Ana Sayfa Blog Sayfa 421

Gelişmiş ekonomilerde azalan elektrik tüketimi bu yıl küresel talep artışını düşürüyor

Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) 2023 yılı için yayımladığı Elektrik Piyasası Raporu‘na göre, gelişmiş ekonomiler küresel enerji krizinin devam eden etkileri ve ekonomik yavaşlamayla boğuşurken, dünya genelinde elektrik talebindeki büyümenin 2023 yılında azalması bekleniyor.

Raporun bugün yayımlanan temmuz ayı güncellemesine göre, Amerika Birleşik Devletleri‘nde elektrik talebinin bu yıl neredeyse yüzde 2 oranında azalması beklenirken, Japonya’da talebin yüzde 3 oranında düşeceği tahmin ediliyor. Avrupa Birliği‘ndeki (AB) elektrik talebinin ise 2022 yılında kaydedilen düşüşe benzer şekilde yüzde 3 oranında düşmesi öngörülüyor.

Birbirini takip eden bu iki düşüşün ardından, AB’nin elektrik tüketimi en son 2002 yılında görülen seviyelere düşmeye hazırlanıyor.

Sonuç olarak, küresel elektrik talebi bu yıl yüzde 2’den biraz daha az artacak ve 2022’deki yüzde 2,3’lük orana gerileyecek. Ancak IEA’nın son tahminlerine göre, dünya ekonomik görünümünün iyileştiği varsayıldığında, talep artışının 2024 yılında yeniden toparlanarak yüzde 3,3’e yükselmesi bekleniyor.

IEA raporuna göre, artan küresel elektrik talebi, emisyonları azaltma çabaları arttıkça enerji sistemlerinin elektrifikasyonu, sıcaklıklar yükseldikçe iç mekan soğutmasının artan kullanımı ve yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerdeki güçlü talep büyümesi tarafından hala geniş ölçüde destekleniyor. Çin‘in talebinin önümüzdeki iki yıl boyunca yıllık ortalama yüzde 5,2 oranında artacağı tahmin ediliyor; bu oran 2015-19 ortalamasının sadece biraz altında. Hindistan’ın 2024 yılına kadar yıllık ortalama talep artışının yüzde 6,5 ile 2015-19 ortalamasının oldukça üzerinde olacağı tahmin ediliyor.

‣ Yenilenebilir enerji, üç yıl içinde dünyanın en büyük elektrik kaynağı olacak
‣ AB enerji krizine rağmen yenilenebilir enerjide dönüm noktasına ulaştı

‘Yenilenebilir kaynaklarının küresel üretimindeki payı 2024’te üçte biri aşacak’

Birçok bölgede talep artarken bile, yenilenebilir enerji kaynaklarının dünya çapında güçlü bir şekilde yaygınlaşması, önümüzdeki iki yıl içinde küresel elektrik talebindeki ek büyümenin tamamını karşılama yolunda oldukları anlamına geliyor. 2024 yılına kadar yenilenebilir enerji kaynaklarının küresel elektrik üretimindeki payı üçte biri aşacak. Hava koşullarına bağlı olarak 2024 yılı, dünya genelinde yenilenebilir kaynaklardan üretilen elektriğin kömürden üretilen elektrikten daha fazla olduğu ilk yıl olabilir.

Aynı zamanda, fosil yakıtlardan üretilen elektriğin önümüzdeki iki yıl içinde azalması bekleniyor. Petrolden üretilen elektriğin önemli ölçüde düşeceği, kömürden üretilen elektriğin ise 2022’de yüzde 1,7 arttıktan sonra 2023 ve 2024’te hafif bir düşüş göstereceği tahmin ediliyor.

Enerji dönüşümünün yerleşmekte olduğunun bir başka işareti olarak IEA, fosil yakıtlardan üretilen elektriğin 2019 ile 2024 yılları arasındaki altı yılın dördünde düşeceğini öngörüyor. Geçmişte, fosil yakıtlı üretimde yıllık düşüşler nadirdi ve özellikle küresel elektrik talebinin bastırıldığı küresel enerji ve finansal şoklardan sonra meydana geliyordu. Ancak son yıllarda, fosil yakıtlardan üretilen elektrik, elektrik talebi arttığında bile gecikti veya düştü.

Rapora göre bu durum, dünyanın fosil yakıtlardan elde edilen küresel elektrik üretiminin yerini giderek daha fazla temiz enerji kaynaklarından elde edilen elektriğe bırakacağı bir dönüm noktasına doğru hızla ilerlediğini gösteriyor.

Rapor özellikle AB’de elektrik talebindeki düşüşe neden olan güçleri ayrıntılı olarak inceliyor. Rapor, bloğun enerji yoğun endüstrilerinin geçen yılki üretim düşüşünden henüz kurtulamadığını ortaya koyuyor. 2022’de AB elektrik talebindeki net düşüşün neredeyse üçte ikisinin, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından yükselen enerji fiyatlarıyla mücadele eden enerji yoğun sektörlerden kaynaklandığı tahmin ediliyor. Bu eğilim, enerji emtiaları ve elektrik fiyatlarının önceki yüksek seviyelerden düşmesine rağmen 2023’e kadar devam etti.

‣ Mayısta AB’de yenilenebilir kaynaklar ilk kez fosil yakıtlardan daha fazla enerji üretti
‣ Rüzgar ve güneş 2022’de küresel elektriğin yüzde 12’sine ulaşarak rekor kırdı

Uzmanlar ne diyor?

IEA’nın Enerji Piyasaları ve Güvenliği Direktörü Keisuke Sadamori, şunları rapordaki verileri değerlendirerek şunları kaydetti:

“Dünyanın elektrik ihtiyacı önümüzdeki yıllarda da güçlü bir şekilde artmaya devam edecek. 2024 yılına kadar küresel talep artışının Almanya‘nın mevcut elektrik tüketiminin yaklaşık üç katına ulaşması bekleniyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik üretiminde giderek artan bir paya sahip olması ve bunun sonucunda elektrik üretimi için fosil yakıtların kullanımının azalması bizi cesaretlendiriyor. Şimdi politika yapıcıların ve özel sektörün, enerji sektöründen kaynaklanan emisyonların sürekli olarak azalmasını sağlamak için bu ivmeyi geliştirmelerinin zamanıdır.”

Ember Kıdemli Analisti Malgorzata Wiatros-Motyka, şunları söyledi:

“IEA’nın son raporu fosil enerji kullanımının aşamalı olarak azaltılmasının dünya genelinde devam ettiğini teyit ediyor; bu da liderlere [Birleşmiş Milletler iklim konferansı] COP28‘de cesur bir taahhütte bulunmaları için güven vermelidir. Geçen hafta COP28 Başkanı [Sultan] Al Jaber, COP28’in ‘bu yüzyılın ortasında fosil yakıtlardan arındırılmış bir enerji sistemi’ için çalışmaları başlatması ve hızlandırması gerektiğini belirterek vizyonunu ortaya koydu.”

Aşırı sıcaklar nedeniyle turistlerin seyahat alışkanlıkları değişiyor

Güney Avrupa‘da giderek yükselen yaz sıcaklıkları nedeniyle turistlerin tatil alışkanlıklarını değiştirerek daha serin noktalara yöneleceği ya da tatil zamanı olarak ilkbahar ve sonbahar aylarını seçeceği tahmin ediliyor.

Avrupa Seyahat Komisyonu (ETC) verilerine göre haziran ve kasım ayları arasında kuraklık ve orman yangınlarının sıkça yaşandığı Akdeniz havzasına gitmeyi planlayan turistlerin sayısı geçen yıla göre yüzde 10 azaldı.

Öte yandan, euronews’ün aktardığına göre, Çekya, Danimarka, İrlanda ve Bulgaristan gibi ülkelere talepte ise sıçrama meydana geldi.

