Ana Sayfa Blog Sayfa 422

Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde sıcaklıklar artmaya devam edecek

Bir haftadır Türkiye‘nin batı ve güney bölgelerini etkisi altına almış olan sıcak dalgasının çarşambadan itibaren tüm yurtta hissedileceği; Marmara, Ege ve Akdeniz bölgelerinde ise sıcaklıkların artmaya devam edeceği tahmin ediliyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nden yapılan açıklamaya göre, hava sıcaklıklarının Marmara, Ege ve Akdeniz’de mevsim normallerinin 3 ila 8°C, diğer bölgelerde ise mevsim normallerinin 1 ila 5°C üzerinde seyretmesi bekleniyor.

Ayrıca sıcaklıkların Ankara‘da 32-36°C, İstanbul‘da 32-35°C, İzmir‘de 37-38°C ve Antalya‘da 39-41°C civarında seyretmesi bekleniyor.

‣ Cerberus sıcak dalgası: Avrupa neden bu kadar sıcak ve sıcaklar ne kadar sürecek?
sıcak
Fotoğraf: EPA

Saat 11-16 arası tehlikeli

Açıklamada, sıcak dalgası nedeniyle kronik rahatsızlığı olanlar, yaşlılar ve çocuklar başta olmak üzere vatandaşların, günün en sıcak saatleri olan 11 ile 16 saatleri arasında dikkatli ve tedbirli olmaları gerektiği belirtildi.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü İstanbul Bölge Tahmin ve Erken Uyarı Merkezi de 19 Temmuz öğle saatlerinden itibaren Marmara bölgesinin sıcak hava dalgasının etkisine gireceğini belirtti ve sıcaklıkların bölge genelinde mevsim normallerinin 3-8 derece üzerine çıkmasının beklendiğini kaydetti.

Meteoroloji 2’nci Bölge Müdürlüğü de İzmir, Aydın, Manisa, Balıkesir ve Çanakkale‘de etkili olan sıcak hava dalgasının etkisinin 24 Temmuz’a kadar artarak devam edeceğini, hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin 3 ile 6 derece üzerine çıkmasının beklendiğini açıkladı.

sıcak
Fotoğraf: AFP
‣ ‘Dayanılmaz’ sıcak dalgası Avrupa ve Türkiye’de hayatı tehdit ediyor

Sıcak dalgaları iklim krizinden mi kaynaklanıyor?

Fosil yakıt kullanımı gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi, sıcak dalgası adı verilen hava olaylarının meydana gelme ihtimalinin yanı sıra sıklığı ve şiddetini de artırıcı bir rol oynuyor.

Dünyanın birçok yerinde meydana gelen sıcak dalgaları her yıl binlerce insanın ölümüne yol açıyor.

Yüksek sıcaklıklara katlanmak insanların doğrudan ölümüne sebep olabildiği gibi, günlük hayatı ve çalışmayı çok daha zorlaştıran bir etkiye de sahip. Aynı zamanda tarım ve çiftçiliğin gelişimi açısından yıkıcı olabilirken orman yangını riskini artıran zincirleme etkilerde de bulunuyor.

‣ Milyonlarca yılın sıcaklık rekoru kırıldı: Bu normal bir anomali, yanmaya devam edeceğiz

Yine de iyi haberlerden söz etmek mümkün: Hazırlıklı olmak ölüm sayısını kayda değer ölçüde azaltıyor. Bu hazırlıklar, kentsel ortamlarda mekanların soğutulmasıvardiyaların değiştirilmesi veya çalışma saatlerinin azaltılmasını kapsayabiliyor.

Bilim insanlarına göre, gelişmekte olan ülkeler kapsamlı ısı planları uygulama olasılığı en düşük olan ülkeler. Küresel ısınmayı kontrol altına alma çabaları devam ederken, yaşanacak olan aşırı hava olaylarının zararlarınını sınırlamak için hâlâ atılabilecek adımların olması umut verici.

‣ Hayvan dostlarımızı aşırı sıcaklardan nasıl koruruz?
Sıcak dalgaları ve aşırı hava olayları neden artıyor?

Bostancı’da 120km hızla gelen araç, bisikletli Güzelgün’ün ölümüne sebep oldu: Karakola gelen kişi o değil

Bostancı‘da bisikletiyle karşıya geçmek isteyen Doğanay Güzelgün, polis kontrolünden kaçtığı iddia edilen otomobil sürücüsünün çarpması sonrası hayatını kaybetti.

Saat 5.30 sıralarında Bostancı sahil yolu Çetin Emeç bulvarı Maltepe istikametinde meydana geldi. Çarpmanın şiddetiyle yola fırlayan bisiklet sürücüsü ağır yaralandı. İhbar üzerine olay yerine polis ve sağlık ekipleri sevk edildi. Ağır yaralanan 51 yaşındaki Güzelgün kaldırıldığı hastaneden hayatını kaybetti. Otomobil sürücüsü ise gözaltına alındı. Fakat sürücünün olay yerinden kaçtığını belirten Güzelgün’ün arkadaşları teslim olan kişinin başka birisi olduğunu öne sürdü.

DHA‘nın aktardığına göre; kazadan saniyeler önce bisikletli grubun yol kenarında durduğu sırada, otomobilin hızla grubun yanından geçmesi bir bisikletlinin kask kamerasına yansıdı. Görüntülerde, yaklaşık 10 bisikletlinin yol kenarında durduğu sırada, otomobilin hızla yanlarından geçtiği görülüyor. Bisikletli grup, olayı sosyal medya üzerinden duyurarak “Bostancı hattındaki üç çeviriyi atlatıp 120km hızla bisikletli arkadaşımıza çarparak öldürdü” dedi.

 

‘Karakola gelen kişi o değil’

Güzelgün’ün bulunduğu bisikletli gruptan Ahmet Erkinsert, “Her sabah 05.30’da bisiklet sürüşü için toplanıyoruz. Yine bu sabah sürüş için toplandığımızda 05.30 saatlerinde acı bir ses duyduk, arkamı döndüğümde maalesef arkadaşımızı havada gördüm. Sonrasında vuran kişi doğrudan kaçtı, kaçarken araçtan indiğinde kendisini gördüm ve peşinden koştum. Ancak belli bir yere kadar kovaladım. Marmaray‘a doğru devam ederken alt geçitten geçtikten sonra kendisini kaybettim. Kendisi aynı zamanda çevirmelerden kaçmış. Ben sürücüyü gördüm, karakola gelen kişi o değil. Bu şeklide ifademi de verdik polis arkadaşlara “diye konuştu.

