Ana Sayfa Blog Sayfa 263

Katolik Kilisesi’nden eşcinsel çiftlerin kutsanmasına şartlı onay

Vatikan pazartesi günü Papa Francis‘in izni ile Katolik rahiplerin eşcinsel çiftleri kutsamasına izin veren bir belge yayımladı. Roma Katolik Kilisesi lideri, evlilik ritüeli ile karıştırılmaması koşuluyla rahiplerin eşcinsel çiftleri kutsamasına izin verilmesi gerektiğini söyledi. Vatikan, kutsamaların düzenli Kilise ritüellerinin bir parçası olmaması gerektiğinin altını çizdi.

AP‘nin aktardığına göre, pazartesi günü yayınlanan belgede evliliğin bir erkek ve bir kadın arasında ömür boyu sürecek bir birliktelik olduğunu ve söz konusu kutsamaların belirli bir Katolik kutlamasına ya da dini ayine bağlı olmaması gerektiğini vurgulanıyor. Ayrıca, kutsamalarda düğünü çağrıştıran kıyafet ve jestlerin de kullanılamayacağı belirtiliyor.

Eşcinsel evlilikler üzerindeki katı yasağını sürdüren kilisenin, bu karar ile daha kapsayıcı olma yolunda radikal bir politika değişikliğine gittiğini ve Katolik Kilisesi’ndeki ayrımcılığı yıkmaya yönelik bir adım attığını düşünenler olsa da bazı LGBTQ+ hakları savunucuları kilisenin eşcinsel çiftlerin heteroseksüel birlikteliklerden daha aşağı olduğu fikrinin benimsediğini hatırlatıyor.

LGBTQ+ Katolikleri destekleyen New Ways Ministry‘den Francis DeBernardo, Vatikan’ın evliliğin kadın ve erkek arasında çözülmez bir birliktelik olduğunu savunduğunu uzun zamandır eşcinsel evliliğe karşı çıktığını ve eşcinsel eylemleri “özünde hastalıklı” olarak değerlendirdiğini belirterek yeni belgenin bu tutum ve öğretileri değiştirmediğini belirtiyor.

‣ Papa’dan eşcinsel evliliklere şimdiye kadarki en açık destek

İlk girişim değil

Vatikan’dan gelen son açıklama Papa Francis’in Kilise’yi LGBTQ+’lara açmak için yaptığı ilk çalışma değil.

2013 yılında eşcinsel olduğu iddia edilen bir rahip hakkında “Ben kimim ki yargılayayım?” diyen 2023 Papa bu yılın başlarında AP‘ye verdiği bir röportajda “Eşcinsel olmak suç değildir” açıklamasında bulunarak eşcinselliği suç sayan yasaları eleştirmişti.

Geçtiğimiz kasım ayında Papa, Kilise’nin evliliği “bir erkek ve bir kadın arasında özel, istikrarlı ve çözülmez bir birliktelik” olarak anladığını ve “bu inançla çelişebilecek her türlü ayin veya kutsal törenden” kaçınması gerektiğini söyledi. Ancak “Papazlığa ait hayırseverlik tüm kararlarımıza ve tutumlarımıza nüfuz etmelidir” dedi ve “Sadece inkar eden, reddeden ve dışlayan yargıçlar olamayız” demişti.

Ayrıca Francis, Papa olduktan aylar sonra rahiplerin cinsel yönelimleri hakkında “ben kimim ki yargılayayım” demişti.

Papa’dan eşcinsel çiftlerin kutsanmasına yeşil ışık: Dışlayan yargıçlar olamayız

Karadeniz’de madenden kıyı doldurmaya, sekiz günde 25 ÇED duyurusu

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 11-18 Aralık tarihlerinde Karadeniz Bölgesi‘ndeki 11 kentte 25 proje için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) duyurusu yaptı. Madenden rüzgar enerjisi santraline, güneş enerji sisteminden sanayi tesislerine kadar birçok proje için ÇED süreci başlatılırken, bir kısmı için ise ‘ÇED gerekli değil’ kararı verildi.

MA’nan aktardığına göre, kararlar içinde en önemlilerinden biri olan Kastamonu Hanönü ilçesinde yeni bir maden ocağı için ÇED süreci başlatıldı. Bakanlık, ilçenin Yeniköy köyünde Eti Bakır A.Ş. tarafından açılmak istenen bakır madeni için 14 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldığını duyurdu. 1815,87 hektarlık ruhsat sahasında işletilen yeraltı madeninde yıllık 50 bin ton bakır çıkarılması planlanıyor.

Maden sahası ‘Orman Alanı’ olarak tanımlanırken, maden sahasının içinden ve çevresinden mevsimsel akış gösteren dereler ve kolları bulunuyor. Yine maden sahası Yeniköy Köyü’ne 2,25 kilometre, Yeniköy Köyü’ne bağlı konuta 2 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Madenin inşası ve işletmesi sırasında bölgedeki orman yolunun kullanılacağı belirtilen ÇED raporunda ayrıca bu yolların ulaşım ve nakliye amaçlı genişletileceği bilgisine de yer verildi.

Meraya GES

Gümüşhane‘nin Şiran ilçesi Paşapınarı Köyü‘nde Fazlı Enerji‘nin açmak istediği GES için 13 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı. 19,83 hektarlık bir alana en yakın yerleşim birimi 58 metre uzaklıktayken, sahanın 38 metre yakınından   Şiran Çayı geçiyor. Alan “Çayır-Mera Alanı ve Tarım Arazisi” olarak vasıflandırılmış durumda.

Fatsa kıyılarına dolgu

Ordu Fatsa‘da Mustafa Kemal Paşa ve Dumlupınar mahallelerinin kıyı dolgusu için başvuran Ordu Büyükşehir Belediyesi projesi için 15 Aralık’ta ‘ÇED olumlu’ kararı çıktı. Aynı bölge için bakanlığın 18 Kasım 2021’de verdiği ‘ÇED gerekli değildir’ kararı hukuka aykırı olduğu, bölge halkına faydası olmayacağı, kamu yararı gözetilmediği, ilçenin yaşanmaz hale geleceği gerekçeleriyle Ordu 1. İdare Mahkemesi tarafından 29 Haziran 2022’de iptal edilmişti.

