Ana Sayfa Blog Sayfa 424

[Bir konu/k] Kim bu ağaca sarılanlar: Füsun Kayra’yla doğa mücadelesi üzerine

Türkiye‘de hemen her gün bir noktada ağaçlar, hava, su ve toprak için mücadele veriliyor. Bu mücadeleler kimi zaman kamuya mal oluyor, kimi zaman görünmesi için yıllar geçmesi gerekiyor. Kazdağları, Akbelen ve İkizdere gibi direniş noktaları kamuoyundan destek almış, onlarca dava açılmış ancak sürekli ortaya çıkan tehditlerle hala mücadele verilen yerler arasında öne çıkıyor. Peki kim bu mücadele verenler? Kim ağaca sarılıyor, nöbet tutanlar kim ya da kimler adliye salonlarında hukuk mücadelesi veriyor. Bu mücadeleciler genelde çevre aktivistleri ve yöre sakinleri oluyor. Bugün onlardan birinin hikayesini dinliyoruz.

Füsun Kayra, ağaç, doğa, mücadele
Füsun Kayra

Ekofeminist Füsun Kayra, Kazdağları’ndan başlayıp Akbelen’in sınırlarından taşan ve pek çok noktada kendisini gösteren doğa mücadelesine, bir ağacı savunmanın ne anlama geldiğine ve bu amaç uğruna göze alınan hayati tehlikelere ilişkin sorularımızı yanıtladı:

Neredeyse her bir noktasında ekokırım yaşanan bir ülke olan Türkiye’de doğa mücadelesi vermek senin için ne ifade ediyor?

Doğa hakkı savunuculuğu ister yaşam alanı savunusu için ister geçim kaynağının, kendi kendini idame etme hakkının elinden alınmasına karşı yapılıyor olsun ya da isterse yaşam ağının bir parçası olduğun fikrine sarılarak yapılsın, bir mücadele alanıdır.

Yerelle beraber yürütülen mücadelelerde kadınların bir arada ortaklaştığı bir mücadele alanıdır. Kadınların birbirinden öğrendiği, hak arama mücadelesi içinde inatla, dirençle var olmaya devam etmenin zorluklarını birlikte göğüslediği, anayasal hakların gözetilmediği, hukuki süreçlerin işletilmediği zamanlarda yan yana durmanın iyi hissettirdiği bir mücadele alanıdır. Bu mücadele her şeyi göze alanların, asla vazgeçmeyenlerin, bir ormanın, bir dağın, bir ovanın, bir su havzasının, derenin, vadinin, denizin, bir şehrin, bir köyün, bir parkın yanında duranların ve yaşamdan yana olanların verdikleri hak mücadelesidir. Üstelik sadece ekoyıkım yapan şirketlere değil, o şirketlerin yanında duran devlete, devletin kolluk gücüne,  hakimlerine, savcılarına karşı da verilen bir mücadeledir.

Bazen koskoca bir jandarma taburunun karşısında eli belinde dikilip ülkenin en başındakine en üst perdeden seslenebilmektir. Gece yarısı baskınında lejyoner askeri gibi ellerinde tuttukları kalkanlarına coplarını vura vura ilerlerken bir tabur askerin önünde bastonunu sallayarak ‘ölümü çiğner öyle geçersiniz’ diye tek başına durabilmektir. Yerlerde sürüklenmeyi, darp edilmeyi, her türlü tacizi, hakareti, tehditi, yaralanmayı hiç düşünmeksizin göze alabilmektir.

ağaç, doğa, mücadele

Her ağacı tek tek savunmak

Türkiye’de doğa mücadelesiyle pek içli dışlı olmayanların dahi bildiği bir doğa mücadelesi var: Akbelen direnişi. Sen de bu mücadelenin içerisinde/yanında yer alan bir isimsin. Geçtiğimiz haftalarda ağaçlar kesilmesin diye direnen Akbelen savunucularına mahkeme salonunda ceza kesildi. Bu sana ne hissettirdi, bu ceza neden kesildi?

Akbelen nöbetinde ilk yazdığımız pankartlardandır ‘Her ağacı tek tek savunacağız’ pankartı.

ağaç, doğa, mücadele, Füsun Kayra,

Her ağacı tek tek savunmayı, sarılıp da bırakmamayı bize öğreten hareketlerin ilhamıyla kendini ağaca zincirlediğinde, ağacın kaderi ile ortaklaşmayı kabul etmişsindir. Yeryüzünde bir arada yaşamanın ortak bir kader birliği olduğunu, insan olmanın seni bu kaderin belirleyicisi yapmadığını, tüm yeryüzünü yok oluşa sürükleyen, doğayı metalaştıran ve kendi hizmetine bir kaynak olarak gören bu anlayışa karşı ağaçlarla yan yana durmayı seçmişsindir.

Bedenini bir ağaç gövdesine zincirleyip ondan ayrılmamak üzere direnmeye başladığında, tüm bedenini bir pasif direniş öznesi olarak sunduğunda, fiziki bedenini tinsel özünden koparıp, bedenini her türlü saldırıya açık tek başına bırakmayı kabul etmişsindir.

ağaç, doğa, mücadele, Füsun Kayra
Füsun Kayra’nın ağaca kendisini zincirleyerek verdiği mücadeleden bir kare.

Orantısız güç kullanılarak, taciz edilerek, darp edilerek, her türlü hakarete ve aşağılamaya uğradığında bu travmanın yaşamın boyunca vereceğin her mücadelede darp edilirken, gözaltına alınırken, kolluk ile her karşı karşıya kaldığında yeniden tetikleneceğini yaşayarak öğrenmişsindir.

Ağaçları keserek, bizleri de hukuksuzca yargılayarak cezalandırdıklarını düşünüyor olabilirler ama aktivistlik, eyleyen olma halidir. Eyleme geçmede tereddüt etmemektir. İçinde bulunduğun ülke koşullarını, başına gelebilecekleri bilerek her şeyi göze almaktır. Ekoloji aktivistliği bunu ağacın, kuşun, kurdun, toprağın, havanın, suyun hakkı için yapmayı göze almak demektir.

