Ana Sayfa Blog Sayfa 425

‘I’ of LGBTI+: Even we are not informed of our own bodies

0

Hate speech by Turkiye‘s government towards LGBTI+ has been increasing each passing day. The hate speeches, used almost like an election propaganda prior to the Presidential and Parliament Elections held in May, turn into acts in the form of a hate marche or a demonstation of violence from time to time. The whole country is practically hunting rainbows. However, LGBTI+s still resist at every corner to defend their rights against oppression and prohibitions. It is possible to see this resistance in various forms:  At times it is solidarity, at times a march, a breath…  And of course, the “I” in LGBTI+ is part of that solidarity:

Intersex refers to those born with hormonal or physical sexual characteristics that do not fit the medical norms used to describe male or female bodies.

It is biological. There are nearly 40 different biological states under the intersex umbrella. All of them have different characteristics. Their common characteristic is the societal problems they go through.

This description is from the Intersex Family Guide, published last week by Turkiye-based group Inter Solidarity, who resist for the rights and freedoms of intersex people.

Belgin Günay from Inter Solidarity, told Yeşil Gazete/Green Gazette of being an intersex in Turkiye, the exemplary bedside book titled Intersex Family Guide, the lives that intersexes are made to go through, the things attributed to bodies, bans imposed, decisions taken/implemented without even letting the owner of the body know.

Underlining that solidarity saves lives, Günay says the following:

“Intersexes had a totally different status due to invisibility even before the atmosphere of oppression reached these levels. They experienced the oppression in a different way. For intersexes, the oppression begins during the childhood, at home, within the family. LGBTs are slightly more visible. Because the LGBT movement has a practice of struggle, a history. Of course LGBTs have immense problems and are exposed to oppression but they are not as invisible as intersexes. While coming of age, an LGBT child can come across people like themselves on the Internet or around them and can discover themselves far earlier. Therefore, they are luckier when it comes to finding a circle to support them, people like themselves even if they go through serious issues.

There’s great manipulation towards intersexes; as our body, our gender identity are determined completely by what others say, as we are constantly directed into discretion… Even we are not informed of our own bodies. As a result, this struggle interferes with our chance to discover ourselves, do something or come together at very early ages, right from the start. Rather than coming out and suffering from the pain of exclusion, we suffer not coming out at all, being all alone, completely faking and pretending to be someone else. I believe invisibility is the greatest obstacle that should be overcome.”

Atalay’ın tahliye talebi Yargıtay tarafından reddedildi: Gezi’den suç çıkaramazsınız

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Gezi Parkı eylemleriyle ilgili dava nedeniyle tutuklu olan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın avukatlarının tahliye talebini oybirliği ile reddetti.

Kararda, yasama dokunulmazlığına iki istisna getirildiği, bunların “ağır cezayı gerektiren suç hali” ve Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması” başlıklı 14. maddesindeki durumlar olduğu belirtildi.

“Sanığın üzerine atılı cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunun Anayasa’nın 14. maddesi kapsamında yer alması ve soruşturmasına seçimden önce başlamış olması dikkate alındığında Anayasa’nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi uyarınca yasama dokunulmazlığından faydalanamayacağı kanaatine varılmakla yargılamanın genel usul hükümlerine göre devam etmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır” denilen kararda şu ifadeler yer aldı:

“Şartları oluşmadığından sanık Şerafettin Can Atalay müdafiinin yargılamanın durmasına ve sanığın tahliyesine ilişkin talebin reddine, diğer temyiz itirazların davanın esası ile birlikte incelenmesine, kararın Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı‘na ve sanık müdafiine tebliğine, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde kararın tebliği tarihinden itibaren 7 gün içinde Dairemize verilecek bir dilekçe veya Zabıt Katibine düzenletilecek bir tutanak ile Yargıtay 4. Ceza Dairesine itiraz yolu açık olmak üzere 13.07.2023 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”

‘Gezi’den suç çıkaramazsınız’

Can Atalay, kararın ardından açıklamada bulundu:

“Biz söyleyeceğimizi söyledik. 2013’te Taksim’de ne söylediysek duruşma salonlarında da aynısını söyledik. Bugün de tekrarlıyoruz. Gezi’den suç çıkaramazsınız. Artık; bugüne kadar susanlar, yarım ağız konuşanlar, konuşuyormuş gibi yapanlar konuşmalı.”

Atalay ayrıca şunları kaydetti:

“ Bu hukuksuzluğu, hukuk devletine beton dökme girişimini kendi meselesi görenler ve görmesi gerekenler konuşmalı.

‘Biz memleketi sokakta bulmadık, olmadık komplo teorilerine boyun eğmeyeceğiz’ diyenler konuşmalı.

Sadece benim için değil, ağır ceza tehditlerine rağmen Gezi’yi savunmaktan bir adım bile geri durmayanlar için konuşmalı. Zulme uğrayan herkes için herkes konuşmalı. Hepimiz birimiz, birimiz hepimiz için. Baki ilk selam.

Not: TBMM Başkanı ve Başkanlık Divanı’nın sayın üyeleri, durumun vehameti karşısında artık ciddiyetle sorumluluğunuzu yerine getirmeniz gerekiyor. Madem şimdilik ben oraya gelemiyorum, o zaman yemin etmek için heyetinizi buraya davet ediyorum.”

Sıcak dalgası sürerken barajlardaki doluluk oranı düşüyor: Geçen yıla göre yüzde 42 azaldı

İstanbul‘un içme suyunu karşılayan barajlardaki doluluk oranı yüzde 41.89’a geriledi. Bu oran, barajlardaki su miktarının geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 42 oranında azaldığını gösteriyor.

