Kanal İstanbul ve Yenişehir Projesi nedeniyle yerinden edilmek istenen Şahintepeliler, zorla yıkım politikalarına karşı 7 Şubat 2024 (Çarşamba) saat 11:00‘da Başakşehir Belediyesi önünde bir araya gelecek.
Şahintepe Halk Dayanışması, mahalleyi “rezerv alanı” ilan eden Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve uygulayıcı Başakşehir Belediyesi’ne karşı;
İmar uygulaması iptal edilsin!
Belediyenin şirketi olan Başakkent AŞ’ye verilen yetkiler kaldırılsın!
Mahallemiz “rezerv alan” sınırları içerisinden çıkartılsın!” çağrısında bulunacak.
Dayanışma üyeleri, “Siz değerli dostlarımızı yapacağımız bu önemli eyleme davet ediyoruz. Dayanışmamızı ve mücadelemizi kamuoyuna duyurmak için desteğinize ihtiyacımız var” sözleriyle herkesi bu hak mücadelesinde yanlarında olmaya çağırdı.
Şahintepe’de ne olmuştu?
Mahalledeki kentsel dönüşüm hazırlıkları 2012 yılında Kanal İstanbul güzergahındaki mahallenin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından rezerv alanı olarak ilan edilmesiyle başladı. Mahallelinin “sürgün projesi” olarak adlandırdığı proje kapsamında şahıslara ait taşınmazlar yerine kilometrelerce uzaklıktaki köyden başka taşınmazlar teklif edilmişti. Bu uygulama sırasında mahalleli yüzbinlerce lira borçlandırılmıştı.
Mahalle için daha önce iki defa imar uygulaması hazırlanmış ancak mahallelinin itirazı ile uygulama iptal edilmişti. Mahalleli, bu iptal kararlarının ardından pandemiden bir ay önce Şahintepe Mahallesinin Sonevler bölgesi için bir imar uygulaması yapıldığını ancak kimsenin haberi olmamasından kaynaklı itiraz edilmediği için imar planının tapuya tescil olduğunu açıklamıştı. Mahallenin geri kalan kısmı için 2020 yılında tekrar imar uygulaması yapılmış ve yine çok sınırlı itiraz olduğu için tapular tescil edilmişti.
2022’nin başında mahallenin alt tarafında başlayan imar uygulaması kapsamında, sahip oldukları taşınmazların kilometrelerce uzaklıktaki Arnavutköy’ün aslında köy statüsünde olan Hacımaşlı mahallesine taşındığını öğrenen mahalleli birleşerek mücadeleye başlamıştı.
Kanada‘nın Britanya Kolumbiyası eyaletinde aile hukukunda hayvan haklarını ilgilendiren bir yasa değişikliği yapıldı.
Bu değişikliğe göre boşanmak isteyen bir çiftin evindeki hayvan, artık mülk statüsünde değil, canlı statüsünde değerlendirilecek. Hayvanın kimde kalacağına ise tıpkı velayet kurallarında olduğu gibi hayvanın yüksek yararı gözetilerek karar verilecek.
Değişen yasa çerçevesinde boşanan kişiler evlerinde yaşayan hayvanın kimde kalacağı konusunda kendi aralarında anlaşmaya varamazsa mahkemeye başvurabilecek. Bu durumda hayvanın kimde kalacağına mahkeme karar verecek.
Geçmişte, boşanma durumlarında evde yaşayan hayvanı kimin alacağını belirleyen faktörler, diğer herhangi bir mülkiyetin bölüşülmesi için kullanılan faktörlerle aynıydı. Bu değişiklikle beraber, artık boşanan tarafların hayvana bakma şekli ve isteği, eğer çocuk varsa hayvanla ilişkisi, aile içi şiddet veya hayvana karşı şiddet tehditleri gibi diğer belirleyici faktörlerin de kullanılacağı anlamına geliyor.
‘Amaç evdeki hayvanın ailenin önemli bir parçası olduğunu göstermek’
Konuyla ilgili konuşan Britanya Kolombiyası Eyalet Başkanı David Eby, yasa değişikliğinin boşanma sürecini kolaylaştırmak ve hayvanların ailenin önemli bir parçası olduğunu vurgulamak için önemli olduğunu vurguladı. Eby açıklamasında şunları dile getirdi:
“Ayrılık veya boşanma süreci zaten çiftler ve çocuklar için zor bir süreç. Adalet sistemimiz, bu süreci zorlaştırmak yerine yardımcı olmalı. Bu değişiklik de her kararın merkezine çocukların sağlığını, güvenliğini ve refahını koymak anlamına gelmektedir. Değişiklik ayrıca evcil hayvanların ailenin önemli bir parçası olduğunu kabul etmek ve bir çocuğun evcil hayvanla ilişkisinin dikkate alınması ve saygı gösterilmesi anlamına gelir.”
Güney Amerika ülkesi Şili‘deki orman yangınları nedeniyle şu ana kadar en az 112 kişi yaşamını yitirdi. Birçok noktada devam eden yangınlar nedeniyle yüzlerce ev küle döndü, binlerce kişiden evlerini boşaltması istendi.
Şili Ulusal Afet Önleme ve Müdahale Servisi (SENAPRED) Direktörü Álvaro Hormazábal, CNN Şili’ye yaptığı açıklamada, ülke genelinde 161 ayrı yerde devam eden yangınların 102’sinin itfaiye güçleri tarafından kontrol altına aldığını, ancak hala 40 büyük yangınla mücadele edildiğini belirtti. 19 yangın şu anda gözlem altında. Şili’nin Adli Tıp Servisi, 4 Şubat Pazar günü ölü sayısının 112’ye yükseldiğini doğruladı. En az 200 kişinin kayıp olduğu bildiriliyor.
Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric, Viña del Mar ve Valparaiso gibi sahil şehirlerinin duman altında kalması üzerine, yangın bölgesinde olağanüstü hal ilan ettiğini duyurdu.
Viña del Mar’daki yıkımın boyutu. Fotoğraf: Sofia Yanjari / Reuters
300 bin nüfuslu ve popüler bir sahil tatil beldesi olan Viña del Mar’da yangınlar, 1931’de kurulan ünlü bir botanik bahçesini de yok etti, bölgede en az bin 600 kişi evsiz kaldı.
Valparaíso Bölge Valisi Rodrigo Mundaca, bazı yangınların kasıtlı olarak çıkarılmış olabileceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Gabriel Boric de 3 Şubat’ta benzer bir teoriyi dile getirmişti. Mundaca, “Bu yangınlar eş zamanlı olarak dört noktada başladı. Yetkililer olarak, sorumluları bulmak için titizlikle çalışacağız” dedi. Şili’deki yangınlarla bağlantılı olarak şu ana kadar en az bir kişinin tutuklandığı öğrenildi.
Gigantic forest fire in Pencahue of Talca province, Chile 🇨🇱 (01.02.2024)
A Yellow Alert was declared due to the presence of this incident. more than 650 hectares affected.
Şili Maliye Bakanı Mario Marcel‘in açıklamalarına göre, Valparaiso bölgesindeki hasarın yüzlerce milyon doları bulacağını tahmin ediliyor. Tahliye çabaları etkili olmuş olsa da, bazı bölge sakinleri evlerini terk etmek istemiyor.
Vali Mundaca, Viña del Mar, Quilpué, Villa Alemana ve Limache kasabalarında sokağa çıkma yasağı ilan edildiğini söyledi. Papa Francis, Arjantin‘den gelerek, Şili’nin merkezindeki yıkıcı yangınlardan etkilenen ölen ve yaralanan vatandaşlar için dua etmeye çağırdı.
Fotoğraf: Esteban Felix / AP
Şili’deki orman yangınlarında El Niño etkisi
Geçtiğimiz iki ay boyunca, El Niño hava olayı, Güneybatı Amerika‘da kuraklıklara ve yüksek sıcaklıklara neden oldu, bu da orman yangınları riskini artırdı.
Bilim insanlarına göre iklim değişikliği ve El Niño, gezegenimizin giderek ısınmasının arkasındaki itici güçler. Bu durum, sıcak hava dalgaları ve orman yangınları gibi olayları daha olası hale getiriyor. 2022’de yayımlanan Birleşmiş Milletler Çevre Programı raporuna göre, “Kontrol edilemez ve yıkıcı orman yangınları, dünyanın birçok yerinde mevsimsel takvimlerin beklenen bir parçası haline geliyor.”
Yangınlar, Şili’nin başkenti Santiago‘nun 33 santigrat derece üzerinde sıcak ve kuru sıcaklıklarla mücadele ettiği bir yaz sıcak dalgası sırasında gerçekleşti. Komşu ülke Kolombiya da son zamanlarda yangınlarla mücadele etti ve uluslararası yardım çağrısında bulundu. Şili’de acil durum ekipleri, kentsel alanlara yakınlığı nedeniyle Valparaíso liman şehrindeki yangınlara öncelik veriyor.
El Niño, dünya ikliminde meydana gelen bir fenomen olarak tanınıyor ve bu olay, Pasifik Okyanusu‘nun doğu kısmında deniz sularının sıcaklığının anormal derecede artması şeklinde kendini gösteriyor. Adını, genellikle Noel döneminde Güney Amerika‘nın batı kıyılarında ortaya çıktığı için İspanyolca “Çocuk İsa” anlamına gelen “El Niño”dan alan bu doğa olayı, küresel iklim üzerinde belirgin etkiler yaratıyor.