‣ Cerberus sıcak dalgası: Avrupa neden bu kadar sıcak ve sıcaklar ne kadar sürecek?
Fotoğraf: Claudia Greco / Reuters

ETC Başkanı Miguel Sanz bu durumu “Kestirilemeyen hava koşullarının gelecekte Avrupalı turistlerin tercihlerini daha fazla etkilemesini öngörüyoruz,” ifadeleriyle anlattı.

Komisyon tarafından hazırlanan raporda da turistlerin yüzde 7,6’sı haziran ve kasım ayları arasındaki hava durumunun seyahat planları için önemli bir etken olduğunu düşünüyor.

Pandemi sonrası canlı bir sezon geçiren seyahat şirketleri ise henüz sıcak nedeniyle iptaller yaşanmadığını aktardı.

‣ ‘Dayanılmaz’ sıcak dalgası Avrupa ve Türkiye’de hayatı tehdit ediyor
Fotoğraf: Remo Casilli / Reuters

Fakat Ağustos 2021’de Sicilya‘da kırılan 48,8°C‘lik Avrupa sıcaklık rekorunun önümüzdeki haftalarda geçilebileceği beklentisi nedeniyle bu durumun değişebileceği düşünülüyor.

Reuters‘e konuşan turistler de temmuz ayında bir daha Roma‘ya gidecekleri zaman iki kere düşüneceklerini belirtti.

Yunanistan‘daki turizmciler ise yaz aylarında aşırı kalabalık nedeniyle sorunlar yaşanan adalarda turizmin diğer mevsimlere yayılmasının olumlu olacağını düşünüyor.

Fotoğraf: Remo Casilli / Reuters
‣ 2022 yazında aşırı sıcaklar Avrupa’da 61 bin can aldı

Sıcak dalgaları iklim krizinden mi kaynaklanıyor?

Fosil yakıt kullanımı gibi insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim krizi, sıcak dalgası adı verilen hava olaylarının meydana gelme ihtimalinin yanı sıra sıklığı ve şiddetini de artırıcı bir rol oynuyor.

Dünyanın birçok yerinde meydana gelen sıcak dalgaları her yıl binlerce insanın ölümüne yol açıyor.

Yüksek sıcaklıklara katlanmak insanların doğrudan ölümüne sebep olabildiği gibi, günlük hayatı ve çalışmayı çok daha zorlaştıran bir etkiye de sahip. Aynı zamanda tarım ve çiftçiliğin gelişimi açısından yıkıcı olabilirken orman yangını riskini artıran zincirleme etkilerde de bulunuyor.

‣ Milyonlarca yılın sıcaklık rekoru kırıldı: Bu normal bir anomali, yanmaya devam edeceğiz

Yine de iyi haberlerden söz etmek mümkün: Hazırlıklı olmak ölüm sayısını kayda değer ölçüde azaltıyor. Bu hazırlıklar, kentsel ortamlarda mekanların soğutulmasıvardiyaların değiştirilmesi veya çalışma saatlerinin azaltılmasını kapsayabiliyor.

Bilim insanlarına göre, gelişmekte olan ülkeler kapsamlı ısı planları uygulama olasılığı en düşük olan ülkeler. Küresel ısınmayı kontrol altına alma çabaları devam ederken, yaşanacak olan aşırı hava olaylarının zararlarınını sınırlamak için hâlâ atılabilecek adımların olması umut verici.

Bursa’da yeni doğum yapmış bir köpek av tüfeği ile katledildi

Bursa’nın İnegöl ilçesinde sokakta yaşayan bir köpek kimliği henüz belirlenemeyen kişi ya da kişiler tarafından av tüfeği ile vurularak öldürüldü.

Olayla ilgili açıklama yapan İnegöl Kent Konseyi Sokak Hayvanları Çalışma Grubu Başkanı Şebnem Erkan, “Köpek yeni doğum yapmış, sütlü bir hayvan ve büyük ihtimalle yavruları var. Şimdi burada yavrularını arayacağız. Biz Kent Konseyi Sokak Hayvanları Grubu olarak bu olayın peşini bırakmayacağız” dedi.

Olay, saat 21.00 sıralarında Mesudiye Mahallesi’nde meydana geldi. Ekili arazide henüz kimliği belirsiz iki kişinin av tüfeği ile ateş ettiğini gören mahalle sakinleri durumu polise bildirdi. İhbar üzerine bölgeye polis ekibi sevk edilirken, kimliği belirsiz şüpheliler olay yerinden kaçtı.

Çevrede inceleme yapan polis ekipleri, tarlada bir sokak köpeğinin hareketsiz şekilde yattığını gördü. Polis ekipleri bölgede inceleme yaparken durumu İnegöl Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ekiplerine bildirdi. Çok sayıda saçmanın isabet etmesiyle öldüğü belirlenen köpek, otopsi yapılmak üzere İnegöl Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü ekiplerince, Uludağ Üniversitesi Hayvan Hastanesi‘ne götürüldü.

‘Köpek yeni doğum yapmış’

Olay yerine gelerek incelemede bulunan İnegöl Kent Konseyi Sokak Hayvanları Çalışma Grubu Başkanı Şebnem Erkan, şunları kaydetti:

“Biz geldiğimizde maalesef köpek ölmüştü. Köpek yeni doğum yapmış, sütlü bir hayvan ve büyük ihtimalle yavruları var. Şimdi burada yavrularını arayacağız. Biz Kent Konseyi Sokak Hayvanları Grubu olarak bu olayın peşini bırakmayacağız. Gerekli bütün dilekçeleri hazırlıyoruz. Bunu yapan şahısların bulunması için elimizden gelen her şeyi yapacağız.”

Binlerce ton kimyasal atık taşıyan gemi İzmir’de: Ege’deki canlılar risk altında

Hollanda menşeli iki geminin tehlikeli atık envanteri bildirilmeden Türkiye’de sökülmesine ilişkin Rotterdam Mahkemesi’nin gemi sahibi şirkete ceza kesmesiyle gözlerin çevrildiği Aliağa bu kez Libya’da kimyasal atık depolamak için kullanılan Sloug isimli tanker ile gündeme geldi.

Cumhuriyet‘in aktardığına göre, Türkiye geçen şubatta Kahramanmaraş merkezli depremlerle meşgulken içinde 6 bin ton kimyasal atık barındıran tankerin İzmir’in Aliağa Limanı’na getirildiği ortaya çıktı.

Belgeler sahte idi

İddiaya göre Libya’nın Bingazi kenti açıklarında bekletilen ve kimyasal atık depolamak için kullanıldığı belirtilen 251 bin tonluk tanker, açığa sürüklenince bir Türk firması tarafından iki yıl önce yaklaşık 1 milyon dolar karşılığında çekildi.

Ancak verilen çekici hizmetinin bedeli ödenmedi. Parayı tahsil etmek isteyen firmanın, uydu kayıtlarına göre Libya’da bulunan tankerin sahte belgelerle, içindeki kimyasal madde boşaltılmak üzere Mısır’a ardından söküm için Hindistan’a götürülerek satılmak istendiği bilgisine ulaştığı belirtildi.

Ancak çok büyük olduğu için dikkat çeken tankerde, kimyasal madde bulunduğunun öğrenildiği ve Mısır’daki çevre savunucularının tepkileri üzerine herhangi bir işlem yapılamadığı belirtildi.

Buna göre alacaklı firma yetkilileri, son olarak bir Türk şirketi tarafından satın alının geminin şubat ayında Türkiye’ye Aliağa Gemi Söküm Bölgesi’ne çekildiğini tespit etti.

