yeşil yıkama’ için bir fırsat olarak kullanılıyor
Greta Thunberg: Bir uçuruma yaklaşıyoruz, artık bizi bir santim bile itmelerine izin vermeyelim
Greta Thunberg’den iklim kriziyle mücadele için el kitabı

Genç aktivist, 2018’de İsveç parlamentosu önünde protestolara başladığında 15 yaşındaydı. Tek başına başlattığı protestosu, Avrupa, ABD ve Avustralya‘da binlerce genci etkilemiş; Fridays for Future (Gelecek için Cumalar) sloganıyla, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu çok sayıda ülkede cuma günleri iklim grevleri yapılmasına yol açmıştı. 

İşaretli sarı yağmurluklu Greta

 

Gençlerin, gezegeni ısıtan fosil yakıtlardan vazgeçilmesi için verdiği mücadelenin sembol ismi haline gelen Thunberg, biyografisinde kendisinden basitçe “Otistik iklim adaleti aktivisti” olarak söz ederek, iklim zirvelerine katıldı, uluslararası alanda sık sık dünya liderlerini uyardı, sosyal medyada onlarla tartıştı ve Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildi.

[COP26] Greta Thunberg Glasgow’da: Karşılamaya gelenler izdihama neden oldu
Greta Thunberg dünya liderlerini taklit etti: Elimizde 30 yıldır söylenen ‘falan filanlar’ var

Bu yılın başlarında Almanya’daki kömür madenine karşı düzenlenen bir protestoyla Norveç’teki ‘hükümet kapatma’ eyleminde da gözaltına alınan Thunberg, son iklim grevinin ardından sosyal medya hesasından, protestoyu durdurmaya niyeti olmadığını söyledi:

“Konuşabilen bizler bunu yapmakla yükümlüyüz. Her şeyi değiştirmek için herkese ihtiyacımız var. Teknik olarak ‘okul grevi’ olmasa da cuma günleri protestolara devam edeceğim. Elimizden gelen her şeyi yapmaktan başka seçeneğimiz yok. Kavga daha yeni başladı.”

ABB: Ankara’da nüfus artışına rağmen ihmal edilen altyapı sele neden oldu

İnsan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi, yağış rejimleri üzerinde önemli bir etkiye sahip. Bazı bölgelerde kuraklık artarken, bazı bölgelere düşen yağış miktarında artış gözlemleniyor.

Daha uzun periyotlarda düşmesi beklenen yağışın uzun bir kuraklık döneminin ardından kısa sürelerde düşmesi ise sel ve taşkın riskini ortaya çıkarıyor.

Bu etkenler ise kentlerde su geçirgenliği olmayan beton ve asfalt yüzeylerin artması, afete dirençli olmayan kent politikaları izlenmesi ve kentlerdeki altyapının yetersiz kalması gibi durumlarda sel ve taşkınlara neden olarak insan ve çevre sağlığını tehdit ediyor.

Kentlerdeki sel riskinin azaltılması için devlet ve belediyelerin alabileceği önlemler arasında iklim krizinin etkilerine uyum çalışmalarının hızlandırılması başta geliyor.

Şehirlerde beton ve asfalt gibi yüzeyler yerine su geçirgenliği bulunan alternatiflerin tercih edilmesi, kentlerde yeşil alanların artırılması, yeşil altyapı teknolojilerinin kullanılması ve yağmur suyunun depolanması gibi tedbirler sel riskinin azaltılmasında yardımcı olurken, kuraklıkla mücadelede de fayda sağlıyor.

Başkent bir kez daha sular altında

Ankara’da dün (11 Haziran) öğle saatlerinden itibaren yağışlı hava etkisini gösterdi. Kent merkezinde etkili olan yağış olumsuzluklara neden oldu. Sokak ve caddeler göle dönerken, biriken sularının derinliği 50 santimetreye kadar ulaştı. Zamanla etkisini artıran kuvvetli sağanak nedeniyle rögarlar taştı, birçok caddeyi su bastı.

Çankaya ilçesindeki Yenişehir Kapalı Pazarı önünde biriken su nedeniyle bazı araçlar sürüklendi. Otomobillerinde mahsur kalan, aralarında çocukların da bulunduğu bazı vatandaşlar itfaiye ekipleri tarafından kurtarıldı.

Mareşal Fevzi Çakmak Caddesi, Sıhhiye ve Çetin Emeç Bulvarı’nda da biriken sular nedeniyle araç sürücüleri ve vatandaşlar zor anlar yaşadı.

Kazımkarabekir, Gazi ve Ankara Tren Garı alt geçitleri önlem amacıyla araç trafiğine kapatıldı.

Öveçler Vadisi’ndeki park yüksek kesimlerden gelen yağmur suyuyla doldu.

Keçiören ilçesine bağlı Etlik semtinde de bir binanın istinat duvarı, toprak kayması nedeniyle çöktü.

Esnaf, su baskını tehlikesine karşı iş yerlerinin önünde kum torbaları ile tedbir aldı.

Yağışın etkisiyle Sıhhiye Metro İstasyonu’nu su bastı. Metro istasyondaki yolcular, görevliler tarafından tahliye edildi. Ekiplerin çalışmaları sürüyor.

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) ekipleri ise su baskını olan yerlerde tahliye çalışması başlattı.

ABB, kentleşme politikasındaki yanlışlara işaret etti

Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan açıklamada ilçelerdeki nüfus artışına dikkat çekildi. Belediye, “1991 yılında altyapısı yapılan Keçiören‘in nüfusu 1985 yılında 443 binken 2023 yılında 939 bin (yüzde 111 artış) oldu. Aynı yıl altyapısı yapılan Yenimahalle‘nin nüfusu 1985 yılında 382 bin, 2023 yılında ise 704 bindir (yüzde 84 artış). 1988 yılında altyapısı yapılan Mamak nüfusu 1985 yılında 379 bin iken 2023 yılında 687 bine (yüzde 81 artış) yükseldi” bilgisini verdi.

Başkentin ilçelerinin tamamında bu durumun söz konusu olduğunu belirten Büyükşehir Belediyesi, şunları kaydetti:

“Nüfus ve yerleşim artmasına rağmen ‘görünmez’ ve ‘pahalı’ denilerek altyapı ihmal edilmiştir. Bununla kalınmayıp gecekondu olan yerlerde yüksek katlı binalar yapılmış, imar artışları ile kent betona boğulmuştur. Ankara bir dereler ve bentler kentidir. Bu derelerin üzerleri dahi imara açılmış ve yapılaşmaya gidilmiştir. Dolayısıyla eski hatların kapasitesi deşarj için yetmemekte, geri tepmekte ve seller yaşanmaktadır. Sellerin nedeni olarak mazgalların temizlenmemesini göstermek en hafif tabirle bilgisizliktir.”

İklim krizi sel riskini nasıl artırıyor?