Ana Sayfa Blog Sayfa 528

İklim Adaleti Koalisyonu’ndan IPCC yorumu: Çözüm bizleriz!

İklim Adaleti Koalisyonu, Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli‘nin (IPCC) 20 Mart’ta yayımlanan 6’ncı Değerlendirme Döngüsü’nün sentez raporuna ilişkin açıklamada bulundu. 75 bileşenden oluşan koalisyonun kaleme aldığı açıklamada raporun dünya ve Türkiye açısından ne anlam ifade ettiğine ve raporda nelerin söylenmediğine işaret edildi.

“İklim kriziyle mücadelede ne ülkelerin ulusal katkı beyanlarına itibar ediyoruz, ne de çözümü IPCC raporlarında arıyoruz. Çözüm bizleriz! Birlikte, dayanışmayla bu sistemi değiştireceğiz ve onun yıkımları üzerinden ekolojik yaşamı kuracağız.”

İklim Adaleti Koalisyonu

ekokırım anayasası, iklim adaleti koalisyonu

IPCC raporunda sanayi devriminden bu yana sıcaklık artışının 1,1°C olduğu ve fosil yakıtların küresel ısınmadan büyük oranda sorumlu oldukları hatırlatılmıştı.

‣ IPCC’nin Altıncı Değerlendirme Raporu açıklandı: İklim değişikliği insani krizleri şiddetlendiriyor
‣ IPCC’nin yeni yayımlanan ‘İklim Değişikliğinin Etkileri, Uyum ve Etkilenebilirlik Raporu’ bize neler söylüyor?
‣ IPCC Raporu: Acil eylem için zaman daralıyor

Ayrıca raporda, azaltım ve uyum çalışmalarına ayrılan finansmanın artırılması çağrısında bulunulmuş, iklim eyleminin hayati, acil ve mümkün olduğu vurgulanmıştı.

Koalisyonun açıklamasında ise “Küresel sıcaklık yükseldikçe ekosistemler daha çok zarar görüyor, karada ve okyanusta türlerin toplu ölümlerine neden olarak biyoçeşitlilikte ciddi kayıplara yol açıyor. Buzulların geri çekilmesi ve arktik permafrostun çözülmesi gibi olgular her geçen gün geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru ilerliyor. Tüm kanıtlar, gözlenen negatif gelişmeler, ölçümler, eğilimler, hesaplanan riskler, bir önceki dönem olan AR5 raporundaki değerlendirmeye göre iklim direncine yönelik eylemlerin bugün daha da aciliyet kazandığını ve elimizdeki olanaklar penceresinin hızla kapandığını gösteriyor” denildi ve eklendi:

“Tarihsel olarak sera gazı artışından en az sorumlu olan kırılgan topluluklar, orantısız bir şekilde en ağır bedeli ödemeye devam ediyorlar; halen dünya üzerinde yaklaşık 3,3-3,6 milyar insan iklim değişikliğine karşı yüksek derecede kırılgan coğrafyalarda yaşıyorlar. İklim krizi sadece afet riskleriyle değil, gıda güvenliğine, temiz suya erişimde ve aşırı sıcaklar kaynaklı ölüm oranlarında da sosyal hayatı her geçen gün daha fazla tehdit ediyor. Dünya nüfusunun yaklaşık yarısı, yıl boyunca kısmen de olsa ciddi su kıtlığı çekiyor.”

Tomorrow’s-World-by-Serge-Attukwei-Clottey- WATER su
Tomorrow’s-World-by-Serge-Attukwei-Clottey-

‣ IPCC’nin aşırı ‘teknik iyimserlik’ odaklı İklim Değişikliği Savaşımı Raporu da yayımlandı

‘COP toplantıları vodvil şovuna dönüştü’

İklim Adaleti Koalisyonu’nun açıklamasında, IPCC’nin son sentez raporu üzerinden Birleşmiş Milletler’in Taraflar Konferansı (Conference of the Parties, COP) toplantılarına da eleştiri getiriliyor:

“Son yıllarda iyiden iyiye vodvil şovuna dönüşen COP toplantıları çıktılarına göre yapılan hesaplarla 2100 yılına kadar 3,2°C’lik bir küresel ısınma ile karşı karşıya kalabiliriz. IPCC’nin 1,5°C ile sınırlamaya çalıştığı küresel sıcaklık artışının 3°C’ın üstüne çıkması iklimde istikrarsızlık, afetlerde öngörülemezlik anlamına geliyor, pozitif döngülerin tetiklenmesi riskini artırıyor.”

Küresel sıcaklıkta minimal düzeydeki her artışla birlikte bu risklerin daha da büyüyeceğinin hatırlatıldığı açıklamada, küresel su döngüsünde öngörülemeyen değişimlerin, kuraklık ve yangınlar, yıkıcı seller ve aşırı deniz seviyesi olaylarına neden olacağı belirtiliyor.

Artan sıcaklık ve getirdikleri/götürdükleri

Öte yandan sıcaklık arttıkça ormanlar, mercan resifleri ve arktik bölgeler dahil olmak üzere ekosistemlerde biyolojik çeşitliliğin geri döndürülemez şekilde kaybolması riskleri de artıyor. İklim Adaleti Koalisyonu açıklamasında ayrıca şunlara yer veriliyor:

“Üstelik şehirleşme baskısı, aşırı sıcaklık artışlarını daha da şiddetlendiriyor. IPCC öngörülerine göre ilerleyen yıllarda karasal ve sucul ekosistemlerde biyoçeşitlilik kaybı artacak, bazı bölgelerde gıda üretimi olumsuz etkilenecek, dağlık alanların çoğunda seller, toprak kayması ve su varlıklarının azalması gibi felaketlerle karşılaşılacak. Daha da vahimi, iklim kaynaklı riskler, iklim dışı risklerle etkileşime geçerek risk yönetimini daha da öngörülemez hale getirecek.

Ayrıca göçler, artan eşitsizlik ve kentleşme gibi sosyoekonomik gelişmeler, kırılgan kesimleri kentlerin varoşlarında, gecekondularda yoğunlaştıracak ve onları iklim krizine karşı daha da savunmasız hale getirecek. Ekosistem kayıpları en başta, yaşamları doğrudan ekosisteme bağlı olan yerli halkları vuracak.”

