Ana Sayfa Blog Sayfa 547

İstanbul Sözleşmesi kararındaki karşı oy: Kuvvetler ayrılığı?

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasıyla ilgili karar ve karşı oy gerekçeleri ortaya çıktı. Kararda düşülen karşı oylar dikkat çekti. Karşı oy gerekçelerinde, Cumhurbaşkanı’nın yasa yürürlüğe girerken attığı imzayı geri çekerek yasanın yürürlükten kaldırılmasını sağlamasının söz konusu olamayacağı kaydedildi.

BirGün‘den Mustafa Bildircin‘in aktardığına göre; Danıştay Üyesi Muhsin Yıldız imzalı karşı oyda, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkış kararının uluslararası hukuka uygun olduğu ancak iç hukuka uygun olmadığı belirtildi.

Yeni hükümet sisteminin en önemli özelliklerinden birinin, Cumhurbaşkanı’na yürütme yetkisi konusunda, “Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” adı altında düzenleme yetkisi verilmiş olması olduğuna dikkati çeken Yıldız, karşı oy gerekçesinde, özetle şu ifadeleri kullandı:

“Anayasa’da uluslararası andlaşmaların onaylanması TBMM’nin uygun bulma yasasına bağlanmak suretiyle bu yetki yürütme ve yasama organı arasında paylaşılmıştır. Bu bağlamda, uluslararası andlaşmaların onaylanması yetkisinin sadece yürütme organına ait olmadığı açıktır. TBMM tarafından onaylanan uluslararası andlaşmalar yasa hükmündedir. Anılan andlaşmaların feshedilmesine ilişkin işlemlerin Cumhurbaşkanının yürütme yetkisinde olmayıp TBMM’nin yasama faaliyetine ilişkin olması nedeniyle Anayasa’nın 104. maddesinin 17. fıkrası uyarınca Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmesi hukuken olanaklı değildir.”

Kadınlar dördüncü kez Danıştay’da: İstanbul Sözleşmesi’nden, hayatlarımızdan vazgeçmiyoruz
İstanbul Sözleşmesi’ni savunan kadınlar sordu: Hiç ‘Çocuk niye ağlıyor’ denilerek tokat yediniz mi?
İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak için binlerce kadın ikinci defa Ankara’da

‘Hukuki dayanaktan yoksun’

Karşı oy gerekçelerinde, Danıştay’ın kararına yönelik gerekçesine de atıf yapıldı. Eski dönemde uluslararası andlaşmaların feshetme yetkisinin Bakanlar Kurulu’na veren düzenlemenin “yasa” olduğunun altı çizilerek “Uyuşmazlık konusunda ise bu yetkisi Cumhurbaşkanı’na veren düzenleme bir ‘Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’dir. Aynı yetkinin aynı makama yasayla ve kararname ile verilmesi arasında hukuken büyük farklılıklar bulunduğundan, dairece yapılan bu değerlendirme hukuki dayanaktan yoksundur” denildi.

Karşı oy gerekçesinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın TBMM’yi yok sayarak karar aldığına da dikkat çekildi:

“TBMM’nin uygun bulma yasası uyarınca onaylanarak yürürlüğe giren bir uluslararası andlaşmanın feshi ancak TBMM’nin uygun bulma yasasını yürürlükten kaldırması veya sona erdirmeyi uygun bulduğuna ilişkin yeni bir yasa çıkarması sonrasında alınacak bir Cumhurbaşkanlığı kararı ile mümkün olabilecektir. Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile alınan kararda yetkide ve usulde paralellik ilkesi uyarınca hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

‘Cumhurbaşkanınca kullanılan takdir yetkisinin minimum denetime tabi olacağının kabulü…’

Karşı oy gerekçesinde öte yandan, herhangi bir istatistik ya da bilimsel veri olmaksızın, “Kadınları şiddetten koruyan yeterli mevzuat var, İstanbul Sözleşmesi’ne gerek yok” denildiğinin altı çizilerek, şöyle devam edildi:

Kuvvetler ayrılığı ilkesinin arkasındaki temel düşünce, gücün bir elde toplanmasını engellemek suretiyle devletin aşırı gücü karşısında bireyi ve haklarını korumaktır. Cumhurbaşkanınca kullanılan takdir yetkisinin minimum denetime tabi olacağının kabulünün hukuk devletiyle ve idari yargının varlık nedeniyle bağdaşmayacağı açıktır.”

‘6284 tek başına yeterli değil’

Yıldız karşı oy gerekçesinde, Türkiye’de kadınlara yönelik şiddetin devam ettiğini belirterek “Kadınları şiddete karşı korumaya dair iç hukuktaki 6284 sayılı yasanın İstanbul Sözleşmesi hükümlerine doğrudan göndermede bulunması, bu yasanın tek başına yeterli olmayacağı İstanbul Sözleşmesi’nin desteğine de ihtiyacı olduğunu kabul etmesi karşısında, sözleşmeden çekilme kararının sebep, konu ve amaç önergeleri yönünden de hukuka aykırı olduğu sonucuna varılmıştır” görüşünü bildirdi.

‘Ne gariptir ki yargı da bu durumun hukuka uygun olduğuna karar vermiş’

Eski Yargıçlar ve Savcılar Birliği’nin (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, kararı değerlendirerek şunları dile getirdi:

“İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilebilmesi için, TBMM’den yetki çıkması, Cumhurbaşkanının bu yetki ile fesih yetkisini kullanması mümkün. Fakat Cumhurbaşkanı TBMM’den yetki almadan, sözleşmeyi onaylarken attığı imzasını çekmiş ve sözleşmenin feshedildiği varsayılmış, ne gariptir ki yargı da bu durumun hukuka uygun olduğuna karar vermiştir. Yasa yapma, değiştirme ve yasaları kaldırma yetkisi, TBMM’nin vazgeçilmez ve devredilmez yetkisidir. Danıştay kararı ile uygun bulunan bu durumun özeti şudur:

Cumhurbaşkanının TBMM’nin çalışmasına gerek bırakmadan, artık tüm yasaları tek başına yürürlükten kaldırabilmesi, TBMM’yi kısmen ilga etmesi, anayasayı ihlal etmesi, ancak bir darbe durumunda söz konusu olabilecek bu eylemlerin de, yargı tarafından hukuka uygunmuş gibi görülebilmesi, tescil edilebilmesidir. Yargı kararı ile de tescil edilen bu durum, hiç kuşkusuz ki, sistem normalleştiğinde, genel hükümlere göre, anayasayı ihlale teşebbüs suçundan yargılama konusu edilecektir.”

Ne olmuştu?

20 Mart 2021 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptali için kadın örgütleri, barolar, meslek örgütleri, sendikalar, siyasi partiler ve gerçek kişiler tarafından 220’den fazla dava açılmış; 28 Nisan, 714 ve 23 Haziran 2022 tarihlerinde bu davalardan bir kısmı için duruşmalar yapılmıştı.

Danıştay 10. Dairesi 2’ye karşı 3 hâkimin oyu ile davaları reddetmiş, çekilme kararını “hukuka uygun” bulmuştu. EŞİK Platformu’nun çağrısı ile kimi dosyalara 1000’in üzerinde kadın avukatın yetki belgeleri sunulmuş; yüzlerce kadın ve hukukçunun katıldığı duruşmaların ardından çıkma kararı ‘hukuka uygun’ bulunmuştu.

Kapatılma tehdidiyle karşı karşıya olan HDP, Yeşil Sol Parti’ye taşınabilir

12 Mart’ta seçim gündemiyle toplanan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Parti Meclisi (PM), seçim işlerini yürütmek üzere Merkez Yürütme Kuruluna (MYK) tam yetki devri yaptı.

PM toplantısında seçim sürecinde kapatma davası devam ederken seçimlere Yeşil Sol Parti’yle girme eğiliminin güç kazandığı öğrenildi.

Mezopotamya Ajansı’ndan Özgür Paksoy‘un aktardığına göre, HDP’nin, çarşamba günü gerçekleştirilecek MYK toplantısında bu eğilimin netleşmesi bekleniyor.

HDP MYK, seçim gündeminin diğer odağı olan Cumhurbaşkanı adayı çıkarma konusunu da gözden geçirecek ve 16 Mart’ta toplanacak Emek ve Özgürlük İttifakı toplantısında ittifak partilerliye birlikte son kararını verecek.

HDP MYK’nin toplantısında Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yanısıra milletvekili genel seçimlerine Emek ve Özgürlük İttifakı çatısı altında ya da Yeşil Sol Parti’den tek liste olarak girme seçeneklerini de değerlendirerek karara bağlaması bekleniyor.

‣ AYM’den HDP’nin kapatma davasında karar: Talepler reddedildi

Demirtaş: Bilmeyen kalmasın, lazım olacak

Edirne F Tipi Cezaevi‘nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş sosyal medya hesabı Twitter üzerinde yaptığı paylaşımda, “Bu görselin renkli çıktısını alıp evde buzdolabı kapısına, oda kapılarına yapıştırın lütfen. Ne olduğunu bilmeyen kalmasın, lazım olacak” diyerek Yeşil Sol Parti’nin logosunu paylaştı ve partinin resmi hesabını etiketledi.

Yeşil Sol Parti 2022’den beri hazırlanıyor

2012’de kurulan Yeşil Sol Parti, Ekim 2022’deki 2’inci Olağanüstü Kongresi‘nde logosunu değiştirdi. Yeni logo, HDP’nin logosuna benzerliğiyle dikkat çekti. Kongrede Çiğdem Kılıçgün Uçar ile eş başkan seçilen İbrahim Akın o dönem Medyascope‘a yaptığı açıklamada, bu değişimde dört yıl önce alınan bir karar doğrultusunda hareket edildiğini söylemiş ve “Kapatılırsa HDP seçeneksiz değil” demişti.

Yeşil Sol Parti: HDP’nin temsiliyetini üstleneceğiz

BBC Türkçe‘den Günce Akpamuk‘un aktardığına göre, Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Akın da “Seçim sath-ı mailine girdiğimizde yargı süreci netleşir ve olumsuz bir karar çıkarsa bileşenler olarak bu riski almanın mümkün olmadığını düşünüyoruz. Büyük ölçekte eğilim olarak [HDP’nin] bileşeni olan bir parti olmamız sebebiyle Yeşil Sol Parti üzerinden seçime girme ihtimalimiz yüksek gibi görünüyor” dedi.

Emek ve Özgürlük İttifakı içerisinde bugüne kadar Yeşil Sol Parti de dahil, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Demokrat Parti (DP), Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP), Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) ve Sosyal Demokrasi Partisi (SODAP) olmak üzere altı partinin HDP altında temsil edildiğini belirten Akın, “HDP’nin durumu böyle olunca o çalışma içerisinde HDP yerine Yeşil Sol Parti’nin ittifakın parçası olması ve temsiliyetini sağlaması söz konusu olacaktır diye düşünüyorum” dedi.

Yeşil Sol Parti
Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü İbrahim Akın

‘Baraj gerekçesiyle hep beraberdik’

Akın, Yeşil Sol Parti’nin HDP’nin kuruluşuna benzer bir kuruluş tarihi olduğunu belirterek “10 yılı aşkın bir süre oldu. Biz uzun süredir HDP ile işbirliği içerisindeyiz. Ortak partimiz olarak seçime HDP’den girdiğimiz için, bazı örgütsel temsiliyetlerimiz ve ilişkilerimizi de özellikle geçen seçim döneminde oradan kurmuştuk. Dolayısıyla biraz kendi tarafımız aksamıştı” dedi.

Yeşil Sol Parti’nin yıllardır HDP içerisinde ortak mücadele yürüttüğünü vurgulayan Akın, “Mevcut demokratik koşullar Türkiye’de çok sınırlı olduğu için, siyasi parti yasaları da çok sorunlu olduğu için böyle bir durum oldu. Baraj gerekçesiyle hep beraberdik” diye ekledi.

Yaklaşık iki yıl önce biliyorsunuz seçim yasası değişti. Seçime girme yeterliliği sağlayan her parti ittifak partileriyle ilerleyebiliyordu. Biz de bir çalışma içerisine girdik. Yaklaşık altı- yedi ay önce de bitirdik. Şu anda 49-50 ilde örgütlüyüz. Seçim yeterliliğini kazandığımız ilan edildi. Seçime girme yeterliliği sağlamış bir parti durumundayız.

HDP üzerinde bir baskı olduğunu söyleyen Akın, bu partinin “her an kapatılacak kaygısı içerisinde siyaset sahnesinde sürekli kararsız duruma düşürülmeye çalışıldığını” söyledi.

HDP’nin kapatılmasına yönelik sürece değinen Akın, “Biz bunun hukuki değil politik olarak verilecek bir karar olduğunu düşündüğümüz için, bu iktidarın seçim sırasında yapmayacağı bir şey olmayacağını, her türlü riskin olduğunu düşünüyoruz” dedi ve ekledi:

“Tedbiren kapatılma ihtimali düşük olsa bile bu ihtimal başımızda sopa gibi duruyor. Bu sopaya boynumuzu uzatmayacağız açıkçası.”

HDP’li adaylar, Yeşil Sol Parti listelerinde mi yer alacak?

Akın, HDP’li adayların Yeşil Sol Parti listelerinde yer alma olasılığı bağlamında “Seçim yasası ittifak olanaklarını veriyor ancak her partinin ayrı ayrı, seçim bölgesinde girdiği adaylıklarıyla sonuç alması gerekiyor. Her partinin kendi aldığı oyla, o bölgeden vekil çıkartma ihtimalini sağlaması gerekiyor” dedi

Akın, “Teknik olarak bakıldığında tek partiyle girmenin avantajları [olduğu]” görüşünde ama “Emek ve Özgürlük İttifakı’nı da aynı zamanda kurmuş olduğumuz için, doğal olarak o partilerle de müzakere görüşmeleri yapıyoruz” diyor.

‘Üçüncü kutup olarak tek adam rejiminin karşısındayız’

Kendilerinin Cumhur ve Millet İttifaklarının iki kutuplu sistemin karşısında üçüncü bir kutup olduğunu vurgulayan Akın, “Bizim ana hedefimiz şu andaki mevcut tek adam rejiminin inşa edilmesi karşısında, bunu değiştiren bir pozisyon almak” dedi ve ekledi:

“Ama kendi hedefimiz şu: Biz Türkiye’nin 100 yıllık tarihinin yeni bir döneminin inşa edilebileceğini düşünüyoruz. O bakımdan Emek ve Özgürlük İttifakı’nda; bu ülkedeki bütün mağdurların, sesi duyulmayanın, sözü dinlenmeyenlerin, aynı zamanda onların sözü olabileceğimiz bir şekilde örgütlenmesinde rol alabileceğimizi düşünüyoruz. Bu bakımdan Meclis‘e en güçlü şekilde girmemiz kıymetli. Emek ve Özgürlük İttifakı içerisinde bulunan bütün güçlerin temsiliyetini sağlayacak bir çalışma yapmak istiyoruz.”

