Köşe YazılarıManşetYazarlar

İklim değişikliğine karşı toplumsal direngenliği artırabilir miyiz?

İklim değişikliğinin etkileri dünyanın her bölgesinde ve hızla artıyor ve bunları önleyecek sihirli bir değnek ne yazık ki yok elimizde. Bununla birlikte, önceden planlanmış çok disiplinli-disiplinlerarası, çok sektörlü ve etkin katılımcı proaktif ve güçlü etkinlik ve eylemler, bireylere, toplumlara ve ülkelere yardım etme konusunda önemli bir rol oynayabilir.

Böylece bir doğal afet oluştuğunda yalnızca müdahaleye daha hazırlıklı olunmaz, aynı zamanda zor kazanılan toplumsal ilerlemeler ve refah ya da kalkınma kazanımları da görece korumuş olurlar.

Konuya ilişkin ana konular, afet riskinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum planlarının uygulanmasını hızlandırmak için hükümetlerin, toplumların ve kurumların kapasitelerini geliştirme ve güçlendirme çabalarını destekleyebilecek olan ilke ve stratejilerin geniş açılı, çok sektörlü ve çok disiplinli bir anlayışla ele alınması ve uygulanmasının sağlanması gibi öğeleri içerir.

İklim direngenliği nedir?

Tüm göstergeler, Yerküre sistemlerinde, insanın ortaya çıkmasından önce hiç deneyimlenmemiş bir oranda oluşan alansal ve zamansal iklim değişikliği desenlerine işaret ediyor. Örneğin, kuraklık ve sıcak hava dalgaları hem daha şiddetli hem de daha kalıcı ya da ısrarlı hale geliyor ve gelecekte bunların daha da şiddetleneceği öngörülüyor.

Ayrıca pek çok araştırma, gezegenimizdeki başka önemli değişiklikleri de ortaya koyuyor. Örneğin, küresel olarak, türlerin nesli, arka plandaki doğal yok olma oranından en az 1000 kat daha hızlı yok oluyor.

Van’ın Özalp ilçesinde bulunan ve “kuş cenneti” olarak adlandırılan Akgöl tamamen kurudu.

İklim değişikliği gerçekten yaşanıyor, kanıtlar birikiyor ve iklim değişikliğinin etkilerine hazırlanmamız gerekiyor. Dirençlilik ya da direngenlik, bunu nasıl başaracağımızı düşünmenin ve tasarlamanın bir yoludur gerçekte.

Günümüzde direngenlik kavramı, psikoloji ve bilgi teknolojisi, coğrafya, ekoloji, halk sağlığı, tarım ve işletme vb. gibi birbirinden farklı ve çok uzak alanlarda hızla yayılmaktadır. İklim değişikliği açısından, direngenlik, “insan ve doğal sistemlerin Yerküre’nin iklimindeki değişikliklere dayanma ve bunlara yanıt verme yeteneğinin güçlendirilmesi” anlamına gelir ve “bir yandan iklim değişikliğine yönelik önleme ve etkilerini azaltma (iklim değişikliği savaşımı) yaklaşımları, bir yandan da uyum (uyarlanım, adaptasyon) yaklaşımları arasındaki kavramsal ayrımı kapatmanın bir yolu” olarak düşünülebilir. Bu kapsamda dirençlilik, uyum, öğrenme ve/ya da ekonomik ve sosyal dönüşüm kapasitesini koruduğunda olumlu bir nitelik ya da girişim olarak kabul edilebilir.

İklim değişikliğinden etkilenebilirlik ise, “bir topluluk ya da sistemin (fiziki coğrafyaya ilişkin ve ekolojik sistemin ya da sosyoekonomik sektörün) iklim değişikliği stresinden etkilenme ya da etkiye açık olma derecesi, gerilimi karşılama ya da yanıtlama düzeyi (duyarlılık) ve iklim değişikliklerine uyum düzeyi ya da uyum kapasitesi arasındaki ilişki” şeklinde tanımlanabilir. Bu tanımda, iklim değişikliği terimi yerine iklim kullanılırsa, bu durumda iklimsel etkilenebilirlik kavramını elde ederiz.

