Ana Sayfa Blog Sayfa 262

Bakanlıktan sokakta yaşayan hayvanlar hakkında genelge

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından valiliklere ‘Sahipsiz Sokak Hayvanları Hakkında‘ ‘acele’ genelge gönderildi. Ankara Valisi Vasip Şahin imzalı genelgede sahipsiz hayvanların bakımevlerine alınması ve kısırlaştırılması istendi. Ayrıca belediyelerin alması gereken tedbirler arasında hayvanların öldürülmesine ilişkin bir maddeye de yer verildi.

5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanununa işaret edilen genelgede sokakta yaşayan hayvanların popülasyonlarında artış meydan geldiğine, şehirde toplum sağlığı ve çevre temizliği üzerine olumsuz etkileri bulunduğuna değinildi. Ancak ülkede bulunan bakımevlerinden sürekli hayvana şiddetle ilgili olaylar patlak veriyor:

‣Konya’da barınaktaki köpeği kürekle öldüren işçilere ‘iyi hal’den indirimli ceza: Serbest bırakıldılar
Hayvan hakları savunucuları Ankara’da buluştu: Ormanda barınak olmaz
Konya’daki barınak vahşeti için iddianame hazırlandı

“Son yaşanan vakalar göstermiştir ki insanların can güvenliğini de tehdit eder bir boyuta gelmiş meydana gelen ısırma vakaları yaralanma ve ölümlere varan olaylar ile sonuçlanmakta, insanların günlük yaşantıları kısıtlanmakta ve toplumsal huzursuzluk yaşanmaktadır” ifadelerine yer verilen genelgede ayrıca şunlar aktarıldı:

  • “Bahsi geçen mevzuatlar kapsamında bakımevi yapımı, sahipsiz hayvanların rehabilitasyonu (toplama, kısırlaştırma, kayıt altına alma, aşılama), bakım ve beslenmesi yerel yönetimlerin sorumluluğundadır. 5199 Sayılı Kanun’un 4’üncü maddesi (g) bendinde ‘Hayvanların korunması ve rahat yaşamlarının sağlanmasında; insanlarla diğer hayvanların hijyen, sağlık ve güvenlikleri de dikkate alınmalıdır’ hükmü yer almaktadır.
  • Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği‘nin 20 ve 21’nci maddelerinde Belediyelerin sahipsiz ve güçten düşmüş hayvanların toplatılması ve bakılmasına yönelik usul esaslar hüküm altına alınmıştır.
  • Hayvanların Korunmasına Dair Uygulama Yönetmeliği Belediyelerin alacağı tedbirler Tinci madde (e) bendinde geçici bakımevlerinde kaldıkları süre içerisinde; kanuni istisnalar ile bulaşıcı, tedavi edilemez veya tedavi sonrasında iyileşme ihtimali olmayan bir hastalığa sahip olduğuna, alındığı ortama bırakıldığında insan ve çevre sağlığını önlenemez derecede tehdit eden hayvanlar ile ilgili alınması gerekli tedbirlere ilişkin hükümler yer almaktadır.
  • Bu kapsamda İlimizde popülasyonu artan sokak hayvanları ile ilgili yapılacak çalışmalar için; Halk sağlığının ve insanlarımızın can güvenliğinin korunması amacıyla, sahipsiz hayvanların bakımevlerine alınması, kısırlaştırılması da dahil başkaca gerekli her türlü tedbirin alınarak yukarıda bahsedilen kanun ve mevzuat hükümlerine uygun şekilde yürütülmesi hususunda; Gereğini önemle rica ederim.”
Bakan, barınaklar için ‘ormanlar’ dedi, aktivistler tepkili: Yaşam alanları değil, absürtlük var
Barolar ve gönüllülerden barınak katliamı açıklaması: Yasadan üstün talimat, söylem, ‘pilot proje’ yoktur
Cinayet mahalli barınakta nöbet: Yollar kapatıldı, köpeklerin akıbeti bilinmiyor
Bartın’da sular yükselirken barınakta sıkışıp kaldılar: 56 köpek öldü

Belediyelerin alması istenen tedbirler ise şu şekilde sıralandı:

  • a) “Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların toplatılması, kısırlaştırılması, aşılanması, gerekli tıbbi bakımlarının yapılması ve işaretlenmesi, alındığı ortama geri bırakılması, sahiplendirilenlerinin kayıt altına alınmasıyla,
  • b) Geçici bakımevine gelen hayvanları öncelikle Ek-2 deki Sahipsiz Hayvan Kayıt Defterine kaydederek müşahede altına almakla, gerekli tedavilerin yapılmasını, kısırlaştırıp aşılanmasını ve işaretlenmesini müteakip alındığı ortama bırakmakla, geçici bakımevlerine gelen hayvanların sahiplenilmesi için yerel hayvan koruma görevlileri ve gönüllü kuruluşlar ile işbirliği yapmakla,
  • c) Geçici bakımevinde bulunan tüm hayvanların sahiplendirilmesi için belediye ilân panoları ile belediyenin internet ortamı ve diğer tüm yayın organlarında duyuru yapılmasıyla,
  • ç) Bölge ve mahallerindeki, özellikle köpekler ve kediler olmak üzere, sahipsiz hayvanların bakımları, aşılarının yapılması, işaretlenmesi ve kayıtlarının tutulmasının sağlanması, kısırlaştırılması, alındığı ortama geri bırakılması ve sahiplendirilmelerinin yapılması için hayvan geçici bakımevlerine gönderilmesi gibi yapılan tüm faaliyetlerde yerel hayvan koruma görevlileri ve gönüllü kuruluşlar ile belediye veteriner hekimlerinin koordinasyonunun sağlanmasıyla,
  • d) Sahipsiz hayvanların beslenmesi amacıyla, bölgesinde bulunan lokanta, işyeri ve fabrikaların sahiplerinin uygun görmesi halinde işletmelerinde ve mutfaklarında oluşan hayvan beslemeye elverişli besin maddelerinin toplanmasıyla,
  • e) Geçici bakımevlerinde kaldıkları süre içerisinde; kanuni istisnalar ile bulaşıcı, tedavi edilemez veya tedavi sonrası iyileşme ihtimali olmayan bir hastalığa sahip olduğuna, alındığı ortama bırakıldığında insan ve çevre sağlığını önlenemez derecede tehdit edeceğine geçici bakımevi veteriner hekimince karar verilerek rapor tutulan hayvanların en az acı veren ve en hızlı şekilde ölümünü sağlayan yöntemlerle öldürülmesiyle,
  • f) Geçici bakımevlerinden kedi ve köpek almak isteyen kişi, kurum ve kuruluşlar için Ek-4 deki Sahipsiz Hayvan Edinme Formunu doldurmak, geçici bakımevi sorumlusu ya da sorumlu veteriner hekimin de onayı ile sorumlu veteriner hekimce düzenlenen sağlık karnesini vererek sahiplendirme yapılmasıyla,
  • g) Geçici bakımevlerinde oluşan atık ve artıkların çevre ve toplum sağlığına zarar vermesinin önlenmesiyle,
  • ğ) Geçici bakımevlerinde ticari amaçla hayvan üretiminin engellenmesiyle,
  • h) Ev ve süs hayvanı ile kontrollü hayvan ve geçici bakımevlerinde ölen hayvanların, belirlenecek yerlerdeki derin çukurlara gömülerek üzeri sıkıştırılmış toprak ile kapatılması veya yakma ünitesinde yakılmasıyla ve 16/5/1986 tarihli ve 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanununa göre enfeksiyon geçirmiş ve zoonoz hastalıktan ölen hayvanların ise bünyesinde bulunan yakma fırınında yakılması veya usulüne uygun olarak kireç ile gömülmesiyle,
    ı) Ev ve süs hayvanları ve kontrollü hayvanların, Ek-1 deki Sahipli Hayvan Kayıt Defterine kayıtlarının yapılmasıyla,
  • i) Ev ve süs hayvanını bulunduran hayvan sahiplerinin, ölümü ya da hayvanına bakamayacak şekilde hastalanması durumunda; hayvan sahiplerinin yakınları tarafından gerekçelerinin belediyeye bildirilmesi halinde, belediye görevlilerince hayvanları geçici bakımevlerine göndermek ya da sahiplendirmekle,
  • j) Hayvan geçici bakımevinden ev ve süs hayvanı almak isteyen kişilere, Ek-4 deki Sahipsiz Hayvan Edinme Formu doldurtularak; hayvana ait bilgileri Ek-1 deki Sahipli Hayvan Kayıt Defterine kaydetmekle,
  • k) Ev ve süs hayvanı satan işletme sahiplerine verilecek eğitimi organize etmekle,
  • l) Yerel hayvan koruma görevlilerine verilecek eğitimi organize etmekle,
    m) Bu Yönetmeliğin 50 nci maddesi gereğince el konulan hayvanların sahiplendirmesini ya da kontrol altına alınmasını sağlamakla ilgili hususlarda gerekli tedbirleri alır. “