1 kilometrelik sahil bandında yapılacak dolgu alanı için bölgedeki vadileri yok eden dört ayrı taş ocağından taş alınması planlanıyor. Proje sahası Fatsa iskelesinden Fatsa Balıkçı Barınağı’na kadar uzanırken, bölgede deniz türü çeşitliliğinin fazla olduğu bölgede profesyonel balıkçılığın yanı sıra amatör balıkçılıkta yapılıyor.

Kavak’a iki RES

Samsun‘un Ladik ilçesi Ahmetsaray Mahallesi ve Kavak ilçesi Karadağ Mahallesi sınırlarında Hanlı Enerji tarafından kurulmak istenen RES için 15 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı. 5 adet RES türbini kurulacak olan alan “Samsun, Çorum, Tokat Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planı”na göre tarım arazisi niteliğinde.

Yine Kavak ilçesi Belalan Mahallesi’nde ise Oğutata Mimarlık isimli şirket tarafından RES yapılması için 15 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı. 5 adet rüzgar türbininin kurulacağı bölge Samsun, Çorum, Tokat Planlama Bölgesi İli 1/100.000 ölçekli Çevre Düzeni Planı’na göre ‘Orman’ ve ‘Tarım Arazisi’ niteliğinde.

Tarım arazisine 87 bin güneş paneli

Samsun Havza‘daki Hacıdede Mahallesi’nde Ekim Elektrik isimli firma tarafından işletilen RES’e kaynak sağlamak üzere planlanan GES için 15 Aralık’ta ‘Nihai karar’ sürecine girildi. İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu (İDK) tarafından son hali verilen dosya, askıya çıkarken, 10 gün içinde yurttaşlar projeye itiraz edebilecek. GES alanı Çorum, Samsun, Tokat Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında ‘nitelikli tarım alanı’ içinde kalıyor. Proje kapsamında 71 hektarlık bir alana toplam 87bin 272 güneş paneli yerleştirilecek.

Ormana kalker ocağı

Samsun’un Bafra ilçesi İnözü Koşaca Mahallesi‘nde ise Karayolları 7’inci Bölge Müdürlüğü tarafından 24,45 hektarlık alana patlatmalı kalker ocağı kurulması için 14 Aralık’ta ‘ÇED gerekli değil’ kararı verildi.

İlin İlkadım ilçesi Çivril Mahallesi’nde Dağdelen Yol Yapı A.Ş. tarafından 69 bin 966,58 metrekarelik alana “Samsun Şehir Geçişi Yeşilkent Kavşağı Toprak İşleri, Sanat Yapıları, Üstyapı İşleri (BSK) ve Köprü Yapım İşi” için Sıcak Asfalt Plent ve Mekanik Plent Tesisi kurulması için 12 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı.

Taş ocaklarına ‘ÇED gerekli değil’!

Tokat‘ın merkez ilçesi Döllük ve Bula köylerini kapsayan 3 hektarlık alanda Tokat Erdem Hazır Beton  şirketi tarafından kum-çakıl Ocağı açılması için 18 Aralık’ta ‘ÇED gerekli değil’ kararı çıktı. Proje alanına kuş uçuşu 68 metre uzaklıkta konutlar bulunurken, 155 metre kuzeyinden Yeşilırmak Nehri, 140 metre uzağından ise Yeşilırmak Nehri yüzeysel su kaynağı bulunuyor.

Zile ilçesi Yıldıztepe Köyü’nün mahallerinde ise Tokat İl Özel İdaresi tarafından 3 adet kil ocağı ve 1 adet taş ocağı işletilmesi için 14 Aralık’ta “ÇED gerekli değil” kararı verildi. Toplamda 20 hektarlık alanda işletilecek 4 ocağın bulunduğu alan Samsun-Çorum-Tokat Planlama Bölgesi 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında “Marjinal Tarım Alanları” ve “Orman Alanları” içerisinde kalıyor. Ayrıca alan, bölge halkı tarafından mera ve yayla olarak da kullanılıyor.

Karabük’te üç proje

Karabük merkez ilçesi Burunsuz Köyü‘nde Yılmaz İnşaat firması tarafından “Kalker Ocağı ve Kırma-Eleme Tesisi Kapasite Artışı” için 11 Aralık’ta İDK tarafından nihai karar verildi. Mevcut ocak alanının iki katından büyük bir alanda açılması planlanan maden alanı orman ve şahıs arazilerinden oluşuyor.

Yine merkez ilçesi Kale Köyü’nde 2 bin metrekarelik alana Yılankaya Hurdacılık isimli firma tarafından atık tesisi kurulması için 13 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı. Tesis metal atıklarının ve cüruflarının toplanarak işlendiği bir tesis olarak kullanılacak. Öte yandan Eskipazar ilçesi Bayındır Köyü’nde bulunan Eskipazar Organize Sanayi Bölgesi’nde Hakan Faydası çok Çelik Anonim Şirketi tarafından 27 bin metrekarelik alana kurulacak olan “Sıcak ve Soğuk Demir Çelik Haddeleme Tesisi” için ÇED süreci başlatıldı.

Ormanda maden

Bolu‘nun Gerede ilçesi, Külef Yaylası Mevkii’nde Bolu Valiliği tarafından işletilen maden ocağının kapasitesinin 1,2 hektardan 3,29 hektara genişletilmesi için yapılan başvuruya 14 Aralık’ta “ÇED gerekli değil” kararı verildi. Maden sahası 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında “Orman Alanı” kullanımında kalıyor. Yine valilik tarafından Gerede Salur Yaylası Mevkiinde işletilen maden ocağının kapasitesinin 1,47 hektardan 1,84 hektara genişletilmesi için “ÇED gerekli değil” kararı verildi. Bu alanda 1/100.000 Ölçekli Çevre Düzeni Planında “Orman Alanı” olarak kullanılıyor.

Bolu’da ayrıca Göynük ve Mudurnu ilçelerini kapsayan bir alanda Türkiye Elektrik İletim A.Ş Genel Müdürlüğü (TEDAŞ) tarafından yapılacak enerji nakil hattı projesi için 15 Aralık’ta İDK tarafından nihai karar dosyası hazırlandı. Mudurnu ilçesinde de Aysel Karaca bireysel başvurusuyla yapılacak olan kümes hayvancılığı tesisi için 13 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı.

