Ana Sayfa Blog Sayfa 170

Ormansızlaşmayla mücadele ve doğayı koruma politikaları bir yılda iki katına çıktı

Yeni bir araştırmaya göre, dünya çapındaki hükümetlerin doğayı korumaya dayalı politikaları son 12 ayda iki katına çıktı.

Rapor için dünya çapında 300 farklı politika değişikliği incelendi. Sonuç olarak 2035 yılına kadar küresel emisyon azaltımlarının yaklaşık yarısının;  ormansızlaşmayı sona erdirmeyi, gıda israfını azaltmayı, ekosistemleri onarmayı, tarımsal emisyonların azaltılmasını ve doğayı koruyamaya dayalı iklim çözümlerini yaygınlaştırmayı amaçlayan politikalardan kaynaklanacağı ortaya konuldu.

Buna göre sadece son bir yılda arazi kullanımıyla ilgili emisyonlarla mücadele etmek için tasarlanan güvenilir ulusal politika duyuruları iki katına çıktı.

BM’nin sorumlu yatırım ilkelerine göre kurulan bir tahmin grubu olan Inevitable Policy Response (IPR) tarafından yapılan çalışmada, “Enerji geçişi kadar önemli bir arazi geçişi şu anda yolda” deniliyor.

‘Brezilya’da ormansızlaşma en geç iki yılda tarihi seviyelere düşebilir’
Endonezya’dan palm yağı şirketlerine 310 milyon dolar ceza
Amazon’da orman tahribatı 2023’te yarı yarıya azaldı

Alınacak çok yol var

Buna karşın geçtiğimiz yıl boyunca uygulamaya konulan doğayı koruma politikalarının yüzde 90’ından fazlasının 2C’lik küresel ısınmaya uygun olarak belirlendi. Bunların çok azı Paris Anlaşması’nın ısınmayı 1,5C’de tutma hedefiyle uyumlu; bu da hükümetlerin önümüzdeki birkaç yıl içinde doğa politikalarını daha da güçlendirmeleri yönünde baskı altında olacağı anlamına geliyor.

Euronews’in aktardığı rapor, doğaya ve toprağa dayalı çözümlere yatırım yapmamanın, çiftçiler, şirketler ve tüm ekonomi için büyük maliyetlere yol açacak şekilde artan iklim riskiyle sonuçlanabileceği konusunda uyarıyor.

Şirketler, doğa politikalarına uyum sağlamalı

Çalışma, doğa kaybını ve ormansızlaşmayı durdurmaya yönelik politikaların hazırlıksız yatırımcılar için problem oluşturacağına da dikkat çekiyor: “Enerji geçişi kurumsal gündemin üst sıralarında hızla yükselse de, iklim geçişinde doğanın, toprağın ve gıdanın rolü yeterince takdir edilmiyor.”

Aralık 2024’ten itibaren, AB ile ticaret yapan ithalatçı ve ihracatçıların ürünlerinin yakın zamanda ormansızlaştırılmış alanlardan gelmediğini veya ormanların bozulmasına neden olmadığını kanıtlaması gerekecek. Aksi takdirde büyük para cezaları, ürünlere el konulması veya ürünlerinin AB pazarında yasaklanmasıyla karşı karşıya kalabilecekler. Birlik, kakao, kahve, palmiye yağı, soya,sığır eti ve odun ürünleri dahil olmak üzere genellikle ormansızlaşmaya ilişkilendirilen ürünlerin bir listesini de oluşturdu.

Rapora göre, küresel gıda tedarik sisteminin merkezindeki şirketler, bu kısıtlamalara uymamaları halinde 2030 yılına kadar değerlerinin yüzde 26’sını kaybedebilir. Doğayı korumaya dayalı çözümleri benimseyen şirketler için ise yeni fırsatlar doğabileceği belirtiliyor.

Büyük Set Resifi’nde mercan ağarması tespiti: Su altında bir orman yangını gibi…

Avustralyalı araştırmacılar, bir devlet kurumu olan Büyük Set Resifi Deniz Parkı Otoritesi’nin (GBRMPA) geçen hafta dünyanın en geniş resif ekosisteminde büyük bir ağarmanın yaşandığını açıklamasının ardından, Büyük Set Resifi‘nin uzak kuzey kesimlerindeki altı adanın çevresinde mercan ağarması tespit etti.

James Cook Üniversitesi‘nden bilim insanları bugün (15 Mart) yaptıkları açıklamada, Queensland eyaletinin yaklaşık 10 km açığındaki Kaplumbağa Grubu Ulusal Parkı‘nda yaptıkları incelemeler sonucunda, çoğu daha derin sularda olmak üzere, sadece birkaç nispeten sağlıklı alan bulduklarını belirtti.

Büyük Resif’in yüzde 91’i ağardı
Büyük Set Resifi’nin durumu ‘kritik’
Bilim insanlarından uyarı: Büyük Set Resifi 2025’ten yok olmaya başlayacak

büyük set resifi, mercan

Reuters‘ın aktardığına göre; çalışmadaki baş araştırmacı Maya Srinivasan açıklamasında, “Özellikle sığ sularda ne kadar çok ağarma olduğunu görmek oldukça yıkıcıydı… (ancak) hepsi hala su sıcaklıkları zamanla düştüğü sürece iyileşebilecekleri ağarma aşamasındaydı” dedi.

Ağarma, mercanların dokularında yaşayan renkli algleri dışarı atmasına ve beyazlaşmasına neden olan daha sıcak okyanus suları tarafından tetikleniyor. Suların soğuması halinde ağaran mercan iyileşebiliyor ancak okyanus sıcaklıkları uzun süre yüksek kalması durumunda ölüyor.

Endonezya’da 40 bin metrekarelik resif hayata döndürüldü

Avustralya’nın kuzeydoğu kıyısı boyunca yaklaşık 2 bin 300 km uzanan Büyük Set Resifi, uzmanların iklim değişikliğine bağladığı sekiz yıl içinde beş kitlesel ağarma olayına sahne oldu.

Srinivasan, Kaplumbağa Grubu‘ndaki altı adanın üniversitenin bariyer resifindeki izleme programına yeni eklendiğini ve buradan toplanan verilerin mercanların ağarmasını, kasırga ve sellerden nasıl etkilendiğini daha iyi analiz etmeye yardımcı olacağını söyledi.

büyük set resifi, mercan

Srinivasan, “Bu tür bozulma olaylarının daha sık ve daha yüksek yoğunlukta olacağına dair tahminlerin olduğu iklim değişikliği ile birlikte… bu uzun vadeli izleme programlarının gelecekte de devam etmesi her zamankinden daha da önemli hale geliyor” dedi.

