Ana Sayfa Blog Sayfa 535

‘Nesiller boyunca hava, iklim ve suyun’ ve ‘ormanların’ geleceği

Her yıl Mart ayının üçüncü haftasında, sırasıyla Dünya Orman (21 Mart), Dünya Su (22 Mart) ve Dünya Meteoroloji (23 Mart) günleri başta Birleşmiş Milletler (BM), ülkelerdeki ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşlar ile bu konularda çalışan, uzmanlaşan demokratik kütle örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarınca (STKlar) kutlanmaktadır.

İklim değişikliğinin bir sonucu olarak yeryüzünün pek çok yerinde hava, iklim ve su aşırılıkları daha sık ve yoğun hale geliyor.

Çoğumuz, nüfus artışı, kentleşme, çevresel bozulma ve iklim değişikliğinin bir sonucu olarak gelişen, birbiriyle ilişkili birden çok tehlikeye her zamankinden daha fazla maruz kalıyoruz, daha fazla etkileniyoruz. İşte bu ve başka pek çok bağlantılı konu nedeniyle, bu yılın “Nesiller Boyunca Hava, İklim ve Suyun Geleceği” başlıklı Dünya Meteoroloji Günü konusunu çok yerinde, zamanında ve anlamlı buluyorum.

Bu kapsamda, bu haftaki makalemin ana amacı, “Nesiller Boyunca Hava, İklim ve Suyun Geleceği” ana başlığının bazı öğelerini, 2023 Uluslararası Ormanlar Günü’nün “Ormanlar ve Sağlık” ve 2023 Dünya Su Günü’nün “Değişimi Hızlandırmak” olarak belirlenen temalarını da dikkate alarak, geniş açılı (çok disiplinli ve disiplinler arası) bir yaklaşımla çok kısaca değerlendirmektir.

Şekil 1: Ilgaz Dağı; nemli ılıman paleoboreal dağ ve orman ekosisteminde, yamaç altından buzul çevresi (periglasiyal) koşulların egemen olduğu doruklara doğru ekolojik biyocoğrafya özelliklerinin (örneğin, jeomorfolojinin, iklim ve bitki örtüsünün vb.) değişimi. Foto: M. Türkeş, 20 Ağustos 2019, Ilgaz Dağı.

Sağlıklı bir toplum için sağlıklı ormanlar!

2023 Uluslararası Ormanlar Günü’nün teması “Ormanlar ve Sağlık” olarak belirlenmiş. Ormanlar bize sağlığımız için çok şey veriyor. Yağışı beslerler, suyu arındırır ve tutarlar, havayı temizlerler, iklim değişikliğiyle savaşmak için karbonu tutarlar, yiyecek ve hayat kurtaran ilaçlar sağlarlar ve refahımızı artırırlar. İnsan toplumlarının yanı sıra milyarlarca canlıya milyonlarca yıldan beri ev sahipliği yaparlar (Şekil 1). Ancak, bir bardak su içtiğimizde, bir deftere yazı yazdığımızda, bir kırmızı meyve çayı içtiğimizde, ateşlenip ilaç aldığımızda ya da bir ev yaptığımızda, her zaman ormanlarla bağlantı kuramıyoruz. Yine de hayatımızın bu ve diğer pek çok yönü şu ya da bu şekilde ormanlarla bağlantılıdır.

Orman ekosistemlerinin ve barındırdığı yaşam ortamlarının, yaşam birliklerinin ve biyoçeşitliliğin korunması, bozulan ya da tahrip edilmiş olan ormanların restorasyonu yoluyla çok disiplinli ve demokratik katılımcı bilimsel bir ekosistem yaklaşımıyla sürdürülebilir yönetimi, iklim değişikliği, kuraklık ve çölleşmeyle savaşıma ve şimdiki ve gelecek nesillerin ilerlemesine ve esenliğine katkıda bulunmanın anahtarıdır. Ormanlar ayrıca yoksulluğun azaltılmasında ve Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA’lar) ulaşılmasında yaşamsal önemde bir rol oynamaktadır.

Yine de tüm bu paha biçilmez coğrafi, ekolojik, ekonomik, sosyal ve sağlık yararlarına karşın, ormanlar, hastalık ve zararlılar, sıcak hava dalgaları, kuraklıklar, yangınlar ve benzeri görülmemiş ormansızlaşma nedeniyle Türkiye’de ve Dünya’nın çoğu tropikal ve subtropikal coğrafi-iklim kuşaklarında yer alan, özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerinde tehlike altındadır.

Şekil 2: Türkiye’de başta MGM gelmek üzere, artık neredeyse hiçbir kurumda görme olanağını bulamayacağınız, WMO ve bilimin kurallarına tümüyle uygun örnek bir geleneksel Klimatoloji (önde) ve Tarımsal Meteoroloji (arkada) tarla deneme-araştırma istasyonu (geleneksel gözlemleri karşılaştırabilmek için Klimatolojik Gözlem Parkı’nın ortasında ayrıca basit bir OHGİ da çalıştırılmakta). NOT: Geleneksel gözlemlerin önemi ve nasıl yapılması gerektiğine ilişkin bilimsel görüş ve deneyimlerimi Klimatoloji ve Meteoroloji kitaplarımda bulabilirsiniz. Foto: Murat Türkeş, 13 Şubat 2019, CIAT, Cali, Kolombiya.

Değişimi hızlandırmak’ bize neyi anlatıyor?

Birbirine sıkı sıkıya bağlı birçok sistem ve alt sistemden oluşan bir gezegende, yani Yerküre’de yaşıyoruz.  Küresel sistem ya da ana bileşenler olarak düşündüğümüzde, tek bir atmosfere, tek bir okyanusa ve tek bir iklime sahip tek bir Dünya’yı yani Yerküre’yi paylaşıyoruz. Bu yüzden, öncelikle “Değişimi Hızlandırmak” temalı 2023 Dünya Su Günü’nün, genel olarak su ve sanitasyon krizini çözmek için değişimi hızlandırmakla ilgili olduğunu söylemek gerekiyor. Su döngüsü (hidrolojik döngü) boyunca ortaya çıkan işlev bozukluklarının, insan kaynaklı iklim değişikliği ve küresel ısınmanın da doğrudan ve dolaylı katkılarıyla, sağlıktan açlığa, toplumsal cinsiyet eşitliğinden istihdama, eğitimden sanayiye ve afetlerden barışa ve gıda güvenliğine kadar tüm önemli küresel konulardaki ilerlemeyi baltalıyor.

Nesiller boyunca hava, iklim ve suyun geleceği’ nasıl algılanmalı?

Hava durumumuz, iklimimiz ve su döngüsü hiçbir ulusal ya da politik sınır tanımıyor. Bu konularda ciddi ve sürekli bir uluslararası işbirliği bir zorunluluktur. Bu felsefe, Uluslararası Meteoroloji Örgütü’nün 1873’teki kuruluşundan beri dünya meteoroloji topluluğunun çalışmalarını yönlendirmiştir ve bilimi şimdiki ve gelecek nesiller için toplum hizmetlerine dönüştürürken bize rehberlik etmeyi sürdürecektir.

Ne yazık ki, İnsan kaynaklı iklim değişikliği, -arka plandaki doğal iklim değişikliğine ve iklimin kendi doğal değişkenliğine ek olarak-, Yerküre’nin havasını, iklimini ve suyunu da değiştiriyor.

2023 Dünya Meteoroloji Günü, Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO) 150. yıldönümünde gerçekleşiyor. 19. yüzyılın sonlarındaki telgraflar ve basit tahminlerden süper bilgisayarlara ve uzay teknolojisine kadar geçmiş başarıları, mevcut ilerlemeyi ve gelecekteki potansiyeli vurgular.

