Hayvan HaklarıKoronavirüs SalgınıKöşe YazılarıManşetYazarlar

Covid-19 ve hayvan deneyleri

Küresel bir salgın haline gelen Covid-19 nedeniyle araştırmacılar bu hastalığın aşı/tedavisini bulmak için adeta yarışır hale geldiler ve hemen her gün, başka bir ülkedeki araştırmacıların aşı çalışmalarına dair haberleri okuyoruz. Bu haberlerde ilk göze çarpan ise, Moderna adlı şirketin ışık hızıyla ürettiği aşı ve Medicago’nun vegan aşısı oldu.

Sentetik mRNA’ya dayalı ilaç geliştiren ABD’deki biyoteknoloji şirketi Moderna, virüsün ilk olarak Wuhan’da Ocak ayı başında tanımlanmasıyla başlayan süreci şöyle özetliyor:

“11 Ocak’ta ÇHC yetkililerinin virüsün genetik sekansını paylaşmalarının ardından Ulusal Sağlık Enstitüsü ve Moderna bulaşıcı hastalık araştırma ekibi Covid-19’a karşı geliştirilen aşı mRNA-1273’ü 13 Şubat’ta tamamladı. Ulusal Sağlık Enstitüsü’ne bağlı Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’nün isteği üzerine, ilk parti aşı Faz-1 testleri için 24 Şubat’ta Ulusal Sağlık Enstitüsü’ne gönderildi. ABD Gıda ve İlaç Dairesi, Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından mRNA-1273 için yapılan IND (Yeni Araştırma Ürünü İlaç) başvurusunu gözden geçirdi ve klinik çalışmalara başlanmasına izin verdi. 16 Mart’ta, Ulusal Sağlık Enstitüsü ilk gönüllü katılımcının aşılandığını duyurdu. Çalışma, yaklaşık altı hafta sürecek ve 18-55 yaş arasındaki 45 sağlıklı gönüllüyü içerecek. Bu 45 kişi, Moderna’nın geliştirdiği araştırma aşamasındaki aşı ile, bir ay arayla 2 doz aşılanacak ve gönüllü katılımcıların her birine toplamda $1,100 ödenecek.[i]

‘Hayvan deneyleri o kadar kritik değil’

Moderna, sadece 10 yıldır faaliyette. Uzun yıllara dayalı bir geçmişi olmaması mı yoksa şu ana kadar onaylanıp kullanılan bir aşı geliştirmemiş olmasından mıdır bilinmez, henüz hayvanlar üzerindeki etkilerinden tam olarak emin olmadan insanlarda test etme konusunda acele ettiği ve daha kapsamlı hayvan çalışmaları yapması gerektiği düşünülüyor. Rekor denilebilecek bir hızla mRNA-1273 aşısını hazırlayan firmanın tıbbî müdürü Tal Zaks ise, klinik test aşamasına geçilebilmesi için aşının hayvanda işe yararlığının kanıtlanmasının o kadar kritik bir adım olmadığı düşüncesinde.

Kanada merkezli biyoteknoloji firması Medicago ise, Covid-19 için 20 gün gibi kısa bir sürede geliştirdikleri aşıda genetik kodun özel bir yöntem ile elde edildiğini ve bu yöntemin Gıda ve İlaç Dairesi tarafından onaylanması gerektiğini duyurdu birkaç gün önce. Medicago CEO’su Bruce Clark, kasım ayında hazır olacak aşıdan ayda 10 milyon adet üretebileceklerini ancak bunun için bazı bürokratik engellerin ortadan kalkması ve hayvanlar üzerinde testler yapmadan direkt klinik deney safhasına geçmeleri gerektiğini söyledi. [ii]  Ulusal basında da yer bulan bu haberde “ilk vegan aşı” başlıkları dikkat çekti. Vegan aşı tanımlamasının sebebi, aşının geliştirilmesi esnasında kullanılan metodun geleneksel metotlardan olmaması. Grip aşısı çalışmalarında kullanılan standart yöntem, aşı proteinlerini geliştirmek için tavuk embriyosu kullanılmasıdır ve bu işlemin tamamlanması için aylarla ifade edilebilecek bir zamana ihtiyaç duyulmasının yanı sıra, çok miktarda yumurta gerekir. Bitki kullanılarak geliştirilen aşılar ise sadece protein içeren, bulaşıcı olmayan virüs benzeri parçacıklardan oluşurlar ve bu parçacıklar enfekte edilen bitkilerin ürettiği proteinden elde edilir.[iii]

Takip edilmesi gereken geleneksel sıralamayı karıştırmak ya da atlamak, henüz bilinmeyen tehlikeler yönünden ahlâken tartışmalı hatta yanlış diyen bilim insanlarının yanında, içinde bulunduğumuz sıra dışı durum ve salgının zaman baskısı nedeniyle bazı evrelerin atlanabileceğini savunan bilim insanları da var.

‘Tek seçenek de değil’

Merck firmasının halk sağlığı sorumlusu ve Uluslararası AIDS Aşı Girişimi başkanı Mark Feinberg, “Geleneksel aşı zaman çizelgesi 15 ila 20 yıldır. Bu durumda, bu kabul edilemez” diyor ve COVID-19 için aşının hazır hale gelmesinin en iyi ihtimalle 1-1,5 yıl süreceği göz önünde bulundurulursa, yeni yaklaşımlar olmadıkça zaman çizelgelerine yaklaşmanın bir yolu olmadığını söylüyor. Feinberg, hayvanlar üzerinde yapılacak çalışmaların önemini bildiğini ekleyerek, direkt insanlardaki klinik denemelere atlama fikrinin sadece uygun değil, aynı zamanda sahip olduğumuz tek seçenek olduğunu düşünüyor.