‘Kılıçdaroğlu’nu destekleyebiliriz’

Yeşil Sol Parti Eş Sözcüsü Akın, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “mümkün olursa, müzakere sonrası netleşirse ve kriterleri çerçevesinde”, Millet İittifakı’nın ortak adayı Kemal Kılıçdaroğlu‘nu destekleyebileceklerini söyledi ve “Biz gelinen aşamada Kılıçdaroğlu’yla bu müzakerenin yapılabilir olduğunu düşünüyoruz” dedi.

“Biz aday çıkartıp ortak bir çalışma yürütecektik ancak deprem sonrası Türkiye’nin ikliminin, konjonktürünün çok değiştiğini düşünüyoruz. İnsanlar bir an önce bu iktidardan kurtulmak istiyor” diye konuşan Akın, sözlerini şöyle tamamladı:

Dolayısıyla biz birinci turda daha fazla uzatmadan bu meseleyi halletmek istiyoruz. O nedenle de taleplerimizi ve isteklerimizi biraz geriye çekerek, daha çok müzakere ederek ortaklaşacağımız bir çerçevede Millet İttifakı’nın adayını destekleme eğilimimiz var. Ama bu eğilimimizi yapacağımız müzakere sonrası açıklayacağız kamuoyuna. Bu hafta içerisinde muhtemelen görüşme yapacağız.

Yeşil Gazete Amasra maden faciasının araştırma komisyonu taslak raporuna ulaştı

ANKARA- Türkiye Taşkömürü Kurumu’na (TTK) ait maden ocağında 14 Ekim 2022 tarihinde yaşanan ve 42 madencinin hayatını kaybettiği grizu patlamasını araştırmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kurulan ‘Amasra Maden Kazasını Araştırma Komisyonu’ oluşturulmuştu. Komisyon, raporunu Meclis Başkanlığı’na henüz sunmadı. Komisyon rapor yazımını tamamlamak üzere 25 Ocak’tan itibaren bir aylık ek süre talebinde bulunmuştu. Komisyonun 15 günlük ek süre uzatımı talep ettiği ve bugün itibariyle raporun Milletvekillerine ulaştırıldığı öğrenildi.

O taslak rapora Yeşil Gazete ulaştı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

  • Grizu patlamaları büyük ölçüde patlatma kaynaklıdır. Metanlı ocaklarda patlatma yapılması konusunda kapsamlı bir mevzuat hazırlanmalıdır.
  •  Mevzuatımızda güvenlik açısından çok sayıda düzenleme bulunmasına rağmen uygulamada sorunların olduğu görülmektedir.
  • Mühendislik hesapları yapılmadan patlayıcı madde kullanımına son verilmelidir.
Enerji Bakanı’ndan Bartın katliamı açıklaması: TTK tüm önlemleri alıyor, son denetimde sorun görülmedi
Amasra’daki maden katliamı sonrası ocak müdüründen ‘istifa’ sorusuna ilk yanıt: Bir şey diyemeyeceğim
Amasra maden faciasına ilişkin iddianame hazırlandı

Bartın’ın Amasra ilçesinde Meydana Gelen Maden Kazasının Tüm Yönleriyle Araştırılarak Benzer Kazaların Önlenmesine Yönelik Tedbirlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırma Komisyonu Raporu‘nun 120 maddelik sonuç ve öneriler bölümünde yer alanlar şöyle:

İdarİ Yaptırımlar
  1. İş kazalarında ihmal ve kusuru bulunanlara uygulanan cezai müeyyideler ve iş teftişlerinde denetim sırasında tespit edilen iş sağlığı ve güvenliğini tehlikeye atan eksiklikler konusunda ihmal ve sorumluluk sahibi olanlara uygulanan idari yaptırımların caydırıcılığı artırılmalıdır.
  2. Ruhsatsız işletildiği tespit edilen ve kapatılan madenleri işleten kişilere hapis cezası verilmesi ve bu kişilerin ömür boyu madencilik faaliyetlerinden men edilmesine yönelik yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  3. Madencilik mevzuatı gözden geçirilmeli, kömür madenciliğine ilişkin tüm faaliyetler için ayrı bir mevzuat düzenlemesi yapılmalıdır.
  4.  Madenlerde iş sağlığı ve güvenliği yönetim sisteminin oluşturulması, iş güvenliği ikliminin iyileştirilmesi ve bunun sürdürülebilir kılınması için madencilik faaliyetlerinin tek bir çatı kuruluş altında toplanmasını sağlayacak, uluslararası standartlarda, bağımsız bir ulusal maden iş sağlığı ve güvenliği kurumu kurulmalıdır.
Kader, plan ve ‘kaderin planı’
Bartın’da grizu patlaması: ‘Kader planı’na tepki yağıyor
ÇHD, Bartın patlamasıyla ilgili iki bakanın tutuklanmasını talep etti: Delilleri karartma güçleri var
Yine kömür, yine ölüm: Bartın’daki patlamada 41 maden işçisi yaşamını yitirdi
Havza madenciliği
  1.  Maden sahaları, yapısal jeolojileri dikkate alınarak faylara ve diğer düzensizliklere göre mümkün olan en büyük ölçekte ruhsatlara ayrılmalı ve bu şekilde rezerv kaybının en aza indirilmesi ve sahaların güvenli projeler ile işletilmesi sağlanmalıdır. Bir diğer ifadeyle; ülkemiz yer altı kaynaklarının sürdürülebilir bir şekilde çıkarılabilmesi için havza madenciliği ön planda tutulmalıdır.
  2. Mevcut maden arama ruhsatlarında; (IV. Grup (b), (c) ve (ç) bendi ruhsat sahaları) işletme ruhsatı talebi halinde en az 3 farklı lokasyonda minimum 500 metre karotlu/kırıntılı sondajların ve gerekli teknolojik testlerin yapılması ve yapılan fiili çalışmalara ait koordinatlı çalışma fotoğraflarının verilmesi hususu şart koşulmaktadır. Ancak özellikle kömür madenlerinin işletme ruhsatları talebi esnasında; sahanın jeolojisine bağlı olarak, mevcut cevherleşmenin geometrisini ortaya çıkarabilmek ve yine sağlıklı işletme ruhsatı sınırları belirleyerek güvenilir işletme projeleri hazırlamak, daha kapsamlı sondaj çalışmaları gerektirebilmektedir. Dolayısıyla her sahaya özgü sondaj çalışmaları yapılması ve diğer parametrelerin de yine söz konusu sahaya ait koşullara göre belirlenmesi ve bu sahaların denetlenmesinde de tecrübeli jeoloji mühendislerinin/personelin görevlendirilmesi gerekmektedir.
havalandırma
  1. Gazlı ocaklar için ayrı bir havalandırma mevzuatı hazırlanmalıdır.
  2.  Havalandırma projelerinin her ocağın özel şartları dikkate alınarak hazırlanması, ocak faaliyet değişikliklerine bağlı olarak güncellenmesi ve ilgili kurum/kuruluşlar tarafından onaylanarak uygulamaya geçirilmesi gerekmektedir.
  3. Bir üretim panosunda kirlenen ve değişik oranlarda gazlar içeren havanın bir başka üretim panosunda giriş havası olarak kullanılması hem çalışanların sağlığı hem de yanıcı gazların alarm seviyelerine ulaşması açısından riskli bir ortam oluşmasına neden olur. Özellikle ani gaz boşalması yaşanması durumunda bu seri havalandırma çok ciddi sorunlara yol açabilir. Yer altı maden işletmelerinde her üretim panosunun bağımsız havalandırılmasını sağlayan ve seri havalandırmayı yasaklayan bir düzenleme hayata geçirilmelidir.
  4. Hava kapılarının izlenmesi ve izleme verilerinin kayıt altına alınması prosedürlerinin oluşturulması gereklidir.
  5. Havalandırma sisteminin denetimi ile hava ölçüm ve analizleri için yeterli sayıda ve nitelikte personel görevlendirilerek, söz konusu denetim, ölçüm ve analizlerin düzenli olarak yapılması sağlanmalıdır. Görevlendirilecek personelden en az birinin 5 yıl ve daha fazla yer altı madenciliğinde tecrübeli maden mühendisi olması zorunlu olmalıdır.
Hava Hızı ve Yolları
  1. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Yeraltı Maden İşlerinin Yapıldığı İşyerlerine ilişkin Ek-3’te yer alan hava hızı ve yolları ile ilgili Madde 8.3.’teki 327 hüküm, özellikle tali pervanelerle havalandırılan hazırlık galerileri açısından uygulamada bazı tereddütlere neden olmaktadır. Hava hız limitleri daha açık ve tereddüte neden olmayacak şekilde yeniden yazılmalıdır. Aynı madde içinde ocağın tamamının ya da bir bölümünün havalandırılması için kullanılan hava yollarında olabilecek en az kesit ve en fazla hava hızları da belirlenmelidir.
  2. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Ek-3 Madde 8.4.’te; “İnsan ve malzeme taşımasında kullanılan kuyularda, lağımlarda, ana nefeslik yollarında, eğimli ve düz yollarda, hava hızı, saniyede 8 metreyi geçmez” hükmü yer almaktadır. Madde hükmündeki ifadeye göre çok küçük kesitlerde açılan bir hava yolu ile küçük ve orta büyüklükteki bir maden ocağı 8 m/s hız limitine uyarak havalandırılabilir. Ancak bu durum teknik yönden çeşitli sorunlara neden olma riski taşımaktadır. Oluşabilecek olumsuzlukları önlemek açısından hava yolları için minumum kesit ve maksimum hız değerleri birlikte belirlenmelidir. Örneğin; hava yollarının kesitleri 8m2 ’den daha az olmayacak tahkimat malzemeleri ile açılacak ve bakımları yapılacaktır. Hava yolları içine yapılacak bekleme barajlarının açık olan kesiti galeri kesitinin 2/3’ünden daha az olmamalıdır. Ayrıca madde metninde geçen “insan ve malzeme” ifadesinin “insan veya insan ve malzeme” şeklinde düzenlenmesi teknik olarak daha doğru olacaktır.
Tali Havalandırma ile Çalışılabilecek Yerler
  1. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Ek-3 Madde 10.7.’de; “…Tali havalandırma sadece ana havalandırma akışı ile bağlantısı bulunan hazırlık ve kurtarma çalışmalarının yapıldığı yerlerde uygulanır” hükmü yer almaktadır. Ancak söküm işlerinde de kör çalışma koşulları oluşmaktadır. Bu durumda ana hava akışından yararlanılamamakla birlikte mevzuat gereği tali havalandırma kullanılmasına da izin verilmemektedir. Benzer bir durum mekanize ya da yarı mekanize ayaklarda tavan ve taban yollarında ayak arkası tarafında kalan birkaç metrelik konveyörlerin baş kısımlarının konumlandığı alanlar ve dik damarlarda uygulanan üretim yöntemleri (kara tumba, yüksek basınçlı hava patlatmalı kazı) için de geçerlidir. Hava, ayak içinde dönmesine rağmen bu kısımlara kısa devreden dolayı uğramamaktadır. Bu nedenle buralarda gaz birikme tehlikesi oluşmaktadır. Ancak mevzuat hükmü gereği bu bölümler de tali olarak havalandırılamamaktadır. Havalandırma sorununa yönelik mevzuatta çalışma yöntemi ya da havalandırma yöntemine ilişkin düzenleme yapılmalıdır.
Yedek Havalandırma
  1. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Ek-3’te yer alan havalandırma grubu ile ilgili Madde 10.13.’teki “her biri tek başına ocağın havalandırılmasını sağlayacak güçte” ibaresi teknik olarak yerinde değildir. Aynı güçte iki havalandırma grubunun sağlayabileceği basınç farkları ve hava miktarları farklı olabilir. Bu nedenle mevzuat hükmü yedek havalandırma grubu için “aynı hava hızı ve basınç farkını olabildiğince sağlayacak birbirleri ile özdeş ve ocakta yeterli/uygun havalandırmayı sağlayabilecek” şeklinde düzeltilmelidir.
Metan Yönetimi (Oranı, Degaj, Metan Birikmiş Alanlar, Drenaj)
  1. Ülkemizde metan içeren linyit/taşkömürü sahaları için metan drenajını da içeren metan yönetim sistematiği geliştirilmeli ve uygulanmalıdır. Metan drenajı ile ilgili mevzuat düzenlemesi yapılmalıdır.
  2. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Ek-3; Madde 8.5.’te yer alan “yüzde 2’den çok metan” ifadesi, “yüzde 1,5’ten çok metan” olarak değiştirilmelidir. Bu madde gereğince metan oranı yüzde  1,5’i geçen yerlerde devre kesiciler tarafından kesilen enerjinin tekrar verilmesi için kullanılan “şartlar düzelmedikçe yeniden verilemez” ifadesi işletmelerde metan oranının yüzde 1,5 oranına düşmesi olarak uygulanmaktadır. Bu durum sürekli olarak bu seviyelerdeki metan oranında çalışmayı normalleştirmekte ve risk algısını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu ifade değiştirilerek tekrar enerji verilmesi için metan oranının yüzde 1’in altına düşmesi şartı getirilmelidir.
  3. Dizel ekipmanların kullanıldığı yer altı ocaklarında ortamda azot oksit (NOx) gazlarının ölçümü ve sınır değerleriyle ve ortamda ölçülen karbonmonoksit değeri 50 ppm üzerine çıktığında hangi zaman aralığında hangi işlerin yapılacağıyla ilgili düzenleme yapılmalıdır.
  4. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nin Ek-3 Madde 10.14., 10.15. ve 10.17. gibi maddelerinde metan oranının sınır değerlerine ilişkin hükümler yer almaktadır. Söz konusu sınır değerlerin aşıldığı durumlarda asgari olarak; – Olay tarihi, saati ve yeri, – Olay yerinde bulunan çalışanlar, – Gaz değerinin neden yükseldiği, – Müdahale için kimlerin görevlendirildiği, – Müdahalede neler yapıldığı, – Gaz değerlerinin ne kadar süre sonra normale döndüğü, -Durumun tekrarlanmaması için öneriler, maddelerini ihtiva eden ve işveren ile üst düzey yetkililerin de imzasını taşıyan tutanaklar tutulmalıdır.
  5. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Ek-3 Madde 10.1.’de yer alan; “Yeraltı çalışmalarında yanıcı veya patlayıcı ortam oluşması riski meydana getirecek miktarda metan gazı çıkma ihtimalinin olduğu yerler grizulu kabul edilir.” hükmü değiştirilerek bütün yer altı kömür işletmeleri “grizulu” kabul edilmelidir. Bütün kömür damarları oluşum süreçlerinde geçirdikleri fiziksel ve kimyasal süreçlere bağlı olarak değişen oranlarda metan gazı içerirler. Jeolojik olarak aynı sahada yer alan kömür damarları da geçirdikleri tektonizmaya bağlı olarak farklı koordinatlarda değişen oranlarda metan içerebilirler. Bu nedenle herhangi bir kömür sahasının “yanıcı veya patlayıcı ortam oluşması riski meydana getirecek miktarda” metan içermediğini söylemek mümkün değildir. Dolayısıyla bütün yer altı kömür işletmeleri “grizulu” kabul edilerek ani gaz boşalmaları ve patlamalara karşı önlemler eşit ölçüde alınmalıdır.
  6. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nin Yeraltı Maden İşlerinin Yapıldığı İşyerlerine ilişkin Ek-3’te yer alan kontrol sondajları ile ilgili 12.5.1., 12.5.2. ve 12.5.3. maddeleri degaj riskinin önceden belirlenmesi ve önlem alınması için gerekli açıklıkta değildir. Bu maddeler, kontrol sondajlarının yönü, sayısı, uzunluğu, gaz ölçümlerine göre alınacak tedbirler vb. detayları içerecek şekilde, ilgili tarafların görüşleri alınarak yeniden düzenlenmelidir.
  7. Boşaltılan ocaklara veya kısımlarına, ancak, daimi nezaretçi veya görev başında bulunan en üst dereceli sorumlu kişinin izniyle ve belirleyeceği güvenlik önlemlerine uyularak girilebilmesi sağlanmalıdır.
  8. Geçici olarak çalışmaya ara verilmiş, tehlikeli gazların bulunduğu bacalar, bu gazların kontrolsüz olarak dışarıya çıkamayacağı şekilde barajlanmalıdır.
Merkezi Gaz İzleme, Sensörler ve Erken Uyarı Sistemi
  1. İlgili mevzuat hükümlerine yer altı kömür işletmelerinde merkezi gaz izleme sensörlerinin lokasyonları ile ilgili belirleyici bir mesafe standardı getirilmelidir.
  2. Yer altındaki atmosferik şartlar olarak tabir edilen hava kalitesi ve zararlı gazların konsantrasyonunu ölçen sabit sensörlerin kurulum konumlarını ve prosedürlerini, portatif sensörlerin kimlerde bulunması gerektiğini içeren talimat, yönerge veya yönetmeliklerin oluşturulması gereklidir.
  3. Merkezi gaz izleme ile irtibat prosedürleri geliştirilmelidir. Telsiz kullanılan yer altı maden iş yerlerinde ateşleyici ve merkezi gaz izleme irtibatlarının telsiz kayıtlarının kayıt edilebilir olması da gerekmektedir.
  4. Madenlerde, merkezi gaz izleme sistemi ile entegre çalışan erken uyarı sistemi bulunmalıdır.
  5. Merkezi gaz izleme sensörlerine ait en az 3 yıllık verinin dijital ortamda saklı tutulması zorunluluğu getirilmelidir.
  6. Merkezi gaz izleme servisinde her zaman Merkezi İzleme Operatörü Ulusal Meslek Standardında tanımlanan bilgi ve becerilere sahip en az 2 çalışan bulundurulmalıdır. Merkezi gaz izleme servisinde görev yapan personelin belirli aralıklarla ocağa girerek sensörlerin kurulu bulundukları yerleri görmeleri, kalibrasyon ve devre kesici kontrol çalışmalarına katılarak çalışma alanlarındaki değişimleri takip etmelerine imkan verecek düzenlemeler yapılmalıdır.
  7. Merkezi gaz izleme servislerinin, çalışanların çalışma süresince merkezden ayrılmalarını gerektirmeyecek donanımda yapılmış olması ve içeride çalışanların dikkatini dağıtacak etmenlerin bulunmaması ile ilgili hususlar mevzuatta açıkça yer almalıdır.
Yer Altı Ekipman, Makine ve Teçhizat
  1. Yer altı kömür madeni iş yerlerinde kullanılan mekanik ve elektrikli ekipmanın seçimi, kurulması, uygun yerlere yerleştirilmesi, hizmete alınması, işletilmesi, elektrik kablolarının özellikleri, elektrik kablo eklerinin nasıl yapılacağı ile elektrikli ve mekanik ekipmanların kurulum, muayene, tamir, bakım ve testlerinin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı ile ilgili ayrıntılı standart ve kılavuzlar güncellenmelidir.
  2. Yer altında kullanılan sabit ve portatif cihazların konumlarını personel takip sistemi ile eşleştirilerek takibinin sağlanması gereklidir.
  3. Yer altı madenciliğinde çalışanların çalışma yerlerine ulaşımını sağlayacak mekanik araçların belirlenmesi, belirlenen mekanik araçlarla ilgili imalat standartlarının ve insan taşınmasında alınacak güvenlik önlemlerinin tespit edilmesi, kurulumdan sonra ilk kullanımda uygunluk onayının ve devamında periyodik kontrollerinin nasıl ve kimler tarafından yapılacağı vb. detayları kapsayan düzenleme yapılmalıdır.
  4. Yer altı makina, ekipman ve teçhizatın Uluslararası Elektroteknik Komisyonu’na (International Electrotechnical Comission System for Certification to Standards Relating to Equipment for Use in Explosive Atmospheres-IECEx) tabi sertifikasyon revizyonlarının yapılabildiği akredite olmuş kuruluş sayısı artırılmalı ve revizyonlardan sonra testler yapılmalıdır.
  5. Her madende exproof ekipmanların muayene, bakım ve onarımlarını yapmaya yetkinliği kanıtlanmış en az bir teknik elemanın çalıştırılması zorunlu olmalıdır. Yer altı kömür madenlerinde exproof ekipmanların sürekli toza maruz kalması, yerlerinin sık sık değiştirilmesi gibi durumlar nedeniyle periyodik kontrolleri en az yılda 2 kez yapılmalıdır.
  6. Ocağa giriş ve çıkış kontrolünün daha etkin sağlanabilmesi için ocak girişlerine kamera sistemleri kurulmalıdır.
  7. Maden üretiminde kullanılan makine ve teçhizatın çoğunluğu yurtdışı menşeli özel üretilmiş sertifikalı ürünlerdir. Söz konusu malzemeleri yerli ve milli imkânlarla üretmek amacıyla kamu ve özel sektör ayrı ayrı çalışma yapmaktadır. Bu tür çalışmalar; test ve belge düzenleyici birimler ve ilgili diğer birimlerin de içinde bulunduğu; kamu, sanayi, üniversite ve meslek odaları arasındaki iş birliğini geliştirecek bir çatı oluşturularak teşvik edilmelidir.
  8. Muhtemel Patlayıcı Ortamda Kullanılan Teçhizat ve Koruyucu Sistemler ile İlgili Yönetmelik öncesindeki exproof ekipmanların kullanımı ile ilgili Avrupa Birliği ATEX Daimi Komisyonu‘nun (ATEX Standing Commitee) görüşü alınarak Uluslararası Elektroteknik Komisyonu tarafından onaylanmış olan ülkelerin exproof teçhizatlarının kullanımının tekrar değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
Termal Konfor Değerleri
  1. Termal konfor ile ilgili mevzuatta bulunan eksiklik giderilmelidir. Nem, kuru ve yaş sıcaklıklar, bu sıcaklıklara hava hızının etkileri birlikte ele alınarak uluslararası standartlara uygun sınır değerler getirilmelidir. Ayrıca ocağın çeşitli bölgelerindeki çalışma alanlarına göre de sınır değerler belirlenmelidir.
Planlar
  1. Ocak planlarının tamamının dijital hale getirilerek güncel tutulması ve yetkili kurumlar ile paylaşılmasını sağlayan bir platform oluşturulmalıdır.
Otomatİk Devre Kesiciler
  1. Otomatik devre kesicilerin işlevlerini yerine getirip getirmediğini kontrol edecek testlerin belirli periyotlar ile yapılarak kontrollerinin sağlanması, devre kesicilerin bağlı bulunduğu röle verilerine ulaşılabilir olmasının temini, elektrik tesislerinin projelerinin uzman kişiler tarafından onaylanmasından sonra uygulamaya geçirilmesinin sağlanması gerekmektedir. Mevzuatta devre kesici kontrol (test) süreçlerinin hangi aralıklarda yapılacağını ve test kurallarını belirleyen bir düzenleme yapılmalıdır.
Kontrol Sondajı
  1. Kontrol sondajlarının takip yöntemi belirlenmelidir. Kontrol sondajlarının imalat planlarına işlenmesi ve ayrıntılı bir biçimde vardiya raporlarında güncel kayıt altına alınarak arşivlenmesi zorunlu olmalıdır. Bu kayıtların yanı sıra; sondajın yapıldığı noktada bulunan tahkimat üzerine silinmez boya ile tarih ve sondaj uzunluğunun yazılması gibi pratik yöntemler de uygulanabilir.
Tozla Mücadele
  1. Bütün çalışma alanlarına taş tozu serpilmelidir. Özellikle ayak baş ve dip taban yollarında ayak bağlantısına kadar; hazırlık taban yollarında ise arına 10-20 metre mesafeye kadar düzenli olarak taş tozu serpilmesi zorunluluğu getirilmelidir. Her yer altı kömür işletmesinin kullanacağı taş tozu miktarı sağlık ve güvenlik dokümanında belirtilmelidir.
Kömür Araştırma Enstitüsü
  • Kömür sahalarının verimli ve güvenli olarak üretilebilmesi için aşağıda başlıklar hâlinde verilen bilimsel araştırmaların ivedilikle yapılması zorunludur. Bu çalışmaları organize etmek üzere, bir kömür araştırma enstitüsü kurulmalıdır. Enstitü tarafından yürütülmesi gereken araştırma konuları aşağıda sıralanmaktadır. Kurulacak olan enstitü;
  • a) Tavan taşı göçme mekanizmasının incelenmesi, verimli ve güvenli bir üretim için yapılması gereken müdahale yöntemlerinin belirlenmesi,
  • b) Kömür damarı, tavan ve taban birimleri metan içeriklerinin belirlenmesi ve dağılım haritalarının çıkarılması,
  • c) Metan drenaj ve yayılım modellerinin yapılması,
  • d) Tüm hazırlık ve özellikle üretim aşamalarının sayısal modelleme kullanılarak gerilme-deformasyon analizlerinin yapılması,
  • e) Kömürün kendiliğinden tutuşma özelliklerinin gerçekçi yöntemlerle belirlenmesi ve yangın risk dağılım modellerinin hazırlanması,
  • f) Havalandırma ağ analizlerinin ayrıntılı olarak yapılması ve göçük içerisine hava sızıntı mekanizmasının anlaşılması ve önlemlerin geliştirilmesi,
  • g) Göçük içerisi gaz izleme yöntemlerinin geliştirilmesi ve yangınla mücadele ile ilişkilendirilmesi,
  • h) Yer üstü tasman izleme yönteminin uygulanması,
  • i) 3 boyutlu pasif sismik izleme yöntemiyle, tavan göçük hareketlerinin ve ocaktaki duyarlılık koşullarının izlenmesi,
  • j) Toz yönetimi, 333 konularını araştıracak ve yer altı kömür ocaklarına yönelik güvenli ve verimli, yeni teknolojik üretim yöntem ve stratejilerini geliştirecektir.
Patlayıcı Madde Kullanımı
  1. Grizu patlamaları büyük ölçüde patlatma kaynaklıdır. Metanlı ocaklarda patlatma yapılması konusunda kapsamlı bir mevzuat hazırlanmalıdır.
  2.  Mevzuatımızda güvenlik açısından çok sayıda düzenleme bulunmasına rağmen uygulamada sorunların olduğu görülmektedir. Patlayıcı madde kullanımı; uygulamada, yaygın olarak ateşleyicilerin (barutçu) ve maden işçilerinin (üretim ya da hazırlık ustası) inisiyatifinde yürütülmektedir. Mühendislik hesapları yapılmadan patlayıcı madde kullanımına son verilmelidir. Patlatma paternleri ve hesaplarının hazırlanmasındaki öncelik, denetimlerde gösterilmesi değil uygulamada güvenliğin sağlanması olmalıdır.
  3. Ateşlemeler öncesinde, gaz ölçümü mutlaka ateşleyici ve nezaretçi ile birlikte çift ölçümleme ile yapılmalıdır.
  4. Ülkemiz mevzuatında kömürde ve taşta patlatma için açılan delikler arası mesafe ve bir seferde atılacak azami delik sayısı konusunda bir kısıtlama bulunmamaktadır. İlgili Yönetmelikte bu iki konuda düzenleme yapılmalıdır.
Atmosferik Koşullar
  1. Gazlı yer altı kömür madenleri ile bölge meteoroloji istasyonları arasında bir protokol imzalanarak ocak dışı atmosferik koşullarda (barometrik basınç, sıcaklık, nem, yağış) meydana gelen değişikliklerin maden işletmesi ile paylaşılması sağlanmalıdır.
  2.  Ocaklarda kuyu başlarına ocak dışı atmosferik koşulları sürekli olarak ölçen ve elde edilen verileri gaz ölçüm sistemi ile entegre eden bir istasyon kurulmalıdır.
  3.  Atmosfer basıncında oluşacak ani ya da aşamalı azalmalara göre ikaz ve alarm seviyeleri belirlenerek, alınacak önlemler sağlık ve güvenlik dokümanında belirtilmelidir.
Yer Altı Maden Yangınları
  1.  Yer altı kömür madeni iş yerlerinde kendiliğinden yanmanın (kızışmanın) erken tespiti ve alınması gereken tedbirlere ilişkin detayları belirten rehber/kılavuz hazırlanmalıdır.
  2. Yangın söndürme için kullanılacak olan tüm alet ve malzemelerin, işveren tarafından görevlendirilen uzman bir kişi tarafından en az üç ayda bir veya daha kısa aralıklarla incelenmesi ve her incelemenin raporunun hazırlanmasıyla ilgili düzenleme yapılmalıdır.
Hayat Hattı
  1. Yer altı maden işletmelerinde, hayat hattına ulaşım ve geçiş yolları ile hayat hattının bulunduğu güzergâhta düzgün zemin şartlarını sağlayan hiçbir engel barındırmayan bir yürüme hattı oluşturulması için mevzuatta ek bir düzenleme yapılmalıdır.
Aspiratör, Vantilatör
  1. Havalandırma sisteminin ters çevrilebilir özellikte olması gerektiğine ilişkin mevzuat hükmü yeniden değerlendirilerek, çift yönlü havalandırmanın genel prensip olarak değil ocağın yapısına ve havalandırma projesine uygun şekilde münhasıran belirlenmesi yerinde olacaktır.
  2. Ocağın tamamının ya da bir kısmının havalandırması için kullanılan mekanik araçların (pervaneler) arızalanması ya da başka herhangi bir nedenle işlevini yapamaz duruma gelmesi halinde ocağın havalandırdığı bölümüne iş güvenliği faaliyetleri dışındaki bütün işlerin durdurulmasını sağlayacak bir düzenleme yapılmalıdır. Ocağın bir kısmı ya da tamamı birden fazla pervane ile havalandırılıyorsa bunlardan bir tanesinin arızalanması halinde de aynı önlemlerin alınması konusuyla ilgili hükümler bu düzenlemede yer almalıdır. Örneğin aşağıdaki hükümler mevzuata eklenebilir:
  • Aspiratörlerin arızalanması halinde, derhal yedeğinin devreye alınması için gerekli önlemler alınır. Yedeğinin de devreye girmediği durumlarda en kısa süre içinde çalışanların tahliyesi sağlanır. Durum daimi nezaretçiye, yoksa görev başında bulunan sorumlu kişilere bildirilir.
  • Vantilatörlerin arızalanması halinde en kısa süre içinde çalışanların tahliyesi sağlanır. Havalandırılmayan bölgeye insan girişini engelleyecek önlemler alınır. Durum daimi nezaretçiye, yoksa görev başında bulunan sorumlu kişilere bildirilir. Aynı bölgenin havalandırmasını sağlayan birden fazla vantilatörün olması halinde bunlardan bir tanesinin devreye alınamadığı durumlarda da aynı önlemler alınır.