Sakarya’da dört ÇED

Sakarya Adapazarı ilçesi Taşkısığı Mahallesi’nde Güven İnşaat firması tarafından işletilen kalker ocağının 8,4233 hektar daha genişletilmesi için 13 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı. Kaynarca ilçesinde ise Al Baha Livestock Farms Hayvancılık firması tarafından işletilen küçükbaş-büyükbaş hayvan tesisisin kapasite artışı için 13 Aralık’ta, Erenler ilçesinde Boyasan isimli firma tarafından boya fabrikası kurulması için 14 Aralık’ta, Adapazarı ve Akyazı ilçelerinde TEDAŞ’ın enerji nakil hattı projesi için 15 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı.

Otel ve define aramacılığına izin

Sinop’un merkez ilçesi Sinecan Köyü’nde Kuşdil İnşaat tarafından agrega yıkama-eleme tesisi işletilmesi için 15 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı. 9 bin 786,69 metrekarelik alana kurulacak olan tesis 180 metre uzaklığında yerleşim yerleri bulunuyor. Tesis alanı 1/25.000 ölçekli onaylı Çevre Düzeni Planına göre “tarım alanları” olarak belirlenirken, tesisin çok yakınından ise Kırkgeçit Çayı geçiyor.

Trabzon‘un Akçaabat ilçesi Darıca Mahallesi’nde Tilya Resort Otel’in kapasite artışı için de 13 Aralık’ta “ÇED gerekli değil” kararı verildi. 9 bin 9557,675 metrekarelik alana genişleyecek olan otel, Akçaabat sahilinde bulunuyor. Öte yandan Zonguldak‘ın Devrek ilçesi Karacaören Köyü’nde 50 metrekarelik bir alanda define aramak isteyen Cemil Durmuşçuk‘un başvurusuna ilişkin 14 Aralık’ta ÇED süreci başlatıldı.

Çepni: Karadeniz talanın merkezi oldu

Karadeniz’de alınan bu kararlara ve bölgedeki etkilerine ilişkin konuşan 27. dönem HDP İzmir milletvekili Murat Çepni, 20 yıllık AKP iktidarının Karadeniz’de büyük bir ekolojik yıkıma neden olduğunu söyledi. Çepni, Karadeniz bölgesinin özel olarak iktidarın talan alanına dönüştüğünü vurgulayarak Karadeniz Sahil Yolu ile başlayan sürecin AKP ile HES, Yeşil Yol Projesi ve taş ocakları ile devam ettiğini belirtti:

“Bu aynı zamanda bölgeyi insansızlaştıran bir süreç. Karadeniz tarım ve turizm açısından çökertilmiş durumda. Gündeme gelen yeni projeler ise bu saray rejiminin gözünün dönmüşlüğünün ifadesi. Tüm bölgeyi şirketlere peşkeş çekmek için ellerinden ne geliyorsa yapıyorlar. Yine tüm bu projeler planlandığı gibi hayata geçerse doğa, çay ve fındık tarımı da tümden ortadan kalkacak.”

‘Hamaset verip doğa alınıyor’

Karadeniz’in bu derece pervasızca talan edilmesinin arka planında bölgenin AKP tarafından ‘oy deposu’ olarak görmesinin geldiğini ifade eden Çepni, şöyle konuştu: “Karadeniz insanı politik islamcı, milliyetçilik ve şovenizm duygularla yedeklenmeye çalışılıyor. Yani Karadeniz insanına hamaset veriliyor, elinden ekmeği ve doğası alınıyor. Dolayısıyla bu yeni talan projeleriyle Karadeniz ağır bir saldırı altında. Karadeniz’in demokrasi güçlerinin ve ekoloji mücadelesi yürütenlerin meseleye sahip çıkması ve talan siyasetine dur demesi gerekiyor. Daha önceki HES projelerinde görüldüğü üzere kendi öz gücümüze güvenerek bu saldırıları bertaraf edebiliriz.”

İklim krizi: Milyonlarca ABD’li yüksek sel riski nedeniyle mahallelerini terk ediyor

Risk analiz kuruluşu First Street Foundation tarafından yapılan araştırmaya göre, 21. yüzyılın ilk 20 yılında yaşanan sel tehditleri sadece ABD‘de 7 milyondan fazla insanı riskli bölgelerden kaçınmaya ya da riskli olan yerleri terk etmeye itti.

2000-2023 yıllarındaki sel verilerini kullanan çalışmanın yazarları, sele maruz kalma ve nüfus değişimi arasındaki ilişkileri belirledi. Buna göre, maddi hasar ve mali kayıplara neden olabilecek sel riskinin artması, ülkedeki nüfus ve demografik değişimlere yol açabilir.

‣ Türkiye’de sel felaketi neden en çok haziran ayında görülüyor?
‣ Himalaya sel felaketinin yol açtığı hasar, yeni uydu görüntüleriyle ortaya çıktı
‣ [İklim Masası] Sel felaketleri, en çok kadın ve çocukları etkiliyor

İklim değişikliğinin  kasırgaları daha yoğun hale getiriyor ve Orta Batı‘ya düşen yağmur miktarını artırıyor. Araştırmacılar önümüzdeki on yıllarda milyonlarca insanın meydana gelen felaketlerle yaşayamayacağını, söz konusu alanları terk edeceğini söylüyor.

Fotoğraf: Wayne Parry / AP

İklim terk alanları

Nature Communications dergisinde yayımlanan makalede, insanların artan sel riski tehdidiyle terk ettiği belirli bölgelerin, Houston, Miami ve Washington D.C. gibi genel olarak büyüme gösteren birçok şehirdeki mahallelerden oluştuğu kaydedildi.

Ayrıca sel riskinin nüfusun azalmasına neden olduğuna ve ‘iklim terk alanları‘ olarak adlandırılan bölgelere işaret edildi. Yaklaşık 3,2 milyon kişi 20 yıllık bir süre zarfında sel riski nedeniyle bu mahalleleri terk etti.

First Street Foundation, bu bölgelerden 2053’e kadar olabilecek yer değiştirme hareketlerini tahmin etti. Buna göre, yeni iklim terk bölgelerinin çoğu Michigan, Indiana ve Orta Batı’nın diğer bölgelerinde.