Buna karşıt bir görüş olarak, McGill Üniversitesi Biyomedikal Etik Biriminin direktörü Jonathan Kimmelman şunları söylüyor: “Salgınlar ve ulusal acil durumlar genellikle hakları, standartları ve/veya normal etik davranış kurallarını askıya almak için baskı oluşturur. Geçmişe bakıldığında, bunu yapmanın çoğu zaman yanlış olduğu görülür.” Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü direktörü Barney Graham ise (Moderna’nın aşısıyla ilgili) hayvan testlerini atlamanın söz konusu olmadığını ve geliştirilen aşıların, Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü’ndeki virologlar tarafından fareler üzerinde denendiğini, bir diğer coronavirus olan MERS için üretilen benzer MRNA aşısındaki bağışık yanıtının aynısının bu farelerde de görüldüğünü belirtiyor. [iv]

‘Geleneksel yöntemler’in işe yararlığı

17 Mart’ta Çin Halk Cumhuriyeti’nin (ÇHC) yeni bir aşı geliştirdiği ve bu aşının hayvan testlerinde işe yaradığı duyuruldu. SARS salgınından (2003) bu yana koronavirüs aşıları üretmek için çalışan Fudan Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden (Şangay) viroloji profesörü Shibo Jiang, Nature’daki makalesinde[v]; standart protokollere sadık kalınması gerektiği, aşıların insanlarda kullanılmasına izin verilmeden önce güvenliğin birden fazla hayvan modelinde değerlendirilmesi gerektiğini savunuyor ve Moderna’nın aşı sürecine eleştirel yaklaşıyor. Buna verdiği örnek ise, çoğu hayvan korumacının aşina olduğu, başka bir koronavirüs olan kedigillerdeki bulaşıcı peritonit virüsü (FIP) ile ilgili. Jiang, onyıllar önce FIP için geliştirilen aşıların, kedilerde virüsün neden olduğu hastalığı geliştirme riskini artırdığını söylüyor.

Laboratuvarlarda kullanılan hayvanlar ile aşı üretimi arasındaki “geleneksel” bağ, yaşadığımız şu günlerde maalesef kendini açıkça gösterdi. Aşı geliştirmenin ilk adımı olarak hastalık sebebini incelemek üzere bir enfeksiyon modelinin oluşturulması ve bunun etkilerinin canlıda görülebilmesi için, klinik öncesi aşamada sayısız türden hayvan kullanılır ama bunların arasında en çok tercih edilenler kemirgenler ve insan dışı primatlardır. ÇHC’de yürütülen çalışmalarda da bu iki türün ismini sıklıkla duyuyoruz. Kemirgenler-özellikle de fareler, insanlarda görülen birçok hastalığın onlarda görülmemesi ve insanlarda hastalığa sebep olan birçok virüsün onlarda çoğalmıyor olmasına rağmen, genetik olarak tasarlanıp insanlaştırılarak, insan bağışıklığını modellemek için kullanılırlar. İnsan dışı primatlar ise; büyük olmaları, “pahalı” olmaları ve bize benzerlikleri nedeniyle bir takım etik sıkıntıları barındırmalarına rağmen, bağışıklık sistemlerinin bizimkini yakından taklit etmesi sebebiyle bu tür çalışmalarda tercih edilirler.

İnsanların kullanımına sunulacak aşı/tedavisini bulmak için onlarda olmayan bir viral hastalığın kasten enfekte edildiği hayvanlar üzerinde çalışmaya dair ahlaki eleştiriler bir yana, içinde olduğumuz bu korkutucu tablonun sebepleri ve gezegende yarattığımız tahribatla ilgili ciddi şekilde düşünüp ders alacağımız günlerin yakın olmasını diliyorum. Üzgünüm…

***

[i] https://www.modernatx.com/modernas-work-potential-vaccine-against-covid-19

[ii] https://www.biospace.com/article/medicago-successfully-produces-a-viable-vaccine-candidate-for-covid-19/

[iii] https://www.wired.com/2012/07/vaccines/

[iv] https://www.statnews.com/2020/03/11/researchers-rush-to-start-moderna-coronavirus-vaccine-trial-without-usual-animal-testing/

[v] https://www.nature.com/articles/d41586-020-00751-9

 

Kategori: Hayvan Hakları

Hayvan HaklarıManşet

Dünyadaki son dişi beyaz zürafa ve yavrusu öldürüldü

Dünyadaki son dişi beyaz zürafa, kaçak avcılar tarafından öldürüldü. Dişi zürafa ve yavrusunun, Kenya’da, ‘kaçak avcılar’ tarafından katlediği duyuruldu. İki zürafanın öldürülmesiyle, dünya üzerinde yalnızca bir beyaz zürafa kaldığı açıklandı.

Yerel bir çevre koruma kuruluşu olan Ishaqbini Hirola Vahşi Yaşam Barınağı yetkilileri, zürafaları bulduklarında ‘iskelet halinde’ olduklarını, en az dört ay önce öldürüldüklerini duyurdu. Barınak yöneticisi Mohammed Ahmednoor, “Dünyada beyaz zürafaların tek vasisi biziz. Onlardan biz sorumluyduk. Zürafaların öldürülmeleri, topluluğumuz için bir uyarı ikazı” dedi.

Beyaz zürafalar, nadir olarak görülen lösizm (leucism) adı verilen, pigmentasyon kaybından dolayı, alışılmış çizgili kürke sahip değil.