‘Tam anlamıyla bir felaket senaryosu bekliyor bizleri’

Öte yandan küresel sıcaklığın sınırlanabilse de, cevap verme süreleri uzun zamana yayılan iklim sistemlerinin hemen normale dönemeyeceğinin ifade edildiği koalisyon açıklamasında, deniz seviyelerinin buzulların erimesine ve okyanus sıcaklıklarının artmasına bağlı olarak yüzlerce hatta binlerce yıl yükselmeye devam edeceği belirtilerek şu ifadeler aktarıldı:

“Özetle, tam anlamıyla bir felaket senaryosu bekliyor bizleri!”

İklim Adaleti Koalisyonu IPCC sentez raporunda sunulan önerilere de değiniyor:

“Raporda, artık negatif emisyonlar olmadan Paris anlaşmasındaki 1,5°C’lık artış hedefine ulaşmanın mümkün olmadığı vurgulanıyor.

Fosil yakıtlardan çıkışla birlikte karbon yakalama ve depolama, elektrifikasyonun yaygınlaştırılması, enerji verimliliğinin artırılması, maliyetleri hızla düşen güneş ve rüzgâr enerjilerinin yaygınlaştırılması, ormanlaştırma, ormanların ve diğer ekosistemlerin korunması, sosyokültürel ve davranış değişiklikleri, teknolojik verimliliğin artırılması, toplu taşımın desteklenmesi, binaların enerji tüketimini azaltacak şekilde yapılması ve mevcutların güçlendirilmesi öneriliyor.”

Koalisyon: IPCC raporu neleri söylemiyor?

İklim Adaleti Koalisyonu aynı zamanda IPCC raporunun söylemediklerine göz atarak eleştiride bulunuyor:

“Eleştirel bir okumayla IPCC raporu, gelecek nesillerin refahını ve doğal yaşamın sürmesini olasılık hesaplarına bağlanan sera gazı miktarları ve sıcaklık artışları üzerinden kurguluyor. Burada bizler edilgin insan kümeleriyiz ve umarsızca bilimden ve hükümetlerden, bize hala çok geç olmadığına dair vaatler sunmasını bekliyoruz. Bu vaatleri de doğal olarak teknolojik yenilikleriyle mucizeler yaratacak olan çok uluslu şirketler hayata geçirecekler.

İklim krizi IPCC raporunda, sistem kaynaklı olan politik bağlamından koparılarak insanlığın doğrusal gelişiminde talihsiz bir yol kazasına indirgeniyor. Kırılgan kesimlerin iklim felaketleriyle birlikte daha da ağır bedeller ödeyecekleri vurgulanıyor ve çözüm olarak yine zenginlerin finansman destekleri, sigortalama gibi mali kaynaklar gösteriliyor. İklim kriziyle mücadelenin bir yaşam hakkı mücadelesi olduğu gerçeği göz ardı ediliyor.”

Raporun girişinde cılız bir sesle iklim, ekosistemler, biyoçeşitlilik ve insan toplulukları arasındaki karşılıklı bağımlılığın kabul edildiğine işaret edilen açıklamada, “Ancak iklim değişikliğinin yukarıda sayılanlara ek olarak kimyasal kirlilikten azot ve fosfor çevrimlerine, atmosferdeki aerosol yüklenmesinden tatlı su kullanımına kadar farklı olgularda yıkımlara yol açan bütünsel bir ekolojik krizin bileşeni olduğundan bahsedilmiyor. Doğanın metalaşması ve ekosistemin her geçen gün daha fazla özel mülkiyet kapsamına alınması raporda sorunsallaştırılmıyor” deniliyor.

IPCC’nin ekonomik krizleri üreterek sosyal hayatı yıkıma uğratan bu sistemin, aynı zamanda ekolojik yıkımlara yol açarak ekolojik krizleri de yarattığı gerçeğiyle yüzleşmekten kaçındığı yönünde eleştiride bulunan koalisyon metninde ayrıca şu eleştiriler yer alıyor:

  • “IPCC, iklim krizinden çıkışta seçimi açıkça liderlere bırakıyor. Ancak liderlerin ve sermaye gruplarının sorumlusu oldukları savaşların, insansızlaştırılan kırların, işçileştirilen çiftçilerin, metalaştırılan suyun, küreselleşen dünyada her tarafımızı saran ticari transfer ağlarının iklime olan etkilerinden bahsetmiyor.
  • Sıcaklık artışından büyük oranda sorumlu olan fosil yakıtların gerisinde, doymak bilmez enerji lobisi kazançlarının olduğuna gözler kapatılıyor, üstüne üstlük karbon yakalama teknolojileri savunularak, fosil yakıtların meşrulaştırılmasına elverişli zemin hazırlanıyor.
  • Raporda, aşırı meta üretiminin kaçınılmaz olarak doğal varlıkları yok edeceğinden, aşırı tüketimin doğayı çöplüğe çevireceğinden bahsedilmiyor.
  • Neden sürekli daha fazla enerjiye ihtiyaç duyduğumuz, ülke ekonomilerinin neden büyümek zorunda olduğu gibi sorunun kökenine yönelik sorular sorulmuyor.
  • Fosil yakıtlardan çıkışta güneş ve rüzgâr santrallarına övgüler düzülüyor, ancak bunların üretimlerinde gereken metallerin çıkarılacağı madencilik faaliyetlerinin yol açacağı doğal tahribattan, bu santralların kurulumlarında doğaya verdikleri zarardan bahsedilmiyor.
  • Ulaşımda elektrikli araçlar çözüm olarak sunuluyor, ancak bunun neden olacağı elektrifikasyon döngüsünün enerji üretimini artıracağı ve doğal varlıklar üzerindeki baskıyı artıracağından bahsedilmiyor.
  • IPCC’nin çözüm önerilerinde her defasında sistemi olumlar tavrı, bizleri tarihsel bir dönemeçte olduğumuz gerçeğiyle karşı karşıya getiriyor!”
IPCC, İklim Adaleti Koalisyonu
Fotoğraf: Alastair Grant/AP , COP26.

Koalisyon: Türkiye’nin iklime dair bir sözü var mı?