Yerelde mücadele özneleri haline gelen yüzlerce kadının Kızılcaköy’den, Kirazlıyayla’ya, İkizdere’den, Akbelen’e mahkeme salonlarında, yalan ve iftiralarla yargılanmalarına rağmen mücadeleden vazgeçmemeleridir.

ağaç, doğa, mücadele

Yargının devlet ve şirketler lehine kararlar almasına, eril savunmaların kadın sanıkların haklarını koruma önünde bir ego olarak durmasına, hareketler içerisinde direnmenin, bireysel çıkış, kahramanlık gibi üstenci ithamlarla suçlanmasına karşı mücadeleden vazgeçmemeleridir.

Bazen bir siyasi fikrin zorbalığa varan dayatmacılığı, bazen hareketler içinde kendini her şeyin önünde görünür kılmaya çalışan tahakkümcü anlayışlara karşı olsun, maruz kaldığımız her durumda asla vazgeçmemeleridir..

Akbelen’deki gibi doğa için mücadele etmenin ötesinde, verilen hukuk mücadeleleri de var. Üstelik bu safhada maddi/manevi çokça bedeller ödeniyor. Bugüne kadar kime/kimlere/nelere karşı bedeller ödendi? Bunun altından nasıl kalkıyorsunuz?

Ekoloji mücadelesinde ülkenin dört bir yanında hiçkimsenin isimlerini bile bilmediği yüzlerce kadın haksız yere yargılanıyor yıllarca.

ağaç, doğa, mücadele, Füsun Kayra

Yalan suçlamalar, iftiralar ile yaşamlarında ilk defa, darp edilip, göz altına alınıp, haklarında soruşturma, dava açılmış kadınlar çoğu. Pek çoğu eşleri, aile büyüğü erkekler tarafından da psikolojik şiddete maruz kalıyor hatta. Gene de toprağını, havasını, suyunu savunmaktan vazgeçmiyorlar.

Eko-anksiyete tanımı iklim krizine bağlı gezegenin yok oluşuna karşı duyulan kaygı ve endişe bozukluğu için kullanılıyor. Düşünün ki içinde yaşadığınız orman her an kesilecek korkusuyla nöbet tutuyorsunuz, siyanür kalıntıları ile dolu koskoca bir atık havuzunun yanıbaşında bir köydesiniz, maden için dümdüz edilmiş, üzerinden kuş bile uçmayan bir cehennem alanı her sabah ilk gördüğünüz görüntü, ellerinizle ekip büyüttüğünüz fideleri jeotermal santralı için sondaj aramasına bir gecede dümdüz ediyorlar.

ağaç, doğa, mücadele

Tüm ekosistemin bir parçası olarak kendini görmediğinde, yaşam ağının içinde tüm yeryüzüyle bir bütün olduğunu içselleştirmediğinde verilecek bir mücadele değildir bu yönüyle de ekoloji mücadelesi. Kadınlar tam da bu yüzden ektiği fideler sökülüp atıldığında onları çocukları gibi besleyip büyüttüğünden bahseder. Ağıtlar yakıp, maniler söyleyip ah ederek yüreklerini anca soğuturlar yaşadıkları ekoyıkımların kahrına.

Doğa mücadelesi için seni tetikleyen, sana güç veren nedir ve doğa için nasıl mücadele edilmeli? Ekofeminist bir aktivist olarak Türkiye’deki doğa mücadelesini nasıl değerlendirirsin?

Soruların yanıtı ekofeminizmde saklı. Tüm ekoloji mücadelesini kadınların en önde yürütmelerinin nedeni, geçim kaynaklarını, birlikte yaşadıkları topluluğu ve yaşam alanı olan coğrafyayı korumadaki itici gücün ekofeminizm ile ne denli kadim bir gelenekten geldiğini daha çok anlatmamız gerekiyor.

Ekofeminizm kalkınma ekonomisi yalanı ve ilerlemeci anlayışın bizi içine sürüklediği doğayı metalaştırma ve tüketilecek kaynak olarak görme haline, ormansızlaşma, toprak, hava ve suyu kaybetme, yeni tür bir sömürgecilik anlayışını kadın ve doğa üzerinden, diğer tüm ötekileştirdikleri üzerinden hakim kılmaya çalışan merkezi bir hegemonyaya karşı, tüm ekosistemin işleyişini gerçekleştirecek bir ağın, yaşam ağının varlığını bize gösterir.

ağaç, doğa, mücadele

Kim olduğumuzu unuttuğumuzda bu yaşam ağından koparız ve beyaz insanı merkeze alıp doğadan ayrı ve insanı onun üstünde gören bir tahakküme neden oluruz. İşte bu noktada bize kim olduğumuzu nereden geldiğimizi hatırlatacak kültürel belleğe ihtiyacımız var. Bu kültürel bellek Kazdağları‘nda bize kendini göstermek için dağın zirvesinde mitini devam ettiren Sarıkız’dan başkası değildir… Bu da son sözümdür.

[Çocuklar için Yeşil Kitaplar] Büyülü bir gün: Hiçbir şey yapmama günü

Carlo Rovelli, “Fizik Üzerine Yedi Kısa Ders” adlı kitabına ünlü fizikçi Albert Einstein’in yaşamından verdiği bir örnekle başlar: “Albert Einstein gençliğinde bir yılını aylaklık ederek geçirdi. Boşa zaman geçirmeden bir yere varılmaz ama gençlerin anne babaları ne yazık ki bunu genellikle unutur.” (*)

Benim bu yazıdaki niyetim, ebeveynlerin gençlere “zamanlarını boşa geçirmemek” konusunda uyguladığı baskılar filan değil… Esasen Carlo Rovelli’nin Einstein’ın yaşamından verdiği bu “aylaklık ederek zamanını boşa geçirme” örneği bende bambaşka bir çağrışım yarattı. Beatrice Alemagna’nın yazıp Rüzgar Rumi’nin çevirdiği, Aylak Kitap tarafından Türkçe’de basılan “Hiçbir Şey Yapmama Günü” kitabı, tam da içinde yaşadığımız sistemin sürekli somut çıktı üretecek bir şeyler yapma basıncının dışında “hiçbir şey yapmadan geçirilen” bir günü anlatıyor.

