Ana Sayfa Blog Sayfa 420

Boğaziçi’nin köpeklerinin ikinci kez yerinden edilmesine yürütmeyi durdurma kararı verildi

Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Barınma Merkezi (BUPAWS), bakım verdiği 42 köpeğin 72 saat içerisinde kampüsten çıkarılmasına, aksi halde hayvanların bakımevlerine transfer edileceğine ve para cezası uygulanacağına ilişkin tebligata edilen itiraz sonucu karara yürütmeyi durdurma kararı verildiğini duyurdu.

Hayvan hakları savunucuları, söz konusu tebligatın 18 Temmuz’da Tarım ve Orman Bakanlığı Sarıyer İlçe Müdürlüğü‘nden, hayvanların çiplerinin Hayat Hayvanları ve Doğayı Koruma Derneği üzerine kayıtlı olması nedeniyle kampüs sınırları içerisinde bakılamayacağı gerekçesi ile gönderildiğini açıklamıştı.

BUPAWS gönüllüleri bir basın açıklamasında tebligata itiraz edildiğini ve İdare Mahkemesinden yürütmeyi durdurma kararı alındığını aktardı. Açıklamada “Bu karar bizim için bir nefes olmuş olsa da, kampüs hayvanlarımızı üzerlerindeki baskıdan kurtarana kadar dayanışma ve mücadeleyi örmekten vazgeçmeyeceğimizi bildirmeyi borç biliriz” ifadeleri kullanıldı.

Gönüllüler, Hayat Hayvanları ve Doğayı Koruma Derneği’nin 22 yıl önce kampüsteki kedi ve köpeklere bakım sağlamak amacıyla kurulduğunu ve bu durumun üniversite yönetiminin bilgisi dahilinde olduğunu hatırlattı.

Bakım veren dernek, hayvanları terk etmiş sayılacaktı

Tedavi ve bakımlarını sağlamak ve ‘sahipsiz köpek’ statüsünden çıkarmak için kampüs köpeklerinin bir kurum ya da kişi üzerine kayıtlı olmasının yasal zorunluluk olduğunun altı çizilen açıklamada şunlar kaydedildi:

“Bu hafta başında Tarım ve Orman Bakanlığı Sarıyer İlçe Müdürlüğü tarafından Derneğimize tebligat gönderilerek, Boğaziçi Üniversitesi kampüs içinde ve barınma merkezinde yaşayan 42 köpeğimizin, 72 saat içerisinde teslim alınması, aksi halde hayvanların en yakın bakımevine gönderileceği ve hayvanları terk etmiş sayılarak derneğe yüklü miktarda bir para cezasının kesileceği bildirilmiştir.”

Resmi Gazete’de yayınlanan yönetmelik uyarınca, 2022 yılı sonuna kadar tüm çipli hayvanların çip kayıtlarının özel ya da tüzel kişiler üzerine alınması emredilmiştir. Yönetmelikte; sınırlı alanlarda tutulan, bakımı, kontrol ve denetimi koruyucular tarafından gerçekleşen köpeklerin de çip kayıtlarının yapılması şart koşulmuştur. Boğaziçi Üniversitesi kampüs içinde ve barınma merkezinde yaşayan köpekler de, sahipsiz köpek kategorisine girmeyecekleri için, kayıtları Derneğimiz tarafından yapılmıştır.”

Yeni yaşam alanlarına taşındığı günlerde İstanbul’da etkili olan sağanak yağışlar nedeniyle kafeslerinde yeterli sayıda kulübe olmayan köpekler yağmurdan ıslanmış ve tüyleri çamura bulanmış halde yaşıyordu.

‘Daha iyi bakılacakları iddiasıyla sürüldüler, şimdi alandan çıkarılıyorlar’

BUPAWS tarafından bakım verilen hayvanlar arasında yaşlı, hasta ve engelli olanların da olduğunu kaydeden hayvan hakları aktivistleri bu hayvanların 26 Mart’ta rektörün talimatıyla yıllardır bakıldıkları yaşam alanlarından zorla alınarak kampüste farklı bir alana taşındığını belirtti.

Ancak yeni alan ise üniversiteye “alanda hayvan bakılmaması” şartı ile bağışlanmıştı ve çevresinde birçok ev bulunuyordu. Taşınma sürecinde yaşananlar ise açıklamada şöyle özetlendi:

“Bu esnada da hayvanların acımasızca bir muamele ile taşınmasına engel olmak isteyen bir gönüllü darp edildi, iki öğrenci gözaltına alındı. BUPAWS himayesinde huzurla yaşayan kampüs köpeklerimiz, önce 22 yıllık yuvalarından ‘daha iyi bakılacakları’ iddia edilen yeni bir alana zorla sürüldüler, şimdi ise bu alandan da çıkartılmaları için bize sadece 72 saat süre tanıyorlar!”

Mart ayı sonunda gerçekleştirilen tahliye ve nakliye sürecinde maruz kalınan muamele ve yeni yaşam alanına alışma sürecindeki zorluklar nedeniyle fiziksel olduğu kadar ruhsal olarak da olumsuz etkilenen köpeklerden bazıları devamlı ağlarken, bazıları ise tepkisizleşerek sinik bir ruh haline bürünmüştü.

‘Yuvalarını yıktığınız canların hayatlarını mahvetmenize müsaade etmeyeceğiz’

BUPAWS gönüllüleri, tebligata konu olan hayvanların yerinin üniversite kampüsü olduğunun, yıllardır öğrencilerin ve mezunların himayesinde kampüste yaşadığının altını çizdi. “Bakımevi” olarak işlev gören hayvan barınaklarının koşullarının yetersizliğine vurgu yapan aktivistler, “Hayvanları, ‘bakımevi’ adı altındaki kamplara toplamanıza, oralarda ölüme terk etmenize, ve yuvalandırma adı altında bilinmeze göndermenize izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Hayvan hakları savunucuları şunları söyledi:

BUPAWS olarak hiçbir köpeğimizin, yıllardır yaşadıkları, kültürünün bir parçası oldukları Boğaziçi Üniversitesi’nden gönderilmelerine izin vermeyeceğiz. İlk yuvalarını yıktığınız onlarca canın hayatını zorbalıkla mahvetmenize müsaade etmeyeceğiz.

Bacağı ameliyatlı olduğu için bir ayağının üstüne basamayan ve yürümekte zorlanan köpek ‘Fındık’, kendisi için uygun olmayan engebeli bir arazideki kafeste tutuluyordu.

Tüm hayvanseverlere açık çağrı: Sesimizi yükseltin!

BUPAWS gönüllüleri, hayvan dostu olan herkesten çevrimiçi destek göstermelerini rica ederek destek çağrısı yaptı:

“Boğaziçi Üniversitesi’nden artık kampüs hayvanlarından elini çekmesini talep ediyor ve tüm kamuoyuna da Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğünü arayarak, mail atarak, bilgi edinme başvurusu yaparak ve sosyal medyada tepkisini göstererek ‘kampüs hayvanlarına dokunma’ ve ‘BUPAWS’ın Yeri Boğaziçi’ demeleri çağrısında bulunuyoruz.

Tüm Boğaziçi bileşenlerine ve hayvanseverlere açık çağrımızdır: Kampüsümüzün köpeklerinin üç ay arayla birbirinden kötü alanlara taşınmalarını, bilinmeze gönderilmelerini engelleyelim. Atanmış yönetimin kendi çıkarları için hayvanları mağdur etmesini, dayanışma ve mücadeleyle durduralım.

Vakit, hayvanlar için dayanışmayı büyütme vaktidir!”

Barınaktaki en hareketli iki köpek olan Buz ve Gino oldukça küçük bir kafese yerleştirilmişti.

Ne olmuştu?

Boğaziçi Mezunları Derneği tarafından kurulan ve 22 yıldır kampüste yaşayan hayvanlara yuva olan barınağa, başta “Cumhurbaşkanı kararı”, ardından “devlet kararı” olarak sunulan talimatlar üzerine üniversite yönetimi tarafından el konuldu.

‣ Erdoğan talimat verdi, rektörlük, Boğaziçi Üniversitesi’nin Hayvan Barınma Merkezi’ne el koydu

Yetkililerin barınma merkezine iş makineleriyle girmesi, burada bulunan kulübelerin yanı sıra ilaç dolaplarının ve barınağa getirilen sakat hayvanların ihtiyaç duyabilecekleri yürüteçlerin de kullanılamaz hale gelmesine neden olmuştu.

Hayvanların oluşturulan yeni “doğal yaşam alanı”na tahliyesi sürecinde köpeklere yapılan muamelenin birçok hayvanda korku, panik, güvensizlik ve çaresizlik hislerine yol açtığı sosyal medyaya yansırken, nakliyeyi gerçekleştiren Üsküdar Belediyesi, yetersiz koşullar nedeniyle eleştirilmişti.