Geçen bu süre boyunca, Ulusal Meteoroloji, Klimatoloji ve Hidroloji ya da Hidrometeoroloji kurum ve kuruluşları ya da hizmetleri, bugün olağan gördüğümüz hava durumu tahminlerinin ve şiddetli hava öngörülerinin temelini oluşturan gözlemsel bilgi ve verileri toplamak ve standart hale getirmek için gece gündüz çalıştı (Şekil 2). Bu kapsamda, Dünya Meteoroloji Örgütü, veri alışverişinin tarihi, bilimsel vizyonun, teknolojik gelişimin ve hepsinden önemlisi topluma hizmet eden benzersiz bir işbirliği sisteminin dikkate değer bir hikâyesidir. Yıldönümü aynı zamanda değişen iklimimizin bir hatırlatıcısı olarak da hizmet ediyor. Dünya Meteoroloji Örgütü’nün selefi olan Uluslararası Meteoroloji Örgütü, 1873 yılında endüstriyel ve insan etkinliklerinden kaynaklanan kirliliğin başladığı bir dönemde kurulmuştur.

Karbondioksit (CO2) ve metan (CH4) gibi küresel ısınma potansiyelleri yüksek olan (ışınımsal olarak etkin) sera gazlarının atmosferdeki birikimleri, sanayi devriminden bu yana başta fosil yakıtlarının yakılması, kentleşme, “arazi kullanımı, arazi kullanımı değişikliği ve ormansızlaşma” (AKAKDO), sanayi süreçleri vb. gibi çeşitli insan etkinlikleri yoluyla atmosfere yapılan salımlarla artmaktadır. Atmosferdeki birikimleri hala artmakta olan insan kaynaklı CO2 ve CH4 gibi sera gazlarının, Yer-Atmosfer sisteminin ısınmasını ve yaşanabilir bir yaşam küresinin (biyosfer) oluşmasını sağlayan doğal sera etkisini kuvvetlendirmesinin ve yeryüzünün fiziki coğrafyasının değiştirilmesinin (ormansızlaşma, madencilik, çok geniş beton ve asfalt yüzeyler, vb.) bir sonucu olarak, ortalama küresel yüzey sıcaklığı bugün 150 yıl öncesine göre 1.1°C’den daha fazla yüksektir. Havamız daha aşırı, okyanusumuz daha sıcak ve daha asitlidir; deniz seviyeleri yükseldi ve buzullar ve buzlar eriyor. Değişim hızı giderek artıyor.

Bu nedenle, insan kaynaklı sera gazı salımlarını azaltmak ve gelecek nesillerin gezegenimizde hem hayatta kalmasını hem de sürdürülebilir bir gelişmeye ve sosyal ilerlemeye ulaşmasını sağlamak için şimdi acil bir “İklim eylemine” gereksinimiz var. İyi haber şu ki, hızlı bilimsel ve teknolojik gelişmeler, hava tahminlerinin ve hayat kurtaran erken uyarıların doğruluğunu büyük ölçüde artırdı. Büyük veriler, daha önce hiç olmadığı kadar geniş bir topluluk arasında daha özgürce değiş tokuş ediliyor ve Makine Öğrenimi ve Yapay Zekâ gibi yeni araçlar var. Ayrıca, karar vermeyi desteklemek için küresel iklimi izlemek, simüle etmek ve kestirmek için önemli ilerlemeler kaydedildi.

Öte yandan, daha fazlasına gereksinimimiz olduğu da ivedi bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor!

İklimle ilgili afetlerde bir artış, risk bilgilerine erişimi iyileştirmeye ve çoklu tehlike erken uyarı sistemlerini geliştirmeye yönelik yatırımlar yoluyla özellikle hava, su ve iklimle ilgili risklerin azaltılmasını da içermek üzere, uyum (adaptasyon) yatırımının yaygınlaştırılmasının ve yetersiz-eksik, yanlış-kötü, olumsuz sonuçlar üreten yanlış uyumun (maladaptasyon) azaltılmasının gerekli olduğunu göstermektedir.

Sonuç olarak hava, iklim ve su döngümüz gelecekte bugünkünden ve yakın geçmiştekinden farklı olacak. Hava durumu, öngörü ve uyarıları, klimatolojik, meteorolojik ve hidrolojik hizmetler, ilgili zorlukların üstesinden gelmemize ve fırsatları değerlendirmemize yardımcı olacaktır.

Bu noktada, Başta Meteoroloji Genel Müdürlüğü, AFAD, Devlet Su İşleri, Su Yönetimi Genel Müdürlüğü, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın ilgili genel müdürlükleri gelmek üzere, Türkiye’de klimatolojik, meteorolojik ve hidrolojik hizmetlerin ve iklim değişikliği çalışmalarının sürdürüldüğü ulusal kurum ve kuruluşlarda, coğrafyacı ve fiziki coğrafyacıları (coğrafyacı, klimatolog – iklim bilimci ve iklim değişikliği uzmanı, hidroklimatolog, jeomorfolog, biyocoğrafyacı, vb. olarak) da içeren çok disiplinli bir teknik kadro ve uzmanlığın da yaşamsal olduğunu bir kez daha vurgulamak isterim.

Araştırma: Milyonerler 2050’ye kadar dünyanın karbon bütçesinin üçte ikisini tüketecek

Küresel ısınmanın 1,5°C ile sınırlandırılabilmesi için dünyanın küresel karbon bütçesi hızla daralıyor. Yeni bir çalışma ise, yalnızca milyonerlerin yol açtığı emisyonların bu bütçenin yüzde 72’sini 2050’den önce tüketeceğini gösteriyor.

Cleaner Production Letters dergisinde yayımlanan bir araştırmayı yürüten bilim insanları, “En zenginlerin enerji tüketimindeki hızlanmanın, sistemin karbondan arındırılması kapasitesini aşması muhtemel. Bu nedenle, toplumun en üst kesimi tarafından yapılan emisyonlardaki sürekli artış, düşük karbonlu bir geçişi daha az mümkün hale getiriyor” uyarısında bulunuyor.

‘Yaşanabilir bir gelecek’ için acil emisyon kesintileri gerektirdiği konusunda uyarıda bulunan en son Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) raporuyla aynı günlerde yayımlanan araştırmanın yazarlarından Aditi Mukherji, “küresel yoksulların” küresel ısınmanın sonuçlarından orantısız bir şekilde etkilendiği konusunda uyarıyor:

“İklim değişikliğine en az katkıda bulunanlar orantısız bir şekilde etkilendiği için iklim adaleti kritik önem taşıyor.”

‣ IPCC Raporu: Mevcut planlar insanlığı tehlikeli bir geleceğe götürüyor, ısınmanın 2 dereceyle sınırlanması zor
‣ Guterres: İklim alanında kaybedecek bir dakikamız bile kalmadı
Fotoğraf: Chris Ratcliffe / Bloomberg

Karbon bütçesi nedir?

Global Carbon Project, dünyanın karbon bütçesinde 380 milyar ton CO2 kaldığını belirtiyor.

Bu, 1,5 derecelik kritik eşiğin aşılmaması için atmosfere salabileceğimiz karbondioksit miktarı anlamına geliyor ve bu ısınmadan kaçınmak için insanlığın hala yüzde 50 şansı bulunuyor.

‣ Milyarderler, ortalama bir insandan bir milyon kat daha fazla sera gazından sorumlu

Küresel sera gazı emisyonları yalnızca 2022 yılında 58 milyar tona ulaştı. Ancak karbon bütçesinin dokuz yıl içinde tüketileceği ve bu noktadan sonra emisyonların artmaya devam edeceği tahmin ediliyor.

Fotoğraf: Lee Smith / Reuters

Milyonerler iklim bütçesini nasıl tüketecek?

Şu anda milyonerler dünya nüfusunun yüzde 0,7’sini oluşturuyor. Zengin insanlardaki emisyon artışının iklim üzerinde endişe verici sonuçları olacaktır.