Cengiz İnşaat İkizdere’de iki mezarı yok etti

Rize’nin İkizdere ilçesindeki Eskenci bölgesinde Cengiz İnşaat tarafından yürütülen taş ocağı faaliyetlerine karşı direnen bölge halkı, mücadelesini Nisan 2021’den beri sürdürüyor. Bölgeden alınan haberlere göre iş makineleri, şimdi de köylülerin mezarlık alanlarını tahrip etmeye başladı.

İkizdere Çevre Derneği’nden basın sözcüsü Asuman Fazlıoğlu, konuyla ilgili Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada, köyde Hayrullah Tan’a ait eski konağın karşısındaki mezar yerinde bir kadına ve bir çocuğa ait iki mezar yeri bulunduğunu, taş ocağı çalışmaları nedeniyle köyde kazı yapan ve tahribata yol açan iş makinelerinin bu mezar yerlerini de yok ettiğini ifade etti:

“Orada mezarlık yokmuş gibi davranıldı, işi aceleye getirdiler. Yoksa bu bölgede bir çalışma yapılacaksa, önce mezar yerlerinin taşınması gerekirdi. Şimdi bizim köyümüzün insanlarına ait bu mezarlar, kepçelerle darmadağın edildi.”

İkizdere’de Reis’in tehdidi sürüyor: Vatandaşlar dilekçe verecek

“Köyümüzün maneviyatı yok ediliyor”

İkizdere’de 2021’den beri devam eden taş ocağı inşaatı ve madencilik faaliyetleri, yalnızca çevreyi değil, köylülerin ve civardaki tüm canlıların yaşam alanlarını da yok ediyor. Fazlıoğlu, “şimdi de köyümüzün maneviyatını yok ediyorlar” diyerek, konuyla ilgili şikayette bulunacaklarını belirtti. 

İkizdere Direnişi
İkizdereliler, iş makineleri mezar yerini yok ettikten sonra yıkımdan haberdar oldular.

Ne olmuştu?

Rize’nin İkizdere ilçesinde yapılacak olan lojistik liman inşaatında kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan taş ocağı için Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, ilçedeki Eskencidere Vadisi’nde acele kamulaştırma kararı alınmıştı.

Bunun üzerine köylüler harekete geçerek, vadinin girişine çadır kurup nöbet tutmaya başladı. Kararı da yargıya taşıdı. Ancak inşaatı gerçekleştirecek olan Cengiz Holding çalışanları 21 Nisan’da vadiye girerek taş ocağı için yol açma çalışmalarına başladı.

Jandarma eşliğinde gelen şirket çalışanları, vadi girişine çadır kurup nöbet tutan vatandaşlardan çadırlarını kaldırmalarını istedi. Nöbet tutan vatandaşların tepkilerine rağmen çadırlar kaldırılırken, jandarma vadi girişine barikat kurdu.

Kısa sürede iş makineleri çalışmaya başlarken, bölge halkı da vadiye akın etti. Vatandaşlar, vadide çalışma yapan firma yetkilerinin herhangi bir izinlerinin olmadığını, yapılan çalışmanın yasa dışı olduğunu söyledi. Direnen köylüler, eylemleriyle iş makinalarının alandan ayrılmasını sağladı.

Söz konusu projeye “Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) gerekli değildir” kararına karşı açılan dava için hazırlanan bilirkişi raporunda projenin usulsüz olduğu ve yapımının uygun olmadığı belirtilmişti.

İkizdere’de davacıdan sakınılan bilirkişi keşfi: Hukuk endemik bir tür gibi…

İkizdere’yi yok eden taş ocağına Danıştay’dan ‘dur’ kararı: Hukuk yavaş, makine hızlı

İkizdere’deki Cengiz İnşaat tarafından yapımına devam edilen taş ocağı projesinde bugüne kadar projede çalışan vatandaşlardan bazıları iş makinelerini kullanırken gerçekleşen kazalar nedeniyle hayatını kaybettiği, taş ocağı nedeniyle bugüne kadar bölgedeki yaban hayatının olumsuz etkilendiği, bölgedeki ağaçların zarar gördüğü bildirilmişti. 

Söz konusu bilirkişi raporunun detaylandırılmadığı gerekçesi sonrası mahkemeye Mart 2022’de ek bilirkişi raporu sunulmuştu. 

İlk bilirkişi raporunda arıcılığın, bitki örtüsünün, doğanın, yaban hayatının olumsuz etkileneceği yönünde görüşler bildirilmiş ama daha sonra mahkeme tarafından ek bilirkişi raporu istenmesi sonrası gelen ek raporda söz konusu görüşlerin tam tersi olacak şekilde “özenle ağaç kesmek”, “arıcılığın üzerindeki olumsuz etkilerin bertaraf edilmesi” gibi ifadelere yer verilmişti.

Hollanda’da köpek sahiplenmek isteyenlere zorunlu eğitim

Hollanda Hükümeti, köpek sahiplenmeyi planlayanlara yönelik yeni bir yasal düzenleme üzerinde çalışıyor.

Bu kapsamda, potansiyel köpek sahiplerinin, sahiplendikleri hayvanı daha iyi anlamalarını sağlamak amacıyla internet üzerinden alınacak zorunlu bir eğitimi tamamlamaları gerekecek.

BBC Türkçe‘den Yusuf Özkanın aktardığına göre, zorunlu eğitime katılanlar, sahiplenmeyi planladıkları köpeğin cinsine ve davranışlarına dair doğru şekilde bilgilendirilecek.

Hollanda Temsilciler Meclisi‘nin talebi üzerine hazırlanan bu yasal düzenleme, köpek ısırması vakalarını önlemeyi hedefliyor. Yapılan düzenleme ile soy ağacı olmayan köpeklerin bakımı ve yetiştirilmesi yasaklanacak.

‣ Büyük Türkiye Buluşması Kadıköy’de gerçekleşti: Köpekleri ölüme göndermeyeceğiz
‣ Bursa’da yeni doğum yapmış bir köpek av tüfeği ile katledildi
‣ Avukatlardan ‘hayvanlar için adalet’ çağrısı

‘O zaman da köpek ısırmaktan başka seçenek göremiyor’

Meclise gönderilen yazıda, ısırma olaylarının sahibinin köpekler hakkında yetersiz bilgiye sahip olması nedeniyle meydana geldiğini, köpeğin hoşnutsuzluğunu, korkusunu ya da stresini ifade ettiği sinyallerin çok geç fark edildiğini veya hiç fark edilmediğini belirten Hollanda Tarım Bakanı Piet Adema, ”O zaman da köpek ısırmaktan başka seçenek göremiyor” dedi.

Zorunlu kursun, bir kişinin yanlış hayvanı seçmesini veya düşünmeden satın almasını önleyeceğini düşünen Adema, çoban köpeği gibi bazı ırkların çok fazla harekete ihtiyaç duyduğunu ve ‘rehber köpek’ olarak kullanılmaya pek uygun olmadığını, bu uyumsuzluğun da köpeğin hayal kırıklığına uğramasına ve tehlikeli davranışlar sergilemesine yol açabileceğini vurguladı.