Tek bir günde barajlardaki doluluk miktarı 1,22 milyon metreküp azaldı. Barajların mevcut doluluk oranları şöyle:

  • Ömerli Barajı: yüzde 74.21
  • Darlık: yüzde 58.19
  • Terkos: yüzde 31.53
  • Büyükçekmece: yüzde 23.88
  • Sazlıdere: yüzde 25.73
  • Alibey: yüzde 23.19
  • Elmalı: yüzde 33.26
  • Pabuçdere: yüzde 4.6
  • Istrancalar: yüzde 34.78
  • Kazandere: yüzde 6.6

İklim Bilimci Prof. Dr. Levent Kurnaz da dün yaptığı paylaşımda barajlardaki buharlaşma oranına dikkat çekti. Prof. Dr. Kurnaz, Ömerli Barajı’ndan 24 saatte buharlaşan su miktarının yaklaşık 250 bin ton olduğunu belirtti. 17 bin tonun yalnızca öğlen saatinde buharlaşan su miktarı olduğunu vurgulayan Kurnaz, “Melen‘den gelen su miktarı ise yaklaşık 2,3 milyon ton. Yani paniğe gerek yok” dedi.

İSKİ verilerine göre; Melen regülatöründen alınan su miktarı 2023 yılı itibarıyla 349 milyon metreküp oldu. Yeşilçay’da ise bu miktar 97,9 milyon metreküp.

Öte yandan Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nden ardı ardına sıcaklık uyarıları yapılıyor. 10 derecelere kadar varan sıcaklık artışı açıklamaları söz konusu. Bir yandan da sıcak çarpması gibi hayati tehditler söz konusu.

‣Aşırı sıcaklar iklim kriziyle mi ilgili? 

‘İstanbul ciddi bir sıcak dalgası yaşıyor’

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Kıdemli Uzmanı Dr. Ümit Şahin de baraj doluluk oranlarının her geçen gün azaldığı İstanbul’daki sıcak dalgasına dikkat çekiyor:

“Şu anda İstanbul ciddi bir sıcak dalgası yaşıyor. Sorun bence konu hakkında konuşan ve karar alma, bir şey yapma pozisyonunda olanların, gazeteciler dahil, nispeten sağlıklı orta yaş grubu olması. Sıcaktan ölenler 65 yaş üstü ve/veya kalp, solunum ve böbrek hastalığı olanlar. İstatistikler ortada. Sadece güç değil çoğunluk da aşırı sıcağı sadece ‘bunaltıcı’ olarak algılayanlarda. Rahatlıkla şakasını yapabiliyorlar. Nüfusun ortanca yaşı 33,5 ve 65 yaş üstü sadece yüzde 10 nispetinde. Ayrıca klimaya, deniz kıyısına, yeşil alana ulaşımı olan kesim de belli.”

Halk sağlığı uzmanı Dr. Şahin, ayrıca sıcak dalgasının bazı insanlar için ciddi bir ölüm tehlikesi anlamına geldiğini belirtti:

“Barınma koşulları elverişsiz, kliması olmayan, deniz kıyısına, yeşil alanlara ulaşamayan, bilişsel kapasitesi, bu nedenle önlem alma şansı, hatta susama refleksi azalmış yaşlılar, kronik hastalıkları da varsa, bugünlerde ciddi ölüm tehlikesi altındalar.

Umarım bir gün sıcak dalgasının iklim krizine bağlı olarak sıklığı ve şiddeti artan bir aşırı hava ve iklim olayı olduğu, bir iklim afeti olduğu anlaşılır ve ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak ele alınır, Sağlık Bakanlığı ve yerel yönetimler sorumluluklarını yerine getirir.”

Meteorolojiye göre sıcaklık bugün 2-4 derece daha artacak

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: ülke genelinde sıcaklıkların 2 – 4 derece artması bekleniyor. Ayrıca yağış beklenmiyor, kuzeydoğu kesimlerin parçalı bulutlu, diğer yerlerin az bulutlu ve açık geçeceği tahmin ediliyor.

Sıcaklık Pazar günü iç ve doğu kesimlerde ‘biraz’ azalacak

Öte yandan 13 ile 19 Temmuz arası haftalık hava durumunda mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıkların azalacağına ilişkin bir tahmin söz konusu.

Meteoroloji’ye göre; bu tarihlerde iç kesimlerde mevsim normalleri civarında, güney ve batı kesimlerde mevsim normalleri üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının, Pazar (19 Temmuz) gününden itibaren iç ve doğu kesimlerde biraz azalacağı tahmin ediliyor.

Dünyada ölçülen ortalama sıcaklıklar, sanayi öncesi döneme göre 1,2 santigrat derece artmış durumda. Uzmanlar bu artışın 1,5 derecede tutulmasının küresel ısınmanın etkilerini hafifleteceği görüşünde. Ancak mevcut eğilim, bu eşiğe öngörülenden daha hızlı ulaşılacağını gösteriyor.

Küresel ısınmanın 1,5°C yerine 2°C düzeyine yükselmesi, 420 milyon kişinin daha sıcak dalgalarının etkisinde kalması anlamına gelecek.

Sıcak çarpması uyarıları

Avrupa ve Kuzey Afrika’yı kavuran sıcak dalgasının bazı yerlerde rekor değerlere ulaşabileceği, özellikle İspanyaFransaYunanistanHırvatistan ve Türkiye’de sıcaklıkların 40°C’yi aşabileceği belirtiliyor.

İtalya’da ise Floransa ve Roma’nın da aralarında olduğu 10 şehir için kırmızı alarm verildi. Ülkede sıcaklığın 48,8°C’ye ulaşabileceği tahmini yapılıyor.

‣ Avrupa’da sıcaklıklar, küresel ortalamadan iki kat hızlı yükseliyor
‣ 2022 yazında aşırı sıcaklar Avrupa’da 61 bin can aldı
‣ Sıcak dalgası geliyor: Korunmak için ne yapmalı, sıcak gecelerde nasıl uyunur?