‣ İklim krizi: Aşırı hava koşulları tahmin modellerinin kabus senaryolarını bile geride bırakıyor
‣ Yunanistan’ta görülmemiş sel felaketi üç can aldı: Bildiğimiz iklim şartları geride kaldı

30 yıl içinde 2,5 milyon insanın daha yer değiştirmesi bekleniyor

First Street’in araştırma müdürü Jeremy Porter,  sel riskinin söz konusu bölgelerdeki nüfus üzerindeki etkisine dikkati çekerken, bu durumun o alanlardaki mülk değerlerini, yerleşim yeri kompozisyonunu ve ticari sürdürülebilirliği büyük oranda değiştirdiğine vurgu yaptı.

ABD genelinde 113 milyon kişinin iklim değişikliğine bağlı olarak sel riski altında bulunduğuna işaret edilen araştırmada, gelecek 30 yıl içinde 2,5 milyon insanın daha yer değiştirmesinin beklendiği tahmini yapıldı.

İklim krizi ve yanlış kent politikaları sel riskini artırıyor

Kömürpetrol ve gaz kullanımı başta olmak üzere çeşitli insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi, yağış rejimleri üzerinde önemli bir etkiye sahip. İklim krizi nedeniyle bazı bölgelerde kuraklık artarken, bazı bölgelere düşen yağış miktarında artış gözlemleniyor.

Daha uzun periyotlarda düşmesi beklenen yağışın uzun bir kuraklık döneminin ardından kısa sürelerde düşmesi ise sel ve taşkın riskini ortaya çıkarıyor.

Bu etkenler ise kentlerde su geçirgenliği olmayan beton ve asfalt yüzeylerin artması, afete dirençli olmayan kent politikaları izlenmesi ve kentlerdeki altyapının yetersiz kalması gibi durumlarda sel ve taşkınlara neden olarak insan ve çevre sağlığını tehdit ediyor.

Kentlerdeki sel riskinin azaltılması için devlet ve belediyelerin alabileceği önlemler arasında iklim krizinin etkilerine uyum çalışmalarının hızlandırılması başta geliyor.

Şehirlerde beton ve asfalt gibi yüzeyler yerine su geçirgenliği bulunan alternatiflerin tercih edilmesi, kentlerde yeşil alanların artırılması, yeşil altyapı teknolojilerinin kullanılması ve yağmur suyunun depolanması gibi tedbirler sel riskinin azaltılmasında yardımcı olurken, kuraklıkla mücadelede de fayda sağlıyor.

İklim krizi sel riskini nasıl artırıyor?

AB, sivil toplumun 2030 emisyon hedeflerinin gözden geçirilmesi talebini reddetti

Avrupa Komisyonu, iklim alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının (STK) 2030 ulusal emisyon hedeflerinin gözden geçirilmesi talebini “temelsiz” olduğu ve birliğin 2030 hedefini yeniden değerlendirme yetkisinin olmadığı gerekçesiyle reddetti.

Ağustos ayında Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN) ve Küresel Yasal Eylem Ağı (GLAN), Avrupa Birliği (AB) yürütme organının yıllık emisyon ödeneklerinin hedef seviyesini gözden geçirmesi için resmi bir talepte bulunmuş ve bunların şu anda “küresel ısınmayı uzun vadeli sıcaklık hedefi olan 1.5C‘de tutmakla açıkça uyumsuz” olduğunu iddia etmişti.

Komisyon, 14 Aralık’ta STK’lara gönderdiği bir mektupta, böyle bir yeniden değerlendirmenin kendi yetkilerini aşacağını belirterek talebi “kabul edilemez” buldu.

kömür

‘AB emisyon azaltımlarını acilen hızlandırılmalı’

AB yürütme organı CAN Europe ve GLAN‘a verdiği yanıtta, “Etki Değerlendirmesi Komisyon tarafından kabul edilen bir eylem değil, Komisyon hizmetleri tarafından hazırlanan ve 2030 İklim Hedef Planına eklenen bir personel çalışma belgesi” dedi.

CAN Europe’un iklim yönetişimi ve insan hakları politikaları uzmanı Romain Didi Euronews‘e yaptığı açıklamada, AB’nin 2030 iklim hedefinin Paris Anlaşması‘nın uzun vadeli sıcaklık hedefiyle tamamen tutarlı olduğunu iddia etmeye devam ettiğini söyledi.

AB yönetimini bilimsel veriler ve önceki yasal taahhütlerle uyum sağlamak için emisyon kesintilerini hızlandırma görevini inkar etmekle suçlayan Didi şunları kaydetti:

AB emisyon azaltımlarını acilen hızlandırmalı ve 2035 yılına kadar en az brüt yüzde 65’lik bir kesinti gerçekleştirmeli

GLAN ve CAN Europe, AB Genel Mahkemesi‘ne başvurmak da dahil olmak üzere mevcut tüm seçenekleri değerlendirdiklerini söyledi.

Manisa’da şimdi de taş ocağı tehditi

Türkiye’nin en verimli toprakları arasında yer alan Gediz Havzası’ndaki Manisa‘nın Salihli ilçesi jeotermal enerji santrallerinden sonra bu kez de kuvars ocağı tehditi altında.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ayar Kardeşler Madencilik Şirketi’nin yaptığı başvuruyu değerlendirerek karara bağladı. Bakanlık proje için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verdi. Kararla şirket, Salihli’nin Karapınar Mahallesi’nde kuvars taş ocağı açabilecek. Bin 187 hektarlık ruhsat sahasının 23.5 hektarlık kısmında kuvars ocağı işletecek. Projeye, 8 milyon 450 bin TL bütçe ayıran şirket, yılda 80 bin ton hammadde çıkarabilecek.

Baraj havzasında

whatsapp-image-2023-12-19-at-11-06-11.jpeg

Hammadde ise yılda 20 kez gerçekleştirilecek patlatma ile çıkarılacak. Proje tanıtım dosyasına göre ocağın ömrü 42 yıl olacak. Ocağın faaliyete geçmesi durumunda saatte 16.29 kilogram, günde ise 130.32 kilogram toz havaya karışacak.

