Ana Sayfa Blog Sayfa 423

Fransa’da nükleer santraller aşırı sıcaklar nedeniyle vites düşürecek

Yüksek sıcaklıklar, bu hafta Fransa‘nın Rhone Nehri kıyısındaki santrallerde nükleer enerji üretiminin yarıya indirilmesine neden olabilir.

Nükleer operatör şirketi EDF Enerji, yüksek sıcaklık tahminleri nedeniyle doğu Fransa’daki iki nükleer santralde üretim kısıtlamalarının beklendiğini söyledi.

Bu yıl, geçen seneki benzer bir uyarıdan daha erkendenden yapılan açıklamada, bu yaz daha az santralin yüksek sıcaklıklardan etkileneceği de kaydedildi.

Operatör, sıcak havanın 13 Temmuz’dan itibaren 3,6 gigawatt (GW) kapasiteli Bugey santrali ve 16 Temmuz’dan itibaren 2,6 GW kapasiteli Saint Alban santralinden gelen mevcut güç arzını yarıya indireceğini açıkladı.

Ayrıca şebeke gereksinimlerinin karşılanması için Bugey’de en az 1,8 GW ve Saint Alban’da 1,3 GW elektrik üretimi yapılacağı ve bu miktarın şebeke ihtiyaçlarına göre değişebileceği belirtildi.

‣ Avrupa’nın nükleer reaktörlerinin başı sıcak dalgasıyla dertte
‣ Avrupa’da aşırı sıcaklar: Fransa’da iki nükleer santral durduruldu

Yüksek sıcaklıklar enerji maliyetlerini artıracak mı?

euronews‘ün aktardığına göre, Kpler analisti Emeric de Vigan, kısıtlamaların çıktı üzerinde muhtemelen çok az etkisinin olacağını söyledi.

Kesintilerin yalnızca hafta sonları veya güneş enerjisi üretiminin zirvede olduğu öğle vakitlerinde yapılabileceği bu nedenle enerji fiyatları üzerindeki önemli bir etkisi olmayacağı düşünülüyor.

Ancak durumun önümüzdeki haftalarda takip edilmesi gerektiğini belirten de Vigan, bu tür kısıtlamaların uygulanmasının yazın bu dönemi için alışılmadık ölçüde erken olduğunu vurguladı.

Bugey santralindeki su sıcaklıkları, kısıtlamalar için başlangıç eşiğini 9 Temmuz’da gölgede bırakmıştı. 

Refinitiv verilerine göre, şu anda su sıcaklıklarının önümüzdeki hafta zirve yapacağı ve ardından düşeceği tahmin ediliyor.

Refinitiv analisti Nathalie Gerl, “Fransa şu anda büyük miktarlarda gücün net ihracatını gerçekleştiriyor – tek nükleer birimlerin arz kısıtlamaları geçen yılki gibi sonuçlara yol açmayacak” dedi.

Güney Fransa’daki Garonne Nehri, kritik düzeyde ısınma için en yüksek potansiyele sahip, ancak veriler, Golfech santralinin bakım için ağustos ortalarına kadar çevrimdışı olacağını gösteriyor.

Greenpeace kampanyacısı Roger Spautz, “(Kısıtlamaların) yaşanması bekleniyordu ve muhtemelen daha sık gerçekleşecek. Yetkililerin su deşarjları için mevcut düzenlemelere bağlı kalmaları gerek. Aksi takdirde ekosistemler daha da fazla etkilenecek” diye konuştu.

‣ Akkuyu NGS’nin soğutma suyu için ÇED davası
‣ Akkuyu nükleer santrali Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşındı: İnsanlığa karşı suç işleniyor

Ordulular iktidarın onay verdiği madene karşı dava açtı: Parsel parsel satılıyor

Ordu, Ulubey ilçesinde tarım ve orman alanında açılmak istenen bentonit madenine karşı çıkan halk, Ordu Çevre Derneği‘yle birlikte ‘Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) iptal’ davası açtı. Adliye önünde basın açıklaması gerçekleştiren Ordu Çevre Derneği Yönetim Kurulu üyesi ve davanın avukatı Haluk Türkmen, şunları dile getirdi:

“Ulubey ilçesinde bentonit madeni işletmeciliğine tepki gösteren 60 yöre insanıyla birlikte Ordu İdare Mahkemesi’ne davamızı açtık. Davanın lehimize olacağını umuyoruz.”

Ordu Çevre Derneği Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül ise yaptığı açıklamada, “Ülkemiz her geçen gün maden şirketlerine parsel parsel satılarak talan edilmekte. Ordu’nun yüzde 72’si maden ruhsat alanı ilan edildi. Adeta Ordu halkının yaşama alanları yok edilmekte. Şehrimiz taş ocakları, HES, RES, altın, kurşun, bakır, çinko madenleri, bentonit maden şirketlerinin işgaline maruz kalmıştır” dedi ve ekledi:

“Ordu’nun geçim kaynağı olan fındık yok oluyor. Fındık bahçeleri yok edilip maden sahaları açılmakta. Ordu halkı maden şirketlerinin insafına bırakıldı. Daha üç gün önce Perşembe ilçemizin Soğukpınar mahallesinde altın, gümüş, bakır, kurşun madeni sahası için ÇED süreci başlatıldı. Görülüyor ki her gün maden şirketlerine parsel parsel satılmaktadır.”

‘Maden sahası özel mülkiyet, tarım ve orman alanlarının üçte birini kapsıyor’

“Bentonit madenine karşı olduğumuz için dava açmıyoruz. Dava açma nedenimiz maden sahasının yaşam alanlarının içinde olmasındadır. Tarım alanlarının yok olmasına, bizlere yaşam hakkı tanımamasına nedeniyle dava açıyoruz” diyen Gönül, şunları aktardı:

“Maden sahası özel mülkiyet, tarım ve orman alanlarının üçte birini kapsıyor. Erozyon etkisi yaratması, heyelanların olmasına neden olacağından, tozlanma nedeniyle de birçok hastalığa yakalanacağız. Sağlıklı bir ortamda yaşamayacağız. Maden sahasındaki özel mülkiyet alanı ve mülkiyet sahiplerinden izin alınmamıştır. Kurum görüşlerinde maden sahasının sakıncaları olacağı uyarıları dikkate alınmamıştır.

Devlet yurttaşlarının sağlıklı bir ortamda yaşamasını sağlaması gerekirken biz yurttaşlar olarak devletin yapması gereken görevi yapmaktayız. Davamızı kazanana kadar mücadelemiz sürecektir.”

Son olarak Yenisayaca‘dan, Emek Partisi Ordu İl Başkanı Hikmet Poyraz da, “Maden sahası içindeki Yenisayaca’da yaşıyorum. Bir yurttaş olarak mahallemize sahip çıkacağız. Bölgemiz fındık bahçesi ve ormanlık alan. Maden işletmeciliği zarar verecek. Hem hukuksal hem de fiili mücadelemizi vereceğiz. Mahallemizde siyasi farklılıklara rağmen birlikteliğimizi sürdüreceğiz ve kazanacağız. Bu saldırı kapitalist sistemin bir sonucu olduğunu da vurgulamak gerekir”dedi.

Çevre hakkıyla ilgili birlikte açılan davalarda Danıştay’dan emsal karar

Zeytinlikleri madenciliğe açan yönetmelik değişikliğinin iptali için açılan davada Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu (DİDDK), çevre hakkını ilgilendiren davalarda birden fazla davacının birlikte dava açamayacaklarına yönelik Danıştay 8. Dairesi’nin kararını kesin olarak bozdu.