‘Başka bir kişi kazayı kendisinin yaptığını söyledi’

Bisikletli Tufan Sağanak da kazayla ilgili olarak otomobilde uyuşturucu madde olduğu iddia edilen madde görüldüğünü iddia ederek “Bir arkadaşımız onu kovalamaya çalıştı ama yakalayamadı. Sonradan başka bir kişi kazayı kendisinin yaptığını söyleyerek geldi. Polise teslim oldu. Gözaltındaki kişinin çarpan kişi olmadığını düşünüyoruz. Bunu polis belirleyecek ama yüksek ihtimalle onun yerine başkası geldi. Otomobilde uyuşturucu olduğuna dair görüntüler var” diye konuştu.

‘Yaşamımızı tehdit ediyorlar’

Alptekin Çilesiz, “Her sabah orada düzenli olarak sürüş yapan yüzlerce bisikletçi arkadaşımız var. Biz uyumlu insanlarız. Biz her sabah bu tür olaylarla karşı karşıyayız. Yüksek hızda araç kullanan ve genelde alkollü olan sürücüler bizlerin yaşamlarını tehdit ediyorlar. Bu sabah da hiç beklemediğimiz bir anda 100- 120 kilometre hızla çarptı. Kaçarken çarptı. Hepimiz kazayı gördük. Yüksek ihtimalle cadde üzerindeki uygulama noktalarından bir tanesinden kaçıyordu. Şuanda çarpan kişi aranıyor. Yerine gönderilen bir sürücü var. O olmadığı çok net. MOBESE kameralarından her şey ispat edilmiş durumda. Sadece adli süreç başladığı işlemlerin karakol tarafından tamamlanmasını bekliyoruz. Bu bisiklet kazası değil cinayet” dedi.

‘Sırf bu tarz kazalar yaşanmaması için 4.30’da kalkıp bisiklete binmeye çalışıyoruz’

Bisikletçi arkadaşı Nurşafak Gügümü de “Yaşadığımız kaza çok üzücü. Sırf bu tarz kazalar yaşanmaması için sabah 4’de 4.30’da kalkıp mesaiden önce bisiklete binmeye çalışıyoruz. Hiçbir ülkede hiçbir topluluk bisiklete binmek için bu saatte kalkmak zorunda kalmıyor. Buna rağmen bugün böyle bir üzücü olay yaşadık “diye konuştu.

Polisin olayla ilgili soruşturması devam ediyor.

Türkiye’nin en sıcak illeri Antalya, Muğla ve Şırnak oldu

Cumartesi günü (15 Temmuz) Türkiye genelinde ölçülen sıcaklıklara göre, ülkenin en sıcak yeri 45,9°C ile Antalya‘nın Kaş ilçesi Çavdır Orman Sahası ve Muğla’nın Köyceğiz ilçesi Zeytinalanı Ekip Orman Deposu oldu.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan ölçümlere göre, Antalya ve Muğla’yı 45,7°C ile Şırnak‘ın Cizre ilçesi takip etti.

Sıcaklıklar Antalya’nın Manavgat ilçesinde 44,7°C; Aksu ve Konyaaltı‘nda 44,3°C; kent merkezinde ise 44,1°C olarak ölçüldü.

Yüksek sıcaklıkları kent sakinlerinin yanı sıra tatilciler için de zor anlar yaşattı ve sahillerdeki yoğunluğun normalden az olduğu gözlemlendi.

‣ Cerberus sıcak dalgası: Avrupa neden bu kadar sıcak ve sıcaklar ne kadar sürecek?
‣ Sıcak dalgaları ve aşırı hava olayları neden artıyor?

Sıcaklıklar tahminlerin üzerine çıktı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün tarafından 10 Temmuz’da yayımlanan ve 11-16 Temmuz arasında ülkenin sıcak dalgası etkisi altına gireceğine ilişkin açıklamada, sıcaklıkların Antalya’da 37 ila 43°C, Muğla’da ise 36 ila 40°C olacağı tahminine yer verilmişti.

Bir hafta sonra yapılan ölçümler ise sıcaklıkların tahminlerin üzerinde seyrettiğini ortaya koydu.

Ölçümlerde, ülke genelindeki en düşük sıcaklığın 12,7°C ile Rize‘nin Çamlıhemşin ilçesindeki Palovit Yaylası‘nda olduğu görüldü.

Fotoğraf: Bernat Armangue / AP
‣ ‘Dayanılmaz’ sıcak dalgası Avrupa ve Türkiye’de hayatı tehdit ediyor
‣ Araştırma: Hayal dahi edemeyeceğimiz sıcak dalgalarına karşı hazırlık yapmalıyız

Sıcak dalgaları iklim krizinden mi kaynaklanıyor?

Fosil yakıt kullanımı gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi, sıcak dalgası adı verilen hava olaylarının meydana gelme ihtimalinin yanı sıra sıklığı ve şiddetini de artırıcı bir rol oynuyor.

Dünyanın birçok yerinde meydana gelen sıcak dalgaları her yıl binlerce insanın ölümüne yol açıyor.

Yüksek sıcaklıklara katlanmak insanların doğrudan ölümüne sebep olabildiği gibi, günlük hayatı ve çalışmayı çok daha zorlaştıran bir etkiye de sahip. Aynı zamanda tarım ve çiftçiliğin gelişimi açısından yıkıcı olabilirken orman yangını riskini artıran zincirleme etkilerde de bulunuyor.

‣ Milyonlarca yılın sıcaklık rekoru kırıldı: Bu normal bir anomali, yanmaya devam edeceğiz

Yine de iyi haberlerden söz etmek mümkün: Hazırlıklı olmak ölüm sayısını kayda değer ölçüde azaltıyor. Bu hazırlıklar, kentsel ortamlarda mekanların soğutulmasıvardiyaların değiştirilmesi veya çalışma saatlerinin azaltılmasını kapsayabiliyor.

Bilim insanlarına göre, gelişmekte olan ülkeler kapsamlı ısı planları uygulama olasılığı en düşük olan ülkeler. Küresel ısınmayı kontrol altına alma çabaları devam ederken, yaşanacak olan aşırı hava olaylarının zararlarınını sınırlamak için hâlâ atılabilecek adımların olması umut verici.

‣ Hayvan dostlarımızı aşırı sıcaklardan nasıl koruruz?
İklim krizi: Aşırı sıcaklarla nasıl mücadele edilebilir?