Salihli Çevre Derneği, ÇED kararını yargıya taşımaya hazırlanıyor. Artı Gerçek’e konuşan Salihli Çevre Derneği Başkanı Erdem Durmaz taş ocağının hem tarım alanlarına hem de insan sağlığına olası etkilerine dikkat çekti.

‘Tarım toprakları ve su kaynaklarına olumsuz etki yapacak’ 

Ocağa açılmaması için mücadele vereceklerini vurgulayan Durmaz, şunları söyledi: “Dünyaca ünlü, bereketli Gediz Ovamıza yapılan kötülükler her geçen gün artarak devam ediyor. Ağır metaller içeren jeotermal santrallere karşı mücadele verdiğimiz bugünlerde bir de insan sağlığına, verimli topraklarımızdaki bağlarımıza, meyve ağaçlarımıza, yeraltı su kaynaklarımıza olumsuz etki edecek, patlatma yöntemiyle çıkaracak oldukları kuvars madeni çalışmalarına başlıyorlar”.

Durmaz, kuvars ocağından yayılacak tozların başta akciğer hastalıkları olmak üzere birçok hastalığa yol açacağını da dile getirdi:

“Madenin yerleşim yerine yakın olmasından dolayı geleceğimiz olan çocuklarımız açısından olumsuz etkileri tartışılmalıdır. Ekolojik sistemde 1’inci sınıf tarım arazilerinde özellikle üzümün başkenti olan Salihli’de büyük kalite kaybına, kalıntı problemlerine yol açacaktır. Ekolojik sistemimizi bozacaktır. İşleme anında çıkacak tozun yeraltı ve yer üstü sulara karışması insan ve hayvan sağlığını çok olumsuz etkileyecektir. Bu bağlamda çevre katliamı yapan kurum ve kuruluşlara nasıl mücadele veriyorsak çevreye duyarlı dostlarımızla bu maden sahasına da karşı mücadelemiz hem hukuk hem de dayanışma ile devam edecektir.”

Hak savunucuları dördüncü yılda sordu: Sürgüne gönderilen 860 at nerede?

Adaların Atları Platformu bugün (19 Aralık) Büyükada Saatli Meydan’da bir araya gelerek bir basın açıklaması yaptı. 

Adada yaşayan atların yaşam hakları için dört yıldır devam eden mücadelelerini ve atların bugünkü durumunu özetleyen Adaların Atları Platformu’ndan Zekiye Kürkçüoğlu, “Talebimiz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin (İBB) Heybeliada ve Burgazada ahır arazilerine yeniden ahır yapması, Büyükada Ahırı‘nda kapalı tuttuğu atları bu ahırlara dağıtması ve atların düzenli olarak dışarı çıkarılması, göz önünde, doğanın ve hayatın içinde olması” dedi.

Bu konudaki gelişmelerin kendilerine bildirilmesini isteyen Kürkçüoğlu, atların sadece Büyükada‘daki İBB Ahırları‘nda tutulmalarının ve vaktin büyük bir kısmını kapalı olarak geçirmelerinin yerine, adalarda daha iyi yaşam koşulları oluşturulmasını hedeflediklerini ve konuyla ilgili olarak Kaymakamlık’a bir dilekçe ilettiklerini vurguladı.

Doğanın şifacıları: Atlar
Heybeliada’da yerinden yurdundan edilen atlardan biri öldü

Platform, İBB’nin Atlı Zabıta Birimi atlarının ve diğer atların her üç adada düzenli olarak dolaştırılmasını, bu sayede orman yangınlarına karşı önemli bir denetim önlemi olarak ve adanın doğal dengesinin sürdürülmesine katkıda bulunacaklarını vurguluyor. Platformun kaymakamlığa sunduğu dilekçede belirtildiği gibi, atların Adalar’daki varlığı, ormanda fazla büyüyen bitkilerin doğal kontrol altında tutulmasından, at gübresiyle ada toprağının dengelenmesine kadar pek çok fayda sağlıyor.

Adaların Atları Platformu

Adalar’da atlara ne olmuştu?

Aralık 2019’da İstanbul‘un Adalar ilçesine bağlı üç adada, bin 700’den fazla at yaşıyordu. 19 Aralık 2019’dan itibaren 105 at, ruam oldukları iddiasıyla İstanbul Valiliği kararı ile Adalar İlçe Tarım Müdürlüğü tarafından öldürülmüştü, geri kalan atlar da aynı gerekçeyle “karantina” adı altında ahırlara hapsedilmişti.

Bugün Adalar’da geriye 100 at bile kalmadı. Recep Tayyip Erdoğan‘ın 2018’de seçim konuşmasında da “Atların kurtarılması, özgürlüğüne kavuşması için” faytonun kaldırılacağını vurgulaması üzerine hız kazanan fayton kaldırma kampanyası sonucu İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Ocak 2020’de Adalar’da fayton kalmayacağını açıkladı ve ilçedeki hemen hemen bütün atları satın aldı. 

Yerel seçime doğru Adalar’da manzara-i umumiye: Adalılar ne istiyor?

Atlar İstanbul Valiliği’nin hukuka uygun olmadığı daha sonra mahkeme tarafından da tespit edilen karantina kararı nedeniyle Haziran 2020’ye kadar ahırlarda kapalı tutuldular ve bu durum fizyolojilerine uygun olmadığı için hareketsizliğe bağlı nedenlerle yüzlerce at öldü. İBB Mart 2020 itibarıyla 1200’den fazla atı satın aldı ve 2020 yazı boyunca 860 atı Adalar dışına gönderdi. Bedelsiz yollanan atların gittikleri yerde ne olacağı hiçbir şarta bağlanmadı, takip yapılabilmesi için çip numaraları açıklanmadı. 

Ocak 2020’de kurulan Adaların Atları Platformu, Adalar’dan gönderilen atların nereye sevk edildiklerini takip etti, yayınladı, gittikleri yerlerde Tarım Müdürlüklerince kayda geçirilmeleri için çaba gösterdi ve bazı atların kaydedilmesini sağladı. Ancak, İBB tarafından Hatay‘ın Dörtyol ilçesine gönderilen 100 atın “kaybolması” üzerine atların sürgünü onların iyiliğine olmadı.  