El Niño’nun getirdiği değişiklikler, dünya genelinde hava koşullarında belirgin bir farklılık yaratıyor. Bazı bölgelerde aşırı yağış ve sel olasılığını artırırken, diğer yerlerde ise kuraklık ve yüksek sıcaklıklara neden oluyor. Bu durum, tarım ürünlerinden balıkçılık endüstrisine kadar geniş bir etki alanına sahip. Ayrıca, orman yangınları ve tropikal fırtınalar gibi doğal afetlerin sıklığı ve şiddetinde de artışlar gözlemleniyor.
İklim değişikliğinin El Niño olaylarının sıklığı ve şiddeti üzerinde etkili olabileceğine dair de kanıtlar mevcut. Bilim insanları, bu iki olayın birbiriyle olan etkileşimini sürekli olarak inceliyor ve iklim değişikliğinin, El Niño’nun etkilerini daha karmaşık hale getirebileceğine dikkat çekiyor.
El Niño, sadece Pasifik Okyanusu çevresindeki bölgeleri değil, tüm dünyayı etkileyebilecek bir kapasiteye sahip. Bu nedenle, meteorologlar ve iklim bilimciler tarafından El Niño’nun başlangıcı ve gelişimi yakından izleniyor. Bu doğa olayının anlaşılması, gelecek hava koşullarının tahmin edilmesi ve olası doğal afetlere karşı önlemlerin alınması açısından büyük bir önem taşıyor.
İzmir 2. İdare Mahkemesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın Çeşme bölgesine ilişkin aldığı SİT değişikliği kararını iptal etti.
Karar, Çeşme Yarımadası’nın yüzde 55’inin imarını değiştirecek plan değişikliklerinden oluşan Çeşme Projesi’nin önünü açıyordu. Proje için 2023 yılının kasım ayında da yaklaşık beş bin hektarlık arazi için verilen ‘tarım dışı amaçla kullanıma uygundur’ izni iptal edilmişti.
Egeden Son Söz‘ün aktardığına göre, Çeşme Projesi’ni etkileyen SİT değişikliğinin iptali için açılan davada mahkeme, bilirkişi kararı doğrultusunda bölgenin bir kısmında SİT derecesinin düşürülmesini onaylarken, diğer kısımda ise iptal kararını reddetti.
Bilirkişi heyeti, SİT değişikliği yapılan 38. Grup (Karaköy-Zeytineli Etabı) sınırlarını 9 bölgeye (5 tanesi “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” (N1, N2, N3, N4, N5), 4 tanesi “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” (S1, S2, S3, S4)) bölerek ayrı ayrı incelemelerde bulundu.
Planlanan SİT değişikliği öncesi
Nitelikli doğal koruma alanları için hukuka aykırılık bulundu
Mahkeme, 2. derece doğal SİT’e denk gelen nitelikli doğal koruma alanları için hukuka aykırılık bulmazken, 3. derece doğal SİT’e denk gelen sürdürülebilir koruma ve kontrollü kullanım alanları için hukuka aykırılıklar tespit etti.
Mahkeme kararında şu ifadelere yer verildi:
“Bakılan davada, yukarıda yer verilen bilirkişi raporundaki tespitler ve dava dosyasındaki bilgi ve belgeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde,
“Nitelikli doğal koruma alanı” doğal sit statüsündeki N1, N2, N3, N4 ve N5 numaralı poligonların, çevresindeki bitişik-komşu nitelikli doğal koruma alanı statüsündeki doğal sit alanları ile ekolojik bütünlük içinde olduğu, insan kullanımı ve mevcudiyetinden uzak olduğu, yaban hayvanlarının barınma, beslenme ve üreme gibi hayati ihtiyaçlarını temin edebileceği uygun yaşama şartlarını sağladığı, çok yoğun endemik tür bulunmasa da flora ve fauna yapısının çeşitliliği, dönemsel olarak gözlenen Akdeniz tip dönemsel (geçici) sulak alan ekosistemini içerdiği, ekolojik yaşam ve barınakları bulundurduğu ve peyzaj değerleri nedenleriyle “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” kullanımında belirlenmesinin uygun olduğu,
Poligonların sit sınırları doğal veya yapay eşiklere uygun olarak belirlenmemiş ise de, tüm poligonların “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak belirlenmesi uygun olduğundan, N1, N2, N3, N4 ve N5 numaralı poligonlar yönüyle dava konusu işlemi hukuka aykırı hale getirmeyeceği,
Yapılan tespitler ve değerlendirmeler neticesinde “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak değerlendirilen S1, S2, S3, S4 numaralı poligonlardan, bir kısmının tümüyle “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” özelliklerini taşıdığı, bir kısmının ise kısmen “Sürdürülebilir Koruma Ve Kontrollü Kullanım Alanı” kısmen “Nitelikli Doğal Koruma” alanı özelliklerini taşıdığı, dolayısıyla sit derecelerinin uygun belirlenmediği, aynı zamanda poligonların sit sınırlarının doğal veya yapay eşiklere uygun olarak belirlenmediği görülmektedir”
Planlanan SİT değişikliği sonrası
Çeşme Projesi nedir?
İzmir’in ‘Kanal İstanbul’u olarak tanımlanan ve kenti felakete sürükleyecek Çeşme Turizm Projesi, Urla ilçesine bağlı Zeytineli köyünden Çeşme ilçesine bağlı Alaçatı ve Ildır’a uzanan 120 milyon metrekarelik alanı kapsıyor.
Projenin esasını, Çeşme Yarımadası’nın % 55’inin imarını değiştirecek imar plan değişiklikleri oluşturuyor. Açıklanan ve meslek odalarıyla, çevre örgütlerinin dava açtığı İzmir Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi alanı 16 bin 624 hektar. Çeşme Yarımadası’nın tüm alanı ise 30 bin hektar.
Projenin 5250 hektarı orman alanları üzerinde, üstelik bu orman alanları; içinde nadir ve endemik türler barındıran, kendine has yaban hayatı ve habitatlar oluşmuş uluslararası öneme sahip doğal, bakir ve korunması gereken alanlardan oluşuyor.
600 hektardan fazlası mera alanı, 783 bin metrekaresi tarım alanı ve zeytinliklerden oluşuyor. Proje alanının halen 3400 dekarı dikili tarım arazisi, yaklaşık 4400 dekarı mutlak tarım arazisi, 7900 dekarı ise marjinal tarım arazisi… Bunun yanı sıra 2157 hektarı nitelikli doğa koruma alanı, 1432 hektarı sürdürülebilir koruma alanı da bölge sınırları içinde yer alıyor.
Ne olmuştu?
Proje 13 Ekim 2019’da cumhurbaşkanlığı kararıyla ilân edilmişti. Karar doğrultusunda Çeşme ve Urla’daki bazı özel mülk parsellerinde acele kamulaştırma kararı alınmıştı.
Yüzde 97’si kamu mülkü olan alanda Çeşme Turizm Projesi için doğal sit alanlarının statüleri değiştirilmişti.
12 Şubat 2020’de proje için Ç sınırlarının yeniden belirlenmesine karar verilmiş, bu karardan bir ay sonra TMMOB, İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, EGEÇEP Derneği ve 107 kişi önce yürütmenin durdurulması sonra da iptali için dava açmıştı. İki ay sonra Resmi Gazete’de yeni bir ilan yayımlanmış ve acele kamulaştırma kararlarının tamamı kaldırılmıştı.
Projeyle ilgili hukuki süreç devam ederken ilgili bakanlıklar hukuki sürecinin sonucunu beklemeden ‘Çeşme Projesi’ adı altında çalışmalara başlamıştı.
Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi sınırlarının yeniden belirlenmesine ilişkin 12 Şubat 2020 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı’nın iptali için açılan davada Danıştay 6. İdare Dairesi iptal talebini reddettiğini duyurmuştu. Kararın ise Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinin hemen ardından gelmesi dikkat çekmişti.
2023 yılının kasım ayında da yaklaşık beş bin hektarlık arazi için verilen ‘tarım dışı amaçla kullanıma uygundur’ izni iptal edilmişti.
Madra Dağı‘nın Balıkesir tarafında siyanürle altın ve gümüş arayan TÜMAD Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, dağın İzmir tarafında da maden arama ihalesini kazandı.
Artı Gerçek‘in haberine göre, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen ihaleyi kazanan şirket, Çobanlar Köyü‘nü içeren 535 hektarlık alanda maden arayacak.
İktidara yakınlığı ile bilinen Çarmıklı ailesine ait Nurol Holding’e bağlı TÜMAD Madencilik Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi, bölgede siyanürle kurşun, altın, gümüş ve kobalt gibi ağır metaller arayacak. Şirket, bu alan için sadece 1 milyon 750 bin TL ödeme yapacak.
Yeni sahası Madra Dağı’nın İzmir sınırlarına düşen tarafı olan şirketin Balıkesir‘deki işletmesi, açık alanda siyanür kullanarak cevher ayrıştırıyor. Su varlıklarının üstünde kurulan maden sahası, Balıkesir’in İvrindi ilçesinden Burhaniye‘ye, Ayvalık‘a, Dikili‘ye ve Kozak Yaylası‘na kadar geniş bir alana etki ediyor.