İtalyan medyası, Lodi kentinde bir yaya geçidi için asfaltı boyayan adamın kendinden geçtiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü bildiriliyor.

Siyasetçi Nicola Fratoianni yaşanan durumu, “Dayanılmaz bir sıcak dalgası ile karşı karşıyayız” mesajı ile paylaştı. Fratoianni, Lodi’deki ölüm olayına atıf yaparak, en sıcak saatlerde yaşanabilecek trajedileri engellemek için harekete geçme zamanı geldiğini kaydetti.

BBC‘nin aktardığına göre, ülkedeki turistlerin de sıcak çarpması nedeniyle bayıldığına dair haberler medyada yer alıyor.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da vatandaşları sıcak çarpmasına karşı uyardı:

“Yaşlılar ve çocuklar; diyabet hastalığı, yüksek tansiyon, kalp hastalığı, astım gibi kronik rahatsızlıkları olanlar sıcak çarpması için yüksek risk grubundadır. Bu gruptakilerin gün içinde sıcaklığın yüksek seviyelere ulaştığı saatlerde dışarıya çıkmamalarını öneriyoruz.”

El Niño etkisi

Öte yandan bilim insanları, El Niño iklim fenomeninin bu yılın sonlarında geri dönmesinin küresel sıcaklıkların “tablonun dışına çıkmasına” neden olacağı ve benzeri görülmemiş sıcak dalgaları görüleceği uyarısı yapmıştı.

Bilim insanları, iklim değişikliğinin keşfedilmemiş bölgelere ulaştığını ve antropojenik (insan kaynaklı) küresel ısınmadan kaynaklanan artan ısının El Niño’yla birleştiğinde daha fazla rekor sıcaklıklara yol açacağı görüşünde hemfikir.

‣ El Niño zamanı geliyor: Benzeri görülmemiş sıcak dalgaları görülebilir

‣ Hayvan dostlarımızı aşırı sıcaklardan nasıl koruruz?facebook sharing button
‣ Klimanız yoksa sıcak dalgasında uyuyabilmek için 40 ipucu
‣ İnsan vücudu ne kadar sıcaklığa dayanabilir?

BM ise 4 Temmuz’da El Niño’nun geri döndüğünü doğruladı. Son büyük El Niño etkisi, bugüne kadar kaydedilmiş en sıcak yıl olan 2016’da yaşanmıştı.

3 Temmuz 2023 ise insanlığın yeryüzünde var olduğu tüm zamanlardaki en yüksek küresel ortalama sıcaklıkların kaydedildiği gün olarak tarihe geçti.

AB’nin iklim izleme servisi de 6 Temmuz’da dünyanın geçen ay kaydedilen en sıcak Haziran ayını yaşadığını bildirmişti.

En sıcak Haziran’ın ardından en sıcak Temmuz tahmini: İklim değişikliği kontrolden çıktı 

Leipzig Üniversitesi’nde atmosferik radyasyon alanında araştırma görevlisi olan Dr Karsten Haustein ise iki haftasını geride bıraktığımız Temmuz ayı hakkında bir uyarıda bulunmuştu:

“Muhtemelen Temmuz ayı şimdiye kadarki en sıcak ay olacak ve ‘şimdiye kadarki’ ifadesi yaklaşık 120 bin yıl önce yaşanan Eemian‘dan [buzullar arası dönem] bu yana…, anlamına geliyor.”

‣Aşırı sıcaklar iklim kriziyle mi ilgili? 
Eko-anksiyete ile nasıl başa çıkılır?

[14 Temmuz Köpekbalığı Farkındalık Günü] ‘Ege ve Marmara’da kıkırdaklı balıklar için umut artıyor’

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF-Türkiye) Akdeniz‘deki birçok köpekbalığı ve vatoz türünün tükenme tehlikesi altında bulunduğuna ve bir bölümünün çok kısa bir süre sonra yok olabileceği uyarısında bulundu.

14 Temmuz Köpekbalığı Farkındalık Günü dolayısıyla yapılan basın açıklamasında WWF-Türkiye Deniz ve Yaban Hayatı Müdürü Ayşe Oruç “Denizlerin besin zincirinde ve karbon döngüsünde yeri doldurulamaz rolleri olan köpekbalıkları ve yassı kıkırdaklılar yıllardır aşırı avlanıyor. Oysa bu türleri yaşatmanın sayısız faydası var” dedi.

Oruç, “Onları sonsuza kadar kaybetmek istemiyorsak şimdi harekete geçmeliyiz” diye uyardı: “Köpekbalıkları, vatozlar, rinalar, folyalar, kemaneler ve denizkartalları gibi kıkırdaklı balıkları korumak için artık yeni yöntemlerimiz ve araçlarımız var. Bunları etkin şekilde kullanmanın zamanı geldi.”

Köpekbalıklarının ve vatozların devam eden kaybına neden olan yaygın ve aşırı avlanmayı, riskli bir Jenga oyununa benzeten Oruç, “Bu oyunda ne kadar fazla blok çıkarırsanız denizlerimizi felakete o ölçüde daha fazla yaklaştırırsınız. Halihazırda ciddi sorunlarla boğuşan denizlerimizin daha fazla zarar görmesini önlemek, dönüşü olmayan bir yıkım ve yok oluşun önüne geçmek için bu riskli oyundan vazgeçmek zorundayız” diye konuştu.

WWF-Türkiye, sağlıklı köpekbalığı popülasyonlarının sağlıklı deniz ekosistemleri anlamına geldiğinin altını çizerken köpekbalıklarını kaybetmenin kıyı topluluklarını geçim kaynakları, yiyecek ve turizm fırsatlarından mahrum bıraktığını da vurguladı.