İstanbul Valiliği’nin, atları öldürme gerekçesi olarak sunduğu ruam hastalığına dair raporları hiçbir zaman açıklamadığı gibi, İBB ve Tarım Bakanlığı da Adalar’dan gönderilen atların çip numaralarını vermedi. 

Adaların Atları Platformu, yapılan operasyonların “atları kurtarma” ve “atların özgür olması” amacı taşımadığının ortaya çıkan sonuçlardan artık anlaşıldığını ifade ediyor:  “Biz Adalılar ve atların iyiliğini düşünenler, burada asıl amacın atları ada hayatından çıkararak adada hayatı hızlandırmak ve rantı arttırmak olduğunu baştan beri görüyor ve söylüyoruz.”

Bugün, Adalar’da 2022 ve 2023 doğumlu taylar dahil olmak üzere toplam 100’e yakın at yaşıyor. Bu atların ve tayların neredeyse hepsi İBB’nin Büyükada İspark Ahırı‘nda hâlâ kapalı tutuluyor.

Extinction Rebellion kurucu ortağına ertelenmiş hapis cezası verildi

Extinction Rebellion (Yokoluş İsyanı/XR) kurucu ortağı ve iklim aktivisti Dr. Gail Bradbrook, hükümet binasına binlerce pound değerinde zarar vermesi gerekçesiyle ertelenmiş hapis cezasına çarptırıldı.

51 yaşındaki Bradbrook, Ekim 2019’da Birmingham ile Londra‘yı birbirine bağlayacak olan HS2 isimli tren yolu hattı protestosunda Ulaştırma Bakanlığı‘ndaki bir camı kırmaktan suçlu bulundu.

The Guardian‘ın aktardığına göre, Bradbrook’a 15 ay ertelenmiş 15 aylık hapis cezası, 150 saat ücretsiz çalışma ve bir yıl boyunca gözetim emri verildi.

Hollanda’da Extinction Rebellion’ın iklim eylemine polis müdahalesi: 700 gözaltı

‘Mahkemeler, iklim uçurumundan sürüklenmenin suç ortağı’

Duruşma sonrasında XR tarafından yapılan açıklamaya göre, Bradbrook mahkemelerin “bizi bir iklim uçurumundan aşağı sürüklemenin suç ortağı” olduğunu değerlendirdi.

Mahkeme kararını eleştiren Bradbrook şunları söyledi:

Aktivistler iklim krizi konusunda alarm verdikleri için cezai mahkumiyetle karşı karşıya kalırken, tüm dünyanın yaşam destek sistemlerini yok etmekten sorumlu olanlar başarısız mahkemelerimiz tarafından hesap vermiyor. Fosil yakıtla finanse edilen politikacılar tarafından hazırlanan cezalandırıcı tedbir kararları ve otoriter yasalar demokrasimizi ve protesto hakkımızı ezmek için kullanılıyor.”

Extinction Rebellion
Fotoğraf: Extinction Rebellion
Hollanda’daki Extinction Rebellion protestosunda 1,500’den fazla iklim aktivisti tutuklandı

Duruşma sonrasında Bradbrook’a destek için gelenlerin bir kısmı süfrajetler gibi giyinirken, katılımcıların arasında Game of Thrones oyuncusu Jerome Flynn‘in de vardı.

Kamu binalarına ve sanat eserlerine zarar vererek iklim krizine dikkat çekmeye çalışan iklim aktivistlerinin eylemleri benzer stratejilerle oy hakkı mücadelesi veren süfrajetlere benzetiliyor.

Yokoluş İsyanı olarak bilinen Extinction Rebellion, karar alıcıların iklim krizi üzerine harekete geçmeleri talebiyle ilk başta Birleşik Krallık’ta başlayan küresel bir hareket. Şu anda içlerinde Türkiye’nin de yer aldığı onlarca ülkede faaliyet gösteriyor. Hareketin talepleri arasında iklim krizi hakkındaki bilimsel gerçeğin söylenmesi, karbon emisyonlarının sıfırlanması ve hükümeti denetlemek için yurttaş meclisi kurulması yer alıyor.

İklim örgütü Extinction Rebellion, ‘yıkıcı taktiklere’ ara veriyor
İklim eylemleri karşılık buldu: Birleşik Krallık’ta bir bankacılık grubu daha fosil yakıtı desteklemekten vazgeçti

Greta Thunberg COP28’i eleştirdi: Etkisiz, yetersiz, başka bir ihanet

Geçtiğimiz haftalarda Birleşik Arap Emirlikleri‘nde (BAE) gerçekleşen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Zirvesi‘nin (COP28) ardından, önde gelen iklim aktivistleri anlaşmanın yetersizliğini ve iklim değişikliğiyle mücadeledeki yavaş ilerlemeyi eleştirdi.

20 yaşındaki iklim aktivisti Greta Thunberg, 2018 yılından bu yana ilk kez bir COP toplantısına katılmayarak, yeşil aklama ve yanıltıcı uygulamaları protesto etti.

euronews‘ün haberine göre, “COP artık bir halkla ilişkiler (PR) gösterisine dönüşmüş durumda” diyen Thunberg, COP28 için ise “bir başka ihanet ve arkadan bıçaklama vakası” yorumunu yaptı.

Thunberg şunları kaydetti:

“28 tane COP yapıldı ama bu bizi yanlış yönde hareket ettirmekten başka bir yere götürmedi. Adalet istiyoruz ve bu anlaşma yetersiz ve etkisiz. İklim krizini çözmek için tasarlanmamış. Lobi çıkarlarının bu süreçleri etkilemesine izin verirsek hiçbir yere varamayacağız.”

Fosil yakıtlardan ‘uzaklaşalım’ demek yeterli değil

30 yıl süren çalışmalar sonucunda fosil yakıtlar, 13 Aralık’ta kabul edilen BAE Konsensüsü‘ne dahil edildi. Ancak, Avrupa Birliği ve 100’den fazla ülkenin desteklediği fosil yakıtların aşamalı olarak terk edilmesi önerisi, bazı petrol üreten devletler tarafından reddedildi. Bunun yerine, COP28 daha belirsiz bir ifadeyle, kirlilik yaratan yakıtlardan “uzaklaşmayı” önerdi.