Altıparmak Hukuk Bürosu‘nca toplum yararına hukuki hizmet kapsamında takip edilen davada, 8 Mayıs 2023 tarihinde verilen DİDDK kararı, benzer nitelikli uyuşmazlıklar açısından emsal olma niteliğini taşıyor.

Karar, halkın mahkemelere erişimi ve adil yargılanma hakkı açısından önemli tespitlerde bulunuyor.

‘ÇED yönetmeliği yeni, yeşile boyanmış kalkınma hevesi eski’ 
‣ Zeytinlikleri maden işletmelerine açan yönetmeliğe dava yağıyor
‣ Onlarca dava açılmış, yürütmesi durdurulmuştu: Bakanlık itiraz etti, zeytinliklerde madencilik faaliyetlerinin önü açıldı

çevre

Konu mahkemeye erişim hakkının ihlali üzerinden mahkemeye taşındı

Büronun hukukçularından Av. Cem Altıparmak, DİDDK’nın kararını şöyle değerlendiriyor:

“1 Mart 2022 tarihli Resmi Gazete’de, zeytinlik sahaları madencilik faaliyetlerine açmak için Madencilik Yönetmeliğinde değişiklik yapan yönetmeliğin yayınlamasıyla birlikte, kamuoyunda ciddi bir tepki ortaya çıktığı, birçok kişinin, çiftçi/tarım örgütlerinin ve sivil toplum kuruluşlarının davalar açtığı kamuoyunun bilgisi dahilindedir. Açılan bu davalar sonucunda Danıştay 8.Dairesi’nce, değişiklik yapan yönetmeliğin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmiştir.

Bu davalardan bir tanesi de hukuk büromuzca dokuz dernek, yedi kooperatif ve 11 gerçek kişi adına açtığımız davaydı. Ne var ki Danıştay 8.Dairesi bu davada davacıların ortak dava açma ehliyeti açısından oldukça sorunlu bir karar vererek, açılan davada davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunmadığı gerekçesiyle, her bir davacı tarafından ayrı ayrı dava açılmak üzere dava dilekçemizin reddine karar verdi.

İdari Yargılama Usulü Kanunu’na göre dilekçemizin reddi halinde ya ret gerekçesine uyarak 27 davacı için ayrı ayrı 27 dava açacaktık ya da bu gerekçeyi adil yargılanma hakkının, mahkemeye erişim hakkının ihlali üzerinden tartışmak amacıyla davayı bir üst mahkemeye taşıyacaktık.

Davacı müvekkillerimizle yaptığımız değerlendirmeler sonucunda, Danıştay 8. Dairesi’nin ret gerekçesine uyarak, her bir davacı için ayrı ayrı dava açmayı kabul etmemiz durumunda hukuk devletinin temelini oluşturan hak arama hürriyetinin, mahkemeye erişim hakkının, adil yargılanma hakkının, yurttaşların ülkedeki bir hukuksuzluğa karşı toplumsal dayanışma içinde ve bir arada haklarını savunma özgürlüklerinin nasıl ciddi bir risk altına gireceğini tespit ettik.

Bu gerekçeyi kabul edip her bir davacı için ayrı ayrı davalar açmamız halinde, bundan sonra Türkiye’nin herhangi bir yerinde iki kişinin bir araya gelip de çevre, doğa ve insan hakları gibi kamu yararını yakından ilgilendiren konularda, birlikte dava açamaz hale geleceğini gördük.

Bu yüzden Danıştay 8. Dairesi’nin bu hukuksuz kararının genel bir uygulama, bir içtihat haline dönüşmesine izin vermemek için, aynı ‘hatayı’ bile isteye tekrarlayıp tüm davacılar adına yine tek bir dava açtık ve davamızın bir kez daha reddedilmesi üzerine kararı temyiz ederek, davamızı DİDDK’ya taşıdık.

Temyiz gerekçelerimizin ana çerçevesini, davacıların birlikte dava açma haklarına dair incelemenin bu kadar katı ve şekilci uygulanmasının ve davacıların ayrı ayrı dava açmaya zorlanmasının, adil yargılama hakkı ve mahkemeye erişim hakkı açısından ağır bir ihlal olduğu görüşü oluşturuyordu.”

‣ 79 kuruluştan ortak açıklama: Zeytinliklere yönelik tehdit tekrarlanıyor, tedirginiz

çevre

‘Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır’

Altıparmak, haklılıklarını ayrıca kanun maddeleri üzerinden şöyle anlatıyor:

“Anayasanın 36. maddesinde, ‘Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir’ hükmü yer almaktadır.

Anayasa’nın 56. maddesi ‘Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir’ der.

BM Genel Kurulu, 28 Temmuz 2022 tarihinde aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 161 ülkenin oyuyla temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir çevreye erişimi evrensel insan hakkı ilan etti.

Çevre Kanunu’nun 1. maddesi, bugünkü ve gelecek kuşakları kapsayacak biçimde çevrenin bütün canlıların ortak varlığı olduğunu söylüyor.

Aynı Kanunun 3. maddesi, ‘başta idare, meslek odaları, birlikler ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere herkes, çevrenin korunması ve kirliliğin önlenmesi ile görevlidir. Çevre politikalarının oluşmasında katılım hakkı esastır. Bakanlık ve yerel yönetimler; meslek odaları, birlikler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşların çevre hakkını kullanacakları katılım ortamını yaratmakla yükümlüdür’, demekte.”

‘Davayı birlikte açabilme hakkı bir Anayasal hak’

Anayasal ve yasal düzenlemeler böyle iken doğa, çevre ve insan hakları ihlallerine yol açacak ve olumsuz sonuçlarını tüm ülke çapında doğuracak olan bir işleme karşı birden fazla gerçek ya da tüzel kişinin birlikte ortak dava açamayacaklarını, dava açmakta ortak menfaatlerinin bulunmadığını ileri sürmenin, zaten kamu idareleri ve şirketler karşısında dezavantajlı bir konumda olan, ihtiyaç duyduğu hukuki yardıma ulaşamayan, dava masraflarının temini açısından ciddi sıkıntılar yaşayan yurttaşların hak arama mücadelesinde iyice yalnızlaşmasına, ortak davalar yoluyla toplumsal dayanışma gücünün ellerinden alınmasına yol açacağına değinen Altıparmak şunları aktarıyor:

“Bu yaklaşım ise adil yargılanma hakkı başta olmak üzere, mahkemeye erişim ve adaletin adil idaresi ilkelerine açıkça aykırıdır. Oysa temyize konu davada gerçek ve tüzel kişi müvekkillerimiz, kendilerinin ortak sorumluluğunda olan bir şeyin yani doğanın yok edilmesi nedeniyle ve bir anlamda ‘paydaş’ sıfatıyla kişisel, somut, güncel menfaatlerinin ihlal edilmesi sebebiyle, birlikte harekete geçmektedirler. Bu davayı birlikte açabilme hakkı onların Anayasal hakkıdır.”