İklim değişikliği savaşımı ve uyum

Bu noktada iklim değişikliği savaşımını ve uyumu kısaca tartışmakta yarar görüyorum: İklim değişikliğinin etkisini azaltmak ve iklim değişikliği önlemek için çok hızlı ve etkili bir biçimde insan kaynaklı sera gazı salımlarını azaltmamız gerekiyor.

İklim değişikliği savaşımı (mitigasyon) yalnızca azaltımı içermez, tüm sosyoekonomik sektörlerde karbondioksit, metan, diazotmonoksit gibi başlıca sera gazı salımlarını azaltmayı ve sera gazlarının yutaklarını iyileştirme ve artırmaya yönelik tüm insan girişimlerini ve eylemlerini de içerir.

Öte yandan, uyum, olanaksız ama salımlarımızı hemen tümüyle örneğin 2015 yılı düzeyinde kessek bile, atmosferdeki karbondioksit ve diğer sera gazlarının birikimlerinin (konsantrasyon) olasılıkla önümüzdeki on yıllar boyunca normal düzeylerinin çok üstünde kalacağını dikkate alarak, değişen iklime ve etkilerine uyum sağlamamız gerekiyor.

Ancak uyum, yalnızca iklim değişikliğinden kurtulmakla da ilgili değildir. Yeni ya da değişen bir çevre açısından “doğal ya da insan sistemlerindeki ayarlamalara” ek olarak, uyum önlemleri, iklim değişikliği ile ilişkili olası “yararlı fırsatlardan” ya da bazı “zayıf-orta olumsuz etkilerden” yararlanabilir.


Tek bir adaptasyon yolu yok

Adaptasyon, sürdürülebilir bir kalkınma sürecinin en başında ve her aşamasında düşünülmesi gereken bir etmendir. Hükümetler bunu politika ve stratejilerine önceden entegre ederek, iklim değişikliğine karşı etkilenebilirliği azaltırken sağlam ekonomik kalkınmayı da hızlandırabilir.

Adaptasyon yaklaşımları coğrafyaya, zamana, finansman kaynaklarına, siyasi destek seviyelerine ve düzinelerce başka faktöre göre değişir. Adaptasyon için herkese uyan tek bir yaklaşım yoktur.

Bununla birlikte, örnekler arasında daha şiddetli ve sık fırtınalar ile daha yüksek ve daha sık oluşma eğilimindeki fırtına kabarmalarına karşı koruma sağlamak için hassas kıyılarda özel duvarlar ve setler yükseltmek gibi önlemler almak ya da su kaynaklarını ve havzalarını, sulak alanları, bozkır ekosistemlerini, mangrov ormanlarını ya da mercan resiflerini korumak ve restore etmek ya da orman yangınları ve hızlı başlayan kuraklıklar için erken uyarı sistemleri sağlamak yer almaktadır.

Kapasite güçlendirme çalışmaları

İklim değişikliği için kurumsal ve toplumsal direngenliğin artırılması açısından, herhangi bir proje, etkinlik ya da eylem, afet riskinin azaltılması ve iklim değişikliğine uyum planlarının uygulanmasını hızlandırmak için hükümetler, toplumlar ve kurumların kapasitelerini güçlendirme çabalarını desteklemelidir.

Örneğin, yerel tarım toplumları, topluluk temelli su kaynakları yönetimini teşvik edecek yaklaşımların gösterilmesi ve uygulanması yoluyla aşırı hava ve iklim koşullarına ve afetlere daha iyi uyum sağlayabilmelidir. Böylece daha iyi drenaj yardımıyla mahsul verimi iki ya da üç kat artabilir.

Bilgi paylaşımı, direngenliği geliştirmeyi ve toplulukların sel-taşkın, su baskınlarına ya da kütle hareketlerine (kaya yuvarlanması, toprak akması, heyelan, vb.) uyum sağlamasına yardımcı olmayı amaçlayan dinamik bir sistemin -örneğin bir Bilgi Ağı Merkezinin– başlatılması yoluyla olmalıdır. Böyle bir merkez, toplulukları, karar vericileri ve alandaki-arazideki uygulayıcı ve uzmanları sürdürülebilir yönetim için daha iyi stratejiler tasarlamaya teşvik eder.