‣ Devlet kararıyla, polis zoruyla: Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Barınma Merkezi’nde hayvana tahliye, gönüllüye darp

Öte yandan tahliyeye engel olmak isteyen gönüllüler alandan uzaklaştırılmış ve bir gönüllü güvenlik ekiplerince darp edilmişti.

Tahliye 26 Mart’ta gerçekleştirilmişti. Öte yandan köpeklere bakım veren hayvan hakları savunucuları yeni yaşam alanındaki koşulların köpekler için yetersiz olduğunu, özellikle yaşlı, hasta veya engelli köpekler için durumun daha ciddi olduğunu söylemişti. Gönüllüler, hayvanların yalnızca fiziksel değil ruhsal olarak da zarar gördüğünü ve travmatik durumlar sergilediğini kaydetmişti.

‣ ‘Boğaziçi’nin köpekleri’ için İstanbullulara çağrı: Seslerini duymayacak mısınız?

18 Temmuz’da ise Tarım ve Orman Bakanlığı Sarıyer İlçe Müdürlüğü’nden Hayvan Bakım Merkezi’ne bir tebligat gönderilerek, 42 köpeğin çiplerinin Hayat Hayvanları ve Doğayı Koruma Derneği üzerine kayıtlı olması nedeniyle 72 saat içerisinde üniversite kampüsünden çıkarılması gerektiğini belirtmişti. Durumun yerine getirilmemesi halinde bakım verilen hayvanların terk edilmiş varsayılacağı, bu nedenle yüklü bir miktar para cezası uygulanacağı, köpeklerin ise en yakın bakımevine gönderileceği ifade edilmişti.

‣ Boğaziçi’nin köpekleri bir kez daha yersiz yurtsuz: Okul, köpeklerin taşınması için para mı aldı?

BUPAWS gönüllüleri ise söz konusu derneğin spesifik olarak kampüsteki hayvanlara bakım vermek üzere kurulduğu gerekçesiyle tebligata itiraz etmişti.

ODTÜ’de bayrak ve pankart denetimi…

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Rektörlüğü 26 Temmuz’da yapılacak mezuniyet törenine ilişkin ayrıntıları duyurdu. Buna göre Rektörlüğün sürpriz bir şekilde Devrim Stadyumu‘na taşıdığı mezuniyet töreni daha önce görülmemiş güvenlik önlemlerine sahne olacak. Saha içinde yürüyüş yapanlar kontrol edilecek, açılan pankartlar ve bayraklar denetlenecek.

DW‘den Batu Bozkürk‘ün aktardığına göre; açıklamada, törenin bu yıl “100. Yıl Cumhuriyet Yürüyüşü” teması ile gerçekleştirileceği de belirtildi. Törende mezun olan ve yürüyüş yapmak isteyen her öğrenci, yürümek için bölümünden bir davetiye alacak. Bunun dışında saha içinde yürümeye izin verilmeyecek. Önceki yıllarda davetiye zorunluluğu bulunmuyordu.

Bölüm başkanlıkları pankartları kontrol edecek

Rektörlük, törende açılacak pankartların öncelikli olarak “100. Yıl Cumhuriyet teması” ile ilgili olmasını amaçlıyor. Bunun dışında “suç unsuru barındırmayan, tehdit, hakaret ve aşağılama içermeyen” pankartların taşınması da mümkün olacak. Fakat alınan karara göre bu pankartlar daha önceden bölüm başkanlıkları tarafından kontrol edilecek. Son kontroller ise tören girişinde yapılacak. Aksi takdirde adli ve idari işlemler uygulanabilecek.

Mezuniyet töreninde yürüyüş yapan öğrenciler Türk Bayrağı, yabancı öğrencilerin ülkelerinin bayrakları ve ODTÜ flaması dışında herhangi bir bayrak taşıyamayacak. Geçtiğimiz yıllardaki mezuniyet törenlerinde açılan LGBTİ+ bayrakları güvenlik görevlilerinin müdahalelerine sahne olmuştu.

Ayrıca Uşak Üniversitesi‘nde geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen mezuniyet töreninde bir öğrenci LGBTİ+ bayrağı açmış, ardından üniversite yönetimi tarafından yapılan açıklamada öğrenci hedef gösterilerek LGBTİ+’lara yönelik nefret söyleminde bulunulmuştu. Eylemi ‘provokasyon’ olarak nitelendiren üniversite, LGBTİ+ bayrağı için de ‘paçavra’ ifadesini kullanmıştı. Ek olarak öğrenci hakkında soruşturma başlatılmıştı. Hedef gösterilen öğrenci ölüm tehditleri almıştı.

Ne olmuştu?

ODTÜ mezuniyet törenleri her yıl öğrencilerin açtığı toplumsal içerikli pankartlarla kamuoyunun gündemine geliyor. Bu yılki tören için ODTÜ Rektörlüğü birbirine zıt kararlar aldı. İlk olarak törenin her zaman olduğu gibi Devrim Stadyumu’nda yapılacağı duyuruldu, ardından bu iptal edilerek fakültelerde parçalı bir şekilde yapılacağı belirtildi. Son olarak tören yine stadyuma alındı.

Roni Margulies hayatını kaybetti

Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP) üyesi yazar, şair, gazeteci ve tercüman Roni Margulies 68 yaşında hayatını kaybetti.

Kanser tedavisi gören Margulies’in yaşamını yitirdiğini, yazarlık yaptığı Serbestiyet duyurdu.

Roni Margulies’in cenaze töreni cuma günü saat 13:00 te Kilyos Musevi mezarlığında yapılacak. DSİP de Cumartesi günü 17’de Beyoğlu’nda bir anma toplantısı düzenleyecek.Cenazeye katılmak isteyenler için Cuma saat 11:30’da Şişli La Paix Hastanesi önünden otobüs kaldırılacak.

Roni Margulies hakkında

Roni Margulies, 1955’te İstanbul’da doğdu. Baba tarafından Aşkenaz, anne tarafından Sefarad Yahudi kökenlidir. Robert Koleji’ni bitirdikten sonra 1972’de  gittiği Londra’da uzun yıllar yaşadıktan sonra İstanbul’a geri döndü.

Şiirlerle öykülerden oluşan çocukluk ve ilk gençlik anıları Gülümser Çocukluğum Ardımdan sayılmazsa, ApolloYılları sekizinci şiir kitabı. Saat Farkı kitabıyla 2002 Yunus Nadi Şiir Ödülü’nü aldı.

İngiliz Ted Hughes ve Philip Larkin ile İsrailli Yehuda Amihay’ın şiirlerini Türkçeye çevirip kitaplaştırdı.

Manastır’da İlan-ı Hürriyet: Fotoğrafçı Manakis Biraderler adlı fotoğraf albümünü yayına hazırladı.

Siyasi yazılarını Şiir, Yahudilik Vesaire, Larda Yüzen Al Sancak ve Kalpsiz Dünyanın Kalbi adlı kitaplarda topladı. En çok satan kitabı Bugün Pazar, Yahudiler Azar oldu.

Şiir kitapları: Her Rind Bilir (1991), Gün Ortasında (1992), Mağrur Olma Padişahım (1994), Bilirim Niye Yanık Öter Ney (1996), Elsa (2000), Saat Farkı (2002), TK1980 (2006).

İtalya’da sıcaklık 35°C’yi aştığında çalışanların işe gitmeme hakkı olacak

Avrupa‘da birçok ülkenin yanı sıra İtalya da Cerberus sıcak dalgası nedeniyle zor günler geçiriyor.

Ülkedeki Ulusal Sosyal Güvenlik Kurumu’nun (Inps) genelgesine göre güneşten korunamayan yerlerde çalışan işçiler ya da yüksek sıcaklıklardan etkilenen malzemelerle yapılan işler için özel izin alınabilecek. Şirketler bu gibi durumlarda çalışanlara izin vermek için devlet desteği alacak.

“Termal stres” kaynaklı rahatsızlıkları önlemek için alınan karar “hissedilen sıcaklık” değerinin 35 derecenin üzerine çıkması durumunda geçerli olacak.

İtalya’da sıcak dalgası nedeniyle son günlerde çok sayıda kentte en yüksek risk anlamına gelen “kırmızı alarm” ilan edildi. Sağlık Bakanlığı kararıyla bugün, gözlem altındaki 27 kentten 23’ünde kırmızı alarm hali söz konusu. Bu kentler arasında Roma, Bologna, Floransa, Napoli, Palermo, Torino ve Venedik de yer alıyor.

Fotoğraf: AFP
‣ Cerberus sıcak dalgası: Avrupa neden bu kadar sıcak ve sıcaklar ne kadar sürecek?
‣ ‘Dayanılmaz’ sıcak dalgası Avrupa ve Türkiye’de hayatı tehdit ediyor

Roma’da rekor kırıldı

Başkent Roma’da dün, bugüne kadar ölçülen en yüksek sıcaklık olan 41,8 derece kayıtlara geçti.

Roma’da ve aşırı sıcakların etkili olduğu diğer kentlerde hastanelerin acil servislerine başvurularda büyük artış yaşandığı belirtiliyor.