Danıştay İdari Dava Dairleri Dava Daireleri Kurulu, Danıştay 8. Dairesi’nin kararını şu gerekçeler ile kesin olarak bozdu:

  • “… mahkemeye erişim mutlak olmadığı, bazı sınırlamalara tabi olabildiği, bununla birlikte getirilen kısıtlamaların hakkın özünü ortadan kaldıracak ölçüde, kişinin mahkemeye erişimini engellememesi gerektiği, mahkemeye erişim hakkına getirilen bu tür sınırlamaların ancak meşru bir amaç güdüldüğü takdirde ve hedeflenen amaç ile başvurulan araçlar arasında makul bir orantı olması halinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin 6/1. Maddesi (Adil Yargılanma Hakkı) ile bağdaşabileceği…”
  • “…Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru usulü kapsamında vermiş olduğu kararlarda, mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği ifade edilmiştir. Mahkemelerin usul kurallarını uygularken yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten kaçınmaları gerektiği…”
  • “…Somut olayda, davacılar tarafından dava konusu Yönetmelik hükmü ile tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlarda madencilik faaliyetleri yürütülmesine ve bu faaliyetlere ilişkin geçici tesisler inşa edilmesine imkan tanındığı, bu durumun zeytinlik alanların tahrip edilmesine/yok olmasına neden olacağı belirtilerek çevre hakkının ihlal edildiği iddiasıyla dava açıldığı hususu ile mahkemeye erişim hakkına ilişkin yargısal içtihatlar göz önünde bulundurulduğunda, Müşterek Kurulun davacıların hak veya menfaatlerinde iştirak bulunmadığı yönündeki gerekçesinin aşırı katı ve şekilci olduğu…”
  • “…Bu itibarla, usul hükümlerinin aşırı katı ve şekilci yorumlanması suretiyle verilen temyize konu Müşterek Kurul kararında Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden hukuki isabet bulunmadığı…”

Karar emsal niteliğinde

Son olarak Avukatlık Bürosu’na karara ilişkin yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer veriliyor:

“DİDDK’nın bu kararı emsal niteliğinde olup, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevrede yaşamanın evrensel bir insan hakkı olduğu ilkesi de birlikte değerlendirildiğinde, bu karar, doğanın ve doğa ile uyumlu bir yaşam sürdürmek isteyen tüm canlıların haklarının korunup savunulmasında, tüm yurttaşların, meslek odalarının, birliklerin ve sivil toplum kuruluşların ortak hareket etmek ve birlikte dava açmak noktasında ortak bir kamusal menfaate sahip oldukları gerçeğini bir kez daha teyit etmektedir. ”

Ne olmuştu?

Resmi Gazete’de 1 Mart’ta yayımlanan yönetmelikle birlikte tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlarında madencilik faaliyetlerinin önü açıldı.

Yönetmelik, İkizköy’deki Akbelen Ormanı‘nda açılmak istenen kömür ocağı için yapılan bilirkişi keşfi öncesinde değiştirildi.

İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı yönetmelikle ilgili olarak “Sanki bizim keşfimizi bekler gibi yönetmelik değişti” demişti.

31 Mart’ta  İkizköy’ün Işıkdere mevkinde YK Enerji 17 zeytin ağacını dozerlerle sökmüş, karşı çıkan çevreciler darp edilerek gözaltına alınmıştı. Avukat İsmail Hakkı Atal, “YK Enerji ve Limak’a özel çıkarılan yönetmeliğin uygulanma kabiliyeti yoktur” demişti.

‣İkizköylülerden zeytin ağaçları için dilekçe: Yönetmelik değişikliği burası için yapılmış

Karara imza atan Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanlığı daha sonra  61 ilde 344 maden sahası için ihale açmıştı.

Zeytinlikleri madenciliğe açan yönetmeliğin ardından yüzlerce maden sahası ihaleye açıldı

Resmi Gazete’de yayınlanan ‘Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik’ “zeytin sahasında madencilik faaliyetleri yürütülmesine ve bu faaliyetlere ilişkin geçici tesisler inşa edilmesine” Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından izin verilebilmesini sağlıyordu. Yönetmelik şöyle:

“Ülkenin elektrik ihtiyacını karşılamak üzere yürütülen madencilik faaliyetlerinin tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlara denk gelmesi ve faaliyetlerin başka alanlarda yürütülmesinin mümkün olmaması durumunda madencilik faaliyeti yürütecek kişinin faaliyetlerin bitiminde sahayı rehabilite ederek eski hale getireceğini taahhüt etmesi şartıyla Genel Müdürlük tarafından belirlenen çalışma takvimi içerisinde zeytin sahasının madencilik faaliyeti yürütülecek kısmının taşınmasına, sahada madencilik faaliyetleri yürütülmesine ve bu faaliyetlere ilişkin geçici tesisler inşa edilmesine kamu yararı dikkate alınarak Bakanlıkça izin verilebilir.”

Sıcaklık artışları, terleme ve kalp krizi dışında ne gibi etkiler yaratacak?

Malumunuz havalar çok sıcak ve bu sıcaklıklar tahammül sınırlarını aşıyor. Türkiye’nin ve dünyanın birçok yerinden sıcaklık rekorlarına dair haberler paylaşılıyor.

Bunun yanında güneşe ateş eden, ok ve taş fırlatanından, asfaltta yumurta pişirenine, buzdolabına girmiş kedi videosundan, kafasından aşağı soğuk su boca edenine kadar çok farklı skalada güldüren paylaşımlar da yapılıyor.

Ancak işin aslı o kadar da komik olmayabilir. Çünkü bu aşırı sıcaklık artışlarının hem karasal hem de sucul ekosistemler üzerine oldukça ciddi etkileri olacak. Aslında herkes bu sıcaklıkların orman yangınları gibi trajik ve ürkütücü sonuçlar doğurduğunu yaşayarak öğrendi. Öyle ki önceleri bunu anlamamak için olmadık gerekçelere sığınanlar (sabotaj, terör, vb.) artık bu durumun iklimle doğrudan ilişkisi olduğunu yaşayarak öğrendi.

Ancak bunun herhangi bir şeyi değiştireceğine dair herhangi bir emare olmadığını da belirtmekte fayda var. Çünkü ne iklimin değişimini azaltacak herhangi bir önlem ne de sıcaklıklarda belirgin bir düşüş söz konusu değil. Zaten şimdi önlem almaya başlansa belki etkisini görmek oldukça uzun bir zaman alacak.

Orman yangınlarıyla aynı olmasa da yine onun kadar can yakıcı başka problemler de var. Bunlar da genelde denizel ekosistemlerde gerçekleşiyor. Geçtiğimiz haftalarda Teksas kıyılarında binlerce balık, sıcaklık artışına bağlı oksijen azalmasından kaynaklı toplu olarak ölmüştü. Bu tür olayların sıcaklıklardaki artışla beraber artacağını söylemek yanlış olmaz

Tabii sıcaklık artışı sadece oksijen miktarının azalması ile deniz yaşamına zarar vermiyor. Beraberinde bir diğer olay daha gerçekleşiyor ki o da okyanus asitlenmesi. Bunun da nedeni sıcaklıklardaki artışın nedeni olan küresel iklim değişiminin sebebi olan karbondioksit gazı. Çünkü okyanuslardaki karbondioksit artışına bağlı asitleşme mercan beyazlamasına ve daha başka bir dizi ekolojik değişime neden oluyor. Bu değişimlerin arasında balık popülasyonlarının daha kuzeye göçmesi, denizel ortamdaki canlı çeşitliliğinin asitliğe toleransı düşük olanlar aleyhine değişmesi gibi durumlar mevcut.

Denizel ekosistemlerde sıcaklık artışlarının nedeni olan iklim değişimi nedeniyle meydana gelen bir başka değişim var ki o daha önce pek de dikkate alınmamış olan bir değişim. Deniz yeşillenmesi. Evet yanlış duymadınız. İklim değişimiyle beraber artık denizlerin renginin maviden yeşile kayması söz konusu. Nature dergisinde yayımlanan şu makalede konu etraflıca açıklanmış. Araştırmaya göre, dünya okyanusları bariz bir şekilde renk değiştiriyor ve bunun sorumlusu da iklimin bozulması. Çalışma bize masmavi diye nitelediğimiz denizlerin zamanla giderek daha yeşil hale geldiğini ve özellikle ekvatora yakın alçak enlemlerdeki alanların bundan en fazla etkilenen alanlar olduğunu anlatıyor.