Yapılan incelemede tanker Sloug’un 23 Şubat 2023 tarihinde söküm bölgesine geldiği ve hâlâ baştan karaya oturtulmuş durumda bulunduğu belirlendi. Geminin, Şimşekler Gıda Gemi Söküm İnş. San. Ve Tic. Ltd. Şti. tarafından satın alındığı kaydedildi.

‘Atık çöplüğü’

Eski Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İzmir Şubesi Başkanı Helil İnay Kınay, “Aliağa ile ilgili gemi söküm ve Türkiye’deki atık sektörü ile ilgili yanlışlıkları yıllardır paylaşıyoruz” dedi: “Bu örnekler ülkemizin atık çöplüğü haline geldiğini gösterdi. Birçok gemi olayında yaşadık. Bizim yasalar ve denetlemesi gereken süreçlerde eksiklikle ve boşluklar var. Bunlar halk ve çevre sağlığına mal oluyor. Gemi bir şekilde geldi ve belki de söküldü. Bunun gibi kaç gemi var, ne oluyor bitiyor resmi olarak bilemiyoruz Bu kara tablonun aydınlatılması gerekiyor.”

Tehlikeli atık madde içeren ve sökülmesi tartışmalara sebep olan eski uçak gemisi Sao Paulo ile gündeme gelen Aliağa Gemi Söküm tersanelerinde Avrupa Çevre Ajansı denetimler yapmış, geçen eylülde Avrupa Birliği sertifikalı Işıksan ve Şimşekler tersanelerini listesinden çıkardığını duyurmuştu.

İki Hollandalı geminin 2014 ve 2016 yıllarında yapılan sökümünün Şimşekler Gemi Söküm Tersanesi’nde yapıldığı iddiası gündeme yansımıştı. Rotterdam Mahkemesi, geçen ay gemilerin tehlikeli atık envanteri bildirilmeden Aliağa’da sökülmesi nedeniyle gemi sahibi şirkete ve iki şirket yöneticisine ceza kesmişti.

‘Ege’deki canlılar risk altında’

Asbest Söküm Uzmanları Derneği Başkanı Mehmet Şeyhmus Ensari, gemiyi satın alan ve Türkiye’ye sokan Simşekler Şimşekler Gıda Gemi Söküm İnş. San. Ve Tic. Ltd. şirketinin iş kazasından dolayı Avrupa Birliği tarafından lisansının iptal edildiğine dikkat çekti.

Ensari, “Tesisler acilen bağımsız kişiler tarafından oluşan bir ekip tarafından denetlenmeli. Zehirli gemilerin söküldüğüne yönelik duyumlarımız çok. Bütün denetimler evrak üzerinde. Ege Bölgesi’ndeki canlılar bu tesisler nedeniyle risk altında” ifadelerini kullandı.

Gazeteci Merdan Yanardağ için 8 yıl 2 aya kadar hapis isteniyor

TELE1 televizyonunun genel yayın yönetmeni, gazeteci Merdan Yanardağ‘ın “Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan yargılandığı davada mütalaa açıklandı. Savcılık Yanardağ’ın 8 yıl 2 aya kadar hapisle cezalandırılmasını talep etti.

İstanbul 2’inci Asliye Ceza Mahkemesi‘nde devam edilen davaya başka suçtan tutuklu bulunan Yanardağ katılmadı. Esas hakkında mütalaasını açıklayan savcı, sanığın BirGün gazetesinde, 10 Nisan-29 Mayıs 2022 tarihlerinde yedi bölüm halinde yayımlanan “Faşizm ve İslami Faşizm” isimli yazıların sahibi olduğunu ve “zincirleme şekilde Cumhurbaşkanına hakaret” suçundan 1 yıl 5 aydan 8 yıl 2 aya kadar hapisle cezalandırılmasını istedi.

Savunma için süre istendi

Şikayetçi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın avukatı da mütalaaya katıldıklarını ve Yanardağ’ın cezalandırılmasını talep ederken, Yanardağ’ın avukatı mütalaaya karşı savunmasını hazırlamak üzere süre talep etti.

Mahkeme heyeti, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın avukatının davaya katılma talebini kabul ederken, Yanardağ’ın bir sonraki duruşmada hazır bulunmasına ve savunmasının alınmasına karar verdi. Duruşma 14 Kasım’a ertelendi.

TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ hakkında, “4 soru 4 yanıt” televizyon programında PKK lideri Abdullah Öcalan ile ilgili sarfettiği sözleri nedeniyle daha önce soruşturma başlatılmış, Yanardağ “terör örgütü propagandası yapmak” ve “suçu ve suçluyu övmek” iddiasıyla 27 Haziran Salı günü tutuklanmıştı.

‣ Gazeteci Merdan Yanardağ ‘terör propagandası yaptığı’ gerekçesiyle tutuklandı

Merdan Yanardağ hakkında bu davayla bağlantılı hazırlanan iddianame, İstanbul 30’uncu Ağır Ceza Mahkemesince 14 Temmuz’da kabul edilirken, tutukluluk halinin devamına hükmedildi ve hakim karşısına çıkacağı tarih olarak da 4 Ekim’in belirlendiği açıklandı.

Yanardağ hakkında hazırlanan iddianamede, Türkiye‘de terör tehdidinin halen mevcudiyetini sürdürdüğüne ve toplumun terör konusundaki hassasiyetine işaret edilerek, şüpheli Merdan Yanardağ’ın sözlerinin kamu düzeni açısından bir tehlike doğurabilecek nitelikte olduğu ileri sürülüyor.

İddianamede Yanardağ’ın “terör örgütü propagandası yapmak” ile “suçu ve suçluyu övmek” suçlarından 1 yıl 6 aydan 10 yıl 6 aya kadar hapsi isteniyor.

‣ Yanardağ için iddianame kabul edildi, tahliye başvurusuna ret

Boğaziçi’nin köpekleri bir kez daha yersiz yurtsuz: Okul, köpeklerin taşınması için para mı aldı?

Boğaziçi Üniversitesi yönetiminin, kampüs içerisindeki bakıma muhtaç durumdaki onlarca köpeği 22 yıllık yuvalarından etmesinin ardından, şimdi de köpeklerin kampüsten tamamen çıkarılması veya barınağa alınmasına yönelik adım attığı bildiriliyor.

Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Barınma Merkezi (BUPAWS), köpeklerin bakım ve tedavilerinin yapılabilmesi için kurulmuş olan Hayat Hayvanları ve Doğayı Koruma Derneği adına çip kayıtlarının yapıldığını belirterek derneğe kayıtlı olması nedeniyle üniversite kampüsü sınırlarından 72 saat içerisinde çıkarılması için ültimatom verildiğini aktarıyor.

Derneğin esasen köpeklerin bakım ve tedavilerinin yapılabilmesi için kurulmuş olduğunu ve bu durumun üniversite yönetiminin bilgisi dahilinde olduğunu vurgulayan BUPAWS, buna rağmen Tarım ve Orman Bakanlığı Sarıyer İlçe Müdürlüğü tarafından kendilerine ulaşılarak köpeklerin 72 saat içerisinde kampüs dışarısına çıkarılmaması halinde barınağa alınacaklarının söylendiğini belirtiyor.

Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Barınma Merkezi tarafından yapılan açıklamada şu ifadeler yer alıyor:

“Milyonlarca lira harcanarak yeni alan yapıldı, 1 gecede 22 yıllık yuvamız dümdüz edildi, gönüllülerimiz darp edildi, köpeklerimiz travmalar yaratılarak taşındı, bize köpeklere bakamadığımıza dair iftiralar atıldı, yıkılan alanımıza aylardır tek bir tahta çakılmadı; aylardır hayvana ve insana vermedikleri zararı bırakmadılar, sonunda en başından beri amaçladıklarını yapmaya zorluyorlar: onlar daha bu okula adımını atmamışken bu okulun sakini olan kampüs köpeklerini Boğaziçi Üniversitesi’nden tamamen sürmek.