‣ Sera gazı emisyonlarının büyük çoğunluğundan zenginler sorumlu

2050’ye ulaşıldığında, milyonerlerin kişi başı karbon emisyonları yılda yaklaşık 45 tona, kümülatif olarak ise yaklaşık 14,3 gigatona ulaşacak. Bu emisyon toplamı 30 yıl içerisinde 286 gigaton civarında olacak.

Bu, kalan iklim bütçemizin yüzde 72’sine tekabül ediyor ve diğer emisyon kaynaklarıyla birlikte tüm karbon bütçesinin 2031 yılına kadar kullanılacağı anlamına geliyor.

Fotoğraf: Yale Üniversitesi

Zenginlerin karbon emisyonları nasıl sınırlandırılabilir?

Rapor, “çok zengin” kişilerle mücadele etmenin karmaşık bir girişim olacağı sonucuna varıyor. Ancak küresel ısınma yoğunlaştıkça, bu ahlaki ve pratik bir zorunluluk haline geliyor.

İnsanlar bireysel ölçekte iklim değişikliğine çok fazla katkıda bulunmasa da, küresel karbon yayıcıların ilk yüzde 10’u, tüm sera gazı emisyonlarının neredeyse yarısını üretiyor.

‣ Türkiye’de en zengin yüzde 10’luk kesim en yoksul yüzde 50’ye göre yüzde yedi daha fazla karbon salıyor

Bill Gates ve Elon Musk gibi varlıklı kişiler üzerindeki özel jetlerinden vazgeçerek emisyonlarını azaltmalarına yönelik baskı giderek artıyor.

Ancak rapor, “emisyonlar için kademeli vergiler” uygulanması gibi sistemli bir yaklaşım uygulanması gerektiğini belirtiyor.

Fransa’da emeklilik reformu protestolarında Bordeaux belediye binası ateşe verildi

Fransa’da emeklilik yaşının 62’den 64’e çıkarılmasına yönelik kanun teklifinin kabul edilmesine tepki gösteren milyonlarca kişinin ülke çapında protestoları sürüyor.

Çoğunlukla barışçıl devam eden gösterilere rağmen dün (23 Mart) Bordeaux ilindeki protestocular kentin belediye binasını ateşe verdi. Olayın görüntülerinde, belediye binasının ön kapısının alev aldığı görüldü.

Başbakan Élisabeth Borne, sosyal medya platformu Twitter‘dan yaptığı açıklamada, “Gösteriler düzenleyerek şikayetlerini duyurmak bir haktır. Ama bugün şahit olduğumuz şiddet ve yıkım kabul edilemez” ifadelerini kullandı.

‣ Fransızları sokağa döken emeklilik yasasına Senato onayı: Yeni grevler bekleniyor

The Guardian‘dan Kim Willsher‘ın aktardığına göre, sendikalar ülke genelinde 3,5 milyon kişinin gösterilere katılmak üzere sokaklara çıktığını iddia ederken, yetkililer rakamın çok daha düşük olduğunu ifade ederek yaklaşık 1,1 milyon gösterici bulunduğunu öne sürdü.

Sendika liderlerine göre, Paris’te 800 bin kişi, hükümetin hararetle tartışılan değişikliği geri çekmesini talep etmek için yürüyüşlere katıldığını belirtti, polis kaynakları ise Paris’te gösteriye katılanların sayısının 119 bin olduğunu söyledi.

Ancak ulusal eylem günü şiddet ve vandalizm salgınlarıyla gölgelendi. Güneybatıdaki Bordeaux kentinde belediye binasının ön kapısı ateşe verilirken, Paris’te polis ve protestocu grupları gece geç saatlere kadar çatıştı.

‣ Fransa’da emeklilik reformuna karşı düzenlenen protestolarda 500’den fazla kişi tutuklandı

Başkentte, Fransız toplumunun genç, yaşlı, profesyonel, işsiz geniş bir kesiminden oluşan resmi gösteri, öğleden sonra Place de la Bastille‘den yola çıktı ve Paris merkezinin kuzey kesiminden geçen ana yol olan Grands Boulevards’tan geçerek Place de l’Opéra‘ya doğru ilerledi.

Marsilya, Lyon, Besançon, Rennes ve Arles ile diğer Fransız kasaba ve şehirlerinde de büyük protestolar düzenlendi.

Kral Charles’ın Paris ziyareti askıya alındı

Birleşik Krallık’ta tahta çıkan Kral Charles’ın ilk yurt dışı gezisi için gitmeyi planladığı Paris ziyareti kentte devam etmekte olan protestolar nedeniyle ertelendi.

Devlet ziyaretinin ertelendiği, Elysee Sarayı’ndan yapılan bir açıklama ile doğrulandı. ziyaretin ertelenmesi kararının Fransız ve İngiliz hükümetleri tarafından, Fransa’daki kitlesel protestoların ardından Emmanuel Macron ve Charles arasında yapılan telefon görüşmesiyle alındığı duyuruldu.

Ne olmuştu?

Cumhurbaşkanı Macron’un hükümeti geçtiğimiz perşembe günü oylamayı önleyen bir anayasal tedbir kullanarak emeklilik değişikliklerini parlamentodan geçirmişti. Ancak kanun teklifini protesto eden rekor sayıda işçi, haftalar öncesinden sokaklara dökülmüştü.

‣ Emeklilik reformu Fransızları kızdırdı, genel grev başladı

Pazartesi günü, Macron yönetimi Ulusal Meclis’te güven oyuna sunulan kanun teklifini dokuz oyla farkla onaylamıştı. Ancak yasanın kabul edilme şekli halkın öfkesini alevlendirmişti.

Macron’un çarşamba günü katıldığı bir televizyon programında protestoların “meşru” olduğunu ancak yasada bir U dönüşüne yol açmayacağını söylemesinin üzerine, çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu protestocular harekete geçtiklerini söylemişti.

Program sırasında Macron, muhalefetin parlamentonun feshedilmesi, merkezci hükümette değişiklik yapılması ve başbakan Élisabeth Borne’un istifa etmesi taleplerini reddetmişti. Cumhurbaşkanı Macron, tek pişmanlığının “insanları bu reformun gerekliliğine ikna edememiş olmak” olduğunu söylemişti.

Ertesi gün, polis Fransa genelinde 200’den fazla protesto düzenleneceği bilgisini alarak büyük bir kitlesel eylem için hazırlık yapmıştı. Paris’te sabahın erken saatlerinde bankalar ve işyerleri kapatılmış ve yollara kamyonetler dolusu polis ve jandarma yerleştirilmişti.

‣ Avrupa’da ‘sıcak’ mart: Almanya’da dönüşüm, Fransa’da emeklilik grevleri

Perşembe akşamı, İçişleri Bakanı Gérald Darmanin, perşembe günü Paris’te tutuklanan 103 kişinin çoğunluğunun “çoğunlukla genç” olduğunu ve “ultra sol” grupların bilinen üyeleri olduğunu söylemişti. Yetkililer, 120’den fazla polis memuru ve jandarmanın yaralandığını belirtirken, yaralanan protestocuların sayısına dair açıklama yapılmamıştı.

Yaygınlaşan grevler ve protestolar, yollarda büyük ulaşım kesintilerine ve uçuş iptallerine yol açtı. Paris, Rouen, Marsilya ve Toulouse dahil olmak üzere Fransa genelinde okullar ve yüksek öğretim kurumları kapatıldı.

Yeniden Refah Partisi Cumhur İttifakı’na katıldı

AKP Genel Başkanlığı’ndan Yeniden Refah Partisi Genel Merkezi’ne yapılan ziyaretin ardından Yeniden Refah Partisi’nin Cumhur İttifakı’na katıldığı belirtildi.

Parti temsilcileri, ittifak protokülünü teslim etmek üzere Yüksek Seçim Kurulu‘na götürdü.