Kategori: Hayvan Hakları

Hayvan HaklarıManşetUlaşım

Adalar’da faytonculara ödemede sona gelindi, elektrikli araçlar hizmete giriyor

Büyükada’da geçtiğimiz aralık ayında görülen ruam hastalığı yüzünden 81 atın öldürülmesi ve faytonculuğun ulaşım amacıyla kullanılmasının yasaklanmasının yankıları sürüyor. Bazı faytoncular, fayton ve at paralarının ödenmediğini ve ahırlarda tutulan atların sağlık durumunun kötü olduğunu belirtirken, Adalar Belediyesi kaynakları son durumu Yeşil Gazete‘ye şöyle anlattı:

“Dün itibarıyla toplam 277 sahibinden 215’i sözleşmelerini imzalayıp fayton başına 300.000 olarak belirlenen paralarını almaya başladı. 60 civarında kişinin ise işlemleri sürüyor. Adalarda bulunan 1300 civarı attan, 1000’in üzerindeki hayvanın satın alınması işlemi bitti. Satın alınan atlar, Büyükada’daki yasal ahırlarda toplandı.”

Sözkonusu ahırlarda atların rahat hareket edebilmesi için alan açıldığını söyleyen Belediye yetkilileri, “Bir süre burada tutup güvenliklerini garanti altına aldığımız aşamada hayvanları Ada dışına çıkaracağız” dedi.

Ancak halen atların nereye götürüleceği konusunda soru işaretleri sürüyor. Yer için talepte bulunulan Tarım ve Ormancılık Bakanlığı’nın bir yer göstermediği öğrenildi. Atlar için toplu bir yer bulunmasının yanı sıra, “sahiplendirme” opsiyonunun da düşünüldüğü kaydedildi.

Elektrikli araçlar yazdan önce hizmete girecek

Bu arada İstanbul Büyükşehir Belediyesi de (İBB), Adalar’da yerli halk ve ziyaretçiler iki tip elektrikli aracı seçerek satın almalara başladı. Yeni araçlar, yaz sezonu açılmadan hizmete girecek.

İBB, atlarda geçtiğimiz aylarda görülen ruam hastalığı ve 80’i aşkın hayvanın öldürülmesi nedeniyle faytonların İstanbul Valiliği tarafından yasaklanmasından sonra, Adalar’daki ulaşım taleplerinin karşılanması amacıyla çalışma başlatmıştı. Bu amaçla, Adalar’ın doğal ve kültürel yapısına uygun, çevreye duyarlı, sessiz, ilçede trafik yoğunluğu oluşturmayacak büyüklükte elektrikli araçların kullanılmasına karar verilmişti.

Konuyla ilgili açıklama yapan İBB Ulaşımdan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Orhan Demir, Adalar’da yaşayan vatandaşlar ile ilçeyi turistik amaçlarla ziyaret edenlerin farklı yolculuk talepleri bulunduğunu belirterek, bu nedenle, kullanılacak elektrikli araçların da farklı büyüklük ve kapasitelerin tercih edildiğini söyledi.

Araçları İETT işletecek

Araç seçimi yapılırken, engellilerin kullanımına uygun olmasına özen gösterdiklerine dikkat çeken Demir, Adalar’da yaşayanların günlük ulaşım ihtiyaçlarını karşılamak üzere İETT tarafından işletilmesi planlanan 13 yolcu kapasiteli araçlar satın alındığını dile getirdi: 

“Adanın fiziksel koşulları ile yüksek eğimli yolları göz önüne alınarak, konutları ile iskeleler ya da alışveriş/rekreasyon mekanları arasında erişim güçlüğü yaşayan yaşlı, çocuklu, engelli vatandaşlarımıza hizmet amaçlı, talep bazlı çalışacak ve kapıdan kapıya özel hizmet verecek, küçük araçlar da sipariş edildi. Bu araçlar Adalar’da yaşayan ya da çalışan kişilerin yolculuk taleplerinin yanı sıra, ziyaretçiler, gruplar ya da aileler için gerek turlar, gerekse farklı rekreasyon bölgelerine erişim sağlamak üzere kullanılacak. Tümü elektrikli ve çevreci bu araçların yaz sezonundan önce hizmete girmesi planlandı.”

 

 

Kategori: Hayvan Hakları

Hayvan Haklarıİklim KriziManşet

30 bin canlı yok olma tehlikesiyle karşı karşıya

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu, yaban hayatının özgün değerleri ve etrafında örülü yaşam ağının sürdürülebilir kalkınmaya ve insanların refahına sağladığı katkıya dikkati çekmek amacıyla 20 Aralık 2013’te düzenlenen oturumunda, 3 Mart’ı Dünya Yaban Hayatı Günü ilan etti.

Anadolu Ajansı’ndan Zuhal Demirci’nin Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) verilerinden derlediği bilgilere göre, geçen yıl 26 bini aşkın canlı türü yok olma tehlikesiyle karşı karşıya iken bu sayı, bu yıl 30 bini geçti.

Biyoçeşitlilik azalıyor

IUCN’nin yayımladığı “Kırmızı Liste”ye göre, yüzergezerlerin yüzde 41’i, kozalakların yüzde 34’ü, mercan resiflerinin yüzde 33’ü, memelilerin yüzde 25’i ve kuşların yüzde 14’ü nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan canlılar arasında bulunuyor.

Her geçen yıl bir önceki yıla göre nesli tükenme tehdidiyle karşı karşıya olan canlı türleri sayısının arttığına dikkati çeken IUCN, bu bağlamda, biyoçeşitliliğin de giderek azaldığına vurgu yapıyor.

Sebep iklim krizi, avlanma ve yaşam alanlarının azalması

Birçok canlı türünün neslinin tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olmasının nedenleri arasında küresel ısıtma, kaçak avlanma ve doğal yaşam alanlarının giderek azalması gösteriliyor. Tarım, mobilyacılık, madencilik sektörleri ve altyapı için arazi kullanımının da doğal yaşam alanlarını yok ederek bitki ve hayvan türlerinin geleceğini tehdit ettiği belirtiliyor.

Organize suç gruplarının da nesli tükenmekte olan hayvanları öldürerek parçalarını satması ve yasa dışı evcil hayvan ticareti yapılması da diğer risk unsurları arasında yer alıyor.