Marmara’da iki alan koruma bölgesi ilan edildi

Ege ve Marmara denizleri ise köpekbalıkları için umutları artıran gelişmelere sahne oluyor.

Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) Köpekbalığı Uzmanları Grubu, Akdeniz’den Karadeniz‘e uzanan geniş bir deniz alanında kıkırdaklı balıklar için önemli bölgeleri belirleme çalışmasını tamamladı.

Önemli Köpekbalığı ve Vatoz Alanları [Important Shark and Ray Areas/ISRA] olarak adlandırılan bu bölgeler, köpekbalıklarının ve yassı kıkırdaklıların yaşam döngülerinde önemli süreçlerin geçtiği ve bu nedenle korunması gereken bölgeler olarak kabul ediliyor.

Türkiye‘den de Ege Denizi’nde Edremit Körfezi ile Marmara Denizi’nde kuzey kıta sahanlığı ve Prens Adaları çevresi IUCN’in listesine eklendi.

Tekirdağ‘dan İstanbul Boğazı yakınlarına kadar yayılan Marmara Kıta Sahanlığı ISRA’sı, yaklaşık 1,142 kilometrekarelik yüzölçümü ile oldukça geniş bir bölgeyi kapsıyor. Azami derinliği 200 metre olarak belirlenen bu ISRA, tehdit altında olan camgözlerin (Mustelus asterias ve M. mustelus) beslenme alanlarının bulunduğu bir bölge olarak dikkat çekiyor.

Prens Adaları ISRA’sı ise, İstanbul‘un yanı başındaki adaların çevresinde yaklaşık 134 kilometrekarelik bir alanda yayılıyor. Derinliği en fazla 100 metreye ulaşan bu bölgenin ISRA olarak kabul edilme gerekçesi ise, Akdeniz’de “kritik tehlikede” olarak değerlendirilen nadir bir tür olan domuz köpekbalığının (Oxynotus centrina) bu bölgede düzenli olarak görülüyor olması. Ayrıca, Prens Adaları’nın bozcamgöze de (Hexanchus griseus) ev sahipliği yapması ISRA ilanını kolaylaştıran bir başka gerekçe.

Marmara Denizi’nde ilan edilen her iki ISRA’da zaman zaman Echinorhinus brucus ve Centrophorus uyato gibi derin deniz köpekbalıkları ve keler balığı (Squatina squatina) gibi “kritik tehlikede” olan türlere de rastlanıyor.

Ege ve Marmara’da köpekbalıkları için umut artıyor

WWF-Türkiye Kıkırdaklı Balıklar Danışmanı Hakan Kabasakal konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları kaydediyor:

“Kriterler göz önüne alınarak bakıldığında, büyük beyaz köpekbalığının (Carcharodon carcharias) üreme bölgesinin bulunduğu Edremit Körfezi’nin ISRA ilan edilmesi bizleri şaşırtmadı. Ancak, Marmara Denizi’nde de iki bölgenin -kuzey kıta sahanlığı ve Prens Adaları çevresi- ISRA ilan edilmeleri, kıkırdaklı balıkların nesilleri için taşıdığımız umutları artırıyor.”

ISRA ilanı ülkeye bir yaptırım getirmese de kıkırdaklı balıkları koruma çalışmalarında alansal farkındalık yaratan ve tutarlı sınırlar çizen bir uygulama olarak dikkate alınabiliyor.

Her üç kıkırdaklı balık türünden birinin tükenme tehlikesi altında olduğu ve bu gerçeğin önemli nedenlerinden birinin habitat tahribatı ve kaybı olduğu günümüzde ISRA inisiyatifi, yaşam umutlarını artıran ve gezegeni korumaya çalışan insanları harekete geçmeye çağıran bir girişim.

Sürdürülebilirlik: Fransa hızlı modayla mücadelede yeni bir döneme giriyor

Avrupa Birliği‘nin üretim ve geri dönüşüm gibi sanayi faaliyetlerinin sera gazı emisyonu ile su ve enerji kullanımı gibi etkilerinin çevre üzerinde yarattığı iklim krizikuraklık ve kirlilik gibi sorunlarla mücadele etmek amacıyla hızlı modada frene basmasının ardından Fransa da tekstil sektöründeki hızlı tüketimi azaltmak için yeni bir teşvik paketini hayata geçiriyor.

Kıyafet tamirini teşvik paketi kapsamında, bir ürünün yenisini almak yerine eskisini tamir ettiren moda sever Fransızlar ödüllendirilecek. Ekim ayında hayata geçirilecek olan teşvik paketinde 6 euro ile 25 euro arasında para iadesi yapılacak.

Ülkenin Ekolojik Dönüşüm ve Bölgesel Uyum Bakanı Bérangère Couillard, her yıl ülkede 700 bin ton giyim eşyasının çöpe atıldığını söyledi. Couillard, terzilere ve ayakkabı tamircilerine sisteme kayıt olma çağrısı yaptı.

Açıklanan pakete göre, örneğin ayakkabısının topuğunu yenileten bir kişi 7 euro geri ödeme alacak. Ceket, etek gibi kıyafetlerde ise yenileme karşılığı 25 euroya kadar para iadesi alınabilecek.

Paketi kamuoyuna duyuran Couillard, hükümetin nispeten daha kısa ömürlü olan tekstil ürünlerinin kullanımı anlamına gelen ‘hızlı moda’ ile mücadeleye kararlı olduğunu kaydetti.

BBC‘nin aktardığına göre, 36 yaşındaki genç bakan, tüketicilere, karakterli ürünler alıp, bunları tamir ettirme yolunu tercih etmeleri çağrısı yaptı.

Moda sektörü tepkili

Sürdürülebilir modayı savunan Refashion isimli bir grup, Fransa’da geçen yıl 3,3 milyar ürünün piyasaya sürüldüğünü açıkladı.