Bu seferki bahaneleri, kampüs köpeklerine bakmak için kurulmuş ve yönetimin yıllardır yakından tanıdığı, birlikte çalıştığı derneğimize kampüs köpeklerinin zorunlu olarak çiple kayıtlı olması.

Yıllardır bu köpeklere bakmak için kurulmuş bir dernek olduğumuzu bilen yönetim, İlçe Tarım’la iletişime geçerek köpeklerin dernek üzerine kayıtlı olduğundan okuldan alınması gerektiğine dair bize 72 saat süre verdirtti. Aksi halde kampüs köpeklerimiz belediye barınağına alınacak.

Neden milyonlarca lira kullanılmayacak yeni bir alan yapmak için hiç edildi? Neden apar topar köpekler yerlerinden edildi? Biz neden darp edildik? Aylardır yıktıkları halinden bir çöp oynatılmayan alan için neden hayvanlara bu süreç yaşatıldı? 22 yıl boyunca kimseye zararı olmadan bakılan köpeklerimizin yuvası dümdüz edildi bir hiç için.

Koskoca üniversite yönetiminin paralar ve günler harcadığı bu korkunç aylar ne uğruna hiç bilmiyoruz. Köpekler okuldan gönderilmek isteniyorsa bu paralar harcanmadan, kimseye zulüm etmeden de bu yapılabilirdi.

Kampüs köpeklerimizin yuvası 22 yıldır Boğaziçi Üniversitesi’ydi. Üniversiteyi güzelleştiren, kültürünün bir parçası haline gelen köpeklerimiz yuvalarından atılamayacak. Üniversite yönetimini lütfen arayın, mailler atın, sosyal medyadan yazın, tepkinizi gösterin. Bir gecede yuvalarından ettikleri köpeklerimizi aynı zorbalıkla ölüme göndermelerine göz yummayacağız.”

BUPAWS gönüllülerinden B.M., Hayvan Barınma Merkezi’nde yaşanan son gelişmeleri ve bir kez daha yerinden edilme tehlikesiyle karşı karşıya olan hayvanların durumunu Yeşil Gazete’ye anlatıyor.

Nisan ayı sonunda gerçekleştirilen tahliye ve nakliye sürecinde maruz kalınan muamele ve yeni yaşam alanına alışma sürecindeki zorluklar nedeniyle fiziksel olduğu kadar ruhsal olarak da olumsuz etkilenen köpeklerden bazıları devamlı ağlarken, bazıları ise tepkisizleşerek sinik bir ruh haline bürünmüştü.

‘Okul, köpeklerin taşınması için para aldı’

BUPAWS gönüllüsü B.M., durumun çıkış noktasına eğilerek, işin arka planında finansal pazarlık olabileceğine işaret ediyor ve şunları söylüyor:

“Biz okulun yeni alanın etrafındaki ev sahiplerinden para aldığını düşünüyoruz taşınma için. Yapı işleri müdürüyle oradaki ev sahiplerinden biri buna dair bir görüşme yapmış fakat oradaki ev sahibi meblağı çok fazla bulununca bunun haberini yapmak istemiş. Buna dair bir ispatımız yok fakat ev sahibi okulumuzdan bu durumu bir akademisyene anlatmış ve bir gazeteciyle görüşmesini hocamız sağlamış. Daha sonra gazeteciyle görüşürken böyle bir para mevzusunun olmadığını, en azından kendisinin haberdar olmadığını söylemiş. İnkâr ettiği için herhangi bir şey yapılamadı.”

Bundan bir hafta kadar sonra İlçe Tarım Müdürlüğü ekiplerinin Hayvan Barınma Merkezi’ne gelerek köpeklerin çip kontrollerini yaptığını aktaran B.M., çip kontrolünden yaklaşık bir hafta sonra ise köpeklerin kampüsten çıkarılmasını, aksi halde barınağa alınacaklarını bildiren tebligatın ellerine ulaştığını söylüyor.

Hayvan hakları savunucusu B.M., “Sürecin bu kadar hızlı işlemesinden pazarlıkların olumlu geçtiğini tahmin ediyoruz” diye ekliyor.

Yeni yaşam alanlarına taşındığı günlerde İstanbul’da etkili olan sağanak yağışlar nedeniyle kafeslerinde yeterli sayıda kulübe olmayan köpekler yağmurdan ıslanmış ve tüyleri çamura bulanmış halde yaşıyordu.

‘Yönetime güvenmememizin makul olduğu tescillendi’

B.M., BUPAWS gönüllülerinin köpeklerin yerinden edilmesi sürecinde yeni yaşam alanının çevredeki yerleşimden dolayı elverişli olmadığı ve birçok sorun yaşanacağı konusunda okul yönetimini uyardığını ifade ediyor.

“Bize sürekli ‘Ev sahipleri sorun çıkarırsa birlikte mücadele ederiz’ gibi safsatalarla geldiler fakat zaten güvenmiyorduk” diyen BUPAWS gönüllüsü, öğrencilerin okul yönetimine olan güvenlerinin bir kez daha sarsıldığını kaydederek “Şimdi yaptıkları da onlara güvenmememizin ne kadar makul olduğunu tescillemiş oluyor” diye ekliyor.

‘Özel bakıma muhtaç köpekler barınakta yaşayamaz’

Hayvan hakları aktivisti, şu anda Hayvan Barınma Merkezinde toplam 42 köpeğin yaşadığını, bunların 72 saat içerisinde gönderilebilecek bir yerleri olmadığını vurguluyor.

Gönderilen tebligatta köpeklerin teslim alınmadığı taktirde bakımevlerine gönderileceğinin söylendiğini kaydeden B.M., şu ifadeleri kullanıyor:

Bu köpeklerin çoğu özel bakıma muhtaç olduğu için belediyelerin söz konusu barınaklarında yaşamaları mümkün değil. Son taşımanın stresini ve travmasını da hâlâ tam olarak atlatabilmiş değiller; az yemek yiyorlar, gerginler hâlâ. Böyle bir taşınmayı daha kaldırabilecek durumda değil birçoğu; akıbetleri hakkında hiç iç açıcı düşünemiyoruz maalesef.

Bacağı ameliyatlı olduğu için bir ayağının üstüne basamayan ve yürümekte zorlanan köpek ‘Fındık’, kendisi için uygun olmayan engebeli bir arazideki kafeste tutuluyordu.

‘Bilinmezliğe gönderme çabası’

BUPAWS gönüllüleri, İlçe Tarım Müdürlüğü’nün Hayvan Barınma Merkezi’ndeki köpeklerin akıbetine dair kararının “birçok açıdan yanlış” olduğunu savunuyor.

B.M. de öncelikle söz konusu köpeklerin yaşam alanlarının Hayvan Barınma Merkezi olduğunu ve yaşam alanlarından koparılmamaları gerektiğinin altını çiziyor ve “Kimseye bir zararları yok” diye ekliyor.

B.M. verilen kararı şöyle değerlendiriyor:

Bu köpekler yıllardır okul arazisinde belli bir alanda bakımı gönüllülerce sürdürülen köpekler. Gerek İstanbul’daki liselerden gerekse üniversite içerisinde birçok eğitim faaliyeti ve gönüllülük projeleri için de kullanılıyordu. Şimdi yönetimin bu köpekleri sanki yabancılarmış gibi, sanki oraya terk edilmişler ve çevreye zarar veriyorlarmış gibi bilinmezliğe gönderme çabası tam anlamıyla taş kalplilik.

Barınaktaki en hareketli iki köpek olan Buz ve Gino oldukça küçük bir kafese yerleştirilmişti.