Dağ keçisi avlamak için Adıyaman’a gelen ABD’li çift büyük tepki toplamıştı.

‘Doğal denge için yaban hayatı korunmalı’

IUCN, “Kırmızı Liste” indeksi kapsamında, bugüne kadar 112 bin 400 hayvan, bitki ve mantar türünü incelerken, bu yılın sonuna kadar en az 160 bin türü etüt ederek kategorilendirmeyi hedefliyor. Uzmanlar, ekosistemde önemli rol oynayan yaban hayatının, dünyanın doğal dengesinin sürmesi için korunması gerektiğine dikkati çekiyor.

Yaban hayatındaki çeşitliliğin azalmasının insanlar üzerinde büyük etkisi olacağı uyarısında bulunan uzmanlar, bu durumun çatışmalara bile yol açabileceğine işaret ediyor.

Kategori: Hayvan Hakları

Hayvan Haklarıİklim KriziManşet

Dünya Kutup Ayıları Günü kutlu olsun!

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) iklim krizinden etkilenen kutup ayıları hakkında farkındalık yaratmak için her yıl 27 Şubat’ta kutlanan Dünya Kutup Ayıları Günü için bir açıklama yayınladı.

“Bugün Dünya Kutup Ayıları Günü” başlığıyla yapılan açıklamada kutup ayılarının avlanmak, beslenmek ve dinlenmek için kullandıkları buz kütleleri, iklim krizi nedeniyle endişe verici bir hızla eridiğine değinildi. WWF’nin açıklamasında kutup ayılarıyla ilgili şu bilgiler paylaşıldı:

Kutup ayılarının güneş ışığını emmek için beyaz kürklerinin altında siyah derileri olduğunu biliyor muydunuz?  Kutup ayıları dünyadaki en büyük etobur memelilerden biri. Balık ve foklarla beslenen kutup ayıları, aç kaldığı zamanlarda yüzen buz parçaları üzerine binip kilometrelerce uzaklara giderek besin arıyorlar.

‘Varlıkları buzulların varlığına bağlı’

Kutup ayılarının avlanmak, beslenmek ve dinlenmek için kullandıkları buz kütleleri, iklim krizi nedeniyle endişe verici bir hızla eriyor. Kutup ayılarının hayatta kalması ve yavrularını büyütmesi kutup buzullarının varlığına bağlı. Deniz ortamındaki zehirli kimyasallar ve kirlilik, Kuzey Kutbu’nda artan petrol ve gaz araştırmaları gibi endüstriyel faaliyetler kutup ayılarının sağlığını ve geleceğini tehdit ediyor.

‘Gelecekleri tehdit altında’

Bazı bilim insanları, deniz üzerindeki buz kaybından dolayı  bu yüzyılın ortasında kutup ayısı popülasyonunun, mevcut sayının üçte ikisine gerileyebileceğini öngörüyor. Uluslararası Dünya Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) çalışmaları da Güney Beaufort Denizi bölgesindeki kutup ayısı popülasyonun düşüşte olduğunu ve iklim krizi nedeniyle geleceklerinin tehdit altında olduğunu gösteriyor.

Evlat edinme çağrısı

WWF uzmanları Kuzey Kutbu, ABD, Kanada ve Norveç bölgelerindeki kutup ayılarının yaşam koşullarını ve hareketlerini izleyerek, iklim değişikliği ve Kuzey Kutup Bölgesi’nde sanayinin genişlemesi gibi farklı tehditlerin farklı kutup ayısı popülasyonları üzerindeki etkisini anlamak için çalışıyor.

“Kutup ayılarını birlikte koruyabiliriz!” çağrısının yapıldığı açıklamada herkesin bir kutup ayısı evlat edinerek çalışmalara destek olabileceği belirtildi. Destek olmak isteyenler bu link üzerinden ilgili formu doldurabiliyor.

 

Kategori: Hayvan Hakları

Hayvan HaklarıKentManşet

İBB Adalar’daki atları satın almaya başladı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sözcüsü Murat Ongun, Adalar’daki atların ve faytonların belediye tarafından satın alınma işleminin başladığını duyurdu.

İBB, daha önce yaptığı açıklamada, fayton kullanımının sonlandırılması hususunda Adalar’daki 277 tescilli fayton plakasını ve atları 90 milyon liraya satın alacağını duyurmuştu. SözcüOngun Twitter hesabında konuyla ilgili bir paylaşım yaptı. Ongun, “Adalar’daki atların İBB tarafından satın alınma işlemi başladı. Düzenli olarak beslenen ve tedavileri yapılan atlar aynı şekilde korunacakları bir alana nakledilecekler” dedi.

Faytonlara plaka başına 300 bin TL, atların ise 4’er bin liraya satın alındığı bilgisi de paylaşıldı. Videoda şu ana kadar 624 adet atın satın alındığı belirtildi.

81 at öldürüldü

Adalar Kaymakamlığı, geçen Aralık ayında Büyükada‘da görülen ve “ruam” olarak bilinen hastalıkla ilgili 81 atın öldürüldüğünü açıklamış; karantina tedbirleri kapsamında ilçeye hayvan giriş çıkışları da durdurulmuştu.

Satın alınan atların nereye götürüleceği ve bakımlarının nasıl yapılacağı ise halen bilinmiyor.

Kategori: Hayvan Hakları

Hayvan HaklarıManşet

ABD’den dağ keçisi öldürmeye geldiler

Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü’nce, Adıyaman’ın Sincik ilçesi dağlarında av turizmi kapsamında izinli avcılık yapılıyor. Bu kapsamda ABD’den kente gelen Emieblcek Harris, Sincik Devlet Avlağı’nda boynuz uzunluğu 130 santimetre olan 11 yaşındaki dağ keçisini öldürdü. Avdan memnun kaldığını belirten Harris, gelecek yıl tekrar gelmek istediğini söyledi. Harris’in eşi ise 118 santimetre boynuz uzunluğuna sahip bir diğer dağ keçisini öldürdü.