Avustralya İklim Konseyi, ani değişikliklerin resif için daha büyük tehlikelere işaret ettiğini ve iklim sisteminde geri dönüşü olmayan noktaların aşılması olasılığının bulunduğunu söyledi.

İklim Konseyi Araştırma Direktörü Simon Bradshaw, “Resifte şu anda yaşananlar bir su altı orman yangını olarak tanımlanabilir” dedi.

Baharın habercisi kırlangıçlar Türkiye’ye ulaştı

Baharın müjdecisi olarak bilinen kırlangıçlar, sıcak bölgelere göç eden kuş türleri arasında özel bir yere sahip. Bu yıl da uzun ve meşakkatli bir yolculuğun ardından Türkiye‘ye ulaşan kırlangıç kuşları, doğa severler ve bilim insanları tarafından heyecanla karşılandı.

 

Türkiye’nin birçok bölgesinde gözlemlenebilen kırlangıçların dönüşü, baharın başlangıcını simgeliyor. Uzun kış aylarının ardından, kıvrık kuyruklu bu kuşların gökyüzünde sergiledikleri akrobatik uçuşlar, doğanın uyanışının en güzel göstergelerinden biri. Her yıl Afrika‘nın sıcak bölgelerinden yüzlerce kilometre yol kat ederek Türkiye’ye ulaşan bu zarif kuşlar, üreme ve yavrulama dönemlerini burada geçirmek için ideal alanlar arıyor.

Kırlangıçların Türkiye’ye gelişi, genellikle mart ve nisan aylarında başlıyor. Bu süreçte, kuş gözlemcileri ve doğa severler, kuşların göç yollarını takip edip onların dönüşünü sabırsızlıkla bekliyor. Türkiye, Avrupa ve Asya kıtalarının kesişme noktasında bulunduğu için, birçok kuş türü için önemli bir göç yolu üzerinde ve bu coğrafi konum, kırlangıçların yanı sıra pek çok kuş türü için de önemli bir üreme ve beslenme alanı oluşturuyor.

Doğa Derneği‘nin aktardığına göre, Türkiye’de yaygın olarak görmeye alışkın olduğumuz iki kırlangıç türü bulunuyor: Ev kırlangıcı ve kır kırlangıcı.

kırlangıçlar
Bu fotoğrafta önde gözüken ev kırlangıcı genellikle en erken gelen kırlangıç türü. Hemen sol arkasındaki kızıl gerdanlı olan kuş ise kır kırlangıcı. Onlar da ev kırlangıcından hemen sonra gelmeye başlıyor. Fotoğraf: Birol Hatinoğlu, Doğa Derneği

Ev kırlangıcının bu isimle anılmasının sebebi insanlarla oldukça yakın yaşam alanlarına yuva yapmaları. Orta derinlikte bir kuyruk çatalına sahip olan tür, özellikle uçuşu sırasında bu özelliğiyle kır kırlangıcından ayırt edilebiliyor.

Kır kırlangıçları ise daha derin bir kuyruk çatalına ve uzun, ince bir kuyruğa sahip. Endüstriyel tarım uygulamalarında kullanılan tarım zehirleri her iki kırlangıç türü için de beslenme alanlarının yok olmasına sebep olan ve türleri tehdit eden tehlikeler arasında yer alıyor. Ev kırlangıçları ve kır kırlangıçları göçmen kuş türleri arasında yer alıyor ve her iki türün de popülasyonunun büyük çoğunluğu kış aylarını Afrika’da geçiriyor.

kırlangıçlar
Fotoğraf: Lia Maaskant / Unsplash

Doğal temizlikçi kırlangıçlar

Kırlangıçların göç yolları ve Türkiye’deki davranışları üzerine yapılan araştırmalar, bu kuşların ekosistem içindeki rolünü ve önemini vurguluyor.

Kırlangıçlar, sivrisinek ve diğer uçan böceklerle beslenerek tarım alanları ve yaşam alanlarındaki böcek popülasyonunun kontrol altında tutulmasına yardımcı oluyor. Ayrıca, kuşların göç davranışları iklim değişikliği gibi çevresel faktörlerden etkilenebiliyor. Bu nedenle, kırlangıç gözlemleri, çevresel değişikliklerin izlenmesi açısından da önemli bir araç olarak görülüyor.

Kırlangıçların göç yolu üzerindeki durakları ve beslenme alanları, onların sağlıklı bir şekilde üreme alanlarına ulaşmaları için kritik öneme sahip. Doğa koruma alanları ve kuş gözlemcileri, bu durakların korunması ve kırlangıçların doğal yaşam alanlarının sürdürülebilirliği konusunda önemli çalışmalar yürütüyor.

Osmaniye’de örnek uygulama: Kırlangıçlar yuva yapmış, bina yıkımı iptal!
Solaklı Vadisi köylülerinin HES direnişi belgesel oldu: “Kırlangıçlar Susamışsa”
İklim değişikliği tür kaybını, tür kaybı iklim değişikliğinin etkilerini artırıyor

Yaralı kırlangıçlara nasıl yaklaşmalı?

Yolda yaralı bir kırlangıç bulduğunuzda dikkatli ve bilinçli adımlar atmak önemli. Uzmanlar ilk olarak, kuşun durumunun sakin bir şekilde değerlendirilmesini öneriyor. Kuşa zarar vermeden, onu güvende tutacak bir şekilde bir battaniye, havlu veya bezle örtün. Bu, hem kuşun sakinleşmesine yardımcı olur hem de daha fazla zarar görmesini önler​​.

Kuşun gözlerini hafifçe örtmek de onu rahatlatmaya yardımcı olabilir. Kuşu doğal ve rahat bir pozisyonda tutmaya çalışın, ancak belirgin bir kırık veya ağır bir yaralanma varsa, herhangi bir müdahalede bulunmadan profesyonel yardıma başvurun. Kuşun zehirlenme belirtileri gösterip göstermediğini kontrol edin, çünkü bu durumda hemen veteriner yardımına ihtiyaç olacaktır​​.

Yaralı bir kuş bulduğunuzda, en yakın veteriner kliniğine veya Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne (DKMP) başvurarak, kuşun gerekli bakımı almasını sağlayabilirsiniz ​​.

Unutmayın, yanlış müdahaleler kuşun durumunun kötüleşmesine neden olabilir. Bu nedenle, yaralı bir kuş bulduğunuzda, hemen beslemeye çalışmak yerine uzman bir görüş almak ve kuşu sessiz, güvenli bir ortamda tutmak önemli. Bu süreçte, kuşa sıvı takviyesi yapılması gerekebilir, ancak bu, uzman birinin yönlendirmesiyle olmalı.