Ancak hükümetin bu adımı sektörden tepki de aldı. Bazı sektör temsilcileri, önemli bir Fransız endüstrisinin bu şekilde ‘damgalandığını’ savundu.

Sağ siyasetçi Eric Pauget de, ülkenin 3 trilyon borcu varken, ‘Fransız halkının parasının sokağa atılmaması’ gerektiğini savundu.

Hükümet bu paket için 154 milyon euro değerinde bir kaynak ayırdı.

Fransa’da lüks tüketim ürünleri üzerine bir endüstri örgütünün başı olan Pascal Morand da benzer şekilde, lüks ürünlere kötü etki yapabileceği uyarısında bulundu.

Le Monde’a konuşan Morand, ipek bir ürünün, sadece dayanıklı olduğu için kullanılan polyester kumaşla eş değer tutulmaması gerektiğini öne sürüyor.

Etiketler su ayak izini gösterecek

Ekim ayında hayata geçirilmesi planlanan bu teşvik paketi tek değil. Fransa’da sürdürülebilir moda düşüncesini yaymak amacıyla, kıyafet etiketlerinde de yeniliğe gidilecek.

2024 başından itibaren firmalar, ürünlerini ne kadar su kullanarak yaptıklarını etiketlerde belirtmek zorunda olacak.

Üreticiler, kimyasal kullanımı, mikroplastik emisyonu riski ve geri dönüşümle ilgli ayrıntılara da etiketlerde yer verecek.

Fransa’nın en büyük endüstrilerinden bir olan moda, 66 milyar dolarlık bir sektör ve binlerce iş sağlıyor.

Fotoğraf: Reuters

Ne olmuştu?

Avrupa Komisyonu, tekstil ürünlerinin tüm yaşam döngüsünü ele almak ve tekstil ürünlerinin üretim ve tüketim biçimlerini değiştirecek eylemler önermek üzere 30 Mart 2022’de AB Sürdürülebilir ve Döngüsel Tekstil Ürünleri Stratejisini sunmuştu. Bu strateji, Avrupa Yeşil Mutabakatı’ndaki tekstil sektörüne yönelik taahhütlerinin uygulanmasını amaçlıyordu.

‣ Avrupa Birliği, iklim ve çevre için moda çılgınlığında frene basıyor

Avrupa Parlamentosu, 1 Haziran’da bu raporu kabul ederek, vatandaşların sürdürülebilir AB ürünlerini ve üretimini teşvik ederek döngüsel bir ekonomi inşa etmeyi önergede sunulan sürdürülebilir ve dayanıklı bir büyüme modeline geçişi destekleme beklentilerine yanıt vermişti.

‣ Avrupa Birliği, tekstil endüstrisini daha sürdürülebilir kılmak için hızlı modaya veda ediyor

AB ülkelerinde tüketim çılgınlığının yavaşlatılması ve “hızlı moda” olarak anılan ve nispeten daha kısa ömürlü olan tekstil ürünlerinin kullanımına son verilmesi için daha sert önlemler içeren raporda, tekstil ürünlerinin daha uzun vadede dayanıklı olmasının yanı sıra yeniden kullanımının, onarımının ve geri dönüşümünün daha kolay olması tavsiye edilmişti.

Giyim ürünleri ve ayakkabıların döngüsel, sürdürülebilir ve sosyal olarak adil bir şekilde üretilmesi gerektiğinin altını çizen rapor, aynı zamanda satılmayan ve iade edilen tekstil ürünlerinin imhasının yasaklanması için çağrıda bulunmuştu.

Üretim ve tedarik zincirlerinde insan, sosyal ve işçi haklarına, çevreye ve hayvan refahına saygılı olunması vurgusu yapan raporun tavsiyeleri, parlementoda 600 lehte, 17 aleyhte ve 16 çekimser oyla kabul edilmişti.

LGBTİ+’nın İ’si: Kendimize dahi, kendi bedenimizle ilgili bilgi verilmiyor

Türkiye‘de siyasi iktidarın son yıllarda LGBTİ+‘lara yönelttiği nefret söylemleri her geçen gün daha da artıyor. Cumhurbaşkanlığı ve Parlamento Seçimleri öncesinde adeta bir seçim propagandası olarak dahi kullanılan nefret söylemleri toplumda kimi zaman bir nefret yürüyüşü kimi zaman bir şiddet gösterisi olarak eylem haline geliyor. Ülkede artık adeta gökkuşağı avına çıkılmış vaziyette. Ancak baskı ve yasaklamalara karşı LGBTİ+‘lar haklarını savunmak için her bir noktada direnişini sürdürüyor. Bu direnişi çok çeşitli hallerde görebilirsiniz: Kimi zaman bir dayanışma, kimi zaman bir yürüyüş, kimi zaman bir nefes… Ve tabi bir dayanışma alanı olarak; LGBTİ+’nın İ’si de onlardan biri:

“İnterseks, erkek veya kadın bedenlerini tarif eden tıbbi normlara uymayan genetik, hormonal veya fiziksel cinsiyet özellikleriyle doğan kişileri ifade eder.
Biyolojik bir durumdur. İnterseks şemsiyesi altında 40’a yakın farklı biyolojik durum vardır. Bunların her biri farklı özelliklere sahiptir. Ortak özellikleri yaşadıkları toplumsal problemlerdir.

Bu tanım intersekslerin hak ve özgürlükleri için direnen, Türkiye’de mücadele gösteren İnter Dayanışma‘nın geçen hafta yayınlanan İnterseks Aile Rehberi‘nden.