Türkiye’nin son 20 yılda iklim krizine ilgisinin, doğa katliamlarına, sermayenin çıkarları uğruna göz yuman bir bakanlığın adına “İklim Değişikliği” teriminin eklenmesiyle sınırlı kaldığının belirtildiği açıklamada şu ifadeler kullanılıyor:

“Büyük oranda fosil yakıtlara bağlı enerji politikaları, koruma ormanları dahil tüm ülkeyi saran madenler, inşaat rantına ve mega projelere dayalı büyüme politikaları, binek araca endeksli ve geçiş garantili otoyollara dayalı ulaşım politikaları, endüstriyel tarıma, suni gübreye ve endüstriyel hayvancılığa dayalı tarım-hayvancılık politikaları, aşırı üretim-tüketim döngüsü sonucu geri dönüşümü olmayan atıkların sebep olduğu kirliliğe eklenen çöp ithalat mafyasının vahşi çöp yakması ve tarım alanlarına çöpleri gömmesi Türkiye’yi resmen soluksuz bıraktı. Sadece iklim düşmanı olan değil, havasını, toprağını, suyunu göz göre göre zehirleyen bir ülkede yaşıyoruz!

IPCC, İklim Adaleti Koalisyonu

Bunların üstüne savaşkan politikalar, kırdan kente göçün iyice artması, kontrolsüz büyüyen mega kentler, kırsalda yaşayan insanların maruz kaldıkları acele kamulaştırmalar ve göçe zorlamalar nedeniyle doğayla bağlarının gitgide zayıflaması eklenince iklim krizi ağırlaşmakla kalmadı, halkın iklim felaketlerine kırılganlığı da arttı.”

IPCC, İklim Adaleti Koalisyonu
Fotoğraf: AA

COP26’da orman kayıplarını azaltma ve tersine döndürme sözü veren Türkiye’nin, korunan ormanlarını odun üretimi endüstrisine ve madenlere açarak ülkeyi tam bir ekokırım suç mahalline çevirdiğini ifade eden koalisyon bileşenleri son olarak şunları aktarıyor:

“İklim kriziyle mücadelede ne ülkelerin ulusal katkı beyanlarına itibar ediyoruz, ne de çözümü IPCC raporlarında arıyoruz. Çözüm bizleriz! Birlikte, dayanışmayla bu sistemi değiştireceğiz ve onun yıkımları üzerinden ekolojik yaşamı kuracağız.”

 

 

Macron’un ‘belalısı’ sendikanın liderliğine Sophie Binet seçildi

Fransa‘da aylardır süren emeklilik düzenlemesi karşıtı eylemlerde başı çeken sendikal konfederasyonlardan biri olan Genel Emek Konfederasyonu‘nda (CGT) ilk kez bir kadın liderlik koltuğuna oturdu.

CGT’nin yeni Genel Sekreteri olarak seçilen Sophie Binet, sendikanın önceki lideri Phillipe Martinez’in desteklediği Marie Buisson‘u ve sendikanın sol kanadını temsilen aday olan Celine Verzeletti‘yi geride bırakarak seçimleri kazandı.

Eşitlikten sorumluydu

Yaklaşık 130 yıllık bir geçmişe sahip sol eğilimli sendikanın, üyelerini bilgilendirme süreci tamamladıktan sonra, 41 yaşındaki Binet’in seçimi kazandığını resmi olarak açıklaması bekleniyor. Eski bir okul müdürü olan Binet daha önce, CGT içinde mühendisleri ve teknik personeli temsil eden UGICT‘in başkanlığını yürütüyordu. CGT’nin ilk kadın lideri aynı zamanda sendikanın yönetim kurulunda ‘eşitlikten sorumlu üye’ olarak görev yapıyordu.

Fransa’nın en büyük ikinci sendikası olan CGT, hükümetin emeklilik yaşını iki yıl artırarak 64’e yükseltme planını engellemek için yıllar sonra ilk defa Fransız Demokratik Emek Konfederasyonu (CFDT) ile birleşik bir cephe oluşturmuştu. Ülke çapında milyonlarca insanın katıldığı grev ve protestolara öncülük eden iki sendika gelecek hafta Başbakan Elisabeth Borne tarafından görüşmeye davet edilmişti.

CGT şu ana kadar Başbakan ile görüşüp görüşmeyeceğine dair bir açıklama yapmadı. Ancak, her iki sendika daha önce Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un emeklilik düzenlemesini geri çekmemesi hâlinde diğer sorunları görüşmek için hükümetle temas kurmayacaklarını açıklamıştı.

Birleşik Krallık’ta, 2030’da sıfır emisyonlu araçlara geçme hazırlığı

Birleşik Krallık hükümeti dün, Birleşik Krallık’ın Sıfır Emisyonlu Araç (ZEV) zorunluluğunu yürürlüğe sokacak taslak yasayı hazırladı. Böylece ülkede  2030 yılına kadar yeni benzinli ve dizel araçların satışının durdurulmasını yasalaştırmak için bir adım daha atılmış oldu.

Önerilen yasa kapsamında, sıfır sera gazı emisyonuna sahip yeni otomobil ve kamyonetlerin yüzdesine ilişkin yıllık hedefler belirlenecek ve bu hedef önümüzdeki yıl, yüzde 22 ile başlayacak.

Geçen günlerde Almanya‘nın Avrupa Birliği mevzuatında 2035 yılına kadar net sıfır emisyonlu araçlara geçiş konusunda “sadece e-yakıtlı” içten yanmalı motorlu araçlar için bir muafiyet talep etmişti.

Birleşik Krallık hükümeti’nin bu yeni tasarısı, Transport & Environment [Ulaşım ve Çevre] adlı STK ve elektrikli araç yatırım kararlarında işletmelere hayati bir kesinlik sağladığını söyleyen endüstri grupları tarafından memnuniyetle karşılandı.

Birleşik Krallık, 2021 verilerine göre Çin’den sonra yüzde 17’lik pazar payı ile AB’nin en büyük ikinci otomobil ihracat piyasası olduğu için karar büyük önem taşıyor. AB otomobil üreticilerinin bu değerli ihracat piyasasını ellerinde tutabilmeleri için, AB’nin 2035 yılına kadar yüzde 100 sıfır emisyonlu araç satışı takviminden daha hızlı bir şekilde elektrifikasyona gitmeleri ve İngiltere‘nin 2030 yılına kadar yeni benzinli ve dizel araç satışlarını sonlandırma takvimine uymaları gerekiyor.

Ulaştırma Bakanlığı sözcüsü konuyla ilgili olarak “E-yakıtlar kanıtlanmış bir teknoloji değildir, pahalı ve karmaşık tedarik zincirlerine sahiptir ve benzin ve dizel ile aynı kirleticileri yaymaktadır” dedi.

araç

‣ Elektrikli araçların çağı başlıyor mu?
‣ Avrupa Parlamentosu 2035 yılı sonrası motorlu araç satışını yasakladı

‘E-yakıtlar, beş kat fazla yenilenebilir enerji gerektiriyor’

AB, 28 Mart’ta enerji bakanları arasında yapılan oylamada, 2035’ten itibaren sadece sıfır emisyonlu araçların satılabilmesini öngören otomobil sektörüne yönelik CO2 düzenlemesine devam edeceğini teyit etti.