Elektrik şebekesi işletmecisi Terna’nın açıklamasına göre de salı günü öğleden sonra itibariyle ülkede enerji kullanımı 57,85 GW seviyesine ulaşarak bu yılın rekorunu kırdı.

Dünya Meteoroloji Örgütü’ne göre İtalya’da dün en yüksek sıcaklık Sicilya adasındaki Licata kentinde 46,3°C olarak ölçüldü.

Avrupa’da bugüne kadar kaydedilen en yüksek sıcaklık olan 48,8°C, Ağustos 2021’de yine Sicilya’daki Siracusa kentinde ölçülmüştü.

Fotoğraf: Reuters
‣ 2022 yazında aşırı sıcaklar Avrupa’da 61 bin can aldı

Geçen yaz 61 bin kişi öldü

Bu ay Nature dergisinde yayımlanan bir araştırmada, Avrupa’da 2022’in yaz aylarında sıcaklıklarla bağlantılı nedenlerle 61 bin 672 kişinin hayatını kaybettiği hesaplandı.

Mayıs-Eylül 2022 arasındaki bu “fazladan ölümlerde” 18 bin kişi ile İtalya ilk sırada yer aldı.

Dünya Meteoroloji Örgütü de (WMO) “sıcak dalgalarının en ölümcül doğal tehlikeler arasında olduğunu” ve her yıl binlerce insanın sıcaklarla bağlantılı nedenlerle hayatını kaybettiğini vurguladı.

WMO tarafından dün yapılan açıklamada “Yunanistan ve Türkiye de dahil olmak üzere Akdeniz‘in bazı bölgelerinde sıcaklığın hafta ortasında yoğunlaşması bekleniyor” denildi.

WMO Genel Sekreteri Prof. Petteri Taalas “Isınan iklimimizde giderek daha sık görülen aşırı hava koşulları, insan sağlığı, ekosistemler, ekonomiler, tarım, enerji ve su kaynakları üzerinde büyük bir etkiye sahip,” dedi.

Örgüt, aşırı sıcakların yanı sıra aralarında Güney Kore, Japonya ve kuzeydoğu ABD‘nin de bulunduğu bazı bölgelerde şiddetli yağışların yıkıcı sellere ve can kayıplarına neden olduğunu da vurguladı.

Büyük bölümü sıcak hava dalgasının etkisindeki İtalya’da da kuzeydeki Veneto bölgesinde fırtına nedeniyle acil durum ilan edildi.

Fotoğraf: AP
‣ Avrupa’da sıcaklıklar, küresel ortalamadan iki kat hızlı yükseliyor

Sıcak dalgaları iklim krizinden mi kaynaklanıyor?

Fosil yakıt kullanımı gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizisıcak dalgası adı verilen hava olaylarının meydana gelme ihtimalinin yanı sıra sıklığı ve şiddetini de artırıcı bir rol oynuyor.

Dünyanın birçok yerinde meydana gelen sıcak dalgaları her yıl binlerce insanın ölümüne yol açıyor.

Yüksek sıcaklıklara katlanmak insanların doğrudan ölümüne sebep olabildiği gibi, günlük hayatı ve çalışmayı çok daha zorlaştıran bir etkiye de sahip. Aynı zamanda tarım ve çiftçiliğin gelişimi açısından yıkıcı olabilirken orman yangını riskini artıran zincirleme etkilerde de bulunuyor.

‣ Milyonlarca yılın sıcaklık rekoru kırıldı: Bu normal bir anomali, yanmaya devam edeceğiz

Yine de iyi haberlerden söz etmek mümkün: Hazırlıklı olmak ölüm sayısını kayda değer ölçüde azaltıyor. Bu hazırlıklar, kentsel ortamlarda mekanların soğutulmasıvardiyaların değiştirilmesi veya çalışma saatlerinin azaltılmasını kapsayabiliyor.

Bilim insanlarına göre, gelişmekte olan ülkeler kapsamlı ısı planları uygulama olasılığı en düşük olan ülkeler. Küresel ısınmayı kontrol altına alma çabaları devam ederken, yaşanacak olan aşırı hava olaylarının zararlarınını sınırlamak için hâlâ atılabilecek adımların olması umut verici.

İklim krizi: Aşırı sıcaklarla nasıl mücadele edilebilir?

Van HES projelerinin tehdidi altında: Tarım, hayvancılık ve tarih yok ediliyor

Haber: Zerrin SARGUT

*

Nehirlerin akışını durduran, akarsu yataklarında bulunan kültürel mirasları yok eden ve doğayı tahrip eden hidroelektrik santrali (HES) ve barajların yapılmasına karşı sesler her geçen gün yükselirken Van’da var olanlara yeni barajlar ve HES’ler eklenecek. Yeni HES’ler ve barajların birçok alanı sular altında bırakacağı belirtiliyor. Var olan barajlara ve faaliyette olan HES’lere Çatak, Başkale, Erciş, Edremit, Gevaş ve diğer ilçelerinden geçen dere ve çayların üzerine de HES ve barajlar yapılacağı ifade ediliyor.

Van ve ilçelerinde yapımı devam eden ve yapılması planlanan,  HES projelerini, ve yaratılan doğa tahribatını derledik.

ÇATAK

Van’ın Çatak ilçesinde bulunan ve balık tesislerinde yaşanan balık ölümleri ile çevreye verdiği zararlarla gündeme gelen Gökkartallar Enerji Elektrik Üretim Limited Şirketi‘ne ait “Saral-3” isimli HES’in faaliyete geçmesi ile ilk olarak deredeki su seviyesi düşmeye ve balıklar ölmeye başladı.

Bölgedeki alabalık tesislerinde de ciddi zararlara neden oldu. Balık tesisinin yanı sıra bölgede bulunan Işıklı ve Elmalı köyü sakinleri de HES’ten olumsuz etkilendi. HES faaliyetlerine dönük açılan yürütmeyi durdurma davası sonuçlandı. Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu raporunun kriterlere uygun hazırlanmadığını belirten mahkeme, raporu iptal etti ve kararın taraflara tebliğinden bir ay sonra yani 28 Nisan 2022’den itibaren faaliyetlere son verilmesi gerektiği yönünde karar verdi.

EDREMİT

Van’ın Edremit ilçesinde bulanan EÜAŞ hidroelektrik santralinde yeterli suyun bırakılmaması nedeniyle, binlerce inci kefali oksijensiz kalarak öldü.

MURADİYE

2011 yılında devreye alınan Şelale HES ve Ayrancılar HES’ten oluşan Muradiye Ayrancılar HES Van ilinin Muradiye ilçesinde yer alıyor.

Ayrancılar hidroelektrik santralinin faaliyete geçmesiyle birlikte, suyun akışında her yıl azalma meydana geliyor. HES’ten kaynaklı Bendimahi Çayı’nın yer yer kuruduğu gözlemlenirken, özellikle nisan ve temmuz aylarında çaya yumurtalarını bırakmak için gelen inci kefalleri ölüme terk ediliyor.

BAHÇESARAY

HES’lere karşı mücadele devam ederken bu sefer de Bahçesaray ilçesinde İstyap Mühendislik Bahçesaray Deresi üzerine yaklaşık 7 MW kapasiteli Tüğsüs Regülatörü ve HES’in yapılması planlanıyor.

GEVAŞ

Van’ın Gevaş ilçesinde Temmuz 2020’de Akdamar Adası’nın karşı kıyısından 150 metre uzaklıkta Karayolları 11’inci Bölge Müdürlüğü’nün verdiği ruhsat ile Elit Yol Şirketi tarafından “Kalker Ocağı ve Kırma Eleme Tesisi” kuruldu. Orman Genel Müdürlüğü tarafından “Ağaçlandırma sahasıdır, girmek ve otlatmak yasaktır” tabelası ile tel örgülerle çevrilen alan, insan ve hayvanlara yasaklanırken, aynı alanda iş makinelerinin çalışması ise çevre örgütlerini ve mühendisleri harekete geçirdi.

GÜRPINAR

Gürpınar ilçesine bağlı Yurtbaşı köyünde ise 2021 yılında DİMER şirketinin 10 yıl önce hazine arazisine çevrilen alanda mermer ocağı açılmak istemesine köylüler karşı çıktı. Bunun üzerine şirketin talebi üzerine köye 200’e yakın asker, TOMA’lar ve panzerlerle çok sayıda iş makinesi getirildi. Köylülerin tüm itirazlarına rağmen askerler eşliğinde işletme kurulmak istenen alanda 20’ye yakın ahırın yıkılmasına başlandı. Direnen köylüleri jandarma havaya ateş açarak dağıttı. Mermer ocağının 10 yıl önce de açılmak istendiği ancak o dönem köylülerin itirazı üzerine açılamadığı öğrenildi. 70-80 hanenin bulunduğu ve 700’e yakın insanın yaşadığı köyün tam içinde kurulmak istenen ocak için hayvancılıkla geçinen ve duruma itiraz eden köylülere havaya ateş açarak müdahale eden askerler dört köylüyü gözaltına almıştı.