Yanı başında olup da fark etmediği dünyayı görmek

Tam da bu somut çıktı üretecek şeylerle sürekli meşgul olma hali biz insanları doğanın dışına da itmiyor mu? Özellikle kentliler için doğada “hiçbir şey yapmadan” geçirilen bir gün artık bir hafta sonu kaçamağına indirgenmiş durumda… Fakat acaba “bir şey yapmak”, illa ki raporlar, yayınlar vs. üretecek somut eylemselliklerden mi ibarettir? Bunun dışındaki boş zaman, hele ki hiçbir şey yapmadan geçiriliyorsa sadece bir dinlenme zamanına mi hapsedilmelidir?

Beatrice Alemagna, “Hiçbir Şey Yapmama Günü” kitabında, hiçbir şey yapmadan geçirilen büyülü bir günü bir çocuğun gözünden anlatıyor. Bugünü büyülü yapan, kitabın çocuk kahramanının o günü tabletinde oyun oynayarak değil, açık havada, doğanın içinde geçirmesi… O özel gün, kahramanımız için, suda, toprakta, türlü türlü keşifler demek… Yanı başında olup daha önce hiç fark etmediği bir dünyayı görmek demek…

Kahramanımız kırda karşısına çıkan salyangozların peşinden gittiğinde gözlerinin önünde yeni bir dünya açılıyor! Bu dünyada neler neler yok ki! Mantarlar, tohumlar, parıl parıl taşlar, kuşlar, böcekler… Başka bir gökyüzü, başka bir toprak…

Kitabımızın gerek benzetmeleri, gerek çizimleri, okurun hayal gücünü öyle harekete geçiriyor ki; okur kitabın kahramanı çocuğun hayal dünyasına misafir oluyor. Kitaba hareket duygusu kazandıran çizimler ise, hikayeye gerçeklik duygusu kazandırıyor.

Kitabımızda gerek çizimlerle gerek metinle anlatılan hikaye o kadar güçlü ki; kahramanımızın hikâyenin sonunda geçirdiği değişim okurun gözüne hiç de olanaksız görünmüyor. Hatta kahramanımızın kitapta anlatılan keşif hikayesi okuru doğaya bir kaşifin gözünden bakmak konusunda cesaretlendiriyor. Kahramanımız bu keşif gezisinden sonra eve döndüğünde kendisinin de annesinin de bambaşka görüyor; tıpkı doğanın bir parçası gibi… Tıpkı bir aynada kendine ve dünyaya yeniden bakar gibi…

*

(*) Carlos Rovelli, Fizik Üzerine Yedi Kısa Ders, çev: Tolga Esmer, Can Yayınları.

Cerberus sıcak dalgası: Avrupa neden bu kadar sıcak ve sıcaklar ne kadar sürecek?

Kavurucu bir sıcak dalgasının vurmasıyla birlikte güney ve doğu Avrupa rekor seviyedeki sıcaklıklarla karşılaşmaya hazırlanıyor.

İtalya’nın bazı bölgelerinde önümüzdeki günlerde görülmesi muhtemel 48°C’ye varan yüksek sıcaklıklar, sıcaklık kaynaklı ölümlerde yükselme yaşanması korkusunu artırıyor.

Hırvatistan, Fransa, Yunanistan ve Türkiye‘nin de 40°C civarında sıcaklıklara maruz kalacağı tahmin ediliyor. Bu durum kısmen, Sahra Çölü’nden çıkarak kıta boyunca ilerleyen Cerberus hava sisteminden kaynaklanıyor.

‣ ‘Dayanılmaz’ sıcak dalgası Avrupa ve Türkiye’de hayatı tehdit ediyor

Avrupa’da hava neden bu kadar sıcak?

Dünya El Niño hava modelinin etkisiyle terlerken ve sera gazı salımları iklimimizi ısıtırken, aşırı sıcaklıklar bu yıl Avrupa’yı vurdu.

Fakat en son kaydedilen yüksek sıcaklıklar, ‘Cerberus’ adı verilen bir antisiklonun etkisiyle daha da kötüleşti. Söz konusu yüksek basınç alanı Sahra’da başladı, kuzey Afrika boyunca ve Akdeniz’e doğru ilerledi.

euronews‘ün aktardığına göre, sıcak dalgasına İtalyan Meteoroloji Topluluğu tarafından verilen Cerberus ismi, Yunan mitolojisinde cehennemin girişini koruyan üç başlı, alev gözlü köpekten geliyor.

Fotoğraf: Bernat Armangue / AP
‣ El Niño zamanı geliyor: Benzeri görülmemiş sıcak dalgaları görülebilir

Avrupa ne kadar ısınacak?

Avrupa Uzay Ajansı’na göre, İtalya’ya bağlı Sardinya ve Sicilya adaları önümüzdeki günlerde 48°C’yi görerek “Avrupa’da karşılaşılan en yüksek sıcaklıklara” ulaşabilir.

Ağustos 2021’de Sicilya, şu anki rekor olan 48,8°C’yi bulmuştu.

Roma, Bolonya ve Floransa da an itibariyle aşırı sıcaklardan ötürü kırmızı alarmdaki 10 İtalyan şehri arasında.

İspanya’nın hava ajansı, hali hazırda aşırı sıcaklar dolayısıyla alarm durumunda olan, İber Yarımadası’nın güney doğu bölgelerinde termometrelerin 45°C’yi gösterebileceğini söyledi. Ülkede bazı yerlerdeki zeminin sıcaklığı 60°C’nin üstüne çıktı.

‣ Avrupa’da sıcaklıklar, küresel ortalamadan iki kat hızlı yükseliyor

Yunanistan’ın bazı kesimlerinde önümüzdeki günlerde sıcak dalgasının 44°C‘ye ulaşacağı tahmin ediliyor. 

Sıcaktan bayılan turistler nedeniyle başkent Atina‘daki Akropolis‘e güneşlikler takılması ve hazırda ambulans bulundurulması planlanıyor.

Yetkililer, orman yangını riskinin azaltılması için doğa koruma alanlarına ve ormanlara erişimi yasaklarken, belediyeler de insanların sıcaktan korunmaları için kamu binalarında klimalı alanlar oluşturdu.

Kıbrıs‘ta da sıcaklıkların 42°C‘ye ve Karadağ‘da 41°C‘ye yükseleceği, Sırbistan ve Romanya’nın pazartesi günü 39°C’yi görebileceği tahmin ediliyor.

Hırvatistan’ın bazı kesimlerinin 38°C’yi görmesi bekliyor.

Fransa‘nın da hafta sonuna kadar 37°C’yi göreceği tahmin ediliyor.