Kadıköy’de cinsel sağlık ve üreme sağlığı danışmanlık merkezi açıldı

İstanbul’da Kadıköy Belediyesi ve Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı (TAPV) Kadıköy Cinsel Sağlık/Üreme Sağlığı Bilgilendirme ve Danışmanlık Merkezi’ni (CİSAM) açtı. Burası aynı zamanda Türkiye’de yerel yönetim tarafından açılan ilk Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı (CSÜS) Danışmanlık Merkezi.

Kaos GL‘nin aktardığına göre; Kadıköy’de cinsel sağlık ve üreme sağlığı hakkında danışmanlık alabileceğiniz bu merkez genç, kadın, LGBTİ+ vatandaşların eşit, kapsayıcı ücretsiz hizmetlere erişimini sağlamayı amaçlıyor.

Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Hakları (CİSÜ) Platformu‘na konuşan Kadıköy CİSAM Çalışanı Güler Morgül “İnsanların cinsel sağlık ile ilgili yargılanmadan ve ayrımcılıktan uzak, eşitlik ve farklılıklara saygı prensibiyle hareket ederek insan onurunun, mahremiyetin ve kişisel bilgi gizliliğinin korunduğu çalışma ortamıyla doğru bilgiye erişmeleri için faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Ülke genelinde bu merkezlerin artması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.

CİSAM’da hangi hizmetleri alabilirsiniz?

CİSAM’da bir klinik psikolog, bir ebe/hemşire, bir sosyolog ve iki büro personeli hizmet veriyor. Kadıköy Belediyesi Korkmaz Altuğ Sağlık Polikliniği’nde görevli kadın doğum uzmanıyla koordineli bir şekilde çalışan merkez, başvuran bireylerin bilgi ve danışmanlık almasının ardından jinekolojik muayene, ultrasonografi, gebelik takibi, RİA (spiral) uygulaması, crio uygulaması, smear ve HPV testi gibi sağlık hizmetleri ile buluşması için gerek Kadıköy Belediyesi gerekse de Kadıköy sınırları içindeki diğer sağlık kurumlarıyla iş birliği yapıyor.

Merkezin bütün hizmetleri; hak temelli çalışma prensibiyle bilimsel yöntemler doğrultusunda etik ilkeler gözetilerek ve gizlilik esasıyla veriliyor. Merkezde, cinsel sağlık ve üreme sağlığı alanında bilimsel ve güncel bilgi ve danışmanlık, aile planlanması, gebeliği önleyici yöntemler, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara karşı bilgi ve danışmanlık, tanı öncesi ve sonrası takip, çocukların cinsel gelişimiyle ilgili bilgi ve danışmanlık, gebelik, lohusalık ve yeni doğan, adet hijyeni ve adet döngüsü, cinsel/üreme sistemine ilişkin sağlık sorunları, cinselliğin anatomisi ve fizyolojisi, cinsel işlev bozuklukları ile ilgili ücretsiz bilgi ve danışmanlık veriliyor. Cinsel sağlığı koruyucu yöntem ve hizmetlere erişimde yaşanan engelleri azaltmak için hijyenik ped, kondom gibi desteklerin sunulduğu merkezde, Kadıköy Belediyesi’ne ait sağlık merkezleri ile kamu sağlık kuruluşlarına tanı ve tedavi için yönlendirme yapılıyor.

Merkezde ayrıca, Güvenli Annelik, Aile Planlaması, Yeni Doğan Sağlığı, Güvenli Cinsellik, Ergen Sağlığı, Çocukların Bedensel Söz Hakkı Eğitimi, Kadın Sağlığı Eğitim Programı, Flört Şiddeti Farkındalık Atölyesi, Kadının İnsan Hakları Eğitim Programı gibi eğitimler ve atölye çalışmalarının yanı sıra uzman kişilerin gerçekleştirdiği seminerler veriliyor.

Kadıköy CİSAM’ın adresi şöyle:

Rasimpaşa Mahallesi, Uzun Hafız Sokak, No:100, Kat: 1, Tel: 0216 414 3186

Çanakkale’de orman yangınında üçüncü gün: Altı köy tahliye edildi

Çanakkale‘nin merkeze bağlı Kızılkeçili köyünde pazar günü çıkarak rüzgarın etkisiyle kısa sürede yayılan yangın üçüncü günün de devam ediyor.

Örtü yangını olarak başlayan yangın, şiddetli rüzgar nedeniyle halen kontrol altına alınamadı. Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü‘nden çok sayıda ekibin yanı sıra, çevrede oturan köylüler de alevlerle mücadele için kendi su tankerleriyle destek verdi.

Çanakkale Valiliği, alevlerin yerleşim yerlerine yaklaşması nedeniyle toplam altı köye ilişkin tahliye kararı verildiğini açıkladı. Buna göre, önceki gün tahliye edilmiş olan Kemel köyünün yanı sıra Kayadere, Işıklar, Dörtyol, Kurşunlu ve Mareşal Fevzi Çakmak köyleri de tahliye edildi.

‣ Hatay, Çanakkale, Muğla ve Mersin’de orman yangınları

yangın

Yangına havadan etkin müdahale bugün (18 Temmuz) sabahın ilk ışıklarıyla yeniden başladı. Alevlere, toplam 21 hava unsuru, 60’ın üzerinde arazöz ve 500’den fazla personel müdahale ediyor.

Fosil yakıt kullanımı başta olmak üzere insan faaliyetleri kaynaklı iklim değişikliğinin etkisiyle, Türkiye’nin batı ve güney kesimlerinde yüksek sıcaklıklar etkisini göstermeye devam ediyor.

Sıcak ve kuru hava koşulları, orman yangınlarının ortaya çıkmasını ve yayılmasını kolaylaştırıcı etkide bulunuyor.

yangın

Tekirdağ’da dün çıkan yangın devam ediyor

Dün Tekirdağ‘ın Malkara ilçesinde başlayan orman yangınına ekipler müdahale etmeye devam ediyor.

İtfaiye, arazöz, su tankeri ve helikopterlerle müdahalenin yanı sıra İş makineleri alevlerin bulunduğu yere kum taşıyor. Ekipler, Deveciköy-Kuştepe mevkii arasında devam eden yangının yerleşim yerlerine sıçramaması için yoğun çaba gösteriyor.

Diyarbakır’daki yangın kontrol altına alınamadı

Diyarbakır‘ın Lice ilçesinde ise dün başlayan orman yangını kontrol altına alınmaya çalışılıyor.

Diyarbakır’ın yanı sıra Bingöl‘den gelen itfaiye ve jandarma ekipleri yangına müdahale ediyor. Çevredeki bazı evlerin tedbir amaçlı tahliye edildiği kaydediliyor.