‣ AB Konseyi, 2035’ten itibaren benzinli ve dizel araçların yasaklanmasını onayladı

Geçen yıl AB’nin 2050 sıfır emisyon zorunluluğunu kabul eden Almanya, günün ilerleyen saatlerinde sadece karbon nötr sentetik yakıtlarla ya da havadaki karbonu yakalamak için yenilenebilir enerji kullanılarak üretilen “e-yakıtlarla” çalışan içten yanmalı motorlu araçlara muafiyet tanınması ve yönetmeliğe uymak için kullanılabilmesi konusunda ısrar etmişti.

E-yakıtlar yandıklarında CO2 ve diğer kirleticiler yayarlar, ancak en azından karbon açısından “nötr” oldukları, çünkü başlangıçta havadan emilen CO2‘den yapıldıkları ve daha sonra bunu atmosfere geri saldıkları iddia ediliyor.

Ancak Avrupa’da kendilerine bir yasal boşluk tanınmış olsa da, uzmanlar e-yakıtların doğalarında var olan enerji verimsizliği nedeniyle karayolu taşımacılığında önemli bir rol oynamalarının pek mümkün olmadığını söylüyor.

‣ Elektrikli taşıma sistemine geçiş temiz ve güçlü ekonomi vaat ediyor

Nature Climate Change dergisinde 2021 yılında yayımlanan bir makaleye göre, içten yanmalı motora sahip bir otomobilde e-yakıt kullanmak, akülü-elektrikli bir aracı çalıştırmaktan yaklaşık beş kat daha fazla yenilenebilir elektrik gerektiriyor.

Dolayısıyla, tüm arabalar e-yakıtla çalışırsa, toplumun gelecekte karayolu taşımacılığı sektörüne güç sağlamak için elektrikli arabaların kullanıldığı duruma kıyasla beş kat daha fazla güneş ve rüzgar çiftliği inşa etmesi gerekecek.

araç

‣ Norveçlilerin tercihi elektrikli otomobil
‣ Brüksel’de dizel ve benzinli araçların kullanımı yasaklanıyor

E-yakıtlar  enerji sektöründe uzun vadede görünmüyor

Ancak uzmanlar, doğal enerji verimsizliğinin, e-yakıtların gelecekte on yıllar boyunca sürücüler için maliyetli kalacağı ve elektrikli araçlarla fiyat konusunda rekabet edemeyeceği anlamına geldiğini söylüyor.

AB’de e-yakıtlı araçlara izin verecek bir yasal boşluğun en güçlü destekçileri bile gelecekte bu araçların büyük bir rol oynamasını beklemiyor. Örneğin, e-yakıt muafiyeti için en güçlü lobi faaliyetleri, üyeleri arasında BP, Shell ve Total gibi büyük petrol şirketlerinin de bulunduğu Fuels Europe adlı petrol rafineri birliğinden geliyor.

Bu petrol şirketleri, karayolu taşımacılığı sektöründe enerji kullanımına ilişkin kendi tahminlerini on yıllar sonrasına yönelik olarak yayımlıyor ve hiçbiri e-yakıtların taşımacılığın geleceğinde önemli bir rol oynayacağını öngörmüyor.

Örneğin BP’nin en son Enerji Görünümü raporunda, 2050’ye kadar en iyimser ulaştırma karbonsuzlaştırma senaryosunda bile e-yakıtlardan bahsedilmiyor.

Dara Antik Kenti’ne betondan ‘karşılama merkezi’ yapmışlar

Mardin‘in Artuklu ilçesine bağlı Dara kırsal mahallesinde bulunan ve tarihi Milattan Önce (M.Ö.) 500’lü yıllara dayanan Dara Antik Kenti’ne beton yapı inşa edildiği ortaya çıktı.

MA‘nın aktardığına göre, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, söz konusu yapı için “Mardin Dara Örenyeri Ziyaretçi Karşılama Merkezi ve Çevre Düzenleme İşi” adı altında ihale gerçekleştirdi. İhale, 5 milyon 910 bin TL bedelle DE-HAY İnşaat isimli firmaya verildi. İhale sonrası beton yapının kaba inşaatı tamamlandı.

1. Derece tarihi sit alanı olan bölgede “Karşılama Merkezi” adı altında yapılan beton yapı, ziyaretçilerin de şaşkınlığına ve tepkisine yol açıyor.

Parke taşı da döşeniyor

Antik kentin ortasına kondurulan betonarme yapının yanı sıra tarihi kaya mezarlarının bulunduğu yerde bir de “çevre düzenlemesi” yapılıyor. Burada da parke taşları kullanılıyor.

Dara Antik Kenti çevresinde bulunan araziler de daha önce kayyım yönetimindeki Mardin Büyükşehir Belediyesi tarafından imara açılmak istenmiş; ancak itirazlar üzerine imar planlaması geçici olarak durdurulmuştu.

Mimarlar Odası: Akıl alır durum değil

Tarihi alandaki uygulamalara tepki gösteren Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı Mimarlar Odası Mardin Şubesi, alanda yeni alanların açığa çıkarılması için hiçbir çalışmanın yapılmadığına dikkat çekti;  “Tarihi kent adeta kaderine terk edilmektedir” dedi.

Açıklamada şunlar ifade edildi:

“Karşılama merkezi adı altında yapılmaya başlanan yapı, bu varoluş mücadelesinin kalbinde derin yaralar açmaktadır. Birinci Derece Arkeolojik Sit Alanı olan antik kentte tarihle bağdaşmayan, arkeolojik sit alanları için geçerli olan fen ve sanat kurallarını altüst eden yapı, kentimizin tarihine gölge düşürmektedir. Bu durumdan antik kentimizin yerleşim alanlarında hayatını idame eden mahalleli ve antik kente gelen ziyaretçiler de ciddi anlamda rahatsızlık duymaktadır.”

Kültür ve Turizm İl Müdürlüğü ile Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun antik kente yapılmaya başlanan bu tür bir yapıya izin vermesine tepki gösteren Mimarlar Odası, “Koruma altındaki koca bir antik kentte bu şekilde bir projeye onay vermek akıl alır gibi bir durum değildir. Bu durumun düzeltilmesi için derhal gerekli adımları atması gerekmektedir” dedi.