Çekya’nın başkenti Prag’da yılın bu zamanları için sıcaklık ortalaması 22°C iken, kent cumartesi günü 36°C‘lik yüksek sıcaklıklara sahne oldu.

sıcak
Fotoğraf: Guglielmo Mangiapne / Reuters
‣ Sıcak dalgaları İstanbul’da 4 bin 281 fazladan ölüme neden oldu

Cerberus sıcak dalgası ne kadar sürecek?

Cerberus’un neden olduğu aşırı sıcak hava dalgasının yaklaşık iki hafta boyunca Akdeniz’de etkili olacağı tahmin ediliyor.

Ancak bu, Avrupa’nın hava sorunlarının biteceği anlamına gelmiyor.

Birleşmiş Milletler’in organlarından Dünya Meteoroloji Örgütü‘ne (WMO) göre kıta, kaydedilen en sıcak haziran ayını geride bıraktıktan sonra bu ay en sıcak haftasını yaşadı.

WMO, El Niño‘nun yüzde 90 ihtimalle yıl sonuna kadar orta şiddette veya daha yüksek bir seviyede devam edebileceği konusunda uyardı.

Küresel bir hava olayı olan El Niño, Pasifik Okyanusu‘ndaki suların normalden çok daha ısınmasıyla ortaya çıkıyor. Bu durum, dünyanın yeni bir ortalama sıcaklık rekorunu aşmasına neden olarak sıcak dalgalarını ve fırtınaları daha güçlü hale getirebilir.

Greenpeace‘in iklim değişikliğinin İspanya‘nın hava durumu üzerindeki etkisine ilişkin yakın tarihli bir raporu, gezegenin ısınmasına yol açan sera gazı emisyonlarının acilen azaltılması gerektiğini vurguluyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının artırılması ve fosil yakıtlara bağımlılığın azaltılması, bu hedef için hayati önem taşıyor.

Fotoğraf: Czarek Sokolowski / AP
‣ Sıcak dalgası geliyor: Korunmak için ne yapmalı, sıcak gecelerde nasıl uyunur?

Sıcak dalgasının etkisinden nasıl korunuruz?

Yakın tarihli bir araştırmaya göre, geçen yaz Avrupa’da meydana gelen sıcak dalgaları 61 bin kişinin ölümüne yol açtı.

Yaşlılar, kadınlar ve Akdeniz ülkelerinde yaşayanlar sıcak dalgalarından en çok etkilenen gruplardı.

Bu yaz sıcaklık rekorları kırılmaya başlarken, insanlara bol su içmelerinin yanı sıra kafein ve alkolden uzak durmaları tavsiye ediliyor. Günün en sıcak saatlerinde yorucu faaliyetlerden de kaçınılması öneriliyor.

Aynı zamanda sıcak çarpması belirtilerine karşı da dikkatli olunması gerekiyor. Semptomlar arasında beyne giden kan akışının yetersiz kalmasına bağlı kafa karışıklığı; ciltte kızarıklık ve kuruluk; terleyememe; ve en uç vakalarda organ yetmezliği, titreme ve nöbetler bulunuyor.

sıcak

‣ 2022 yazında aşırı sıcaklar Avrupa’da 61 bin can aldı

Sıcak dalgaları iklim krizinden mi kaynaklanıyor?

Fosil yakıt kullanımı gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi, sıcak dalgası adı verilen hava olaylarının meydana gelme ihtimalinin yanı sıra sıklığı ve şiddetini de artırıcı bir rol oynuyor.

Dünyanın birçok yerinde meydana gelen sıcak dalgaları her yıl binlerce insanın ölümüne yol açıyor.

Yüksek sıcaklıklara katlanmak insanların doğrudan ölümüne sebep olabildiği gibi, günlük hayatı ve çalışmayı çok daha zorlaştıran bir etkiye de sahip. Aynı zamanda tarım ve çiftçiliğin gelişimi açısından yıkıcı olabilirken orman yangını riskini artıran zincirleme etkilerde de bulunuyor.

‣ Milyonlarca yılın sıcaklık rekoru kırıldı: Bu normal bir anomali, yanmaya devam edeceğiz

Yine de iyi haberlerden söz etmek mümkün: Hazırlıklı olmak ölüm sayısını kayda değer ölçüde azaltıyor. Bu hazırlıklar, kentsel ortamlarda mekanların soğutulmasıvardiyaların değiştirilmesi veya çalışma saatlerinin azaltılmasını kapsayabiliyor.

Bilim insanlarına göre, gelişmekte olan ülkeler kapsamlı ısı planları uygulama olasılığı en düşük olan ülkeler. Küresel ısınmayı kontrol altına alma çabaları devam ederken, yaşanacak olan aşırı hava olaylarının zararlarınını sınırlamak için hâlâ atılabilecek adımların olması umut verici.

‣ Hayvan dostlarımızı aşırı sıcaklardan nasıl koruruz?facebook sharing button
Aşırı sıcaklar iklim kriziyle mi ilgili?

Hindistan, Ay’ın ‘karanlık tarafına’ uzay aracı gönderdi

Hindistan, Chandrayaan-3 adlı insansız uzay aracını başarıyla Ay yolculuğuna çıkardı. Her şey planlandığı gibi giderse, Hindistan, Ay’ın keşfedilmemiş bir bölümü olan Güney Kutbu‘na, rokette önemli bir hasar bırakmayan ‘yumuşak iniş’ gerçekleştiren ilk ülke unvanını kazanacak.

Ülke, bunun için yaklaşık 80 milyon dolar harcayacak.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre, misyonun başarıyla sonuçlanması halinde ABD, Sovyetler Birliği ve Çin‘den sonra Ay’a kontrollü iniş gerçekleştiren dördüncü ülke de Hindistan olacak.

2020 yılında Chandrayaan-2 fırlatılmış; başarılı bir şekilde yörüngeye de yerleşmiş ancak Ay’a iniş yapacak modül ve insansız araç yere çakılarak parçalanmıştı. Ay’ın Güney Kutbu, uzay araştırmaları için özel bir önem taşıyor çünkü buradaki buz kütleleri gelecekte kurulacak olası bir aktarma istasyonunun sürdürülebilir olmasını sağlayabilecek.