Avrupa Birliği’nin 2040’a kadar yüzde 90 net emisyon azaltımı yapabilmesi mümkün

Strategic Perspectives tarafından bugün yayımlanan yeni bir rapor, Avrupa Birliği‘nin (AB) başarılı bir modernizasyonu ve sanayisini yenileştirmeyi başarırken, aynı zamanda 2040 iklim hedeflerine ulaşabilmek için yapması gereken stratejik seçimleri inceliyor.

Strategic Perspectives tarafından hazırlanan rapor, AB’nin başarılı bir modernizasyon ve yeniden sanayileşmeyi başarmak ve aynı zamanda 2040 iklim hedeflerine ulaşmasını sağlamak için yapması gereken stratejik seçimleri inceliyor.

Araştırmacılar, bir ‘Vizyoner Senaryo‘ temelinde sektörel geçiş yollarını, ilgili sera gazı emisyon azaltımlarını ve önümüzdeki yıllarda AB politika yapımını bilgilendirebilecek politika önerilerini ortaya koyuyor.

Çalışma, 2040 yılına kadar yüzde 90 net emisyon azaltımının sadece uygulanabilir olmakla kalmayıp, aynı zamanda tüm sektörlerde kömür ve gazın aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını organize etmek için bir fırsat olduğunu ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği

‣ AB, enerji ihtiyacında yenilenebilir kaynakların payını 2030’a kadar yüzde 42,5’e çıkarmayı hedefliyor
‣ AB enerji krizine rağmen yenilenebilir enerjide dönüm noktasına ulaştı

Avrupa’nın endüstriyel başarısı ve dayanıklılığı stratejik geçiş tercihlerine bağlı 

Yazarlar, Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın geleceğinin tanımlanmasının, AB’nin enerji güvenliğini, endüstriyel rekabet gücünü ve tedarik zinciri direncini güçlendirirken geleceğe dönük istihdam yaratması için bir fırsat sunduğunu söylüyor.

Üç temel seçenek, AB’nin karşı karşıya olduğu çoklu zorluklara çözümler sunuyor. Bunlar 2030 sonrasının planlanmasını gerektiriyor:

  1. 2037 yılına kadar sıfır emisyonlu bir enerji sistemine ulaşmaya dayalı olarak sektörler arasında elektrifikasyonun arttırılması,
  2. Kısıtlı kaynaklar, değişken enerji fiyatları ve güvenilmez tedarik zincirlerinin olduğu bir dünyada Avrupa sanayisini daha rekabetçi hale getirmek için döngüselliğin benimsenmesi,
  3. AB’nin küresel yarışa liderlik etmesini ve eş zamanlı birden fazla geçiş süreciyle karşı karşıya olan bölgelerde istihdam yaratmasını sağlamak için net sıfır teknolojilerin üretimine yatırım yapılması.

Analiz, güvenilir, uygulanabilir ve şeffaf varsayımlara dayalı emisyon azaltma yörüngelerinin oluşturulmasını sağlayan bir simülasyon modeli olan CLIMACT Pathways Explorer’a dayanıyor.

Çalışmada, 2040’a kadar yüzde 90 net emisyon azaltımına ulaşmak için kilit kilometre taşları olarak şu noktalar vurgulanıyor:

  • 2037’ye kadar sıfır emisyonlu bir enerji sektörü, yenilenebilir enerjilerin sağlam bir şekilde yaygınlaştırılmasına dayalı olarak mümkündür. 2040 yılına kadar elektrik üretiminin yüzde 80’i yenilenebilir enerjiden sağlanacak ve AB’nin enerji güvenliği güçlendirilecektir. İspanya ve Almanya gibi ülkeler, elektrikli sektörlerin karbonsuzlaştırılmasında kilit öneme sahip olan bu hedefe 2030 yılına kadar ulaşmayı amaçlıyor.
  • Elektrifikasyon sektörler arasında kilit bir rol oynuyor: Isıtma ve endüstriyel enerji talebinin yarısından fazlası ve otomobil filosunun yüzde 85’inden fazlası 2040 yılına kadar elektrikli hale getirilebilir. Elektrik talebi, 2019’daki 2,780 TWh’ye kıyasla 2040 yılına kadar yaklaşık 4,019 Terawatt saate (TWh) yükselecektir.
  • Sanayinin modernizasyonu güçlü bir elektrifikasyon ve döngüsellik gerektiriyor: Endüstriyel rekabet gücü, 2040 yılına kadar gazın önemli ölçüde azaltılması ve geri dönüştürülmüş malzemelerin daha fazla kullanılması (çelik, cam ve kağıt için yüzde 60’ın üzerinde) yoluyla güçlendirilebilir. Şirketler, birincil malzemelerin ithalatına daha az bağımlı olarak fayda sağlar.
  • Stratejik net-sıfır teknolojilerin üretimi, net-sıfır geçiş için gereken hızda yayılma oranlarını desteklemek için çok önemli olacaktır. Çin’e olan bağımlılığın azaltılması, AB’nin tedarik şoklarına karşı direncini güçlendirebilir. Şirketler rüzgar, ısı pompası ve li-ion pil üretiminin yanı sıra elektrolizörlerin geliştirilmesinde pazar liderliklerini güçlendirebilirler.

Avrupa Birliği

‣ AB, 2030 yenilenebilir enerji hedefini yüzde 45’e yükseltiyor
‣ Avrupa Parlamentosu, iklim kriziyle mücadeleye yönelik ‘mega paketi’ onayladı

Uzmanlar ne diyor?

Strategic Perspectives İcra Direktörü Linda Kalcher, çalışmayı şöyle değerlendiriyor:

“AB fosil yakıt ithalatından daha bağımsız hale gelmek, Çin ile ilişkilerini riskten arındırmak ve sanayi için düşük elektrik fiyatlarını garanti altına almak istiyor. Şimdi liderlerin bunu nasıl başaracakları ve Avrupa sanayisinin geleceğini nasıl şekillendirecekleri konusunda sağlam bir siyasi tartışma başlatma zamanı. Ancak, stratejik seçimler yapmak için veri ve bilgiye sahip değiller – Avrupa Komisyonu‘nun 2040 yol haritasını yakında yayınlamasına ihtiyaçları var.”

Kalchner, yatırım döngülerinin 10-15 yıl sürdüğüne değinerek, sektörün 2040 yılına kadar inovasyonu teşvik etmek için şu an öngörülebilirliğe ihtiyacı duyduğunu belirtiyor:

“Avrupa Yeşil Mutabakatını uygularken birçok şirket, ürünleri için net bir talep tahmini olmaksızın döngüselliğe veya yeşil hidrojen kullanımına yatırım yaptı. Standartlar, kotalar ve geri dönüştürülmüş ve yeşil malzemeler (çelik gibi) için yeni mali teşvikler büyüyen pazarlar yaratabilir ve ilk hareket edenleri ödüllendirebilir.”