Düzenlemeye olan ihtiyacın nedeni

Hollanda Plastik Cerrahi Derneği’nin (NVPC), köpek ısırması vakalarını raporlaması üzerine Hollanda Temsilciler Meclisi harekete geçti.

Hükümet ortağı Özgürlük ve Demokrasi İçin Halk Partisi (VVD), köpek ısırması vakalarının önlenmesi için meclise bir öneri sundu. Meclisin büyük çoğunluğu bu öneriyi kabul etti. Hollanda’daki hayvan hakları ve cerrahlarla görüşen Adema, meclisin kabul ettiği öneriler doğrultusunda yeni yasal düzenlemeyi hazırladı.

Kendilerine danışılarak hazırlanan bu önlemlerin hayata geçirilmesi ile köpek ısırması vakalarının önemli ölçüde azalacağını düşünen Hollanda Kraliyet Köpekleri Koruma Derneği, Hollanda Plastik Cerrahi Derneği ve köpek yetiştiricileri; Tarım Bakanı’nın hazırladığı yeni yasal düzenlemeyi memnuniyetle karşıladıklarını açıkladı.

Hollanda Kraliyet Köpekleri Koruma Derneği konuya ilişkin şunları söyledi:

Köpeklerin bir daha ısırmayacağının yüzde yüz garantisi yok, ancak bu düzenleme, köpekleri sevmenin çok daha kontrollü bir yolunu gösterecek. Köpeklerin karıştığı çok sayıda kaza azalacak.”

Tehlikeli davranışlar sergileyen, ısırma riski yüksek köpekler için ülke genelinde geçerli ağızlık ve tasma zorunluluğu getirilecek. Ocak ayı içerisinde meclisin görüşünün alınmasının ardından yeni düzenlemenin hayata geçirilmesi bekleniyor.

Depremin LGBTİ+’lara etkisi: Ayrımcılık sokakta bıraktı

Üzerinden 10 aydan uzun süre geçmesine rağmen deprem bölgesindeki sorunlar hâlâ devam ediyor. Barınma, sağlık, gıdaya erişim deprem bölgesindeki herkesin yaşadığı sorunlarına bir de ayrımcılık eklenince ne oluyor?

Kaos GL ve 17 Mayıs derneklerinin son raporu bu soruyu LGBTİ+’lar penceresinden yanıtlıyor. Depremin ilk anından bugüne LGBTİ+’ların neler yaşadığını anlatan “Bu Konu Her Zaman Kriz” üst başlıklı 6 Şubat Depremlerinin LGBTİ+’lara Etkisi raporu yayınlandı.

Defne Güzel’in hazırladığı, Havva Kafes, Kerem Dikmen, Murat Köylü ve Umut Güner’in katkı sağladığı rapor; hem depremden etkilenen LGBTİ+’ların neler yaşadığına hem de depremin ardından LGBTİ+ örgütlerinin çalışmalarına ışık tutuyor:

“6 Şubat depremlerinin ardından ‘krizler’ sağlık hizmetlerine, yeterli barınma imkânlarına, istihdama, eğitime, sosyal güvenliğe, bilgi ve iletişim teknolojilerine ve adalete erişimde de LGBTİ+’ların peşini bırakmadı. LGBTİ+’lar kötü muameleyle karşı karşıya kaldı. Çeşitli hak ihlalleri ortaya çıkarken örgütlenmek ve insan haklarını teşvik etmek de iyiden iyiye zorlaştı.”

Seyahat hakkı ihlali, hakaret, fiziksel şiddet…

Kaos GL‘nin aktardığına göre; rapor, depremlerin LGBTİ+’lara etkisini sağlık hizmetlerine erişim, yeterli barınma imkanlarına sahip olma, çalışma, eğitim, sosyal güvenlik ve diğer sosyal korunma önlemleri, bilgi ve iletişim teknolojileri ile ilgili insan haklarından yararlanma, barışçıl toplanma ve örgütlenme hakları ile kötü muamele yasağı ve adalete erişim başlıkları altında inceliyor.

Ortaya çıkan bir hak ihlalinin başka hak ihlallerini de beraberinde getirdiğini belirten rapora göre, seyahat hakkı ihlal edilen mülteci LGBTİ+’ların bu yolla sağlık hizmetlerine erişimi de engellendi. Yeterli barınma imkânına sahip olamamak güvenlik sorunlarını ve LGBTİ+’lara dönük hakaret ya da fiziksel şiddet gibi kötü muameleleri ortaya çıkardı.

Türkçe ve İngilizce yayınlanan rapora göre; depremden etkilenen LGBTİ+’ların istihdam ve eğitim alanında karşı karşıya bırakıldığı sorunlarla ilgili yasal veya idari düzenlemeler oluşturulmadı. Sosyal güvenlikten, sosyal korumadan ve sosyal desteklerden yararlanamamak yeterli bir yaşam düzeyinin de oluşamamasına ve yoksulluktan korunamamaya sebep oldu. Bilgi ve iletişim teknolojilerine erişememek depremden etkilenen LGBTİ+’ların sosyal destek mekanizmalarına da erişememesi anlamına geldi.

Sivil toplum örgütlerine yönelik kısıtlamalar insan haklarına ilişkin olanakları kısıtladı

Raporda ayrıca LGBTİ+ örgütlerinin deprem sürecinde yaşadığı sorunlar da aktarılıyor:

“Bağış alma ve yardım toplamada sivil toplum örgütlerinin önüne getirilen kısıtlamalar, sivil toplum örgütlerinin insan haklarını teşvik etmesini zorlaştırdı. Bağış almanın ve yardım toplamanın mevzuata göre izne tabi olması koşulu LGBTİ+ örgütlerinin örgütlenme özgürlüğünü ve dolayısıyla sosyal destek sağlama olanaklarını kısıtladı.

LGBTİ+ örgütleri ve LGBTİ+ örgütleri ile dayanışmak isteyenler arasında bir set oluşturan bu uygulama sebebiyle depremden etkilenen LGBTİ+’ların hizmetlere erişimi de sınırlandırılmış oldu. Deprem bölgesinde çalışan örgüt ve kurumlar için bir esneklik sağlansa bile diğer şehirlerde bulunan örgüt ve kurumlara benzer esneklikler sağlanmadı. Deprem bir göç sürecini tetikledi. İstanbul, Ankara gibi büyük şehirler oldukça göç aldı. Deprem bölgesinde bulunan yaklaşık 2,7 milyon insan zorunlu olarak yer değiştirdi. Afet ve kriz dönemlerinde sivil toplum çalışmalarını teşvik edecek bir mevzuatın mevcut olmaması depremden etkilenenlerin en başta sosyal hizmetlere erişimini engelledi. Bir mevzuatın mevcut olmaması sebebiyle sivil toplum, refahı ve sosyal işlevselliği arttıracak çalışmalarını sürdürmekte ve yaygınlaştırmakta zorlandı.”