ERCİŞ

Erciş ilçesinde bulunan ve Kürtlerin belleği olan Zilan Deresi‘nde ise son yıllarda vadi enerji üretim çalışmalarından kaynaklı büyük bir tahliyeyle karşı karşıya. Bu durumun ilk adımı, 1978-1992 yılları arasında Zilan Çayı üzerinde inşa edilen Koçköprü Barajı ve Hidroelektrik Santrali ile atıldı. Söz konusu barajdan kaynaklı vadinin ekolojisi büyük zarar gördü. 2000’li yıllara gelindiğinde ise baraja yakın bir noktada bu kez de HES inşasına başlandı.

Van Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Zilan Elektrik Üretim Anonim Şirketi tarafından hayata geçirilmek istenilen “Zilan Regülatörü ve HES Projesi” için 30 Mart 2012 tarihinde “Çevresel Etki Değerlendirmesi gerekli değildir” kararı verdi. Bunun üzerine ruhsat alan Gökakım Elektrik Üretim A.Ş., 2014 yılında HES projesinin inşaatına başladı. O dönem kimi bölge sakinleri ve çeşitli sivil toplum örgütlerinin Danıştay‘a itirazda bulunmasıyla HES inşası durduruldu.

HES yapımından bu yana tahribat büyüdü

2015 yılında Danıştay 6. Dairesi’nin kararıyla yapımı durdurulan HES projesi, yeniden HES çalışmalarına devam edildi. Burada yapılan HES’ten kaynaklı da sayısız balık öldü. Yüzlerce ağaç kesildi, bölgedeki kimi mezarlıklar tahrip edildi ve birçok tarım arazisi yok edildi. Yine kimi akarsuların debisi oldukça düşerken, oksijensiz kalan balıklar ölmeye başladı ve su samurlarının sayısında ciddi düşüş yaşandı.

Kaynaklar AKP’li şirkete satıldı

Zilan’da daha önce yapılan Koçköprü Barajı ile onlarca köy, binlerce dönüm tarım arazisi su altında kalmıştı. Zilan Katliamı kurbanlarının gömüldüğü toplu mezarlar, yapılan barajla su altında bırakıldı. Köylülerin geçim kaynağı olan kaplıca tesisleri, 2016’da dönemin Erciş Kaymakamı ve kayyımı tarafından yıktırılırken, aynı kayyım, daha sonra tüm kaynakları 49 yıllığına AKP’li bir şirkete sattı. İnci kefali balığının üreme yerlerinin başında gelen Deliçay üzerinde ise Morgedik Barajı yapılmıştı. Binlerce dönüm tarım arazisi su altında kalmış ve doğa büyük bir tahribata maruz bırakılmıştı.

2015 yılında yapılan bendi ve içme suyu olarak da bilinen Morgedik Barajı’nın doğa ve canlı yaşamı üzerindeki olumsuz etkileri sürerken, Erciş’e bağlı Salihiye, Keklikova, Ergücü, Salmanağa, Haydarbey, Pay köy ve mahallelerinde yapılan baraj sebebiyle tarım ve hayvancılık yapılamıyor. Susuzluğun büyük sorun haline geldiği köylerden biri de, Erciş ilçesine 10 kilometre uzaklıkta bulunan ve 250 hanesi olan Kadirasköyker (Qıdıskâr) köyü. Temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık olan köy sakinleri, baraj sebebiyle az miktarda verilen suyun, ekinleri ve tarlaları kuruttuğunu, bununla birlikte hayvancılığın da bitme noktasına geldiğini belirtiyor. Her gün binlerce balık ölümünün gerçekleştiği köyde, köy sakinleri sorunun bir an önce çözülmesini bekliyor.

‘Çiftçinin hasadı yanmadan çözüm bulunsun’

Turan Yıldız

Kadirasker köyünde çiftçi olarak ikamet eden Turan Yıldız, geçmiş yıllara oranla, su sorununun artarak devam ettiğini söylüyor. Morgedik Barajı üzerine yapılan HES’in olumsuz etkilerine değinen Yıldız, “Geçen yıldan bu yana su problemi yaşıyoruz, HES devreye girdi. Sıkıntımız büyüktür, sular gelmiyor, köylüler perişan. Kaymakamlığa ve Valiliğe gittik ancak olumlu bir cevap alamadık. Köyde bulunan HES’in bir an önce durdurulmasını ve köyün eskisi gibi olmasını bekliyoruz. Çiftçinin hasadı yanmadan, çözüm bulunsun. HES çalışıyor ve elektrik gittiği zaman, köye üç gün boyunca su verilmiyor. Bu sıkıntıyı nasıl gidereceğiz? Burada ev sayısı çok, çiftçilik yapan bir sürü insan var. Geçen yıl şelale gibi akan derede bu yıl su yok. Sorunumuz biran önce çözülsün” dedi.

‘Suyun olmayışı suçtur’

Mirbahattin Demir

Konuya ilişkin konuştuğumuz Zilan Ekoloji Platformu’dan aktivist Mirbahattin Demir ise Van ve ilçelerinde yapılan ve yapımı süren HES’lerin çevreye olan olumsuz etkilerine değindi. Demir,”Morgedik Barajı, Van Erciş Zilan Havzası’ndan Van Gölü’ne akan 93 irili ufaklı akarsudan en büyük olan 2’nci akarsu olan Deliçay Havzasında kurulmuştur. HES’ler hiçbir bilime dayanmayan çevre etki değerlendirmeleri olmadan, sağlık etki değerlendirmeleri tabi tutulmadan, iklim krizinin de hesaba katılmadığı dönemlerde valiliklerin HES projelerine izin vermesi büyük sorunlar oluşturacaktır. Erciş’in endemik balığı olan İnci Kefali’nin göçünün yaşandığı sırada, sulama mevsiminin de başlamasıyla suyun olmaması büyük suçtur” dedi.

‘Baraj suyu yüzde 30’larda, çözüm bulunsun’

“İçme suyu üzerine HES kurulabilir mi?” diye soran Demir, son olarak şunları söyledi:

“Erciş’in içme suyu ihtiyacı olan yıllık 18 metre küpün çıktığı noktada, HES tribünleri kurulabilir mi? Morgedik Barajı bir içme suyu bendidir, sulama barajıdır. Yüzyıllardır üzerinden geçen bütün güzergahları sulayabilecek konumdadır. HES’in kurulması ve kuruyan barajın kışın su toplanmayışı, elektrik üretiminin yapılmamasıyla, bugün baraj suyu yüzde 30’lara kadar inmiştir. Bu döngü İnci Kefali döngüsünü öldürebilir. Buna biran önce çözüm bulmalıyız. İklim krizinin etkisi de, Van Gölü sularının çekilmesinden anlaşılıyor. İnci Kefali’nde can suyu yok. Karar veren merciler, valilikler ve buradaki kayyım belediyesi birşeyleri hesap etmeden nasıl bunları yapıyor? İçme suyu üzerine valilik kararıyla kurulan HES’in, doğaya verdiği zararın hesabını kim verecek.”

İklim inkarcılığı neden hâlâ internette büyümeye devam ediyor?

3 Temmuz’da rekor seviyedeki küresel sıcaklıklarla başlayan kayıtlı tarihin en sıcak havasıyla birlikte sıcak dalgaları gezegeni sarmaladı. Londra Grantham İklim Değişikliği ve Çevre Enstitüsü’nden iklim bilimci Friederike Otto, bu sıcaklığı “insanlar ve ekosistemler için bir ölüm cezası” olarak tanımladı.

Fakat hemen ertesi gün, Birleşik Krallık’tan politika habercisi Isabel Oakeshott, paylaştığı bir tweet’te “Geçen ay birkaç gün hava sıcaktı diye panik olan iklim değişikliği çığırtkanları rahatlayabilir… Hava şu an 13 derece ve yağmur yağıyor,” dedi ve sözlerine “birazdan sobayı yakacağını” ekledi. Bir gün içerisinde 2,2 milyondan fazla insan bu tweet’i gördü.

Deutsche Welle‘nin aktardığına göre, muhafazakar TalkTV haber kanalında sunuculuk yapan ve eski Sunday Times editörü olan Oakeshott, sık sık “iklim değişikliği delileri” hakkında Twitter’da yorum yapıyor. 5 Temmuz tarihindeki “Temmuz ayında yün kazak giymemiz gerekince nereye kayboldu bu Greta?” sorusu da bunlardan biri.

ABD, Çin, Meksika, Sibirya ve başka yerlerde kaydedilen en büyük sıcak dalgaları yaşanırken ve küresel ısınmaya insanların – çoğunlukla fosil yakıt yakarak – sebep olduğu konusunda neredeyse oy birliği ile varılmış bilimsel bir çıkarım varken böylesine bir inkar nasıl büyümeye devam edebilir?