‘Köpeklerin üniversiteye maddi manevi hiçbir yükleri yok; rahat bırakılsın’

Köpeklerin üniversiteye veya yönetimine maddi veya manevi hiçbir yükünün olmadığını hatırlatan hayvan hakları savunucusu B.M., üniversite yönetimine şu çağrıda bulunuyor:

“Bizim talebimiz bu köpeklerin yaşam alanlarından kovulmaması. Yıllardır bakımlarını biz üstleniyoruz; üniversiteye ve yönetimine maddi manevi hiçbir yükleri yok. Şimdi bu köpekleri bu tür mevzulara malzeme yapmalarını istemiyoruz. Zaten Hayvan Barınma Merkezi’ni zorla taşıyarak sınırsız zarar verdiler, bir de buna göz yumamayız. Bu köpekler sahipsiz değil, başıboş değil; bakıma muhtaç, kendi halinde köpekler hepsi. Artık rahat bırakılmalarını ve gönüllülerin emekleriyle yaşamaya devam etmelerini istiyoruz.”

BUPAWS da köpeklerin bir kez daha yaşam alanlarından kovulmamasını talep ediyor ve destek olmak isteyen kişilerden yaşananların daha geniş kitlelerce duyulmasını sağlamaları için çağrı yapıyor.

Boğaziçi Hayvan Barınma Merkezi’nin iş makineleriyle tahliye edildikten sonraki hali.
‣ ‘Boğaziçi’nin köpekleri’ için İstanbullulara çağrı: Seslerini duymayacak mısınız?

Ne olmuştu?

Boğaziçi Mezunları Derneği tarafından kurulan ve 22 yıldır kampüste yaşayan hayvanlara yuva olan barınağa, başta “Cumhurbaşkanı kararı”, ardından “devlet kararı” olarak sunulan talimatlar üzerine üniversite yönetimi tarafından el konuldu.

‣ Erdoğan talimat verdi, rektörlük, Boğaziçi Üniversitesi’nin Hayvan Barınma Merkezi’ne el koydu

Yetkililerin barınma merkezine iş makineleriyle girmesi, burada bulunan kulübelerin yanı sıra ilaç dolaplarının ve barınağa getirilen sakat hayvanların ihtiyaç duyabilecekleri yürüteçlerin de kullanılamaz hale gelmesine neden olmuştu.

Hayvanların oluşturulan yeni “doğal yaşam alanı”na tahliyesi sürecinde köpeklere yapılan muamelenin birçok hayvanda korku, panik, güvensizlik ve çaresizlik hislerine yol açtığı sosyal medyaya yansırken, nakliyeyi gerçekleştiren Üsküdar Belediyesi, yetersiz koşullar nedeniyle eleştirilmişti.

‣ Devlet kararıyla, polis zoruyla: Boğaziçi Üniversitesi Hayvan Barınma Merkezi’nde hayvana tahliye, gönüllüye darp

Öte yandan tahliyeye engel olmak isteyen gönüllüler alandan uzaklaştırılmış ve bir gönüllü güvenlik ekiplerince darp edilmişti.

Onur Ayı’nda kolluk kuvvetleri ‘insan avı’ndaydı: Haddinizi bilin!

Yasaklamalarla dolu ancak baskılara karşı çatlaklardan gökkuşağının görüldüğü bir Onur Ayı‘nı geride bırakalı haftalar geçti ancak etkileri hala sürüyor. Bazıları yalnızca o anda oradaydı, bazıları sadece o anda taksiden inmişti, bazıları yalnızca haklarını savunmak, görünürlüğünü artırmak için sokaklara çıkmıştı. Gözaltına alındılar. Türkiye‘deki mevcut iktidarın son yıllarda oldukça sert bir şekilde artan LGBTİ+‘lara yönelik nefret söylemleri, baskı ve yasaklamalar nedeniyle Onur Yürüyüşü‘nün olduğu gün, bunlar yaşandı. Ancak tüm baskı ve engellemelere rağmen ülkenin birçok noktasında da gökkuşağı bayrağı dalgalandı. LGBTİ+’lar haklarını yeniden talep ederek onurla yürüdü.

Stonewall’ın ardından…

Öte yandan ülkede insan avının ötesinde bir gökkuşağı avına da çıkıldı. LGBTİ+ haklarına karşı yapılan ihlaller, Onur Ayı’nda yaşanan baskılar, çay içmeye dahi getirilen yasaklamalar ve her birine karşı çıkan mücadelenin gücü… Tüm bunları 31. İstanbul Onur Haftası Komitesi‘yle konuştuk:

‘Kadın ve LGBTİ+ düşmanlığı ittifakı devşirenlerin mayasının bu topraklardan tutabileceğini düşünmüyoruz’

Fotoğraf: 31. İstanbul Onur Haftası Komitesi, onur ayı, onur yürüyüşü, farklı insan avı
Fotoğraf: 31. İstanbul Onur Haftası Komitesi – Onur Yürüyüşü

Onur Ayı geçen yıl olduğu gibi bu yıl da siyasi iktidar tarafından çeşitli gerekçelerle yasaklandı. Ancak tüm baskılara rağmen çatlaklardan gökkuşağını gördük. Bu yasaklamaları, ortaya atılan gerekçeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Geçmiş Onur ayımız tüm Türkiye ve Kürdistan’da birçok il ve ilçede çeşitli etkinlikler ve yürüyüşlerle yaşatıldı. Yaklaşık 10 yıldır tüm muhalif grupların kamusal görünürlüğünü baskılarla yasaklamaya çalışan, anmalarda dahi bir araya gelmemizi engellemeye çalışan muktedirler, artık iki lubunyanın çay içerek bir araya gelmesine dahi tahammül edemeyen bir yere doğru evrildi. Bizler olanları şaşkınlıkla izlerken, aynı zamanda öfkemizin keskinleştiği bir konuma da sürükleniyoruz.

Son seçimler ile birlikte belki de örtük kadın düşmanlığı üzerinden, saldırabileceği ve kitlesini konsolide edebileceği bir şekilde LGBTİ+ lara saldıran bu kadın ve LGBTİ+ düşmanı ittifak devletin gücünü de arkasına alarak açık ve kapalı alanlardaki duyurulu tüm etkinliklerimize engel olmaya çalıştı.

Rusya’dan, Sırbistan’dan ithal ettikleri “Kutsal Aile” düsturu ile bir araya gelip, bu yapay toplamdan sistematik bir kadın ve LGBTİ+ düşmanlığı ittifakı devşirenlerin mayasının bu topraklardan tutabileceğini düşünmüyoruz. Bu mayanın tutmaması için kendini özgürlük ve barış mücadelesinde hisseden tüm muhalif kesimlerin varoluşları pahasına bu ittifağa taviz vermeden, kimseyi geride bırakmadan mücadele etmesi gerekiyor.

Lubunyalar tüm baskılara rağmen onurla yürüdü
Ankara’da rengarenk bir hafıza turu
 ‘Nefret siyasetine değil mücadelemize güveniyoruz

‘Farklı’ insan avına çıkıp önüne geleni gözaltına alan kolluk kuvvetleri suç işliyor’

Fotoğraf: 31. İstanbul Onur Haftası Komitesi, onur ayı, onur yürüyüşü, farklı insan avı
Fotoğraf: 31. İstanbul Onur Haftası Komitesi

Onur Yürüyüşü’nde yine onlarca insan gözaltına alındı. Birçok insan yürüyüş anında orada olmamasına rağmen gözaltındaydı. Kolluk kuvvetleri çok sert müdahalede bulundu. Bu tutum LGBTİ+ hareketini nasıl etkiliyor?

Bu seneki yürüyüşte de, söylesek hemen kolluk kuvvetlerini yığacaklarını bildiğimiz için açıktan bir mekan işaret edemedik ve yürüyüşe katılanları yürüyüş sonrası dağıtmayı tasarlamamıza ragmen, yürüyüşe katılmak isteyen, yürüyüşün yapıldığını görüp yetişmek isteyen arkadaşlarımız çoğunlukla olmak üzere 100’e yakın gözaltı oldu.