‘Kamplar ve yerleşim alanlarına LGBTİ+’lar alınmak istenmedi’

Araştırmanın ortaya çıkardığı bazı sonuçlar şöyle:

  • LGBTİ+’ların sağlık hizmetlerine, yeterli barınma imkânına, istihdama, eğitime ve sosyal güvenliğe erişmesi için depremden önce de yasal veya idari düzenlemeler bulunmuyordu. Deprem döneminde de LGBTİ+’ların bu haklara erişmesi için bir düzenleme hayata geçirilmedi.
  • Depremden önce de LGBTİ+’ların ifade özgürlüğü ve örgütlenme hakkı önünde ciddi tehditler bulunuyordu. Deprem sürecinde bu tehditler artış gösterdi.
  • Kötü muamelenin önlenmesine ilişkin hiçbir tedbir alınmadı. Maruz bırakıldıkları hak ihlalleri karşısında depremden etkilenen LGBTİ+’lar adalete duydukları güvensizlik sebebiyle başvuru mekanizmalarını kullanamadı.
  • Depremin ardından medyada yaygınlaşan destek bilgileri ve ortaya konulan sosyal hizmetler LGBTİ+’ları kapsamadı. Destek hizmetlerine erişmek isteyenler ayrımcı uygulamalarla karşı karşıya kaldı. Bu ayrımcılık kimi zaman doğrudan destek veren tarafından uygulanırken, kimi zaman da onların yararlanıcılarından kaynaklandı.
  • LGBTİ+ hak sahiplerinin büyük bir kısmı, kamunun ya da sivil aktörlerin sağladığı psiko-sosyal destek hizmetlerine erişemedi. Depremden etkilenen az sayıda LGBTİ+ hak sahibi, LGBTİ+ dernekleri aracılığıyla psiko-sosyal destek hizmetlerine erişebildi. LGBTİ+ dernekleri kısıtlı kaynaklarla talepleri karşılamak için yoğun bir çaba gösterdi. Depremden etkilenen LGBTİ+’lar cinsel yönelimlerine, cinsiyet kimliklerine, cinsiyet ifadelerine ve cinsiyet özelliklerine dönük ayrımcılık ve şiddet tutumları ile karşı karşıya kalmamak için kamuyla temas etmekten kaçındı. Başvurularının olumsuz sonuçlanacağına ilişkin ön kabul ve güvensizlik duygusu da bu sürece eşlik etti.
  • Deprem sonrasında depremden etkilenenler için kurulan kamplar ve yerleşim alanlarına LGBTİ+’lar alınmak istenmedi. Kamp ve yerleşim alanlarında ayrımcılık, hakaret ve şiddet baş gösterdi. Çeşitli dini ya da kültürel referanslara dayanan nefret söylemleriyle depremin sebebi olarak LGBTİ+’lar gösterildi. LGBTİ+’lar ayrımcılığa ve şiddete uğrama tehlikesini göz önünde bulundurarak toplu yaşam alanlarından kaçındı. Toplu yaşam alanlarında ısınmak için yakılan ateşin başına dahi gidemediler. Kimi zaman hasar almış evlerde bu sebeplerle yalnız başına kalmaya zorlandılar. Koruyucu ve önleyici tedbirlere erişemediler ve güvencesiz ortamlarda yaşamaya mecbur bırakıldılar.
  • LGBTİ+’lar 6 Şubat depremlerinde yaşlılık, HIV’le yaşamak, mülteci olmak gibi temellerde de çoklu ayrımcılıklara uğradı.

İklim cephesindeki Pasifik adaları COP28 anlaşmasına tepkili

İklim değişikliği konusunda daha güçlü adımlar atılması için yıllarca kampanya yürüten Fiji gibi küçük ve savunmasız ülkeler, COP28’in nihai belgesine ilişkin hayal kırıklığına uğradı.

Pek çok kez değiştirilen Küresel Stok Sayımı metni, ada ülkeleri için, iklim değişikliğinin ülkelerinde yarattığı tahribata ilişkin anlamlı bir küresel taahhütte bulunmuyor.

‣ [COP28] Yeni küresel stok sayımı taslağında fosil yakıtlar var, aşamalı kaldırma yok

Kayıp ve zararların finansmanı ve fosil yakıtlar konusunda uzlaşmaya varılmasına rağmen, iklim krizinin ön saflarında yer alanlar, nihai metnin hızla ısınan bir dünya gerçeğiyle çok az mücadele ettiğini düşünüyor.

Zirvenin açılış günü olan 30 Kasım’da, gelişmekte olan ülkelerin iklim değişikliğinin etkilerini hafifletmelerine yardımcı olmak üzere tarihi bir kayıp ve zarar fonu kurulmuştu. İki hafta sonra, yaklaşık 200 ülkenin lideri, tüm ulusları fosil yakıtlardan uzaklaşmaya çağıran bir iklim anlaşması üzerinde mutabık kaldı.

‣ [COP28] Taahhüt edilen 700 milyon dolarlık kayıp-zarar fonu, ihtiyacın binde 2’sini karşılıyor

 

cop28
Fotoğraf: Kamran Jebreili / AP

COP28 Başkanı Sultan Al Jaber, taahhütlere öncülük ettiği için tebrik edildi, ancak Pasifik iklim kampanyacısı ve 350.org’un iletişim müdürü Drue Slatter, Guardian‘a başarının büyük bir kısmının, uzun yıllar boyunca savunmasız uluslar için mücadele ederek zemin hazırlayan küçük ada ülkelerine ait olduğunu söylüyor. Ayrıca Pasifik’teki pek çok kampanyacı ve müzakereci anlaşmanın yeterince mesafe kat etmediğini belirtiyor.

‣ [COP28] İklim Zirvesinin iklim değişikliğine etkisi ne oldu?
‣ [COP28] Türkiye zirveye doğa katili, fosil yakıtçı şirketlerle gidip üç imzayla döndü

Fiji‘deki Yasawa adalarının ilk kadın bölge temsilcisi olan Lavenia Naivalu,  “Şu anda akıntıya karşı yüzüyoruz ve hayatta kalmak için elimizden geleni yapıyoruz” dedi.

Pasifik ülkelerini zirvede temsil eden  iTaukei kabilesinden bir kadın yıllık iklim konferansında yükselen deniz seviyeleri ve ani sellerin ülkesindeki günlük yaşam için ‘gerçek bir tehdit olduğunu söyledi.

Sadece geçtiğimiz ay Fiji’nin orta ve doğu kesimlerinde meydana gelen iki sel felaketi toprak kaymalarına ve yolların kapanmasına neden oldu.

Rekor sayıda fosil yakıt lobicisi

Müzakerecilere çizgiyi korumaları yönünde mesajlar ileten Pasifik ada ülkeleri arasındaki dayanışmaya rağmen, fosil yakıt üreticisi bir ülke olan Birleşik Arap Emirlikleri‘nin ev sahipliği yaptığı ve rekor sayıda fosil yakıt lobicisinin katıldığı COP28 özellikle zor geçmişti.

‣ [COP28] İklim görüşmelerine rekor sayıda fosil yakıt lobicisi katıldı

Zirve ilerledikçe, müzakereler taahhüdün dili etrafında şiddetlenmiş; Dünyanın fosil yakıtların ‘aşamalı olarak kaldırılması‘ veya ‘aşamalı olarak azaltılması‘ için çalışıp çalışmayacağı tartışmalarının sonunda ifade, ‘geçiş‘ olarak yumuşatılmıştı.

Yakıt endüstrisine fayda sağlayan boşluklar

Slatter  metinle ilgili şunları söylüyor: “Bu bizim hayatta kalmamız için yeterli değil.  COP28’ye 2 bin 456 lobicinin katılması, zirvenin tehlikeye atıldığı ve nihai sonucun fosil yakıt endüstrisine fayda sağlayan boşluklar sağladığı anlamına geliyor. Bu faillerin sürece girmesine izin verdiğimiz sürece sadece aşamalı bir değişim göreceğiz, dönüştürücü bir değişim göremeyeceğiz.”

COP28’deki müzakerelerde aktif olarak yer alan Küçük Ada Devletleri İttifakı, (Aosis) iklim değişikliğinden orantısız bir şekilde etkilenen gelişmekte olan 39 küçük ada devletini koordine etmek için çok çalışsa da neredeyse trajik bir sembolik an olarak  küresel envanter metnine ilişkin karar açıklandığında salonda bulunmadığını açıklamıştı.

‣ [COP28] Yeni küresel stok sayımı taslağında fosil yakıtlar var, aşamalı kaldırma yok

Küresel envanter, dünyanın iklim eylemi konusundaki ilerlemesini toplu olarak değerlendirmek için her beş yılda bir gerçekleşen ve ülkelerin gelecek planlarını bilgilendirmek için nerede yetersiz kaldıklarını belirleyen bir süreç. Politika yapıcıları ve paydaşları Paris İklim Anlaşması’nın hedeflerine ulaşmak için daha güçlü taahhütlere yönlendiriyor.