‘İktidarın gözdesi ‘vahşi madencilik’ yapıyor’
Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel, bölgede çevre felaketi yaşandığını dile getirerek, “Her ne kadar Balıkesir sınırında yer alsa da Kozak Yaylası’na çok yakın ve bu bölgeye çok zarar veriyor. O bölgede incelemede bulunduğumuzda gördüklerimize inanamadık. Bir süre sonra terk edip gidecekler ama o bölgenin geleceği tehlikeyle karşı karşıya. Zaman zaman eylemler yapıldı ancak Nurol Holding siyasi iktidarın gözdesi olan firmalardan. O bölge ekolojik tarımın, aynı zamanda hayvancılığın yoğun olarak yapıldığı bir bölge” dedi.
TÜMAD’ın İvrindi‘deki faaliyetlerinin İzmir’in Çobanlar Köyü’nde yapacaklarını da gösterdiğini belirten Engel, “Burhaniye- İvrindi‘de siyanürle altın madeni işletmeciliği yapılıyor açık alanda. Siyanürü pasanın üzerine püskürterek cevheri çıkarıyorlar. Bergama’da da benzerini yapacaklardır, açık ocak yöntemiyle. Orada vahşi bir madencilik söz konusu” dedi.
Balıkesir’deki Madra Dağı’nda TÜMAD Madencilik tarafından işletilen maden ocağında siyanür kullanılarak 75.3 milyon ton cevher çıkarılması planlanıyordu. Aynı şirket dağın İzmir’e düşen tarafında da maden ihalesi alarak dağı resmen kuşatmış oldu.
Maden arama çalışmaları sırasında doğayı talan eden şirket, aynı zamanda havzada yaşayan tüm canlıları tehdit ediyor. Yaşam savunucuları böyle giderse Madra Dağı’nın dümdüz olacağını söylüyor.
İlk ÇED başvurusu 2015 yılında yapılan bölgenin ruhsat alanı 6 bin 606 hektar, ÇED alanı 856 hektar. Şirket ayrıca 2017 yılında Avrupa Kalkınma Bankasından aldığı krediyle hedeflerini artırmış, toplamda 75,3 milyon ton cevher çıkaracağını açıklamıştı.
Maden çalışmalarının hali hazırda devam ettiği, hem yerüstü hem de yeraltı su kaynaklarının içme suyu olarak kullanıldığı Burhaniye’de mahallelerde bulunan su çeşmelerinin kaynağı Düdüklü su varlığı. Ancak bu kaynak maden sahasının içinde bulunuyor. Taahhüt edilen su miktarının üstünde suya ihtiyaç duyan maden böylelikle bölgedeki su varlıklarını da tehlikeye atıyor.
Türkiye‘yi derinden etkileyen Maraş merkezli depremlerin ardından Hatay’da çalışmalar yürüten TEMA Vakfı, ulaştığı çarpıcı sonuçları depremin birinci yıl dönümünde kamuoyuyla paylaştı. Sonuçlara göre, depremin ardından enkaz kaldırma çalışmalarının yürütüldüğü Hatay’da, toprak ve su varlıklarından alınan örneklerde salgın hastalıklar ve kanser gibi ciddi halk sağlığı sorunlarına yol açma riski olan asbest, ağır metal ve bakteriyolojik kirlenme tespit edildi.
TEMA Vakfı, 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli meydana gelen, 11 ilde yıkıma ve on binlerce can kaybına sebep olan depremlerin neden olduğu enkaz atıklarının, toprak ve su üzerinde yarattığı kirliliği tespit etmek üzere, yıkımın en çok yaşandığı illerden biri olan Hatay’da çalışma başlattı. Çalışma kapsamında 2023 yılının haziran, eylül ve aralık aylarında Hatay’a yapılan ziyaretlerde toprak ve su örnekleri alınarak asbest, ağır metal ve bakteriyolojik analizler yapıldı.
Asbest, ağır metal ve bakteriyolojik kirlenme tespit edildi
Çalışmaya dair bilgi veren TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, “Hatay’da planlı olmadığını düşündüğümüz değişik noktalara dökülmüş enkaz atıklarından ve yakınlarındaki tarla ve bahçelerdeki topraktan aldığımız yedi örneğin beş tanesinde asbest tespit edildi” dedi.
Ataç “Ayrıca Samandağ deniz kenarında bulunan Mileyha Kuş Cenneti Sulak Alanı’ndan ve AntakyaSerinyol’da bulunan kuyu suyundan alınan üç örneğin ikisinde de asbeste rastlandı. Güneysöğüt, Samandağ ve Serinyol’dan aldığımız ü. adet su örneğinde ise bakteriyolojik üreme tespit edildi. Bu sonuçlar Hatay’da kullanılmakta olan suya, kanalizasyon suyunun karışmış olma ihtimalini gösteriyor. Bu durum zehirlenmelere ve salgın hastalıklara yol açabilir. Yine Defne ve Samandağ Mileyha Kuş Cenneti yakınlarından aldığımız su örneklerinde bazı ağır metal miktarlarının İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hk. Yönetmelik’le belirlenen sınır değerlerin oldukça üzerinde olduğu tespit edildi. Bu nedenle halk sağlığı açısından endişeliyiz” diye konuştu.
Asbest ve ağır metaller ciddi hastalıklara yol açabiliyor
Asbestin, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) en önemli kanser nedenleri listesinde yer aldığını hatırlatan Deniz Ataç, “Deprem sırasında ve sonrasında binaların yıkılmasıyla etrafa yayılan yüksek miktardaki asbest lifleri, halk sağlığı açısından ciddi tehlike yaratıyor. Maalesef daha önce bazı Sivil Toplum Kuruluşları tarafından yapılan asbest ölçümleri sonucunda havada sınır değerlerinin çok üstünde asbeste rastlandı. Asbestin, özellikle solunum yoluyla insan vücuduna alındığında; akciğer fibrozu, akciğer ve gırtlak kanseri vb. ciddi hastalıklara yol açtığı biliniyor. Sindirim yoluyla vücuda alındığında kansere neden olup olmadığı konusunda kesin bir sonuç olmamakla birlikte kansere yol açabildiğine yönelik çalışmalar da mevcut” ifadelerini kullandı.
Hatay’da halk sağlığını tehdit eden tek etkenin asbest olmadığını söyleyen Ataç, “Moloz yığınlarından havaya yayılan zehirli gazlar, tozlarda bulunan inorganik ve kimyasal atıklar ile sulara karışan mikrobiyolojik atıklar da söz konusu. Bunların içinde en tehlikelisi ise ağır metaller. Bazı ağır metaller su ve toprakta biriktiğinde; nörolojik hasar, böbrek yetmezliği, kanser gibi sağlık sorunlarına neden olabilir” diyerek diğer etkenlere de dikkat çekti.
Hatay’da tarımsal verim yüzde 30 oranında düşebilir
Tarımsal verimlik üzerindeki tehlikeye de dikkat çeken Ataç, “Enkaz atıklarının tarım arazilerinin yakınlarına dökülmesi ve içerisindeki sayısız çeşitlilikteki kirleticilerin toprağa karışmasının yanı sıra havadaki asbestin ve tozların bitkilerin üstünde birikmesi ve fotosentez yapmasını engellemesi toprağı ve tarımsal verimi olumsuz etkileyecektir. Asbest ve tozların yanında, enkaz atıklarının içerisindeki çeşitli kimyasallar da toprak canlılarını, toprağın kalitesini ve verimini olumsuz yönde etkileme tehlikesi taşıyor. Bu nedenle bilim insanları tarımsal verimin yaklaşık yüzde 30 oranında düşmesini bekliyor” dedi.
Ataç ayrıca bu kimyasalların besin zinciriyle içme suyuna ve sofralara kadar ulaşma ihtimalinin bulunduğunun da altını çizdi.
Amik Ovası, zeytinlikler ve Mileyha Kuş Cenneti korunmalı
Hatay’daki kirliliğin yalnızca insan sağlığını tehdit etmekle kalmadığına da vurgu yapan Ataç, “Asi Nehri‘nin taşıdığı alüvyonlar sayesinde oldukça verimli topraklara sahip olan ve yaklaşık 105 bin hektara yayılan Amik Ovası, deprem sonrasında düzensiz atık bertarafı nedeniyle ortaya çıkan toprak ve su kirliliğinden etkilenmiş durumda. Hatay’ın zengin bitki örtüsü ve çeşitli yaban hayatına ev sahipliği yapan vadileri ile dere yataklarının yanı sıra sistemlerinin beslediği alanlardaki zeytinlikler de kirlilikten etkilenen alanlar arasında. Türkiye’de bulunan 500 farklı kuş türünden 283’üne, 231 bitki türüne, 24 kelebek, 3 kurbağa ve 12 sürüngen ile 6 memeli türüne ev sahipliği yapan Mileyha Kuş Cenneti’nin yakınındaki bir bölge enkaz döküm alanı haline getirilmiş durumda. Yılın her döneminde yüzlerce kuş buraya dinlenmek, beslenmek ve yazın üremek için geliyor. 2021 yılında resmi bir statü de kazanan bu alanın göz göre göre yok olmaması için acilen önlem alınmalı. Bölgenin doğal yaşamı ve biyolojik çeşitliliği için oldukça önem içeren bu alanların korunması gerekiyor” şeklinde konuştu.