Fransa, ‘ultra hızlı moda’ ürünlerine yasak getiriyor

Fransa Parlamentosu, Çin’in Shein gibi şirketlerinin çevresel etkilerini dengelemeye yardımcı olmayı amaçlayan “ultra hızlı moda” ürünlerine ceza verilmesini isteyen bir yasa tasarısını onayladı.

Alt Meclis‘te onaylanan tasarıda, 2030 yılına kadar giysi başına 10 Euro’ya varan cezaların kademeli olarak artırılması ve bu tür ürünlerin reklamlarının yasaklanması öngörülüyor.

Milletvekili Anne-Cécile Violland‘ın önerisini oylayan milletvekilleri,  yasalaşmadan önce senatoya gitmesi gereken tasarıyı oybirliğiyle onayladı.

Ekolojik Geçiş Bakanı Christophe Béchu X’te “Bu büyük atılımdan çok memnunum. Tekstil sektörünün çevresel ayak izini azaltmak için büyük bir adım atıldı” diye yazdı.

“Ultra esnek tedarik zincirleri” sayesinde talebe göre siparişleri artıran moda perakendecileri Shein ve Temu gibi şirketlerin popülaritesi, perakende sektörünü domine ediyor. Zara ve H&M gibi büyük oyuncular da bu eğilimi besleyen ve tüketicileri “hızlı moda” yönünde yönlendiren şirketlerden.

‣ Avrupa Birliği, iklim ve çevre için moda çılgınlığında frene basıyor
‣ Avrupa Birliği, tekstil endüstrisini daha sürdürülebilir kılmak için hızlı modaya veda ediyor
H&M aldatmacası: Geri dönüşüme atılan kıyafetler 3. dünya ülkelerinde çevresel felaket yaratıyor

Shein firması yetkilileri, Reuters‘e yaptığı açıklamada, ürettiği kıyafetlerin mevcut talebi karşıladığını, bunun da satılmayan giysi oranının sürekli olarak düşük tek haneli rakamlarda kalmasına olanak sağladığını, oysa geleneksel oyuncuların yüzde 40’a kadar israf oluşturabileceğini iddia etti. Firma, tasarının tek etkisinin “hayat pahalılığı krizinin etkisini zaten hisseden Fransız tüketicilerin satın alma gücünü kötüleştirmek” olacağını da öne sürdü.

Tasarı, Fransa Çevre Bakanlığı‘nın , giderek kötüleşen tekstil atığı sorununun üstesinden gelmek amacıyla Avrupa Birliği’nin kullanılmış giysilerin ihracatını yasaklamasını teklif edeceği açıklamasının ardından Meclis’e sunuldu.

Hızlı modanın çevresel etkileri konusunda tüketici bilgilerinin ve farkındalığının güçlendirilmesini öngören yasa tasarısı, tek kullanımlık kültürle mücadele etmek için giysilerin yeniden kullanımını ve  onarılmasını teşvik etmeyi de amaçlıyor.

Tüketim çılgınları, modanın yeşile dönme çabalarını boşa çıkıyor
Neden bu kadar çok giysimiz var?

Emisyonların yüzde 10’undan sorumlu

Fransız Çevre ve Enerji Yönetimi Ajansı‘na (ADEME) göre, her yıl dünya çapında 100 milyardan fazla giysi satılıyor.

Ekoloji kuruluşu Refashion, Fransa’da on yıl içinde yıllık olarak satılan giysi sayısının bir milyar artarak 3,3 milyar ürüne, yani kişi başına 48’in üzerine ulaştığını belirtiyor .

BM Çevre Programı‘na göre, dünya çapında tekstil ve giyim endüstrisi, sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 10’undan sorumlu. Bu oran, uçak ve deniz taşımacılığının toplamından daha fazla. “Hızlı moda” anlayışı, giysilerin boyanması ve işlenmesinden kaynaklanan su kirliliği ve sentetik malzemelerin yıkandığında saçtığı mikroplastik kirliliğine de katkıda bulunuyor.

10 yıl sonra Rana Plaza çöküşü
Dünyada tekstil sektörünün kirli ‘normalleri’

3. Dünya ülkelerinde üretilen ucuz ve tek kullanımlık giysiler, insan hakları ihlalleriyle de sık sık eleştirilere uğruyor.

Avrupa Birliği’nin sürdürülebilir tekstil stratejisi

İklim krizi: Alpler’deki kar seviyesi alarm veriyor

Yeni bir araştırmaya göre, küresel ısınma Avustralya Alplerindeki kar örtüsünün yüzyılın sonuna kadar yüzde 78 azalmasına neden olacak. Bu oran araştırmacılara göre, diğer altı büyük kayak bölgesindeki düşüşlerden çok daha hızlı seyretmiş durumda.

Almanya‘nın Bayreuth Üniversitesi‘nden araştırmacılar tarafından bugün yayınlanan çalışmada, iklim krizinin hızlanan sonuçları konusunda uyarıda bulunuluyor.

Öte yandan yüksek emisyonlu bir iklim senaryosunun gerçekleşmesi durumunda, dünya genelindeki kayak alanlarının yüzde 13’ünün tüm doğal kar örtüsünü kaybedebileceğini öngörülüyor.

Tüm iklim senaryolarında kar örtüsünde düşüş öngörülüyor

Guardian‘dan Rafqa Touma‘nın aktardığına göre; çalışmada, “Bu yüzyıl içinde, devam eden iklim değişikliği küresel olarak tüm emisyon senaryoları altında mevcut kayak alanlarında yıllık kar örtüsü günlerinde önemli bir azalmaya yol açacaktır” deniliyor.

“Gelecekte tamamen kardan yoksun kayak alanlarında önemli bir artış öngörüyoruz.”

Çalışmada, Avrupa Alpleri, And Dağları, Appalachian Dağları, Avustralya Alpleri, Japon Alpleri, Güney Alpleri ve Rocky Dağları dahil olmak üzere yedi büyük dağlık kayak bölgesine odaklanılıyor. Her biri için üç iklim değişikliği senaryosunun sonuçları değerlendiriliyor: “Düşük”, “yüksek” ve “çok yüksek” emisyon senaryoları.

Her üç senaryoda da, yokuş aşağı kayak yapılan yedi büyük dağ bölgesinde yıllık karla örtülü gün sayısı “dünya genelinde önemli ölçüde azalacak”.