Yaklaşık 200 ülkenin temiz enerji üretimini artırmayı da içeren bir dizi önlemi benimsemesi, iklim değişikliğinin en kötü etkilerini önlemek için bir adım olarak görülse de, eleştirmenler bu anlaşmanın küresel ısınmanın sanayi öncesi sıcaklık ortalamasının 1,5°C üzerine çıkmasını engelleyemeyeceğini belirtiyor. Bilim insanları, bu sıcaklık artışının felaket sonuçlar doğuracağı konusunda uyarıyor.

‘Önerilen çözümler gerçekçi değil’

Filipinli aktivist Mitzi Jonelle Tan ve Ugandalı aktivist Vanessa Nakate de anlaşmanın fosil yakıt üreticilerine yapılan tavizler ve gerçekçi olmayan teknolojik çözümler içermesi nedeniyle endişelerini dile getirdi. Nakate, bu anlaşmanın özellikle Küresel Güney ülkeleri için gerekli olan iklim finansmanını sağlamaktan uzak olduğunu belirtti.

Thunberg, iklim krizinin gerçek bir kriz olarak ele alınmaması ve lobi gruplarının bu süreçlere etki etmesi nedeniyle, ilerleme kaydedilemeyeceğini vurguladı. COP28’in, iklim krizine çözüm getirmekten ziyade, dünya liderlerinin bu sorunu görmezden gelmesi için bir bahane olarak kullanıldığını ifade etti.

Dikmece için duruşma günü belli oldu: Zeytinliklerin akıbeti ne olacak?

Hatay‘ın Antakya ilçesinde bulunan Dikmece köyünde deprem sonrası inşa edilmesi planlanan Toplu Konut İdaresi (TOKİ) konutları için çıkarılan acele kamulaştırma kararına karşı bölge halkı tarafından açılan davanın bir sonraki duruşması 2 Ocak 2024’te görülecek.

Dikmece’de bulunan zeytinlikler ve tarım arazileri, 6 Şubat depremlerinin hemen ardından, uzmanların tüm uyarılarına rağmen hızlıca başlatılan deprem konutu inşaatları kapsamında çok sayıda arazi için Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen acele kamulaştırma kararı nedeniyle tehdit altındaydı.

6 Şubat depremlerinin hemen ardından, uzmanların tüm uyarılarına rağmen hızlıca başlatılan deprem konutu inşaatları kapsamında, Hatay Dikmece’deki çok sayıda arazi için Cumhurbaşkanlığı tarafından acele kamulaştırma kararı verilmişti.

Tarım arazileri ve zeytinlikler üzerine yapılması planlanan TOKİ konutları projesine karşı çıkan bölge halkı, konuyu yargıya taşımıştı. 

Antakya merkeze 10 kilometre mesafedeki Gülderen ve Dikmece, dağlık arazi yapısı nedeniyle yapılaşma için tercih edilse de bölgede zeytinlikler başta olmak üzere tarım arazileri bulunuyor.

Gülderen’de 61 parsel 14 Nisan 2023 tarihli Cumhurbaşkanı kararı ile kamulaştırılırken, TOKİ’nin Dikmece ihalesini alan Sarıdağ İnşaat şirketi de nisan ayı sonunda bölgedeki çalışmalarına başladı. İhaleye göre, bölgede 1415 adet konut inşaatı ile altyapı ve çevre düzenlemesi yapılacaktı.

Dikmece halkı acele kamulaştırılan zeytinlik ve tarım arazilerini korumak için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve TOKİ’ye dava açmıştı. Kamulaştırmada herhangi bir kamu yararının gözetilmediğini dile getiren Dikmece halkı, usulsüz kararla birçok kanun maddesinin de ihlal edildiğine dikkat çekmişti.

Dikmece direnişi gönüllülerinden Hasan Özgül, bölge halkıyla birlikte nöbet tutmayı sürdürdüklerini ve herhangi bir kanunsuz müdahaleye karşı tetikte olduklarını ifade etti.

Mahkeme Dikmece’de bakanlık ve TOKİ’nin itirazını reddetti: Yürütmenin durdurulmasına devam…

‘En öncelikli insan hakkı olan yaşam hakkını savunuyoruz’

Bölge halkının yapılması planlanan inşaatlara karşı çıkması ve konuyu yargıya taşıması üzerine Hatay 3’üncü İdare Mahkemesi, Kasım 2023’te TOKİ konutlarının yapımı için yürütmeyi durdurma kararı vermişti. 

Davanın avukatı Ecevit Alkan, bu yürütmeyi durdurma kararı ile zeytinlikleri kurtarabildiklerini ifade ederek, bir sonraki duruşmaya ilişkin olarak “Bir sonraki duruşmanın 2 Ocak’ta yapılacağını öğrendik. Yapılan işlemlerin hukuka uygun olmadığı ortada. Bu duruşmada davanın iptalini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

Alkan, şunları söyledi:

“Zeytin ağaçları kesildikten sonra bir anlamı kalmayacaktı, yürütmeyi durdurma kararıyla neyse ki zeytinlikler kurtuldu. Tarım arazilerinin, zeytinliklerin kamulaştırılmasıyla ilgili karar hukuka aykırıydı. Bu davada bazı durumların kanuna uygun olması ya da idarenin bir işlem yapmış olması haklı olduğunu göstermiyor, önemli olan uluslararası hukuka ve Anayasa’ya uygun olması. Bazen kanunlar Anayasa’ya aykırı olabiliyor. En üst insan hakkı olan yaşam hakkını, temiz çevre hakkını önde tutularak bir karar verilmesini bekliyoruz.”

Alın terinin üzerinde konutlar yükselirken: Dikmeceliler direniyor

Dikmece neden direniyor?

Dikmece köyü üç bölgeden oluşuyor: Yukarı Dikmece, Çiftlik mahallesi, Kuyucak mahallesi.

Yukarı Dikmece zeytin ağaçlarının olduğu mahalle, Kuyucak mahallesi Antakya-İskenderun yoluna yakın. Bu mahalle depremde yüzde 80 yıkıldı. Kamulaştırılan alan içinde bu mahalle de yer alıyor.