30 hayvan için av izni verildi

Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürü İsmail Kozan, izinli dağ keçisi avı yapılabildiğini, kaçak ava ise 26 bin lira cezai işlem uygulandığını söyledi.

Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü’nün belirlediği alanlarda 8 yaş ve üzeri dağ keçileri için av izni veriliyor. 31 Mart’ta sona erecek 2019-2020 av sezonu için 30 adet av kotası verilmişti.

Dersim Alevileri tarafından kutsal kabul edilen dağ keçilerinin kent dışından gelen avcılar tarafından avlanması da kentte yıllardır büyük tepki çekiyor. Yöre halkı ne kadar karşı çıksa da, özellikle kış koşulları nedeniyle hareket kabiliyetleri sınırlanan dağ keçileri, yurt dışından ve Dersim dışından gelen avcılar tarafından avlanıyor. Aralık ayında 19 dağ keçisinin bu şekilde öldürüldüğü belirtiliyor.

Kategori: Hayvan Hakları

Hayvan HaklarıLGBTİ+Manşet

İda Koçak’ın vegan yemek talebi karşılandı, açlık grevi sonlandı

Tutuklu bulunduğu Ankara Sincan L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda kendisine vegan yemek verilmemesini protesto etmek için açlık grevine başlayan vegan trans mahpus İda Koçak’ın talebi açlık grevinin dokuzuncu gününde karşılandı.

Pembe Hayat’ın aktardığına göre kendisini ziyarete giderek bilgi alan bir avukat, İda’nın talebinin kabul edildiğini ve vegan yemek verildiğini bildirdi. Açlık grevini sonlandırdığını duyuran Koçak İda, “Talebim destekler sayesinde kabul edildi. Herkese teşekkür ediyorum” dedi.

Ne olmuştu?

Trans aktivist Diren Coşkun’un sosyal medya hesapları üzerinden İda Koçak’ın açlık grevine girdiğini duyurması sonrasında olay, çok fazla kişinin tepkisini çekmiş, #İdayaSesVer hashtagi üzerinden insanlar tepkilerini dile getirmişti.

Konuyla ilgili çalışmalara başlayan Pembe Hayat Derneği, Ankara Sincan’da yer alan cezaevinin psikososyal servisi ile iletişime geçerek konuyla ilgili bilgi talep etmişti.

Kategori: Hayvan Hakları

Ekolojik YaşamHayvan HaklarıManşet

İyi haber: Mavi balina sayısı artıyor

Dünyadaki en büyük canlı türü olan ve soyu tükenme tehlikesindeki mavi balinaların sayılarının artmaya başladığı tespit edildi. Bilim insanları, geçen yıl boyunca 55 Mavi Balina saymayı başardı.

British Antarctic Survey’in (BAS) verilerine göre, geçen yıl boyunca toplamda 55 mavi balina görüldü ya da kaydedildi. Araştırmacılar, çalışmalarını Atlantik Okyanusu’nun güneyindeki Güney Georgia Adası civarında gerçekleştirdi.

Avcılık nedeniyle soyu tükenme noktasına gelen mavi balinaların yanı sıra kambur sırtlı balinaların ve güney gerçek balinalarının da sayısı neredeyse eskiye dönmüş durumda. Araştırmayı yürüten Dr. Jen Jackson, artışın balina avcılığının engellenmesinin sonucu olduğunu ifade etti. Ayrıca Jackson, bu artışın uzun vadeli bir eğilim olup olmadığını tespit etmek için korumaya ve gözlemlemeye devam etmeleri gerektiğini belirtti.

20 bin kambur sırtlı balina

2017-18 sezonundaki ilk BAS keşfinde yalnızca bir mavi balina tespit edilirken üçüncü ve son keşifte 55 mavi balina kayıt altına alındı. Washington Üniversitesi’nden balina uzmanı Dr. Trevor Branch, son 40-50 yılı ele aldığında, kendisinde yalnızca iki mavi balina kaydı bulunduğuna dikkat çekiyor.

Diğer yandan kambur sırtlı balinaların Güney Georgia’da görünmesiyse artık sıradanlaştı. BAS keşif araştırmasının son 21 gününde toplam 790 kambur sırtlı balina kaydedildi ve tahminlere göre bölgedeki sularda 20 binin üzerinde kambur sırtlı balina yer alıyor.

60 yılda 176 bin balina öldürüldü

Güney gerçek balinaları, yavaş yüzme hızları ve meraklı doğaları nedeniyle avlanmaya en uygun balinalar olarak görülüyor. BAS araştırmacıları, 2019 – 2020 kış sezonunda iki güney gerçek balinasına etiket koymayı başardı. Bölgedeki balina avcılığının son 60 yılda 176 bin balinanın hayatına mal olduğu belirtildi.

Japonya’da tepkilere rağmen avcılığa devam

Ancak Japonya‘da 30 yılı aşkın süredir yürürlükte olan ticari balina avcılığı yasağının geçtiğimiz yıl kalkmasının ardından balıkçılar yeniden okyanuslara döndü. Tekneler okyanusta yaz boyunca minke ve gagalı balina türlerini avladı. Tüm dünyadan gelen tepkilere rağmen, avcılığın bu yaz da devam edeceği bildiriliyor.

Kategori: Ekolojik Yaşam

Hayvan HaklarıLGBTİ+Manşet

Vegan trans mahpus hapishanede açlık grevine girdi

Ankara Sincan L tipi cezaevinde tutuklu bulunan vegan trans mahpus İda Koçak, kendisine vegan yiyecek verilmesi talebinin karşılanmaması üzerine açlık grevine başladı. Koçak, açlık grevinin 8. gününde.