Depremler ikincil felaketlere yol açmasın!
Türkiye’nin bir deprem ülkesi olduğu gerçeğini hatırlatan Deniz Ataç, depremlerin ikincil felaketlere yol açmaması için afet sonrası yönetimin de çok önemli olduğunu, bu nedenle il afet atık planlarının acilen hazırlanması gerektiğini ifade etti.
Ataç “Elbette depreme karşı alınabilecek en büyük önlem zemine uygun, depreme dayanıklı binaların inşa edilmesi ve var olan yapı stoğunun güçlendirilmesidir. Bu sayede bugüne kadar yaşadığımız üzücü kayıpların sayılarını azaltmak mümkün olacaktır. Deprem sonrasında oluşacak milyonlarca ton enkaz atığının, çevreye ve insan sağlığına vereceği zararların önüne geçilmesi için yapılması gereken ise; il afet yönetim planlarının yanı sıra il afet atık planlarının hazırlanıp, kamuoyuyla paylaşılması ve afet sonrası hayata geçirilmesidir. Bu planlarda, ormanlık alanlar, sulak alanlar, tarım arazileri ve meralar gibi önemli doğal varlıklarımızı korumak için enkaz atıklarının nerelere dökülmeyeceğine dair katı kuralların konulması gerek” diye konuştu.
Ataç, 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde; hayatını kaybeden yurttaşların yakınlarına, depremden etkilenen herkese ve tüm ülkeye başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerini de bir kez daha yineledi.
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, Hatay‘da yaptığı konuşma ile Hataylılar başta olmak üzere, tüm illerdeki depremzedelerin ve muhalefetin tepkisini topladı. Antakya Spor Salonu‘nda düzenlenen AKP Hatay İlçe Belediye Başkan Adayları Tanıtım Toplantısı‘nda konuşan Erdoğan, muhalefeti hedef alan konuşmalarının yanı sıra, “Merkezi yönetimle yerel yönetim el ele vermezse, dayanışma halinde olmazsa o şehre herhangi bir şey gelmez. Hatay’a geldi mi? Şu anda Hatay garip kaldı, mahzun kaldı” ifadelerini kullandı.
“Hatay, iş ve icraat yerine laf üreten CHP zihniyetinin elinde adeta heder oldu. Sizlerin de güçlü desteğiyle 31 Mart’ta Hatay’da yeni bir dönemin kapılarını aralayacağız. El ele, gönül gönüle vererek Hatay’ın hizmet ve eser siyaseti hasretini 56 gün sonra bitireceğiz” diyen Erdoğan’ın açıklamaları hem siyasi partiler tarafından, hem de sosyal medyada yurttaşlar tarafından eleştirilerin odağı oldu.
Hatay’da gerçekleşen son iki yerel seçimde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) adayı Lütfü Savaş belediye başkanı olmuştu. 2009’da AKP’den Antakya Belediye Başkanı olarak seçilen Savaş, 2014’te AKP’nin Hatay’da Adalet Bakanı Sadullah Ergin‘i aday göstermesinin ardından partiden ayrılarak CHP’ye katılmıştı.
CHP, Savaş’ı 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerde, parti içinde bazı eleştirilere rağmen yine Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak belirledi.
Lütfü Savaş: ‘Hatay şantaja boyun eğmez’
Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, “Sayın Cumhurbaşkanımızın söylediği cümleler hepimizi üzmüştür. Bugün İstanbul‘da, İzmir‘de, Ankara‘da deprem olsa Hatay’da yaşananları mı yaşayacağız? Şunu bilmek lazım ki hepimiz bu ülkenin öz evlatlarıyız. Hatay halkı hiçbir zaman mahzun ve garip değildir. Şantaja boyun eğmemiştir” dedi ve konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Şunu bilmek lazım ki hepimiz bu ülkenin öz evlatlarıyız. Hepimiz bu ülkenin bekası, gelişimi, ayakta kalması için bütün benliğiyle mücadele eden insanlarız. Biz, 24 bin civarında insanımızı kaybettik. Bu acımızla bir yıldır yaşarken, bütün dertlerimizle boğuşurken hepimizin cumhurbaşkanı olduğunu düşündüğümüz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Hatay’da daha birleştirici, bütünleştirici ve herkese eşit bir yaklaşımla herkesin hakkını dağıtıcı bir konuşma ve eylemler zincirini yapmasını beklerdik.”
“Bu konuşma üzüntüyle karşılanmıştır. Hatay’da çok daha fazla üzüntüyle karşılanmıştır. Hatay halkı hiçbir zaman mahzun ve garip değildir. Şantaja boyun eğmemiştir. Ayrıca Hatay halkı hiçbir zaman Fransızların da tehdidine boyun eğmedi. Ondan önce de tehditlere boyun eğmedi. Ondan sonra da eğmedi, bundan sonra da eğmeyecektir.”
“Bütün benliğiyle ‘Hatay’ı nasıl kurtarırız’ diye 20 yıl mücadele eden bir Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü biliyoruz. Hatay’ı Türkiye Cumhuriyeti devletine emanet etmiştir. İşte o emanet edilen coğrafyanın belediye başkanı olarak, peygamber efendimizi de çok iyi biliyoruz. ‘Bir saatlik adalet, 70 yıllık nafile ibadetten eftaldir’ diyor. Biz; hak, adalet, eşitlik konusunda taviz vermeden aynı zamanda şehrine sahip çıkarak bu şehri ebedi Türk yurdu yapmaya devam edeceğiz, her türlü olumsuzluğa rağmen. 31 Mart, bu haykırışın, bu ayakta duruşun, bu tekrar dirilişin simgesi olacaktır. 31 Mart’ta buluşmak üzere.”
‘Hatay’ı sen mahzun bıraktın’
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İzmir’de yaptığı açıklamada Erdoğan’ın sözleri için, “Gerçekten vicdan, akıl, yürek sahibi kimsenin bırakın söylemeyi, duymaya bile tahammül edemeyeceği sözler. Hataylılara siyasi şantaj yapılmasını Hataylılara havale ediyorum. Kalbinin yerinde taş olsa bu laf edilmez. Depremzedeye tehdit olur mu?” dedi.
CHP’nin eski Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise tepkisini X’te “Hatay’ı sen mahzun bıraktın” diyerek dile getirdi.
Hatay’ı SEN mahzun bıraktın, garip bıraktın. Sen kimi tehdit ediyorsun? Yedi düvele boyun eğmemiş bu millet senden mi korkacak! Sanma ki tehditle, şantajla, korkuyla bu millet sana boyun eğer. Bizim Can'ımız Hatay’da. Unutma "Zulüm ile abad OLUNMAZ"
CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sözlerini eleştirerek, şu ifadeleri kullandı:
“Cumhurbaşkanı Erdoğan yurttaşlarımızın bu konudaki kaygılarını dün kendi ağzıyla itiraf etmiş oldu. Buradan soruyoruz, 22 yıllık AK Parti iktidarı, kamunun kaynaklarını eşit ve adil bir şekilde vatandaşlara, yurttaşlara dağıtmadığınızı kendi ağzınızla itiraf ettiniz. ‘Bizden olursanız bize oy verirseniz, hizmet gelir’ demek istediniz. Bu Hatay’a bakmadığınızın gözlerinizi kapattığınızın resmen itirafıdır. Biz siyasi aidiyet duygusundan arınmış bir şekilde hizmet istediğimizi her fırsatta sizlere ilettik. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu şantajına asla boyun eğmeyeceğiz. Hatay’da 260 bine yakın konut ihtiyacımız var. Dün daha 7 bin küsür konutun kurasını çektiniz. İki ay sonra 75 bin, yıl sonunda 200 bin adet konut diyorsunuz. Siz depremin akut döneminde de ‘1,5 yıl içerisinde 300 bin konut teslim edeceğiz’ demiştiniz. O bakımdan biz, bize verilen sözlere değil, eylemlere bakıyoruz. Somut unsurlar üzerinden konuşmak istiyoruz. Hatay halkı size 31 Mart’ta gereken cevabı sandıkta verecektir.”
Bir diğer CHP Hatay Milletvekili Mehmet Güzelmansur da, Erdoğan’ın sözleri için “Asrın itirafı” dedi.
ASRIN İTİRAFI! 21 YILLIK AKP İKTİDARININ ÜVEY EVLADI HATAY!
21 yıllık iktidarlarında; – Havaalanını tüm uyarılara rağmen fay hattı üstüne yaptılar – Kamu yatırım programlarında en az projeyi, en düşük kaynağı Hatay’a verdiler. – Depreme kadar Türkiye’de en çok vergi… pic.twitter.com/R5CZVIDhQq
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği‘nin 2 Şubat Dünya Sulak Alanlar Günü vesilesiyle Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nda düzenlediği basın açıklamasında, bölgedeki sorunlara dikkat çekilirken sulak alanların çevre ve ekoloji için önemine değinildi.
Edremit Çevre Sağlığı ve Doğayı Koruma Derneği, TEMA Edremit Temsilciliği, Emek Partisi, Sol Parti, Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve DEM Parti temsilcilerinin de katılımıyla düzenlenen etkinlikte, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nın güncel durumuna dair de gözlemler yapıldı.