 

  • 6.2. İş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemine ilişkin ilave öneriler:
Sürdürülebilir Bir İSG Yönetİm Sistemi
  1. Yer altı kömür işletmelerinin güçlü ve sürdürülebilir bir iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi kurabilmesi için ISO45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi standardına sahip olması teşvik edilmelidir.
  2. Her madende iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili kalite yönetim sistemleri zorunlu hale getirilmelidir. Bununla birlikte üst yönetimin iş sağlığı ve güvenliğinden sorumlu olduğu ilgili mevzuatta açık şekilde belirtilmelidir.
  3. Maden iş yerlerinin iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili hizmetleri, ortak sağlık ve güvenlik birimlerinden alması uygulamasına son verilmeli; her maden iş yerinin kendi iş sağlığı ve güvenliği bölümü ile yetkin ve yeterli kadroları bulundurması zorunluluk haline getirilmelidir.
Sektöre Özel İSG Kanunu ve Yönetmeliği
  1. Yer altı kömür madenciliği için sektöre özel bir işçi sağlığı ve güvenliği mevzuatı çıkarılmak üzere çalışma başlatılması gerekmektedir. İlgili yasa ve yönetmelikler hazırlanırken ILO ve ilgili diğer uluslararası sözleşmeler, standart ve normlar dikkate alınmalıdır. İSG mevzuatı ile ilgili olarak bilimsel temelli açıklayıcı tebliğler ve rehberler hazırlanmalı, detaylı hükümler içeren ikincil mevzuat yapısı oluşturulmalıdır.
  2. Yürürlükte olan Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği’nin, Yeraltı Maden İşlerinin Yapıldığı İşyerlerinde Uygulanacak Asgari Özel Hükümler başlıklı Ek3 bölümü de yer altı maden işletmeleri için iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili tüm risk etmenlerini içeren kapsamlı ve detaylı münferit bir yönetmelik haline getirilmelidir.
İş Güvenliği Uzmanlığı
  1. İş güvenliği uzmanlarının özlük hakları, denetledikleri işverenlere mali bağımlılıklarını ortadan kaldırılacak şekilde yeniden düzenlenmelidir.
  2. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun ‘İşyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanları’ başlıklı 8. Maddesinin beşinci fıkrası uyarınca iş güvenliği uzmanlığı ile ilgili olarak sektörel düzenleme uygulamaya geçirilmelidir.
  3. Kamu iş yerlerinde çalışan mühendislerden İş Güvenliği Uzmanı Belgesi olanlar aylık 80 saat süreyle iş güvenliği uzmanlığı görevi yapabilmektedir. İş güvenliği uzmanlarının ikili çalışma sistemine son verilerek etkin bir hizmet yürütmesini sağlayacak düzenlemeler hayata geçirilmelidir.
  4. İş güvenliği uzmanlarının çalışma saatleri düşürülmeli, bir uzmanın bakabileceği iş yeri sayısına makul bir sınır koyulmalıdır. Uzman görevlendirmeleri için yolda geçen süreler dâhil edilerek, çalışma süreleri yeniden ele alınmalıdır.
Rİsk Değerlendirme
  1. Ülkemizdeki yer altı kömür madenleri gaz içeriğine, kömürün kendiliğinden yanma yatkınlığına ve kömür tozunun patlayıcı özelliğine göre yeniden sınıflandırılmalı ve nicel verilerle risk değerlendirmeleri yapılmalıdır.
  2. Risk yönetiminin temel aşamaları olan risk planlama, risk analizi, risk değerlendirme ve risk kontrol yöntemleri madenin planlaması aşamasında yapılmalı ve uygulama sırasında da hayata geçirildiğinden emin olunmalıdır.
  • 6.3. Mesleki eğitim ve İSG eğitimine ilişkin ilave öneriler:
İş Sağlığı ve Güvenliği Eğitimi
  1. Maden iş yerlerinde verilen yıllık 16 saatlik zorunlu iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin süreleri artırılmalı; söz konusu eğitimler mevzuat hükmünün yerine getirilmesi için değil, sürekli iyileştirme prensibi ile maden çalışanlarının iş sağlığı ve güvenliği kültürünün yerleştirilmesi için verilmelidir.
  2. Yer altı kömür sektöründe çalışanlara verilmesi gereken iş sağlığı ve güvenliği eğitimi; genel iş sağlığı ve güvenliği konularının yanı sıra yer altı kömür madenciliğine özel olarak düzenlenmiş konuları da içermelidir.
  3. İş sağlığı ve güvenliği eğitim ihtiyaç analizi yapılmalı, eğitim etkinlik analizleri yapılmalı, teorik eğitim sonunda çalışanların pratik eğitime tabi tutularak teorik bilgilerini tatbik edip edemedikleri test edilmelidir.
  4.  Görsel materyaller ile iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri etkinleştirilmelidir. Madencilik faaliyetlerinin yürütüldüğü işletmeden başlayarak üretim, organizasyon, İSG, riskli haller vb. tüm konuları kapsayan eğitim animasyonları işletmeler bazında hazırlanarak tüm çalışanların açık erişimine sunulmalıdır.
Meslekİ Eğitim
  1. Mühendis kademelerinde, yapılan işe yönelik sertifika içeriklerinin olması gereklidir. Mühendislerin içerisinde bulunması gereken süreçler aşağıdaki şekilde sıralanabilir: (i) işe başlama eğitimleri, (ii) stajyer mühendislik, (iii) vardiya mühendisliği, (iv) hazırlık, üretim, iş sağlığı ve güvenliği, havalandırma, mekanizasyon, elektrik vb. özel konularda uzmanlaşan mühendis.
  • a) İşe başlama eğitimi; hangi kademede olursa olsun işe yeni başlayacak kişilerin çalışılacak iş ortamını, iş yerinin prosedürlerini ve genel iş sağlığı ve güvenliği eğitimlerinin verildiği bir eğitim olmalıdır.
  • b) Stajyer mühendislik; mühendisin hazırlık çalışmaları, üretim, iş sağlığı ve güvenliği, havalandırma, mekanizasyon elektrik gibi madende bulunan bütün teknik konuları kapsayan işlerde belirli bir süre, sorumluluk almadan öğrenme ve tecrübe kazanmasına yönelik çalıştığı süre olarak tanımlanabilir.
  • c) Vardiya mühendisliği; işin kendisine tarif edildiği ve kurallarda belirtildiği şekilde yapılmasını sağlayan, hangi görev, yetki ve sorumlulukların belirleneceği mühendis olarak tanımlanmaktadır.
  • d) Çalışacağı alana yönelik uzmanlaşan mühendisler ise dördüncü kademe sertifikaya sahip olmak için çalışacağı alana yönelik yeterlilikleri içeren bir sertifikasyon eğitimine sahip olmalıdır.
  1. Özellikle havalandırma, ulaşım/nakliye yolları, tahkimat ve elektrik gibi özel branşlarda mühendislerin olduğu gibi işçilerin ve yöneticilerin de ilgili eğitimleri almaları sağlanmalıdır.
  2.  Yönetim kademesinde çalışacak mühendisler; belirlenecek hazırlık çalışması, üretim, iş sağlığı ve güvenliği, havalandırma, mekanizasyon ve elektrik gibi bütün uzmanlaşma alanlarında çalışmış olmalı ve buna ek olarak beşinci kademe sertifikaya sahip olma şartı aranmalıdır. Beşinci kademe sertifikalar da yönetime yönelik yeterlilikleri içermelidir.
  3. Çalışanların OFK maskesi kullanım eğitimi teorik ve pratik olarak yaptırılmalı, bu uygulamalı eğitimler yer altındaki çalışma alanlarında da verilmeli, etkinliği tatbikatlarla ölçülmeli ve konuya ilişkin mevzuat düzenlemesi yapılmalıdır.
  4. Maden işletmelerinin yoğun olarak bulunduğu şehirlerde (örneğin Zonguldak, Manisa/Soma, Bartın, Kütahya) maden işçilerinin yetiştirilmesi için madencilik mesleki ve teknik anadolu liseleri ve meslek yüksekokulları açılmalıdır. Maden işçisi alımlarında bu okullardan mezun olan kişilere öncelik verilmelidir.
  • 6.4. Denetim ve teftiş mekanizmasına ilişkin öneriler:
İş Müfettişliği
  1. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığı’nın iş müfettişi kadroları maden mühendisliği başta olmak üzere ilgili mühendislik bölümü mezunlarıyla güçlendirilmelidir.
İş Durdurma
  1.  İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun 25. Maddesinde işin durdurulması ile ilgili hükümde yer alan ‘hayati tehliketanımının yeniden ve yoruma ihtiyaç duyulmayacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve alt mevzuatta hangi durumlarda işin durdurulacağı ile ilgili açık düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.
  2. Hakkında işin durdurulması kararı uygulanan iş yerlerinde, karara esas teşkil eden iş sağlığı ve güvenliği eksikliklerini gidermeden üretim faaliyetlerinin devam edip etmediğinin kontrolünün hangi mercilerce yapılacağı hususu düzenlenmelidir.
İç Denetim
  1. İlgili mevzuata madenlerde iç denetim mekanizması kurulması ile ilgili düzenlemeler yapılmalıdır. İç denetim; maden işçileri, iş güvenliği uzmanları, mühendisler, yöneticiler ve işvereni de kapsamına alan, tehlike ve risklerin etkin bir şekilde tespit edilerek giderildiği bir mekanizma olarak kurgulanmalıdır. Örneğin; çalışanların iş yerindeki tehlike ve riskleri işverene bildirmesi ve gerekli tedbirler alınmazsa ilgili bakanlıklara ihbarda bulunabilmesi için çalışanlar açısından yasal güvence oluşturulmalıdır.
Dış Denetim
  1. Ülke genelinde yer altı kömür maden iş yerlerinde programlı ve program dışı teftişlerin dışında; sektöre özel tehlikeleri belirleyerek, iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenebilmesi için iş sağlığı ve güvenliği konularında alınabilecek önlemleri saptamak ve iş yerlerinde bu önlemlerin alınmasını sağlayarak çalışma şartlarını iyileştirmek ve bu sektörde yapılacak teftişler için sistematik bir yöntem sağlamak amacıyla proje teftişleri yapılmalıdır.
  2. Merkezi gaz izleme sensörlerinin lokasyonları ve geçmiş tarihli sensör kayıtları teftişler sırasında mutlaka denetlenmelidir.
  3. Uluslararası Elektroteknik Komisyonu’na (International Electrotechnical Comission System for Certification to Standards Relating to Equipment for Use in Explosive Atmospheres-IECEx) tabi sertifikasyon eksikliği denetimlerde iş durdurma sebebi olmalıdır.
  4. Anlık denetim sistemlerinin oluşturulması önem arz etmektedir. ‘Madenlerde denetim sistemi’ gibi bir yazılım vasıtasıyla ilgili tüm kurum ve kuruluşların madenlerin anlık verilerini izlemesine ve raporlamasına imkân sunan bir sistemin kurulması yerinde olacaktır.
  5. Madenlerde iş sağlığı ve güvenliğinin proje aşamasından başlayıp madenin kapatılmasına kadar bir bütün olduğu ve tüm unsurları içerdiği dikkate alındığında kamu tarafından yapılan dış denetimlerin tek elden yapılması hususu değerlendirilmelidir. Kamu tarafından yılda birkaç kez yapılan dış denetimlerin; iç denetim mekanizmasının sürekli yapması gereken saha denetimlerini yapmaktan ziyade iç denetim sisteminin etkin bir şekilde işletilip işletilmediğinin denetlendiği yeni bir denetim sistemi modeline geçilmesi hususu tüm paydaşlarla değerlendirilmeli ve gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
  6. Bir önceki maddede önerilen denetim sistemi modeline göre gerçekleştirilecek dış denetimlerin; farklı disiplinlerden akademisyenlere de yer verilen heyetler marifetiyle yapılması hususu da değerlendirilmelidir. Bu geniş katılımlı heyetler tarafından gerçekleştirilecek denetimlerle; maden işletme projelerinin uygunluğu, projelerin uygulanması, madenin faaliyette olduğu dönem boyunca iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin alınıp alınmadığı gibi hususlardaki denetimlerin etkinliği de artacaktır.
  • 6.5. Acil durum yönetimine ilişkin ilave öneriler:
  1. Acil durum yönetimi kazalardan sonra can kayıplarının ve yaralanmaların en aza indirilmesi açısından hayati öneme sahip bir konudur. Bu nedenle mühendislik bilgi ve teknolojileri kullanılarak planlanmalı ve yürütülmelidir.
  2. Acil durum planları; kısa, anlaşılabilir ve uygulanabilir olmalı, gereksiz bilgilerden arındırılmalıdır. Acil durum olduğunda Koordinasyon Merkezi‘nde görevli kişilere rehberlik edecek nitelikte hazırlanmalıdır. Her iş yeri kendi özgün koşullarını dikkate alarak planlarını hazırlamalıdır.
  3. Pervanelerin hava yönünü ters çevirebilmesinin gerekli olacağı durumların tespiti için önceden tüm senaryoların çalışılması ve bu konuda gerekli donanıma sahip, karar verme pozisyonunda bulunan kişilerin önceden tespit edilerek Acil Durum Planları’nda belirtilmesi ve tüm çalışanların bilgilendirilmesi gerekir.
Tahlisiye Faaliyetleri
  1. Maden işletmelerinin yer aldığı bölgelerde bulunması gereken tahlisiye istasyonu sayısı ve gerekli donanım, maden işletmelerinin risk derecelerine göre tespit edilmelidir.
  2. Geçmişte toplu can kayıplarına sebep olan ve gelecekte de aynı riski barındıran grizu ve toz patlamaları konusunda teknik bilgi birikimi ve tecrübe sahibi ekiplerin oluşturulması önem arz etmektedir.
  3. Tahlisiyecilerin seçimi, eğitimi ve göreve elverişliliklerinin takibi ile ilgili kıstaslar hakkında standartlar/kılavuzlar hazırlanarak detaylandırılmalıdır.
  4. Kurtarma birimi ocak girişlerine yakın bir alanda ve görevli personelin her türlü ihtiyacını karşılayabilecek özelliklerde olmalıdır. Kurtarma personelinin olay sırasında haberleşerek en kısa sürede olay yerine intikalini sağlayacak haberleşme sistemleri (mobil telefon yazılımları) geliştirilmelidir.
  5.  Tahlisiye faaliyetlerinin daha hızlı ve etkin şekilde yerine getirebilmesi için; acil durumlarda tahlisiye biriminin acil durum ihbarı almasından göreve hazır şekilde madene inilmesine kadar geçen sürenin azami sınırı ve bu süre sınırı içerisinde göreve hazır duruma 340 gelecek tahlisiyeci/tahlisiye ekibi sayısının belirlenerek mevzuatımıza eklenmesi gerekmektedir.
  6. Tahlisiye istasyonları donanım ve kapasite açısından güçlü olmalıdır. Özellikle yer altı kömür işletmelerinde söndürme, kurtarma ve koruma ekiplerinin sayılarının artırılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. İşyerlerinde “Acil Durumlar Hakkında Yönetmelik” hükümlerine göre ekiplerin her biri için, çok tehlikeli sınıfta yer alan iş yerlerinde, her 30 çalışan ve katları için birer kişinin destek elemanı olarak görevlendirilmesi gerekmektedir. Yer altı kömür işletmeleri için bu rakamların en az iki katına çıkarılması için gerekli düzenlemeler yapılmalıdır.
  7. Büyük ölçekli kazalarda komşu/yakın işletmelerin tahlisiye ekiplerine ihtiyaç duyulabileceği öngörülerek bu tip senaryoların acil durum planlarına eklenmesi, işletmeler arasında ortak tatbikatlar düzenlenmesi, hazırlanacak protokoller vasıtasıyla acil durumlarda işletmeler arası yardımlaşmanın daha profesyonel bir temele oturtulması, tüm bu hususların teşvik edilmesi/mevzuatımıza eklenmesi gerekmektedir.
  8. Kurtarma (tahlisiye) elemanları için belirlenen üst yaş sınırı TTK ve TKİ Yönergeleri‘nde 40 olarak benimsenmiştir. Günümüz şartlarında yaşam sürelerinin uzaması da dikkate alınarak tecrübeli personelin tahlisiye görevi yapmasına imkân sağlamak açısından bu yaş sınırı yeniden değerlendirilmelidir.
Tatbikatlar
  1. Yapılacak tatbikatlarla; OFK değişim istasyonlarının yerleri ile OFK’ların derhal kullanımını gerektiren senaryo ve koşulların çalışanlar tarafından bilinirliğinin artırılması da sağlanmalıdır.
Oksijenli Ferdi Kurtarıcı (OFK) ve Teneffüs İstasyonları
  1. Maden İşyerlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği Ek-1’de yer alan “Kaçışın zor olduğu, zaman aldığı veya sağlığa zararlı havanın solunabileceği veya oluşabileceği yerlerde, temiz hava sağlayan taşınabilir solunum cihazları bulundurulur. Bu cihazlar en kısa sürede ve kolaylıkla ulaşılabilir ve kullanıma hazır şekilde muhafaza edilir.” maddesinde belirtilen “taşınabilir solunum cihazları” ihtiyacını karşılamak amacıyla oluşturulan OFK değişim istasyonlarında; belirlenen sayılarda ve kapasitede taşınabilir oksijen tüpü, OFK maskesi ve sedye bulundurulacak şekilde gerekli düzenleme yapılmalıdır.
  2. Yangın ya da patlama gibi acil durumlarda boğucu veya zehirleyici gazlara maruz kalmış ya da yaşadıkları travma nedeniyle bilinç kaybı yaşayan kişilere tahliyesi sürecinde oksijen desteği sağlanması yaşamsal öneme sahiptir. OFK ancak bilinci açık kişiler tarafından kullanılabilir. Bu nedenle tahliye sürecinde geçen süre içinde yaşamsal fonksiyonların devamı açısından oksijen desteği sağlanması acil durum planlarına ve eğitim programlarına da eklenmelidir.
  3. Yangın, patlama ya da ani gaz boşalması (degaj) sonrasında herhangi bir nedenle OFK kullanamayan ya da zamanında OFK değişim istasyonuna ulaşamayan kişiler için “Basınçlı Havalı Teneffüs İstasyonları” hayat kurtaran basit fakat etkili bir düzenektir. Her ölçekteki yer altı işletmesinde çok düşük maliyetlerle kurulabilecek olan bu “Basınçlı Havalı Teneffüs İstasyonları” sistemi, bütün yer altı kömür işletmeleri için zorunlu hale getirilmelidir.
  4. Bir yer altı maden işletmesinde, kullanım yöntemlerinde (maskenin açılma mekanizması, maskeye bağlanma ve ilk oksijen boşalma mekanizması vb.) farklılık olan OFK maskelerin kullanımını gözden geçirilmelidir. Aynı kullanım yöntem ve mekanizmasına sahip olan OFK maskelerin farklı kullanım sürelerini sahip olan modelleri bu kısıtlamanın kapsamı dışında bırakılmalıdır.
Koordinasyon
  1. Maden kazalarında sivil savunma ve itfaiye ekiplerinin olay yerine sevk edilmesi konusunda prosedür yeniden gözden geçirilmeli, talep edilmedikçe ve gerekmedikçe olay yerinde koordinasyonu olumsuz etkileyebilecek sayıda araç ve insan trafiğinin önüne geçilmelidir.
Psikososyal Destek ve Yanık Tedavi Üniteleri
  1. Kazadan etkilenen çalışanların ailelerine özel bir bölgede psikososyal destek verilmeli ve arama kurtarma faaliyetleri hakkında güncel bilgiler paylaşılmalıdır.
  2. Metan patlaması, toz patlaması, yangın tehlikesi bulunan yer altı kömür işletmelerinin bulunduğu bölgelerdeki devlet hastanelerine (Örneğin Bartın, Zonguldak, Manisa Soma Devlet Hastaneleri) yanık tedavi üniteleri kurulmalı ve bu üniteler teknik ve tıbbi donanım ile insan kaynağı açısından güçlendirilmelidir.
  • 6.6. Maden çalışanlarının haklarına ve niteliklerine ilişkin ilave öneriler:
Sosyal haklar
  1. İş kazaları ya da meslek hastalıkları sebebi ile çalışma kabiliyetinin kısmen ya da tamamen kaybeden çalışanların zihinsel ve bedensel yetilerine uygun meslek edindirme rehabilitasyon merkezlerine sevki koordine edilmelidir.
  2. Ülkemizde meslek hastalıkları sonucu iş akdi feshedilen çalışanlar iş kaybetme korkusu ile tanı konulması yönünde direnç gösterebilmektedir. Meslek hastalığına yakalanan çalışanlar tanı konulması sebebi ile sosyal haklarından mahrum olmamalıdır.
  3. TTK’da çalışan tüm mühendis ve teknikerlerin statü farklılıkları üzerinde çalışılmalıdır.
Çalışanların Nitelikleri
  1. Maden Yönetmeliği, Ek-13’te yer alan ‘İstihdam Durumu’ başlıklı Madde 3.2.’de “Maden üretiminde çalışacak personel sayısı, çalışacakların vasıfları, ücret düzeyi ve üretime bağlı istihdamın yıllara göre temini konusunda bilgi verilmelidir” hükmü yer almaktadır. Söz konusu hususlar maden iş yeri açılmadan önce işletme izni verilmesi aşamasında olduğu gibi maden iş yerinin çalışma hayatı boyunca belirlenecek rutinlerde de kontrol edilmeli, çalışanlara ait nitel ve nicel gerekliliklerin sağlanmadığı durumlarda idari yaptırımlar uygulanmalıdır.
  2. Yer altı madeninde işe yeni başlayan bir personelin tecrübeli çalışanların yanında yedek olarak çalışıp deneyim kazanması önem arz etmektedir. Tecrübeli çalışanların yanında yedek olarak çalışacaklar için asgari bir süre belirlenmelidir.
  3. Madenlerde görev yapan ateşleyicilerin (barutçu) nitelikleri (yaş, eğitim vb.) yeniden düzenlemelidir.
Çalışma Yaşı
  1. Yer altı madenciliğinin fiziksel ve psikolojik olarak zorlu koşullar gerektirdiği göz önüne alındığında yer altı madenlerinde çalışma yaşının yeniden değerlendirilmesi yerinde olacaktır.
  • 6.7. Diğer konulara ilişkin ilave öneriler :
  1. Yönetmelikte, kaynak, çelik kesme veya diğer amaçlarla açık alev veya ark kullanılmasına, yetkili mercilerin belirlediği koşullarda izin verilmektedir. Ancak özel durumlarda izin verilen bu uygulamanın yer altı kömür ocağında genel bir uygulama olmasını önleyici ve caydırıcı yönde düzenleme yapılmalıdır.
Kaza Araştırma Ekibi
  1. Maden kazalarının araştırılması, nedenlerinin tespit edilmesi, kazanın oluşumuna etki eden tüm faktörlerin belirlenmesi ve kazanın oluşumunun dijital ortamda yeniden canlandırılması farklı alanlarda uzmanlık gerektiren teknik bir iştir. Bu nedenle ülkemizde maden kazalarının en hassas şekilde incelenmesi ve benzer kazaların önlenmesi için ilgili kurum(lar) bünyesinde, maden mühendisliği, makina mühendisliği, elektrik-elektronik mühendisliği, kimya mühendisliği, jeoloji, hidrojeoloji vb. disiplinlerinde yetkin ve tecrübeli uzmanlardan oluşan bağımsız bir kaza araştırma ekibi kurulması yerinde olacaktır.
  2. Kaza analizlerinde kazaların nedenlerinin sınıflandırılmasında sıklıkla atıfta kullanılan Herbert William Heinrich’in kaza nedensellik teorisi günümüz teknolojik imkânlarında geçerliliğini yitirmiştir. Kaza analizlerinde nedenlerin doğrudan nedenler, dolaylı nedenler (güvensiz davranış ve güvensiz durumlar) ile doğrudan ve dolaylı nedenlere sebebiyet veren temel nedenler olarak sınıflandırılarak kök nedenlerin tespit edilmesi gerekmektedir.
  3. Madencilik sektörü; bilim, teknoloji, uzmanlık ve deneyimden en çok yararlanılması gereken sektörlerden biridir. Özellikle kömür madenciliğinde mümkün olan en iyi havalandırma, enerji/yedek enerji, ulaşım, nakliye, tahkimat vb. projeler hazırlanmalı, hayata geçirilmeli ve sürdürülmelidir. Bu nedenle, madenin işletme hayatı boyunca gerekli ve yeterli yatırımı yapabilecek düzeyde ekonomik büyüklüğe ve deneyime sahip yatırımcıların madencilik sektörüne yönlenmesini teşvik edecek adımlar atılmalıdır.
İşyeri Disiplini ve Çalışma Düzeni
  1. Komisyon tarafından 3-4 Ocak 2023 tarihlerinde Amasra maden kazasında hayatını kaybeden maden şehitlerinin yakınlarıyla yapılan görüşmelerde; işçi sendikasına yakın olan işçilerin korunduğu; bazı personelin ocağa girmeyip takip cihazlarını başkalarıyla ocağa göndererek ocakta görünmelerini sağladıkları; kazanın meydana geldiği gün arızalanan tali vantilatör arızasının (kelepçe arızası) 16.00-24.00 vardiyasına bırakıldığı ve bu vardiyada da tamirinin yapılmadığı; iş güvenliği tedbirlerine yeterince önem verilmediği ve işçi sendikası seçimlerinin olduğu süreçte bu durumun daha da kötüleştiği; ocakta kesene olarak tabir edilen çalışma sisteminin uygulandığı; ocakta zaman zaman kömürde gecikmeli kapsül kullanıldığı gibi şikâyetler dile getirilmiştir.
  2. İşveren yetkililerinin iş güvenliğini ve iş barışını sağlamak konusunda yetki ve sorumluluklarını kullanmamaları/kullanamamaları ve iş yerindeki disiplini sağlamaktaki yeterlilikleri tartışılmaz. Bu konunun herhangi bir tereddüte mahal vermemesi için çalışma barışına zarar veren, işverene güveni sarsan ve idari zafiyet olarak değerlendirilebilecek iddialarda/konularda işveren tarafından acil tedbirler alınmalı ve uygulanmalıdır.
  3.  Kesene çalışma düzeni (işçilerin kendilerine verilen işleri bitirince ocak dışına çıkmaları) uygulanan yerlerde; çalışanları bir an önce ve alelacele işlerini bitirip ocak dışına çıkmaya sevk ettiğinden iş güvenliği açısından son derece problemli bir çalışma sistemidir. Yer altı, riskli bir çalışma ortamı olduğundan, ocaktaki en son çalışan içeriden çıkıncaya kadar ocaktaki diğer tüm çalışanların yardımına ihtiyacı olabileceği unutulmamalıdır. Dolayısıyla söz konusu kesene çalışma uygulaması istisnasız olarak terk edilmeli, çalışma sürelerini düzenleyen 4857 sayılı İş Kanunu’na uygun mesai düzenine riayet edilmelidir.
  4. Yer altı kömür üretimi gibi hassas bir alanda teknik ve idari personelin terfi işlemlerinin doğrudan ‘görevde yükselme sınavları’ ile yapılması ve üretim birimlerinde ara unvanların önceki dönem tecrübeleriyle karşılaştırılarak tekrar gözden geçirilmesi yerinde olacaktır.
  5. Maden ocaklarında iki asgari ücret uygulamasının temel ücret olarak kabul edilmesi yer altında çalışan unvan grupları arasındaki ücret gelir makasını daraltmıştır. Bu husus çalışanların göreceli olarak daha hafif olan alt gruplarda çalışmayı talep etmelerine ve üretimde kalifiye unvanlardan kaçışa neden olmaktadır. Bu durumun iyileştirilebilmesi için 3213 sayılı Maden Kanunu’ndaki Ek Madde 9’da ifade edilen “ödenecek ücret miktarı” ibaresinin “ödenecek ücret ve ek gelirleri miktarı” şeklinde düzenlenmesi yerinde olacaktır.
Yine kömür, yine ölüm: Bartın’daki patlamada 41 maden işçisi yaşamını yitirdi