Denizin rengindeki değişimin önemli olmasının rengin kendisiyle değil, bu renk değişiminin yaratacağı etkilerle ilgisi olduğunu belirtmekte fayda var. Çünkü farklı boyutlardaki plankton toplulukları ışığı farklı şekilde dağıtır ve farklı pigmentlere sahip olan bu plankton toplulukları ışığı farklı şekilde soğurur. Plankton gruplarındaki değişim de beraberinde tahmin edilemeyen fenomenlerin oluşmasına neden olabilir. Dolayısıyla renkte meydana gelen değişiklikleri incelemek küresel olarak plankton popülasyonlarındaki değişikliklerin de daha net bir şekilde anlaşılmasını sağlar. Sonuç olarak fitoplankton, besin zincirlerinin çoğunun en altında yer aldığı için de okyanus ekosistemlerinin sağlığı konusunda bir hayli bilgi sağlıyor denilebilir. Bu şekilde meydana gelen renk değişiminin nasıl olduğunu anlamak için yapılan gözlemlerdeki sonuçlardan hareketle geçmiş dönemlerdeki rengin günümüze kadar nasıl değiştiğini ortaya koymak gerekiyor. Bunu yapmak oldukça kolay çünkü bu işleri yapan gelişmiş modeller var ve bu modeller bize ortada ciddi bir yeşillenme olduğunu ve mavi denizin renginin giderek değiştiğini ortaya koyuyor.

Olay sadece ekvator bölgesinde gerçekleşiyor zannetmeyin. Nature’daki makaleye göre renk değişimi dünya okyanuslarının yüzde 56’sından fazlasında tespit edilmiş ve bu da dünya üzerindeki tüm karalardan daha büyük bir alana tekabül ediyor.

Aslında bu değişimler mevcut haliyle görünür bir tehlike yaratmıyor gibi olsa da bilmediğimiz yani henüz keşfedemediğimiz birçok zincirleme etkinin meydana gelmesi ihtimali asıl kaygı uyandıran. Çünkü daha önce hiç gerçekleşmemiş bir değişimin, hiç hesapta olmayan etkileri olması kaçınılmaz. Tıpkı ön görülemeyen miktardaki buzul erimeleri ve permafrost yangınları gibi. Hatta yanan ormanlardan dolayı ortaya çıkan külün tatlı su ortamlarındaki canlılığı tahrip etmesi de bu tahmin edilemeyen etkiler arasında sayılabilir. Bunlar genelde pek hesaba katılmayan etkiler.

Bu arada okyanuslardaki bu değişimin tek sorumlusu plankton toplulukları da olmayabilir. Yine iklim değişiminin asıl sorumlusu olan fosil kaynak bağımlılığına katkı sağlayan plastiklerin parçalanması sonucu oluşan ve tüm dünyayı esir alan mikroplastik varlığı da bu renk değişimine katkı sunuyor olabilir. Ancak tüm bunların ortaya konulması ancak çok daha büyük boyutlu projelerle mümkün.

Sonuç olarak sıcak havalar sadece terletip kalp krizi riskini arttırmıyor. Doğrudan ve dolaylı olarak tüm ekosistemi kökten değiştirecek etkilere neden oluyor. Dolayısıyla bu işin sorumlusu olarak görünen güneşe ateş etmek yerine asıl sorumlu olan fosil yakıt bağımlılığı için harekete geçmek gerekiyor.

Hatay, Çanakkale, Muğla ve Mersin’de orman yangınları

Fosil yakıt kullanımı başta olmak üzere insan faaliyetleri kaynaklı iklim değişikliğinin etkisiyle, Türkiye’nin batı ve güney kesimlerinde yüksek sıcaklıklar etkisini göstermeye devam ediyor. Sıcak ve kuru hava, orman yangınlarının ortaya çıkmasını ve yayılmasını kolaylaştırıcı etkide bulunuyor.

Hafta sonu boyunca Hatay, Çanakkale, Mersin ve Muğla illerinde orman yangınları meydana geldi. Çanakkale’ye bağlı Gökçeada ile Muğla’nın Milas ilçesindeki yangınlar kontrol altına alınırken, Hatay ve Çanakkale ve Mersin’deki yangınlara müdahale devam ediyor.

Hatay: Sazlık ateşi orman yangınına dönüştü

Hatay‘ın Belen ilçesinde bahçedeki sazlık alanın temizliği için yakılan ateşten çıkan orman yangını, ikinci gününde devam ediyor. Ekiplerin, yangını söndürmek için karadan ve havadan müdahalesi sürüyor.

Dün (16 Temmuz) saat 14.00 sıralarında ilçeye bağlı Soğukoluk Mahallesi Armutçuk mevkiinde bir evde yaşayan iki kişinin, bahçelerindeki sazlık alanı temizlemek için yaktığı ateş, kontrolden çıkarak ormanlık alana sıçradı.

Rüzgarın etkisiyle hızla büyüyen yangın nedeniyle Müftüler, Soğukoluk ve Benlidere‘de yaşayan vatandaşlar tahliye edildi. Yerleşim yerlerini tehdit eden yangında ilk belirlemelere göre yedi ev yanarken, dört araç da hasar gördü. Ayrıca, söndürme çalışmalarına destek için bölgeye giden bir arazözün otomobille çarpıştığı kazada, otomobildeki bebeğin yaşamını yitirdiği belirtildi.

Yaklaşık 120 hektarlık alanda etkili olan yangın, gece de devam etti. Gece görüşlü heliktopterle devam eden hava müdahalesine günün aydınlanmasıyla uçaklar ve diğer helitopterler de dahil oldu. Orman Genel Müdürlüğü‘nün 450 personeli, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında görevli memurlar ile bölge halkı, yangını söndürmek için ikinci günde de çalışmalarını sürdürüyor.

Öte yandan yangına neden oldukları gerekçesiyle gözaltına alınan iki kişinin de adli işlem süreci devam ediyor.

Çanakkale: Bir köy tahliye edildi

Çanakkale merkeze bağlı Kızılkeçili köyünde, dün saat 16.30 sıralarında örtü yangını çıktı. Yerleşim yerlerine yakın bölgede çıkan yangında, alevler rüzgarın da etkisiyle kısa sürede geniş bir alana yayıldı.

Köylülerin ihbarı üzerine bölgeye Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü‘ne ait 33 arazöz, 14 su ikmal aracı, dört dozer, dört trayler, yedi helikopter, dört uçak, bir komuta aracı kamu ve özel sektör ait iş makineleri yönlendirildi.

Havanın kararmasının ardından bir gece görüşlü yangın söndürme helikopteri gece boyunca yanan alevlere müdahale etti. Söndürme çalışmalarına Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü’nden çok sayıda ekibin yanı sıra, çevrede oturan köylüler de kendi su tankerleriyle destek verdi. Balıkesir ve Bursa‘dan gelen takviye ekiplerle 50’nin üzerinde arazöz ve 500’den fazla personel yangına söndürmeye çalışmalarına katıldı.

Rüzgarın etkisiyle büyüyen yangın Kemel ve Yukarı Okçular köylerindeki ormanlara da sıçradı. Tedbir amaçlı 211 nüfuslu Kemel köyündeki vatandaşlar tahliye edildi. Vatandaşlar tedbiren otobüslerle il genelindeki çeşitli Kredi ve yurtlar Kurumu (KYK) yurtlarına yerleştirildi.