Fatih Erbakan: Seçime müstakil olarak gireceğiz …
LGBTİ+ dernekleri Yeniden Refah’ın kapatma talebine tepkili
Onur Yürüyüşü’nü yasaklama kararını bizzat arayarak bildirdiler

Hür Dava Partisi (HÜDA PAR) de Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu da 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde Cumhur İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Recep Tayyip Erdoğan‘ı destekleyeceklerini açıkladı.

Bakan Yanık’tan ‘Tartışmaya açılması dahi kabul edilemez’ yanıtı
AKP’nin yolu çıkmaz sokaklar
EŞİK’ten deprem raporu: Bilime kulak asmamak, kar ve rant hırsı, ayrımcılık öldürdü 

AKP Genel Başkanvekillerinin geçtiğimiz hafta Yeniden Refah Partisi’ne yönelik ziyaretlerinin ardından ittifaka katılım için 30 maddelik teklif gündeme gelmişti. Yeniden Refah’ın 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un kaldırılması talebinin AKP tarafından kabul edildiği iddia edilmişti.

‣ Kadın mücadelesinden çıkan bir başyapıt: İstanbul Sözleşmesi çok yaşasın!
‣ İstanbul Sözleşmesi davası görüldü, savcı fesih kararının iptalini istedi

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Derya Yanık ile AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin bu açıklamalara tepki göstermiş; Zengin e 6284’ün kırmızı çizgileri olduğu açıklamasının ardından tehditler aldığını, yalnız bırakıldığını söylemişti. Sonrasında iktidar kanadından yapılan açıklamalarda bu iddia yalanlanmıştı.

Yeniden Refah Partisi Genel BaşkanıFatih Erbakan, AKP’den gelen Cumhur İttifakı’na katılım teklifini kabul etmediklerini açıklamıştı. Fatih Erbakan Cumhur İttifakı’nı desteklemeyeceklerini açıklar açıklamaz TRT yayını kesmişti.

Yeniden Refah’ın istemediği 6284 sayılı kanun hakkında

6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair KanunTürkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 8 Mart 2012’de kabul edilmiş ve 20 Mart 2012’de Resmî Gazete‘de yayımlanarak yürürlüğe girmişti. Kanunun yasalaşma süreci özellikle Türkiye‘deki kadın hareketinin mücadelesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin Türkiye aleyhine verdiği kararların sonucunda hızlanmıştı.

Kanun, şiddet gören ya da bu yönde bir tehdit altında bulunan kadın, çocuk, aile bireyi ve tek taraflı ısrarlı takip mağdurlarının korunması ve bu kişileri hedef alan şiddetin önlenmesi için alınacak önlemleri düzenlemeyi amaçlıyor. Kanun fiziksel şiddetin yanı sıra, ekonomik, psikolojik, cinsel şiddet gibi farklı şiddet türlerini de kapsıyor.

Kanun kapsamında yapılan iyileştirmeler arasında şunlar yer alıyor:

  • Kanunun evli olmayan bireyleri de korumaya açık olması,
  • Şiddet uygulayan kişi tanımının şiddet olarak tanımlanan tutum ve davranışları uygulayan veya uygulama tehlikesi bulunan kişileri şiddet uygulayan kişiler olarak genişletilmesi;
  • Fiziksel şiddetin yanı sıra kişiye cinsel, psikolojik veya ekonomik açıdan zarar veren, fiziksel, cinsel, psikolojik, sözlü veya ekonomik her türlü tutum ve davranışların da şiddet kapsamına dahil edilmesi,
  • Delil ve belge aranmadan gerekli önlemlerin derhal alınabilmesinin mümkün hale getirilmesi,
  • Tedbir kararına aykırılık durumları için zorlama hapsi getirilmesi,
  • Şiddet Önleme ve İzleme Merkezlerinin (ŞÖNİM) kurulması.
‣ 6284 Sayılı Kanun, Kadına Yönelik Şiddeti önlemeye yeterli mi?

Koruyucu tedbir kararları

Koruyucu tedbirler arasında polissavcılık ve valilik tarafından alınabilecek koruyucu tedbirler bulunuyor.

Polis tarafından alınabilecek tedbirler arasında,

  • Şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadına ve beraberindeki çocuklara sığınak gibi uygun barınma yerinin sağlanması,
  • Geçici maddi yardım yapılması,
  • Psikolojik, mesleki, hukuki ve sosyal bakımdan rehberlik ve danışmanlık hizmeti verilmesi,
  • Varsa çocuklar için kreş imkânı sağlanması gibi uygulamalar yer alıyor.

Diğer yandan hakim tarafından alınabilecek koruyucu tedbirler arasında ise

  • Şiddete uğrayan veya uğrama tehlikesi bulunan kadının iş yerinin değiştirilmesi,
  • Evli olması halinde müşterek yerleşim yerinden ayrı yerleşim yeri belirlenmesi,
  • Kadına şiddet uygulayan kişiyle evli olması halinde tapu kütüğüne aile konutu şerhi konulması,
  • Tanık Koruma Kanunu hükümlerine göre kimlik ve ilgili diğer bilgi ve belgelerinin değiştirilmesi yer alıyor.

Önleyici tedbir kararları

Önleyici tedbirler arasında ise şunlar yer alıyor:

  • Şiddet uygulayan kişinin şiddet tehdidi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmaması,
  • Müşterek konuttan veya bulunduğu yerden derhâl uzaklaştırılması ve müşterek konutun korunan kişiye tahsis edilmesi,
  • Korunan kişilere, bu kişilerin bulundukları konuta, okula ve işyerine yaklaşmaması;
  • Hakkında çocuklarla ilgili daha önce verilmiş bir kişisel ilişki kurma kararı varsa, kişisel ilişkinin refakatçi eşliğinde yapılması, kişisel ilişkinin sınırlanması ya da tümüyle kaldırılması;
  • Korunan kişinin, şiddete uğramamış olsa bile yakınlarına, tanıklarına ve kişisel ilişki kurulmasına ilişkin hâller saklı kalmak üzere çocuklarına yaklaşmaması;
  • Korunan kişinin şahsi eşyalarına ve ev eşyalarına zarar vermemesi,
  • Korunan kişiyi iletişim araçlarıyla veya sair surette rahatsız etmemesi,
  • Bulundurulması veya taşınmasına kanunen izin verilen silahlarını kolluğa teslim etmesi,
  • Silah taşıması zorunlu olan bir kamu görevi ifa etse bile bu görevi nedeniyle zimmetinde bulunan silahı kurumuna teslim etmesi;
  • Korunan kişilerin bulundukları yerlerde alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmaması ya da bu maddelerin etkisinde iken korunan kişilere ve bunların bulundukları yerlere yaklaşmaması,
  • Bağımlılığının olması hâlinde, hastaneye yatmak dâhil, muayene ve tedavisinin sağlanması, bir sağlık kuruluşuna muayene veya tedavi için başvurması ve tedavisinin sağlanması;
  • Çocuklarıyla ilgili velayet, kayyım, nafaka ve kişisel ilişki kurulmasına dair karar verilmesi;
  • Korunan kişi ve çocukları için tedbir nafakasına hükmedilmesi.

 

Onur Yürüyüşü’nde işkenceyle gözaltına alınan muhabir Kılıç’a ‘görevi yaptırmamak için direnmek’ ve ‘hakaret’ davası

19. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü takip ettiği sırada işkence ile gözaltına alınan Agence France-Presse (AFP) foto muhabiri Bülent Kılıç hakkında “görevi yaptırmamak için direnmek” ve “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” suçlamalarıyla dava açıldı.

AFP foto muhabiri Bülent Kılıç, 26 Haziran 2021 tarihinde yapılmak istenen 19. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü’nü takip ettiği sırada Beyoğlu Mis Sokak’ta ters kelepçelenerek ve boğazına basılarak gözaltına alınmıştı.