Mevcut durumun ötesine taşımayan ‘boşluklar dizisi’

Metnin karara bağlanmasının ardından bir açıklama yapan Aosis, metnin pek çok iyi unsur içerdiğini ancak ihtiyaç duyulan rota düzeltmesinin henüz sağlanamadığını ifade etti:

“26’ncı paragrafta, tarafların 2025 yılına kadar emisyonlarını en üst düzeye çıkarmalarına yönelik herhangi bir taahhüt veya hatta bir davet görmüyoruz. Metin boyunca bilime atıfta bulunuyoruz, ancak daha sonra bilimin yapmamız gerektiğini söylediği şey doğrultusunda hareket etmek için ilgili eylemi gerçekleştirme konusunda bir anlaşmaya varmaktan kaçınıyoruz.”

Aosis, fosil yakıtların daha da yaygınlaşmasını destekleyecek şekilde algılanabilecek olan azaltmaya ilişkin paragraflar, fosil yakıtı destekleyen devlet teşviklerinin aşamalı olarak kaldırılmasını sağlamayan ve gezegeni mevcut durumun ötesine taşımayan ‘boşluklar dizisi’ de dahil olmak üzere endişelerini  dile getirdi.

Konferansın son gününde BM Başkanı António Guterres, nihai metinde fosil yakıtların ‘aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasına’ karşı çıkanlara bir mesaj verdi: “İsteseler de istemeseler de fosil yakıtların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasının kaçınılmaz olduğunu söylemek istiyorum.”

‘Eğer dünya 10 ya da 20 yıl önce çağrımıza kulak vermiş olsaydı…’

Bu arada Pasifik’te çok geç kalındı bile.

İklim değişikliğinin etkileri, temel insan haklarını tehlikeye atan kasırgalar, kuraklıklar ve yükselen deniz seviyeleri ile şu anda yaşanıyor.

Aosis yaptığı açıklamada, “Adalarımıza bu sürecin bizi başarısızlığa uğrattığı mesajıyla dönmeyi göze alamayız” dedi.

Pasifik Adaları Forumu Genel Sekreteri Henry Puna da  “Eğer dünya 10 ya da 20 yıl önce çağrımıza kulak vermiş olsaydı, evlerimizi, atalarımızdan kalan topraklarımızı ve bildiğimiz yaşam biçimimizi terk etmemizi gerektiren senaryoları düşündüğümüz bu durumda olmazdık” diye konuştu.

Pasifik Kiliseler Konferansı genel sekreteri ve iklim adaletinin güçlü bir savunucusu olan James Bhagwan, COP28’de müzakerecilere ve aktivistlere destek vermek üzere sahadaydı. Şimdi Pasifik dostlarına destek vermenin önemli olduğunu söyledi.

Bhagwan, Avustralya çevre bakanı Chris Bowen ile kasım ayında Canberra‘da yaptığı görüşmeyi anarak şunları söyledi:

Avustralya’nın geçiş sürecinde üzerinde çalıştığı bazı projeleri duymak güzel  ancak fosil yakıtlardan tamamen vazgeçemeyecekleri yönündeki son açıklama, özellikle de Pasifik ile birlikte COP31’e ev sahipliği yapma arzusu göz önüne alındığında endişe verici.”

Bhagwan politikacılara ‘tüm gezegen ve Pasifik halkı uğruna siyasi geleceklerini feda etmeye hazır olmaları’ çağrısında bulundu.

Kedi Taters Nasa’nın derin uzaydan yayınladığı ilk videoda başrolde

Gizemli uzayın derinliklerinde, Dünya’dan milyonlarca mil uzakta, turuncu tekir kedi Taters, bir NASA deneyinin başrol oyuncusu oldu. Uzaya gönderilen ilk kedi videosu olarak kaydedilen bu olay, uzay araştırmalarında iletişim devrimine işaret ediyor.

Dünya’dan yaklaşık 19 milyon mil uzakta, kedi Taters’ın derin uzaydan gönderilen ilk videosu büyük bir başarı olarak kaydedildi. NASA’nın pazartesi günü yaptığı açıklamaya göre, turuncu tekir Taters, uzaya gönderilen bir video içeriğinde yer alarak insanların Dünya’nın yörüngesinin ötesinden iletişim gönderme yeteneğini geliştirmek amacıyla yapılan bir deneyde rol aldı. Bu olay, uzay araçlarının iletişim yöntemlerinde bir dönüşüm yaratabilecek bir kilometre taşı olarak değerlendiriliyor.

Gezegenler arası iletişimde dönüm noktası olabilir

Bir NASA çalışanına ait olan Taters’ın eğlenceli bir klibinin geçen hafta bir uzay aracından Dünya’ya gönderildiğini duyurdu. Bilim insanları, Taters’ı Kaliforniya‘daki bir gözlemevine ışınlayan lazer teknolojisinin yakında astronotların Mars‘tan video göndermesine de olanak sağlayabileceğini söylüyor.

Ajans, bu yeniliğin uzay araçlarının gezegenler arası görevlerde iletişim kurma şeklini değiştirebileceğini ve Ay’a gidecek bir sonraki astronotlar tarafından kullanılmak üzere şimdiden hazırlandığını söyledi. Geniş bant video, bilimsel bilgi ve yüksek çözünürlüklü görüntülerin Ay’ın çok ötesindeki mesafelerden ve yüksek hızlarda gezegene gönderilmesine olanak sağlayacak.

NASA’nın Pasadena, Kaliforniya’daki Jet İtki Laboratuarı‘nda uçuş lazeri lideri olan Malcolm Wright, “Yaptığımız şey, Dünya’ya yakın yörüngede ve Ay’ın etrafında dönen uydularda kullanılan bu teknolojiyi almak ve bu menzili derin uzaya kadar genişletmek” dedi.

Nasa, Taters’in ultra HD kalitesindeki 15 saniyelik videosunu bir sondadan Dünya’ya yaklaşık 19 mil yol kat ederek gönderdi.

Nasa’nın Jet İtki Laboratuvarı (JPL) çalışanlarından birine ait olan Taters, videoda bir lazer kovalıyor.

[tnm_video layout=”mnmd-post-media”]https://www.youtube.com/watch?v=GvJtVOmFs5Q&t=1s[/tnm_video]

Ajansın Derin Uzay Optik İletişim ekibi Taters videosunu, ekim ayında bir asteroidi ziyaret etmek üzere altı yıllık bir görev için yola çıkan Psyche sondasına ekledi. Sonda 11 Aralık’ta videoyu Dünya’ya geri gönderdi.

Dünya ile Ay arasındaki mesafenin 80 katından fazla bir yolculuk olmasına rağmen, Taters iletimi sadece 101 saniye sürdü. Bu, Dünya’daki çoğu geniş bant internetten daha hızlı.

Nasa, yönetici yardımcısı Pam Melroy‘un yaptığı açıklamada bunu tarihi bir dönüm noktası olarak nitelendirdi:

Bant genişliğimizi arttırmak gelecekteki keşif ve bilim hedeflerimize ulaşmak için çok önemli. Bu teknolojinin sürekli ilerlemesini ve gelecekteki gezegenler arası görevler sırasında iletişim kurma şeklimizin dönüşümünü dört gözle bekliyoruz.”

İnşaat sektöründeki emisyonlar kenevirle azaltılabilir

Uzmanlar inşaat sektöründeki karbon emisyonlarının kenevirle azaltılabileceği yönünde öneride bulundu.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Börte Köse Mutlu, inşaat sektöründe kenevir gibi doğal malzemelerin kullanımıyla sektör kaynaklı karbon salımının azaltılabileceğini söyledi.

İnşaat sektörü kaynaklı karbondioksit salımı hakkında değerlendirmede bulunan Mutlu, teknolojinin de gelişmesiyle birlikte sektörde kullanılan malzemelerle ilgili daha çevreci ürünlere yönelimin arttığını belirtti.