İnter Dayanışma‘dan Belgin Günay, Yeşil Gazete‘ye Türkiye’de interseks olmayı, ortaya koydukları başucu kitabı niteliğindeki İnterseks Aile Rehberi’ni, intersekslerin maruz kaldığı yaşamları ve beden üzerine atfedilenleri, koyulan yasakları, bedenin sahibine haber dahi verilmeden alınan/hayata geçirilen kararları anlatıyor:

Dayanışmanın hayat kurtardığını söyleyen Günay, şunları aktarıyor:

“İnterseksler bu baskı ortamı, bu aşamalara varmamışken de, daha öncesinden de görünmezlik nedeniyle çok bambaşka bir yerdeydiler. Başka bir şekilde deneyimliyorlardı bu baskıyı. İnterseksler için baskı daha çocuklukta, ev ortamında, ailede başlıyor. LGBT’lerin biraz daha görünürlüğü var. Çünkü bir mücadele pratiği, bir geçmişi var LGBT hareketinin. Tabi ki LGBT’lerin de çok büyük sorunları var ve baskı yaşıyorlar ancak intersekslerdeki kadar görünmezlik yok. LGBT bir çocuk yaşı yetişkinliğe gelmeye başladığında, internette, çevresinde kendisi gibi insanlarla karşılaşabiliyor ve kendisinin çok daha erken farkına varabiliyor. Dolayısıyla ciddi sorunlar yaşasa bile destek olacak bir çevre, kendisi gibi insanlar bulma şansı biraz daha yüksek.

İntersekslere çok büyük bir manipülasyon var; zaten bedenimiz, cinsiyet kimliğimiz, tamamen başkalarının sözlerine göre yönlendirildiği için, sürekli gizliliğe yöneltildiğimiz için… Kendimize dahi kendi bedenimizle ilgili bilgi verilmiyor. Dolayısıyla bu mücadele, kendimizin farkına varma, bir şeyle yapabilme ya da bir araya gelme şansımızı çok erken yaşlarda, baştan engelliyor. Dışarıya açılıp da dışlanıp bunun sıkıntısını, acısını çekmekten ziyade, hiç açılamamanın, yalnız kalmanın, tamamen rol yapmanın, başkası gibi davranmaya çalışmanın acısını yaşıyoruz daha çok. Önümüzdeki aşılması gereken en büyük engelin görünmezlik olduğunu düşünüyorum. ”

Cruise gemisi uçaktan daha çevre dostu bir tatil seçeneği mi?

Brüksel merkezli Ulaşım ve Çevre adlı bir sivil toplum kuruluşunun Haziran 2023’te yayımladığı rapora göre, Avrupa‘daki cruise gemileriyle yapılan yolculuklar bir milyar arabadan -kıtadaki araba sayısındanın dört katı- daha fazla kükürt salımına neden oldu. 

STK, Avrupa’nın en işlek limanlarında cruise gemilerinin neden olduğu kirliliğinin pandemi öncesi seviyelere döndüğünü, kükürt oksit miktarının 2019’daki seviyeye kıyasla yüzde 9’luk bir artış göstererek 2022’de 509 tona (t) ulaştığını ve bu dönemde metan emisyonlarının beş kat artarak 7 bin 804 tona ulaştığını tespit etti.

Bunun nedeni, Avrupa sularındaki toplam yolcu gemisi sayısının 2019’da 173 iken 2022’de 214’e çıkmış olması. Son yıllarda endüstride ve Avrupa Birliği düzeyinde uygulamaya konulan Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün yakıtlardaki maksimum kükürt içeriğinin yüzde 3,5’ten yüzde 0,5’e düşürülmesini öngören 2020 Küresel Sülfür Üst Sınırı gibi çeşitli politikalar önemli emisyon azaltımı sağlayabilecek olsa da, gemi sayısındaki artış, azaltılan emisyonlara ağır basıyor.

Asıl soru ise cruise yolculuklarının net-sıfır emisyonlu bir dünyayla uyumlu olup olmayacağı. Sektör 2020’de yaptığı taahhütte, 2050’ye kadar karbon nötr yolculuklar sunacağını açıkladı. Son aylarda bu geçişi destekleyen teknolojik gelişmeler görüldü; örneğin haziranda ayında, Norveç merkezli kruvaziyer şirketi Hurtigruten, 2030 yılına kadar dünyanın ilk emisyonsuz yolcu gemisi için erken konsept planlarını yayınlayarak geminin pil ve rüzgar teknolojilerini bir araya getireceğini ve güneş panelleriyle çalışan geri çekilebilir 50 metrelik yelkenlere sahip olacağını açıkladı. 

Öte yandan, turist cruise gemileri, salt hedonizm uğruna belli bir istikamet olmadan seyahat ve kamu yararı olmadan tüketim gibi net-sıfır hedeflerle çelişen bir yaşam tarzını teşvik ediyor.

Bu nedenle, cruise yolculukları, insanların başkalarının kaynaklarını kullanmaya dayalı müsamahalara ne kadar hakkı olduğuna dair gergin tartışmalar için bir parlama noktası haline geldi. Söz konusu, yerel toplulukların kaynakları üzerinden geçinen lüks gemilere binen varlıklı insanlar olabileceği gibi, daha zengin kimseler sırt çantalarıyla seyahat ederek daha çevre dostu ancak maliyetli bir tatil yaparken daha ucuz paket tatil gemileriyle birden fazla şehrin kültürünü özümseyen daha az imkanı olan insanlar da olabilir.

Fotoğraf: Kin Cheung

Cruise ve uçmanın çevresel maliyeti

Peki, aynı bütçeyle benzer bir noktaya uçmak yerine bir cruise tatili yapmak ne kadar karbon emisyonuna neden yoluyor?

Energy Monitor, Birleşik Krallık‘tan yola çıkarak Fransa üzerinden İspanya’ya giden ve Birleşik Krallığa geri dönen yedi günlük bir cruise yolcusu ile Fransa’daki bir varış noktasında yedi gün kalan bir yolcunun karbon ayak izlerine dair kaba tahminleri karşılaştırdı ve bir cruise tatiline gitmenin, yurtdışına uçakla gidip orada kalmaktan yaklaşık üç kat daha karbon-yoğun olduğunu hesapladı.