En çok güney yarımküre etkilenecek

Çalışmada, “Yüksek emisyon senaryosu altında, güney yarımküredeki kayak alanları … iklim değişikliğinden en ciddi şekilde etkilenecek” deniyor.

Avustralya’nın yüzde 78’lik düşüş oranı ise yüzde 42 ile Avrupa Alpleri, yüzde 50 ile Japon Alpleri ve yüzde 51 ile Yeni Zelanda‘nın Güney Alpleri de dahil olmak üzere değerlendirilen başlıca kayak bölgeleri arasında açık ara en yüksek oran.

Nüfusun yoğun olduğu bölgelerde yer alan kayak alanlarının küresel ısınmadan daha fazla etkileneceğinin öngörüldüğü çalışmada, kar örtüsündeki azalmanın bir sonucu olarak dünya genelindeki kayak merkezlerinin ekonomik karlılığının düşebileceği belirtiliyor.

Çalışmada, kar kıtlığını hafifletmek için şu anda yaygın olarak kullanılmasına rağmen, yapay kar yapma gibi teknik ve yönetim stratejilerinin “şiddetli bir iklim değişikliği senaryosu altında muhtemelen yeterli bir telafi önlemi olmayacağı” öngörülüyor.

‘Sosyoekonomik ve ekolojik açıdan endişe verici’

Ayrıca araştırmada, “Kar tatil köylerinin iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmek için daha yüksek rakımlardaki daha az nüfuslu dağlık alanlara taşınması veya genişlemesi gerekebilir” deniliyor ve ayrıca şu ifadelere yer veriliyor:

“Bu bulgular sosyoekonomik ve ekolojik açıdan endişe verici.”

Çünkü yamaç şekillendirme, çevre düzenlemesi ve kuzeye bakan ve daha yüksek yamaçlarda yeni kayak alanlarını geliştirme gibi stratejiler “doğaya ve eşsiz dağlık biyoçeşitliliğe yönelik tehditler” olarak kabul ediliyor.

Kayak ve onun turistik değeri yerel ekonomiler için büyük önem taşırken, dağlık alanlardaki biyoçeşitliliğin küresel ısınmadan zaten büyük ölçüde etkilendiği belirtiliyor.

Son olarak kayak alanlarının genişlemesinin ve kayakçıların daha yüksek rakımlara doğru yoğunlaşmasının da ek baskı doğurabileceği ifade ediliyor.

Britanya Vahşi Yaşam Fotoğraf Ödülleri sahiplerini buldu

Britanya Vahşi Yaşam Fotoğraf Ödülleri bu yıl, yine doğadaki canlıların dünyasına dair güzellikleri ve önemli mesajları paylaşan fotoğraflara verildi.

Yarışmanın kazanan fotoğrafı, bir futbol topuna yapışarak okyanusta çok uzun bir yolculuk yapan midye kolonisini gösteren “Ocean Drifter” oldu.

Amatör ve profesyonel fotoğrafçıların 14 bin fotoğraf gönderdiği yarışmayı kazanan fotoğrafçı Ryan Stalker, aynı zamanda Sahil ve Deniz Yaşamı kategorisinin de kazananı oldu.

BBC‘nin aktardığına göre Stalker fotoğrafı hakkında “Suyun yüzeyinde sadece bir top gözüküyor fakat suyun altında bir canlı kolonisi vardı. Dorset’te kıyıya vuran bu futbol topu Atlantik Okyanusu’nu boydan boya geçmiş. Denizdeki çöp sayısının artması, işgalci türlerin kıyımıza gelme riskini de artırıyor” ifadelerini kullandı.

“Fotoğrafta görünen midyeler, İngiltere’de bulunmayan bir tür olmasına rağmen güçlü Atlantik fırtınaları sırasında kıyıya vurmuş. Aslında bir atık olan bu topun denizde olmaması gerektiği gerçeğiyle birlikte, midyelerin bu topun üzerinde geçirdiği yolculuk düşündürücü. Ancak bu atık, aynı zamanda İngiltere sularında hayatta kalabilecek ve istilacı türler haline gelebilecek yaratıkları da taşıyabilir. Denizde daha fazla insan atığının bulunması, kıyılarımıza daha fazla yaratığın ulaşma riskini artırabilir.”

Vahşi Yaşam Fotoğraf Ödülleri

Yılın Genç Vahşi Yaşam Fotoğrafçısı Ödülü’nü ise Max Wood kazandı.

Kraliyet Kuşları Koruma Topluluğu tarafından desteklenen bu ödül, gençlerin doğaya daha fazla ilgi göstermesini hedefliyor.

Diğer kategorilerde ödülleri kazanan fotoğraflar şöyle:

Vahşi Yaşam Fotoğraf Ödülleri

Bu bayağı sığırcık fotoğrafıyla Hayvan Portreleri kategorisinin kazananı olan Mark Williams fotoğrafın hikayesini anlatırken, çektiği karelere hareket katmayı sevdiğini söyledi ve “Burada zamanlama çok önemliydi. Flaş ile ortam ışığı arasındaki dengeyi hassas bir şekilde ayarlamam gerekiyordu ki hem kuşun detaylarını hem de hareketini kaydedebileyim” dedi.

Vahşi Yaşam Fotoğraf Ödülleri

Jason Combe, cıvık mantar fotoğrafıyla Botanik Britanya kategorisinde ödül kazandı. Combe, “Cıvık mantarların dünyası büyüleyici. Onlar ne mantar ne de bitki. O kadar küçükler ki özellikle onları aramıyorsanız görmeniz mümkün değil. Her birinin baş kısmı yaklaşık 1 mm. büyüklüğünde. Bu fotoğraf için 160 kare çektim ve hepsinde farklı bölgelerine odaklandım. Daha sonra bunları bir araya getirerek çok detaylı bu fotoğrafı oluşturdum” dedi.

Vahşi Yaşam Fotoğraf Ödülleri

Doğal Ortam kategorisinde ödül kazanan Daniel Valverde Fernandez, Nottinghamshire’da çektiği fotoğrafın adını İpte Yürüyen Cambaz koymuş. Fotoğrafı hakkında konuşan Fernandez, “Yerden epey yüksekteki bir dalda yürüyen bir kızıl tilkiyi görüntülediğim bu fotoğraf, onların birer ip cambazı kadar dengeli olduğunu gösteriyor. Tilki dallarla mükemmel bir şekilde çerçevelenmişken siluetini de güneş ışınları parlatıyor” dedi.