Örneğin tarım söz konusu olduğunda, kuraklığa eğilimli bölgelerde iklim değişikliğiyle başa çıkmak için geliştirilen ürün ya da bitki su tüketimi ya da genel su bütçesi konusunda bir el kitabı hazırlanmalıdır. Bitki su tüketimi bütçeleme çalışması, özellikle hem yaz mevsimi hem de kuraklık olayları için olmak üzere toplam beslenme temel alınarak yeraltı suyu dengesinin tahminini içerir. Ayrıca uygulayıcılara iklim değişikliği, su kaynakları ve uyarlanabilir su yönetimi uygulamaları alanlarında eğitimler de verilmelidir.

Sistemlerin dirençlilik kapasitesi üç etmenin ortak fonksiyonudur: tehlike/afet, maruz kalma ve etkilenebilirlik, ki bunlar aynı zamanda riskin (genel risk modelinin) ana bileşenlerini ya da faktörlerini oluşturur. Başka bir deyişle, sistemlerin iklim değişikliği etkilerine ne ölçüde dayanabileceği ve bunlardan kurtulabileceği, belirli bir tehlikenin ciddiyetine, tehlikenin sistemi etkileme ve afete dönüşme olasılığına ve tehlikeye tamamen maruz kaldığı varsayıldığında sistemin etkilenebilirliğine bağlıdır.

Dirençliliği farklı uygulamalar yoluyla oluşturulmuş bir kapasite olarak düşünmek, bireylere, topluluklara ve hatta hükümetlere karşı karşıya kaldıkları iklim değişikliğinin belirli etkilerine karşı dayanıklılıklarını geliştirmek için hangi önlemlerin en mantıklı olduğuna karar verme esnekliği verebilir.

Uyum ve dirençlilik stratejileri

Bu başlık altında hükümetlerin ve yerel yönetimlerin kullanabilecekleri çok sayıda somut eylem, stratejilerin kanıta dayalı olmasını sağlayabilecek metodoloji ve veri kaynaklarını içeren araçlardan söz edilebilir.

Ancak bu makalede, somut eylemlerin önemlilerinden biri olan “Kapsayıcı, adil ve kamucu bir sürdürülebilir kalkınma ile direngen temeller oluşturulması” eylemi kısaca ele alınacaktır. Yoksulluk ve altyapı, finansal hizmetler, sağlık hizmetleri ve sosyal koruma dahil olmak üzere temel hizmetlere erişim eksikliği, iklim değişikliğine karşı etkilenebilirliğin güçlü göstergeleridir. Başka bir deyişle, toplumlar ne kadar yoksulsa, iklim değişikliği onları o kadar çok etkileyecektir. Yüksek güvenlik açığı olan toplumların uyum sağlamak için gereksindikleri finansal, teknik ve kurumsal kaynaklara sahip olmasını sağlamadan hiçbir uyum stratejisi başarılı olamaz.

Hanelerin, her sektörden küçük üreticilerin ve küçük şirketlerin ve/ya da kooperatiflerin uyum kapasitesini artırmak yaşamsaldır; birçoğunun bilgi ve finansman eksikliğinden davranışsal önyargılara ve sorunlu piyasalara kadar değişen çeşitli engellerin üstesinden gelme konusunda yardıma ve kılavuzluğa gereksinimi vardır.

Hükümetler, iklim riskleri hakkında bilgi sağlayabilir, sorumluluk ve yükümlülükleri netleştirebilir, yeniliği, en iyi teknoloji ve uygulamalara erişimi destekleyebilir ve özellikle yüksek ön maliyetlerle gelen çözümler için finansmanın herkes için erişilebilir olmasını sağlayabilir.

Konunun bölgesel, toplumsal ve sınıfsal eşitsizlikler yönünü dikkate aldığımızda, hükümetlerin ayrıca, uyuma yatırım yapmaya gücü yetmeyen, ancak iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerine karşı en savunmasız olan en yoksul insanlara, topluluklara ve en az gelişmiş bölgelere doğrudan destek sağlamaları da gerekecektir.