Meslek örgütlerinden ortak açıklama: Basının nefesini kesemezsiniz
Gazeteciler eylemde: Nefesi kesilen sadece gazeteciler değil, halkın haber alma hakkı
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 149’uncu sırada 
Gazeteci Bülent Kılıç 2021 Onur Yürüyüşü’nü izlerken gözaltına alınıyor, Kılıç sert müdahaleye karşı şunları söylemişti: Nefes alamıyorum
Fotoğraf: Hacı Bişkin / Gazete Duvar

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA) Hukuk Birimi avukatları, kimliği tespit edilen iki polis memuru hakkında 4 Ağustos 2021 tarihinde “mala zarar vermek” ve “zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle basit yaralama” yönünden suç duyurusunda bulunmuştu.

MLSA’nın aktardığına göre; hakkında suç duyurusu yapılan polislerin 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nda tanımlanan zor kullanma yetkilerini aşmadığına kanaat getiren savcı Aysel Daşkıran, polis memurlarının Kılıç’ın kamerasını bilerek yere attığına ve üzerlerine atılı “mala zarar vermek” suçunu kasten işlediklerine dair “her türlü şüpheden uzak, kesin, yeterli, hukuki ve inandırıcı bir delil elde edilemediği”ni belirterek şüphelilerin üzerine atılı suçların unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle 16 Mart 2023 tarihinde takipsizlik kararı verdi.

https://twitter.com/khandabani/status/1408765294550659074?ref_src=twsrc%5Etfw%7Ctwcamp%5Etweetembed%7Ctwterm%5E1408765294550659074%7Ctwgr%5Efe45657c1d366e06a8cb276bf0f5c8f683970f5f%7Ctwcon%5Es1_c10&ref_url=https%3A%2F%2Fyesilgazete.org%2Fmeslek-orgutlerinden-ortak-aciklama-basinin-nefesini-kesemezsiniz%2F

Aynı gün Bülent Kılıç hakkında iddianame hazırlayan savcı Daşkıran, MLSA avukatlarının hakkında suç duyurusunda bulunduğu Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü’nde görevli iki polisin ifadelerine dayanarak gazeteci Kılıç’a “görevi yaptırmamak için direnmek” ve “kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret” suçlamalarını yöneltti.

İstanbul 8. İdare Mahkemesi’nin Kılıç’a müdahale eden polislerin “orantısız güç kullandığına” hükmettiği 8 Aralık 2022 tarihli kararını dikkate almayan iddianame savcısı, Kılıç’ın “elinde bulunan kamerayla vurmaya çalışarak” polislerin görevini yapmasını engellediğini ve polislere “zincirleme şekilde hakaret ettiği”ni iddia ederek gazetecinin cezalandırılmasını talep etti.

İddianameyi kabul eden İstanbul 19. Asliye Ceza Mahkemesi, henüz duruşma tarihi vermedi. Kılıç’ın yargılanmasına gelecek aylarda başlanması bekleniyor.

Prof. Türkeş: Kentlerimiz hem depreme, hem iklime direngen inşa edilmeli

Her yıl 23 Mart’ta kutlanan Dünya Meteoroloji Günü bu yıl “Nesiller boyunca havanın, iklimin ve suyun geleceği” temasıyla gündemde. Gün, Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (DMÖ) 1950 yılındaki kuruluş yıldönümü nedeniyle önem kazanarak her yıl meteoroloji biliminin ve bulgularının önemine dikkat çekilmesini hedefliyor.

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (İklimBU) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, iklim değişikliği nedeniyle etkileri şiddetlenen meteorolojik afetleri ve bu afetlere dirençli kentlerin oluşturulmasının önemini Yeşil Gazete’ye değerlendiriyor.

Hava, iklim ve suyun ulusal ve politik sınırları tanımadığını ve gelecek nesiller için bu unsurları korumak adına birlikte eyleme geçilmesi gerektiğini hatırlatan tema, uluslararası düzeyde ortak adımlar atılması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor.

DMÖ’nün 2021 yılına ait verileri, 1970-2019 yılları arasında, ortalama olarak her gün hava, iklim veya suyla ilgili bir felaket meydana geldiğini gösteriyor. Bu felaketler nedeniyle her gün ortalama 115 kişinin hayatını kaybederken günde 202 milyon dolar (3,8 milyar TL) değerinde kayıp yaşanıyor.

‣ Araştırma: İklim değiştikçe sel ve kuraklıklar daha sık olacak, daha uzun sürecek

İklim değişikliği ve aşırı hava koşulları nedeniyle son 50 yılda kaydedilen afet sayısı beş kat artış gösterdi. Öte yandan gelişmiş erken uyarılar ve afet yönetimi sayesinde can kaybı sayıları neredeyse üç kat azaldı.

Küresel verilere bakıldığında 1970-2019 döneminde, 11 binden fazla iklim değişikliği ve aşırı hava koşullarına atfedilen felaket meydana geldi. Bu felaketlerde 2 milyonu aşkın kişi hayatını kaybetti ve 3,64 trilyon dolar (69,4 trilyon TL) kayıp meydana geldi.

1970’den 2019’a kadar hava, iklim ve su kaynaklı afetler, tüm afetlerin yüzde 50’sine tekabül ederken, bildirilen tüm ölümlerin yüzde 45’inden ve bildirilen tüm ekonomik kayıpların yüzde 74’ünden sorumluydu. Söz konusu ölümlerin yüzde 91’inden fazlası ise gelişmekte olan ülkelerde meydana geldi.

Bu 50 yılda meydana gelen afetler arasında en fazla can kaybına yol açan ilk 10 afet arasında kuraklık (650 bin ölüm), fırtına (577 bin ölüm), seller (58 bin ölüm) ve aşırı sıcaklıklar (55 bin ölüm) yer aldı.

Nesiller boyunca hava, iklim ve suyun geleceği

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (İklimBU) Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş, Dünya Meteoroloji Günü’nün “Nesiller Boyunca Hava İklim ve Suyun Geleceği” temasının insan kaynaklı iklim değişikliği ve onunla bağlantılı şiddetli hava ve iklim olayları ve afetlere işaret ettiğini belirterek “Hava sistemlerinin değiştiğini, çok daha şiddetli havanın giderek daha fazla etkili olduğunu biliyoruz. Koskoca fiziksel iklim sistemini değiştirdik, fizik temelli sera etkisini değiştirdik, yerkürenin fiziki coğrafyasını bozduk, ormanları yok ettik, iklim değişikliğine neden olduk” dedi.

Hava ve iklimin değişmesi sonucunda yağış rejimi, hidroloji, hidroklimatoloji ve su kaynaklarında da ciddi değişimler olduğunu ifade eden iklim bilimci, bu değişimleri şöyle açıkladı:

“Bir yandan kuraklıkları yaşamaya başladık, bir yandan da çok daha şiddetli, aşırı yağışlar, geçen gün Urfa yöresinde de yaşadığımız gibi, çok kuvvetli sağanaklar, gök gürültülü sağanak yağışlar… Su kaynakları üzerindeki aşırı talep, aşırı insan baskısı, içme-kullanma suyu, özellikle tarımsal amaçlı kullanım ve altyapıdaki kayıp kaçaklar, yeraltı suyunun azalmasına, yanlış arazi kullanımıyla toprak neminin ve toprak organik maddesinin azalmasına yol açtı ve bir bütün halinde bir hidroklimatolojlik ve hidrolojik yeni sorunların bizi beklediğini gösterdi.”

‘Bilimin ışığında acil ve sürekli bir iklim eylemine ihtiyaç var’

Prof. Türkeş, Dünya Meteoroloji Günlerinin ana mesajlarından bir tanesinin de ulusal meteoroloji, klimatoloji ve hidrometoroloji hizmetlerinin önemine dikkati çekmek olduğunu aktararak, “Ulusal meteoroloji, klimatoloji, hidroloji hizmetleri değişen iklim koşullarında geçmişte olduğundan çok daha fazla önem taşıyor. Hep önemliydi ama şimdi artık iklim değişikliği nedeniyle çok daha önemli” yorumunda bulundu.