Koçak’ın açlık grevinde olduğu trans aktivist Diren Coşkun’un sosyal medya hesapları üzerinden yaptığı paylaşım ile duyuruldu. Pembe Hayat’ta yer alan habere göre ziyaretine giden ailesi hapishanenin kendisine ısrarla navegan yemekler getirilmesi nedeniyle açlık grevine başladığını öğrendi.

Cezaevi ile görüşmeler başladı

Konuyla ilgili çalışmalara başlayan Pembe Hayat Derneği, Ankara Sincan’da yer alan cezaevinin psikososyal servisi ile iletişime geçerek konuyla ilgili bilgi talep etti.

Trans mahpusun maruz kaldığı baskının sosyal medya hesapları üzerinden duyurulması ile de nefret karşıtları tepki göstermeye başladı. #İdayaSesVer hashtagi ile paylaşım yapan kişiler, bu hukuksuzluğun bir an önce son bulması için çağrıda bulunuyor.

Kategori: Hayvan Hakları

DünyaEditörün SeçtikleriEkolojik YaşamHayvan HaklarıManşet

Bir çakalla bir porsuğun dayanışmasının gösterdiği: Yaban hayatına can veren koridorlar

Bir çakal ve porsuk Kuzey Kolorado’daki Ulusal Black-footed Ferret Koruma Merkezi’nde avlanırken (stalk prey). (Fotoğraf: Kimberly Fraser/U.S. Fish and Wildlife Service)

Yeşil Gazete için çeviren: Hanife Aliefendioğlu

Tıpkı sizin gibi ben de yukarıdaki çakal ve porsuğa ait hoş viral videodan etkilendim. “Bu, salonda izlemek için para ödeyebileceğim keyifli bir komedi” diyerek twitledim.

Eğer görmediyseniz, Kaliforniya Santa Cruz dağlarında Peninsula Open Space Trust‘ın (POST) vahşi hayat kamerası ile çekilmiş bu videoda, yalnız bir çakal kameranın arkasındaki arkadaşını eğlenceli bir biçimde kameranın önünde davet ediyor. Bir köpek dostunun kolayca anlayabileceği gibi çakalın beden dili hiç saldırgan değil ve çok mutlu. Çakal daha sonra bu büyük yeraltı menfezlerinden birine giriyor ve bekliyor. Ardından, arkadaşını menfez içinde karanlığa doğru takip eden bir porsuk çerçevenin içine giriyor, birbirinden tamamen farklı iki popo sallanarak görüntüden uzaklaşıyorlar.

Çakallar ve porsuklar arasındaki işbirliği, en azından vahşi doğa biyologları ve hayvan davranışlarına dikkat eden dostları tarafından oldukça iyi bilinir. Bu gerçek; yerli Amerikalılar tarafından da biyologlar gelmeden öncesinde biliniyordu. İkili kameralara yakalandıklarında avlanmıyorlardı, ancak bu işbirliğini açıklamak için en olası açıklama, birlikte yer sincabı avına çıkmış olmaları.

 

Neden birlikte hareket ediyorlar? MNN’den Russell McLendon yazıyor: “Çakallar çevik ve hızlıdırlar bu yüzden açık çayırlarda av peşinde koşarlar. Çakallara kıyasla porsuklar yavaş ve sakar koşuculardır, ancak yeraltı yuvalarında küçük hayvanları izlemeye uygun iyi kazıcılardır. Dolayısıyla yalnız başlarına sincap ve çayır köpeği  avına çıktıklarında porsuklar avlarını kazıp çıkarırken çakallar izler ve pençeleriyle hamle yaparlar.”

Video vahşi hayvanların yaşamlarına son derece çekici bir bakış olsa da, insanlar hala resimde ağır basıyor. Zira, çakal ve porsuğun yeraltı tünelini kullanmalarının gerçek nedeni; topraklarının otobanla bölünmüş, insan yerleşimleri yapılması için ayrılmış olması, onların yaşam alanlarının parçalara ayrılmış oluşu.

POST’un Yaban Yaşamı Linkage program yöneticisi Neal Sharma, MNN’e şöyle konuşuyor: “Bu videoda gerçekten şaşırtıcı olan şey, vahşi yaşam için tasarlanmamış, yoğun bir otoyol altında insan yapımı bir tünel içinde hareket eden iki farklı türü görüyor olmamız. Bu durum, bu hayvanların her ikisinin birlikte rahatça geçebileceklerini bir menfez. Bu da bizim bildiğimiz kadarıyla bir menfezin eş zamanlı olarak ortak kullanımının ilk belgelenmesi”.

Yaban koridorları neden önemli?

Videodaki görüldüğü gibi yeterince büyük menfezler, daha büyük, planlı vahşi yaşam alt geçitleri, üst geçitleri, yaban hayatı alt ve üst geçitleri, hayvanlar için insanların topraklarını istilasına karşı koymanın bir yoludur. Türlerin sağlıklı DNA çeşitliliğini korumak, yiyecek ve su bulmak için yaban hayatının kendi içinde bağlantılı olması önemlidir. Ancak Sharma’nın söylediği gibi, hayvanların birbirine bağlantıda olmasını sağlamanın “uzun erimli önemi” çeşitliliktir. Sharma “Hayvanların iklim değişikliğine ve değişen dünyaya uyum sağlamasına olanak tanımayı düşünüyoruz. “Bağlanma habitatları” bir iklim dayanıklılığı stratejisidir, böylece ekosistem bütün parçalarına bağlı olduğu için esnek ve sağlıklı kalma şansı en yüksektir” diyor.

POST, farklı hayvanların mevcut menfezleri nerede, ne zaman ve nasıl kullandıklarını (ve başka bir üzücü ama önemli bir ölçü olan; yol kazalarında ölenlerin cesetlerinin nerede bulunduklarını) incelediği üç yıllık bir çalışmanın ortasında. Viral olan çakal-porsuk videosu bu veriyi toplamak için kullanılan 50 kameranın çekimleri arasında bulundu.