AA’dan Biriz Özbakır‘ın aktardığına göre; inşaat süreci, binanın yaşam döngüsü, kullanılan yapı malzemesinin üretimi ve ömrünü tamamlayan binaların yıkımı gibi faktörler göz önünde bulundurulduğunda inşaat sektörünün dünyadaki karbon emisyonunun ortalama yüzde 35 ila 39’undan sorumlu olduğu bilgisini veren Doç. Dr. Börte Köse Mutlu, Türkiye için bu oranın yüzde 33’ü bulduğunu bildirdi.

‘Bu emisyonun asıl sorumlusu çimento’

Bir binada metrekare başına düşen karbondioksit emisyonunun yaklaşık 50 kilogram olduğunu ve bunun yedi kilogramının kullanılan malzemeden kaynaklandığını vurgulayan Doç. Dr. Mutlu, betonarme yapılarda kullanılan çimentonun, bu emisyonun asıl sorumlusu olduğu görüşünü paylaştı.

Dünyada çimento sektörünün, toplam karbon emisyonunun yüzde 8’inden sorumlu olduğunu, bunun, havacılık sektöründen kaynaklanan emisyondan yüzde 2,5 ila 3 daha fazla bir orana tekabül ettiğini aktaran Mutlu, “Türkiye’de geçen yıl çimento üretimi sebebiyle 44 milyon ton karbondioksit salımı gerçekleşti. Tabii bu büyük bir rakam. Burada çimento üretiminde, ham madde başta olmak üzere, özellikle yüksek ısı gerektiren proseslere ihtiyaç olduğu için çok ciddi bir enerji sarfiyatı ve dolayısıyla karbondioksit salımımız söz konusu” dedi.

Asya ve Afrika ülkelerinde, 2020’den 2060’a kadar şehirleşmenin hızlanacağına ve konut ihtiyacının artacağına dikkati çeken Doç. Dr. Börte Köse Mutlu, 2060’a kadar karbondioksit salımlarında yıllık yüzde 0,6-0,7’lik bir artış beklendiğini, 2050’ye kadar Çin, 2050’den sonra da Hindistan‘ın emisyon salımlarında öne çıkacağı değerlendirmesini yaptı.

İnşaat faaliyetlerinde doğal malzeme tercihinin üretim sürecinden kaynaklanan karbon salımlarını daha ilk aşamada azalttığını işaret eden Mutlu, “Yeşil malzemeleri, sürdürülebilir teknolojiler konumunda çevre dostu, daha doğa kaynaklı ya da bazen nanoteknolojiyi kullanarak ürettiğimiz malzemeleri tercih ettiğimizde karbon ayak izimizi ciddi bir şekilde azaltmamız mümkün” diye konuştu.

‘Kenevir inşaat sektöründe kullanılabilecek doğal malzemelerden biri’

Mutlu, doğal malzeme kullanımının, ömrünü tamamlayan binaların yıkımı ve sonrasında atıkların geri dönüştürülmesi sürecinde de karbon ayak izini düşüreceğinin altını çizdi.

Kenevirin, inşaat sektöründe kullanılabilecek doğal malzemeler arasında bulunduğunu ve sektörün karbon ayak izini düşürebileceğini ifade eden Mutlu, binalardan kaynaklı karbon emisyonunun en çok ısıtma ya da soğutma işlemleri sırasında meydana geldiğini, ısı yalıtımı açısından avantajlı bir malzeme olan kenevirin enerji verimliliği noktasında avantaj sağladığını kaydetti.

Nijeryalı kadınlar plastiklerin geri dönüşümüne öncülük ediyor

Plastik kirliliğinin hâlâ büyük bir sorun olduğu Nijerya‘da, kadınların öncülük ettiği çözüm odaklı projelerin sayısı giderek artıyor.

Plastik atıklardan yıllarca sıkıntı yaşayan Maryam Lawani, bu kadınlardan biri. Lagos‘ta az bir yağmurdan sonra bile sokakların kırık plastikler, ambalajlar, kullanılmış çocuk bezleri ve diğer eşyalarla dolup taştığını, tekrar eden bu durumu araştırmaya başladığında plastik kirliliğinin küresel bir sorun olduğunu keşfeden Lawani, ‘’Yaşadığım sıkıntılara bir çare olarak iklim krizlerini önlemeye yönelik güçlü bir ihtiyaç hissettim’’ diyor.

‘İnsanlar atıkları okul ücretleri, kıyafet ve hatta yiyecek gibi karlı şeylerle takas edebiliyor’

Lawani araştırması sırasında, mahalledeki kirliliği temizlemeye yardımcı olmak için plastikleri geri dönüştürebileceğini keşfetmiş. Maryam Lawani bu nedenle 2015 yılında Greenhill Recycling‘i kurduğunu ve şu anda ayda ortalama 100-200 ton atığı geri kazandığını söylüyor ve ekliyor:

“İnsanları çöpleri atmamaları ve evlerinde düzgün bir şekilde poşetlemeleri konusunda teşvik ediyor ve duyarlı hale getiriyoruz. Çöpleri çöplüklerden değil, kapılarının önünden, evlerinden topluyoruz. Atıklar, yoksulluk, işsizlik ve çevre ile ilgili diğer sorunları ele almak için bir para aracı olarak kullanılıyor. İnsanlar atıkları okul ücretleri, kıyafet ve hatta yiyecek gibi karlı şeylerle takas edebiliyor.”

‣ Mersin’de ithal plastik atık tesisi zehir yayıyor: Yetkililer ölümlerin başlıca sorumlusudur
‣ Plastik atık krizinin çözümü mümkün mü?

Toplanan her bir kilogram çöp için yaklaşık 100-150 Nijerya nairası (0,1265 dolar) ödeyerek çevresindeki insanlara da ek gelir sağlıyor.

nijerya geri dönüşüüm
Bir kadın, atık yönetim merkezlerinden biri olan Lagos, Oyingbo’daki Wecyclers’da ayrıştırılmış plastik torbalarını sürüklüyor. Fotoğraf: Kunle Ajayi / INDEPENDENT

Al Jazeera‘nın aktardığına göre, Nijerya’da çok sayıda atık boşaltma alanı bulunsa da, Uluslararası İklim Değişikliği Girişimi icra direktörü Olumide Idowu gibi çevre sektöründe çalışanlar, bu alanların sayısı ya da büyük hacimli atıkları yeterince işleme kapasiteleri hakkında kesin bir veri bulunmadığını söylüyor.

Sel gibi olumsuz iklim koşulları Sahra-altı Afrika‘nın bazı bölgelerini vururken bile atıklar gözle görülür bir şekilde kanalizasyonların tıkanmasına ve kirliliğe neden oluyor. Bu durum en bariz şekilde 24 milyon nüfusuyla ülkenin en kalabalık şehri olan Lagos‘ta görülüyor.

Uygun atık toplama ve geri dönüşüm tesislerine ihtiyaç

Uzmanlar, tek kullanımlık plastikleri yasaklayan ya da yavaş yavaş ortadan kaldıran Kenya, Ruanda, Uganda ve Tanzanya gibi diğer gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında Nijerya’nın plastik kirliliğiyle mücadele etmek için fazla bir şey yapmadığını söylüyor.

2020 yılında Çevre Bakanlığı, ülkenin döngüsel ekonomiye geçişine yardımcı olmak ve sürdürülebilir atık yönetimini teşvik etmek için Nijerya Döngüsel Ekonomi Politikasını başlattı. Ancak Idowu, Nijerya’nın plastik kirliliğiyle etkin bir şekilde mücadele edebilmesi için hala uygun atık toplama ve geri dönüşüm tesislerine ihtiyaç olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Nijerya’nın plastik kirliliğini ele almak için mevcut düzenlemeleri güçlendirmesi veya yeni düzenlemeler getirmesi de gerekebilir. Ancak ekonomik kısıtlamalar ve alternatif ambalaj seçeneklerinin eksikliği, tek kullanımlık plastiklerden vazgeçilmesini zorlaştırabilir.”