Araştırma için Birleşik Krallık’taki Royal Caribbean Cruises from Southampton tarafından sunulan La Rochelle (Fransa), Bilbao (İspanya), A Coruña (İspanya) ve Le Havre (Fransa) gibi çeşitli destinasyonlardan geçen ve Birleşik Krallık’a dönen yedi günlük standart bir yolculuk baz alındı. Zikzaklar çizilerek toplamda 3,500 kilometre yol kat edilen yolculuğun, yolcu başı karbon ayak izi ise 875 kg CO₂. Bu veri, Uluslararası Temiz Taşımacılık Konseyi (ICCT) tarafından önerilen ve en verimli cruise gemilerinin yolcu başına kilometrede ortalama 250 g CO₂ yaydığını tespit eden benzer bir metodolojiye dayanıyor.

Fotoğraf: Disney Cruise Line

Öte yandan, kilometrede yolcu başı 110g CO₂ salım yapan kısa mesafeli bir uçuş için ICCT’nin tahmin ettiği karbon yoğunluğu kullanarak hesaplandığında, Londra ile A Coruña arası hem gidiş hem dönüşte yaklaşık 1,096 km kat edilen aktarmasız uçak yolculuğunun karbon ayak izi yolcu başına 241 kg.

Birleşik Krallık Çevre, Gıda ve Köy İşleri Bakanlığı‘na göre, oda başına ortalama 6,7 kg CO₂ karbon yoğunluğuna sahip olan Fransa’daki konaklama için tahmini emisyonlara ek olarak, paylaşımlı bir otel odasında yedi gece konaklamanın bir karbon emisyonu kişi başı 23,45 kg CO₂’dir.

Bu da, Fransa’ya yapılan bir gidiş dönüş yolculuğunun toplam karbon ayak izinin kişi başı 264 kg CO₂ olduğu anlamına geliyor; yani cruise yolculuğununkinden yaklaşık üç kat daha az.

Elbette bugün uçmak hiçbir şekilde çevre dostu bir seçenek değil ve birçok kişi için karbon ayak izindeki göreli fark, birden çok noktaya uğrayan bir cruise yolculuğu yapmaya ağır basmayabilir. Yine de meselenin özünü unutmamak lazım: Yolcu gemileri, endüstrinin karbon nötr olma hedefine erişene kadar, aşırı derecede karbon yoğun bir yurtdışı seyahati sunuyor.

Extreme heat killed over 61,000 people in Europe’s record-breaking 2022 summer

0

More than 61,000 people across Europe were killed due to extreme heat-related diseases in the summer of 2022, a recent study showed.

Published in Nature Medicine journal, the article called for increased action for protection from deadly heat waves expected to hit Europe in the years to come as the continent warms twice faster than the global average as a result of human-induced climate change.

Scientists from Barcelona Institute for Global Health and France‘s health research institute INSERM revealed that as many as 61,672 deaths that took place between May 30 and Sept. 4 last year resulted from extreme heat conditions.

The study pointed out the intense heatwave that took place from July 18 to July 24 alone accounted for over 11,600 deaths.

European Statistical Office (Eurostat) also warned in previous studies that the continent would be exposed to even more deadly heatwaves in the near future.

europe

Women and elderly at higher risk

The the summer of 2022 went down as the hottest summer ever recorded.

Italy had the highest number of deaths related to heat hazards with 18,010. It was followed by Spain with 11,324 deaths and Germany with 8,173, the research stated.

The elderly above 80 accounted for most of the death toll, while approximately 63 percent of all heat-related deaths consisted of women.

The difference in between were more notable among people above 80, in which the mortality rate in women was 27 percent higher than men.

‘Over 120,000 people can die of extreme heat annually by 2050’

The average global temperatures have risen approximately 1,2°C since the mid-1800s whereas Europe turned out to be 2,3°C warmer than the pre-industrial levels.

The new study estimates that unless necessary measures are taken to protect the population, Europe may face an average death toll of 68,000 annually due to extreme heat by 2030.

The average annual number of heat-related deaths is expected to rise to 94,000 by 2040, and it can soar above 120,000 annually by 2050, researchers indicated.

How are heatwaves related to climate crisis?

Climate change, resulting from human activities, mainly burning fossil fuels, plays a role in increasing the frequency, severity as well as likelihood of weather events called heat waves.

Commonly dubbed ‘silent killers’ by scientists, heatwaves kill thousands of people every year across the globe.

While exposure to high temperatures leads to death directly or through health hazards, extreme heat also makes it difficult to sustain daily life and work. High temperatures have a far more deadly impact on urban settlements yet it still can have devastating effects on agriculture and farming, as well as knock-on effects increasing the risk of wildfires.

The good news is that measures to mitigate the impact of the heatwaves can significantly reduce the death toll. The measures may include cooling indoor spaces, changing shifts, or reducing working hours in urban environments.

Scientists note that developing countries are the least likely to implement comprehensive heat plans. As the efforts to contain global warming continue, it is still possible to implement steps to limit the Loss and Damage caused by extreme weather events.

Vatandaş DSİ’yi göreve çağırıyor: Cengiz’e verecek bir damla suyumuz yok!