2021’de yayınlanan, iklim değişikliğine dair görüşler üzerine yapılmış en büyük küresel araştırmaya göre 50’den fazla ülkede çok çeşitli yaş gruplarından insanların yüzde 65’i iklim değişikliğini bir “küresel acil durum” olarak nitelendiriyor. Fakat buna rağmen araştırmacılar yakın zamanda şüphe ve inkarda da bir artış keşfettiler.

iklim

İklim çözümleri şüphe altında

Deutsche Welle’nin aktardığına göre, Planet A isimli TikTok kanalına bakıldığında açıkça inkarda bulunan yorumlara ek olarak, temiz enerjiye geçiş gibi çözümleri sorgulayanlar da bulunuyor.

ABD’de genç aktivistlerin Montana eyaletine iklim krizi konusunda yeterli çalışma yapmadıkları gerekçesiyle dava açmalarına dair DW tarafından paylaşılan videoya bir kullanıcı “İklim değişikliği gerçek değil. Bütün mesele para. Çocukları bu konuda korkutmanız üzücü. Kendinizden utanmalısınız” şeklinde yorum yaptı.

Rüzgar ve güneş enerjilerinin en ucuz ve en hızlı büyüyen enerji üretim yöntemlerinden olmalarına rağmen yenilenebilir enerjinin güvenilir bir enerji kaynağı olmadığını ima eden bir diğer kullanıcı: “Peki elektrikli arabalarını elektrik yokken nasıl şarj edecekler?” diye sordu.

Melbourne Üniversitesi’nde kıdemli araştırma görevlisi olarak görev yapan ve iklime dair yanlış bilgileri çürüten Skeptical Science blogunun yazarı John Cook’a göre bunlar, günümüzde iklim biliminden ziyade çözümlere odaklanan eski söylemler. Cook, “çözümlerin zararlı olacağı” ya da “işe yaramayacağı” fikrinin 1990’lardaki iklim hareketinin maliyetine yönelik eski saldırıların yeniden piyasaya sürülmesi olduğunu düşündüğünü sözlerine ekledi.

Küresel Dijital Nefrete Karşılık Merkezi’nde (Center for Countering Digital Hate/CCDH) baş araştırmacı olan Callum Hood, “Kalelerin yeri değişti,” diyor. İklim inkarcılığı artık saptırma taktiğini uyguluyor ve nihai hedef olarak enerji geçişini geciktirmek için “şüphe yaratıyor”. Hood, bu mantığa göre “bir şey yapmanın hiçbir şey yapmamaktan daha kötü olduğunu” belirtirken, iklim araştırmacısı ve yazar Michael Mann tarafından ortaya atılan “iklim inaktivizmi” kavramına da gönderme yapıyor.

iklim

İklime dair yanlış bilgilerin internette güçlendirilmesi

Aşırılık ve dezenformasyon üzerine araştırma yapan küresel grup Statejik Diyalog Enstitüsü’nden (Institute of Stategic Dialogue) iklim araştırma ve politikaları yöneticisi Jennie King’e göre “Sosyal medya platformlarının tasarım ve yönetim biçimlerinde çok bariz zayıf noktalar var. Bunlar da bu tür içeriklerin yüzeye çıkmasına imkan sağlıyor.”

Exeter Üniversitesi öğretim üyesi ve çevrimiçi yanlış bilgiler ve iklim değişikliği üzerine 2020 yılında yayımlanan bir makalenin yazarlarından Kathie Treen, bu platformların kullanıcılar arasında “yanlış bilgileri tükettiren, kabul ettiren ve yayan” “yankı odaları” yaratan bir “algoritmik bir ön yargı” ile oluşturulduğunu söylüyor.

Peki bu yanlış bilgilendirmenin kaynağı ne? CCDH’ye göre, “süper kirletici” denilen, aralarında Rusya devlet medyası ile sağcı ABD’li haber sitesi Breitbart’ın da bulunduğu on yayıncı, Facebook’ta iklim inkarcılığına yönelik içeriklerle kurulan etkileşimin yüzde 69’undan sorumlu. Rapor, bu “toksik 10’lunun” bariz iklim inkarları yayımladıklarının, “gerçekler ve çözümler üzerinde fikir birliğine varılmasının engellenmesi” amacıyla bunu güçlendirdiklerinin altını çiziyor.

Raporun diğer yazarı Callum Hood’un belirttiği üzere bunun mümkün olmasının sebebi, Facebook’un 2021 yılında iklim inkarcılığı içeren gönderileri etiketleyip doğru bilgilere yönlendireceğine dair verdiği sözü uygulamayı başaramaması. Toksik 10’lunun yaydığı yanlış bilgileri içeren en popüler Facebook gönderilerinin yalnızca yüzde 8’inde etiket bulunuyordu.

Ve Google bu içeriği daha da kuvvetlendiriyor.

Hood, “Google, iklim inkarcılığından gelir elde etmeyeceğine söz vermişti” diyor. Fakat bu teknoloji devi, “toksik 10’lunun” iklim inkarcılığı yaydığı altı aylık bir süreçte onlara 3,6 milyon ABD doları reklam geliri ödedi.

Bir yandan araştırmacıların gözler önüne serdiği bilgilere göre, Facebook, Instagram ve WhatsApp’ın sahibi olan Meta’ya “fosil yakıt endüstrisi ile bağlantısı olan kuruluşlarca” COP27’deki BM iklim görüşmelerinden önce reklam amaçlı yaklaşık 4 milyon ABD doları ödendi.

Küresel araştırma koalisyonu Dezenformasyona Karşı İklim Eylemi (Climate Action Against Disinformation) tarafından hazırlanan bir rapora göre amaç “COP27 öncesinde ve süresince iklim krizi, net sıfır hedefleri ve fosil yakıtların gerekliliği konularında hatalı ve yanlış yönlendirici iddialarda bulunmaktı”. Bunların çoğu, büyük petrol lobicilerinden Amerikan Petrol Enstitüsü’nün (American Petroleum Institute) hakla ilişkiler grubu Energy Citizens’dan geldi.

iklim

COVID-19 ve Ukrayna’daki savaş iklimde yanlış bilgilendirmeyi artırıyor

Son yıllardaki sağlık, yaşam pahalılığı, enerji ve enflasyon krizlerinden bahsederken Jennie King, “Yanlış bilgilendirme, en çok kriz dönemlerinde artar” diyor.

King’in “Dezenformasyona yönelik global bir ekosistem” adını verdiği şey, “tarih boyunca süregelen maddi eşitsizlik” ve “yine tarih boyunca kurumlara karşı güvenin eriyip gitmesine” bağlı olarak daha da kötüleştirilmiş durumda.

King’in yaptığı açıklamaya göre, pandeminin ilk aşamalarında “iklim tecriti” ifadesi sosyal medyada ilk boy gösterdiği zaman bunu ortaya atanların, sokağa çıkma yasağının aslında “yeşil tiranlık” yönünde bir prova olduğunu iddia ettiklerinde “hakiki travmanın” bir silaha dönüştürülmesi barizdi.

King, internette tekrardan baş gösteren iklim inkarcılığının tipik bir örneği olarak, 2022 yılının ortasında Twitter’da iklim arandığında en çok görüntülenen sonuç olan – ve o zamandan beri şirketin sahibi Elon Musk’ın da iklimde yanlış bilgilendirme konusunda isminin geçmesine sebep olan “#ClimateScam” etiketini hatırlattı.

Yaşam pahalılığı ve Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline bağlı yaşanan enerji krizini istismar edip iklim krizine dair endişeleri öncelik sırasından çıkarmak, Almanya’nın aşırı sağcı Alternative für Deutschland (Almanya İçin Alternatif) partisi gibi fosil yakıt destekçisi siyasi partilerin kullandıkları bir strateji olmuştur.

Ulusal anketlerde ciddi bir yükseliş gösteren partinin eş başkanlarından Alice Wiedel, 3 Temmuz’da, Alman hükümetinin enerji geçişine yönelik planlarının büyük çapta fakirliğe sebep olacağını ve ev ısıtma sistemlerinin gazdan yenilenebilir enerjiye çevrilmesinin “katliam yapmak” ile eş değer olduğunu söyledi.

iklim

İnternetteki iklim inkarcılığıyla mücadele

Tıpkı Facebook gibi TikTok da nisan ayında iklim inkarcılığı içeriklerine yasak getireceğine söz vermişti. Fakat Jennie King, içerik moderasyonuna yönelik bu tür girişimlerin “eksik” ve “uygulanamaz” olduğunu ifade ediyor ve ekliyor: “İklim değişikliğini inkar etmek yasa dışı değil.”

King, iklim inkarcılığından “gelir elde etmenin engellenmesinin” en nihai çözüm olduğuna, fakat büyük teknoloji şirketlerinin şimdiye kadar bunu yapmakta büyük oranda başarısız olduğuna inanıyor.