Fotoğraf: Sunday Alamba / AP

Birleşmiş Milletler raporu Nijerya’nın yılda yaklaşık 2,5 milyon metrik ton plastik atık ürettiğini belirtiyor. Bunun 130 bin tondan fazlası su yollarına karışıyor ve bu da ülkeyi küresel çapta deniz çöpüne sebebiyet veren ilk 20 ülke arasına sokuyor.

Kıyı Lagos’ta Kadınların ve Gençlerin Güçlendirilmesi için Geri Dönüşüm Programı (RESWAYE), okullara ve konutlara giderek plastikleri toplamak üzere eğitilen kadınlar ve genç kızlarla birlikte çalışıyor. Toplanan plastikler bir ayrıştırma merkezine ve oradan da üst ölçekli üreticilere gidiyor.

RESWAYE’nin kurucusu Doyinsola Ogunye Lagos’taki 41 kıyı topluluğunda 4 bin kadına ulaştıklarını, aynı zamanda kadınlara kişisel hijyen kitleri ve çocuklara burs sağladıklarını belirtiyor.

Ayrıca Temitope Okunnu tarafından 2006’da okullarda iklim değişikliği konusunda farkındalık yaratmak amacıyla kurulan ve kar amacı gütmeyen Foundation for A Better Nigeria (FABE) da üç eyalette faaliyet gösteriyor ve EcoSchoolsNg adlı bir girişim aracılığıyla, öğrencilere geri dönüşüm, ileri dönüşüm veya kompostlama yoluyla sürdürülebilir atık yönetimi ve sürdürülebilir bahçecilik gibi beceriler öğretiyor.

‣ HRW raporu: Türkiye’de dokuz yaşındaki çocuklar plastik atık tesislerinde, sağlıkları pahasına çalışıyor
‣ Plastik Anlaşmasında önerilen ulusal eylem planlarının etkinliği nasıl sağlanabilir?

Ogunye, “Küçük çocukları iklim sorunları konusunda duyarlı hale getirmek için ilkokulları, ortaokulları ve üniversiteleri ziyaret ediyoruz. Davranış değişikliği ülkenin bu bölümünde hala büyük bir sorun, bu yüzden küçük çocuklara odaklandık” diyor.

FABE, plastiğin ileri dönüşümünü teşvik ediyor. Okunnu, “Çünkü plastik para demektir ama bunu çok az kişi biliyor” diye belirtiyor.

İklim adaleti savunuculuğu yapan ILead Climate‘ın kurucusu Adenike Titilope Oladosu, plastiğin kullanılabilir ürünlere geri dönüştürülmesi konusunda artan farkındalığın gençlerin katılımını sağlamak için de harika bir fırsat olabileceğini söylüyor.

Nijerya atık afrika
Fotoğraf: Afolabi Sotunde/Reuters

Daha fazla çalışmaya ihtiyaç var

Bu kadınların ve kar amacı gütmeyen çok sayıda kuruluşun Nijeryalıları iklim değişikliğinin olumsuz etkileri konusunda eğitme çalışmalarına rağmen, hâlâ bu konuda bilinç kazanmamış çok sayıda insan bulunuyor.

Hareket halindeki araçlardaki yolcular poşet ve şişeleri sokaklara gelişigüzel atmaya, diğer insanlar da evsel atıkları kanallara boşaltmaya devam ediyor.

Lawani ve Okunnu bu durumu, tüm gelir gruplarındaki Nijeryalılara küçük yaşlardan itibaren çevre ve bunun sonuçlarına ilişkin farkındalık kazandırılması gerektiğinin bir kanıtı olarak değerlendiriyor.

Lawani, şunları kaydediyor:

“Bilgiye erişen ve aydınlanan küçük çocuklar bunun farkında, ancak bir sonraki öğünü nasıl yiyeceklerini düşünen daha az ayrıcalıklı çocuklar bu konuda endişe duymayabilir, bu nedenle dikkatimizi onlara yöneltmemiz, insanları duyarlı hale getirmemiz ve insanların bir bağlantı bulmalarına yardımcı olmamız gerekiyor. İnsanlar tıkanmış drenajlarla kolayca ilişki kurabilir, bu yüzden insanlara kendi seviyelerinde eğitim verilmeli. Bu bağıntı ve bağlantıları ve bunların onları nasıl etkilediğini görmelerine yardımcı olunmalı.”

BM’ye göre, çikolata ambalajları, paketler ve plastik mutfak eşyalarından dünyada her yıl ortalama 430 milyon ton plastik üretiliyor. Bunun sonucunda her gün 2 binden fazla çöp kamyonu dolusu plastik su kaynaklarına atılıyor. Herhangi bir önlem alınmadığı takdirde plastik kirliliğinin 2060 yılına kadar üç katına çıkması bekleniyor.

COP29’un ev sahibi Azerbaycan, gaz ihracatını iki katına çıkarmayı hedefliyor

Gelecek yıl gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Zirvesi COP29′a ev sahipliği yapması beklenen Azerbaycan’ın Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Sırbistan‘da düzenlenen Bulgaristan-Sırbistan doğalgaz boru hattının açılış töreninde Brüksel‘e doğalgaz ihracatını iki katına çıkarma sözünü yerine getireceğini açıkladı.

Bu yıl düzenlenen COP28 İklim Zirvesi‘nde kabul edilen nihai metinde ‘aşamalı olarak kaldırma’ ve ‘aşamalı olarak azaltma’ sözcüklerinden kaçınılmış ve bunun yerine fosil yakıtlardan ‘geçiş’ ihtiyacına atıfta bulunulmuştu.

Fotoğraf: Grigory Dukor / Reuters
[COP28] Sonuç metni onaylandı: Alkışlar ve eleştiri yağmuru altında fosil yakıtlar ilk kez metinde

Bakü’nün ihracat sözünü yerine getirmek için yılda 20 milyar metreküpe gaz çıkarması gerekiyor. Bunun için Bakü’nün hem gaz üretimini arttırması hem de Azerbaycan gazını Hazar Denizi‘nden Avrupa pazarlarına taşıyan Güney Gaz Koridoru‘nu oluşturan üç transit boru hattının kapasitesini arttırması gerekiyor.

Geçen yıl temmuz ayında Avrupa Birliği ile dönüm noktası niteliğinde bir anlaşmayla verilen bu söz, Rusya‘nın Avrupa’ya gaz ihracatının sıfıra düşmesine ve Avrupa’da gaz fiyatlarının görülmemiş seviyelere yükselmesine neden olan Ukrayna işgalinin ardından gelmişti.

Şirketler kapasite artımına başladı

Eurasianet‘in aktardığına göre, Azerbaycan’ın Absheron gaz sahasından gaz üretmeye başlayan TotalEnergies, eylül ayında üretimi yılda 1,5 milyar metreküpten yılda yaklaşık 5,5 milyar metreküpe çıkaracağını doğruladı.

Azerbaycan’ın devlet petrol şirketi SOCAR, Umid gaz sahasında üretimini artırmayı hedeflerken, Azerbaycan’ın Şah Deniz gaz sahasını ve ACG petrol sahasını işleten BP mevcut her iki sahanın altında derin kuyular açmaya başladı.

Bakü’nün 2027 yılına kadar ihracat sözünü yerine getirilebilmesi için Azerbaycan gazını Azerbaycan’dan Türkiye‘ye taşıyan Güney Kafkasya Doğalgaz Boru Hattı‘nın (SCP) ya da Türkiye üzerinden Yunanistan‘a taşıyan TANAP Boru Hattı‘nın toplam kapasitesinin yılda en az 10 milyar metreküp artırılması gerekiyor.

Avrupa’nın ilgisinde bir değişim yok

Azerbaycanlı yetkililer, Avrupalı alıcıların, Azerbaycan’ın Brüksel’e 2027 yılına kadar tedarik sözü verdiği ilave gazı satın alma konusunda yavaş davrandığından şikayet ediyor.

