Köşe YazılarıManşetYazarlar

Çeşme Projesi sonunda ortaya çıktı

Turizm ve Kültür Bakanı Mehmet Nuri Ersoy geçtiğimiz hafta içinde İzmir’de meslek odaları ve çevre örgütleri tarafından sınırlarının iptali için dava açılan Çeşme Turizm Projesi’nde yer alacak tesisleri açıkladı. Meslek odaları temsilcilerinin alınmadığı toplantıda Ersoy’un açıklamasından da anlaşıldığı gibi ülkemizdeki son yılların en büyük imar plan değişikliği Çeşme’nin de içinde yer aldığı Yarımada bölgesinde yapılacak. Bölgedeki orman ve makilik alanlar ile tarım ve mera alanları imara açılırken, sahiller de halka kapatılacak. Eğer yapılırsa bölgede büyük bir nüfus artışına ve ekosistem yıkımına neden olacağı kaçınılmaz olan projeye katkı verdiği iddia edilen bazı isimler ise kamuoyunda şaşkınlık yarattı. Şimdi İzmirliler merakla bu isimlerden bir açıklama bekliyor.

Projenin esasını, Çeşme Yarımadası’nın % 55’inin imarını değiştirecek imar plan değişiklikleri oluşturuyor. Açıklanan ve meslek odalarıyla, çevre örgütlerinin dava açtığı İzmir Çeşme Kültür ve Turizm Koruma ve Gelişim Bölgesi alanı 16 bin 624 hektar. Çeşme Yarımadası’nın tüm alanı ise topu topu 30 bin hektar. Yapılan açıklamaya göre bu plan değişikliklerinin yapılacağı bölgenin durumu şöyle:

Kıyılar halka kapatılıyor, tarım, orman ve sit alanlarına imar

Projenin 5250 hektarı orman alanları üzerinde, üstelik bu orman alanları; içinde nadir ve endemik türler barındıran, kendine has yaban hayatı ve habitatlar oluşmuş uluslararası öneme sahip doğal, bakir ve korunması gereken alanlardan oluşuyor. 600 hektardan fazlası mera alanı, 783 bin metrekaresi tarım alanı ve zeytinliklerden oluşuyor. Proje alanının halen 3400 dekarı dikili tarım arazisi, yaklaşık 4400 dekarı mutlak tarım arazisi, 7900 dekarı ise marjinal tarım arazisi… Bunun yanı sıra 2157 hektarı nitelikli doğa koruma alanı, 1432 hektarı sürdürülebilir koruma alanı da bölge sınırları içinde yer alıyor. Üstelik bu alanlar daha önce birinci derece sit kapsamında iken, pandemi günlerinde sessizce yapılan değişiklikle bu alanların dereceleri düşürülerek imara açılmasının önü açıldı. Planlara dahil edilen ve artık İzmirlilerin giremeyeceği kıyı uzunluğu ise tam 47 kilometre. Başka bir anlatımla kamu kullanımına açık ve devlete ait olan kıyıların ve hatta tapuda kaydı olmayan deniz alanlarının turizm amaçlı bölge ilan edilmesi ve yerli ve uluslararası sermayenin özel kullanıma tahsis edilmesi söz konusu.

Anayasamıza açıkça aykırı olan bu durum, kamusal alanların proje gerçekleştiği takdirde artık İzmirliler tarafından kullanılamaması anlamına geliyor. Tüm bu alanlara toplam 55.000 yatağa sahip olacak 200’den fazla otel, 11 golf sahası, marinalar yapılacak, yeni yollar açılacak. Zaten Bakan Ersoy’un son yaptığı proje bilgilendirme açıklaması ve bugüne kadar yapılan açıklamalar projenin ‘üst düzey gelir grubuna’ dönük olduğunu ve İzmirlilerin buradan yararlanamayacağını açık ve net olarak gösteriyor. Projenin başka bir boyutu ise bölgede yaşanacak büyük bir nüfus yoğunluğu. Çeşme yarımadası tamamen yapılaşma baskısı altında kalacağı için bölgede olağanüstü nüfus artışı yaşanması kaçınılmaz olacak. Bu durumunda kent kimliği ve kent kültürünü etkileyeceği çok açık…

TMMOB İzmir İl Koordinasyon Kurulu’nun basın açıklamasını Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi yönetim kurulu üyesi Zafer Mutluer okudu.