[Seçim Günlüğü] Yeşiller’den Kılıçdaroğlu’na destek

Yeşiller Partisi, 14 Mayıs’ya yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylardan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nu destekleyeceğini açıklayarak, seçmenlerini “bu yönde hareket etmeye” çağırdı.

Partinin internet sitesinde yapılan bir yazılı açıklamada, “Cumhuriyetin ikinci yüzyılına girerken tarihimizin en ağır toplumsal, ekonomik ve ekolojik krizlerini bir arada yaşıyoruz” ifadelerine yer verilerek, bu çoklu krizlerin sebebi olarak ülkedeki mevcut yönetim anlayışına işaret edildi.

‣ Kılıçdaroğlu’ndan SOL Parti ve TİP’e ziyaret

AKP ve Genel Başkanı’nın Türkiye‘ye “siyasette ortak aklı devre dışı bırakan, tüm kurumların atalet ve çürümesine yol açan ve sonuçta geniş ölçekte mağduriyetler yaratan tek adam rejimi ve hukuku ayaklar altına alan demokrasi karşıtı otoriter anlayışı” dayattığının altını çizen Yeşiller Partisi, bu dayatmaların doğurduğu sonuçları açıkladı:

“Tek adam rejimi süresince yargı siyasetin emrine verilmiş; ifade ve örgütlenme özgürlükleri keyfi kararlarla yok edilmiş; yoksullar görmezden gelinmiş ve yoksunluk kurumsallaştırılmış; tüm kurumların içi boşaltılmış; laik değerler inkâr edilmiş, başta kadınlar ve LGBTİ+’lar olmak üzere toplumda sistematik ayrımcılığa uğrayan kesimlerin yaşamları giderek zorlaştırılmış ve doğal varlıklarımız bir rant kapısı olarak çıkar gruplarının hizmetine sunularak geri dönülmez tahribata uğratılmıştır.”

‣ Kılıçdaroğlu kadınlara seslendi: Üç beş oy için kadınları yarı yolda bıraktılar

‘El birliğiyle yeniden kuracağız’

Bu çoklu kriz ortamını aşmanın, kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun şekilde denge ve denetleme mekanizmalarının güçlendirilmesiyle sağlanabileceğini aktaran parti, doğanın ve insanın sömürülmediği bir düzen kurmak üzere demokrasi güçlerinin yan yana durması gerektiğini belirtti.

‣ Demirtaş: Hedef, Kılıçdaroğlu’nun Türkiye’nin ortak adayı olmasını sağlamak

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Saydığımız sebepler başta olmak üzere 21 yıldır Türkiye’nin her alanda yaşadığı yıkımın durdurulması ve umudun yeşertilmesi için 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılacak olan Cumhurbaşkanlığı seçiminde Yeşiller Partisi olarak Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekliyor; bizimle gönüldaşlık ve yoldaşlık kuran herkesi de bu yönde hareket etmeye çağırıyoruz.

Hep birlikte kazanacağız. El birliğiyle yeniden kuracağız!”

İspanya’da iklim aktivistlerinden meclise kırmızı boyalı mesaj: Elinizi kana bulamayın

İspanya‘da geçen yıl parlamento binasına kırmızı boya dökerek hükümetin iklim değişikliğine karşı duyarsızlığını protesto eden 15 eylemcinin yargılanmasına tepki gösteren iklim aktivistleri, perşembe günü (30 Mart) başkent Madrid‘deki aynı noktada benzer bir gösteri düzenledi.

Aktivistler, “Hemen iklim adaleti”, “Hiçbir şey yapılmamasından bıktık, harekete geçin”, “Meclisteki eylemimizin üzerinden bir yıl geçti ama hükümetimiz hiçbir şey yapmamaya devam ediyor” sloganları attı.

Tüm İspanyollara protesto çağrısı yapan çevreciler, eylemlerinin her zaman aynı amacı taşıdığını, iklim değişikliği sorununun gıda güvenliği krizi yaratmaya başladığını savunarak bilim ve iklim hareketlerine karşı baskıların son bulmasını istedi.

Kısa sürede eyleme müdahale eden polis, sekiz göstericiyi gözaltına aldı.

‣ İklim aktivistlerinin provokatif eylemleri işe yarıyor mu?
‣ İklim aktivistlerinden Hamburg Filarmoni Orkestrası’nın konseri sırasında eylem

iklim

Ne olmuştu?

Bilimsel İsyan adlı bir aktivist grubu, “hükümet eylemsizliğinin suç boyutunu” vurgulamak ve iklim krizi konusunda eylemsizliğin devam ettiği takdirde yaşanacak can kayıplarından devlet yetkililerinin sorumlu olacağına dikkat çekmek için kan gibi görünen ve suyla temizlenen kırmızı renkli bir sıvıyı İspanya parlamentosu binasına atmıştı.

Eylem, iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerinin sınırlandırılabilmesi için ülkelerin acilen harekete geçmesi gerektiğini vurgulayan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘nin (IPCC) Altıncı Değerlendirme Raporu‘nun (AR6) geçtiğimiz nisan ayında yayımlanan İklim Değişikliğinin Azaltımı (WG3) başlıklı raporunu izleyen günlerde yapılmıştı.

‣ İklim aktivisti, ‘münasip eylem yöntemlerinin’ tartışıldığı programda kendini masaya yapıştırdı
‣ Alman iklim aktivistleri kendilerini yollara yapıştırdı
‣ İklim aktivistleri Almanya’da kendilerini uçak pistine yapıştırdı

Eylemde yer alan aktivistlerden 15’i cezai zarar verme ve kamu düzenini bozma suçlamalarıyla karşı karşıya kalırken, göstericilerin duruşmaları perşembe günü başladı.

Bilimsel İsyan grubu, aktivistlere suçlama yöneltmenin “benzeri görülmemiş ve haksız bir şekilde bilimin suç sayılmasına” denk olduğunu savundu.

Aktivist grubundan yapılan açıklamada, İspanya’da bir polis memurunun şiddet içermeyen ekolojik hareketlere sızarken yakalanmasının yakın zamanda keşfedilmesinin, durumu tırmandırıcı etkide bulunduğu kaydedildi.