Diğer yandan John Cook ise uzun süredir, “yanlış bilgilendirme yapılırken kullanılan hatalı argüman tekniğini” açıklayarak “iklim kuşkularını” etkisiz bırakan ve iklim değişikliğine dair bilimsel görüş birliğini güçlendiren “caydırıcı fikir aşılama mesajları” yöntemini savunuyor.

Kathie Treen bu konuda, “İklime dair yanlış bilgilendirmeye karşı mücadelede etkili olacak tekil bir silah yok. Eğitim, fikir aşılama, düzeltme ve platformlarca düzenlenen eylemlerle donatılan çok yönlü bir yaklaşıma ihtiyacımız var” diyor.

Türkiye 2023’ün ilk yarısında Avrupa’nın en büyük kömür kirliliği kaynağı oldu

Türkiye, Haziran 2023’te Almanya ve Polonya‘yı geride bırakarak Avrupa‘nın en büyük kömür yakıtlı elektrik üreticisi oldu.

Ayrıca yılın ilk yarısında Almanya’nın ardından Avrupa’nın en büyük ikinci kömür üreticisi olarak ilk kez Polonya’dan daha fazla kömür enerjisi üretti.

Birleşik Krallık merkezli enerji düşünce kuruluşu Ember‘den alınan verilere göre, Türkiye’nin yılın ilk yarısındaki kömür üretimi, en az 2018’den bu yana yılın ilk altı ayındaki en yüksek toplama ulaştı. Bu durum, yıllarda Almanya, Polonya ve Avrupa’nın çeşitli yerlerinde görülen kömür yakıtlı enerji üretimindeki istikrarlı düşüşlerle çelişiyor.

Kaynak: Ember

Reuters’ta yayımlanan bir köşe yazısına göre, Türkiye’nin kömür yakıtlı elektrik üretiminden kaynaklanan emisyonlar da 2023’ün ilk yarısında 44 milyon ton karbondioksit ve eşdeğeri gazları aşarak yılın en yüksek seviyesine ulaştı.

Kaynak: Ember

Türkiye’nin bu dönemdeki emisyonları, aynı dönemde Polonya’nın 39 milyon tonluk emisyon seviyesini aştı ve böylece Türkiye, Güney Avrupa‘daki en büyük kömür kirliliği kaynağı konumuna geldi ve yakında bölgedeki endüstriyel emisyonların ana merkezi olan Doğu Avrupa‘yı da gölgede bırakabilir.

‣ Rapor: Avrupa’nın kömür kullanımı düşüyor

‘Net ivme’

Türkiye’nin kömür yakıtlı elektrik üretimindeki istikrarlı yükselişi, son 10 yılın dokuzunda 2022 sonu itibarıyla 20,49 gigawatt’a ulaşan kömür üretim kapasitesi ile paralellik gösteriyor.

Türkiye’nin kurulu kömür kapasitesi 2018’den bu yana yüzde 9’dan fazla arttı. Öte yandan aynı dönemde Almanya’da yüzde 15, İtalya‘da yüzde 20, Romanya‘da yüzde 44 ve Çekya‘da yüzde 14’ten fazla düşüş görüldü. Avrupa’nın kömüre en bağımlı ekonomisi olan Polonya bile 2018’den bu yana ılımlı bir net kapasite düşüşü gördü.

Kaynak: Ember

Ayrıca Türkiye nadir bir yol izleyerek, Avrupa’nın diğer yerlerinde kömür kullanımında yaşanan neredeyse evrensel düşüşe kıyasla, 2023’ün ilk yarısında kömürün elektrik üretim bileşimindeki payını yaklaşık yüzde 36’ya çıkardı.

‣ Ember: Türkiye’nin elektrik üretimi için kömür ithalatı 2022’de iki katına ulaştı

‘Gaz kullanımındaki düşüş, temiz enerji hedeflerini baltalıyor’

Türkiye, artan kömür bağımlılığı açısından yalnız bir yolda ilerliyor gibi görünse de, son yıllarda rüzgar ve güneş kaynaklarından üretimde yüzde 80’in üzerindeki artış gibi temiz enerji geliştirmede önemli ilerlemeler kaydetti.

Hatta Türkiye’nin tüm yenilenebilir kaynaklardan elektrik üretimi 2018’den bu yana yüzde 40 artarken, fosil yakıtlardan elektrik üretimi bu dönemde yüzde 8’den fazla düşüş gösterdi.

‣ ‘Temiz enerji 2025’e kadar AB’nin Rus enerjisine bağımlılığını yüzde 66 azaltabilir’

Ukrayna’nın işgali, gazın enerji bileşimindeki payını düşürdü

Ancak, gazdan elektrik üretimi, çoğunlukla bu dönemde gaz fiyatlarındaki küresel artışlara ve Rusya‘nın geçen yıl Ukrayna’yı işgalinin ardından gaz akışlarındaki yakın zamanlı kesintilere bağlı olarak, 2018’den 2022’ye kadar yüzde 18 düşüşle fosil yakıttan elde edilen üretimindeki düşüşün büyük bölümüne tekabül etti.

Buna karşılık, bu durum Türkiye’deki kamu hizmetlerini üretim bileşimini değiştirmeye zorlayarak 2017’de 37 olan gazın bileşimdeki payını geçen yıl yüzde 23’e düşürdü.

Türkiye’deki kamu hizmetleri, gazdan üretilen dağıtılabilir baz yük gücündeki kaybı telafi etmek adına kömür kullanımının üretim bileşimindeki payını artırmak zorunda kaldı. Kömürün enerji bileşimindeki payı 2017’de yaklaşık yüzde 32 iken 2022’de yüzde 34’ün üzerine çıktı.

Türkiye, küresel ekonominin büyük kısmının COVID-19 kısıtlamaları nedeniyle durma noktasına geldiği 2020’nin ortalarından beri kaydedilen en düşük seviyesinde olan gaz yakıtlı üretimini telafi etmek için kömür üretiminde gaza bastığından, kömürün payı bu yılın haziran ayında yaklaşık yüzde 37’ye yükseldi.

‣ Türkiye’nin eski iklim başmüzakerecisi: Kömür kullanımı artabilir

‘Kömürün payı, sıcak dalgası nedeniyle daha da artabilir’

Ülkenin güneyi ve batısında yaşanan ve önemli miktarda güç tüketen klimalara yönelik ani talep artışı tetikleyen uzun süreli bir sıcak hava dalgası nedeniyle genel güç talebi arttıkça, kömürün payı daha da artabilir.

Kömür yakıtlı üretimdeki daha fazla artış, kısa vadede Türkiye’yi kömür üretimi açısından Polonya’nın daha da önüne geçirebilir ve potansiyel olarak Avrupa’nın en büyük kömür kullanıcısı olan Almanya ile aradaki farkı daha da daraltabilir.

Ancak Enerdata‘ya göre uzun vadede Türkiye enerji sektörünü karbonsuzlaştırmak ve enerjide daha dışarıya daha az bağımlı hale gelmek için 2035 yılına kadar güneş enerjisi kapasitesini beş kat ve rüzgar tedarik kapasitesini üç kat artırmayı hedefliyor.

Bu, Türkiye’nin enerji sisteminde kömür kullanım ivmesini baltalayacak ve potansiyel olarak Türkiye’nin yanızca geçici bir süre için Avrupa’nın başlıca kömür tüketicilerinden biri olmasıyla sonuçlanacak.

‣ Analiz: Türkiye’de rüzgar ve güneş ile elektrik üretmek kömürden çok daha ucuz

Çorlu tren kazası davasında ek bilirkişi raporu ‘TCDD asli kusurlu’ dedi, duruşma yine ertelendi

Tekirdağ‘ın Çorlu ilçesinde 8 Temmuz 2018 yılında meydana gelen ve yedisi çocuk 25 kişinin hayatını kaybettiği, 300’den fazla kişinin de yaralandığı tren kazasına ilişkin 13 sanığın yargılandığı davada,  mahkeme sanıkların tutuklanması yönündeki talebi reddederek duruşmayı 1 Eylül’e erteledi.

Çorlu’nun  Sarılar köyü yakınlarında meydana gelen olayda sanıklar “taksirle bir veya birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olma” suçundan yargılanıyor. Davanın bugünkü duruşması Çorlu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi‘nde Çorlu Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonu‘nda görüldü.

Duruşmaya bazı sanıklar, taraf avukatları ve aileler katıldı. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, CHP Tekirdağ Milletvekili İlhami Özcan Aygun ve Avcılar Belediye Başkanı Turan Hançerli de izleyici olarak katıldı.