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği adına Ömür İlgör ve Sinan Aykul tarafından okunan basın açıklamasının ardından kuş gözlemi yapıldı ve sulak alandaki kuşlarla ilgili bilgi verildi. Sulak alanda dolgu yapıldığı, moloz ve çöp döküldüğü ve bir bölgede de balıkların öldüğü görüldü, balık ölümleri ile ilgili olarak da dernek tarafından Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü‘ne ve İl Tarım ve Orman Müdürlüğü‘ne dilekçeler gönderilerek, balık ölümlerinin araştırılması ve vatandaşların bilgilendirilmesi istendi.
Basın açıklamasında Türkiye’de toplamda iki milyon 155 bin 45 hektarlık bir alanı kaplayan 135 sulak alan bulunduğu hatırlatılarak, “Bizler Edremit’te bunlardan birine sahip olduğumuz için çok şanslı olduğumuzu hatırlamalıyız” denildi ve sulak alanların doğal zenginlik kaynakları olarak korunması gerektiğinin altı çizildi.
Açıklamada “Yapılan çalışmalar, sulak alanların karbon yutak alanı olarak önemini ortaya koymuştur. Sulak alanlar, yağmur ormanlarından sonra atmosferik karbonu en çok bağlayan doğal yaşam ortamlarıdır. Bir diğer taraftan Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı gibi kıyısal sulak alanlar küresel iklim değişikliğine bağlı deniz seviyesi yükselmesine karşı iç kesimleri koruyan doğal bariyerlerdir. Kıyı sulak alanları yeraltı suyu beslenimini sağlayarak tuzlu su -tatlı su kamasının iç kesimlere ilerlemesini engeller ve böylelikle içme, kullanma ve sulama suyunun tedarik edildiği akiferlere deniz suyunun karışmasını engeller. Bu sebeple sağlıklı sulak alanlar gelecekte su kıtlığı ile başa çıkmanın teminatıdır. Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı her ne kadar belirli bir seviyede doğal yapısından uzaklaşmış olsa da rehabilitasyon potansiyeli yüksek sulak alanlar arasındadır” ifadelerine yer verildi.
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği temsilcileri, 2021 yılından bu yana korunması için mücadele verilen Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nda doğa savunucuları tarafından çalışmalar yürütülmeye devam edildiğinin altını çizerek, “Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı, Edremit Körfezi’ne dökülen Kızılkeçili Çayı, Zeytinli Çayı, Edremit Çayı, Kadıncık Deresi, Havran Çayı başta olmak üzere çeşitli yüzeysel drenajların yüzyıllar boyunca sürdürdüğü hareketlerin bir sonucu olarak var oluşunu sürdürmektedir” dedi.
“Toplamda 148 hektarlık bir alana yayılmış olan sulak alanın mutlak koruma alanı ve sulak alan olarak tescili için mücadele ettik. Uzmanlara hazırladığımız Ekosistem Değerlendirme Raporu’nu ilgili kurumlara göndererek, Mahalli Sulak Alan Komisyonu toplantılarına katılarak, alanın yaklaşık 50 hektarlık kısmının Mahalli Sulak Alan olarak tescil edilmesini sağladık. Bu bölüm aynı zamanda Mutlak korunan alan olarak da daha önce Cumhurbaşkanlığı tarafından tescil edildi. Ayrıca sulak alan olarak tescil edilmeyen bazı bölümler, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından “nitelikli korunan alan” ve “sürdürülebilir korunan alan” olarak da tescil edildi.”
Sulak alanın dışında tutularak tescil edilmeyen önemli bir bölümünün Edremit Tarım İhtisas Organize Sanayi Bölgesi alanında olduğunu ifade eden dernek temsilcileri, “Ne yazık ki söz konusu alana tahsis yapılırken sulak alan özelliği görmezden gelinmiş ve yasalara ve yönetmeliklere aykırı davranılarak suç işlenmiştir. Söz konusu proje ile ilgili 1/100.000’lik Çevre Düzeni Planı Değişikliği ile binlik ve beş binlik imar planlarının iptali için açtığımız davalar devam etmektedir” hatırlatması yapıldı.
‘Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı kirlilik ve insan baskısı altında’
Sulak alan sınırları içerisinde Edremit Belediyesi tarafından geçerli imar planı olmaksızın usulsüz olarak verilen Enginkent Konut Alanı Projesi inşaat ruhsatları için Edremit Belediyesi aleyhine açılan davanın kazanıldığını ve ruhsatların iptal ettirilerek alanın büyük bir yapılaşmadan korunduğu anlatılırken, “Dava sürerken kaçak olarak yapılan 7 adet villayı da en kısa sürede yıktıracağız” denildi.
“Akçay Sazlığı ve sulak alanı ne yazık ki hala ciddi bir kirlilik ve insan baskısı altındadır. Molozlar dökülmekte, kaçak temeller atılmaya çalışılmakta, yollar yapılmaktadır.
Bugün, Dünya Sulak Alanlar Günü’nde, sulak alanların değerini hatırlayarak, bu önemli ekosistemleri korumak için kararlılığımızı bir kez daha vurguluyoruz. Gelecek kuşaklara temiz su, biyolojik çeşitlilik ve sağlıklı bir çevre bırakmak için birlikte hareket etmeye devam edeceğiz.”
Basın açıklamasında yer alan ifadelere göre Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı kaybedilirse;
• Bu alanda varlığı saptanan bin 294 hayvan ve bitki türünü artık bölgede görülemeyecek,
• Alanda gözlemlenen ve kayıt altına alınan ve Türkiye’deki toplam kuş türünün yüzde 34’ü olan 165 kuş türünün beslenme ve barınma ortamları yok olacak,
• Küresel ölçekte nesli yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olan Yılan balığının beslenme ve barınma ortamları yok olacak,
• Önemli bir karbon yutak alanı daha yok olacak ve iklim değişikliğinin etkileri daha fazla artacak,
• Temiz su kaynakları yok olacak,
• Sellerin etkileri daha da artacak.
Aktivistlerden yerel yönetimlere çağrı: ‘Sulak alanlardaki hayallerinizden vazgeçin’
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği adına basın açıklamasını okuyan aktivistler, Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nda uzmanlarla birlikte bilimsel araştırmalara ve kuş gözlemlerine devam edileceğini vurgulayarak, “Yeni hazırlanacak detaylı Ekosistem Değerlendirme Raporumuzu kamuoyuna ve ilgili resmi kurumlara sunarak, daha önce tescil edilmiş ve alanın yalnızca üçte birini kapsayan Mahalli Sulak Alan sınırlarının genişletilmesi ve tüm alan için yönetim planı hazırlanması için mücadeleye devam edeceğiz” dedi.
“Bölgemiz deprem bölgesi. Akçay Sazlığı ve Sulak alanı üzerinde ve civarında yapılaşma planlanması, insan hayatının hiçe sayılmasıdır, aymazlıktır, insanlık suçudur. Edremit ve Burhaniye Belediyeleri ile Balıkesir Büyükşehir Belediyesini bölge ile ilgili yapılaşma hayallerinden vaz geçmeye davet ediyoruz.
Sulak alanları ve korunan alanları korumak ve yönetmekle yükümlü olan Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Müdürlüğü’nü, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nı Akçay Sazlığı ve Sulak Alanı’nı korumaya ve yönetim planlarını hazırlama ve uygulamaya çağırıyoruz. Sahip olduğumuz değerleri korumak sadece hükümetlerin, resmi kurumların değil, tüm toplumun da ortak sorumluluğudur. Körfez halkını ve kardeş sivil toplum örgütlerini bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da dayanışmaya ve desteğe davet ediyoruz.”
Trabzon’da balık avlanma sahaları, küçük tekne balıkçıları tarafından kullanılan, balıkçılığın geleneksel biçimleriyle sürdürüldüğü yerler. Bugün bu zengin sahalar kafes balıkçılığı nedeniyle balıkçılar için erişilemez hale geldi.
1990’lı yıllardan bu yana Karadeniz’de balıkçılar ve balıkçılık üzerine çalışmalar yürüten bir akademisyen olarak balık avlanma sahalarının nasıl kullanılamaz hale geldiğinin bizzat şahidiyim. Size onlarla geçirdiğim bir günü anlatmak istiyorum. Bu, kuşaktan kuşağa aktarılan bir zanaatın hangi koşullarda yapıldığının ve sürdürülmeye çalışıldığının anlatısıdır.
Günün erken saatlerinde yola düşülür…
26 Nisan 1998 sabahı, saat 5 civarı. Keremköy’den geçen işlek yol boyunca uzanan korular, patikalar ve evlerin arasından koyu gölgeler beliriyor. Gün ağarmak üzere. O sabah ben de iki iyi arkadaş olan Aydın ve Birol ile birlikte yola düşüyorum. Genç erkekler ve hâlâ uyku sersemi birkaç orta yaşlı, anayol ile yerel kahve arasındaki açık alanda bir araya geliyor. Fazla bir şey konuşmuyorlar, sadece kimin gelip gelmeyeceği hakkında birkaç yorum yapılıyor. Beş on dakika bekledikten sonra yola bakınca kırmızı minibüsün hareket ettiğini görüyoruz. Minibüs şoförü Göksal, minibüsünü yanımızda durduruyor ve on ya da on iki kişi minibüse biniyoruz. İskefiye merkeze yakın bir limanda iniyoruz. Birlikte geldiğimiz balıkçılar teknelerine doğru yola çıkarken, minibüs şoförü Göksal da, geciken balıkçıları almak için köye geri dönüyor.