Strategic Perspectives Direktörü Neil Makaroff ise, şunları kaydediyor:

“Avrupa dekarbonizasyon hedeflerimiz Avrupa için sağlam bir yeniden sanayileşme planına dönüştürülmelidir. Endüstriyel tabanımızı modernize etmek ve güneş panelleri, ısı pompaları ve batarya üretimi için yeni fabrikalar açmak üzere stratejik kararlar almanın zamanı geldi. Bu sayede Silezya, Hauts-de-France, País Vasco veya Saarland gibi sanayi bölgelerine kaliteli işler geri dönecektir. Bu sadece iklim için değil aynı zamanda Avrupa’nın uyumu için de hayati önem taşımaktadır.”

Avrupa Yeşil Mutabakatının Avrupa’nın gaz, petrol ve kömüre olan bağımlılığını azalttığını vurgulayan Makaroff “Ancak iş henüz bitmiş değil. Yenilenebilir enerjilere, elektrifikasyona ve enerji tasarrufuna dayalı yeni bir Avrupa enerji güvenliği mimarisi inşa etmenin zamanı geldi. Avrupa’nın önümüzdeki on yıl içinde enerjide tamamen bağımsız olabilmesinin tek yolu budur” diyor.

Boğaziçi Üniversitesi’ne girişi engellenen emekli akademisyenlerden toplu dava

Boğaziçi Üniversitesi’nde rektörlük binası önünde gerçekleştirilen protestolara destek vermeleri gerekçe gösterilerek kampüse girişleri yasaklanan emekli akademisyenler, 5 Temmuz 2023 tarihinde karara karşı toplu dava açtı. Öte yandan  Batı Dilleri ve Edebiyatları Bölümü Öğretim Görevlisi Can Candan, yeniden görevinden uzaklaştırıldı. Candan şu paylaşımda bulundu:

Candan haklarının ve kamuya verilen zararın yasal takipçisi olmaya devam edeceğini belirtti.

Akademisyenlerden toplu dava

İstanbul İdare Mahkemesi’nde görülecek davada öğretim üyeleri üniversite kimlik kartı olan BUCard’larının iptal edilmesi kararının yürütmesinin durdurulmasını talep ediyor.

Söz konusu kararı mahkemeye taşıyan akademisyenler arasında Oya Başak, Güler Fişek, Fatma Gök, Sumru Özsoy, Ayfer Hortaçsu, Cevza Sevgen

Fotoğraf: Ahmet Ersoy

ve Alpar Sevgen bulunuyor.

10 kişinin kartı iptal edildi

BUCard, üniversite öğrencilerine, öğretim üyelerine, idari personele, mezunlara ve emekli akademik ve idari personele verilen bir kimlik kartı.

Rektör Vekili tarafından 10 emekli öğretim üyesinin kartları iptal edildi. Gerekçe olarak ise akademisyenlerin “Güney Kampüs meydanında gerçekleştirilen, üniversitenin işleyişini bozucu nitelikteki protesto gösterilerine müteaddit kez katılmaları” gösterildi.

Kartları alınan akademisyenlerin sadece kampüse girişleri değil araştırmalarında faydalanabilecekleri kütüphaneye erişimleri ve öğretim üyeleriyle kampüs ortamında fikir alışverişi yapabilme imkanları da engelleniyor.

Öte yandan davacı yedi akademisyenden beşi Türkçeye “onursal emekli” olarak da çevrilebilecek “emeritus” unvanına sahip. Emeritus öğretim üyelerine kampüsteki ofislerini kullanabilme, ders verebilme ve bilimsel araştırmalar yapabilme hakları tanınıyor. Diğer öğretim üyelerinden tek farkları ise idari görev alamamaları. Ancak alınan karar doğrultusunda emeritus öğretim üyeleri bu haklarından da mahrum edilmiş oldu.

‘Görmezden gelemezdik’

Cübbelerini giyerek tam zamanlı meslektaşlarıyla birlikte haftanın en az bir gününde 15 dakika boyunca sessizce ayakta durarak protestolara katıldıklarını belirten emekli ve emeritus öğretim üyeleri gerekçelerini, mahkemeye verdikleri dilekçede şu ifadelerle açıkladı:

1) Anayasanın 130. maddesi üniversitelerin ‘özgür ve özerk‘ olduğunu söylemektedir. Boğaziçi’nde ise mevcut idare her gün farklı konularda anayasayı defalarca çiğnemektedir. Anayasa maddesini ‘Üniversite değil, Rektör özgür ve özerktir, kurumu dilediği gibi yönetir’ şeklinde anlayan bir idare ile karşı karşıyayız.

2) Boğaziçi hocası, öğrencisi, mezunu ve çalışanlarıyla bir bütündür. Camianın görüşü ve rızası olmadan ve siyasi saiklerle rektör atanmasının ne kadar sakıncalı olduğu Boğaziçi’nde Ocak 2021’den beri yaşananlarla açıkça ortaya çıkmıştır.

3) Özgür ve özerk üniversite ne yönde gelişmek istediğinin kararını verebilen üniversitedir. Üniversitenin eğitim politikası ve imkanları, gelişme hedefleri gözetilmeden bir gecede iki fakülte ve bir enstitü açılması üniversitenin özerkliğine vurulan bir darbe olmuştur.

4) Bölüm Başkanları ve Dekanlar, enstitü müdürleri ‘rektörün adamları’ değil, seçilerek göreve gelen, birimlerinin görüşlerini üst kurullarda temsil eden akademisyenlerdir. Aksi takdirde ortaya çıkan ‘biat’ kültürünün akademik kültürle alakası olmayacağı aşikardır.

5) Üniversitenin kalitesini korumada ve artırmada en önemli husus değerli akademisyenlerin üniversiteye kazandırılmasıdır. Boğaziçi’nin bunun için uzun yıllar boyunca başarıyla oluşturduğu gelenek ve filtreler vardır. Bölüm ve fakülte kurullarının kararlarına, açık ve net itirazlarına karşın ‘paraşüt’ tabir edilen, ve rektörün keyfi kararlarıyla atanan hocalarla Boğaziçi akademik açıdan bozulmaktadır.

6) İki küsür yıldır ‘biat etmedikleri belli olan değerli akademisyenlerin yükseltme ve atamaları yapılmamakta, sabbatical yurt dışı görevlendirmeleri engellenmektedir. Bu da ilerlemesi idari kararlarla durdurulan liyakat sahibi akademisyenlerimize ‘kapıyı göstermenin’ bir yoludur.