Mersin: Bölge halkı ekiplere destek veriyor

Dün, Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı Kavakoluğu Mahallesi‘ndeki ormanda henüz belirlenemeyen nedenle saat 18.00 sıralarında orman yangını çıktı.

İhbar üzerine bölgeye üç yangın söndürme helikopteri, çok sayıda arazöz, ilk müdahale aracı ve ekipler sevk edildi. Bölgeye sevk edilen ekipler, alevleri kontrol altına almak için havadan ve karadan müdahale başlattı.

Havanın kararmasının ardından müdahale karadan devam etti. Bölgedeki rüzgarlı havanın etkisi ve sarp arazi nedeniyle hızla büyüyen yangına emniyet güçlerine bağlı TOMA’lar müdahale etti. Bölge halkı da ekiplere destek verdi.

Muğla

Milas-Bodrum Havalimanı Kavşağı yakınlarındaki makilikte, cumartesi günü (15 Temmuz) günü saat 14.30 sıralarında yangın çıktı. İhbar üzerine bölgeye sevk edilen Muğla Orman Bölge Müdürlüğü’ne ait 18 helikopter ve 12 uçak ile havadan, 30 pikap, beş ilk müdahale aracı, 59 arazöz, 18 su ikmal aracı, sekiz dozer, sekiz treyler, 11 yer ekibi, iki greyder, iki yönetim aracı, 45 teknik personel, 30 memur ve 485 personelle karadan yangına müdahale edildi.

Muğla Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Daire Başkanlığı erlerinin yanı sıra gönüllüler, İl Jandarma Komutanlığı ve İl Emniyet Müdürlüğü’ne ait TOMA da söndürme çalışmalarına destek oldu.

Komandolar ise yangının Kemaliye Mahallesi’ndeki yerleşim yerine sıçrama ihtimaline karşılık bölgede yaşayan yaşlıları tahliye etti.

Sahil Güvenlik Komutanlığı ekipleri ise helikopterlerle uçakların su aldığı alanlardaki tedbirlerle, yangınla mücadelenin güvenli şartlarda yapılmasını sağladı. Gece uçma kabiliyetine sahip üç helikopter de soğutma çalışmalarına destek oldu.

Ekiplerin yoğun çabası sonucu yangın, 7 saatte kontrol altına alındı. Yangında 5 hektarı maki, 160 hektar alan zarar gördü.

Milas Cumhuriyet Başsavcılığı’nca başlatılan soruşturma kapsamında yangının başladığı yerde Muğla Jandarma Komutanlığı ekipleri inceleme yaptı.

Oluşturulan özel ekip tarafından yapılan teknik-fiziki inceleme ve araştırma sonucu, yangının Mahmut Dilbaz’ın otomobilinin içerisinden yol kenarına attığı torpil nedeniyle çıktığı belirlendi. Milas’ın Koru Mahallesi’ndeki evinde gözaltına alınan Dilbaz, jandarmadaki işlemlerinin ardından sevk edildiği adliyede çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Dilbaz’ın evinde ve bahçesinde yapılan aramada torpil parçaları bulundu.

Gökçeada (Çanakkale)

Çanakkale’nin Gökçeada ilçesi Dereköy mevkiinde cumartesi günü ormanlık alanda çıkan yangın, havadan ve karadan müdahaleler sonucu 16,5 saat sonra kontrol altına alındı.

Marmaros mevkisindeki ormanda, saat 16.00 sularında henüz belirlenemeyen nedenle çıkan yangın rüzgarın da etkisi ile kısa sürede büyüdü. Bölgeye Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü‘ne ait dokuz yangın söndürme helikopteri, dört uçak, 19 arazöz, bir ilk müdahale aracı, dört su ikmal aracı ve iki dozer ile çok sayıda ekip sevk edildi. Ekipler, havadan ve karadan müdahale başlattı.

Sabaha kadar süren çalışmalarla yangın, 16,5 saatlik müdahalenin ardından dün saat 08.30 sıralarında kontrol altına alındı.

Yangında 15 hektar orman, 35 hektar mera ve 60 hektar açık alan olmak üzere toplam 110 hektar alan zarar gördü. Bölgedeki soğutma çalışmalarının sürdüğü bildirildi.

Sıcak dalgaları ve aşırı hava olayları neden artıyor?

Hızla yükselen hava sıcaklıkları birçok ülkede orman yangınlarına yol açıyor. Bu sırada kentsel bölgelerde ulaşımda aksaklıklar yaşanıyor ve su kıtlıkları yoğunlaşıyor.

Bilim insanları endüstri devriminin ardından yoğun bir şekilde kullanılmaya başlanan fosil yakıtlarının ortaya çıkardığı karbon emisyonları nedeniyle sıcaklığın 1,1 derece arttığını aktarıyor.

Uzmanlar bu sıcaklığın dünyanın her yerine eşit şekilde dağılmadığı için belli bölgelerde aşırı hava olaylarına yol açtığını, emisyonlar kesilmediği müddetçe bu döngünün devam edeceğini söylüyor.

BBC, dünyanın birçok yerinde son günlerde hava sıcaklıklarının yüksek seviyelerde seyrettiğini aktarıyor. Peki iklim krizinin aşırı hava olayları ile nasıl bir ilişkisi var?

1. Daha şiddetli ve daha uzun sıcak dalgaları

Ortalama hava sıcaklıklarında yaşanan ufak değişimleri anlamak için iklimi bir ucunda soğuk, diğer ucunda sıcak, ortasında ise aradaki diğer hava sıcaklıklarının olduğu bir çan eğrisi gibi düşünebiliriz.

Bu şekilde en ufak bir değişim, eğrinin daha yüksek sıcaklığın olduğu bölgeye doğru kaymasına neden olur ve bu durumda yaşanan sıcak dalgaları şiddetlenir ve daha sık meydana geliyor.

Küçük değişimler büyük sonuçlar doğurabiliyor. Kaynak: US EPA. Grafik: BBC

Birleşik Krallık’ta 19 Temmuz 2022’de hava sıcaklıkları ilk defa 40 derecenin üstüne çıkarak rekor kırdı.

Meteoroloji Müdürlüğü, iklim değişikliğinin etkisiyle sıcak dalgalarının oluşma olasılığının 10 kat yükseldiğini söylüyor.

Imperial College London‘da iklim uzmanı olan Profesör Friederike Otto, “Bu sıcaklıklar bir gün bize serin gelmeye başlayabilir” diyor.

Uzmanlar son 50 yıl içinde sıcak dalgalarının süresinin neredeyse iki katına çıktığını, bu sürenin her yıl arttığını söylüyor.

Sıcak dalgalarının yoğunlaşmasına neden olan bir diğer faktör ise ısı kubbesi.

Isı kubbesinın oluşumu. Kaynak: NOAA. Grafik: BBC

Basıncın yüksek olduğu bölgelerde sıcak hava aşağıya doğru bastırılıyor ve tek bir noktada yoğunlaşıyor. Bu durumda bir kıtanın tümünde hava sıcaklıkları aniden artabiliyor.

Atmosferin üst seviyelerinde dar rüzgar bantları olarak adlandırılan jet rüzgarların gidişatı bir fırtına tarafından bozulunca havadaki tüm hareket yavaşlıyor. Bu durumda ise hava sistemleri tek bir bölgenin üzerinde takılı kalabiliyor ve sıcak dalgaları daha uzun sürebiliyor.