Birol’un yanında küçük kardeşi Ali de bize eşlik ediyor. Ali normalde okula gidiyor ama o gün Pazar olduğu için aramıza katılıyor. Genelde Birol’un ağabeyi de geliyormuş ama çok içki içtiği için o sabah baş ağrısından gelememiş. Hepsiyle iyi ahbabız ve yanlarında olmamdan memnunlar. Bol bol fotoğraf çekmemi istiyorlar. Teknelerine doğru yola çıkan balıkçıların çoğu, teknelerini limanı çevreleyen iki mendirekten uzun olanına bağlıyor. Dokuz ile on metre uzunluğunda olan ahşap alamanata teknelerine atlıyor, geciktirmeden sessizce işlerine koyuluyorlar. Bazıları hemen yola koyuluyor, bazıları da kardeşini, oğlunu ya da arkadaşını bekliyor.
Akıntının yönünü şamandıradan anlayabiliyoruz…
Aydın kamaraya girip motoru çalıştırıyor, diğerleri teknenin manevra yapmasına yardım ediyor. Hava oldukça güzel, bulutlu, deniz az dalgalı ama yine de oldukça soğuk. Birol ve Ali gemide sakladıkları yıpranmış giysilerini giymeden önce dalgakıranın etrafından zar zor dönüyoruz. Yağmurluklarını ve lastik çizmelerini giyip hazırlanıyorlar. Balık avlanma alanına doğru ilerlerken teknenin kıçında ayakta duruyorlar. Bu köyün diğer tüm tekneleri gibi, limandan kuzeybatıya, Vakfıkebir yönüne doğru gidiyoruz. On beş dakika yolculuktan sonra, kış boyunca dip ağlarının sürekli tutulduğu, Yalıköy açıklarında ‘mezgit adası’na varıyoruz.
Adaya vardığımızda Aydın, akıntının yönünü belirlemek için şamandıralara hızlıca göz atıyor. Balıkçıların ‘akıntının yönünü şamandıradan anlayabiliyoruz’ diye söyleyegeldikleri bu tekniği, hem şamandıranın eğimine hem de halatın altında uzanan ipin yönüne bakarak kendi başıma çözebileceğimi hissediyorum. Aydın akıntının poyraza (kuzeydoğu, gerçekte doğu) doğru olduğunu söylüyor. Sular burada neredeyse her zaman ya karayel (batı) ya da poyraz olur, hiçbir zaman kıyıya ya da açığa doğru olmaz. Bu yüzden ağlar kıyıya paralel atılır.
Balıkçılarla yaptığım görüşmelerden yaprak, ağaç dalları gibi çöp ve molozların ağlara zarar vereceğini biliyorum. Dahası ağın, derin sulara ya da bir kuyu yakınına atıldığında sürüklenebileceği ya da kaybolabileceğini de…
Yalıköy/Kirazlık önünde mezgit ağı çekilirken. Bugün bu alan balık yetiştiriciliği için kafeslerle kaplı. Fotoğraf: Ståle Knudsen, 1998.
Her biri ağın bir ucunu tutuyor…
Balıkçılar önceki sabah ağlarını nereye attıklarını iyi bildiklerinden, yönümüz belli. Balıkçılar için sürekli yapılagelen bir rutinin parçası olduğu için, ada ne kadar geniş de olsa, ağlarının yerini değiştirmek için kerteriz (işaret) kullanmaya ihtiyaç bile duymuyorlar. Ev yapımı şamandıradan birini görür görmez, Birol mavna direğiyle şamandırayı yakalayıp halatı çekiyor. Halat gerginleşince hidrolik vincin üzerine atıyor, peşi sıra kontağı çalıştırıyor ve halatı topluyor. Ali de halatı güvertenin kamara kısmına adeta bir spiral gibi düzgünce diziyor. Akıntının sol tarafından (poyrazdan) ağı kaldırdıklarına emin oluyorlar.
Böylelikle teknenin ağı dağıtmasının ve pervaneye dolanmasının önüne geçmiş oluyorlar. Ardından demir halat ve şamandıra yan yana yerleştiriliyor. Ağ vince girene kadar teknenin motorunu çalışır durumda tutan Aydın, deniz kıyafetini giyerek ağın temizlenmesine katılıyor. Sözleşmişçesine hepsi ağın temizlenmesinde yerini alıyor. Ağı çeken vincin sorumluluğu Aydın’da. Ağ ayaklarının dibinde biriktiğinde vinci durduruyor ve balıkları ağdan ayırıyor. Kardeşlerin her biri ağın bir ucundan tutuyor, balıkları çıkarıyor ve ağı güvertedeki kurşun misinası ve mantar misinası yığınlarına düzgünce ayırıyor. Balıkların tamamı yaklaşık 15 cm büyüklüğündeki küçük mezgitlerden oluşuyor.
Yakalanan mezgitler güvertenin bir köşesine atılıyor. Ödünç aldığım yağmurluk ve çizme ile ağın temizlenmesine ben de katılıyorum. Balıkçı arkadaşlarımı iş başında izleyerek ve deneyimleyerek öğrendiğim balığı tek gözlü ağdan ayırma tekniğine artık aşinayım: İlk elden balığın etrafındaki ceplerin açılması için ağ balığın etrafına gerilir, genellikle balık dişleri ağa takılara sallanmaya bırakılır. Balığı kurtarmak için ağı sertçe çekme ve balığın dişleri arasındaki filamenti hareket ettirme karışımı bir işlem yapması yeterlidir.
Balık ağa kötü bir şekilde dolanmışsa, önce dişlerinin arasındaki filamentleri çıkarmak, ardından balığı içinden geçirmek için ağda bir ağ açıklığı ya da ağ gözü bulmak gerekir. Bütün bunların kısa bir sürede yapılması gerekir.
Burada balıkçılık birkaç nesildir sürdürülen aile işi. Sağdaki neşeli adam İsmail Kaya Fotoğraf: Ståle Knudsen, 1998.
Ertesi sabah geri gelecekler…
Neredeyse bir saat boyunca büyük bir uyumla ve sessizce ağı çekmeye ve temizlemeye devam ediyoruz. Zaten vinçten gelen gürültü konuşmayı epey zorlaştırıyor. Ağ normalden farklı, her biri yetmiş beş kulaç uzunluğunda olan dört parçadan oluşuyor. Bazı yerleri yırtılmış olsa da ağın temizlenmesi zorlanmadan ilerliyor.
Üstüne üstlük av da iyi. Ağ, ikinci demir ve şamandıra güvenli bir şekilde güverteye çıkarıldığında, kardeşlerden biri balıkları kovaya koyuyor, bir diğeri güvertede ağa takılabilecek çer çöpü topluyor. O sırada Aydın kamaraya girerek motoru çalıştırıyor. Aralarında çıt bile çıkmadan tekneyi ağı kaldırmaya başladıkları yere geri götürüyor. Başka biri de demiri suya atıyor.
Tekne hızla ilerliyor, misina makaradan akıyor, şamandıra ve ağ da peşisıra onları takip ediyor. Ağ sorunsuzca akıyor, biri ağın akışını izliyor ve arasıra düğümleri gevşetmek için ağı geriyor. Birkaç dakika sonra ikinci demir ve şamandıra denize atılıyor ve ağ kurma işi bitiriliyor. Ertesi sabah ağı kaldırmak için geri gelecekler, ya da hava durumuna göre belki bir sonraki sabah…
Kaybedecek zamanları yok!
Birol hortumla güverteyi temizliyor. Güverte gibi yağmurlukların temizlenmesi için de hortum kullanılıyor. Temizlik bittikten sonra balıklar tekrar güverteye boşaltılıyor ve deniz suyuyla güzelce durulanıyor. Zarar görmüş olanlar bir köşeye ayrılıyor, geri kalanlarsa büyük ve küçük olmak üzere ayrı ayrı kasalara konuluyor.
Ne de olsa av iyi, büyük ve küçük balıkları ayrı ayrı satmaya yetecek kadar var. Böylece büyük balıklar daha yüksek fiyattan satılabilecek. Kasalara yerleştirirken üstlere büyük olanlar konuluyor. Bir yanda balıklar ayrılıp diziliyor, diğer yanda Aydın tekneyi limana yönlendiriyor. Kısa sürede iç limana yaklaşıyoruz. Ali balık kıyafetlerini çoktan çıkarmış, başka bir tekneye atlıyor. Ben de arkasından… Balık kasalarını bırakıyoruz.
Aydın ve Birol da tekneyi yerine götürüyor, kıyafetlerini değiştiriyorlar. Teknenin düzgün bir şekilde yerleştirildiğinden emin oluyorlar. Halatları, motor kapağını ve kamaranın kapısının kilitli olup olmadığını kontrol ediyorlar. O sırada Ali kasaları yolun karşısına, dolmuş durağına götürüyor. Durakta, yakaladığı mezgitleri Trabzon’a götürmek için bekleyen Fuat ile tanışıyoruz. Avlanan balıklarının bir kısmını eve götürmek buralarda alışılmış bir durumdur.