Yine aynı şekilde akademik değerleri savunan bölüm başkanı ve dekanların zorlama gerekçelerle ve soruşturmalarla idari görevlerden el çektirilmeleri üniversitede ‘olan bitene ben neden müdahale edeyim, koltuğumda oturayım’ türü büyük çoğunluğu ithal, paraşütle gelen idareci ve hoca tipini doğurmuştur.

7) Boğaziçi ‘kurul’ nizamında çalışan bir üniversitedir. Kurul nizamı ve parlamenter sistem Boğaziçi’nde fikirlerin demokratik bir ortamda tartışılıp değerlendirilmesini sağlayarak on yıllar boyunca en uygun ve iyi çözüme ulaşmayı hedefleyegelmiştir. Rektöre ‘biat’ kültürünün bu gayeye ne kadar ters olduğu aşikardır.

Kurul nizamı Boğaziçi’nin öğrencilerine ve yeni katılan hocalara verdiği çok önemli bir ‘eğitim’dir. Üniversitede konunun ehli hocalardan seçilen komisyonlar çok önemlidir. Üniversitenin ilgili konularda ne yapması gerektiğini araştırır, raporlar hazırlar, karar alıcılara yardımcı olurlar. Komisyonlarımız da parlamanter nizamda çalışırdı. Bağımsız çalışmaları esastı. Sırf ‘rektörün adamı’ olarak dışarıdan getirilenlerden oluşturulan komisyonların üniversitenin önünü görmesine yardımcı olamayacağı açıktır.

8) Boğaziçi bir kampüs üniversitesidir. Yani ders, konferans, yurt, yemekhane, spor tesisleri iç içedir. Öğrencileri kampüs yurtlarından çıkarmak kabul edilemez. Bunun öğrencileri tarikat ve cemaat yurtlarına yönlendirme tehlikesi aşikardır.

9) Boğaziçi 1970’lerde terör ortamında dahi kampüsüne polis çağırmadı. Aralarındaki tartışmalarda arkadaşlarına şiddet uygulamaya kalkanlar ise disiplin kurullarında derhal hakettikleri cezalara çarptırılmışlardır. Diğer taraftan kimse ifade ettiği görüşlerden dolayı dolayısıyla ceza almamıştır.

Bugün Boğaziçi’nde, kampüs içinde sivil polis yoğunluğu, kampüs dışında ağır silahlı polis varlığını anlamanın imkanı yoktur. Özellikle öğrencilerin polis ve okul sivil güvenlik güçleriyle karşı karşıya getirilmiş olması yanlıştır.

10) İdari personelin görevini iyi yapan, liyakatli ve üniversitenin diğer paydaşlarına yardımcı ve saygıyla yaklaşan kimseler olması gereklidir. Oysa bugün siyasi görüş yakınlığı ile eleman alınıyor olması üniversiteyi bozan eylemlerdir.

İşin özeti Boğaziçi’ne kapsamlı bir ‘ele geçirme’ harekatı uygulanmaktadır. Bu güzide üniversiteye hayatının yıllarını ve emeğini vermiş olan bizler başımızı başka yöne çeviremezdik, görmezden gelemezdik. Katıldığımız sessiz protesto sembolik olarak yönetime ‘yanlış yapıyorsun, düzelt’ demektir.”

‘Aynı anda birçok hak ihlal ediliyor’

Dava hakkında bilgi paylaşan Avukat Mert Er Karagülle emekli öğretim üyelerinin kartların iptal edilmesinin “keyfi” bir karar olduğunu belirtti.

Avukat Karagülle açıklamasında “Çünkü akademisyen, personel, öğrenci, mezun ve emeklilere verilen BUCard’ın kim tarafından hangi usulle iptal edilebileceğine ilişkin bir düzenleme bulunmuyor” ifadelerini kullandı.

Büyük olasılıkla Rektör’ün talimatı doğrultusunda bu kararı veren Rektör Vekili’nin tek kişilik tasarrufuyla aynı anda birçok hakkı ihlal ettiğini ifade eden Karagülle, “Örneğin kartı iptal edilenler arasında bulunan emeritus öğretim üyeleri ‘kampüsteki ofisini kullanma’, ‘ders verme’ ve ‘bilimsel araştırma’ haklarından uzaklaştırılmış durumda” dedi.

‘Protestoya katılanları sindirmek istiyorlar’

Rektör Vekili’nin protestolara katılmayı gerekçe olarak göstermesinin ise “tam anlamıyla bir insan hakları ihlali” olduğunu söyleyen Karagülle şu ifadeleri kullandı:

“‘Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı’ ifade özgürlüğünün özel bir biçimidir. Rektörlük, hocalarımızın kampüs içindeki sınırlı bir alanda ve barışçıl bir şekilde kullandıkları bu hakkı kriminalize ederek, bir yandan onları cezalandırmakta diğer yandan sessiz protestoya katılanları sindirmek istemekte.”

Avukat Karagülle “Bu kararın sadece şekil açısından değil, AİHM ve AYM kararları doğrultusunda ‘barışçıl gösteri hakkı’ vurgusu da yapılarak iptal edilmesini bekliyoruz” açıklamasını yaptı.

‘Bakanlık, Marmaris’te milli parka beton santrali yapan Sinpaş’ı neden koruyor?’

Sinpaş GYO, inşaat yasağının olduğu günlerde Muğla’nın Marmaris ilçesinde yer alan Kızılbük’te Marmaris’in denizel alandan girişine beton santrali dikti.

Marmaris Kent Konseyi tarafından yapılan basın açıklamasında, uzun süreden beri İçmeler’de, Marmaris Milli Parkı’nın Sinpaş tarafından “yağmalanmasına” karşı zorlu bir mücadele yürütüldüğü ifade edilerek hak arayışının hukuk alanında da devam ettirildiği belirtildi.

Sinpaş’a verilen ruhsatların mevzuata aykırı olduğuna yer verilen açıklamada, ruhsatların iptali için iki, “ÇED [Çevresel Etki Değerlendirmesi] olumlu” kararının iptali için iki olmak üzere toplam dört dava açıldığı kaydedildi.

‘Bakanlık neden Sinpaş’ı koruyor?’