Geçen yıl Hindistan ve Pakistan’da çok sayıda sıcak dalgası yaşandı. Pakistan’da Mayıs ayında hava sıcaklığı 49 derece olarak kaydedildi.

Arjantin, Uruguay, Paraguay ve Brezilya’da da geçen yıl ocak ayında rekor sıcaklıklar meydana geldi.

Avustralya’nın batısında aynı dönemde hava sıcaklığı 50,7 dereceye ulaştı.

Uluslararası iklim uzmanlarını bir araya getiren Dünya Hava Durumu İlişkilendirme Ağı (WWA), iklim değişikliği olmadan bu kadar yoğun sıcaklıkların yaşanamayacağını belirtti.

Uzmanlar, Arktik bölgede yaşanan yüksek hava sıcaklıklarının jet rüzgarlarının yavaşlamasına neden olduğunu düşünüyor.

‣ Araştırma: Hayal dahi edemeyeceğimiz sıcak dalgalarına karşı hazırlık yapmalıyız

2. Daha uzun süreli kuraklıklar

Sıcak dalgaları yoğunlaştıkça ve uzadıkça kuraklıklar da artabiliyor.

Sıcak dalgalarının meydana geldiği zaman dilimleri arasında daha az yağış olması bunun sebeplerinden bir tanesi.

Yer kurudukça ısı daha hızlı bir şekilde yükseliyor ve sıcaklık da artıyor.

Tarım ve hayvancılık gibi insanlık faaliyetleri dünyada su talebinin artmasına ve su tedariği üzerindeki baskının artmasına neden oluyor.

‣ İnsan kaynaklı iklim değişikliği aşırı hava olaylarını şiddetlendirecek

3. Orman yangınlarının artması

Fotoğraf: Reuters

Orman yangınları doğrudan insanların müdahalesiyle meydana geldiği gibi doğal faktörlerin etkisiyle de başlayabiliyor.

İklim değişikliğinden kaynaklı yoğun ve uzun süreli sıcak dalgaları sırasında yerden ve bitki örtülerinden giderek atmosfere daha çok nem yükseliyor.

Yeryüzü kuruyunca orman yangınlarının çıkmasına yol açabilecek doğal tetikleyiciler oluşuyor.

Geçen sene Kuzey Yarımküre‘de orman yangını sezonu bazı bölgelerde erken başlamıştı. Uzmanlara göre bunun nedeni yağışın az, sıcaklığın ise fazla olmasıydı.

Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan, Hırvatistan ve Arnavutluk’ta binlerce kişi yangınlar sebebiyle tahliye edildi, çok sayıda kişinin ise hayatını kaybettiği bildirildi.

Bir önceki yaz ise Kanada’da yaşanan bir sıcak dalgası orman yangınlarının o kadar hızlı bir şekilde yayılmasına neden oldu ki bölgede yeni bir hava sistemi ortaya çıktı ve fırtına bulutlarının oluşmasına neden oldu. Fırtına esnasında şimşekler ise yangınları şiddetlendirdi.

‣ ‘Şiddetli yağışlar iklim değişikliğinin beklenen, doğal sonuçları’

4. Aşırı yağış olayları

Fotoğraf: AP

Normal hava döngülerinde sıcak hava atmosferde nem, su buharı ve yağış oluşumuna yol açıyor.

Ancak sıcaklıklar yoğunlaştıkça atmosferdeki buhar da artıyor. Bu yüzden yağışlar da şiddetleniyor.

Geçen yıl dünyanın birçok yerinde aşırı yağış olaylarının ardından ciddi seller yaşandı.

Yüksek sıcaklıklar aşırı yağış olaylarına yol açıyor. Kaynak: US EPA. Grafik: BBC

Güney Amerika’nın farklı bölgelerinde yaşanan sellerde yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

ABD Ulusal Bilim Akademisi’nden Su Uzmanı Peter Gleick, “Kuraklığın yaşandığı bölgeler arttıkça o bölgelerden çekilen buhar başka yerlerde, genellikle daha yoğun bir şekilde yağış olarak düşüyor. Bu da selleri artırıyor” diyor.

Uzmanlar dünyada hava koşullarının her zaman değişken olduğunu, ancak iklim krizinin etkileriyle bu değişimlerin şiddetlendiğini söylüyor.

Akbelen’de nöbetin ikinci yılı geride kaldı: Toprak, su, hava, onurlu bir yaşam mücadelesi

Muğla‘nın Milas ilçesi İkizköy mevkiinde, kömür sahasını genişletmek isteyen YK Enerji’ye karşı Akbelen Ormanı‘nı korumak için tutulan direniş nöbetinde iki yıl geride kaldı.

İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği, Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP), Burhaniye Çevre Platformu (BURÇEP), Deştin Çevre Platformu gibi birçok ekoloji platformundan aktivistler nöbetin ikinci yılını kutlayarak dayanışma göstermek üzere Akbelen Ormanı’na geldi.

Kömür madenine karşı toplamda dört yıldır mücadele veren İkizköylüler, 2021 yılında enerji şirketinin yeni bir şantiye kurduğu haberinin üzerine ormanı ve yaşadıkları toprakları korumak üzere nöbet başlattı.

İkizköy Çevre Komitesi Başkanı Nejla Işık, direniş nöbetinin ikinci yılına ilişkin yaptığı konuşmada “Akbelen Ormanı nöbetimizin bugün ikinci yılını doldurmuş bulunmaktayız. Sabahtan başlayıp şimdiye kadar devam eden bir etkinlik. İki yıllık bir nöbet, dört yıllık bir mücadele. Burada vermiş olduğumuz mücadele, toprak, su, hava, insanca onurlu bir yaşam mücadelesi” diye konuştu.

Işık, Akbelen Ormanı’nda olduğu gibi kömür madenlerine ve termik santrallerine karşı verilen mücadelenin sadece İkizköylülerin değil tüm Türkiye’nin sorunu olduğunu vurgulayarak “Tüm Türkiye buradaydı bugün. Farklı şehirlerden yoldaşlarımız İkizköy Akbelen dostları buradaydı” dedi.

Akbelen Ormanı için verilen mücadeleden vazgeçilmeyeceği mesajını veren Nejla Işık, “İkizköy için adalet, Deştin için adalet sloganları arasında, hak, hukuk, adalet sloganları arasında Akbelen Ormanı’nı vermeyeceğiz diye bütün yoldaşlarımızla var gücümüzle bağırdık. Buradayız. Nöbet alanımızdayız. Yılmayacağız, pes etmeyeceğiz. Toprağımız için, temiz havamız için, suyumuz için, insanca yaşam için mücadelemize devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

‣ Bir yerinden edilme hikayesi: Akbelen giderse Muğla da gider

‘Gidecek bir yerimiz yok, burada doğduk, burada öleceğiz’

İkizköy Çevre Komitesi Başkanı Işık, İkizköylülerin topraklarına sahip çıkmak için Anayasa’nın tanıdığı tüm haklarını kullanacağını belirterek şunları kaydetti:

Artık bizim kömüre termik santrallere verecek bir avuç toprağımız da bir ağacımız da yok. Bizim gidecek yerimiz yok. Biz bu topraklarda doğduk, bu topraklarda öleceğiz.