Azerbaycan’ın eylül ayında Dağlık Karabağ‘ı ele geçirmek için başlattığı ve bölgedeki Ermeni nüfusun boşaltılmasıyla sonuçlanan askeri harekat AB tarafından, özellikle de Fransa gibi bazı üye ülkeler tarafından iyi karşılanmamıştı. Ancak bu durumun Avrupa’nın Azerbaycan doğalgazını satın almaya yönelik ilgisini etkilediğine dair bir belirti yok.

[COP28] Gelecek yılın COP’u yine bir petrol ülkesi olan Azerbaycan’da yapılacak

Amazon’da rekor kuraklık: Kritik eşiğe doğru hızla ilerliyor

Amazon yağmur ormanları 2023 yılında kayıtlara geçen en şiddetli kuraklığı yaşadı. Çok sayıda kasabaya nehir yoluyla ulaşım kesildi. Bölgedeki orman yangınları arttı ve yaban hayatı zarar gördü.

Bazı bilim insanları bu gibi hava olaylarının dünyanın en büyük ormanını geri dönüşü olmayan bir noktaya doğru ittiğinden endişeleniyor.

Amazon’daki yağmur mevsiminin normalde ekim ayında başlaması gerekiyordu. Ancak kasım ayının sonunda bile hava kurak ve sıcak geçti.

Bu durum, iklim değişikliği ile şiddetlenen, döngüsel El Niño hava olayının yanı sıra Kuzey Atlantik‘teki deniz suyunun da anormal derecede ısınmasından ve  sıcak, kurak havanın Amazon bölgesini sarmasından kaynaklandı.

[Dünya Amazon Günü] ‘Amazonlar kaybedilirse iklim değişikliği durdurulamaz’
İklim krizi: Kuraklık, Amazon nehrinde bin yıllık antik çizimleri açığa çıkardı
Amazon’dan bir kuraklık ve ormansızlaşma manzarası: İnekler, toz ve duman…

‘Her kuraklık öncekinden daha şiddetli’

BBC‘den Stephanie Hegarty‘nin aktardığına göre,Ulusal Amazon Araştırmaları Enstitüsü’nde bitki ekolojisti olan ve 26 yıldır ormanda yaşayan ve çalışan Dr. Flavia Costa, “İlk kez kuraklığa şahit olduğumda ‘Bu çok korkunç bir şey, nasıl bir yağmur ormanının başına gelir?’ diye düşünmüştüm. Sonra her geçen yıl rekor seviyede kuraklıklar yaşanmaya başlandı. Her kuraklık bir öncekinden daha şiddetli” diyor.

Dr Flavia Costa
Dr. Flavia Costa.
Costa, bu yıl yaşanan kuraklığın ne kadar zarar verdiğini değerlendirmek için henüz çok erken olduğunu, ancak ekibinin “ölme belirtileri gösteren” birçok bitki bulduğunu söylüyor.

Önceki yıllarda yaşanan kuraklıklar ise olası zararı gözler önüne seriyor.

Bazı tahminlere göre 2015 yılındaki “Godzilla kuraklığı” ormanın sadece küçük bir bölümünde 2,5 milyar ağaç ve bitkiyi öldürdü. Bunun şimdiki kuraklıktan daha az şiddetli olduğu düşünülüyor.

Amazon artık karbon yutağı işlevi görmeyi bıraktı

Amazon yağmur ormanları olağanüstü bir biyolojik çeşitliliğe sahip olmanın yanı sıra karbon yutağı görevi de görüyor ve bazı tahminlere göre yaklaşık 150 milyar ton karbon depoluyor.

Dr. Costa, “Amazon ortalama olarak bir karbon yutağı olarak işlev görmeyi bıraktı. Şimdi de çoğunlukla aynı şeyin olmasını bekliyoruz, bu çok üzücü” diye konuşuyor.

Pek çok bilim insanı da ormanın kuruyup bir savana haline geleceği bir “kritik eşiğe” doğru hızla ilerlediğinden endişeleniyor.

Amazon ormanı şu anda kendi başına bir hava sistemi yaratıyor.

Uçsuz bucaksız yağmur ormanında su, ağaçlardan buharlaşarak yağmur bulutlarını oluşturuyor ve bu bulutlar ağaçların üzerinde hareket ediyor. Böylece su beş ya da altı kez geri dönüşüyor. Orman bu şekilde içindeki yaşamı sürdürmek için serin ve nemli kalabiliyor, ihtiyaç duyduğu suyla besleniyor.

Amazon orman yangını

Ancak ormanın büyük bir kısmı ölürse bu mekanizma bozulabilir. Kritik eşik bir kez tetiklendiğinde ise geri dönüşü olmayan bir yola girilebilir.

Bu teoriyi ilk kez 2018’de ortaya atan Brezilyalı iklim bilimcisi Carlos Nobre, eş yazarlığını yaptığı bir makalede, Amazon’un yüzde 25 oranında ormansızlaştırılması ve küresel sıcaklığın sanayi öncesi seviyelerin 2,5 derece üzerine çıkması durumunda bu kritik eşiğe ulaşılacağını söylemişti.

Nobre, “Şu anda 2018’den daha çok endişeleniyorum. COP28‘den yeni döndüm ve sera gazı salımlarının anlaşma hedefleri doğrultusunda düşürüleceği konusunda iyimser değilim. 2,5 derece sınırını aşmanın Amazon için riskleri korkunç” diyor.

Ancak bu yıl Amazon’daki tüm ülkelerde ormansızlaşmanın azalması ve hepsinin 2030’a kadar ormansızlaşmayı sıfıra indirmeye kararlı olması ona umut veriyor. Brezilya’nın bu hedefe daha da erken ulaşabileceğine inanıyor.

Vultures picking at the carcass of a dead dolphin on a drying lake bed.

Orman kuruduğunda, ekin için arazi temizleme işlemlerindeki küçük yangınlar kontrolden çıkabiliyor. Bu yangınlar genellikle Amazon’un zaten bozulmuş ya da ormansızlaştırılmış bölgelerinde oluyor ancak bu yıl el değmemiş ya da birincil ormanlarda daha fazla yangın görüldü.

Ekosistemin zorlandığına dair başka işaretler de var: Bölgedeki iki gölde yüzlerce yunus ölü bulundu.

Mamirauá Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nden Dr. Miriam Marmontel, “Bu çok yıkıcıydı. Canlı hayvanlarla, güzel örneklerle uğraşıyorduk ve beş gün sonra elimizde 70 hayvan ölüsü vardı” dedi. Ardından birkaç hafta içinde iki gölde 276 ölü yunus bulundu.

Dr. Marmontel yunusların su sıcaklığı yüzünden öldüğünü düşünüyor. Yer yer 40,9 dereceye ulaşan su sıcaklığı, yunus ve insan vücudu sıcaklığından üç derece daha yüksek.

Araştırma için götürülmek üzere poşete konulmuş ölü bir yunus

Orman kuruduğunda, ekin için arazi temizleme işlemlerindeki küçük yangınlar kontrolden çıkabiliyor. Bu yangınlar genellikle Amazon’un zaten bozulmuş ya da ormansızlaştırılmış bölgelerinde oluyor ancak bu yıl el değmemiş ya da birincil ormanlarda daha fazla yangın görüldü.

Ekosistemin zorlandığına dair başka işaretler de var: Bölgedeki iki gölde yüzlerce yunus ölü bulundu.

Mamirauá Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü’nden Dr. Miriam Marmontel, “Bu çok yıkıcıydı. Canlı hayvanlarla, güzel örneklerle uğraşıyorduk ve beş gün sonra elimizde 70 hayvan ölüsü vardı” dedi. Ardından birkaç hafta içinde iki gölde 276 ölü yunus bulundu.

Dr. Marmontel yunusların su sıcaklığı yüzünden öldüğünü düşünüyor. Yer yer 40,9 dereceye ulaşan su sıcaklığı, yunus ve insan vücudu sıcaklığından üç derece daha yüksek.