Bu bölgedeki bazı kraterlerin milyonlarca yıldır Güneş ışığı almadığı ve sıcaklığın -230 C gibi aşırı düşük bir seviyede olduğu biliniyor. Bu nedenle de bütün Ay misyonları toprak ve sıcaklığın daha makul düzeyde olduğu Ekvator yakınlarına iniyor. Hindistan Uzay Ajansı yetkileri, Chandrayaan-3 misyonunun başarısız olma ihtimalini azaltmak için için tüm önlemlerin alındığını  söyledi.

Hindistan’ın, 2008’deki 79 milyon dolara mal olan ilk Ay misyonu Chandrayaan-1 ile Ay yüzeyinde su olduğuna dair kanıtlar bulunmuştu.

‘En ucuz’ uzay programı

Hindistan’ın uzay programı, diğer ülkelerin harcadıklarıyla karşılaştırılamayacak kadar düşük. 2018’de, tek bir kutup uydusu fırlatma aracıyla 104 uydu fırlatarak rekor kırmışlardı. Mars’a gerçekleştirilen tek misyon olan Mangalyaan’ın maliyeti de yaklaşık 75 milyon dolardı. Hindistan’ın tüm uzay misyonları için temel ilkesi;  yeniden kullanılabilirlik ve bileşenleri yerel olarak tedarik etmek.

Ülkenin uzay programının toplam bütçesi ise 1,5 milyar dolar.

Yanardağ için iddianame kabul edildi, tahliye başvurusuna ret

Tele1 kanalında Abdullah Öcalan‘la ilgili açıklamaları nedeniyle hedef gösterilen ve hakkında “suçu ve suçluyu övme” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında 27 Haziran’da tutuklanan kanalın yayın yönetmeni, gazeteci Merdan Yanardağ için yapılan tahliye başvurusu reddedildi.

Gazeteci Merdan Yanardağ ‘terör propagandası yaptığı’ gerekçesiyle tutuklandı

İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi‘ne gönderilen iddianamenin incelemesi tamamlandı. İddianameyi kabul eden mahkeme Yanardağ’ın tutukluluk halinin de  devamına karar verdi.

Merdan Yanardağ’ın tutukluluğu, 11 Ağustos’ta tekrar değerlendirilecek. Yine aynı karar çıkarsa, 8 Eylül’de yeni bir değerlendirme daha yapılacak.

Yanardağ 4 Ekim’de ise hakim karşısına çıkacak.

Savcılık iddianamede, Yanardağ’ın “terör örgütü propagandası yapma” ve “suçu ve suçluyu övme” iddiasıyla 10 yıl 6 aya kadar hapsini talep etmişti.

Tele1’e yedi gün ekran karartma 18 Temmuz’da

RTÜK, Yanardağ’ın konuşması nedeniyle Tele1’e verdiği yayın durdurma ve idari para cezasını da dün (13 Temmuz) tebliğ etti. Tele1, 18 Temmuz Salı günü itibariyle yedi gün süreyle karartılacak.

Ne olmuştu?

Merdan Yanardağ, 20 Haziran’da yayımlanan ‘4 Soru 4 Cevap’ programında AKP’nin PKK lideri Abdullah Öcalan ile yeni bir çözüm süreci hazırlığında olduğunu ileri sürmüş ve şunları söylemişti:

“Türkiye’de en uzun süre yatan siyasi mahkumdur. Normal infaz yasaları geçerli olsa aslında serbest bırakılması gerekiyor, ev hapsi vs. Abdullah Öcalan’a uygulanan tecritin hukukta hiçbir yeri yoktur. Kaldırılması lazım. Biz görmüyoruz, duymuyoruz, tartışamıyoruz. O izliyor mu, izlemiyor mu bilmiyoruz.

Ama orada elinde rehin olarak tutmuşsun, adamla pazarlık yapıyorsun. Onun üzerinden tehdit savuruyorsun. Ailesiyle bile görüşemiyor, avukatlarıyla görüşemiyor. Böyle bir infaz düzeni olabilir mi? Abdullah Öcalan hafife alınacak birisi değil. Neredeyse cezaevinde filozof oldu çünkü okumaktan başka bir şey yapmıyor.

Siyaseti doğru okuyan, doğru gören, doğru çözümleyen son derece zeki birisidir.”

Bu sözler üzerine hedef gösterilen Yanardağ hakkında soruşturma açılmış, 27 Haziran’da Tele1’in ofisine giden polisler tarafından gözaltına alındıktan sonra tutuklanarak Silivri Cezaevi‘ne gönderilmişti.

RTÜK de Tele1 hakkında inceleme başlatmıştı.

 

Rho Ophiuchi bulut kompleksinde bir tur

NASA‘nın James Webb Uzay Teleskobu, uzaya gönderilmesinin birinci yılında güneş sistemindeki kozmik arka bahçemizden zamanın şafağına yakın uzak galaksilere kadar evreni daha önce hiç olmadığı gibi ortaya çıkarma vaadini yerine getirdi.

Başarılı bir ilk yılın kutlaması olarak NASA, J. Webb’in Rho Ophiuchi bulut kompleksinde küçük bir yıldız oluşturan bölge görüntüsünü yayınladı:

Küçük bir yıldız oluşum bölgesi olan Rho Ophiuchi bulut kompleksi, 390 ışıkyılı uzaklıktaki Dünya‘ya en yakın yıldız oluşum bölgesinde yer alıyor.

NASA’nın James Webb Uzay Teleskobu’ndan alınan, zamanda donmuş patlamaları andıran kaotik bir sahne olan bu yeni görüntü, çoğu Güneş’inkine benzer kütleye sahip yaklaşık 50 genç yıldızdan oluşan bir alanı gösteriyor. Webb’in hassas araçları, görünür ışıkta siyah görünen bölgeyi kızılötesinde gözler önüne seriyor.

Webb’in yıldız doğumunu gösteren çekimindeki detaylar benzersiz. Görüntüler, tek bir yıldız tarafından oluşturulmuş dev bir oyuğu gösteriyor.

NASA Yöneticisi Bill Nelson görüntülerle ilgili şunları dile getiriyor:

“Her yeni görüntü, dünyanın dört bir yanındaki bilim insanlarını  bir zamanlar asla hayal bile edemeyecekleri soruları sormaya ve yanıtlamaya teşvik eden yeni bir keşiftir. Binlerce mühendis, bilim insanı ve lider tutkularını bu göreve adadı ve onların çabaları, evrenin kökenleri ve bizim evrendeki yerimiz hakkındaki anlayışımızı geliştirmeye devam edecek.”