‣ Akbelen Ormanı’nı savunan aktivistlere 6 ay 20 gün hapis cezası verildi

Karacahisar ve Çamköy de direniş nöbetine katıldı

Işık, civardaki Karacahisar ve Çamköy sakinlerinin de direniş nöbetine katıldığını aktardı:

“Dört yıldır İkizköylüler olarak başlattığımız mücadelemizi bugün itibariyle Karacahisar ve Çamköylüler ile birlikte üç termik santrale karşı üç köy birleşmiş bulunmaktayız. Akbelen Ormanı yuvamız, burası tüm canlıların yaşam alanı; bizim de nefes alanımız. Sonuna kadar savaşacağız.”

Ekoloji aktivistleri, “Akbelen Ormanı’nı vermeyeceğiz”, “Deştin çayı özgür akacak”, “Dinamitçi şirket Marmaris’i terk et”, “Akbelen nefessiz kalmayacak” sloganları attı.

‣ Yaşam savunucuları toplanıyor: Akbelen Ormanı’nı vermeyeceğiz!

Anayasa hükümleri direniş alanında

Akbelen Ormanı’nı korumak üzere, madencilerin orman alanından atılması hakkı veren Anayasa hükümleri direniş alanın girişine asıldı.

Afişte, Anayasa’daki şu maddelere yer verildi:

  • Madde 17 – Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
  • Madde 56 – Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir.
    Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek Devletin ve vatandaşların ödevidir.
  • Madde 169 – Devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır.
    Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez.
  • Madde 10 – Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde (…) kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.

‣ Ekoloji Birliği’nin yıllık meclis toplantısı Akbelen Ormanı’nda yapıldı

Ne olmuştu?

Akbelen Ormanı’ın 740 dönümlük bölümündeki ağaçlar, Limak Holding ve İÇTAŞ ortalığıyla kurulan YK Enerji tarafından işletilen Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine linyit sağlayacak maden ocağı açmak için kesilmek isteniyor. Şirketin bunun için gerekli izinleri de almış ve ocak ÇED Yönetmeliği’nden muaf tutulmuştu ancak İkizköylüler, çevre aktivistleri ve hukukçular karara itiraz etti. Kesimleri önlemek için 22 Nisan’da başlatılan nöbet sürüyor.

Geçen yaz, Türkiye‘nin Ege ve Akdeniz sahilleri başta olmak üzere pek çok bölgesinde çıkan yangınlardan etkilenen Muğla‘da, bölge halkı yangınlara müdahale ederken, şirket tarafından yangın bahanesiyle 105 ağaç kesilmiş; İkizköy halkının direnmesi üzerine jandarma sert müdahalede bulunmuştu.

Maden ocağına karşı, KARDOK Derneği‘nin açtığı davalarda Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi ve Muğla 1’inci İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Muğla Valiliği de kömür taşıma bandının yapımını durdurdu.

Muğla İkizköy’de yer alan ve termik santrale yakıt sağlayan linyit madeni sahasının genişletilmesi için  Akbelen Ormanı’nın kesim izninin iptali için açılan davada mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyeti 7 Eylül 2021’de bölgede keşif gerçekleştirmişti.

7 Eylül 2021: Akbelen’de ilk keşif

İlk keşif sırasında Murat Yüksel isimli hakimin davacı avukatlara ‘ruh hastası’ diyerek hakaret etmesi,  hem bölgedeki hukukçular hem de aktivistler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Bölgede ilk yapılan keşifte hakimin avukatlara  hakaret etmesi nedeniyle  avukatlar Arif Ali Cangı,  İsmail Hakkı Atal ve Şiar Rişvanoğlu reddi hakim başvurusunda bulunmuştu.

1 Mart 2022: Akbelen’de ikinci bilirkişi keşfi

İkinci inceleme öncesi Resmi Gazete‘de yayınlanan maden  yönetmeliğindeki  değişiklikle birlikte tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlarında madencilik faaliyetlerinin önü açılmıştı. Sosyal medyada yankı uyandıran değişiklik, #ZeytinİçinAdalet ve #AkbelenİçinAdalet etiketleriyle birçok paylaşım yapılmıştı.

Kömür madeni açılmak istenen Akbelen Ormanı’nda protestolar eşliğinde bilirkişi incelemesi

Bilirkişi keşfi sonrası, İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı şöyle demişti:

“Daha önceki keşifte hakarete uğramıştık, yok sayılmıştık. İtirazlarımız üzerine keşif tekrar edildi. Şu anki işletilen maden sahasının alanı ne hale getirdiğini gösterdik bilirkişilere.”

Bilirkişilerden dördü kömürün bölgeye geri dönülmez zararlar vereceği görüşünü verirken; ikisi ekolojik yıkım olacağını ancak enerji ihtiyacı nedeniyle madene açılması gerektiği yönünde görüş bildirmişti.

Üçüncü bilirkişi raporu

Akbelen’de üçüncü bilirkişi raporu da 24 Kasım 2022’de çıktı. Akbelen Ormanı’nda üçüncü kez yapılan bilirkişi keşfinden madencilik şirketinin lehine, Akbelen Ormanı için nöbetine devam eden İkizköylüler’in aleyhine bir karar çıktı.

Raporda bir önceki keşiflerin aksine “Madencilik yapılabilir” yönünde bir sonuç çıktı. İkizköylüler bilirkişi heyeti hakkında suç duyurusunda bulundu.

Rapor ormanın kömür madenciliğine açılabileceğine uygun olduğu konusunda kanaat bildirdi. İkizköy Çevre Komitesi, bilirkişi raporuna gerçeği yansıtmayan bilgiler içerdiğini belirterek itiraz etti.

Milli park vasfı kaldırılan Uludağ, Alan Başkanlığına devredildi

Bursa’da Uludağ Milli Parkı sınırlarının Uludağ Alanı sınırları ile çakışan kısımlarının milli park vasfı kaldırıldı. Bölge, ekoloji savunucularının (T)alan Başkanlığı adını verdiği ve bölgenin doğasını tahribata uğratacağını söylediği Uludağ Alan Başkanlığına devredildi.

Karar, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlandı. Cumhurbaşkanı kararına göre, alandaki milli park iş ve işlemlerini yürütmek üzere ilgili idarelere tahsis edilmiş olan taşınmazlar da Uludağ Alan Başkanlığına devredildi.

Kararın, 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu‘nun 3’üncü maddesi gereğince alındığı belirtildi.

Ne olmuştu?

Bursa’da yaşam alanı savunucuları Alan Başkanlığı ile bölgenin doğasının tahribata uğrayacağını belirterek ‘Talan Başkanlığı’ olarak nitelendirmişti.

Uludağ’ın Alan Başkanlığı ile büyük ölçüde tahrip edileceği ve geri dönüşü olmayan sonuçlar doğuracağını belirten yaşam alanı savunucuları, Alan Başkanlığı komisyon ve danışma kurulunda yer alacak üyelerin ağırlıklı olarak turizm ve ticaret sektörü temsilcilerinden oluştuğunu belirterek bu komisyonun alanda yapacağı uygulamaların Uludağ’ı korumaya yönelik olmayacağını ifade etmişti.

Uludağ Milli Parkı’nın endemik türlerinin ağırlıklı olarak bulunduğu 2 bin 100 hektarlık bölümünün yönetiminin, kurulması istenen Alan Başkanlığı’na devredileceği ve bu alanda Milli Park Yasaları’nın uygulanamayacağını ifade eden yaşam savunucuları, şunları kaydetmişti:

“Alan Başkanlığı’nın içerisindeki Hazine ile kamu kurum ve kuruluşlarının mal varlıkları üzerinde tam yetkili olması, bu sınırlar içerisindeki gerçek ve tüzel kişilere ait taşınmaz mallar ile tesisleri kamulaştırma yetkisine sahip olması, burada yapılacak her tür ve ölçekte planların hazırlanması, uygulanması ve buna benzer daha nice kararların alınması ve uygulanması yetkileri ile donatılmış Alan Başkanlığı projesinin, Uludağ Milli Parkı’na çok büyük zararlar vereceği aşikardır.”