Vahşi Yaşam Fotoğraf Ödülleri

Ross Hoddinott, Devon’da bir çiftlikte çektiği bu mavi kelebek fotoğrafıyla Gizli Britanya kategorisinde ödül kazandı: “Galiba mavi kelebek fotoğrafı çekmeye biraz bağımlıyım. Onlara aşığım. O kadar güzel böcekler ki, içine girdikleri kırın veya bahçenin çehresini değiştiriyorlar. Mavi kelebekler sosyal böcekler, genellikle birbirlerine yakın yerlere, hatta bazen aynı çime tünüyorlar. Geçen yaz bir gün 12 civarında kelebeği dip dibe tünemişlerken görmüştüm.”

Vahşi Yaşam Fotoğraf ÖDülleri

Graham Viven bu kayın ağacı fotoğrafıyla Vahşi Ağaçlar kategorisinin birincisi oldu: “Yaprakları dökülürken kayın ağaçları ‘üst tabaka utangaçlığı’ dediğimiz özelliklerini gösteriyor. Pek çok ağaç türünde gözüken bu özellik, ağaçların üstlerindeki dalların birbirlerine temas etmemesine deniyor. Böylece ağaçların arasında kanal gibi boşluklar oluşuyor ve alttan fotoğraf çekildiğinde narin bir ağ gibi gözüküyor. Bu, ormanda yere yatıp bu büyüleyici manzarayı izlemek için güzel bir bahane.”

Robin Rodd, Arran Adası’nda uçan bir kuzgunu çektiği bu kareyle Siyah Beyaz kategorisini kazandı: “Bunu adadaki en yüksek dağdan çektim. Aydınlık bir yaz gününde, öğleden sonra gemiyle vardığım adada, birkaç saatlik yürüyüşün ardından dağın tepesine ulaşmıştık. Tepeye vardığımızda iki kuzgun dışında hiçbir canlı yoktu. Bir süre oturup bu kuşların tepenin üzerinde süzülüşünü izledik. Çetin fakat güzel bir dünyada yaşıyorlar. Bu siyah beyaz fotoğrafta odaklanmayı sağlamak için çektiğim iki ayrı kareyi birleştirdim.”

Hayvan Davranışları kategorisinde ödül kazanan Ian Mason, bu fotoğrafın adını Çiftleşme Pozisyonunda Üç Kurbağa koymuş: “Her yıl Mart ayında bahçemizdeki gölet bir anda nereden türediklerini anlayamadığımız yüzlerce kurbağayla dolar. Yıllardır onların fotoğraflarını çeksem de hâlâ tuhaflıkları beni eğlendiriyor. Bu fotoğrafta bir dişiyle çiftleşme rekabeti var. Çoğu zaman hareket halinde olan bu kurbağalar bazen kısa süreliğine durarak fotoğraf çekmeme olanak sağlıyor. Bu karede lensi su seviyesinde tutmuştum. Arka planı ise uzaktaki bir karaçam ağacı oluşturuyor.”

Kentte Vahşi Yaşam kategorisinde ödül kazanan Simon Withyman, bu fotoğrafı bir elektrik trafosunda çekmiş: “Atalarına ait bölgeden kovulduktan sonra bu dişi tilki bir elektrik trafosunda yaşamaya başladı. Etrafındaki çitler, kentin hengamesinden kaçıp dinlenebileceği sakin bir alan sunuyor. Bu duvarda yürümeyi çok seviyor. Ben de onu çitlerin arasından çekebildim.”

12-14 Yaş kategorisinde ödül kazanan ise karaca fotoğrafıyla Felix Walker-Nix oldu: “Ormanda yürürken otlanan bu karacayı gördüm. Onu rahatsız etmemek için yavaşça yaklaştım. Şansıma, dönüp bana baktığında arkasında küçük bir yavrusu olduğunu gördüm. Sessizce kameramı doğrultup birkaç fotoğraf çektim ve daha fazla rahatsızlık vermemek için yavaşça uzaklaştım. Onlara bu kadar yakın olabilmek büyüleyici bir deneyimdi.”

Vahşi Yaşam Fotoğraf Ödülleri

11 Yaş ve Altı kategorisinde bu yıl ödülü, Galler’de çektiği sülün fotoğrafıyla Jamie Smart kazandı: “Sisli ve sıcaklığın eksi beş derece olduğu bir bahar sabahı bozkırda yaban tavşanı görmek için çok erken kalktık. Yolumuzun üzerinde bir çiftlik çitine tünemiş bir sülün gördüm. Babamdan arabayı durdurmasını istedim ve yavaşça geri gittik. Önüne geldiğimizde yavaşça penceremi açtım ve güneşin ilk ışınları bakır rengi göğüs tüylerini aydınlatırken bütün ihtişamıyla fotoğrafını çektim. O sabah yaban tavşanı göremedik fakat Bay Sülün’ün güzelliği erken uyanmamıza değdi.”

İklim krizinden gıda krizine giden yol kısalıyor

Cemreler düştü. Bahar geliyor. Hava, su ve toprak ısınıyor. Doğa uyanıyor. Ancak bu sefer, doğanın uyanışını kutlarken, artan sıcaklıklar ve değişen iklim koşulları, gıda üretimindeki risklere yönelik kaygılarımızı körüklüyor.  

Copernicus İklim Değişikliği Servisi‘nin verilerine göre, 2023 Haziran ayından bu yana yaşadığımız her ay, şimdiye kadar kaydedilen en sıcak ay oldu.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün verilerine göre de Türkiye’nin birçok yerinde mevsim normalleri aşıldı. 2024 Ocak ayı ortalama sıcaklıkları ülkemizde normallerin 2.8°C üzerinde gerçekleşti ve son 53 yılın en sıcak ocak ayı oldu.

Artan sıcaklıklar tarımsal üretim için ne anlama geliyor?

İklim krizi ve artan kış sıcaklıklarının sebep olduğu sorunların başında  kuraklık geliyor.

MGM: Şubat 2024 çok kurak geçti, ‘şiddetli kurak’ alanlar büyüyor

Su fakiri olma yolunda bir ülke olmamız da gıda üretimindeki riskleri daha da artırıyor. Sıcaklıkların artması ile nemi azalan toprağın suya doyması için daha fazla sulama yapmak gerekiyor. Yüksek ısı, toprağın azot miktarı ve pH değeri ile mikro bakteriyel bileşimini değiştiriyor ve topraktaki besin maddelerini ve bitki sağlığını olumsuz yönde etkileyerek üretimde kayıplara sebep oluyor. 