Marmaris Kent Konseyi, “Çevre [Şehircilik ve İklim Değişikliği] Bakanlığı neden Sinpaş’ı koruyor?” sorusunu yönelttiği açıklamasında “Marmaris’in yağmalandığını herkes görüyor, biliyor. Valilik, Marmaris Kaymakamlığı, ilgili devlet kurumları ve belediye bu yağmayı izliyor. Sıraladığımız kurumlar kimi zaman verdikleri izin ve ruhsatlarla açıkça, kimi zaman görmezden gelerek sessizce destekliyor” dedi.

Ekoloji savunucuları, şunları ekledi:

Sinpaş’ın bütün kurumların üstünde ve onların amiri pozisyonunda milli parkı talan etmeye devam ediyor. Bakanlık ve Sinpaş arasında himaye köprüsü çoktan kurulmuş bile. Bu koruma kalkanı Sinpaş’ın hiçbir kural ve kanuna uymadan milli parkı talan etmesini, milli parkta dinamit kullanmasını cesaretlendiriyor. Kalkan o kadar güçlü bir koruma sağlıyor ki tek altyapı sağlayıcısının Muğla Büyükşehir Belediyesi olmasına ve Büyükşehir Belediyesi’nin ‘inşaat bölgesinde altyapı yoktur, sağlamam da imkansızdır’ raporuna rağmen Çevre Bakanlığı tarafından ‘ÇED olumlu’ kararı altın tepsi içerisinde Sinpaş’a sunuluyor.

Konsey, Sinpaş’ın bakanlık himayesinden emin olması sonucunda “Marmaris’te kanun tanımazlığın, paranın gücünün, rantiye hevesinin ve yozlaşmanın bir simgesi olarak beton santralini getirip milli parkın göbeğine diktiğini” ifade etti.

‘Kaymakam, vali, belediye başkanı hatta bakanlık yokmuş gibi’

Ekoloji aktivistleri aynı zamanda Marmaris Körfezi’ne girişte turistlerin gördüğü ilk manzaranın tepeye dikilmiş “ucube beton santrali, yıkıma uğratılmış bir doğa ve soğuk savaş dönemlerinden kalma bina yığını” olduğunun altını çizdi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Anlıyoruz ki adınız Sinpaş ise bu şehrin valisi, kaymakamı, belediye başkanı hatta ülkenin bakanlığı yokmuş gibi, üstelik inşaat yasağı varken, üstelik milli park gibi özel kanunlarla korunan bir alanın göbeğine getirip beton santralini dikersiniz. Neden?

‘Yasa ve yönetmeliklere göre bu yağma yapılamaz’

Marmaris Kent Konseyi, bundan sonrasında bakanlığın verdiği ‘ÇED olumlu’ kararını iptal edip etmediğini, mülki ve yerel idarecilerin görevlerinin gereğini yerine getirip getirmediğini gün be gün takip edip, kamuoyunu bilgilendireceğini açıkladı.

Ekoloji savunucuları şunları kaydetti:

“Tüm kamuoyuna bir kez daha duyurmak isteriz: Yasa ve yönetmeliklere göre bu yağma yapılamaz. Mücadelemizde sonuna kadar haklıyız. Davaları kazanacağımızdan zerre şüphemiz yok. Ama geçen zamanda oluşan yıkımı geri döndürme şansımız da yok. Ya sahip çıkacağız ya da yağma sonucunda hep beraber kaybedeceğiz.”

Ne olmuştu?

Marmaris’in İçmeler Mahallesi Kızılbük mevkiinde Emin Hattat tarafından 30 yıl önce inşaatı başlatılan otel, 2009’da Sinpaş Holding’e satıldı. 1988 yılında Hattat Ailesi tarafından Hema-Que Otel Yatırım A.Ş. adıyla, 150 dönümü ormandan tahsisli toplam 310 dönümlük denize sıfır araziye beş yıldızlı otel yapılması için inşaat başladı. Fakat 550 oda, 1100 yatak kapasiteli otel bitirilemedi. Emin Hattat, 2006’da iflas edince de inşaat tamamen durdu.

Sinpaş Holding, 2010 yılı başında iki koyu içine alan otel inşaatının bulunduğu bu araziye 1400 lüks konut yapmak için o dönem belde olan İçmeler’de belediyenin fen işleri müdürlüğüne başvurdu. Belediye konut yapımına izin vermedi ancak Muğla Valiliği , 27 Temmuz’dan 8 Ağustos’a kadar devam eden büyük orman yangınlarından beş gün sonra, devam eden Kızılbük Wellness Resort inşaatı için 13 Ağustos 2021’de ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verdi. Kararın iptali için Eylül ayında Marmaris Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyelerince, Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi’nde dava açıldı.

Açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda, Valiliğin kararının yasalara aykırı olduğu; projenin kıyıya, denize, bölgedeki endemik türlere ve ekolojik bütünlüğe zarar verdiği tespit edilmişti.

 Marmaris Kızılbük koyunda bilirkişi keşfi: Yaşanan tahribatı gözlerimizle gördük

Konsey’in Ekolojik Mücadele Komitesi, Sinpaş inşaatı ile ilgili davada Marmaris Belediyesi’nin mahkemeye gönderdiği yazılı beyan sebebiyle Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay, İmardan sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Burak Demirtaş ve İmar Müdürü için “görevi kötüye kullanma” nedeniyle suç duyurusunda bulunmuş, Belediye’ye , Kızılbük Thermal Wellness Resort Otel/Devre mülk projesi için düzenlediği İmar Durum Belgesi ile 56 adet yapı ruhsatının iptali talepli dava açmıştı.

‣ Çevre aktivistlerinden Sinpaş’a izin veren Marmaris Belediyesi hakkında suç duyurusu

Sinpaş’ın ‘ÇED gerekli değildir’ kararına açılan davayı kamuoyuna anlatan çevre aktivisti Marmaris Kent Konseyi nedeniyle Halime Şaman’a açtığı 300 bin liralık haksız rekabet davasının ikinci duruşması nedeniyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü adliyede kutlayan Şaman, “Umuyoruz ki halkı hakları konusunda bilinçlendirmenin karşılığı tazminat olmayacak” açıklamasını yapmıştı.