‣ Meclis’in Uludağ kararına tepki yağıyor
‣ Bursa Su Kolektifi: Alan Başkanlığı kanun teklifi utanç verici
‣ ‘Uludağ siyasetin ve sermayenin talanına ve insafına bırakılamaz’
‣ Uludağ’da yapılaşmayı hızlandıracak Alan Başkanlığı teklifi yasalaştı
‣ Tüm tepkilere rağmen Uludağ Alan Başkanlığı resmen kuruldu

Filenin Sultanları Milletler Ligi’nde şampiyon oldu!

FIVB Milletler Ligi‘nin finalinde Çin’i 3-1 yenen A Milli Kadın Voleybol Takımı şampiyon oldu. Milli takımdan Zehra Güneş, Melisa Vargas ve Gizem Örge rüya takıma girdi. Melisa Vargas ayrıca turnuvanın en değerli oyuncusu unvanını aldı.

Teksas Üniversitesi Spor Salonu‘nda gerçekleştirilen final, Türkiye saati ile 1.30’da başladı. Kaptanlığını Eda Erdem’in yaptığı A. Milli Kadın Voleybol Takımı, Çin karşısında ilk seti 25-22 önde tamamladı. İkinci seti Çin 25-22 önde bitirdi. Milliler, üçüncü seti 25-19, dördüncü seti 25-16 tamamlayarak maçı 3-1 kazandı.

Milli Kadın Voleybol Takımı, böylece organizasyon tarihinde ilk kez şampiyon oldu. Filenin Sultanları bu şampiyonlukla dünya sıralamasında da ABD‘nin önüne geçerek bir numaraya yükseldi.

Milli Takım’dan Zehra Güneş en iyi birinci orta oyuncu, Melisa Vargas en iyi pasör çaprazı ve Gizem Örge en iyi libero olarak rüya takıma girdi. Melisa Vargas aynı zamanda turnuvanın en değerli oyuncu unvanını kazandı.

FIVB Milletler Ligi’nde ilk kez finale çıkan Çin ise turnuvayı ikinci olarak tamamlayarak gümüş madalyanın sahibi oldu.

Polonya ile ABD, Milletler Ligi’nde bronz madalya müsabakasında karşılaştı. Rakibini, 25-15, 16-25, 25-19, 18-25 ve 17-15’lik setlerle 3-2 yenen Polonya, bronz madalyanın sahibi oldu.

Polonya, organizasyon tarihinde ilk kez madalya kazanma başarısı göstermiş oldu.

Milletler Ligi’nde hakemlerin kararlarına en az itiraz eden ABD Milli Kadın Voleybol Takımı da “En Centilmen Takım” ödülünün sahibi oldu.

Temmuzda dolapları plastiksizleştirebilir miyiz?

Plastic Free Foundation tarafından başlatılan “plastiksiz temmuz”, 2011 yılından beri temmuz ayında tek kullanımlık plastiklerin kullanımını azaltmayı teşvik ediyor. Aradan geçen yıllarda büyüyen bu hareket sosyal medyanın da etkisiyle geniş kitleler tarafından karşılık bulabiliyor.

Plastiksiz temmuzda tek kullanımlık tabak, çatal, bıçak, pipet, şişe gibi ürünleri kullanmadan hem az tüketmek hem de bu plastikler olmadan da hayatın gayet kolay olduğunu yeniden hatırlamak hedefleniyor. Plastiksiz temmuz ilk olarak tek kullanımlık plastikleri azaltmayı hedeflese de hayatın her alanına sızmış plastikleri fark etmek ve nasıl çıkaracağımızı düşünmek için doğru bir zaman.

Giydiğimiz plastikler

2020 yılında üretilen liflerin %62’sinin sentetik olduğunu ve bu oranın her geçen yıl arttığını düşünürsek plastiklerin hayatımızı göründüğünden çok daha fazla işgal ettiğini fark ederiz. Petrokimyasalların tekstil endüstrisinde kullanımı geçen yüzyılın ortasından itibaren hızla arttı, fakat asıl yüzyılın sonlarında yükselen hızlı modayla birlikte korkunç boyutlara ulaştı. Sentetik kumaş üretiminde en çok kullanılan polyester, naylon, akrilik ve spandexin yanı sıra kıyafetlerin son ürün haline geldiği süreçte kullanılan lastikler, aksesuarlar, düğmeler, simler, fermuarlar düşünüldüğünde çok daha geniş bir alanda plastik kullanıldığını söyleyebiliriz.

Plastiklerin bedeli

Mikroplastikler kullandığımız plastik eşyaların aşınmasıyla havaya, suya, toprağa karışıyor ve son yıllarda yapılan araştırmalarda deniz canlılarının, kuşların yanı sıra insan vücudunda da mikroplastiklere rastlandı.

Petrokimyasal içerikli giysileri, tekstil ürünlerini her yıkadığımızda sulara karışan mikroplastikler suları, toprağı hatta havayı kirletiyor. 2016 yılında yapılan bir araştırmada makinede yıkanan çamaşırlardan açığa çıkan mikroplastik miktarları ve türleri incelendi.

Neler yapılabilir?

Plastik kullanımını azaltmak için yalnızca temmuz ayı değil yılın her günü güzel bir zaman. Plastiksiz temmuz bunun için bir başlangıç olabilir.

Plastiksiz temmuzda plastik lifler içeren giysiler, tekstil ürünleri almamak, ihtiyaçları doğal lifler içeren ürünlerle karşılamak yapılabilecekler arasında en önemlilerinden biri. Bu tercihleri yaparken yüksek miktarda plastik üreten hızlı moda markalarının üretim biçimlerinde hiçbir iyileştirme yapmadığı halde yeşil yıkama için oluşturduğu birkaç pamuklu model yerine gerçekten sürdürülebilir markalara yönelmek iyi bir adım olabilir. Tekstil ürünlerindeki plastikler yalnızca iplik biçiminde değil düğme, sim, lastik, aksesuarlarda da bulunuyor ve tüm bunlar hem mikroplastik açığa çıkarıyor hem de ürünün kullanım süresi bittiğinde plastik atığı ortaya çıkıyor, buna da dikkat etmek önemli.

Plastiğin geri dönüşümü sürdürülebilir bir çözüm olmaktan çok uzak olmasının yanı sıra geri dönüştürerek yeniden mikroplastik açığa çıkarabileceği döngüye dahil ediyoruz. Bu sebeple dönüşümden önce plastiği hiç kullanmamak, tüketimi azaltmak daha önemli bir yerde duruyor. Uzun süreli, sık sık ve yüksek sıcaklıklarda yıkama yaparak da mikroplastik salımını artıyor.

Tekstil ürünlerinde %100 polyester ya da naylon gibi plastikler yerine doğal liflerle karışık ürünleri tercih etmek “biraz daha” iyi bir seçim yapmış gibi hissettirse de tam tersi, ayrıştırılması çok zor plastik atığını yine kullanım döngüsüne sokmuş oluyoruz.

Tekstil endüstrisinde dönüşüm için gerekli olan en önemli adımlar endüstrinin kendisinden ve yasal düzenlemelerden gelmeli elbette. Son yıllarda adımlar atılmaya başlansa da henüz dünyanın ihtiyaç duyduğu önlemlerden çok uzakta olduğunu söyleyebiliriz.