Bunlar, bir yıldızın kozmik tozdan oluşan doğum zarfını ilk kez patlatıp, kollarını dünyaya ilk kez uzatan yeni doğmuş bir bebek gibi bir çift zıt akışı uzaya fırlatmasıyla meydana geliyor.

James Webb sunar: Jüpiter ve uyduları
James Webb Teleskobu’ndan yeni Jüpiter görüntüsü
6 bin 500 yıl öncesinden ‘Yaratılış Sütunları’

Buna karşılık, S1 yıldızı görüntünün alt yarısında parlayan bir toz mağarası oyuyor ki, S1 görüntüde Güneş‘ten önemli ölçüde daha büyük olan tek yıldız.

Görüntüdeki bazı yıldızlar ise protogezegen disklerini, yani yapım aşamasında olan gelecekteki potansiyel gezegen sistemlerine işaret ediyor.

Güneşimiz uzun zaman önce buna benzer bir aşama yaşamıştı. Şimdi insanlık başka bir yıldızın hikayesinin başlangıcını görecek teknolojiye sahip. Bu eşsiz görüntüleri de bu sayede tüm insanlık izleyebiliyor.

NASA’dan tarihi kareler: Evrenin en derin kızılötesi görüntüleri
James Webb’den Tarantula Nebulası fotoğrafı

İklim krizi nedeniyle okyanusların rengi maviden yeşile dönüyor

ABD ve Birleşik Krallık‘tan araştırmacılar, Dünya‘nın okyanuslarının daha yeşil hale geldiğini ve bunun dünya ısındıkça iklim değişikliğinin fitoplankton popülasyonları üzerindeki etkisinden kaynaklandığını ortaya koydu.

Yirmi yıllık uydu görüntülerinin analiz edildiği çalışmada, dünya okyanuslarının yüzde 56’sından fazlasının renginin maviden yeşile döndüğü kaydedildi.

Bitki benzeri algler de dahil olmak üzere küçük mikroplar, fotosentez yapmak için yeşil klorofil kullanıyor. Yani sayıları ne kadar fazlaysa, yaşam alanları da o kadar yeşil oluyor.

Daha yeşil bir dünya kulağa ne kadar çekici gelse de, fitoplankton konsantrasyonlarındaki bir artış, okyanus ekosistemleri üzerinde çok sayıda zincirleme etkisiye neden olabilir.

Fitoplanktonda ısı kaynaklı artışların ciddi kısa vadeli etkileri halihazırda gözlemleniyor. Ani nüfus patlamaları nedeniyle ortamlarındaki oksijeni hızla tüketen fitoplanktonlar, her hayvanın kaçamayacağı hipoksik ölü bölgeler yaratıyor.

Ancak henüz anlaşılamayan, daha uzun vadeli sonuçlar da doğuruyor.

‣ ‘Okyanusların iklim krizine verdiği tepki her şeyi belirleyecek’

Yüzey-okyanusu ekolojisi, 20 yılda önemli ölçüde değişti

Bu uzun vadeli değişikliklerle ilgili başlıca sorulardan biri, değişimleri tespit etmek için ne kadar verinin yeterli olduğu. Önceki tahminler, okyanus ekosistemlerindeki değişiklikleri tespit etmek için otuz yıllık gözlemlerin gerekli olacağını öne sürüyor.

Araştırmacılardan oluşan ekip ise MODIS-Aqua uydusundan elde edilen yaklaşık 20 yıllık verilerin yeterli olduğunu, yani iklim değişikliğinin daha hızlı gözlemlenebileceğini, anlaşılabileceğini ve tepki verilebileceğini gösterdi.

Daha koyu bölgeler, renk değişiminin en yoğun görüldüğü yerleri gösteriyor. Kaynak: Cael ve diğerleri, Nature, 2023.

Yansıyan ışığa dayalı olarak okyanus renginin anlık görüntülerini ifade eden ‘uzaktan algılama yansıması‘ sayesinde çalışma 20 yıllık verilerle tamamlanabiliyor. Bu anlık görüntülerin işlenmesi, bazı açılardan klorofil tahminleri gibi diğer metodları kullanarak fitoplankton popülasyonlarını ölçmeye çalışmaktan daha kolay.

Araştırmacıların da kabul ettiği üzere bu, okyanusun giderek yeşile dönmesinin tek nedeninin fitoplankton olduğu anlamına gelmiyor. Ancak analiz, okyanus ekosistemlerinin iklim değişikliğine nasıl tepki verdiğini tahmin eden gelişmiş bir modelle yakından örtüşüyor.

Araştırmacılar, yayımladıkları makalede “Uzaktan algılama yansıması ve dolayısıyla yüzey-okyanusu ekolojisi, son 20 yılda okyanusun büyük bir kısmında önemli ölçüde değişti” diye belirtiyor.

‣ İklim krizi: Dünya okyanuslarının karbondioksit emme kapasitesi düşüyor

‘İklim değişikliğinin etkileri hissediliyor, ancak tespit edilemiyor’

Bilim insanları, okyanusun yeşile dönmesinin özellikle ekvator çevresinde daha belirgin olduğunu bildiriyor.

Fitoplanktonlar karbondioksiti hapsettiğinden, sayılarındaki artış değerli bir karbon yutağı olarak görülebiliyor ve bu da bağlantıyı başta olduğundan çok daha karmaşık hale getiriyor.

Ancak sudaki sıcaklık, besin mevcudiyeti ve ışık seviyeleri gibi birçok yönden çevrelerini değiştirebildikleri ve denizdeki besin zincirinin temelini oluşturdukları için sayılarındaki artış, koruma bölgeleri ve balıkçılık gibi kaynaklarda yaygın ve önemli değişikliklere neden olabilir.

Çalışma, okyanusların renginin yeşile dönmesinin sonuçlarına derinlemesine değinmiyor. Ancak okyanuslardaki yeşillenme ne anlama geliyor olursa olsun, çoktan gerçekleşiyor. Hem de son araştırmalar sayesinde, vaktinden on yıl önce ortaya çıkarıldı.