Türkeş, dünyada meydana gelen değişimleri açıklayarak bu bilimlerin önem kazanmasının nedenine işaret etti:

“Biliyoruz ki Sanayi Devriminden beri atmosfere salınan büyük hacimlerdeki insan kaynaklı karbondioksit, metan ve gibi diazotmonoksit gibi gazlar sera etkisini kuvvetlendiriyor. Yüzeydeki fiziki coğrafyadaki değişiklikler, ormanların yok edilmesi, yüzeyin gelen güneş enerjisini tutma, yansıtma oranını değiştiriyor ve biz bugün çok iyi biliyoruz ki küresel yıllık ortalama sıcaklıklar sanayi öncesi ya da sanayi dönemine göre en az 1,1 santigrat derece daha yüksek. Yine çok iyi biliyoruz, gözlemliyoruz ki hava olayları daha aşırı, okyanuslar denizler daha sıcak, atmosferdeki artan karbondioksit nedeniyle daha asitli.

Deniz seviyeleri yükseldi, dünyanın her tarafında buzullar ve buzlar eriyor. Başka bir deyişle fiziksel ve bütün ekolojik biyocoğrafya sistemlerinde hızlı bir değişim var; değişim giderek de hızlanıyor. İnsan kaynaklı sera gazlarını azaltmak ve gelecek nesillerin yerkürede hem hayatta kalmasını hem de gelişimi sağlamak için bir başta meteoroloji, hidroklimatoloji, klimatoloji, meteoroloji bilgi ve hizmetlerinin gerçekten önemli olduğunu da dikkate alarak şimdi acil bir eyleme ve bunun sürekli bir eyleme dönüşmesine ihtiyacımız var.”

Aşırı hava olayları: Seller ve kuraklık bir arada

İklim değişikliğinin yerkürenin hemen her bölgesinde, tüm iklim bölgelerinde ve tüm coğrafyalarda etkili olduğunun altını çizen Murat Türkeş, “Özellikle kara ve deniz yüzeyi sıcaklıkları ve alt atmosfer sıcaklıkları artıyor, dünyanın her hemen her tarafında tüm iklim bölgelerinde artan hava sıcaklıklarına bağlı olarak buharlaşma, terleme artıyor ve atmosfere daha fazla su buharı veriliyor; dağ buzları, kalıcı karlar, kutup bölgelerindeki buz kalkanları eriyor ve deniz seviyesi yükseliyor, toprak nemi azalıyor”  dedi.

Hava sıcaklıklarının ve buharlaşmanın artması ile birlikte atmosferde daha fazla su buharının bulunması nedeniyle hidrolojik döngünün hızlandığını kaydeden iklim bilimci, bu durumun yağış rejiminde ciddi bir değişikliğe yol açtığını açıkladı.

Dünyanın büyük bir bölümünde, Sub-Tropikal kuşakta, Akdeniz havzasında genel olarak yağışlarda bir azalmanın söz konusu olduğunu ve bir kuraklaşma eğilimi olduğunu ifade eden Prof. Türkeş, “Türkiye’nin de içerisinde yer aldığı Akdeniz havzasında özellikle yılın soğuk dönemindeki yağışların çok önemli olduğunu biliyoruz. Sonbahar ortasından ilkbahar başına kadar olan bu soğuk dönemde yağışlar azalıyor. Kış kuraklıklarının sıklık ve şiddeti artıyor. Bu çok ciddi bir sorun” diye konuştu.

Türkeş, buna karşın şiddetlenen hidrolojik döngü nedeniyle yılın sıcak döneminde yağış olması durumunda yağışların çok daha şiddetli ve aşırı yağışlar şeklinde olduğunu aktararak şunları ekledi:

“Birim alana çok daha kısa sürede çok daha iri, çok daha hızlı yağmur ve dolu damlaları düşüyor. Özellikle insanın yerleşmelerinin bulunduğu alanlarda asfalt, beton, çatı ve binalardan oluşan geniş bir coğrafyada toprak bu suyu ememiyor, yeraltı suyuna dönüştüremiyor ve normal yüzeysel akışa geçip su kaynaklarını besleyemiyor. Düşen yağış hızla kentlerin içinde, çevresinde, yerleşim alanlarında, organize sanayi bölgelerinde, özellikle yeni ovalarda yapılan büyük kentsel alanlarda sellere, taşkınlara su baskınlarına yol açıyor.”

Prof. Türkeş, dağlık alanlarda uzun süreli etkili şiddetli yağışların veya çok kuvvetli, şiddetli kısa sağanak yağışların aynı zamanda çeşitli kütle hareketlerini ve heyelanları tetiklediğini ifade etti.

‘Türkiye’yi 3-5 derece daha sıcak bir gelecek bekliyor’

Türkiye’de ve dünyanın pek çok ülkesinde ortalama, en yüksek, en düşük hava sıcaklıklarının arttığını hatırlatan iklim bilimci, rekor yüksek hava sıcaklıklarında da belirgin bir artış olduğunu kaydetti. Sıcak hava dalgalarının sıklığında, şiddetinde, süresinde, büyüklüğünde de çok belirgin bir artış olduğunu bildiren Türkeş, yılın sıcak döneminde kuraklık sıcak hava dalgalarının birleşerek yangın mevsiminin uzaması ve büyük yangınların çıkma olasılığını da artırdığını ifade etti.

Türkiye için yapılan çalışmalara değinen Prof. Murat Türkeş, “Gelecekte Güney Avrupa‘da, Akdeniz havzasında -Türkiye’yi de içeren bir coğrafyadan söz ediyorum-, güneybatı Asya’da bu yüzyılın sonuna kadar günümüze oranla en az 3-5 santigrat derece çok daha sıcak bir dünya bizi bekliyor” ifadelerine yer verdi.

‣ İklim krizi: 2022’de Türkiye’de aşırı hava olayları rekor kırdı

“Akdeniz Havzası ve Türkiye bölgesinde yüzyıl sonuna kadar hemen hemen tüm mevsimlerde yağışlarda ciddi bir azalma, Karadeniz kıyı kuşağında -belki Kuzey Doğu Anadolu dışında- Türkiye’de kuraklıkların sıklık ve şiddetinin gelecekte bekliyoruz” diyen Türkeş, bütün bunların yangın havasının da uzamasına ve şiddetlenmesine yol açtığını aktardı.

Gelecekte toprak nemi ve yeraltı sularında görülen azalmanın çok daha şiddetlenmesinin beklendiğini belirten iklim bilimci, “Dünyada sadece biz yaşamıyoruz, kuşkusuz. Tüm canlılar da bu olumsuz iklimsel değişimlerden etkileniyor ve gelecekte de etkilenmeyi sürdürecek” dedi.

‘İklim krizine ve depremlere dirençli kentler mümkün’

İklim Bilimci Murat Türkeş, 6 Şubat’ta Kahramanmaraş merkezli olarak meydana gelen depremler sonrasında ağır hasar alan ve büyük oranda yeniden inşa edilecek olan 11 ile dair şunları söyledi:

Büyük deprem felaketinden çok etkilenen ve ardından kısmen bu şiddetli yağış ve sellerden etkilenen kentleri yeniden inşa ederken iklim dostu ve aynı zamanda tüm afetlere karşı daha direngen, sürdürülebilir, akıllı, iklim direngen kentler oluşturmamız gerekiyor.

Bu kriterlerin farklı özellikleri, bileşenleri, kuralları ve kuramları olduğuna değinen Türkeş, “Afetlerin ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden kentlerin daha az etkilenmesi için etkilenebilirlik faktörlerini azaltmak ve bu kentlerin iklim direngen olabilmesini sağlayacak bir düzeni oluşturmak gerekiyor ki bu kentler aynı zamanda hem iklim değişikliği hem de diğer afetler açısından gelecekte bu büyük felaketleri yaşamasın” diye ekledi.