‣ İklim aktivistlerinden Van Gogh’un tablosuna çorbalı protesto
‣ Picasso’nun tablosu iklim protestosuna dönüştü
‣ İklim aktivistlerinin protestolarının yeni hedefi ‘İnci Küpeli Kız’ oldu

‘Aynı şeyi binlerce kez olsa yine yapardım’

Geçen nisan ayındaki protestoyla ilgili olarak yargılanan akademisyenlerden Belen Diaz Collante, adliyeden ayrıldıktan sonra basına konuştu.

Bir çevre bilimcisi olan Collante, şunları söyledi:

Aynı şeyi binlerce kez olsa yine yapardım. Onaylanmış protestoların zamanı sona erdi… Ne olup bittiğini anlayan bizim gibi insanların acilen eylemlerimizi artırması gerekiyor.

[Seçim Günlüğü] İYİ Parti kurşunlandı: Bu ucube sistemin devamı halinde bugün bize, yarın size

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin İstanbul İl Başkanlığı‘na düzenlenen silahlı saldırı sonrası açıklamalarda bulundu. Akşener, AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın geçen günlerde kendisine yönelik söylediği sözleri hatırlatarak, “Aziz milletim bu ucube sistemin devamı halinde bugün bize, yarın size. Meral Akşener’i korkutacak adam daha anasından doğmadı. Korkmuyorum Recep Bey” dedi.

Zeytinburnu‘nda bulunan İYİ Parti İl Başkanlığı‘na saat 10.30 sıralarında silahlı saldırı düzenlendi.

Saldırının ardından partisinin İstanbul İl Başkanlığı’na giden İYİ Parti lideri Meral Akşener, “Hem birinci kattan hem de üçüncü kattan taammüden binamız kurşunlandı” dedi.

İstanbul Valiliği‘nden yapılan açıklamada da, “Elde edilen ilk tespitlere göre, İl Başkanlığı binası ile yanındaki iş merkezi binasına mermi isabeti olduğu tespit edilmiştir. Konuyla ilgili tahkikat başlatılmıştır” ifadeleri kullanıldı.

‘Recep Bey’in tehdidi üzerine partimiz kurşunlanmıştır’

Akşener’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:

“Sana cumhurbaşkanı demem lazım ama cumhurbaşkanı böyle konuşmaz. Recep Bey’in tehdidi üzerine partimiz birinci kattan ve üçüncü kattan kurşunlanmıştır.

‘Sen bu işleri yanlış yapıyorsun bayan’ dendi, evim basıldı. Bu defa da ‘beni kendinle uğraştırma’ denildi. Bugün de partimizin İstanbul İl Başkanlığı iki yerden kurşunlandı.

Türkiye bir kabile devleti olamaz. Bu ucube sistem üzerinden yönetilemez. Siyasi partilerin seçime 1,5 ay kala korkutulmaya çalışılması kabul edilemez.

Biz korkmayız. Bu seçmene yapılan büyük bir hakarettir. Aziz milletim bu ucube sistemin devamı halinde bugün bize yarın size. Meral Akşener’i korkutacak adam daha anasından doğmadı. Korkmuyorum Recep Bey.

Kadınlar, size sesleniyorum; bir erkek siyasetçiye yapılamayan her türlü hakaret, pislik, iğrençlik bana yapıldı, kadın olduğum için!

Siyasette var olan bir kadına bunlar yapılabiliyorsa sizin çocuklarınıza, kızlarınıza neler yapılmıyor hep birlikte görüyoruz. Bu zulmün, pisliğin, iğrençliğin bitmesini istiyorsanız değerli kadınlar 14 Mayıs’ta oylarınızı Millet İttifakı’nda yana kullanacaksınız.

Recep Bey sana sesleniyorum, devri iktidarında yaşamadığım şey kalmadı ama bu günler geçecek, 15 Mayıs sabahı inşallah bir güneş doğacak.

Sinirin çok bozulmuş, 1,5 ay kaldı, gideceğini yeni anladın, etrafındaki yalaka tayfasına bağırmak yerine bize bağırmayı tercih ediyorsun, bundan kaçış yok, benim tavsiyen papatya çayı içmendir.”

Kılıçdaroğlu: Korkutamazsınız

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da “Az önce Sayın Meral Akşener ile görüştüm. Meral Hanım güçlü bir liderdir, Asena’dır, böyle korkutamazsınız. Faillerin derhal yakalanmasını ve yargı önüne çıkarılmasını bekliyorum” açıklamasını yaparak Akşener’e destekte bulundu.

Davutoğlu: Amaçlarına ulaşamayacaklar

Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ise “Korkutamazsınız. İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı’na yapılan silahlı saldırıyı lanetliyorum. Sayın Meral Akşener başta olmak üzere tüm İYİ Parti camiasına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Karanlık elleriyle ülkemizi karıştırmak isteyenler asla amaçlarına ulaşamayacak” açıklamasında bulundu.

Babacan: Derhal cezalandırılmalı

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan da, “İYİ Parti’ye ve Sayın Meral Akşener’e geçmiş olsun temennilerimi iletiyorum. Saldırının sorumluları derhal bulunup cezalandırılmalıdır. Ülkemizin şiddetten arındırılması için mücadeleye kararlılıkla devam edeceğiz” ifadelerini kullandı.

İmamoğlu: Saldırıyı kınıyorum

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ise Twitter’dan yaptığı açıklamada, “İYİ Parti İstanbul İl Başkanlığı’na yapılan silahlı saldırıyı kınıyorum. Dostlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletirken, faillerin bir an evvel adalete teslim edilmesi beklentimizin de altını çiziyorum” dedi.

Soylu: Provokasyon

Saldırıyla ilgili İstanbul Valiliği’nden yapılan açıklamada, “Elde edilen ilk tespitlere göre, İl Başkanlığı binası ile yanındaki iş merkezi binasına mermi isabeti olduğu tespit edilmiştir. Konuyla ilgili tahkikat başlatılmıştır” denildi.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “İYİ Parti İl Binasına saldırı, bir provokasyondur. Olayı aydınlatmak için Polisimiz tahkikat yapmaktadır. Ancak olayın nedeni belirlenmeden husumet yöneltmek hem provokasyon hem de bu menfur olay üzerinden siyasi fırsatçılık yaymaktır. Fail/failler en yakın zamanda bulunacaktır” ifadelerini kullandı.

 

AB, cinsiyete dayalı ücret farkına yönelik şeffaflık zorunluluğu getiriyor

AB Komisyonu tarafından 4 Mart 2021’de gündeme getirilen, “ücret şeffaflığı yönergesi” perşembe günü (30 Mart) Avrupa Parlamentosu (AP) tarafından kabul edildi. Buna göre, AB ülkelerinde, cinsiyete dayalı ücretlerde ayrımcılıkla mücadele etmek adına yeni düzenlemeler getiriliyor.