Organik tarım üreticisi Gürsel Tonbul yüksek sıcaklıkların toprakta zararlı mikroorganizmaların üremesine neden olduğunu, fotosentez yavaşladığı için bitki büyümesi ve döllenme yeteneğinin azaldığını, aynı zamanda bahçe ve ormanlarda yangınlara, toplu ağaç kurumalarına ve bitki salgın hastalıklarına yol açtığını söylüyor.

Düzensiz ve aşırı yağışlar üretimi olumsuz etkiliyor

Kuraklık, artan sıcaklıkların ilk sonucu olarak akla gelse de, aşırı ve düzensiz yağışlar da iklim krizinin en önemli sorunlarından biri. Aşırı yağışlar sonucu topraktaki su doygunluğunun artması, oksijen miktarının azalmasına ve nem artışına bağlı zararlı artışı ile bitki hastalıklarının çeşitlenmesine, çoğalmasına sebep oluyor. Düzensiz yağışlar ise bitkilerin ekim-dikim takviminde aksamalara yol açabiliyor.

Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği’nin Köy-Koop İzmir ile birlikte yürüttüğü İklim Dostu Çiftlikler projesinin paydaşları ile yapılan toplantıya katılan üreticiler iklim krizine dair en ciddi sorunun düzensiz yağışlar ve sıcaklık dalgalanmaları olduğunu ifade etti. Mevsimsel dalgalanmalar sebebiyle ciddi ürün kayıpları yaşadıklarını belirten üreticiler kış aylarının sıcak geçmesi sebebiyle çok fazla böceklenme olduğunu, güvelerin tarladaki bütün domatesleri üç günde yok edebildiğini söylüyor.

İklim değişikliğinin bitkiler üzerindeki etkilerine dair yapılan araştırmalar sıcaklık artışları ve yağış rejimindeki değişikliklerin, tarımsal üretimde büyük değişimlere neden olacağı ve özellikle buğday gibi temel gıda ürünlerinin üretiminde kayda değer düşüşlere yol açabileceğini gösteriyor. Yükselen sıcaklıkların, bitkilerin coğrafi dağılımını etkileyeceği ve bazı bitki türlerinin  göç etmesine neden olabileceği görülüyor. Yapılan bir başka araştırmada, kış aylarının sıcak geçmesinin, bitkilerin biyolojik saatlerini ve fenolojik döngülerini değiştirebileceği belirtiliyor.

Bu durum, tarımsal üretim desenlerinin ve yöntemlerinin yeniden gözden geçirilmesini ve iklim krizine uyum stratejilerinin geliştirilmesini gerektiriyor.

Kar yağışları kuraklık ve don riskini azaltıyor

Artan sıcaklıkların dışında kışın kar yağışında azalma da söz konusu. Oysa kar yağışlarının tarımsal açıdan çok önemli işlevleri var.

Kar örtüsü, toprağa ısı yalıtımı sağlayarak bitkilerin kış aylarında soğuk hava koşullarından etkilenmesini engelliyor.

Taban suyunun doğal dengesinin korunmasında kar yağışı etkili bir rol oynuyor. Karın yavaş yavaş erimesi toprakta suyun daha uzun süre tutulmasını sağlıyor ve bu da bitkilerin kök gelişimi için elverişli bir ortam yaratıyor. Kuraklık riski ve bitkilerin sulama ihtiyacı azalıyor.

Organik tarım üreticisi Şaban Burhan, kar yağışının normal olduğu yıllarda altı saat sulama ile toprağın su doygunluğuna eriştiğini, kar yağmayan yıllarda ise 20 saat sulamanın dahi yetmediğini ve verim kaybı yaşadıklarını ifade ediyor.  Kar yağışlarının aynı zamanda zararlı mikroorganizmaları azalttığını, bitkilerin ve ağaçların erken uyanmasını önleyerek don riskini azalttığını belirten Burhan, ağaçların erken çiçek açtığı yıllarda ciddi ürün kaybı yaşadıklarını; bunun sonucunda gerçekleşen fiyat artışları ile tüketicilerin de iklim krizinden etkilendiğini anlatıyor.

İklim krizine dayanıklılığın yolu doğa ile uyumlu tarımsal üretim

İklim değişikliğine uyum sağlayabilmek için doğa ile uyumlu tarım yöntemleri kritik bir rol oynuyor. Kuraklığa, hastalıklara, değişen iklim koşullarına daha dirençli tarımsal üretim için agroekolojik, onarıcı yöntemlere geçiş yapılması gerekiyor.

Organik tarım üreticisi Şaban Burhan, kuraklıklardan konvansiyonel tarım yapanlara göre daha az etkilendiklerini ifade ediyor. Konvansiyonel tarımın yıllık verim odaklı olması sebebiyle o yıl yaşanan kuraklıkta ya da mevsimsel dalgalanmada verim kaybının çok olduğunu, organik tarımın uzun vadeli verimlilik odaklı olmasından ötürü kuraklığa bağlı senelik verim kaybının daha az olduğunu belirtiyor. Ayrıca sentetik gübrelerin sulama ihtiyacını artırdığını, doğal gübrelemenin toprağın nemini koruduğunu ekliyor.

 

MGM: Şubat 2024 çok kurak geçti, ‘şiddetli kurak’ alanlar büyüyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün (MGM) normalin yüzdesi metoduna göre oluşturduğu, 2024 Şubat ayı meteorolojik kuraklık durumu haritası, Türkiye‘deki kuraklığın boyutunu gözler önüne serdi.

Küresel ısınmaya bağlı olarak geçen kış özellikle batı bölgelerinde hiç kar yağmadı,  sonbahar mevsimi yağışsız geçti. Buna eşlik eden normalin üzerindeki sıcaklıkların ve mevsim kaymalarının yaşandığı dönem için yapılan haritanın büyük bölümü “şiddetli kurak” alanlardan oluşuyor.

Kuraklık aslında normal ve tekrarlayan bir iklim olayı. Bir veya birden çok mevsime yayılan azalan yağışlar nedeniyle oluşuyor. Ancak küresel iklim değişikliğinin sonucu dünyanın birçok bölgesinde artan sıcaklıklar ve azalan yağışlar, kuraklık olaylarının sıklığını ve ciddiyetini artırıyor.

Su miktarının azalması kuraklığın kısa vadeli etkisi olarak hissedilirken aynı zamanda artan su talebinin karşılanamaması veya ekolojik sistemlerin bozulmasına neden oluyor. Çevresel etkilerinin yanı sıra ekonomik etkileri de kuraklığın şiddetine bağlı olarak çok ağır şekilde hissedilebiliyor.