Hem depremden etkilenen şehirlerde hem de Türkiye’nin diğer şehirlerinde kurulacak olan yerleşim alanlarının kesinlikle tarım havzası olması gereken ovalardan uzak tutulması gerektiğini vurgulayan Prof. Türkeş, “Ovalar hem yeraltı suyunun biriktiği yerler hem de verimli tarımın yapılabildiği, alüvyal topraklar üzerinde, verimli ve zengin tarımın yapılabildiği alanlar. Dolayısıyla ovaları tümüyle tarıma bırakmamız gerekiyor” dedi.

‣ Bakan Kurum: 200 bin konut için etüdleri tamamlayıp yer seçimi yaptık, 3 bin 107 konutun sözleşmesi tamam

İklim krizi ve diğer afetlere dirençli kentlerin oluşturulmasında dikkat edilmesi gereken ilk faktörün hem yeni kentlerin kurulacağı zeminlerin seçiminde hem de inşa sürecinde bilime uygun düzenlemelere uyulması olduğunu aktaran Türkeş, bunlar yapılmadığı takdirde iklim değişikliği ve şiddetli havaya karşı direngen kentlerin oluşturulamayacağını belirtti. İklim bilimci, bu kriterlerin yerine getirilmesiyle deprem ve iklim değişikliği başta olmak üzere tüm afetlere dayanıklı yeni kentsel alanlar oluşturabilmesinin mümkün olduğunu ekledi.

Bir diğer önemli hususun enerji üretimi olduğunu kaydeden Murat Türkeş, “İklim dostu, sürdürülebilir, iklim direngen kentler aynı zamanda rüzgar ve güneş gibi yeni yenilenebilir enerji kaynaklarıyla kendi elektrik enerjisini bol, ucuz, temiz ve iklime zarar vermeden üretebilen kentler olmak zorunda” diye devam etti.

Şiddetli yağışlar, seller ve kuraklığın çok önemli bir sorun olduğuna ve olmaya devam edeceğine vurgu yapan iklim bilimci, afetlere dirençli kentler oluştururken dikkat edilmesi gereken bir başka hususun suya ilişkin olduğunu ifade etti:

Şiddetli yağış, sel, taşkın ve kuraklığa karşı önlem alabilecek şekilde binaların çatılarından başlayarak bir yağmur suyu hasadı sistemini oluşturmamız gerekiyor. Yağmur suyunun her damlası çatılardan başlayarak özel mekanizmalarla toplanmalı. Bunlar farklı su kullanım amaçlarıyla kullanıcıların hizmetine sunulmalı. Bunlar arıtılarak aynı zamanda içme suyu olarak da kullanılabilir. Arıtmazsanız da diğer bütün hizmetlerde kullanılabilir.

Kentlerin iklim değişikliğinden ve kentsel ısı adasının ürettiği ek sıcaklık artışından daha az etkilenmesi için kentlerdeki çatılarda ve yeni yerleşim alanlarının adaların içerisindeki parklarda, bahçelerde, geniş alanlarda küçük aile tarımı yapılabilecek alanlar da oluşturması gerektiğini kaydeden Prof. Türkeş, “Pek çok faktör var ama yeşil çatılar, akıllı kentler, yeşil kentler ve yağmur suyu hasadını bir bütün halinde düşündüğünüzde ve bunları yaptığınızda gerçekten hem afetlere genel olarak hem depremlere karşı daha direngen hem de iklim dostu, sürdürülebilir, iklim direngen yeni kentsel alanları oluşturabiliriz” dedi.

‣ İklim değişikliğine karşı toplumsal direngenliği artırabilir miyiz?

Son olarak Türkeş, şunları söyledi:

“Yeni yerleşim yerleri iklim değişikliğinin aşırı sıcaklarından, sıcak hava dalgalarından, kurak dönemde kuraklıktan daha az etkilenen ve kendi enerjisini üreten kentler şekinde düzenlenebilir. Bu kentler aynı zamanda daha yeşil ve küçük, geçimlik tarım yapılabilecek yeni kentsel alanlar olarak da tasarlanabilir diye düşünüyorum.”

Batman’da petrol sızıntısı: Sızıntı yaşanan çay, Dicle Nehri’ne dökülüyor

Batman Valiliği, BOTAŞ’ın Batman Çayı üzerinden geçen boru hattında 22 Mart’ta gece saatlerinde Mirzabey köyü ile Balpınar beldesi arasında bulunan Balpınar kum ocağı mevkisinde petrol sızıntısı meydana geldiği duyuruldu. Boru Hatları ile Petrol Taşıma AŞ‘den (BOTAŞ) yapılan açıklamada ise “Bölgeyi besleyen vanalar iki dakika içerisinde kapatılarak petrol akışı durdurulmuştur” denildi.

Petrolün sızdığı, bölgedeki vatandaşların ihbarlarıyla ortaya çıktı. Batman Çayı, Dicle Nehri‘ne dökülüyor.

Balpınar beldesinde bulunan su kuyularından su içilmemesi yönünde uyarılar yapıldı.

Daha önce Kaliforniya’da su kaynakları yanında petrol sızıntısı yaşanmış, sızıntı nedeniyle birçok canlı hayanı kaybetmişti. Birçok balık ölmüş, birçok kuş petrole saplanmıştı. ABD’li yetkililer bu olayı “çevresel felaketaddetmişti.

Çevre aktivistleri sızıntıya, su kaynaklarının petrolle karışmış olmasına ve önlem alınmamış olmasına tepki gösterdi.

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Koray Doğan Urbarlı da tepki gösteren isimler arasında yer aldı. Urbarlı, “Bu önlem alınması gereken ciddi bir çevre felaketidir” dedi.

‣Artan petrol sızıntısı riski
‣Bir yanda COP27 bir yanda binlerce metreküplük petrol sızıntısı
‣Akdeniz’deki petrol sızıntısı Samandağ kıyılarına ulaştı
‣Tayland’daki petrol sızıntısı sonrası bölgede OHAL ilan edildi
‣Kaliforniya’da petrol sızıntısı: 3 bin varil petrol suya karıştı

Valilikçe yapılan açıklamada meydana gelen sızıntı sonrasında, boru hattını besleyen iki vananın kapatılarak devre dışı bırakıldığı ve petrol akışının durdurulduğu açıklandı.

Boru hattı içerisinde kalan petrolün karada bir havuzda toplandığı, petrolün burada bertaraf edildiği ifade edildi ve şunlar aktarıldı:

“Valiliğimiz, BOTAŞ, Batman Belediyesi, İl Özel İdaresi, TÜPRAŞ, DSİ, AFAD ve Jandarma birimlerimizin koordinasyonunda yapılan çalışmalarla üç farklı noktada bariyer sistemleri oluşturularak petrolün daha ileri noktalara yayılımı önlenmiştir.”

Fotoğraf: AA

Petrol sızıntısının barajlar, sulama kanalları ve içme suyu altyapısına olumsuz bir etki yapmaması için gerekli çevresel tedbirlerin alındığı belirtildi.

Valilik tarafından yapılan açıklamada sızıntının tespitinin ardından BOTAŞ, Batman Belediyesi, Batman İl Özel İdaresi, TÜPRAŞ, DSİ ve AFAD Acil Müdahale ekiplerinin olay yerine ivedilikle intikal ederek müdahale çalışmalarına başladığı aktarıldı.