Güncel AB verileri, aynı işi yapan kadınların erkeklerden ortalama yüzde 13 daha az kazandığını gösteriyor. Kabul edilen düzenleme, ücretlerde cinsiyet ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığı mağdurlarının yargıya erişimini kolaylaştırırken, eşit ücret kuralını ihlal eden şirketlere çeşitli yaptırımlar uygulanmasını mümkün kılıyor.

15 Aralık 2022’de üzerinde anlaşmaya varılan yeni düzenleme, ücret ayrımcılığı mağdurlarının adalete erişimini iyileştirmeyi hedefliyor ve cinsiyeteler arası eşit ücret ilkesinin daha şeffaf ve etkili bir şekilde uygulanmasını öngörüyor.

‣ Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu: Uçurumun kapanması 132 yıl daha alacak, Türkiye sonlarda

Parlamento genel kurulunda 79 ret, 76 çekimser oya karşı 427 oyla kabul edilen kurallara göre, işçilerin ücretlerinin cinsiyetten bağımsız kriterlere dayanması ve cinsiyetten bağımsız iş değerlendirme ve sınıflandırma sistemlerini içermesi gerekiyor.

Mevzuat aynı zamanda iş ilanlarının ve iş unvanlarının toplumsal cinsiyet ayrımı gözetmemesini ve işe alım süreçlerinin ayrımcılığa yer vermeyen bir şekilde yürütülmesini öngörüyor.

cinsiyet

Ücret gizliliğinin sonu

Kurallar, işçilerin ve işçi temsilcilerinin bireysel ve cinsiyete göre ortalama ücret seviyeleri hakkında net ve eksiksiz bilgi alma hakkına sahip olmasını şart koşuyor. Ücret gizliliği yasaklanırken, işçilerin ücretlerini açıklamasını ya da aynı veya başka işçi ücreti kategorileri hakkında bilgi almasını kısıtlayan şartlar da sözleşmelerden çıkarılıyor.

‣ İsviçre’de onbinlerce kadın eşit ücret için sokağa çıktı

Böylece işçiler, kendi iş kategorilerinde ücret konusunda bilgi alma hakkına sahip olacak. Şirketler, işçilerin ücretlerini karşılaştırmalarını kolaylaştıran ve cinsiyetler arası ücret farklarını gösteren bilgileri açıklamak zorunda olacak.

cinsiyet

İşverenlere caydırıcı cezalar geliyor, ispat yükü işverene geçiyor

Mevzuat, cinsiyete dayalı ücret farkı yüzde 5’in üzerinde olan şirketlere yaptırım uygulanacağını öngörüyor.

Ücret raporlaması cinsiyetler arası ücret farkının yüzde 5 veya üzerinde olduğunu gösteriyorsa, işverenlerin işçi temsilcileriyle işbirliği içinde ortak bir ücret değerlendirmesi yapması gerekecek. Üye devletler, kuralları ihlal eden işverenler için para cezaları gibi etkili, orantılı ve caydırıcı cezalar uygulamak zorunda kalacak. Bir ihlal sonucu zarara uğrayan çalışanın tazminat talep etme hakkı olacak.

‣ Princeton, erkeklere kıyasla daha az maaş alan kadınlara 1 milyon dolar ödeyecek

Ayrıca ücretle ilgili konularda ispat yükü işçiden işverene geçiyor. Buna göre, bir işçinin eşit ücret ilkesinin uygulanmadığını hissettiği ve durumu mahkemeye taşıdığı durumlarda ulusal mevzuat, işvereni ayrımcılık yapılmadığını kanıtlamakla yükümlü kılacak.

cinsiyet

Kesişimsel ayrımcılık ilk kez AB mevzuatında

İlk kez, kesişimsel ayrımcılığın yanı sıra, ikili cinsiyeti ve cinsiyet atamalarını reddeden bireylerin hakları da yeni kuralların kapsamına dahil ediliyor.

Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komitesi Üyesi Samira Rafaela şunları söylüyor:

“Önceliğim, işçiler için en kapsayıcı ve etkili ücret şeffaflığı ölçütlerini sağlamaktı. Nihayet, sadece cinsiyetler arası ücret eşitsizliğini gidermek için bağlayıcı ölçütler getirmekle kalmadık, aynı zamanda tüm AB vatandaşları ücret ayrımcılığına karşı güçlendirilmesi, tanınması ve korunması sağlandı. ikili cinsiyeti ve cinsiyet atamalarını reddeden kişiler de erkekler ve kadınlarla aynı bilgi hakkına sahip. Bu yönerge ile Avrupa mevzuatında ilk kez kesişimsel ayrımcılığı tanımladığımız ve bunları cezaları belirlerken ağırlaştırıcı nedenlere dahil ettiğimiz için gururluyum.”

‣ İspanya Başbakanı Sanchez, yeni cinsiyet eşitliği yasasını duyurdu

İstihdam ve Sosyal İşler Komitesi‘nden Kira Marie Peter-Hansen, mevzuatın öngördüğü değişimleri şöyle yorumluyor:

“Bu yasa, AB’de herhangi bir toplumsal cinsiyete dayalı ücret ayrımcılığını kabul etmediğimizi açıkça ortaya koyuyor. Tarihsel olarak kadınların emeği yeterince değer görmedi ve düşük ücret ödendi ve bu yönerge ile eşit değere sahip işlere eşit ücret sağlamak için önemli bir adım atıyoruz. Parlamento kapsamı genişlettiği, sosyal ortakların rolünü güçlendirdiği ve güçlü bireysel ve toplu haklar sağlamayı başardığı için gurur duyuyorum.”

Üç yıl içerisinde yürürlükte olacak

Mevzuat, konsey tarafından resmi olarak onayladıktan sonra AB’nin Resmi Gazetesi’nde yayımlanacak. Yayından 20 gün sonra kararlar yürürlüğe girecek. AB üyesi ülkeler, düzenlemeyi üç yıl içerisinde ulusal yasalarına dahil edecek.

Gazeteci Ruşen Takva’ya HÜDA PAR soruşturması: Dokunulmazlığı şimdiden kazandıkları aşikar

Van’da görev yapan gazeteci Ruşen Takva hakkında, HÜDA PAR’ın (Hür Dava Partisi) Cumhur İttifakı’na katılmasını eleştiren tweeti nedeniyle soruşturma açıldı. Takva, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” iddiasıyla polise ifade verdi.