Duruşmada okunan ek bilirkişi raporunda kazanın gerçekleşmesini önleyecek şekilde yol altyapısı ve üstyapısını olağanüstü koşullar için hazır tutmayan, yenilemeyen, yeteri kadar yol kontrol işçisi bulundurmayan TCDD merkez ve taşra teşkilatlarının kusurlu olduğu belirtildi:

“Hattın 1867’de inşa edilmesi nedeniyle dolgu, bugünkü mühendislik bilgisi açısından kontrolsüz, yetersiz dolgudur ve bu durum, oluşan şartlar altında göçmesine neden olmuştur. Eskiden inşa edilmiş hatlarda, hat boyunca dolgu, yarma ve sanat yapılarının metodolojik olarak incelenmesi ve sorgulanması gerekmektedir”

Raporda, “TCDD Genel Müdürlüğü AR-GE Birimi, Merkez ve 1’inci Bölge Demiryolu Emniyet ve Risk Yönetimi Müdürlükleri ile altyapı ve sanat yapılarını yenilemeden sorumlu başkanlığı ve Yol ve Geçit Kontrol Memuru istihdam etmekle sorumlu başkanlığının asli kusurlu oldukları görüş ve kanaatine varılmıştır” denildi.

Raporun okunmasının ardından söz alan yakınlarını kaybeden ailelerden Zeliha Güvenç Bilgin, “Ben adaleti görmeden ölmek istemiyorum. Sanıkların artık cezalarını çekmelerini istiyoruz. Her şey ortada daha neyi bekliyoruz” diye konuştu.

Mısra Öz: Göreviniz de talebimiz de adalet 

Kazada eski eşi Hakan Sel ile oğlu Oğuz Arda Sel‘i kaybeden Mısra Öz de  “Sizin göreviniz adaleti sağlamak bizim talebimiz de adalet. 6 yıldır buraya gelip gidiyoruz. Tutuklu yargılanmadıkları ama bizim canlarımızın toprak altında olduğu ve her gelişimizde canımızın yandığı bu ortamda bize tek bir şey söylemek kalıyor, adalet istiyoruz” dedi.

Oğuz Arda Sel’in dedesi Necmettin Sel ise “Bu sanıklar kan bulaşmış paraları yiyorlar biz sadece kabirleri dolaşabiliyoruz. ‘Bizim suçumuz yok’ diyorlar.  Bu adamların mahkum edilmesini talep ediyoruz. Bunların rahat gezmesi benim kanıma dokunuyor. Hiç vicdanları sızlamıyor mu?” diye sordu.

Kazada yakınlarını kaybeden ailelerin avukatlarından Akçay Taşçı , İsa Aydın’a  kişisel bir husumet duydukları için duruşma salonunda olmadıklarını vurgulayarak,  şunları söyledi:

“Doğrudan tanımayız, etmeyiz. Hiçbirimizin tanışıklığı yoktur. Ama temel sebebin orada olduğunu açıkça biliyoruz, genel müdürlükte olduğunu açıkça biliyoruz. Bu dosyada bu kadar yüksek seviyede bir sanık istememizin yegane sebebi gerçekten de problemin yukarıda olması, sistemsel olması. Dolayısıyla İsa Apaydın ve yine hakları verilmeden Genel Müdürlük nezdinde baskı yapan makamları işgal eden kişiler hakkında mahkemeniz tarafından suç duyurusunda bulunmasını istiyoruz.”

Yöneticiler hakkında suç duyurusu talebine ret 

Duruşmada mütalaasına açıklayan savcı,  TCDD’nin üst düzey yetkilileri hakkında mahkemenin suç duyurusunda bulunması ve sanıkların tutuklanması talebinin reddini istedi.

Mahkeme bilirkişi incelemesi talebinin gelecek duruşmada değerlendirilmesine ve sanıkların tutuklanması yönündeki taleplerin reddine karar vererek duruşmayı 1 Eylül’e erteledi.

Ne olmuştu?

İstanbul Halkalı‘dan Edirne Uzunköprü‘ye giden “hızlandırılmış” tren, 8 Temmuz 2018’de Tekirdağ’ın Çorlu ilçesine bağlı Sarılar’da devrildi. Olayda 25 kişi yaşamını yitirdi, 340 kişi de yaralandı.

Bilirkişi heyeti olayın yaşandığı günün gecesinde, henüz yaşamını yitiren yurttaşların cansız bedenleri devrilen vagonların altından çıkarılmamışken, helikopterle olay yerine gitti. Ertesi sabah da olayın yaşandığı menfeze taş taşındı ve alan “düzenlendi.”

Olayla ilgili hazırlanan iddianamede Türkiye TCDD 1. Bölge Müdürlüğü’nde görev yapan Demiryolu Bakım Müdürü Turgut Kurt, Yol Bakım ve Onarım Şefi Özkan Polat, Köprüler Şefi Çetin Yıldırım ve Hat Bakım ve Onarım Memuru Celaleddin Çabuk “kazanın meydana gelmesinde asli kusurlu” bulunmakla suçlandı. Dört sanığın, “taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olmak” suçundan 2’şer yıldan 15’er yıla kadar hapsi istendi.

Kazanın yaşandığı alanda iki yıl sonra, 16 Temmuz 2020’de bilirkişi heyetince bir keşif daha yapıldı. Ardından da dokuz kamu görevlisi hakkında daha kamu davası açıldı.

 

 

İklim değişikliği haberleri nasıl yapılmalı?

İlkbahar ve sonbaharda iklim değişikliğinden bahsediyor olsak değil manşet olmak, kendimize yedinci sayfada yer bulmamız zor olabilir. Ancak sıcaklıklar artıp herkes “yandım Allah” demeye başladığında gazeteciler de bilim insanlarının kapısını çalmaya başlıyorlar. Bunun üzerine yeni bir habercilik daha geldi.

Önce beni sosyal medyadan takip edip az sayıda karakter kullanılarak yazılan bir bildirimi haber yapıyorlar. Sonra bu yapılan haberi genişletmek isteyen bir muhabir beni arıyor, kısaca konu hakkında bilgi alıyor ve bir haber yapıyor.

Sonra o haberi okuyan başka bir muhabir de o haberden daha başka bir haber yapıyor. Dolayısıyla haber kulaktan kulağa yayılır gibi oluyor, bir farkla, her basın mensubu biraz daha okunsun diye haberi biraz daha ilgi çeken hale getirmeye çalışıyor. Sonuçta da ilk yazılan 140 karakterle son haberdeki birbirinden oldukça farklı olabiliyor.

Öncelikle hava durumu ve iklim arasındaki farkı doğru biçimde anlamamız gerekiyor. “Bu hafta sonu sıcaklıklar yurt genelinde normallerin 2-3 derece üzerinde seyredecek” cümlesi hava durumunu belirtir. Bu cümlenin ardında yapılan türlü analizler vardır ama Mikdat Hoca’nın da hep dediği gibi “hava havaidir”, yani bu bir hava tahminidir. Tahminlerin tutmasını hepimiz isteriz ama kaotik bir sistem için yapılan tahminler her zaman doğru olmayabilir.

Ayrıca genele yönelik yapılan tahminler özel yerler için geçerli de olmayabilir. Antalya sıcaktan kavrulurken Rize’nin yaylaları normalin altında bir sıcaklık görebilirler.

İklimsel öngörüler ise hava tahminlerinden farklı olarak kaotik değil fiziksel temellere dayanan, hesaplanabilir ve rastgele olmayan bir bilgi yöntemine dayanır. Yani daha fazla kömür, petrol ve doğalgaz yakarsak atmosfere daha fazla karbondioksit salınır, daha fazla karbondioksit de atmosferin ısınmasına yol açar.

“Bugün atmosferde 425ppm seviyesindeki karbondioksit 450ppm seviyesini aşacak olursa yeryüzünün atmosferi Sanayi Devrimi öncesine göre 1,5℃ ısınır” cümlesi kaotik bir sistemi değil belirli kurallarla çalışan bir sistemi tarif eder.

1,5℃ sınırını belki 440ppm’de belki de 460ppm’de geçiyor olabiliriz. Buradaki fark bizim sistem hakkındaki bilgimiz arttıkça daha azalır. Yani tahmindeki eksiğimiz sistemin içindeki karmaşıklıktan değil, bizim o sistemi daha öğrenme aşamasında olmamızdan kaynaklanır. Bu da bilgimizin gelişmesiyle iklim öngörülerinin daha da kesinleşeceği anlamına gelir. Bundan farklı olarak hava durumu konusunda bilgi eksiğimiz yoktur, sadece sistem çok karmaşık olduğundan uzun süreli olarak net biçimde tahmin edilmesi imkansızdır. Çünkü bu tahmin sonsuz sayılacak seviyede ölçüm ve hesaplama gücü gerektirir.

Bu açıklamaların ardından bir örnek verebiliriz:

Cizre’de bu hafta sonuna doğru en yüksek sıcaklık 46-48℃ aralığında olacaktır” cümlesi bir hava tahminidir. Ama “Şırnak 49,1℃ ile 2021 yılında ülkemizin en yüksek sıcaklığının ölçüldüğü yer olmuştur. 2021 yılı küresel bağlamda La Nina’nın görüldüğü, yani sıcaklıkların normalden düşük olduğu bir senedir. Şu anda ise El Nino dönemine giriyoruz, yani sıcaklıklar normalden yüksek olacak. Bu nedenle de bu sene Cizre’de kırılmış olan en yüksek sıcaklık rekorunun kırılmasını bekliyoruz. Muhtemelen bu rekor 50℃’nin üzerinde olacaktır” iklimle ilgili bir öngörüdür.