Dünya üzerinde biyolojik çeşitliliği ile sayılı ekosistemlerden biri olan ancak yüzde 79’u madenlerle ruhsatlandırılmış olan Kazdağları’nda açılması planlanan Halilağa Bakır Madeni’ne karşı bu kez su isyanında bulundu. Cengiz Holding’in bakır madeni projesi için Devlet Su İşleri’nin (DSİ) şirketle imzaladığı protokol kapsamında maden için gereken suyu temin etmek amacı ile Hacıbekirler Göleti 1 ve Hacıbekirler Göleti 2 adlı iki gölet inşa etme planına karşı çıkan Kazdağları Ekoloji Platformu tarafından şu açıklama yapıldı:

“Bu projeler için ‘ÇED kapsam dışı’ kararı alınarak süreç halkın dikkatinden kaçırılmıştır. Bölgedeki su kaynaklarının yeterli olmaması nedeniyle, Çan’ın Kocabaş Çayı’ndan derivasyon kanalı ile de göletlere su temini hedeflemektedir. Halihazırda Odaş Çan 2 Termik Santrali de Kocabaş Çayı’ndan suyu çekmektedir. Tüm bu göletler ve maden tesisleri entegre bir projedir ve ÇED sürecinin birlikte yürütülmesi gerekirdi.”

Kazdağları ekosistemi içinde devasa bir alanda yıkıma sebep olacağı belirtilen bakır madeni projesine karşı vatandaşlar projeyle 200 metre derinliğinde ölüm çukurları açılacağını, üç köyün haritadan silineceğini vurgulayarak kimyasal zehirlerle yakınındaki diğer köyleri de yaşanmaz hale getirecek, su kaynaklarına el koyacak projeye daha önce dava açmıştı.

Projenin iptali için 2022’de açılan davayı doğa savunucuları kazanmıştı. Ancak Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2009/7 sayılı genelge doğrultusunda, yeniden Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreci başlatan şirkete ikinci kez ‘ÇED olumlu’ kararı vermişti. Sivil toplum örgütleri ve yöre halkı olarak 95 davacı kararın ardından yeniden dava açtı.

Maden projesi için DSİ işbirliğinde iki ayrı gölet tesis etme planlarına da tepki gösteren doğa savunucuları ÇED Yönetmeliği’ndeki entegre projelere ilişkin maddeye de dikkat çekti.

ÇED Yönetmeliği’nin 25. maddesinde entegre projelerle ilgili şunlara yer veriliyor:

“Bu Yönetmeliğe tabi birden fazla projeyi kapsayan entegre bir projenin planlanması halinde, Bakanlıkça entegre proje için tek bir ÇED başvuru dosyası/proje tanıtım dosyası hazırlanması istenir.”

‘Ormanları katletmeye başladı’

“Maden projesinin bir parçası olduğu tartışmasız olan gölet projelerinin DSİ tarafından ayrı projelermiş gibi değerlendirilmesi kanuna aykırıdır” denilen açıkalamada şunlar aktarıldı:

“İlk davayı kazandığımızda DSİ’ye birkaç kez başvurarak, protokolun iptal edilmesini istedik ancak DSİ’den yanıt alamadık. DSi süreci devam ettirmektedir.

Şirket hala dava süreci devam ederken köylünün meralarına ve tarlalarına göz dikmiştir. Gölet ve maden alanı içerisinde yer alan tarım alanlarını satin almak için noter aracılığı ile tarla sahiplerini pazarlığa çağırmıştır. Yapılan tebligatta, köylülerin satışa razı olmamaları halinde kamulaştırmaya gidileceği belirtilerek köylüler tehdit edilmektedir. Yani köylülerin tarlaları gaspedilme tehlikesi altınddır.

Şirket bir yandan da satin aldığı bazı tarlalarda yol açmaya ve ormanları katletmeye başlamıştır.”

Güneş her zamankinden daha çok yakarken onay verilen maden ocakları

İklim krizinin etkilerinin sıcak dalgalarıyla, sıcaklık rekorlarıyla şiddetli bir şekilde hissedildiği bugünlerde sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının, ne kadar kritik bir öneme sahip olduğu daha çok görülür hale geldi.

Doğa savunucuları ise bu krize karşı korunması gereken ormanlara dikkat çekiyor. Kazdağları Ekoloji Platformu tarafından yapılan açıklamada da “Kazdağları’nın korunması, gelecek kuşaklara, çocuklarımıza ve bu topraklarda yaşam hakkı olan tüm canlılara borcumuzdur. Asıl kamu yararı toprakları zehirleyecek maden projeleri değil, tarımı yaşatmaktır.
İklim krizi bu tür madencilik projeleri ile giderek daha da artacaktır” deniyor ve şunlar kaydediliyor:

“Böyle bir durumda tarım ve hayvancılıkla geçinen yöre halkı olarak suyumuzun maden şirketlerine verilmesini istemiyoruz. Kocabaş Çayı nesli tehlike altındaki su samurlarının yaşam alanı ve 55 köyün de su kaynağıdır. Bizler yani Bayramiç ve Çan ilçeleri köylerinde yaşayan vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri olarak Cengiz Holding’in karı uğruna yok etmeye çalıştığı köylerimizden, suyumuzdan, topraklarımızdan vazgeçmiyoruz.”

DSİ’ye çağrı: Cengiz Holding’in çıkarlarını değil yöre halkının su ihtiyacını gözet

Ayrıca çevre aktivistleri Devlet Su İşleri’ni Cengiz Holding’in çıkarlarını değil, yöre halkının su ihtiyacını gözetmeye ve Hacıbekirler 1 ve Hacıbekirler 2 göletleri ile ilgili protokolu iptal etmeye, hukuki süreç sonuçlanmadan hiç bir işlem yapmamaya çağırdı.

İptalin gerçekleşmemesi durumunda ise geri dönülmez zararlar verileceği, köylülerin tarım alanlarından ve su kaynaklarından mahrum kalacağı vurgulandı. “Hiç bir kurumun halkına böyle bir kötülük yapmaya hakkı yoktur” denilen açıklamada son olarak şunlar kaydedildi:

“Kazdağları evimizdir, maden projeleriyle delik deşik edilerek yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Sonuna kadar direneceğiz.”