Sharma, “Alt geçitte ve kameralarda dağ aslanı ayak izi bulduk. Gri tilki, rakun, kokarca ve vaşak var, yılanlar ve kuşlar gibi birçok değişik türü de gördük” diyor. (Videonun uzun versiyonu birçok diğer hayvanı gösteriyor.)

Proje tamamlandığında POST, kameraların topladığı bilgileri ve yol kazası verilerini bir araya koyacak.

“Tüm olanaklar ve konulara ilişkin öneriler geliştirmeyi ve akılcı bir analiz yapmayı umuyoruz ve şu anda bir araya getirdiğimiz bu müthiş veri kümesinden en iyi şekilde yararlanmak için bazı uygulama stratejilerimiz olacak” diye konuşuyor Sharma. POST’un bu bilgileri, “çok çeşitli etkilerden yararlanacak katkı” olarak paylaşmak için Kaliforniya Ulaştırma Bakanlığı, diğer hükümet kuruluşları ve STK’lerle birlikte çalıştığını söylüyor.

Şimdi ve gelecekte çakal porsuk ikisi ve fareden dağ aslanına kadar aynı ekosistemi paylaştıkları diğer hayvanlar, onlar için ulaşımı güvenli hale getiren birbirine bağlı bu yaşam alanlarından fayda sağlayacaklar. Bununla birlikte insan hayatının korunması ve araçların onlara çarpmasından ötürü oluşan mal kaybının azalması bonus olacak.

Makalenin İngilizce Orijinali

Kategori: Dünya

Hayvan HaklarıManşet

‘Hayvanlara yönelik şiddet TCK kapsamına alınmalı’

2016’dan bu yana hayvan hakkı ihlallerini raporlayan Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), Yunuslara Özgürlük Platformu ve Dört Ayaklı Şehir’in katılımıyla 2020’nin hayvanlara yönelik hak ihlallerine dair ilk raporunu açıkladı. HAKİM, 2016’dan bu yana hayvan hakkı ihlallerini raporluyor.

Hayvanların yaşadıkları zulmü ve rutin şiddeti tür ayırt etmeksizin görünür kılmayı amaçlayan rapor, bu yıl çıkarılması planlanan Hayvan Hakları Yasası’na da atıfta bulunuyor.

Beş başlıkta hayvanlara yönelik şiddet

Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği’nin İstanbul Beyoğlu’ndaki mekanında gerçekleştirilen basın toplantısında, farklı endüstriler, kurumlar ve şahıslar tarafından hayvanlara yaşatılan zulüm; “yaşam hakkı gaspı, işkence, özgürlüğü kısıtlama, cinsel şiddet ve beden dokunulmazlığının ihlali” başlıkları altında sunuldu. Çalışma, 9 Kasım 2019’da hayatını kaybeden HAKİM Kurucusu ve hak savunucusu Burak Özgüner’e adandı.

 ‘Medyada çok az yer veriliyor’

HAKİM Koordinatörü Fatma Biltekin, kedi ve köpek dışında farklı türden milyonlarca hayvanın da fiziksel ve psikolojik şiddet gördüğünü ve farklı endüstriler tarafından sistematik zulme uğradığını vurguladı.

Medyada bu ihlallerin çok küçük bir kısmına yer verildiğini söyleyen Biltekin, raporlanan hak ihlâllerinin yalnızca basın, sosyal medya ve yasal yaptırım ile kayıt altına alınabilenlerden oluştuğunun altını çizdi. Biltekin, “Buna rağmen, bu basın toplantısında kamuoyu ile paylaştığımız bir aylık rapor bile, hayvan hakları ihlâllerinin aslında ne denli korkutucu boyutlarda yaşandığı gerçeğini de ortaya koyuyor” dedi.

Ocak ayında 48 bin 348 yaşam hakkı gaspı

Rapora göre, 2020’nin Ocak ayında en az 48 bin 348 yaşam hakkı gaspı, 47 işkence vakası, 29 bin 804 özgürlüğü kısıtlama, 2 cinsel şiddet, belediye çalışanları ve kamu görevlileri eliyle yaşanan 4 ihlal vakası raporlanabildi.

Raporda, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Ocak ayı verileri henüz açıklanmadığı için bu sayılara insan menfaati için kullanılan hayvanların yaşadığı hak ihlalleri eklenememiştir. Ancak 2019 ile ilgili edindiğimiz sayılar, hayvanların daimi soykırım yaşadığını bize net bir şekilde gösteriyor” denildi.

Öldürülmeler, işkenceler ve cinsel şiddet

TÜİK verilerine göre sadece 2019’da 1 milyar 213 milyon 274 bin tavuk ve hindi eti için öldürüldü. 2019 Kasım ayına kadar 7 milyon 174 bin 352 hayvan yurt içi sevk sırasında işkenceye maruz bırakıldı. Sadece 2019’da 1 milyar 265 milyon 415 bin 285 sığır, manda, koyun, keçi, tavuk ve hindinin özgürlüğü kısıtlandı.

2019 yılının Ekim ayına kadar 2 milyon 90 bin 771 hayvan suni tohumlama yöntemiyle cinsel şiddete maruz bırakıldı. 2019 yılında kırkılma esnasında beden dokunulmazlığı ihlal edilen keçi ve koyun sayısı 47 milyon 913 bin 069 olarak kayıtlara geçti.

Meclis’te hayvan hakları

Biltekin, Ocak ayında TBMM’de hayvan haklarıyla ilgili yalnızca üç soru önergesi verildiğini belirterek, “Bu önergelerden biri, ne acıdır ki, sokak hayvanlarının bakımevlerine kapatılmasını ideal bir çözüm olarak sundu.