Seneler içerisinde zaten sıcak olan bir bölgenin, küresel ısınma artı El Nino ile birlikte sıcaklık rekoru kıracağını öngörmek bilimsel açıdan doğru olan yaklaşımdır.

Şimdi, ilk muhabirimiz yukarıdaki bilgiyi “Türkiye’nin bazı bölgelerinde sıcaklık 50℃’yi aşacak!” şeklinde daha genele taşıması büyük bir sakınca yaratmıyor, çünkü iklim bilimi açısından bakıldığında Cizre yerine Nusaybin’de sıcaklığın 50℃’yi aşması detaydır. “Güneydoğu Anadolu’nun güneyindeki bir ölçüm istasyonunda sıcaklık rekoru kırılmasını bekliyoruz” daha doğru bir yaklaşım olur esasında. Rekor daha önce Cizre’de kırıldığı için “Cizre” demek daha kolay ve anlaşılır oluyor sadece.

Bir sonraki muhabir bu haberi alıyor ve daha da genele yayıyor:

“Türkiye’nin bazı şehirlerinde sıcaklık 50℃’yi aşacak.”

Şimdi, burada da aslında bilimsel açıdan çok önemli bir hata yok, Mardin veya Şırnak demek yerine Nusaybin veya Cizre denmesi uzaktan izleyen ve sadece sıcaklıkla ilgilenenler açısından çok önemli olmayabilir. Ama sadece haberin başlığına bakıp Mardin ve Şırnak kısmını okumayanlar hemen bu 50℃’nin İstanbul veya İzmir’de görüleceğini düşünmeye başlıyorlar. Sorunumuz da bu noktada başlıyor.

Sorunumuzun iki parçası var: İklim ve hava olayları sadece felaket seviyesine çıktıklarında birinci sayfaya gelebiliyorlar. Bu nedenle de küçük felaketleri de büyütmek beklenen bir davranış olabiliyor.

İkinci parçamız ise çok daha acı: Özelde iklim ve çevre, genelde ise tüm bilim eğitimimiz gazetecileri bu tür haberleri vermek için hazırlamıyor. Ben uzun uzun konuşarak El Nino, La Nina, okyanus akıntıları, Basra alçak basıncı, Sahra’da gelen toz, Akdeniz’in sularının normalden 5℃ daha sıcak olması falan anlatırken karşımdaki kişinin yüzünde “ben bundan en çarpıcı haberi nasıl çıkartırım” düşüncesini okumak zor olmuyor. Sonunda çıkan haber, bilim insanlarının gerçekte konuşulmasını istediği konulardan farklı bir boyuta taşınabiliyor.

Kısacası, 2023 şimdiye kadar yaşadığımız en sıcak sene olmaya aday. Bunun çeşitli sebepleri var ve bu hafta içerisinde bunları da anlatacağım. Ancak duyduğunuz haberlere biraz da olsa temkinli yaklaşmanızda fayda var. Beni takip edenlerin de 140 karakterle yazılmış bir bilgiyle kafası karışabilir, onun için lütfen soru sorun. Birlikte öğrenelim ve doğruyu bulalım.

WMO aşırı sıcaklarda kalp krizi ve ölüm uyarısında bulundu

Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), kuzey yarımküredeki sıcak dalgasının bu hafta yoğunlaşmasıyla birlikte gece sıcaklıklarının artacağı ve bunun da kalp krizi ve ölüm riskini artıracağı uyarısında bulundu.

WMO, “Dikkatlerin çoğu gündüz maksimum sıcaklıklara odaklanırken, özellikle savunmasız nüfus için en büyük sağlık riski gece sıcaklıklarından kaynaklanıyor” dedi.

Euronews‘in aktardığına göre; WMO sıcak dalgasının henüz erken aşamada olduğu, Kuzey Amerika, Asya, Kuzey Afrika ve Akdeniz‘de sıcaklıkların günde 40 santigrat (C) derecenin üzerine daha fazla çıkabileceği uyarısında bulundu. Bu da gece sıcaklıklarının bazı bölgelerde 30 C dereceyi bulması anlamına geliyor.

WMO Danışmanı John Nairn tekrarlanan gece sıcaklıklarının özellikle insan sağlığı için tehlikeli olduğunu çünkü vücudun uzun süren sıcak karşısında kendisini koruyamadığını belirterek bunun da kalp krizlerine yol açabileceğini vurguladı.

Yüksek sıcaklıklar Güney Avrupa‘da yaygın orman yangını alarmlarına ve sağlık uyarılarına yol açtı.

İspanya‘nın Aemet hava durumu ajansı, sıcak dalgasının bu hafta “Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerin büyük bir bölümünü etkileyeceğini” söyledi. Sıcaklıklar ülkenin güney kesimlerinde 42 C derecenin üzerine çıkabilecek ancak çarşambadan (19 Temmuz) itibaren düşmeye başlayabilir.

İspanya’nın La Palma adasında cumartesi günü (15 Temmuz) başlayan orman yangınında yaklaşık 4 bin 600 hektarlık alan ve 20 kadar ev ve bina yandı. Pazartesi günü gelen daha zayıf rüzgarlar ve daha serin hava itfaiyecilerin yangınla mücadelesine yardımcı oldu.

Yunanistan’da yangın alarmı

Yunanistan‘da sıcaklar nedeniyle kuruyan çam ormanlarında yangınlar büyük zarara neden oldu. Kuzeydoğu Attika, Loutraki, Devenochoria ve Boetia‘da kuvvetli rüzgar alevlerin yayılmasında etkili oldu.

Atina’nın hemen dışındaki iki sahil kasabasında çıkan yangınlarda binalar yandı ve binlerce kişi tahliye edildi. Saatte 70 kilometre hıza ulaşan rüzgarlar nedeniyle sahil boyunca en az altı kasaba için tahliye emri çıkarıldı.

Yaklaşık 200 itfaiyeciye alevlerle mücadelede Yunan ordusundan askerler, uçaklar ve helikopterler destek veriyor. Güney Yunanistan ve Atina‘nın büyük bölümü şu anda orman yangınları için en yüksek ikinci alarm seviyesinde.

İtalya‘da sağlık yetkilileri, Roma‘nın 18 Temmuz Salı günü 42 C derecelik yüksek sıcaklıklara hazırlandığı için sıcaklık uyarılarını yoğunlaştırdı. Sağlık Bakanlığı, bölgelerden, tıbbi yardım almak için dışarı çıkmak zorunda kalmamaları için yaşlı ve savunmasız kişilere yönelik ev aramalarını artırmalarını istedi.

‣ Milyonlarca yılın sıcaklık rekoru kırıldı: Bu normal bir anomali, yanmaya devam edeceğiz
‣ 2022 yazında aşırı sıcaklar Avrupa’da 61 bin can aldı

Hastanelere de acil vakalarla ilgilenmek üzere ısı istasyonları kurmaları çağrısında bulunuldu. Roma‘daki yerel su şirketinden gönüllüler ve yetkililer, insanları çeşmelere yönlendirmek ve şişelenmiş su dağıtmak için şehrin 28 noktasına dağılacak.

İnsanlara gölgede kalmaları ve sabah 11.00 ile akşam 18.00 arasında doğrudan güneş ışığından kaçınmaları tavsiye edildi. Avrupa Uzay Ajansı‘na göre önümüzdeki günlerde İtalya’nın Sardunya adasında, Ağustos 2021’de Sicilya‘da kaydedilen 48.8 C derece ile Avrupa’nın şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sıcaklığı aşılabilir.

Ajans, Fransa, Almanya ve Polonya‘nın da aralarında bulunduğu diğer ülkelerin de önümüzdeki birkaç gün içinde aşırı sıcaklarla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

‣ ‘Dayanılmaz’ sıcak dalgası Avrupa ve Türkiye’de hayatı tehdit ediyor
‣ Cerberus sıcak dalgası: Avrupa neden bu kadar sıcak ve sıcaklar ne kadar sürecek?

Yunanistan’da da bu hafta boyunca sıcaklıkların artması bekleniyor. Atina’da cumartesi günü sıcaklık 43 C dereceye kadar çıkabilir. Ülkenin hava durumu ajansı, sıcaklıkların bugünden (19 Temmuz) önce fazla değişmesini beklemediğini söylüyor.

Ancak perşembe gününden itibaren ülkeyi ikinci bir sıcak dalgası vuracak ve anakarada minimum sıcaklıkların 43 C dereceye yükselmesine neden olacak.

Hafta sonu Atina‘daki Akropolis, turistleri korumak amacıyla günün en sıcak saatlerinde ziyarete kapatıldı.