Bakanın geçtiğimiz hafta içinde İzmir’deki açıklamasından sonra projeye karşı olan ve şu anda süren proje sınırları ile ilgili davaları açan örgütlerden ardı ardına tepkiler gelmekte gecikmedi. İlki Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İzmir İl Koordinasyon Kurulu’nun (İKK) detaylı açıklamasıydı. TMMOB İKK açıklamasında 2019 yılı ortalarında kamuoyunda tartışmaya açılan “Çeşme Projesi’nin kısa sürede bir talan projesi olduğunun ortaya çıktığı” vurgulanıyor ve proje alanındaki mülkiyetlerin %97’si kamu mülkiyeti olmasına rağmen bu projenin hayata geçmesi durumunda buranın parsel parsel sermayeye satılacağının itiraf edildiğinin altı çiziliyor. TMMOB İKK bu talan için yeni suç ortakları bulunduğunu da belirtiyor: “Üstelik bu itiraf çok sayıda üniversitenin, sivil toplum kuruluşları ve özel şirketlerin katkısıyla yapılarak kamuoyu aldatılmaya çalışılmaktadır.” Devamında, “Son yıllarda Çeşme ilçesi, sermaye ve merkezi-yerel yönetimlerin çabasıyla kendi deyimleriyle parsel parsel ihale edilmek isteniyor. Kuşkusuz bu ihtiyacın toplumun ve doğanın ortak yararıyla en ufak bir ilişkisi bulunmuyor’ denen  açıklamanın son bölümünde ise örgütün mücadeleye devam etme kararlılığı vurgulanıyor:

TMMOB: Bu rant projesinde rol alan herkes kıyım ve yıkımın suç ortağıdır

Açıkça söylüyoruz: Bu rant projesinde rol alan herkes (siyasetçi, bürokrat, bilim insanı, meslek insanı…) bu ekolojik kıyımın ve yıkımın bizzat suç ortağıdır. Sonuç olarak; Alaçatı Sulak alanında yaşanan katliamı mumla aratacak yeni bir katliam “Çeşme Projesi” ile gerçekleştirilmek istenmektedir. Çeşme Yarımadası’ndaki ekolojik yıkım geri dönülemez bir noktaya ulaşmadan, bu yıkımın acilen durdurulması konusunda yetkili kurum/ kuruluşları sorumlu davranmaya, bu talan projesinden vazgeçmeye çağırıyoruz. Yaşam destek sistemi olarak görülmesi gereken bu alanlara sahip çıkmak, iyileştirmek ve korumak yerine tüm bu ekosistemlerin sağlığını geri döndürülemeyecek şekilde bozabilecek mega proje istemiyoruz. Aksi takdirde, bu kararların altında imzası bulunanlar, gelecekte yaşanacak olası kuraklık, trafik ve koku sorunlarında, “doğal afeti” gerekçe gösteremezler. Çünkü yaşanacak her türlü sorunun faili bizzat kendileridir!’”

Projeye karşı çıkan Çeşmelilerin de yer aldığı Çeşme Çevre Platformu da bir açıklama yaparak TMMOB İKK’nın vurgu yaptığı benzer noktalara işaret etti. TMMOB İKK açıklamasında ayrıntılı olarak açıklanan itiraz gerekçeleri Çeşme Çevre Platformu’nun açıklamasında 11 madde olarak özetlenmiş.  İzmir Yaşam Alanları Birliği Meclisi de merkezi ve yerel yönetimleri uyararak mutlaka bunun hesabının sorulacağını vurguladı. Açıklamada Meclis olarak son 10 gündür başta İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olmak üzere İzmir’deki çok sayıda siyasi parti yönetimini ziyaret edildiği belirtiliyor ve bu ziyaretlerde ‘konunun hassasiyeti ve önemi hakkında bilgilendirme’ yapıldığı, ortak mücadeleye çağrıldığı, artık taraflarını belirlemeye davet edildikleri açıklanıyor.

TMMOB IKK tarafından yapılan basın açıklamasının son bölümünde yer alan,  “Kentimize dönük bu saldırılar sadece meslek odalarının konusu değildir. Bu nedenle geleceğimizi tehlikeye atacak rant projelerine karşı bütün kesimleri birlikte mücadele etmeye çağırıyoruz. Meslek odaları olarak, sürece ilişkin yaşanacak her gelişmeyi bilimsel ve teknik zeminde inceleyerek konuya ilişkin değerlendirmelerimizi açıklıkla paylaşacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.” ifadeleri çok doğru bir tespit ve çağrı… Şimdi Yarımadadan Uzak Durun Platformu’nu oluşturan sivil toplum kuruluşları ve çevre örgütleriyle, Çeşme Çevre Platformu ve İzmir Yaşam Meclisi’nin, en temelde de İzmirlilerin, Urlalıların, Karaburunluların, Seferihisarlıların omuz omuza vererek doğasına, toprağına, denizine, soluduğu havaya sahip çıkmaları gerekiyor.

Şimdi mücadele ve Çeşme’ye, tüm Yarımada’ya sahip çıkma zamanı… TMMOB İKK açıklamasında da vurgulandığı gibi bu rant projesinde rol alan herkese (siyasetçi, bürokrat, bilim insanı, meslek insanı…) bu ekolojik kıyımın ve yıkımın suç ortağı olduğu için hukuksal ve bilimsel hesap sorulacak günler de yakında gelecek…