Dolmuş geliyor. Balıkları bagaj bölümüne yerleştiriyoruz. Trabzon son duraktan balık haline gidiyoruz. Kaybedecek zaman yok, balık mezatına geç kalmamak gerekir…
Açık arttırma başlıyor…
Sabah 8 gibi balık halindeyiz. Balıkçılar kasalardan büyük olanları komisyoncuların (kabzımal) önüne koyuyorlar. Yazıhanelerden gelen, yedi-sekiz kişi kısa sürede balıkların etrafında toplanıyor. O arada biri çıkıyor, megafonla “mezgitçiler, mezgitçiler” diye anons ediyor. Deftere balıkçıların adı yazılıyor, balıklar tartılıyor ve açık arttırma başlıyor. Alıcıların
çoğu küçük ölçekli balıkçılar ya da seyyar satıcılardan oluşuyor. Göz kırparak, başlarını sallayarak ya da “yaz” diyerek komut veriyorlar. Mezgitler büyük ve küçük olarak ayrı ayrı satılıyor. Balıklar kilo fiyatına göre açık arttırmaya çıkarılıyor. Balıkçılar mezatı sessizce izliyorlar. Açık arttırmadan sonra balıklar hemen teslim ediliyor. Bir süre daha etrafta dolanıp açık arttırmaları izleyen balıkçılar, daha sonra yazıhanelerde çay içiyorlar: Komisyoncu masanın başında paraları sayar, kendi payı olan yüzde onu düşer, balıkçıların isimlerinin, balık miktarının, fiyat/kg ve toplamların yazıldığı kağıdı balıkçılara verir. Balıkçılar komisyoncuyla sohbet etmek için fazla durmuyorlar. Ancak, yalnızca mevsimsel olarak ortaya çıkan göçmen balık türlerinin haberlerini alıyorlar. Ali şehirdeki işleriyle ilgilenmek için kalıyor, ben Fuat ile Keremköy’e dönüyorum. Dönüş yolunda Fuat cebindeki hesap makinesini çıkarıp, hesapları kontrol ediyor: Hesap doğru.
Adalar en iyi balıkçı kıyılarıdır…
Küçük tekne balıkçılığında adaların topografyasına (ve dip topografyasının diğer özelliklerine) aşinalık, öncelikle ölçüm kordonu kullanımı ve ağ konumlandırması yoluyla kazanılır. Adalar genellikle sığ sular gibi algılanır. Adalarda, Çarşıbaşı’ndaki balıkçılar için özellikle mezgit, ikinci olarak kalkan, başka yerlere kıyasla daha boldur. Mezgit değerli balıklar arasında yer almaz, ancak neredeyse tüm yıl boyunca avlanabilir. Bu yüzden istikrarlı bir gelir sağlar, ama büyük kazanç getirmez. Yoksulların işidir. Bazı yerlerde, özellikle kış aylarında, balıkçılar yalnızca adalardaki mezgit avcılığına bel bağlamaktadır.
Çarşıbaşı kıyı bölgesi ve deniz dibi topografik haritası. Çarşıbaşı bölgesinin kıyı boyunca uzanan deniz dibi topografyasının bazı unsurları.
‘Uygulayıcılar Topluluğu’
Keremköy’den gelen yaklaşık on teknelik bir grup, kış mevsiminin büyük bir bölümünde Vakfıkebir açıklarındaki küçük adada sürekli ağ atmaktadır. Bu rutin yıllar içinde değişmeden sürdürülüyor.Benim buraya geldiğim ilk yıllar olan 1990-91’de sürdürülen bu rutin 1998’de de aynı şekilde devam ediyordu. Çarşıbaşı’ndaki diğer köy ve mahallelerden gelen balıkçılar balık avlamayı düzenli olarak bu rutinde yapmıyorlar. Keremköy’deki balıkçılar bu konuda daha becerikli. Birol ve Aydın için adada avlanmak alışılagelmiş bir durum. Balığın nerede olduğunu biliyorlar, dolayısıyla çok fazla deneme yapmak zorunda da kalmıyorlar.
Yöntemsel rutinleri, balık avı yolculukları ile ilişkilendirilmiş bir tür somutlaştırılmış pratikleri var. Bu rutin, Keremköy’deki insanların ortak somutlaştırılmış bilgiye sahip bir ‘uygulayıcılar topluluğu’ olduğunu düşündürüyor. Böylece Aydın ve Yaşar gibi balıkçılar köy hayatı içerisindeki esnek kümelenmelerde birlikte çalışabilecekleri arkadaş ve akraba bulmakta zorlanmıyor. Bu imece hali, yukarıda da bahsedildiği gibi, birinin oğlu askerde ya da babası yataktan kalkamayacak kadar yorgun olsa bile balıkçıların düzenli olarak adaya gidebilmelerini mümkün kılıyor.
40 yıllık gelenek…
Buraya kadar aktarılanlar 2009 yılında yaptığım çalışmanın gözlemlerini içermektedir. Şimdi 2023 Kasım ayında gözlemlerime gelelim. Önce bunu belirtmek istiyorum: Balıkçılığa ilişkin bu rutinleri balıkçılar (en az) 40 yıldır sürdürüyor. Ta ki Keremköylü balıkçıların en önemli gelir kaynakları olan balık avlanma sahalarını kafeslerin kaplamaya başladığı 2021 yılına kadar da kesintisiz devam etti.
Peki, nasıl oldu da kafesler balık avlanma sahalarını ele geçirdi?
Eğer balıkçı değilseniz, kafeslerin bulunduğu yerden Çarşıbaşı’ndaki limanı geçip Keremköy’e doğru denize yüzünüzü döndüğünüzde, kafesler dışında balık avlamak için bolca alan kaldığı fikrine kapılabilirsiniz. Kafeslerle kıyı arasındaki sığ sularda deniz salyangozu çıkartmak söz konusu olduğunda bu doğru olabilir. Ancak ağ balıkçılığı için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Liman ve Keremköy’ün dışında, Yoroz’a doğru olan sahanın, suyun daha derin ve dip kısmının düzgün olmamasından dolayı balıkçılık için çok uygun olduğu söylenemez. Ayrıca kafeslerin bulunduğu alanlar, hâkim hava ve akıntılar nedeniyle özellikle palamut avcılığı için en uygun alanlardan biriydi. Bununla birlikte kafeslerin ne kadar büyüklükte bir alanı kapladığını ilk bakışta fark edemeyebilirsiniz. Ancak yetiştiricilik tesisleri için kafesleri beton bloklara sabitleyen teller kafeslerden çok daha uzağa uzanıyor.
Dolayısıyla kafesler göründüğünden çok daha fazla bir alanı balıkçılığa kapatmakta. Ayrıca ağın kafeslere denk gelme ihtimali, ağ balıkçılığını yasadışı ve riskli hale getirmekte.
Meralar ellerinden alındı
Vakfıkebir/Yalıköy/Kaleköy’ün önündeki ada, yani avlanma sahası, mülksüz, eğitimi olmayan ve yoksul Keremköylülerin geçimlerini sağladığı müşterek alanlardan birisidir. Keremköylü balıkçılar, onların oğulları geleneksel olarak sürdürdükleri balıkçılık mesleğini aynı tip tekneler, aynı teknolojiler ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgi birikimiyle uzun yıllardır sürdürüyor. Benim ilk kez burada onlarla birlikte yaşadığım 1990 yılında da bu böyleydi, 1998 ve 2020 yıllarında da aynı şekilde devam ettiriliyordu. Mezgit ve diğer balıkları avlayarak hayatlarını idame ettiriyorlardı. Mezgit balıkçılığı tüm yıl boyunca devam ettiğinden güvenilir bir balık avıdır. Aynı zamanda avlanma biçimleri tamamen yasalara ve yönetmeliklere uygundur. Ancak mezgit balıkçılığına ilişkin detaylar yetkililer tarafından çok iyi bilinmediği için balık çiftlikleri için ruhsat verilirken mezgit balıkçılığının önemi dikkate alınmadı. Bu nedenle balıkçıların en önemli balık avlanma ‘mera’ları ellerinden alınmış oldu, üstelik balıkçılara kayıpları için herhangi bir tazminat ya da telafi de sunulmadı.
Keremköylü balıkçılar balık avlanma sahalarına sahip çıkmak için mücadele ediyor
Keremköylü küçük tekne balıkçıları da kendilerine yapılan haksızlığa ve yaşam alanlarının ellerinden alınmasına sessiz kalmadı. Endişelerini basın açıklaması ile dile getirdiler (aşağıda bağlantıları verildiği için detaylara girmeyeceğim). Özetlemek gerekirse, 3 Kasım 2020’de Yalıköy’de halk katılımı ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) toplantısı yapıldı. Ancak bu toplantıdan balıkçılar haberdar edilmedi. Kasım 2023’te Yalıköy’de balıkçılar ve yerel hakla görüştüm. Böyle bir toplantının yapıldığını bilmediklerini söylediler. Ta ki, kafeslerin yerleştirileceği alanı işaretlemek için denize yerleştirilen şamandıraları görene kadar… 2021 yılı sonları ile 2022 yılının başlarında kafesler balık avlanma sahalarını işgal ettiğinde, o zaman bir şeyler olduğunu fark ettiler. Hemen harekete geçerek, 2022 yılının başlarında, imza topladılar ve topladıkları imzaları Trabzon Tarım İl Müdürü’ne teslim ederek, yaşananları kendisine aktardılar. Mayıs ayında bir basın toplantısı yaptılar. Mücadeleleri Çarşıbaşı CHP Teşkilatının destek için harekete geçmesine ve 31 Mayıs 2022 tarihinde CHP Trabzon Milletvekili Ahmet Kaya tarafından meclise taşınması ile ilerledi. Ancak hiç birisi sonuç vermedi. Belediye dahil, hiçbir kurum ve kuruluş yanlarında yer almadı, sorunlarına kulak vermedi.