2024 Paris: Olimpiyatların iklim dostu olması mümkün mü?

Gelecek yıl düzenlenecek olan 2024 Paris Olimpiyatları’nın organizatörleri, emisyonları yarıya indireceklerini ve “iklime olumlu katkıda” bulunacaklarını belirtiyor. Ancak çevre grupları bu iddiayı “yanıltıcı” buluyor.

Büyük altyapı, uluslararası seyahat ve kaynaklar üzerinde baskı yaratan olimpiyatların iklim üzerindeki etkisi, oyunları uzun süredir gölgede bırakıyordu.

Peki 2024 Paris Olimpiyatları gerçekten sürdürülebilir olacak mı?

‣ Pekin Kış Oyunları’nın karbon nötr ilk olimpiyat olması ne anlama geliyor?

Paris Olimpiyatları ne kadar ‘sürdürülebilir’ olacak?

Euronews‘ten Angela Symons‘ın aktardığına göre, Paris 2024’ün Çevresel Mükemmellik Direktörü Georgina Grenon, “Bu oyunları yarı emisyonla yapabileceğimizi göstermek istiyoruz” diyor.

olimpiyat

2012’de Londra’da ve 2016’da Rio’da düzenlenen oyunlardan kaynaklanan emisyonların ortalama 3,5 milyon ton karbondioksit eşdeğeri olduğu ifade ediliyor. Organizatörler, gelecek yıl Paris’te düzenlenecek olan etkinliğin ise yaklaşık 1,6 milyon ton karbondioksit eşdeğeri emisyon ortaya çıkaracağını iddia ediyor. Emisyonlar seyahat, inşaat ve konaklama, güvenlik ve yiyecek içecek dahil olmak üzere farklı operasyonlara ayrılarak hesaplanıyor.