Bizleri yürütmemek için İstanbul’un merkezinde iki km’lik alanı herkese kapatan kolluk kuvvetleri, bizlere engel olamadığı için, o sinirle yürüyüşe gelen ya da gelmeyen sokakta gördüğü tüm “farklı” insanları gözaltına aldı.

Resmen “farklı” insan avına çıkıp insanların dış görünüşlerine göre önüne geleni gözaltına alan kolluk kuvvetleri suç işliyorlar, çeteleşmiş devletin politik defterlerinin aracı haline gelen bu devlet memurlarını uyarıyoruz. Suç işliyorsunuz ve yargılanacaksınız, haddinizi bilin.

‣’Haklıyız, öfkeliyiz, güçlüyüz’
‘Türkiye, Onur Yürüyüşlerine yönelik yasak, gözaltı ve yargılamalara son vermeli

‘Tetikleyici birçok hak ihlali gördük’

Gözaltı sürecinde ne gibi hak ihlalleri yaşandı? Onur Ayı’nda LGBTİ+’lar nelere maruz kaldı?

Tetikleyici birçok hak ihlali gördük. Saatlerce susuz bir şekilde, elleri genelde arkadan plastik kelepçeli ve bu sebeple yaralı bir halde araçta bekletilmek, avukatlarla görüştürmemeye çalışmak, hastanede darp raporu alırken baskı kurmak, İstanbul’un birçok farklı noktasındaki hastanelerden arkadaşlarımızı salmak, hastane sonrası arkadaşlarımızla fotoğraf çektirmemek, TC vatandaşı olmayan ve gözaltı yaşayan arkadaşları Geri Gönderme Merkezleri’ne yollamak ve orada yaşadıkları sonsuz insan hakkı ihlallerini daha fazla tetikleyici olmaması için burada aktarmıyoruz, başka kanallarda mücadelesini devam ettiriyoruz.

İstanbul’daki Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan beş kişiye sınır dışı tehditi

‘GGM’lerin koşulları berbat durumda’

elyas, onur ayı
Elyas Torabibaeskendari

Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınan İranlı Elyas Torabibaeskendari’nin son durumu nedir? Size bilgi veriliyor mu? 

Urfa’daki GGM’de tutulan Elyas ile orada yaşayan ve dayanışma kurduğumuz avukat arkadaşlarımız üzerinden az da olsa haber alabiliyoruz.

Tabii ki GGM’lerin koşulları berbat durumda. Mülteci ve göçmenler tamamen insan haklarından yoksun koşullar altında orada tutsak ediliyorlar.

Elyas’ın da kısa sürede özgürlüğüne kavuşması için çalışıyoruz, sınır dışı kararına itiraz edildi, bir ay içinde sürecin ilerlemesini ve kendi ülkesine gönderilmeden güvende ve talep ettiği ülkede yaşamasına yönelik adımları ilerletmeye çalışıyoruz.

Elyas’ın gözaltı süreci ve Urfa Geri Gönderme Merkezi’ne gönderilişi sürecinde Komite olarak nelerle/ nasıl hak ihlalleriyle karşı karşıya kaldınız? 

Tamamen kimseye hiçbir bilgi verme gereksinimi hissetmeden çalışan bir göç politikası var muktedirlerin. Bu bilgisiz ortamda da ihlallerin takibini yapmak oldukça zorlaşıyor.

Çoğu ihlali arkadaşlarımız ancak salınınca öğreniyoruz. Bir kısmını ise içeride tutsak edilen arkadaşlarımız ile kısa da olsa görüşebilen avukatlarımız aracılığıyla.

GGM’ler tamamen bir cehennem. Bu ihalleri kayıt altına almaya çalışıyoruz; GGM’lerin durumuyla ilgili daha geniş katılımlı bir kampanya yapma hedefiyle toplanıyoruz.

‘Bizler birbirimizin umudu ve birbirimizin çaresiyiz’

Ölüm cezası alma ihtimali olan bir insanın ülkesine gönderilme tehdidi altında yaşatılması, LGBTİ+’lara verilen bir korku mesajı niteliğinde. Bu mesaja karşılık ne söylemek istersiniz?

Bizler birbirimizin umudu ve birbirimizin çaresiyiz. Kadınlar ve LGBTİ+lar olarak bu korku iklimine karşı direnmeye ve birbirimizin umudu olmaya devam edeceğiz.

Fotoğraf: Reuters

‘Örgütlenmek hepimizi çok güçlendiriyor’

Seçim öncesinde adeta bir siyasi propaganda aracına dönüştürülen LGBTİ+’lara karşı nefret söylemleri, Meclise giren LGBTİ+ karşıtı parti ve milletvekilleri söz konusu. LGBTİ+’ların ötekileştirilmesi, sürekli ortaya atılan nefret söylemleri, baskılardan dolayı ülkeden ayrılan yüzlerce insan… Bu baskı ortamında yaşayan LGBTİ+’lara nasıl seslenirsiniz?

Çoğumuza en iyi gelen şeylerden biri örgütlenmek. Örgütlenmek hepimizi çok güçlendiriyor.

Örgütlenemeyen lubunyalara da orada burada dijitalde analogda ufak direniş alanlarında şanlatmaya, iktidarı sarsacak varoşularını yaşatmaya, bu direniş alanlarını büyütmeye çağırıyoruz.

‘Tüm lubunyalara ‘helal olsun’ demek istiyoruz’

onur,
Fotoğraf: Nazlı Yıldırım
İhlallerle Adana Onur Yürüyüşü: Zırhlı araçlar, işkenceyle gözaltı ve darp…
İzmir Onur Yürüyüşü’nde polis saldırdı, lubunyalar her şeye rağmen direndi
Onur Haftası etkinliklerine Datça’da da engel

Diğer şehirlerde gerçekleştirilen Onur Haftası ve Yürüyüşleri’nde de benzer görüntülere şahit olundu. Ancak yine de ülkenin her bir yanında gökkuşağı bayrakları göründü. Diğer şehirlerde verilen mücadeleler için neler söylersiniz?

Kürdistan’da ve Türkiye’de varlığıyla görünür olan tüm lubunyalara helal olsun demek istiyoruz. Hepimiz birbirimizden güç alıyoruz ve durdurulamazız. Bu böyle biline. L u b u n y a l a r    d u r d u r u l a m a z!

Türkiye, hak ihlalleri nedeniyle çalışanlar için en kötü 10 ülke arasında

Uluslararası Sendikalar Konfederasyonu‘nun (ITUC) 148 ülkeyi kapsayan Küresel Haklar Endeksi raporuna göre Türkiye, son iki yılda olduğu gibi, 2023 yılında da “çalışanlar için en kötü 10 ülke” arasında gösterildi.

Raporda, “işçilerin özgürlükleri ve hakları acımasızca saldırıya uğramaya devam etti, polis protestoları bastırdı ve sendika liderleri keyfi olarak tutuklandı” denildi.

Türkiye, Küresel Haklar Endeksi’nde “işçi haklarının garanti altında olmadığı” anlamına gelen beşinci grupta yer aldı.

Endekste “Çalışanlar için en kötü 10 ülke” şu şekilde sıralandı: Bangladeş, Belarus, Ekvador, Mısır, Esvatini, Guatemala, Myanmar, Filipinler, Tunus ve Türkiye. Türkiye, son iki yıl da bu kategoride gösterilmişti.

euronews‘ün aktardığına göre raporda, Türkiye’de işverenlerin “örgütlenmeye çalışan işçileri metodik olarak işten çıkardığı” kaydedildi.