300-400 yıllık zeytinliklerin bulunduğu Yukarı Dikmece’de oldukça geniş bir alanı kapsıyor. Toplam 7500 dönüm zeytinliğin yer aldığı Dikmece’de Derince denilen özel bir cins zeytin yetişiyor. Hem yağı hem zeytini çok kıymetli olan bu zeytin türü de istimlakla beraber yok olacak. Dikmeceliler hem toprağına, hem zeytinliklerine hem de yaşam alanlarına sahip çıkmak için direniyor.

Köylüler ayrıca Dikmece’ye yıllardan beri “imara elverişli olmadığı” gerekçesiyle imar izni verilmediğini, imar izni verilmeyen bir bölgede toplu konut yapılacağına dikkat çekiyor. Bölgede imar izni verilmediği için barınma için konut yapamamasından kaynaklı olarak insanların zamanında buradan göç ettiği vurgulanıyor.

İstimlak edilen Gülderen ve Dikmece köylerin Alevi köyleri olması ancak bir Sünni köyü olan Oğlakören’de ise tapulu arazilere dokunulmamasının köylülerin aklına demografik değişimi getirdiği belirtiliyor.

Just Stop Oil aktivisti, yeni Kamu Düzeni Yasası kapsamında hapis cezasına çarptırıldı

Just Stop Oil‘in Birleşik Krallık‘ta düzenlediği ‘yavaş yürüyüş‘ protestosuna katılan Stephen Gingell, suçlu bulunarak altı ay hapis cezasına çarptırıldı.

57 yaşındaki Stephen Gingell’in yeni Kamu Düzeni Yasası kapsamında hapis cezası alan ilk kişi olacağı düşünülüyor. Eleştirmenler yolda yürüyen herkesin temel ulusal altyapıya müdahale suçundan kovuşturmaya tabi tuttulduğunu söylüyor.

‣ Just Stop Oil aktivistleri Londra’daki Onur Yürüyüşü’nü Coca Cola sponsorluğu nedeniyle protesto etti
‣ Just Stop Oil aktivistlerine verilen hapis cezaları uluslararası hukuku ihlal ediyor mu?

2023 sayılı Kamu Düzeni Yasası’nın 7’inci bölümüne göre, gazete matbaalarının, enerji santrallerinin, petrol ve gaz çıkarma veya dağıtım sahalarının, limanların, havaalanlarının, demiryollarının veya karayollarının ‘herhangi bir ölçüde kullanılmasını veya işletilmesini’ engelleyen her türlü eylemin cezası 12 ay hapis.

Fotoğraf: Kin Cheung / AP

İklim kampanyası grubundan yapılan açıklamaya göre, Manchesterlı üç çocuk babası Gingell, 12 Kasım günü Kuzey Londra‘daki Holloway Road‘da yaklaşık 30 dakika yürüyen 40 kadar Just Stop Oil destekçisinden biriydi.

Aynı ay Wimbledon sulh mahkemesinde yapılan duruşmada Gingell, 7’nci maddeyi ihlal etmekten suçlu olduğunu kabul etti. Perşembe günü davası Manchester Sulh Ceza Mahkemesi‘ne nakledildi ve burada altı ay hapis cezasına çarptırıldı.

‘Bizi öldürmeyi planlayanlar durdurulmadan önce kaç baba hapse atılacak?’

Just Stop Oil 2022 yılından bu yana Birleşik Krallık hükümetinin tüm yeni fosil yakıt üretimini durdurması için kampanya yürütüyor. Kampanyanın “gerilla taktikleri”, İçişleri Bakanlığı tarafından Kamu Düzeni Yasası’nın protesto karşıtı yeni sert önlemlerini parlamentoya sunarken gerekçe gösterildi.

Polis, Just Stop Oil’in protestolarına karşı 7’nci maddeyi ekim ayı sonunda uygulamaya başlamış ve Parlamento Meydanı‘ndaki yürüyüşe katılan 60 kişiyi tutuklamıştı. Grubun o tarihten 4 Aralık’a kadar gerçekleştirdiği yavaş yürüyüş protestoları kampanyasında, 470 destekçisi 630 kez tutuklandı ve bu tutuklamaların yaklaşık yarısı yeni yasa kapsamında gerçekleşti.

Kampanyanın bir sözcüsü, “Fosil yakıt lobisi tarafından hazırlanan 2023 Kamu Düzeni Yasası’nın 7’nci bölümü nisan ayında Priti Patel tarafından tanıtıldı ve ‘önemli ulusal altyapının kullanımına veya işletilmesine müdahale’yi kapsıyor. Görünüşe göre bu hükümet artık yolda, kamuya açık otoyolda yürümeyi hapis cezası gerektiren yasadışı bir eylem haline getirdi” şeklinde açıklama yaptı ve ekledi:

“Bizi öldürmeyi planlayanlar durdurulmadan önce kaç baba hapse atılacak? Yeni petrol ve doğal gaz milyonlarca insanın evlerini, geçim kaynaklarını ve hayatlarını kaybetmesine neden olacak. Hükümet tarafından, başarısız politikacılar tarafından, polis tarafından korunan soykırımcılar serbestçe dolaşmaya devam ediyor, cinayetleri protesto edenler ise hapse atılıyor. Siz kimin tarafındasınız?”

‣ İklim aktivistlerinden Sefiller Müzikali’nde eylem
‣ Birleşik Krallık’ta yeni ‘protesto karşıtı yasaları’ yürürlükte: İklim aktivistleri 10 dakikada tutuklandı
‣ İklim aktivistleri Lordlar Kamarası’nda: Eylemcilere sert polis müdahalesi parlamentodan geçmedi

‘Protesto temel bir haktır, devletin bir lütfu değil’

İnsan hakları örgütü Liberty, Gingell’e verilen cezayı eleştirdi.

Liberty’nin avukatlarından Katy Watts, şunları söyledi:

“Protestoculara bu kadar ağır cezalar verildiğini görmek şok edici. Bu, insanları inandıkları şey için ayağa kalkmaktan vazgeçirmeye kararlı bir hükümet tarafından getirilen bir başka gereksiz ve acımasız yasadır. Bu, insanları susturmaya ve hükümetin tüm hesap verebilirlikten kaçmasına yönelik açık bir girişimdir. Protesto temel bir haktır, devletin bir lütfu değildir. Hükümet protesto hakkımızı korumalı, kriminalize etmemelidir.”