Diğer ikisi ise hayvan ölümlerindeki artışı, bu ölümler karşısında verilen cezaları ve atlı faytonlarda sömürülen atların ruam salgını karşısında sağlık durumunu sorguladı” dedi.

Yedi kanun teklifi sunuldu

2020’nin ilk ayında Meclis’e hayvan haklarıyla ilgili herhangi bir kanun teklifi sunulmadığından 2019 verileri paylaşıldı. Rapora göre, Ocak 2019’dan Şubat 2020’ye kadar olan süre içinde hayvan haklarıyla ilgili 7 kanun teklifi sunuldu.

İlgili komisyonlar ile paylaşılan toplam 7 tekliften 6’sının CHP’ye, 1’inin HDP’ye ait olduğu, bu süre zarfında AK Parti, MHP ve İyi Parti tarafından hayvan haklarına yönelik herhangi bir kanun teklifi sunulmadığı belirtildi.

‘Failler ‘hayvana kötü muamele’den yargılanmalı’

Ankara Batıkent‘te zehirlenen hayvanlarla ilgili Ocak ayında görülen davada çıkan 10 yıllık cezaya atıfta bulunan HAKİM sözcüsü Aslı Alpar şu ifadeleri kullandı:

Bu ceza ‘çevreye kasten zarar verme’ ve ‘mala zarar’ suçlarından verildi. Bu davanın sonucunu memnuniyetle karşılasak da faillerin ‘hayvana kötü muamele’ suçundan yargılanması gerektiğini biliyoruz ve bunun için çabalıyoruz.

Adaletin hayvanlar için işletilebilmesi için hayvanların mal statüsünden çıkarılması ve yasanın hayvanların lehine olacak şekilde bir an önce düzenlenmesi gerekiyor.

Batıkent’te zehirlenen köpekler

‘Kurumlar şeffaf olmalı’

Benzer bir şekilde, örneğin, yıllık olarak açıklama sorumluluğu varken, 2017’den beri deneylerde işkence gören hayvanların sayılarını açıklamayan Hayvan Deneyleri Merkezi Etik Kurulu gibi pek çok kamu kurumunun da şeffaf olmalarını ve yükümlülüklerini yerine getirmelerini bekliyoruz.

Yıldırım: Hayvana yönelik şiddet TCK kapsamına alınmalı

Dört Ayaklı Şehir Koordinatörü Mine Yıldırım ise, kent hayvanlarıyla ilgili envanter olmaması ve kayıtdışılık sorununa değinirken, “Bu durum, kamu kurumlarının, özellikle de belediyelerin toplu veya tekil öldürme vakalarında hesap verilebilirliğini bütünüyle ortadan kaldırıyor. Barınak olarak bilinen tecrit merkezlerinde, barınak çeperlerinde ve ormanlarda kamu personelinin ve şahısların hayvanlara uyguladığı şiddet görünür kılınamıyor ve bu nedenle de raporlara eklenemiyor” dedi.

Yıldırım, “Hayvana yönelik haksız fillerin Türk Ceza Kanunu (TCK) kapsamına alınması bu anlamda bizim için en kritik başlıklardan biri” olduğunu söyledi.

’12 yılda 25 yunusa ne oldu?’

Yunuslara Özgürlük Platformu ise, mevcut rakamlar üzerinden, HAKİM raporunda “özgürlüğün kısıtlanması” başlığı altında yer alan yunus gösteri ve terapi merkezlerindeki soruna dikkat çekti. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hayvanat bahçeleri, tematik akvaryumlar ve yunus parklarına dair somut bilgi ve belge paylaşmadığını vurgulayan Öykü Yağcı Tonay, toplantıda CITES uluslararası sözleşmesine ait veritabanlarından elde ettikleri rakamları aktardı.

2005-2017 yılları arasında afalina türü 75 yunusun Türkiye’deki yunus parklarına satıldığını ve kiralandığını belirten Yağcı Tonay şunları söyledi:  “Bu yunuslardan 34’ü Japonya’nın yunus sürek avıyla ünlü ‘katliam koyu’ Taiji’den getirilmiş. Yunus parkı işletmecilerinin milletvekilleriyle paylaştığı mevcut toplam tutsak yunus sayısı ise 50. Arada 25 bireylik büyük bir fark var. 12 yılda 25 yunusa ne olduğunu, bu ticari işletmelerde kaç yunusun, kaç mors, beluga, deniz aslanı ve fokun hayatını kaybettiğini öğrenmek istiyoruz. Bu rakamlar, bir yılda en az iki yunusun esaret altında hayatını kaybettiği anlamına geliyor. Bu da en büyük hak ihlallerinden biri olarak karşımıza çıkıyor”

‘Canlı yunus avlamayı getirmeye çalışıyorlar’

Yunus parkı sahiplerinin Türkiye’de 1983’ten beri yasak olmasına rağmen doğadan canlı yunus avlama uygulamasını geri getirmek için uğraştığını aktaran Yağcı Tonay, esaret altında zorla üreme programlarına izin verilmesi, yunusla terapi adı altındaki ticari faaliyetlerin yasaklanmaması için park işletmecilerinin çaba sarf ettiklerini belirtti.

Yağcı Tonay, kamuoyunu ve milletvekillerini bu lobi faaliyetlerine karşı uyararak, “TBMM bu kirli ticarete artık bir an önce son vermelidir. Daha fazla türden, daha fazla hayvanın tutsak edilmemesi, insanların terapi adı altındaki binlerce dolarlık rant çarkında daha fazla sömürülmemesi için bu merkezleri kapatarak bir daha açılmamak üzere yasaklamalıdır” dedi.

Tanık olduğunuz hayvan hakları ihlallerini buradan HAKİM’e ulaştırıp  çalışmaya destek verebilirsiniz.

Kategori: Hayvan Hakları