Araştırmacılar, çalışmaya dair şunları söylüyor:

Genele baktığımızda, bu sonuçlar yüzey denizel mikrobiyal ekosistemlerde iklim değişikliğinin etkilerinin halihazırda hissedildiğini, ancak henüz tespit edilmediğini gösteriyor.

İmamoğlu hakkında yeni hapis cezası ve siyasi yasak istemi

Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanan ve hakkında iki yıl yedi ay hapis cezası ile siyasi yasak uygulanması kararı verilen İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı’ya hakaret ettiği gerekçesiyle açılan davada 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istendi. Ayrıca İmamoğlu’na siyasi yasak getirilmesi de talep edildi.

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianamede  “kamu görevlisine alenen hakaret” suçunun, kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenmesi nedeniyle cezanın alt sınırının bir yıldan az olmaması istendi. Savcılık, ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılama’, ‘suç işlemeye tahrik‘ ve ‘iftira‘ suçlarından ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi.

İmamoğlu’nun davası 30 Kasım’a ertelendi 

Ne olmuştu?

25 Ekim 2022’de Tuzla İleri Biyolojik Arıtma Tesisi 3. Etap Açılış Programı’nda İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Tuzla Belediye Başkanı Şadi Yazıcı arasında bir gerginlik yaşanmıştı.

Açılış konuşmasını yapan Yazıcı’dan sonra sahneye gelen İmamoğlu, konuşmasından önce salonda yaşanan gerginliğe yönelik, “Arkadaşlar, o arkadaş burayı germeye gelmiş, bırakın. Sakin, nezaketsiz, bakın arkadaşlar müsaade edin. Bir sakin olun. Vatandaşlarımız buraya döner misiniz? Lütfen, lütfen… Bakın provokasyon devam ediyor. İlgilenmeyin, kötü söz sahibine aittir” ifadelerini kullanmıştı. İmamoğlu ayrıca şunları söylemişti:

“Zaten arkadaş gergindi, saniyede bir öksürüyordu. Belli ki kendini kurmuş. Twitter belediyeciliği yapıyor. Twitter belediye başkanlığı yapıyor.”

Dünya’nın yüzde 2’sini beyaza boyayarak küresel ısınmayı durdurabilir miyiz?

2021 yılında Purdue Üniversitesi’nden araştırmacılar, dünya üzerindeki en beyaz boyayı geliştirdiklerini duyurdu.

Renk o kadar beyaz ki ışığı yansıtma oranı yüzde 98’in üzerinde. Bu özelliği bizim için oldukça faydalı olabilir çünkü ışık ısıyı yayıyor ve şu sıralar Dünya’nın fazlasıyla sıcak olduğunu söylemek mümkün.

Araştırmacılara göre eğer bu boya bir bina üzerinde kullanılırsa yüzeydeki sıcaklığı, içerideki sıcaklığı ve klimaya duyulan ihtiyacı azaltabilir. Fakat ya bunun çok daha ötesinde bir uygulama alanı varsa, mesela tüm gezegenin sıcaklığını azaltmak gibi?

Kaliforniya Davis Üniversitesi elektrik ve bilgisayar mühendisliği öğretim üyesi ve temiz teknoloji araştırmacısı Jeremy Munday, eğer Purdue boyası gibi bir materyalle Dünya yüzeyinin yüzde 1-2’si kaplanabilirse uzaya geri gönderilen ışık miktarının gezegen tarafından emilen sıcaklığı düşürerek küresel sıcaklıkları stabilize etmeye yeterli olabileceğini söylüyor.

Bir başka deyişle, iklim değişikliğine çözüm sağlamakta büyük katkısı olabilir.

The New York Times’a yaptığı yorumda Munday, uzaya geri gönderilen ışığın kozmosa zarar vermeyeceğini ifade ederek “Bunu yapmak, bir bardak normal suyu okyanusa boşaltmak gibi olurdu” diye konuştu.

Ne kadar alanı boyamak gerekir?

Peki Dünya yüzeyinin yüzde 1-2’si derken ne kadar büyük bir alandan bahsediyoruz? Dünya’nın yüzey alanı yaklaşık 510 milyon kilometre kare ve çoğunluğu sularla kaplı. Dolayısıyla boyanın yaklaşık 5,1 milyon ile 10,3 milyon kilometre kare arasında bir alanı kaplaması gerekir.

Bu alanı kavrayabilmek için şöyle bir örnek verebiliriz: ABD’nin toplam yüzölçümü 9 milyon kilometre kareden biraz fazla. Bu durumda tüm ülkeyi bir okyanustan diğer okyanus kıyısına kadar beyaza boyamamız gerekirdi.

Ne kadar boya gerekir?

Bunun için de çok fazla boya lazım olurdu. Hem de çok…

Bu yeni boyanın da Purdue araştırmacılarının belirttikleri üzere ticari boya ile aynı karakteristik özelliklere sahip olduğunu varsayarsak, Dünya yüzeyinin yalnızca yüzde 1’ini kaplayabilmek için aşağı yukarı 526 milyar ton aşırı beyaz boyaya ihtiyaç duyardık.

Doğal olarak, yüzeyin yüzde 2’sini kaplamak istersek o miktar ikiye katlanıyor. Ve tabii bunları düşünürken okyanusları, çölleri ve ağaçları boyamanın ne kadar zor olacağını hesaba katmıyoruz bile.

Sıcaklıkları düşürmek amacıyla beyaz boya kullanmak yeni çıkmış bir konsept değil. Dünyanın birçok kentinde ufak bir araba yolculuğuna çıkarak ne kadar fazla sayıda arabanın beyaz olduğu görülebilir.

Dünya çapında birçok yerde hali hazırda yüzeyler beyaza boyanıyor ve Purdue Üniversitesi’nin yeni boyası buna büyük katkıda bulunacak. Fakat bu durum aynı zamanda şunu da gösteriyor ki, sorunun çözümüne giden yol oldukça uzun.

Almanya’da iklim aktivistleri iki havalimanındaki pistleri kapattı

Almanya’daki aktivistler, iklim açısından en kirletici ulaşım biçimi olan uçakları protesto etmek ve sera gazı emisyonlarının azaltılması için hükümetten daha sert önlem talep etmek üzere dün (13 Temmuz) iki kentte havalimanlarındaki uçuşları birkaç saatliğine bloke etti.