‣ ‘İşçi hakları çöküyor, Türkiye en kötü 10 ülke arasında’

‘Yolsuzluğu protesto eden işçiler gözaltına alındı’

Raporda 26 Şubat 2023’te “yolsuzluğu protesto edenlerin” gözaltına alındığı ifade edildi.

İstanbul‘da düzenlenen protesto sırasında gözaltına alınanlar arasında Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Sekreter Yardımcısı Fahrettin Engin Erdoğan, sendika liderleri ve üyeleri olduğu belirtildi.

Raporda, “Protesto, DİSK ve Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) tarafından, ülkedeki son depremin mağdurlarına yardım çabalarını engelleyen yolsuzluk raporları üzerine düzenlendi” denildi.

“Devlet suçları için bağımsız soruşturma” isteyen ve gözaltına alınan 100’den fazla kişi arasında her iki sendika üyelerinin bulunduğu kaydedildi.

‣ ‘Bu ürünleri üreten kadın işçiler haklarını aradıkları için işten atıldı’

Şebnem Korur Fincancı davası

Türkiye
TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı

Raporda, geçen yıl Türk Tabipleri Birliği (TTB) Başkanı Şebnem Korur Fincancı‘nın hapis cezası alması da yer aldı.

Fincancı’nın “Türkiye’nin Irak‘taki askeri operasyonları sırasında kimyasal gaz kullandığı iddialarına ilişkin medyada yer alan yorumları ve bağımsız soruşturma çağrısı nedeniyle” hapsedildiği; duruşmaya gözlemci olarak katılmaya çalışan beş KESK üyesinin tutuklandığı ve daha sonra serbest bırakıldığı” belirtildi.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘nın Fincancı’nın görevinden uzaklaştırılmasını talep ettiği hatırlatılan belgede, “Görevden uzaklaştırma, sendikaların kendi faaliyetlerini ve yapılarını örgütleme özgürlüğüne açık ve kabul edilemez bir müdahale olacaktır” denildi.

Raporda Fincancı’ya ilişkin şu ifadelere yer verildi:

İşkence karşıtı çalışmalarda onlarca yıllık deneyime sahip bir adli tıp uzmanı. Aktivizmi nedeniyle birçok kez takibata uğradı ve 2016’da bir basın özgürlüğü kampanyasına destek verdiği için tutuklandı.

“Örgüt propagandası yapmak” suçundan 2 yıl 8 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılan Fincancı 2023’ün ocak ayında tahliye edildi.

‣ Türkiye dahil 24 ülkede işçiye hak garantisi yok

‘Hukukun üstünlüğü ilkesi yok’

Türkiye

ITUC’nin geleneksel yıllık raporu, 148 ülkede işçi hakları ve çalışma hayatına dair uygulamalara bakılarak hazırlanıyor.

Endeks, ülkeleri 1, 2, 3, 4, 5 ve 5+ şeklinde gruplara ayırıyor. İşçi hakları açısından en iyi grup 1 iken, en kötü grup 5 numara.

5+ ise “hukukun üstünlüğü ilkesi bulunmadığından işçi haklarının güvence altına alınamadığı” ülkeleri gösteriyor. Raporda bu ülkeler arasında Afganistan, Somali, Suriye, Güney Sudan, Suriye, Yemen, Filistin, Burundi, Orta Afrika Cumhuriyeti, Haiti, Libya ve Myanmar bulunuyor.

Endekste, 4’üncü grup “hakların sistematik ihlalini”; 3’üncü grup “hakların düzenli ihlalini”, 2’inci grup “hakların ihlalinin tekrar edilmesini” ifade ediyor.

Raporda “ara sıra hak ihlallerinin yaşandığı” 1’inci grupta, Almanya, Avusturya, Danimarka, Finlandiya, İzlanda, İrlanda, İtalya, Norveç, İsveç sıralanıyor.

Aşırı sıcaklar ayçiçeğini tehdit ediyor: 20 yıldır böyle kötü bir sezon geçirmedik

Trakya‘da etkili olan aşırı sıcakların ayçiçeğinde verim kaybına neden olması bekleniyor. Trakya Üniversitesi Bitki Islahı Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Yalçın Kaya, ayçiçeğinin gelişiminde çok hassas bir dönem girildiğini söyledi.

Çiftçilerin, son yılların en kurak kışında kötü bir sezon geçirdiğini belirten Kaya, “Kış yağışlarında herhangi bir depolama söz konusu olmadı. Daha sonra gelen yağışlar her ne kadar telafi etse de dalgalı bir ekim söz konusu oldu. Ayçiçeğini bazı çiftçiler mart ayında ektiler. Yağmurlar araya girince mayıs ortalarına kadar ekimler oldu” dedi.

İklim masası: Türkiye’de tarım kuraklık ve aşırı sıcaklar nedeniyle tehlike altında 
‣ İklim Masası: Türkiye’nin Avrupa Yeşil Mutabakatı’nı avantaja çevirmesi mümkün
Artan fiyatlarıyla gündeme oturan ayçiçek yağında yeni adım
Fotoğraf: Gökhan Balcı

AA’nın aktardığına göre; Kaya, marttan mayısa kadar farklı dönemlerde ekilen ayçiçeğinin, “çiçeklenme”,tabla teşekkülü” ve “süt olum” evrelerinin bulunduğunu dile getirdi.

Aşırı sıcakların, ayçiçeğinin üç farklı evresi için de zararlı olduğunu ifade eden Kaya, şunları kaydetti:

“Tabla teşekkülü devresinde bitki kaç tane dane yapacağına karar veriyor. Sıcaklar olursa çok küçük tablalar oluşturuyor ve birim alandaki dane sayısı düşüyor, cılız dane oluşuyor.

Çiçeklenme döneminde çiçeklerin ortaları boş kalıyor. Diğer önemli şeylerden bir tanesi süt olum evresi, bitkinin veriminde çok önemli, yüzde kırk oranında etkiliyor daneleri. Bir hafta on gün çok fazla yağış istemiyor. En azından serin ve bulutlu hava istiyor. Bu anlamda da süt olum evresindeki bu sıcaklar onların sularını çok çabuk kavurduğu için bir iki günde kabuk oranı artıyor, yağ oranları düşüyor. Verim için gerçekten çok kritik periyotlara girdik. İnşallah bu sıcaklar böyle devam etmez yine serin havalar, güzel havalar olur da buğdayda umduğunu bulamayan çiftçi ayçiçeğinde umduğunu bulabilir.”

Fotoğraf: Gökhan Balcı

‘Yirmi yıldır böyle kötü bir sezon, kötü bir sıcaklık geçirmedik’

Kaya, aşırı sıcaklar nedeniyle erken ekilen ayçiçeğinde yağ oranı düşüp kabuk oranı arttığı için boş daneler elde edileceğini belirtti.

Trakya’da normal şartlarda ayçiçeğinde belirli bir verim alındığını aktaran Kaya, “Hiç yağmur yağmasa dekar başına yüz kilo ile yüz elli kilo arasında bir verim bekliyoruz normal şartlarda ama tam o kritik dönemlerde yağış olursa iki yüz kilonun üzerine bölgede çıkıyordu. Ama bu görünüş gerçekten kötü bir sezon geçireceğimiz yönünde. Çünkü belki son on beş yirmi yıldır böyle kötü bir sezon, kötü bir sıcaklık geçirmedik, bu döneme denk gelmedi” diye konuştu.

‘Sıcaklık ve kuraklık sonucu yapraklarda güneş yanığı oluşabilir’

Kırklareli Ziraat Odası Başkanı Ekrem Şaylan da ayçiçeğinin artan hava sıcaklığı dolayısıyla zarar görebileceğini belirtti.

Yaz aylarının aşırı sıcak ve kurak geçtiğini ifade eden Şaylan, ayçiçeği yapraklarında güneş yanığı olabileceğini kaydetti.