Paris, ihtiyaçlarının yüzde 95’i için mevcut veya geçici altyapıları kullanarak inşaat kaynaklı karbon ayak izini sınırlandırıyor. Emisyonların azaltılması umuduyla etkinlik alanlarının çoğu, toplu taşıma bağlantı noktalarına göre seçiliyor.

Elektriğin mümkün olduğu ölçüde yenilenebilir kaynaklardan sağlanacağı belirtiliyor. İzleyicilere yönelik “düşük karbonlu” menülerde, daha az etli yemeklerin yer alacağı da bildiriliyor.

Grenon, “2024’te teknik olarak mümkün olan sınırlar dahilinde, azaltım, azaltım, daha fazla azaltım için her türlü çabayı göstereceğiz” diyor.

Ancak strateji aynı zamanda büyük ölçüde karbon takasına da dayanıyor. İklim savunucularına göre, bu sorunun kökeninin ele alınmadığını gösteren, sorunlu bir çözüm.

olimpiyat

‣ Kış Olimpiyatları ne kadar sürdürülebilir?

Karbon takası, oyunları ‘iklim dostu’ hale getirebilir mi?

Paris 2024’ün organizatörleri, karbon takasının bu yılki oyunların sürdürülebilirlik alanında dünyada bir ilk olmasını garanti edeceğini söylüyor.

Organizatörler, “Yayacağımızdan daha fazla karbondioksit emisyonunu takas ederek iklime olumlu katkısı olan ilk büyük spor olayı olacağız” diyor.

Karbon takası, atmosfere salınan karbondioksite eşdeğer azaltımlar yapmak için tasarlanmış ağaçlandırma gibi yeşil projelere yatırım yapmayı da içeriyor.

Bununla birlikte, bağımsız gözlemci Carbon Market Watch‘a göre, bu projelerin etkilerini nitelendirmek zor ve zamanla meydana gelen değişikliklere karşı savunmasız. Ayrıca daha sürdürülebilir seçeneklerden uzaklaştırıcı bir etkisi bulunuyor. Bunun yanı sıra çiftçiler ve Yerli halklar üzerinde de olumsuz etkilere yol açabiliyor.

Olimpiyatların organizatörleri, karbon takası ortaklarını titizlikle değerlendireceklerini söylüyor. Grenon, bu seçeneğin yalnızca “azaltılması veya kaçınılması mümkün olmayan emisyonlar için” kullanılacağını da ekliyor.

olimpiyat

‣ 2032 Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları Avustralya’da yapılacak

‘En sürdürülebilir olay, gerçekleşmemiş olandır’

Birleşik Krallık‘taki Loughborough Üniversitesi‘nde profesörlerinden spor ekolojisi uzmanı Madeleine Orr, takasın “kabul edilebilir bir seçenek” olduğunu söylüyor, ancak oyunları “sürdürülebilir” kılmanın nasıl sağlanabileceğini “en sürdürülebilir” tanımı üzerinden anlatıyor:

Her şeyi doğru yapsalar bile, büyük bir uluslararası etkinlik tamamen sürdürülebilir olamaz. En sürdürülebilir olay, gerçekleşmemiş olandır.

Carbon Market Watch’tan aynı fikirde olduğunu ifade eden Lindsay Otis Nilles “Bir olayın iklim üzerinde olumlu bir etkisi olduğunu söylemek yanıltıcıdır” diyor ve ekliyor:

“Olayın kendisi iklim için zararlı olan sera gazları üretiyor. Organizatörlerin dış projelere maddi destek vermesi bunu değiştirmez.”

olimpiyat

Olimpiyatlar daha çevre dostu hale getirilebilir mi?

2021 yılında Nature dergisinde yayımlanan bir çalışmada araştırmacılar, olimpiyat oyunlarını daha sürdürülebilir hale getirebilecek üç eylemi ortaya koydu.

Araştırmacılar, “Etkinliğin boyutunu önemli ölçüde azaltın, oyunları aynı şehirler arasında dönüşümlü yapın ve bağımsız sürdürülebilirlik standartları uygulayın” tavsiyelerinde bulunuyor.

Orr ayrıca, daha az seyircinin uzaktan uçakla geldiği, daha küçük çaplı bir etkinliğin daha iklim dostu olacağını öngörüyor.

Madeleine Orr, olayın boyutunu ve kapsamını küçülterek daha az altyapı gerekeceğini ve daha az atık ortaya çıkacağını öne sürüyor:

Dünya, taraftarlar olmadan Tokyo [2021] ve Pekin‘i [2022] seve seve izledi. İzleyiciler oyunlara gitmek yerine TV yayınlarını izleselerdi daha sürdürülebilir olabilirlerdi.

Marmaris’teki yunus parkı tamamen kapatıldı

Muğla‘nın Marmaris ilçesinde gösteri ve terapi amaçlı tutsak edilen beş yunusun art arda hayatını kaybettiği Onmega Dolphin Park, Yunuslara Özgürlük Platformu (YÖP) ve Hayvan Hakları İzleme Komitesi‘nin (HAKİM) başlattığı hukuki mücadele ve artan kamuoyu baskısı sonucu kapatıldı. Yasadışı şekilde inşa edilen platformların kaldırılması için yetkili kurumların açtığı davanın tesis aleyhine sonuçlanmasıyla da deniz içindeki tüm yapılar tamamen söküldü.

2019’dan bu yana süreci takip eden YÖP, HAKİM ile birlikte yaptığı suç duyurusunda, hayatta kalan iki yunusun acilen sağlık kontrolünden geçirilerek koruma altına alınmasını talep etmiş, ancak tesis kapatılmadan aylar önce Antalya‘daki bir başka yunus gösteri merkezine götürüldüğünü öğrendiklerini duyurmuştu. Dolphinland adlı yunus parkına transfer edildiği bilinen Eva ve Daisy adlı yunusların sağlığından şüphe edildiği belirtildi.

Marmaris Onmega Dolphin Park; Fethiye ve Kaş‘tan sonra, hayvan hakları savunucularının ulusal ve uluslararası oluşumlar ile beraber yürüttüğü uzun süreli toplu mücadeleyle Türkiye’de kapatılmasını sağladığı üçüncü yunus parkı oldu.

Bakanlık işletmeye ceza kesmedi

Hayvan hakları örgütleri Ağustos 2022’de tesis sahipleri hakkında yaptıkları ve işletmeye gerekli yaptırımların uygulanmasını talep ettikleri suç duyurusunda, yunusların peşi sıra ölmesine ek olarak şunlar ortaya koyulmuştu:

  • Hayvan sayısını artırmaya yönelik “kapasite artırımı”, Hayvan Koruma Kanunu’na göre yasak olmasına rağmen, “suni dölleme” adı verilen cinsel şiddet uygulamasıyla esaret altında yunus üretimi ve doğumu yapıldığını tesis içinden edinilen görsel materyallerle ortaya koymuştu. Hatta yavrulardan birinin henüz 15 günlükken hayatını kaybettiğini ve anne yunusun ölü yavrusuyla yüzmek zorunda bırakıldığını bir video ile göstermişti. Bir başka yavru ise henüz fetus halindeyken Marmaris’teki özel bir veteriner kliniğinde yapılan nekropside ölü annesiyle birlikte görüntülenmişti.
  • Sualtı görüntüleriyle kanıtlandığı üzere, hayvanların sağlık durumlarını etkileyen, deri ve göz enfeksiyonlarına sebep olan son derece kirli, bulanık ve sığ sular içerisinde ömürlerini geçirmeye mahkum edildikleri, yunus parkı altyapısının şiddetli rüzgar ve dalgalara dayanamadığı, kopan metal ve plastik parçaların yunuslara zarar verdiğini, daha sonra öldüğü ortaya çıkan Jonas adlı yunusun da bu fırtınalardan biri sonucu kopan parçalardan birini yuttuğu ve bu yabancı objenin mide ve bağırsaklarında kronik bir hasara yol açtığı belirtilmişti. Aynı zamanda yaz sezonunda tüm gün insanlar için “çalıştırılan” yunusların Marmaris gibi sıcak bir bölgede güneşten korunması için herhangi bir önlem alınmadığı da vurgulanmıştı.
  • Yunusların gerekli bakım ve tedavilerinin deniz memelisi uzmanı veteriner hekimler tarafından yapılmadığını, hayatta kalan yunuslardan bazılarının hasta, yaralı ve bitkin olduğunu, yunuslara antibiyotik yüklemesi yapılarak hayvanların bağışıklıklarının düşürüldüğünü delil niteliğindeki görsellerle ortaya koymuştu. Aynı zamanda veteriner hekim uzmanlığı olmayan kişilerin tesis içinde yunuslara nekropsi (hayvan otopsisi) uyguladığını, tesis dışındaki özel veteriner kliniklerinin ise deniz memelisi uzmanlığı olmayan, sadece evcil hayvan odaklı çalışan veteriner hekimler aracılığıyla ölüm raporu hazırladığını bildirmişti.
‣Marmaris’teki yunus parkında bir yunus hayatını kaybetti
‣Marmaris’te yunus parkında beşinci yunus ölümü 

Ancak Marmaris Cumhuriyet Başsavcılığı ile Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından fotoğraf ve video kayıtları, tanık beyanları ve başvuru sonuçlarından oluşan delillere rağmen, YÖP kurucusu ve sözcüsü Öykü Yağcı‘nın, Av. Tuğçe Berber’in ve Hayvan Hakları ve Etiği Derneği vekili olarak Av. Hacer Gizem Karataş’ın şikayeti üzerine başlatılan dosyada, “kovuşturmaya yer olmadığı” kararını vererek tesise para cezası kesilmedi. Nesli tükenme tehlikesi altında olan afalina türü yunusların ölümüne karşı da tesis sahiplerine cezai yaptırım uygulanmadı.

‘Görevi kötüye kullanma’ suçuna yeni şikayet

Yunuslara Özgürlük Platformu ve HAKİM; yetkili kurumların denetimsizlik halini gözler önüne seren, 5199 sayılı kanuna ve uluslararası sözleşmelere açık aykırılık teşkil eden fiillerin bir kez daha mahkemeler ve ilgili bakanlıklar tarafından cezasız bırakılması sebebiyle, yunus parklarını düzenli denetlemekle yükümlü olan Tarım ve Orman Bakanlığı, Marmaris İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ve yunus parkıyla işbirliği halindeki özel veteriner kliniği başta olmak üzere, süreç boyunca kanundan doğan denetim ve uygulama görevlerini kasten veya ihmal suretiyle yerine getirmeyerek suçlara konu eylemler gerçekleştiren tüm kişi, kurum ve işletmeler hakkında “görevi kötüye kullanma” suçundan şikayette bulunmaya hazırlandığını duyurdu.

Yapılan açıklamaya göre; suç duyurusu, uygulanması gereken, ancak uygulanmayan kanun maddeleri ile bakanlık ve veteriner kliniği tarafından sunulan belgelerdeki tutarsızlıklar ışığında, şüphelilerin görevlerini açıkça ihmal ettiğini, şüphelilerin yapmakla yükümlü olduğu görevlerini yapmadığını ve/veya kanunun öngördüğü şekilde yapmadığını, geciktirdiğini ortaya koyacak şekilde düzenleniyor.

Muğlalılar iki yıldır mücadele ediyor

Yerel seçimlerin ardından YÖP’ün çağrısına yanıt veren Marmaris Belediyesi, 2020’nin Temmuz ayında ruhsatla ilgili bir sorun sebebiyle yunus parkına kilit vurarak tesisi mühürlemiş, ancak işletme daha sonra bilinmeyen bir nedenle tekrar açılmıştı.

Bölgede faaliyet gösteren Mahakder ve Muğla Doğa ve Hayvan Hakları Platformu üyeleri de iki kez farklı tarihlerde ilçede “yunuslara özgürlük” eylemleri yapmış, tesisin kapatılması için Muğla Barosu Doğal Yaşamı Koruma ve Hayvan Hakları Komisyonu’nun desteğiyle Marmaris sakinlerinden imza toplamıştı.

Marmaris Çevrecileri Derneği ise, yunus parkı çevresindeki deniz kirliliğini kayda almış ve deniz içinde hapsedilen yunusların gösteri ve terapiye zorlandığı tesisin kapatılması için dönemin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvurmuştu.

Sağanak yağış Malatya’daki çadır kentte su baskınına neden oldu

6 Şubat’ta yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerin ardından kurulan çadır kentlerde, afetzedeler hava şartlarına karşı savunmasız koşullarda yaşıyor.

Malatya‘da etkili olan sağanak nedeniyle Malatya Büyükşehir Belediyesi yanındaki Fuar Alanı’na kurulan çadır kenti su bastı.

Depremzedeler kendi imkanları ile çadırların etrafına kum dökerek yağmur suyunun çadırların içine girmesi engellemeye çalışıyor.

Çadırlarını ısıtmak için kendilerine sağlanan odunların sobaya giremeyecek kadar büyük olması nedeniyle, depremzedeler yağmur altında odunları kırmaya çalışıyor.

Malatya, çadır
Fotoğraf: Fırat Bulut
‣ Meteoroloji’den şiddetli yağış, ani sel, su baskını ve fırtına uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM), bugün yurdun çeşitli bölgelerinde şiddetli yağış, ani sel, su baskını ve fırtına yaşanabileceğini açıklamıştı.

MGM, deprem bölgesi de dahil birçok ilde yıldırım, yerel dolu yağışı ve ulaşımda aksamalara karşı da dikkatli ve tedbirli olunması yönünde uyarıda bulunmuştu.

Malatya, çadır
Fotoğraf: Fırat Bulut

Beyaz Saray: Alaska’daki dev ‘karbon bombası’ projesine onay verilmedi

Joe Biden yönetimi, Alaska‘nın kuzeyinde bozulmamış bir vahşi doğaya zarar verecek ve Beyaz Saray‘ın iklim kriziyle mücadele taahhütlerini bozacak olan önemli bir petrol sondaj projesine izin verdiği yönündeki haberleri yalanladı.

Cuma günü geç saatlerde, kıdemli Biden danışmanlarının projeyi imzaladığı ve resmi onayın önümüzdeki hafta İçişleri Bakanlığı tarafından kamuoyuna duyurulacağı anonim kaynaklara dayandırılarak basına yansımıştı.

Haberin doğru olması durumunda, Alaska’nın kuzeyinde sondaj yapılmasına izin verme kararının, Biden’ın siyasi kariyerinin sembolik olarak en önemli iklim kararlarından biri olacağı ve yönetimini iklim konusunda duyarlılık gösteren Demokrat partinin sol kanadıyla çatışmaya sebep olacağı öngörülüyor.

Kararın onaylandığına dair haberlerin medyada yer bulmasının ardından Beyaz Saray basın sekreteri Karine Jean-Pierre, proje hakkında “henüz nihai bir karara ulaşılmadığını” ve “nihai bir karar verildiğini söyleyenlerin yanıldığını” söyledi.