Ruşen Takva sosyal medya hesabından 11 Mart’ta yaptığı paylaşımda, “Hizbullah’a yakınlığıyla bilinen HÜDAPAR’ın AKP ittifakına katılmasıyla beraber, seçim cephesi iyice belirgin bir hale geldi. Böylece kendi içlerindeki anlaşmazlıkları bir kenara bırakan ırkçı, sağcı ve gericiler tüm güçlerini birleştirerek tek cephede seçime girme kararı aldı” görüşlerine yer verdi. Bu paylaşımının ardından savcılık Takva hakkında soruşturma başlattı.

‣Muhabirlerimiz Metin Yoksu ve Ruşen Takva, ÇGD’den ödüllerini aldı
Kara buzulları neden önemli? Cilo’nun kalbi eriyor
Dersim’in bir yanı ateş diğeri kül çölü

VOA Türkçe’den Mahmut Bozarslan’ın aktardığına göre; Takva “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında savcının talimatıyla emniyete çağrıldı ve ifadesi alındı.

Takva ifadesinde paylaşımı bilgilendirme amaçlı yaptığını söyledi. Gazeteci Takva suç işleme kastının olmadığını söyleyerek, “Paylaşımı ben yaptım. Bu paylaşım bir durum tespitidir, mesleki okumalarımın sonucu kamuoyunu bilgilendirmek amacıyla paylaştığım bir paylaşımdır. ‘Böylece kendi içlerindeki anlaşmazlıkları bir kenara bırakan ırkçı, sağcı ve gericiler tüm güçlerini birleştirerek tek cephede seçime girme kararı aldı’ şeklindeki cümlemde kast ettiğim AKP, MHP ve HÜDA PAR‘dır. Belirttiğim gibi durum tespitidir. Sadece fikrimi paylaştım. Suça kastım yoktur bu sebeple üzerime atılı suçlamaları kabul etmiyorum” şeklinde ifade verdi.

Savcı ifadeyi inceledikten sonra dava açılıp açılmayacağına karar verecek.

Takva hakkında daha önce de yaptığı haberler nedeniyle 10’u aşkın soruşturma açıldı. Üç soruşturması hala devam eden Takva’ya dört dava açıldı. Davalardan üçü beraatle sonuçlanırken, biri Anayasa Mahkemesi’ne taşındı. Takva hakkındaki diğer soruşturmalar ise takipsizlikle sonuçlandı.

‘Dokunulmazlığı şimdiden kazandıkları aşikar’

Ruşen Takva, hakkındaki soruşturmayı “jet soruşturma” olarak nitelendirdi. Cumhur İttifakını eleştirmenin yasaklandığını savunan Takva, şunları söyledi:

“HÜDAPAR’ın Cumhur İttifakı’na katılmasıyla beraber milletvekili veya milletvekilleri kazanacağı muamma ama dokunulmazlığı şimdiden kazandıkları aşikar. Buna göre AKP ve HÜDAPAR’a ‘sağcı’ demekle MHP’ye ‘ırkçı’ demek suçmuş. Oysa söz konusu ittifak da kendi seçmenini bu argümanlarla birleştiriyor ve partilerini öyle tanımlıyor. Anlamadığım da şu oldu; Acaba devrimci olarak mı tanımlanmak istiyorlar? Mesele elbette bu değil, görünen o ki HÜDA PAR’da iktidar ittifakına katılarak ‘makbul Kürt’ pozisyonuna yükseldi ve kesin bir koruma alarak tıpkı Cumhur İttifakı’nın diğer üyeleri gibi onları da eleştirmek yasaklandı.”

Çevreye karşı işlenen suç sayıları 2022’de 57 bin 150’ye ulaştı

Adalet Bakanlığı, 2022 yılına dair Adalet İstatistiklerini yayımladı. İstatistikler, geçtiğimiz yıl ülkedeki suç oranlarında önemli bir artış yaşandığına işaret ediyor.

Kasten öldürme, kasten yaralama, cinsel saldırı, çocuklara yönelik cinsel istismar, hırsızlık, yağma, dolandırıcılık, uyuşturucu ve sahtecilik suçlarına göre açılan dava sayısı 2022’de önceki yıla göre artış gösterirken, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, dosya sayısında azalma görülen tek suç türü oldu.

Dosya açılış oranlarındaki en yüksek artış, yüzde 41 ile dolandırıcılık suçunda görülürken, bunu yüzde 33 ile çocukların cinsel istismarı ve yüzde 30 ile hırsızlık takip etti.

Bunu yüzde 25 artışla uyuşturucu, yüzde 23 ile yağma, yüzde 17 ile kasten öldürme, yüzde 11 ile kasten yaralama, yüzde 6 ile sahtecilik ve yüzde 4 ile cinsel saldırı izledi.

Suç işlemek amacıyla örgüt kurmaya ilişkin açılan dosyalarda ise 2021’e oranla yüzde 32’lik düşüş yaşandı.

suç

‣ BM’den tarihi adım: Doğaya karşı işlenen suçlar, insan ve silah kaçakçılığıyla aynı kapsamda
‣ Ekokırım Uluslararası Konferansı: Ekokırım yasa tasarısı, aktivizm ve hukuki mücadele

Çevreye karşı suçlar nedeniyle 24 bin’den fazla dosya açıldı

Geçtiğimiz yıl çevreye karşı suçlar kapsamında toplam 46 bin 130 dosya bulunurken, bunlardan 24 bin 340’ı geçtiğimiz yıl açıldı. 19 bin 819’u ise önceki yıldan devretti. Ayrıca bin 971 dosya ise Yargıtay‘dan bozularak geldi.

Toplamda 51 bin 743 kişi çevreye karşı suç işlemekten suçlanırken, bunların 25 bin 635’i yıl içerisinde mahkemeye verildi. 23 bin 830 kişi 2021’den devreden dosyalar nedeniyle sanık konumunu sürdürdü. Toplam 2 bin 278 kişi ise Yargıtay’dan bozularak gelen dosyaların sanıklarıydı.

Geçen yıl, çevreye karşı suçlar kapsamında ceza mahkemelerine gelen toplam suç sayısı 57 bin 150’ye ulaştı. Bu suçlardan 28 bin 9’u 2022 yılında mahkemeye taşınırken, önceki yıldan 26 bin 520 suç devretti. Bin 971 suç ise Yargıtay’dan bozularak geldi.