Ayçiçeğinde verim düşüşü beklediklerini anlatan Şaylan, “Hava sıcaklıkları çok arttı. Bir de bölgemiz kurak bir yaz geçiriyor. Sıcaklık ve kuraklık sonucu yapraklarda güneş yanığı oluşabilir. Dolayısıyla verimde düşüş meydana gelir. İlimizde son yağışlar şu anda olumsuzlukları engelledi ancak bu şekilde sıcak ve kurak geçerse ciddi sorunlar bizi bekliyor” dedi.

‘Ayçiçekleri kuraklıktan dolayı strese girdi’

Tekirdağ’da çiftçilik yapan Ünal İncehasan ise ayçiçeklerinin kuraklıktan dolayı strese girdiğini söyledi.

Geçen yıla göre bu yıl yağışların yok denecek kadar az olduğunu dile getiren İncehasan,”Bitki normalde boy yapıyor ama kuraktan dolayı strese girdi. Aşağıda kök yapacak bir alan bulamayınca bitki kısa mesafede kafaya kalktı. Aynı şekilde kafalarda boyu ile orantılı olarak küçük olacak. dedi.

Şehirleri iklim değişikliğine hazırlayan projeler aranıyor: Kazanana 250 bin dolar ödül verilecek

World Resources Institute (WRI) Ross Center for Sustainable Cities’in, kentsel değişim ve dönüşüme dikkat çekmek için hayata geçirdiği global yarışması WRI Ross Center Prize for Cities’te ödüller dördüncü kez sahiplerini bulacak.

İklim eyleminin son 10 yıla damga vurmasından yola çıkarak bu yıl yarışmanın teması ‘İklim Hazırlıklı Toplumlara İvme Kazandırmak’ olarak belirlendi.

İklim krizine hazırlıklı şehirler yaratmak için, iklim sorunlarının büyüklüğünü göz önünde bulundurarak iklim eyleminin hızını, kapsamını ve ölçeğini artıran projeler yarışacak.

Birinci seçilen proje 250 bin dolar kazanacak. Diğer dört finalistin her birine de 25 bin dolar ödül verilecek. WRI Başkanı ve CEO’su Ani Dasgupta, “İklim krizinin ön saflarında yer alan şehirler, dünya çapında milyarlarca insan için güvenli ve dirençli bir gelecek sağlama konusunda da önemli bir rol üstleniyor. Prize for Cities, başkalarının da kendi yaşadıkları yerlerde uygulayabileceği, büyük sorunlara daha hızlı, daha büyük ve daha kapsamlı çözümlerle cevap veren yenilikçi projelere dikkat çekmeyi amaçlıyor” dedi.

ödül,proje, iklim değişikliği

Projeler, örnek alınabilir ve ölçeklenebilir olmaları şartıyla iklime dayanıklı altyapıdan, sıfır karbonlu binalara ve afete hazırlık eğitimlerine kadar geniş bir yelpazede olabilir.

Kamu, özel sektör, kar amacı gütmeyen kuruluşlar ve bireyler, ödül programına başvurabilir.

Ödülün, kentsel alanda neler olup bittiğini gösteren bir barometre niteliğinde olduğunu vurgulayan WRI Ross Center Global Direktörü Rogier van den Berg sözlerini şöyle sürdürdü:

“Yalnızca yerel toplulukları etkilemekle kalmayıp şehrin ötesinde de değişime yol açan projeler için çağrı yaparak çıtayı çok yükseğe koyuyoruz. Cesur düşünmeyi teşvik ediyor ve en iyi projelerin sahip olduğu bir özellik olan dalga etkisi yaratabilme potansiyeline dikkat çekiyoruz.”

Eskişehir de ödül almıştı

Dr. Güneş Cansız

Türkiye Direktörü Dr. Güneş Cansız ise “Önceki yarışmalarda, sürdürülebilir değişim için şart olan vizyonu, ortaklık oluşturma becerisini ve azmi gösterenler ödüllendirildi. Ödül komitesi, insanları bir araya getirerek enerjik, iklim hazırlıklı toplumlar yaratmaya yardımcı olan, fark yaratmaya çalışan projeler arıyor” diyerek Türkiye’den de projelerin yarışmaya katılmasını beklediklerini söyledi.

Geçen yıl büyük ödülü, Kolombiya’nın Barranquilla kentinde, şehirde istihdamı, halk sağlığını ve yerel ekonomiyi canlandırmak amacıyla hayata geçirilen, kapsayıcı bir yeşil alan projesi olan Todos al Parque aldı. 2020-2021 döneminde ise büyük ödül, Arjantin‘in Rosario Belediyesi’nin geniş kapsamlı kentsel tarım programı Sustainable Food Production for a Resilient Rosario’ya verildi. 2019’da ilki düzenlenen yarışmada ise birincilik, kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Amend’in geliştirdiği, başta Tanzanya’nın Darüsselam şehri olmak üzere, Afrika şehirlerinde okul yollarını çocuklar için daha güvenli kılmayı hedefleyen School Area Road Safety and Improvements (SARSAI) programına gitti.

Aynı yıl, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi kentsel gelişim projesiyle finalistler arasında yer aldı. Herkes için erişilebilirliği esas alan projesiyle Eskişehir bir yandan sağlık unsurunu ön plana çıkarırken, bir yandan da kenti daha kapsayıcı hale getirerek bir dönüşüm yaratmıştı. Eskişehir bu çalışmasıyla pek çok şehir için de ilham kaynağı oldu.

Finalistler sonbaharda açıklanacak

WRI Ross Center’ın global ağından, uluslararası ve çok disiplinli bir değerlendirme ekibi WRI Ross Center Prize for Cities 2023-2024’ün beş finalistini seçecek.

Başlıca kriterler, projelerin yenilikçi fikirler ve yeni yaklaşımlar sergilemesi, birey ve toplukların yaşamları, zihniyetleri ve davranışları üzerinde etkili olması, ayrıca şehir içindeki ve dışındaki kurumlar üzerinde etkisi olması. Şehir liderlerinden ve uzmanlardan oluşan bağımsız bir jüri heyeti de büyük ödülün sahibini ve dört finalisti belirleyecek.

Kazananlar, 2024 yılının sonbahar aylarında açıklanacak. Ödül programına 26 Eylül 2023 tarihine kadar buradan başvurulabilir. Ödül programı ve başvuru süreci detaylı bilgi için bu adresi ziyaret edebilirsiniz.

WRI hakkında

WRI; Brezilya, Çin, Kolombiya, Hindistan, Endonezya, Meksika ve Amerika Birleşik Devletleri‘nde ofisleri bulunan, Afrika ve Avrupa’da ise bölgesel ofislere sahip küresel bir araştırma kuruluşudur.

1700’den fazla çalışanı ve ortaklarıyla birlikte insanların yaşam kalitesini artıran ve doğanın gelişmesini sağlayan pratik çözümler geliştirmek için çalıştığı belirtiliyor.

WRI Türkiye Ross Center for Sustainable Cities hakkında

WRI Ross Center for Sustainable Cities, WRI’ın kentlerde tüm bireyler için daha iyi bir geleceğin oluşumuna adanmış programıdır. Ağ, şehirleri daha dirençli, kapsayıcı ve hem insanlar hem de gezegen için daha iyi olan düşük karbonlu yerlere dönüştürmeye yardımcı olmaya çalışır. Ağın amacı, ABD, Brezilya, Çin, Hindistan, Kolombiya, Etiyopya, Kenya, Endonezya, Meksika ve Türkiye‘de gerçekleştirilen küresel araştırmalar ve saha deneyimleri ile kentlerde yaşayan milyonlarca insanın hayatını iyileştirmek için çevre dostu ve sürdürülebilir kentsel çözümler sunmak.