BOTAŞ: Petrol akışı durduruldu

BOTAŞ’tan da sızıntıya ilişkin açıklama yapılarak “Batman-Dörtyol Ham Petrol Boru Hattı’nın yaklaşık 507. kilometresinde meydana gelen sızıntı sonrasında: Bölgeyi besleyen vanalar iki dakika içerisinde kapatılarak petrol akışı durdurulmuştur. Acil Müdahale Ekiplerimiz olay yerine intikal ederek müdahale çalışmalarına ivedilikle başlamıştır” denildi ve eklendi:

“Batman Valiliği, DSİ, AFAD ve Emniyet birimlerinin koordinasyonunda yapılan çalışmalarla üç farklı noktada bariyer sistemleri oluşturularak petrolün yayılımı önlenmiştir. Barajlar, sulama kanalları, içme suyu altyapısı ile ilgili gerekli tüm çevresel tedbirler alınmıştır. Yine bu kapsamda gerekli tüm ekip ve ekipmanlar bölgeye sevk edilmiş, çevresel temizlik ve hasar onarım çalışmalarına başlanmıştır.”

Deprem günü Ramazan ihalesi: Binlerce insan yardım beklerken bunlar ihale vermekle meşgullermiş

6 Şubat’ta Maraş merkezli yaşanan depremlerin gölgesinde gerçekleştirilen kamu ihalelerinden bir yenisi daha belgelendi. AKP’li Fatma Şahin idaresindeki Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin depremin yaşandığı gün, “Ramazan iftar yemekleri hazırlanması ve dağıtılmasıihalesi düzenlediği ortaya çıktı.

BirGün‘den Mustafa Bildircin‘in aktardığına göre; Antep’in de depremden etkilenen kentlerin arasında yer aldığına dikkati çeken Antep Şahinbey Belediye Meclisi‘nin CHP’li üyesi Hasan Şencan, deprem günü ihale düzenlenmesine tepki gösterdi.

Antep’te depremzedeler hem aç, hem açıkta
Antep: Enkazdaki vatandaşlara ulaşılmaya çalışılıyor, barınma sorunu çözülemedi 

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, Ramazan ayında yemek pişirilmesi ve dağıtılmasına yönelik 9 Ocak’ta ihale açtı. İhale duyurusunda, ihalenin 6 Şubat günü gerçekleştirileceği ve ihaleye son teklif saatinin 14.00 olduğu belirtildi.

AKP’li Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, 9 Ocak’ta duyurduğu ihale tarihinden geri adım atmadı. Çok sayıda kamu idaresi, “Mücbir sebep” nedeniyle ihalelerini iptal ederken Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bünyesinde oluşturulan ihale komisyonu, Ramazan ayında pişirilecek yemeklere talip olan şirketlerin tekliflerini değerlendirmekle meşgul oldu.

22 Mart’ta yayımlanan sonuç ilanına göre, Gaziantep Büyükşehir Belediyesi ile Merve Global Temizlik Hizmetleri Sanayi ve Ticaret isimli şirket ile 5 milyon 500 bin TL’lik anlaşma yapıldı. İhalenin sözleşmesinin 17 Mart’ta imzalandığı bildirildi.

Yaşananlara tepki gösteren CHP’li Hasan Şencan, “Binlerce ev yıkılmış, binlerce insan vefat etmiş, binlerce insan enkaz altında yardım beklerken bunlar o ara ihale vermekle meşgullermiş” dedi. Deprem sabahı yalnızca Türkiye’de değil, çok sayıda ülkede de seferberlik ilan edildiğini kaydeden Şencan, şunları söyledi:

“Deprem sabahı bizim yerel yöneticiler en iyi bildikleri işi yapmakla meşgullermiş. Bugünleri kayda geçiriyoruz. Yok öyle, ‘Doğal afet, büyük deprem’ diyerek bahanelerin arkasına sığınmak. Afetler olağandır ama önlem almayan yöneticiler en büyük felakettir. Sorumluları bağımsız yargı önüne çıkarıp, tek tek cinayetten yargılanmasını sağlayacağız.”

Dünya Atletizm Birliği trans atletlerin kadınlarla yarışmasını yasakladı

Dünya Atletizm Birliği, trans kadın atletlerin uluslararası yarışmalarda kadınlar kategorisinde yarışmasını yasakladı.

Dünya Atletizm Konseyi Başkanı Sebastian Coe, erkek ergenliği geçirdikten sonra cinsiyet değiştiren trans kadın atletin 31 Mart’tan itibaren uluslararası yarışmalarda kadınlar kategorisinde yarışmasına izin verilmeyeceğini söyledi.

Ergenliğini erkek olarak geçirmiş trans atletler kadınlar yüzme yarışmasına katılamayacak 
Dünya Boks Konseyi, trans boksörler için ayrı bir bölüm açıyor

‘Sonsuza kadar ‘hayır’ demiyoruz’

BBC Türkçe‘nin aktardığına göre; transların katılımı konusundaki kurallara ilişkin daha fazla araştırma için bir çalışma grubu kurulacağını belirten Coe, “Sonsuza kadar hayır demiyoruz” dedi.

Coe, şu anda sporda uluslararası düzeyde yarışan trans sporcu bulunmadığını belirtti.

Önceki kurallara göre, Dünya Atletizm Birliği trans kadın atletlerin kan testosteron seviyesini litre başına 5 nanomol seviyesine düşürmelerini ve yarışmadan önce 12 ay boyunca sürekli olarak bu eşiğin altında kalmalarını şart koşuyordu.

Dünya Atletizm Konseyi ayrıca Güney Afrikalı Caster Semenya gibi cinsiyet gelişiminde farklılıkları (DSD) olan sporcular için izin verilen kan testosteron miktarını azaltma kararı aldı.

DSD’li atletlerin kan testosteron seviyelerini litre başına 5’ten 2,5 nanomolün altına düşürmeleri ve herhangi bir atletizm etkinliğinde kadınlar kategorisinde uluslararası düzeyde yarışabilmek için iki yıl boyunca bu eşiğin altında kalmaları gerekecek.

Önceki yönetmelikler uyarınca, DSD’li atletler yalnızca 400 metreden bir mile kadar olan etkinliklerde kısıtlıydı.

‘Atletizmde kadın kategorisinin bütünlüğü her şeyden önemli’

Dünya Atletizm Birliği Başkanı Coe, “Farklı gruplar arasında çatışan ihtiyaçlar ve haklar söz konusu olduğunda kararlar her zaman zordur, ancak kadın sporcular için adaleti diğer tüm hususların üzerinde tutmamız gerektiği görüşünü benimsemeye devam ediyoruz” dedi ve ekledi:

“Bu konuda, önümüzdeki yıllarda kaçınılmaz olarak gelişecek olan fiziksel performans ve erkek avantajına ilişkin bilim bize yol gösterecektir. Daha fazla kanıt elde edildikçe pozisyonumuzu gözden geçireceğiz, ancak atletizmde kadın kategorisinin bütünlüğünün her şeyden önemli olduğuna inanıyoruz.”

Konsey, 12 ay boyunca “trans bireylerin dahil edilmesi konusunu daha iyi değerlendirmek” üzere bir çalışma grubu kurmayı kabul etti.

İran’ın batısı 5,6 büyüklüğündeki depremle sarsıldı

İran‘ın Batı Azerbaycan eyaletindeki Hoy kentinde saat 6.16’da 5,6 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından yapılan açıklamaya göre deprem, yerin 7 kilometre derinliğinde gerçekleşti.

İran’ın batısındaki depremin merkez üssü, Van‘ın Başkale ilçesine 29,3 kilometre uzaklıkta yer alıyor. Sarsıntıların, Van’ın yanı sıra Hakkari‘de de hissedildiği kaydedildi.

Hoy kenti, 28 Ocak’ta da 5,9 büyüklüğündeki bir depremle sallanmıştı. Depremde üç kişi hayatını kaybederken, 816 kişi yaralanmıştı.

‣ İran’da depremin bilançosu: En az üç ölü, yüzlerce yaralı

Hoy, sekiz gün önce (16 Mart) de 5,3 büyüklüğünde bir deprem yaşamıştı.

‣ Batı İran, 5,3 büyüklüğünde depremle sarsıldı