‘Şiddetli kurak’ alanlarının genişliği artıyor

Oluşturulan haritaya bakıldığında izlemeye başlanması gereken “hafif kurak” alanların en düşük seviyede kaldığı, “orta şiddette hafif kurak” alanların bunu izlediği, “orta şiddette kurak alanların” üçüncü sırada olduğu ve “şiddetli kurak” alanların boyutunun arttığı görülüyor.

Şiddetli kurak alanlar da “acil durum” olarak nitelendiriliyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, kuraklığı “Yağışların, kaydedilen normal seviyelerinin önemli ölçüde altına düşmesi sonucu, arazi ve su kaynaklarının olumsuz etkilenmesine ve hidrolojik dengenin bozulmasına sebep olan doğal olay.” olarak tanımlıyor.

Üç ayda kuraklık hızla arttı

Kuraklığı izlendiği haritalar incelendiğinde 12, 9 ve 6 aylık haritalarda kuraklığın yavaş yavaş arttığı ancak şubat ayında olduğu kadar önemli bir kuraklığın yaşanmadığı göze çarpıyor. Ancak son üç ayda kuraklığın hızla arttığı görülüyor.

Köpek Şila’yı yakarak öldüren Ömer Faruk Baki’ye 4 yıl hapis

Ömer Faruk Baki isimli şahıs, Şila adlı Pitbull cinsi köpeği evine sadece 10 metre uzaklıkta bulunan, demir kafesle çevrili ahşap kulübesine yanıcı madde dökerek kasıtlı bir şekilde yakarak öldürdüğü için toplam 4 yıl hapis cezası aldı.

İzmir‘in Seferihisar ilçesinde 11 Ekim 2022 tarihinde gerçekleşen olayda Şila’nın kafes kapısının kapalı olması nedeniyle dışarı çıkamadığı ve bu nedenle yanarak can verdiği belirlendi. Polis tarafından yapılan detaylı incelemeler sonucunda eylemin failinin Ömer Faruk Baki olduğu tespit edildi. İlk mahkemede Baki’ye verilen 1 yıl 8 aylık hapis cezası, İzmir Bölge Adliye Mahkemesi tarafından ‘eksik ceza tayini’ gerekçesiyle iptal edilerek dava yeniden görülmeye başlandı.

Yeniden görülen dava sürecinde, 14 Mart’ta Seferihisar 2. Asliye Ceza Mahkemesi Ömer Faruk Baki’ye tutuklama kararı verdi. Davanın avukatı Melike Özdemir Ballı‘nın açıklamasına göre, Baki toplamda 4 yıl hapis cezasına çarptırıldı; hayvanı öldürmekten 2 yıl, mala zarar vermekten altı ay ve tekrar mala zarar vermek suçundan 1 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Hakim, bu süreçte herhangi bir indirim uygulamadı.

Cezanın bir kat artırılması istendi, indirim uygulanmadı

Ömer Faruk Baki’nin, Pitbull cinsi Şila’yı ve onun kulübesini kasıtlı olarak yakmak suretiyle hem hayvana hem de mala zarar verdiği suçlamasıyla yargılandığı iddianamede, 4 aydan 3 yıla kadar hapis cezası talep edildi. Baki’nin yakıcı veya patlayıcı madde kullanarak suçu işlemesi sebebiyle cezanın bir kat artırılması istendi ve sonuç olarak 6 yıla kadar hapisle yargılanması talep edildi. Seferihisar 2. Asliye Ceza Mahkemesi, iddianameyi kabul etti.

Ömer Faruk Baki, yatarı olmayacak şekilde 1 yıl 8 ay hapis cezası almış ve serbest kalmıştı. Karara itirazlar sonrası eksik ceza tayini gerekçesiyle hüküm bozulmuş, katilin yeniden yargılanmasına karar verilmişti.

Yaşam için Yasa‘nın sosyal medya hesabından aktardığı duruşma detaylarına göre İzmir Barosu Hayvan Hakları Merkezi’nden avukat Melike Özdemir Ballı duruşma öncesinde şunları söyledi:

“Bölge idare mahkemesinden karar bozulduğu için tekrar yargılama yapılıyor. İtirazlar sonucunda daha üst bir ceza verilmesini istemiştik. Canlı canlı yakılarak öldürülen Şila için de, 6 dakika boyunca defalarca tekmelenip öldürülen Eros için de, adını bilmediğimiz her bir hayvan için de bütün dosyaların takipçisi olmaya devam edeceğiz. Mevcut kanunla bile en üst sınır olan 4 yıl iken bu ceza bile verilmiyor faillere. Adeta sırtları sıvazlanıyor. Kamu güvenliği ve diğer canların güvenliği için de bu faillerin ıslahı şarttır.”

eros
Eros’un katiline 2,5 yıl hapis, tutuklama yok: Yine iyi hal indirimi uygulandı

İklim değişikliği ABD’de 2024 seçimlerinde belirleyici bir faktör olabilir mi?

2023 ve 2024 Gallup anketlerinde yanıt verenlerin yüzde 5’inden azı iklim değişikliğinin ülkenin karşı karşıya olduğu en önemli sorun olduğunu söylemişti.

Buna rağmen The Conversation‘un yürüttüğü araştırmalar, iklim değişikliği konusundaki endişelerin son iki başkanlık seçiminde seçmenlerin tercihleri ​​üzerinde önemli bir etkiye sahip olduğunu gösteriyor. İklim değişikliğiyle ilgili görüşler, 2020 seçim sonuçlarını Başkan Joe Biden‘ın lehine değiştirecek kadar büyük bir etkiye bile sahip olabilir. Bağımsız analizler  de aynı sonucu veriyor.

İklim değişikliğinin seçimler üzerindeki etkisini ölçmek

Tarafsız bir kuruluş olan Voter Study Group’un 2016 ve 2020 ankette, seçmenlerden iklim değişikliğinin önemini dört seçenekle değerlendirmeleri istendi: “Önemsiz”, “çok önemli değil”, “biraz önemli” veya “çok önemli.”

2020’de seçmenlerin yüzde 67’si iklim değişikliğini “biraz önemli” veya “çok önemli” olarak değerlendirirken, bu oran 2016’daki yüzde 62’den yüksekti. İklim değişikliğini önemli olarak değerlendiren bu seçmenlerin yüzde 77’si, 2020’de Biden’ı destekledi; bu oran Hillary Clinton’un destekçileri arasında yüzde 69’du. Rakamlar, iklim değişikliği konusunun Demokratlara artan bir seçim avantajı sağladığını gösteriyor.