‣Sinpaş’ın çevre aktivistine açtığı 300 bin liralık davada ikinci duruşma
‣Kızılbük’te dinamitler patlıyor: Marmaris’ten imdat çığlığı!
‣Kızılbük’e giden HDP’li Çepni: Burada devlet eliyle suç işleniyor, ‘Sinpaş devlettir’ deyin o zaman

Projeye verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptali için açılan dava 6 Temmuz’da görülmüş, duruşma öncesi adliye önünde bir açıklama yapan Marmaris Kent Konseyi Başkanı Ufuk Beytekin şunları söylemişti:

“Marmaris’te Sinpaş’a ait bir inşaat yapılıyor. Biz Marmaris Kent Konseyi olarak bu inşaat hakkında iki dava açtık. Biri ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptali diğeri de verilen imar durum belgesi ve ruhsatların iptali için. Adalete güveniyoruz çünkü bir ülkeyi ülke yapan unsurlardan biride adalet sistemidir. Milli park alanında dinamit patlatıyor olabilirler, inşaat yasağına rağmen şu son yangında dahi çalışıyor olabilirler, bu gücü kendinde görüyor olabilir bu şirket. Arkası kuvvetlidir veya belediyeyle iş birliği içindedir. Bu mücadele sonunda adalet mekanizmasının bizim lehimize karar vereceğine kalben inanıyorum.”

‣ Sinpaş’ın projesine Danıştay’dan ret: Devre mülk değil, devre tatil
‣ Sinpaş’ın iptal edilen projesine devam ettiğini gören aktivistler nöbete başladı

İran’da feshedildiği söylenen ahlak polisi yeniden sokaklarda

İran‘da geçtiğimiz aralık ayında feshedildiği söylenen ahlak polisi uygulaması geri geliyor.

İranlı yetkililer kadınları kamusal alanlarda başörtüsü takmaya zorlamak için yeni bir kampanya başlatırken polis sözcüsü Said Muntazerulmehdi, ahlak polisinin kadınları önce uyarmaya sonra da gözaltına almaya başlayacağını duyurdu.

euronews‘ün aktardığına göre, Tahran sokaklarında da erkek ve kadın ahlak polisi ekiplerinin işaretli araçlarla devriye gezdiği görüldü.

Geçen yıl eylül ayında 22 yaşındaki Mahsa Amini ahlak polisi tarafından gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmişti. Ardından ülke çapında geniş çaplı protestolar patlak vermişti.

‣ İran’da Amini’nin öldürülmesine kadın öfkesi: Saç keserek, başörtüsü yakarak protesto
‣ Mahsa Amini’nin arkasından bir ülke sokakta: Protestolarda beş kişi öldü

Bu süreçte ahlak polisi büyük oranda devriyelerini sonlandırmış, aralık ayında da tamamen feshedildiği açıklanmıştı.

Sert bir şekilde bastırılan protestolar, bu yıl başından itibaren kademeli olarak azalmıştı.

Polisin müdahalesi sırasında 500’den fazla protestocu hayatını kaybetmiş 20 bin kişi de gözaltına alınmıştı.

İran’ın dini liderleri, başörtüsünü İslami devrimin en önemli ayaklarından biri olarak görüyor. Farklı kıyafetleri ise ‘Batının bozguncu etkisi’ olduğunu savunuyor.

‣ İran’da başörtüsü zorunluluğuna uymayanlar yargılanacak

Başörtüsü takmama, geçen yıl başlayan ve kadınların ön plana çıktığı protestolarda sembol haline gelmişti.

Başörtüsü karşıtı gösteriler kısa sürede rejim karşıtlığına dönüşmüş, yöneticiler de protestoları dış güçlerin provokasyonu olarak tanımlamıştı.

Alternatif Medya ve İletişim Derneği Proje Koordinatörü arıyor

İklim, ekoloji, sosyal adalet, toplumsal cinsiyet, insan hakları, demokrasi gibi konularda gazetecilik faaliyetleri yürüten, Yeşil Gazete gibi alternatif medya organlarının yayın yapmasına katkı sağlayan Alternatif Medya ve İletişim Derneği olarak, aşağıdaki özelliklere sahip bir proje koordinatörü arıyoruz.

Beceri ve Deneyim

  • Üniversite mezunu
  • En az 2 yıl proje koordinatörlüğü deneyimi olan
  • İklim, ekoloji, demokrasi, insan hakları, toplumsal cinsiyet ve sosyal adalet konularına ilgili ve bu konularda sivil toplumda çalışma deneyimi olan,
  • Kurumsal yazışmalar yapabilecek ve içerik oluşturabilecek, toplantılarda kendini anlaşılır ve akıcı bir şekilde ifade edebilecek seviyede İngilizce bilen,
  • Tercihen medya ve iletişim alanında tecrübesi olan
  • Temel bilgisayar programlarının (Word, Excel, Power point) kullanımına hakim; Open Office, Google veya Microsoft’un text, tablo ve sunum programlarını iyi derecede kullanabilen,
  • Ekip çalışması, ortak iş yürütme ve gerektiğinde inisiyatif alarak bağımsız çalışabilme becerisine sahip,
  • İstanbul’da ikamet eden

Pozisyon haftada 5 gün (40 saat) olmak üzere tam zamanlı bir pozisyondur.

Son başvuru tarihi:

31 Temmuz 2023

Görevler

Pozisyon kapsamında gerçekleştirilmesi beklenen görevler şunlardır:

  • Proje faaliyetlerinin planlanmasını, kontrolünü sağlamak, proje takviminin takip edilmesi,
  • Proje kapsamındaki, satın alım, ihale, mal alımları ve ödemelerin, prosedürlere uygun şekilde yapılmasını, dökümante edilmesini ve raporlanmasını sağlamak,
  • Projeye ilişkin kayıtları tutmak ve dosyalamak,
  • Kontrat ortakları ile iletişimi sağlamak,
  • Proje uygulamalarına ilişkin her türlü organizasyonun ve faaliyetin prosedürüne uygun olarak hazırlanmasını ve yürütülmesini sağlamak,
  • Nihai ve ara mali ve anlatı raporlarını hazırlamak; bütçeye uygun finansal kontrolü gerçekleştirmek ve sözleşme şartlarına uygun olarak finansal raporlamayı yapmak,
  • Projeye dair iç ve dış iletişimi sürdürmek,
  • Proje bütçesini takip etmek, finans ve muhasebe işlerini yönetmek,
  • Projeyle ilgili insan kaynaklarını yönetmek,
  • Proje eylem ve aktivitelerinin iş çizelgelerini çıkarmak
  • Projenin hedeflerine ulaşılması için gerekli işleri belirlemek ve ekiple birlikte uygulanmasını sağlamak,
  • Projenin gidişatına dair verileri toplamak ve değerlendirme sonuçlarını çıkarmak.
  • Proje başvuru takibi yapmak ve başvuru süreçlerini yönetmek,
  • Proje geliştirmek için ilgili paydaşlarla görüşmeler gerçekleştirmek.

Başvuru için:

Özgeçmişinizin ve niyet mektubunuzun bulunduğu bir e-postayı, 31 Temmuz 2023 tarihine kadar, [email protected] adresine gönderebilirsiniz.