Yılmadılar, mücadeleye devam ettiler. İki AK Parti milletvekilini Çarşıbaşı’na getirmeyi başardılar ve onlara da sorunlarını anlattılar. Görüşmenin ardından yeniden limanda bir basın açıklaması gerçekleştirdiler. Yine bir sonuç alamadılar. Balık avlanma sahaları ellerinden gitmişti ve kafeslerin taşınması için gerçekçi bir umut varmış gibi görünmüyordu. Balık çiftçilerine karşı değildiler ama kafeslerin Vakfıkebir, Yalıköy ve Kaleköy dışında bir yere, daha uzağa ve batıya taşınmasını istiyorlardı. Kafeslerin yerlerinin değiştirilmesi için mümkün olan her yolu denemişlerdi. Balık çiftliklerinin gösterdikleri yerlere taşınmasının işletmeler için maliyetleri arttıracağını biliyorlardı, ancak bu önemli balık avlanma sahalarında geleneksel olarak sürdürdükleri küçük tekne balıkçılığını devam ettirebilmeyi mümkün kılacak tek yolun bu olduğunu da… Aksi takdirde tekne ve ağ satın almak için çektikleri kredi borçlarını ödeyemeyecek, ailelerinin geçimini sağlamak için yeterli gelire erişebilmeleri mümkün olmayacaktı.
Balık çiftlikleri alternatif değil
2023 yılının Kasım ayında Keremköy ve Çarşıbaşı’ndaki diğer mahallelerdeki balıkçılarla yeniden bir araya geldiğimde mücadeleden vazgeçmek üzereydiler. Kızgınlardı ve hayal kırıklığına uğramışlardı. Balık avlanma sahaları mülksüz ve eğitimi olmayan balıkçılar için önemli müşterek alanlardır ve balıkçılara geçimlerini sağlamak için fırsatlar sunuyor. Yıllardır sürdürdükleri ve en iyi bildikleri bu rutin yerine balık çiftliklerinde bir ya da iki maaşlı iş bulmaları onlar için yeterli bir alternatif değil. Buna ek olarak enflasyonun yüksek ve istihdam olanaklarının az olduğu bu bölge için balık çiftliklerinin bir seçenek olması bile mümkün değil.
Keşke adayı kafeslerden özgür kılmanın bir yolu olsaydı! Bu çalışkan ve tecrübeli balıkçıların mesleklerinin ve balık avlanma sahalarının, kafesler yoluyla ellerinden alınması yerine onlara yeniden istikrarlı bir gelir sağlanabilseydi…
(*) Bergen Üniversitesi,Sosyal Antropoloji Bölümü‘nde Öğretim Üyesi olan Prof. Ståle Knudsen, 1990’lı yıllardan bu yana Karadeniz‘de saha çalışmaları yürütüyor.
Ülkemizin büyük bölümünde geç gelen kışın soğuk/çok soğuk, karlı ve fırtınalı olumsuz hava koşulları yaşanıyor.
Her yıl benzer afet boyutundaki kar yağışlı ve soğuk/çok soğuk hava koşulları yaşandığında yaptığım uyarımı şimdi bir kez daha paylaşıyorum:
Tüm doğa, ekoloji/ekosistem ve kuş dostlarına; havalar soğudu, doğadaki ve sokaklardaki güzel dostlarımız kuşları ve hayvanları unutmayalım.
Çoğunuzun yaşamakta olduğu ve/ya da basından izlediği gibi, soğuk/çok soğuk, yağmur, karla karışık yağmur, kar ile yer yer fırtınalı ve yoğun kar yağışlı hava koşulları, Türkiye’nin büyük bir bölümünde etkili oluyor.
Fotoğraflar: Murat Türkeş
Hepinizin bildiği gibi, kar örtüsü kentlerin içinde kısa sürede eriyip kalksa bile, kırsal çevrede, ovalarda ve platolarda, özellikle yüksek tepelik ve dağlık alanlardaki kalın ve yaygın kar örtüsünün erimesi için bazen birkaç ayın geçmesi gerekebilir. Bu genelleme, geçen yılın sonunda ve bu yıl yağan kar yağışları için de geçerlidir.
Bu yüzden, kuşları, o minik, çok güzel ve ekolojik denge açısından çok yararlı dostlarımızı lütfen besleyelim. Onları, sokakta, bahçede ya da balkonumuzda, yumuşatılmış bayat ekmek, buğday, mısır, her türlü darı, kanarya ve muhabbet kuşu yemleri ve bulgur ile besleyebiliriz. Bu kentlerde yaşayanlarımız için çok kolaylıkla uygulanabilir bir yardım biçimi.
Fotoğraf: Murat Türkeş,
Bu arada, kırsal çevrede ya da ona yakın yerlerde yaşayanlarımız da, tavşan, sincap, tilki, çakal, kurt, vaşak, karakulak, yaban koyunu ve keçisi, geyik, ördek, kaz, kuğu, vb. sevgimize ve yardımımıza muhtaç öteki hayvan dostlarımızı da çoğunlukla özel bir harcama gerektirmeden hazırlayabileceğimiz yemlerle besleyebilir.
Lütfen bu günlerin onlar için çok zor ve ağır geçeceğini unutmayınız. Onların, özellikle bu günlerde hepimizin yakın ilgisine gereksinimleri var. Belki de, daha şimdiden yüzlercesi açlıktan ve soğuktan öldü ya da ölmek üzere. Bir bölümü de, onların açlıklarından ve düşkünlüklerinden yararlanılarak yapılan katliamlarla yok edilmek isteniyor.
Sokak hayvanlarının temel yaşam ve barınma gereksinimlerini nasıl karşılayabiliriz?
Korunaklı sokak ve bahçe kenar ve köşelerine ya da uygun kapı önlerine su kapları bırakabiliriz: Kedi köpek ve kuşların su kaynağı olarak kullandığı küçük birikintiler kış aylarının gelmesi ile beraber donduğu için su bulmakta zorlanabilirler. Sokak hayvanlarının su ihtiyacını karşılamak için de yapacağımız iş çok kolaydır. Büyük bir pet şişeyi yarısından keserek iş görecek bir su kabı yapabiliriz. Ara sıra da su kabındaki suyun donup donmadığını ve temizliğini de kontrol etmemiz gerekiyor.
Temel yemek gereksinimlerini karşılayabiliriz: Fazla gelen ya da yenmeyip kalan yemeklerle sokak hayvanlarının yemek ihtiyaçlarını karşılayabiliriz. Ama artan yemekleri sokak hayvanlarına verirken dikkatli olunmalı. Bozulmuş yemekler kesinlikle verilmemeli. Yemekler bir kap içinde verilmeli. Bunun için evde bir kap hazırlanabilir. Bunun için büyük pet su kapları kullanılabilir. Sokak hayvanlarına özel yemek de yapılabilir.
Temel sağlık desteği sağlayabiliriz: Kuşkusuz yaralı ya da hastalanmış sokak hayvanları ile karşılaşıldığında yapılması gereken ilk iş veterinere götürmektir. Eğer veterinere götürme olanağımız yoksa hayvana eczanede satılan Betadin gibi acıtmayan tentürdiyotlar ile pansuman yapabilir, tahriş olmuş akan gözlerine yine eczanede satılan antibiyotikli göz damlalarından damlatıp göz pomadı (Teramicyn) sürebiliriz. Ama en doğru çözüm onun bir veterinere götürmektir.
Basit barınaklar yapabiliriz: Evde bulunan ya da bulunmasa bile kolayca ulaşabileceğimiz malzeme (ör. kağıt ve plastik atık toplama kutularından, bakkal ve marketlerden) ve eşyalar ile barınak yapabiliriz. Sokak hayvanları için yaptığımız barınakları bahçe ve sokaklardaki ya da kapı önlerindeki uygun ve güvenli bir köşeye bırakarak kış aylarında sokak hayvanlarının soğuktan korunmasını sağlayabiliriz.
Fotoğraf: Murat Türkeş.
Barınak yapmak için gerekli temel malzemeler: Kedi-köpeklerin içerisinde rahat edebileceği büyüklükte bir karton koli. Kutunun çevresini kaplayacak sayıda çöp torbası ya da naylon. Kutunun altı tarafını da kaplayacak sayıda köpük; koli bandı, maket bıçağı, cetvel, vb…
Herkes kendi becerisini ya da yaratıcılığını kullanarak basit bir barınak yapabilir.
NOT: Bu bir bilimsel yazı değildir, yaklaşık son 25 yıldır hemen her yıl yeri ve zamanı geldiğinde, güncellenerek ve gönülden geldiği biçimde yazılmaktadır.