Bu modeller Kasım 2023’te yapılan anketin sonuçlarını yansıtıyor . Bu anket, Cumhuriyetçilerin konuya yaklaşımına kıyasla daha fazla seçmenin Demokratların iklim değişikliği yaklaşımına güvendiğini ortaya çıkardı.

İklim planları Joe Biden’ı başkanlık koltuğuna taşıdı: Peki ya sonra?
‘İklim Politikalarında Biden Etkisi: İnkar Çağının Sonu Mu?’ isimli politika notu yayımlandı
Joe Biden, gelişmekteki ülkelere yapacağı iklim yardımını iki katına çıkarma sözü verdi
Biden ‘sıcak dalgası planı’ açıkladı iklim aktivistleri iklim acil durumu ilanı talep ediyor
Biden’ın iklim paketinde uzlaşan Demokratlara göre ‘insanlık tarihinin en büyük eylemi’
Biden’ın ‘dev hidrojen yatırımı’ iklime gerçekten yardımcı olabilir mi?

İklim değişikliği oy verme davranışını nasıl değiştirebilir?

Seçmenlerin çoğu iklim değişikliğini en önemli sorun olarak görmüyorsa, iklim değişikliğinin 2020 başkanlık nasıl yön verebileceğine ilişkin değerlendirmeler ise şöyle:

  • Son başkanlık seçimlerinde adayların aldığı oy birbirine son derece yakın oldu.  Bu, iklim değişikliğinin seçim sonuçlarını değiştirmek için oy verme üzerinde çok büyük bir etkiye sahip olmasının gerekmeyeceği anlamına geliyor.
  • İkincisi, iklim değişikliğinin gerçek olduğunu ya da bir sorun olduğunu inkar eden adaylar, iklim bu seçmenlerin en önemli sorunu olmasa bile bazı ılımlı kararsız seçmenleri geri çevirebilir. İklim değişikliğinin gerçek olduğuna dair bilimsel kanıtlar o kadar güçlü ki, bir aday iklim değişikliğinin temel bilimini inkar ederse, bazı ılımlı seçmenler genel olarak bu adaya güvenmeyebilir.
  • Üçüncüsü, bazı seçmenler iklim değişikliği ile iklim değişikliğinden daha öncelikli olduğunu düşündükleri mutfak masası sorunları arasındaki bağlantıları görmeye başlıyor olabilir. Örneğin, iklim değişikliğinin ABD’de ve dünya genelinde sağlığı, ulusal güvenliği, ekonomiyi ve göç kalıplarını etkilediğine dair güçlü kanıtlar bulunuyor.

Adayların durduğu yer

Biden ve eski Başkan Donald Trump‘ın iklim değişikliği ve çevreye yaklaşım konusunda çok farklı görüşleri bulunuyor. Trump daha önce iklim değişikliğini “aldatmaca” olarak nitelendirmiş;  2017’de de ABD’yi , ülkelere yasal olarak sera gazı emisyonlarını azaltma yükümlülüğü getiren uluslararası bir anlaşma olan Paris Anlaşması‘ndan çekmişti.

ABD Paris İklim Anlaşması’ndan resmen çekildi
ABD yeniden oyunda: Paris Anlaşması’na resmen geri döndü

Biden ise 2021’de bu kararı tersine çevirdi ve anlaşmaya geri dönüldü.

Trump, görevdeyken ülkenin havasını, suyunu, toprağını ve yaban hayatını korumayı amaçlayan 125 çevre kural ve politikasını da işletmelere zarar verdiği gerekçesiyle geri çekmişti. Biden bu düzenlemelerin de çoğunu geri getirdi; ayrıca işletmelerin sera gazı emisyonlarını kamuya açıklama zorunluluğu da dahil olmak üzere birçok yeni kural ve düzenleme ekledi.

Joe Biden ayrıca iklim değişikliğiyle mücadele için her biri yıllık on milyarlarca dolar harcama yapılacak üç büyük yasayı da imzaladı .

Ancak Biden döneminde ABD, dünyanın en büyük petrol ve gaz üreticisi ve  en büyük doğalgaz ihracatçısı haline de geldi.

Mevcut kampanyada Trump, yenilenebilir enerji ve elektrikli araçlara yönelik sübvansiyonları kaldırma , yerli fosil yakıt üretimini artırma ve çevre düzenlemelerini geri alma sözü verdi. Uygulamada bu çabalardan bazıları Demokratların yanı sıra kongredeki Cumhuriyetçilerin  muhalefetiyle de karşılaşabilir.

İşte Trump’ın 75 iklim ve çevre suçu!
Trump küle dönen Kaliforniya’da: İklim değişikliği yok, bilim bilmiyor
İklim krizi bahsinde Trump bir yanda, ABD diğer yanda
ABD ‘İklim Zirvesi’ne hazırlanıyor, Trump fosil yakıt şirketlerine kolaylık sağlama peşinde

koyduğu iklim politikaları konusunda kamuoyunun görüşü farklılık gösterse de  iklim değişikliği konusunda bir şeyler yapmak hiçbir şey yapmamaktan çok daha popüler olmaya devam ediyor. Örneğin, Kasım 2023’te Yale’de yapılan bir anket, seçmenlerin yüzde 57’sinin eyleme karşı çıkan bir aday yerine küresel ısınmaya karşı eylem yapılmasını destekleyen bir adayı tercih edeceğini ortaya çıkardı.

İklim, 2024 için ne anlama geliyor?

Conversation’un çalışması 2016 ve 2020 başkanlık seçimleri arasında iklim değişikliğinin seçmenler için giderek daha önemli hale geldiğini ve seçmenlerin iklim değişikliğine verdikleri önemin Demokratlara oy verme konusunda giderek daha belirleyici hale geldiğini ortaya çıkardı. Bu eğilimler devam ederse iklim değişikliği Demokratlara 2024’te çok daha büyük bir seçim avantajı sağlayabilir.

Bu, 2024 seçimlerini mutlaka Demokratların kazanacağı anlamına gelmiyor. Örneğin, iklim değişikliğin 2016’da Demokratlara avantaj sağlamış ancak Trump’ın yine de başka sorunlar nedeniyle bu seçimi kazanmıştı. Göç şu anda birçok seçmen için en önemli sorun ve son ulusal anketler Trump’ın şu anda 2024 başkanlık yarışında Biden’a karşı önde olduğunu gösteriyor.

Bununla birlikte, seçim bugün yapılsaydı, araştırmaların tamamı, seçmenlerin çoğunun iklim bilincine sahip bir adayı tercih edeceğini ve iklim bilincine sahip seçmenlerin çoğunun da bir Demokrat’ı tercih edeceğini gösteriyor.