Alaska
Fotoğraf: Reuters

Onay verilmesi ‘sorumsuzca’ olur

Cuma gününün daha erken saatlerinde eski başkan yardımcısı Al Gore, projeye izin vermenin “pervasızlık ölçüsünde sorumsuzca” olacağını ifade etmişti:

Üreteceği kirlilik, yalnızca Alaska Yerlilerini ve diğer yerel toplulukları riske atmakla kalmayacak; aynı zamanda net sıfır bir geleceğe ulaşmak için ihtiyaç duyduğumuz azimle de çelişiyor.

Alaska senatörü Lisa Murkowski ise aynı gün kararın “eli kulağında” olduğunu belirtmişti. Cumhuriyetçi senatör daha önce projenin büyüklüğünü “ufak” olarak nitelendirmiş ve çevreye zarar vermemek için “titizlikle planlandığını” söylemişti.

Biden, kampanyası sırasında “federal topraklarda artık sondaj yapılmayacağına” söz vermesinin ardından, milletvekilleri ve mahkemelerin yoğun baskısı ve başkan olarak ilk dönemini takip eden yüksek enerji fiyatları nedeniyle yoğun bir baskı altına girmişti.

‣ Biden, Alaska’da petrol ve gaz çalışmalarını askıya aldı

Alaska

‘Karbon bombası’

Çevre ve iklim aktivistleri tarafından “karbon bombası” olarak nitelendirilen yaklaşık 8 milyar dolar değerindeki proje, iklim ve vahşi yaşam üzerindeki etkileri nedeniyle çevre ve iklim aktivistleri tarafından eleştirilmiş ve durdurulması için başlatılan kampanya kapsamında 3 milyonu aşkın imza toplanmıştı.

AlaskaSeçim kampanyasında iklim kriziyle mücadele ve daha temiz enerji kaynaklarına geçiş konularına geniş yer veren Biden, adaylığı sırasında yaptığı bir konuşmada “Artık federal topraklarımızda sondaj yapılmayacak. Nokta, nokta, nokta” ifadelerine yer vermişti.

Sondajın onaylanması ihtimaline karşı birçok çevreci grup, sosyal medyada itirazlarını dile getirmiş, “#StopWillow” hashtagi ile paylaşımlarda bulunmuştu.

‣ Biden işe başladı: ABD Paris’e döndü, Arktik’te petrol ve doğalgaz aramaya fren

‘Dönüşü olmayan sonuçlar doğurur’

8 Mart’ta Alaska’dan gelen bir Kızılderili grubu, Beyaz Saray önünde basın açıklaması yaparak petrol arama izninin iklim değişikliğiyle ilgili dönüşü olmayan sonuçlar doğuracağını kaydetmişti.

Arktik’te doğalgaz ve petrol için bir derin sondaj projesini onaylayan kararın, bölgede yaşayan Yerli halkların yaşam alanını ve geçim kaynaklarını tehlikeye atmasının yanı sıra kutup ayıları, kutup balinaları, ren geyikleri ve kurtların habitatlarına da zarar vereceği öngörülüyor.

Öte yandan projenin 76’dan fazla kömür santrali ile yılda 287 milyon ton karbondioksit eşdeğeri emisyona yol açacağı düşünülüyor. Bu, Türkiye‘nin 2021 yılında yaptığı emisyonlarının yaklaşık olarak dörtte üçü kadar sera gazı salımı anlamına geliyor.

Alaska

‘Bunlar bizi doğru yöne taşıyan projeler değil’

Biden, ABD ekonomisini karbondan arındırma ile ABD’nin iklim değişikliği konusundaki liderliğini yeniden sağlama ve aynı zamanda fiyatları düşük tutmak için yerel yakıt tedarikini artırma hedeflerini dengede tutmaya çalışırken, tüm dünya devletlerini fosil yakıtlardan yenilenebilir enerjiye geçişi hızlandırmaya çağıran Birleşmiş Milletler, projeye eleştiri getirdi.

BM Genel Sekreteri Sözcüsü Stephane Dujarric, “Bunlar bizi doğru yöne taşıyan projeler değil” açıklamasında bulundu.

ABD’nin İçişleri Bakanlığı, geçen ay Willow’un sera gazı etkilerinden endişe duyduğunu belirtmiş, ardından projenin üç sondaj sahasına onay vermişti.

Şırnak Barosu’ndan Ombudsmanlığın ‘dostane çözümü’ne yanıt: Gerçeği yansıtmıyor

Şırnak‘ın Cudi, Besta, Gabar ve Cilênimêja bölgelerinde iki yılı aşkın bir süredir binlerce ağaç korucular tarafından kesidi. Kesilen ağaçların ise farklı kentlere satıldığı iddia edildi. Asker gözetiminde yapılan orman kıyımına “güvenlik” gerekçe gösteriliyor. Şırnak Barosu‘nun Çevre ve Kent Komisyonu tarafından 19 Eylül 2022’de Meclis Kamu Denetçiliği Kurumu’na (Ombudsmanlık) başvuru yapıldı.

Mezopotamya Haber Ajansı‘nda yer alan habere göre, ombudsmanlık, baroya verdiği yanıtta kıyıma dair herhangi bir “sorun” olmadığına işaret etti. Ombdusmanlık, bölgedeki kesimin “köylü pazar satışı” yöntemi ile yapıldığını, ormanlık alanlarda herhangi bir azalmanın olmadığını, ileriki yıllarda kesimin yapıldığı yerlerin yeniden eski formuna ulaşacağını, 100 hektarlık bir alana ağaç dikildiğini belirtti.

Şırnak’ta neler oluyor?
Şırnak’ta kesilen ağaçlar Facebook’ta satışa çıktı

Ombdusmanlık, söz konusu işaret ettiği ağaç dikimini ise Şanlıurfa Orman Bölge Müdürlüğü tarafından gönderilen inceleme raporuna dayandırdı. Omdusmanlık, kentteki ormanlık alanların yüzde 7’lik bir oranda azalmasına dair de, “oran yüzde 0,69 civarında azaldı” bilgisini verdi.

Ombdusmanlık, yanıtının sonunda ise, “başvuruyu sonlandırmak” anlamına da gelen “dostane çözüm” kararı verildiğini bildirdi.

Ombudsmanlık tarafından verilen yanıtı değerlendiren Şırnak Barosu Çevre ve Kent Komisyonu Eş sözcüsü Fadıl Tay, cevabın gerçeği yansıtmadığını ve çelişkiler olduğunu söyledi.

Ağaç kesiminin “Köylü Pazar Satışı” usulüne göre yapılmadığını kaydeden Tay, söz konusu usulden bahsedilebilmesi için ihale usulü ile açık artırma yapılması ve bunların da köylülerden oluşması gerektiğini vurguladı.

Tay, “Ama 2-3 yıldır süren bu ağaç kesiminde, kesen ekiplerin hiçbirinin o köylerden olmadığını görüyoruz. Bu durumda Kamu Başdenetçiliğinin kararında bahsedilen köylü pazar satış sisteminin aslında usullerinin yerine getirmediği apaçık ortadadır. Bu verdikleri cevap buradaki çelişkiyi ortaya koyuyor” diye konuştu.

Şırnak’ta günde 50 TIR’lık ağaç kıyımı 

Ağaç kesiminin yasaya aykırı bir şekilde peşkeş çekildiğini vurgulayan Tay, “dostane çözüm” kararına işaret ederek “Biz iki tarafta pozitif bir şekilde olaya katkı sunup her iki tarafın da kazanacağı bir çözüm üretme sistemi kuracağız’ deniliyor. Yaklaşık 2-3 yılık bir süreç içerisinde yaklaşık yüzde 8’lik bir orman alanının azaldığına dair bir savımız var. Yine burada uyduda aldığımız görüntüde bu açık ve net bir şekilde görülüyor. Biz bunu teknik bilgilerle söylüyoruz. Kamu Başdenetçisinin verdiği kararda sadece yüzde 0,69 civarında bir azalmanın olduğu söyleniyor. Biz buna kesinlikle katılmıyoruz” dedi.

‘Doğa üzerinde asimilasyon uygulaması’

Başdenetçinin kesim yapılan alanlarda başlatılacak ağaçlandırma iddiasını ise “doğa üzerinde asimilasyon uygulaması” şeklinde nitelendiren Tay, şunları söyledi:

“Bu bahsedilen 100 hektarlık ağaçlandırma aslında bu bölgenin kendi endemik bitkilerinden olmayan fıstık ve zeytin ağaçlarından oluşuyor. Fıstık ve zeytin ağaçları herkesin bildiği üzere bu doğaya kazandırılması için üzerinden belli bir zamanın geçmesi gerekir ve meşe ağaçları gibi sürgün kökleri şeklinde büyümeyen ağaçlardır. Buradaki meşe ağaçları o bölgenin endemik bitkisi olduğu için burada yapılan ağaç kesimleri doğa anlamında yapılan bir soykırımdan da bahsedebilir. Çünkü buradaki meşe ağacı yok olduktan sonra buna bağlı olarak çeşitli ekosistem ve hayvanların da yok olması anlamına geliyor. Meşe ağaçları o bölgede birçok hayvanın sığınağıdır. Biz yüz yılık ağaçlardan bahsediyoruz. Fıstık ve zeytin ağaçlarını getirseniz de meşe ağacının verdiği katkıyı kesinlikle vermeyecektir” diye konuştu.

Raporun hiçbir şekilde sorularına cevap olmadığını kaydeden Tay, hukuki girişimlerini sürdüreceklerini belirtti. Tay, şöyle devam etti:

“Doğamızı koruduğumuz zaman aslında insanlarımızı da korumuş oluyoruz. Bizler sadece Botan’ın doğası için demiyoruz. Türkiye’nin dört bir tarafındaki doğa için aynı hassasiyeti gösteriyoruz. Doğanın bir ideolojisi yoktur, doğa her yerde aynıdır, ağaç her yerde aynıdır. Temel meselemiz, bu ekosistemin bir parçası olarak oradaki tüm canlıların korunması gerektiğidir.”

Son olarak Tay, hukuki süreçten sonuç alamamaları durumunda Avrupa’daki çevre örgütlerine de başvuracakları bilgisini paylaştı.

Malatya: Asbestli molozlar tarım alanlarına, meralara yığılıyor

Video haber: Fırat BULUT

*

Maraş merkezli depremlerin etkilediği illerden Malatya’da enkaz kaldırma çalışmaları devam ediyor.

Yıkılan binaların molozları şehir merkezine 10-15 km uzaklıkta bulunan Fırıncı köyü ile Mamurek köyleri (Büyükşehir Yasası ile Beydağı mahallesi olan 3 köy ve mezraları) arasındaki alana dökülüyor. İnönü Üniversitesi yerleşkesinin hemen bitişiğindeki hazine arazisi statüsündeki bu alan aynı zamanda köylülerin mera olarak kullandığı bir bölge.

Alanın çevresindeki köy (mahalle) ve mezraların toplam nüfusu 3-4 bin civarı. Köylerin tamamında hayvancılık, kayısı üreticiliği ve sebze yetiştiriciliği yapılıyor.

‘Sağlığımız ile oynamasınlar’

Mamurek’te yaşayan Abuzer Onay deprem sonrası oluşan moloz yığınlarının kendi yörelerinin yakınlarına dökülmesine tepki gösterdi. Onay molozların asbest içerdiğini ve bunun kanserojen madde olduğuna dikkat çekerek şöyle konuştu:

“Bizim sağlığımızı etkileyecektir. Biz tarım yapıyoruz yapacağımız tarım da sağlıksız olacaktır. Hayvancılık yapıyoruz, bahçelerimiz var; sebze bahçeleri, meyve bahçeleri. Bu bahçelerimizin hepsini etkileyeceğini, rüzgarın etkisiyle de bütün her yere yayılacağını biliyoruz. Onun için buradaki belediyeden, devlet yönetiminden, Malatya Valiliğinden ricamız bunları göz önünde bulundurmaları ve bizim sağlığımızı dikkate almalarını istiyoruz. Bütün bu ahalinin sağlıkları ile oynamamalarını rica ediyoruz.”

‣Malatya’da enkaz, köylerin ortasına dökülüyor: Asbeste maruz kalan köylüler yol kapattı 

‘Çocuklarımız, kaynak sularımız, ektiğimiz ürünler gözden çıkarılmış durumda’

Rüştü Onay ise moloz yığınlarının Bilkent Okulları‘na 100 – 200 metre uzaklıkta, hemen altındaki Fırıncı mahallesine 500 metre mesafede bulunduğuna dikkat çekti. Onay buradaki halkın resmen gözden çıkarıldığını ifade ederek “Ektiğimiz ürünler, kaynak sularımız, hayvanlarımız, çocuklarımız, yaşlılarımız hepsi gözden çıkarılmış durumda” dedi.

Molozların bölgeye dökülmesinin çok ciddi bir sorun olduğunu belirten Onay, yetkililere ulaşmaya çalıştıklarını ancak netice alamadıklarını söyledi.

‘Asbest kayısıyı da etkileyecek’

Molozların köylerine getirilerek dökülüp ayıklanarak kaldırılacağını aktaran Onay şöyle konuştu:

“Biz bütün zehiri aldıktan sonra bir anlamı kalmıyor. Çok acil bir şekilde müdahale edilmesi lazım. Bütün kaynak sularımız zehirlenecek. Burada çok büyük bir kayısı üretimi var. Yani neredeyse bütün bahçelerimiz kayısı. Bu kayısıların hepsi asbestli olacak. Sadece sağlığımız değil. Bu ürünler yurtdışına da çıkıyor. Orada ihracat sağlık kriterlerine takılıp geri dönebilir. Bu nedenle bir an önce buranın sesini, mağduriyetini duyurmak lazım. Çok ciddi bir sorundur, her geçen gün aleyhimize işliyor gereğinin büyük bir ciddiyetle yapılmasını istiyoruz.”

‘Bir tarafta güneş santrali, bir tarafta taş ocağı; şimdi de enkaz molozu’

Mamurek köyünden Nazife Öğretmen ise depremden sonra bir aydır enkazların bu bölgeye taşındığını belirterek bölgenin tamamen yerleşim alanı olduğuna dikkat çekti.

Nazife Öğretmen bölgenin iktidar partisinin ve belediyelerinin gözdesi haline geldiğini ifade ederek şöyle konuştu:

“Boş bir alanımız bile yok. Her tarafta ya sebze ekiliyor ya kayısı üretiliyor, ya hayvancılık yapılıyor. Enkazların dökülmesi ile birlikte gördüğümüz gibi neredeyse bir kilometreye kadar yol boyunca çekim yaptık, çok uzun bir alan. Zaten yukarıya taş ocağı getirdiler. Taş ocağını bir şekilde dayattılar, onu engelleyemedik. Bir tarafta güneş enerjisi. Zaten bilimsel olarak da netleşti güneş enerjisi panelleri kuraklığa yol açıyor. O da bizim tarımımıza etki ediyor.”