Kuzey Almanya’daki okul tatilinin ilk gününde, Letzte Generation (Son Nesil/Last Generation) adlı aktivist grubu üyeleri, yerel saatle sabah 6.00 civarında (0400 GMT) Hamburg Havalimanı arazisine girerek kendilerini piste yapıştırdı.

dpa’nın aktardığına göre, havalimanında düzinelerce uçuş iptal edildi ve 10 yolcu başka havalimanlarına yönlendirilmek zorunda kaldı.

Grubun üyeleri ayrıca Düsseldorf Havalimanı‘ndaki bir güvenlik telini keserek uçak pistine erişim yolunu kapattı. Aktivistlere müdahale edilene kadar birkaç uçuşun aksadığı bildirildi.

Bir polis memuru “Yedi kişi havaalanının iç kısmına erişim sağladı ve kendini piste yapıştırdı. Üçü hızlı bir şekilde kaldırıldı, diğer dördü de kaldırılmak üzere” açıklamasını yaptı.

Letzte Generation ise yaptığı açıklamada, Alman hükümetini iklim kriziyle mücadele etmeye yönelik bir stratejiden yoksun olmakla suçlayarak uçak yakıtı için vergi muafiyetlerinin sona erdirilmesi de dahil olmak üzere ulaşım sektöründeki emisyonların azaltılması için acil önlemler alınması çağrısında bulundu.

‣ Alman iklim aktivistlerinden ‘düşük hız limiti ve sübvansiyonlar’ için yol kesme eylemi

Üst düzey Alman hükümet yetkilileri protestoları sert bir dille kınayarak protestoların sona erdirilmesi çağrısında bulundu.

Son yıllarda karayolu ve hava yolculuğundan kaynaklanan emisyonların azaltılmasına yönelik birçok öneriye karşı çıkan Ulaştırma Bakanı Volker Wissing, “Letzte Generation iklimi korumuyor, suç işliyor” dedi.

Her ikisi de Hür Demokrat Parti üyesi olan Wissing ve Adalet Bakanı Marco Buschmann, aktivistleri insanların “fazlasıyla hak ettikleri tatillere” gitmesini engelleyerek toplumu bölmekle suçladı.

Letzte Generation üyeleri, Almanya’da sık sık kendilerini yollara ve havaalanı pistine yapıştırdıkları sivil itaatsizlik eylemleri düzenliyor.

Havacılık, küresel emisyonların önemli bir payından sorumlu. Avrupa Komisyonu verilerine göre, havacılık sektörü bir ülke olsaydı, ilk 10 küresel emisyon yayıcısı arasında yer alırdı.

‣ İklim aktivistlerinden Hamburg Filarmoni Orkestrası’nın konseri sırasında eylem

Letzte Generation aktivistleri politikacı kılığına girerek yolları kapattı

Fotoğraf: dpa

Letzte Generation, bugün (14 Temmuz) de trafiğin en yoğun saatlerinde Berlin’in en önemli kavşaklarından birinde protesto düzenledi. Şehir çapında ve Almanya’nın diğer kısımlarında da eylemler planlanıyor.

Hükümetin kendi iklim değişikliği kanunlarını çiğnediğini iddia eden göstericiler, kıdemli siyasetçileri temsil eden maskeler taktı.

Aktivistler, haftasonları düzenlenen iklim protestolarının uğrak yeri olan Zafer Sütunu’na gelerek kendilerini buradaki yollara yapıştırdılar.

Grosser Stern (Büyük Yıldız) olarak da bilinen kavşak, iş giriş-çıkış saatlerinde kilit bir nokta. Bazı sürücüler, göstericilerden kaçınmak ve ilerleyebilmek için yolun dışına çıktı.

‣ Londra ve Berlin’de 60 bin iklim aktivisti fosil yakıtlara dur diyerek adil geçiş talep etti

‘Kanunu ihlal ediyoruz’

Aktivistler Şansölye Olaf Scholz, Ekonomi ve İklim Değişikliği Bakanı Robert Habeck ve Ulaştırma Bakanı Volker Wissing kılığına girerek “Kanunu ihlal ediyoruz” yazan pankartlar taşıdı.

Grubun iddialarına göre koalisyon, 2045 itibariyle sera gazı nötrlüğüne ulaşmak için Almanya’nın kendi İklim Koruma Yasası’na uymasını sağlayacak doğrudan bir strateji oluşturmaya yönelik yasal yükümlülüğünü yerine getiremedi. Yasa, “hükümetin yasayı ihlallerini şeffaf hale getirecek” bir eylem içeriyordu.

Hükümetin iddialarına göre taslak halindeki iklim koruma programı taşımacılık sektöründe kapsamlı tedbirler içeriyor ve ek iklim koruma tedbirleri alma yükümlülüğünü yerine getiriyor.

‣ İklim aktivistleri Almanya’da kendilerini uçak pistine yapıştırdı

Ülke çapında iklim eylemleri

14 Temmuz günü için başkent çapında, bir tanesi Berlin’in ana tren istasyonunda olmak üzere başka eylemlerin de yapılması planlanıyordu. Polisin ifadesine göre protestocular Almanya’nın Reichstag parlamento binasının ve Brandenburg Kapısı’nın yakınlarında trafiği kapatmıştı.

Bir gün öncesinde protestocular kendilerini Hamburg ve Düsseldorf havaalanlarında pistlere yapıştırmış ve bu durum aktivistlere sert cezalar verilmesi yönünde taleplere sebep olmuştu.

Mayıs ayında düzenlenen büyük çaplı baskınlarda da grubun üyeleri hedef alınmıştı.

‣ Almanya’da iklim aktivistlerine yönelik suç örgütü soruşturması: 15 hanede arama yapıldı

Fakat Letzte Generation sözcüsü Lina Johnsen, protestoların ihtiyaçtan doğduğunu ve bunun da hükümetin kendi kurallarını çiğnemesinden kaynaklandığını söyledi.

Johnsen, şunları ekledi:

Yaşamak için ihtiyaç duyduğumuz şeyleri korumak siyasetçilerin sorumluluğudur. Ve kendileri bunu yapmıyorlar, kendi iklim koruma hedeflerini ihlal etmeye devam ediyorlar.

İklim aktivistlerinin provokatif eylemleri işe yarıyor mu?