‘Halkın tepkisizliğinden cesaret aldılar’

Kuraklık nedeniyle tek geçim kaynakları olan tarımın da zaten etkilendiğine dikkat çeken Nazife Öğretmen şöyle devam etti:

“Her şeyi kabul ettik varsayalım yani engel olamadık. En son baktılar galiba halkın tepkisizliği üzerine bundan cesaret alarak Malatya’da yıkılan bütün binaların enkazı bir aydır buraya taşınıyor. Ve şu da bilimsel bir gerçek asbest bütün binalarda var. Özellikle Türkiye’de yasaklanmadı, 2010 yılından sonra mevzuata girdi ne kadar uygulandı meçhul. Avrupa ülkelerinde de birçok örneği var uluslar arası araştırma merkezleri asbesti artık birinci grupta yer alan kanser yapıcı madde olarak görüyor.”

“Halk bundan ciddi anlamda rahatsız” diyen Nazife Öğretmen, halkın şimdiye kadar tepkisiz kalmasının nedeni olarak durumun bilincinde olmaması ve sadece bir enkaz olarak görmesi olduğunu dile getirdi.

Alanın sahibi AKP’li Öznur Çalık mı?

Yetkililere ulaşmaya çalıştıklarını ancak seslerini duyuramadıklarını belirten Nazife Öğretmen, “Bir türlü sesimizi duyuramıyoruz. Öznur Çalık buranın sahibiymiş diye biliyoruz. Bunu teyit etmek için de ulaşmaya çalıştık, ulaşamadık. Bu güneş panellerinin sahibi de oymuş. Bu bölgeye nasıl izin veriyorlar. Belediye nasıl izin veriyor, AFAD nasıl burayı uygun gördü? Kesinlikle akla mantığa, ahlaka uygun değil” diye konuştu.

”İlk kazmayı vurduk, konutlara başladık’ diye reklam yapıyorlar’

Molozların bölgeye dökülmesinin durdurulmasını isteyen Nazife Öğretmen devamında “Deprem konusunda pek çok şeyi reddediyorlar ama göz göre göre tüm uzmanların uyarılarına rağmen buraya bu enkazın dökülmesi masum değil. Biz bunun altında ciddi olarak bir kasıt olduğunu düşünüyoruz. Ya bizim sağlığımıza kastediyorlar ya da gerçekten kar gözlerini kör etmiş bir şekilde. Şu anda ‘ilk kazmayı vurduk, konutlara başladık’ diye bunun reklamını yapıyorlar ama bir yandan da halkı zehirlendiklerini, tarımı bitirdiklerini hiçbir şekilde duyurmuyorlar. Halk ciddi anlamda bundan rahatsız” dedi.

Güneş santralleri, taş ocağı, bir de enkaz üçgenine sıkıştıklarını söyleyen Nazife Öğretmen, Bilkent Üniversitesi Okulları’na ve İnönü Üniversitesi hocalarına seslenerek “Buraya enkazları döküp sonra hiçbir şey olmamış gibi halk çocuklarını buraya davet edip burada ‘sağlıklı, doğal ortam’ diye reklamını yapacaklar. Burada doğal bir ortam kalmadı, ciddi bir kanser tehlikesi ile başbaşayız” dedi.

Enkazların 100 metre ilerisinde evi bulunan bir köylü ise geçmişten bu yana burada yaşadıklarını belirterek “Köyümüz burası. Buraya molozun dökülmesi hayvan alanlarını daralttı. Hayvanımız çıkıyordu buraya gidiyordu, burası otlanma yerleri. Otlamaya kestiler burada artık hayvanın gideceği yer yok. Toz duman komple bize geldi, içinde bir hastalık varsa o da çala çocuğumuz dışarı çıkamayacak. İnsanlar hasta olacak” ifadelerini kullandı.

Molozların döküldüğü alanın çevresinde Fırıncı, Balıkdere, Söğüt, Elmalı, Bulgurlu köyleri bulunuyor. Alanın 20 metre yakınında Özel Harekat Şube Müdürlüğü inşaatı devam ediyor. Muhtarlar, yetkililer ile görüştüklerini, yetkililerin kendilerine “Molozlar burada ayıklandıktan sonra kaldırılacak” yanıtı verdiğini söylüyor.

‘Milyonlarca kişi etkilendi’

Asbest Söküm Uzmanları Derneği Başkanı Mehmet Şeyhmus Ensari çok büyük bir felaket yaşandığını belirterek asbestin yol açacağı sağlık risklerini anlattı. Ensari şöyle konuştu:

“Biz afetlerden sonrası toparlanma sürecinde ikincil afetlerden korkarız. İkincil afetler nedir? Bu yapıların bir anda toz bulutu haline gelmesi ve bu yapıların içinde en önemli madde olan asbestin çok olması. Tabi başka kimyasallar da var, ağır metaller de var; kurşun, civa, küf mantarı, PBB, PCB, radon gazı… Dolayısıyla bu partiküller bir anda ortama yayılıyor. Bu molozları kirletiyor. Biz göre bu molozların hepsi tehlikeli atıktır. Çünkü artık tehlikeli atıklar karışmış durumda.”

Ensari, arama kurtarma faaliyetleri yürütenlerin, ilk yardım ekiplerinin, gazetecilerin depremin ilk anlarında şok içerisinde olduklarını belirterek “Maske bile takmadıklarını gördük. O tozlardan onları koruyacak tek şey, onları solumamaktı. Ama ne yazık ki maruz kaldılar. Bu maruz kalmanın büyümemesi için biz hemen 7 şubatta açıklama yaptık. ‘Muhakkak maske, muhakkak düzgün sulama’ dedik. Bu molozları ıslatırsanız tozumayı önlersiniz” dedi.

Molozların kesinlikle tarım arazileri, baraj gölleri ve yeraltı sularına karışma ihtimalinden hareketle buralardan uzak yerlere dökülmesi gerektiğini söyleyen Ensari “Mümkünse serilerek tepeleme değil, sererek ya da bir dolgu yeri bularak dökülmesini söyledik. Çünkü üst tabakadaki zehirli maddeler alt tabakadaki maddeleri hapseder. Hatta bunları serdikten sonra bunların üzerine başka bir toprak malzemesi serip bunları hapsetmek lazım. Zira rüzgar ile birlikte bu tozlar tekrardan yayılır. Nasıl ki çöl tozları taa çölün ordan ülkemize geliyorsa bu tozların da yerleşim yerlerine yayılması mümkün” diyerek molozların nasıl kaldırılması gerektiğini anlattı.

Molozların yol açacağı risklere dikkat çeken Ensari şunları aktardı:

“Asbesti soluduğumuz zaman hemen hasta etmez; vücuda yerleşir yavaş yavaş, ciğerlerimizi teslim alır. Bir ilerleme süresi var. Çok maruz kalırsanız beş senede, ortalama 20 sene, hatta 50 sene önce soluduğunuz asbest sizi kanser yapar. Acı çektirerek ölüme götüren bir hastalıktan bahsediyoruz asbeste bağlı hastalıklar.

Mümkün mertebe o molozların yakınından çocukları uzaklaştıralım. Çocukların maruz kalması ile bizim maruz kalmamız da farklı. Bir gelecek nesli kaybetmeyelim orada.

Asbest iğnemsi bir toz. Soluduğun zaman bu ciğerine gelir saplanır, bağışıklık sistemini parçalar geçer. Günde 10 kutu bağışıklık güçlendirici iç, bir tane asbest lifini yenemezsin. Kimyasal değil, fiziksel bir şey. Asbestin aşısı yoktur.”

‘İsteyen dava açsın…’

Ekolojik bir felaketin söz konusu olduğuna vurgu yapan Ensari şöyle devam etti:

“İkincil felaket olarak tanımladık. Bu kimyasalları, tozları, zehirleri kontrol altına almamız lazım. Deprem sonrası güç olduğunu biliyoruz. Hatta biz dedik ‘asbestin uzmanları olarak gelelim, molozların içinden asbestli parçaları alıp ayrı bir kenara koyalım. Bunları ayırıp geçici depolama alanlarına götürelim…’ Deprem bölgesinde çalışan operatörler hepsi, tamamı kanser olur. İddialı konuşuyorum, isteyen dava açsın. Sağlık Bakanı [Fahrettin Koca] ‘tıbbi maske dağıttık‘ dedi, tıbbi maske dağıtmışlar; işe yaramaz. Bizim dediğimiz toz maskesi. Bir haftadır bekliyorduk AFAD’dan onay aldık, bölgeye maske getireceğiz, başka türlü o insanları kaybedeceğiz. Bilim bunu söylüyor.”

‘Ne yazık ki yetkililerimizde, yöneticilerimizde akıl tutulması var’

Uluslararası Çalışma Örgütü’ne (ILO) gittiğini ve çalışanlar için endişelerini ilettiklerini söyleyen Ensari, “Bu insanlara (çalışanlara) eğitim verilmesini söyledik. ‘Endişelerimize kulak verin, projemi geliştireceğiz biz hazırız’ dedik. Ne yazık ki yetkililerimizde, yöneticilerimizde akıl tutulması var. Afet yönetimi çok ayrı bir şey. Tamam biz birinci afeti yaşadık ama neden ikinci afeti yaşayalım? Malatya’nın kayısısı, Adıyaman’ın tütünü, Hatay’ın tarım ürünleri ne olacak? Bunlara karışmasına sebep olursanız bu ikincil afettir. Çadır kentin dibine moloz dökülür mü? Çok ciddi bir bilgisizlik, liyakatsizlik var. Önce aklımızı başımıza toplamalıyız. Valilere söylüyorum; ilk önce aklınızı başınıza toplayın. Bilmiyorsanız bizi çağırın, hazırız gelelim. Çünkü afet yönetimi valilerdedir” diye konuştu.

Deprem bölgelerinde yaşananın ikincil afet olduğuna dikkat çeken Ensari “Milyonlarca kişi asbeste maruz kaldı. Yaşanan ikincil afettir. Bunun yol açacağı sağlık riski çok ileri boyuttadır” ifadelerini kullandı.

IOM Direktörü: Deprem bölgesinde geçmişi silinmiş, bugünü acılarla dolu, gururlu ve yiğit insanlarla tanıştım

Birleşmiş Milletler‘e (BM) bağlı Uluslararası Göç Örgütü‘ne (IOM) göre, Kahramanmaraş merkezli depremlerde yaşam alanlarını yitirenlerin sayısı mülteciler dahil en az 2,7 milyon.

Bunların bir kısmı yurtdışında, bir kısmı ülkenin farklı illerinde, geri kalanı ise deprem bölgesindeki geçici barınma tesislerinde hayatlarını yeniden kurmaya çalışıyor.

IOM, “hayatları paramparça olanların” geleceği için uluslararası toplumdan daha fazla yardım çağrısı yapıyor.

‣ BM: Depremin onarım maliyeti 100 milyar doları aşacak

‘Yardım çağrılarının yüzde 30’dan azı finanse edilebildi’

BBC Türkçe‘den Asya Robins‘in aktardığına göre, depremin ilk günlerinden itibaren bölgede insani yardım ve uzun vadeli destek çalışmaları yürüten IOM, yaptığı 161 milyon dolar tutarındaki çağrının şu anda yüzde 30’dan azının finanse edildiğini aktarıyor.

Geçtiğimiz günlerde deprem bölgesini ziyaret eden IOM Genel Direktörü António Vitorino, hükümetin ve IOM ekiplerinin yürüttüğü çalışmaları takdir ediyor ancak hâlâ ciddi miktarda yardım gerektiğini söylüyor.

Vitorino bölgeden izlenimlerini, “Bugün depremle yıkılan tarihi kent Antakya‘nın harabelerinde, geçmişi silinmiş, bugünü acılarla dolu, geleceği belirsiz, gururlu ve yiğit insanlarla tanıştım. Bildiğim tek şey, desteğe ihtiyaçları olduğu” ifadeleriyle aktarıyor.

IOM deprem bölgesinde, özellikle temiz su ve sağlık hizmetleri gibi temel ihtiyaçlara erişimin sınırlı olduğu geçici yerleşim yerlerine uluslararası toplumun yardım çabalarını koordine ediyor.

Hükümetler ve özel sektör ile çalışan IOM, şimdiye kadar 44 IOM yardım uçağıyla Gana‘nın başkenti Akra, Filipinler‘in başkenti Manila ve Hindistan‘ın başkenti Yeni Delhi‘den yardımın Türkiye‘ye ulaşmasına destek oldu.

‣ BM Türkiye yetkilisi: Küresel tedarik zinciri çadır ihtiyacını karşılayamıyor

 

‘Mülteciler üçüncü bir ülkeye yerleştirilmeli’

Bunun yanı sıra IOM ekipleri Türkiye’deki mültecilerin güvenli bir şekilde yeni yaşam yerlerine ulaşması için çabalar yürütüyor.

Türkiye’nin farklı illerine yeniden yerleştirilen depremzedelerin çoğunlukla Türk vatandaşı olduğuna dikkat çeken IOM, başta Suriyeliler olmak üzere mültecilerin üçüncü ülkelere hızlı bir şekilde yeniden yerleştirilmesi için hükümetlere çağrıda bulunuyor.

‣ ‘BM yardımlarının Suriye’ye daha hızlı ulaşması mümkündü’

Bu yönde geçtiğimiz haftalarda risk altındaki kadın, erkek ve çocuklardan oluşan 89 kişilik Suriyeli mülteci grubu İspanya‘nın başkenti Madrid‘e kabul edildi.

Bu kişiler İspanya İçişleri Bakanlığı’nca İspanya tarafından tanınan mülteci olarak kaydedilecek, belgelendirilecek ve tıbbi ve psiko-sosyal yardım alabilecek.

‣ BM: Suriye’de 5,3 milyon kişi evsiz kalmış olabilir

Vitorino, “Türkiye, dünyada en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülke ve güvenlik arayan insanlara büyük bir cömertlik gösteriyor” diyor ve ekliyor:

Risk altındaki mültecilerin korunmasına ve bu felaketten etkilenen topluluklar üzerindeki baskıların hafifletilmesine yardımcı olmak için IOM ve BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), depremin ardından Türkiye’den diğer ülkelere mültecilerin hızlandırılmış bir şekilde yeniden yerleştirilmesi çağrısında bulunuyor. İyileşme çabaları başlarken, göçmenlerin refahını korumak hayati önem taşıyacak.

‣ UNDP’den enkaz kaldırma çalışmaları için 113,5 milyon dolar destek

‘Bu insanların hepsi kahraman’

Vitorino aynı zamanda, depremden doğrudan etkilenen ekibinin çalışmalarına dikkat çekiyor:

“Deprem felaketinden üç gün sonra IOM, sınır ötesi yardımı yeniden başlatan ilk BM kuruluşlarından biri oldu. Bu insanların hepsi kahraman. Fedakarlıklarını asla unutmayacağız ve özellikle hayatını kaybeden üç IOM çalışanının ailelerine saygı ve başsağlığı dilemek istiyorum.”

Depremin ilk ayında 1 milyondan fazla acil ihtiyaç malzemesinin bölgeye sevk edildiğini aktaran IOM Direktörü Vitorino, uluslararası topluma bölgedeki yardım çalışmalarına destek yapma yönünde çağrısının devam edeceğini söyledi:

“Şimdi uzun soluklu süreç başlıyor. Hayatları paramparça olan milyonların geleceğini yeniden inşa eden Türkiye ile dayanışma zamanı.”