Ana Sayfa Blog Sayfa 266

Kenya’da iklim değişikliği nedeniyle artan şiddetli yağışlar çevre felaketine yol açıyor

Kenya‘da aşırı hava koşulları şiddetini sürdürüyor. Kenya ordusu, seller nedeniyle mahsur kalan yüzlerce kişiyi tahliye etmek için çabalarını artırdı. Ekim ayında başlayan yağışlar nedeniyle yüzlerce kişi hayatını kaybederken, afetten milyonlarca kişi etkilendi.

Bilim insanları Aralık ayı içerisinde yaptıkları açıklamalarda insan kaynaklı iklim değişikliğinin Kenya’daki yağmurların şiddetini iki katına çıkardığını doğruladı.

Kenya Meteoroloji Departmanı‘nın baş meteoroloğu Joyce Kimutai, Dünya Hava Durumu Öznellik çalışmasının baş yazarı olarak, gezegeni sürekli ısıtmanın tehlikelerini ve insanlığın emisyonları azaltma ihtiyacını vurguladı. Kimutai, “Gezegen bize ‘Beni sürekli ısıtıyorsunuz ve bu ısıyı atmanın başka bir yolu yok’ diyor” dedi. Aynı zamanda Imperial College London‘da araştırmacı olan Kimutai, hastalıklara ve kaybedilen geçim kaynaklarına da dikkat çekti

Kuzey Kenya’daki on binlerce kişi seller nedeniyle hayvanlarını, tarım arazilerini ve evlerini kaybetti. Mercy Corps‘un Afrika Bölge Direktörü Melaku Yirga, “Kenya, Somali ve Etiyopya‘da tanık olduğumuz olay, zaten kırılgan olan insani duruma bir başka yıkıcı darbe” dedi.

Kenya’nın yeni cumhurbaşkanından iklim taahhütü: 2030’a kadar adil geçiş

Somali, Etiyopya ve Tanzanya’da da seller can alıyor

Kenya Meteoroloji Departmanı, yağışların yeni yıla kadar devam edeceği konusunda uyarıda bulundu. Düşük alanlarda ve sel riski olan bölgelerde yaşayan insanlara tahliye olmaları tavsiye edildi. Mandera kasabasında yaşayan 65 yaşındaki Gabey Aliow Issak, “Yağmurdan ve sel sularından kaçarken düştüm ve elimi kırdım. Olaydan sonra ailem ve ben buraya yer değiştirme kampına geldik” dedi.

Kenya, bu durumdan etkilenen tek ülke değil. Komşu Somali‘de, 2023’ün Aralık ayında 110 kişi hayatını kaybetti ve 1 milyondan fazla kişi yerinden edildi. Etiyopya‘da ise 27 Kasım itibarıyla 57 kişi hayatını kaybetti ve 600 binden fazla kişi yerinden edildi. Tanzanya‘da ise kuzeydeki şiddetli seller ve heyelanlar sonucunda en az 68 kişi öldü ve 100 kişi yaralandı.

Himalaya sel felaketinin yol açtığı hasar, yeni uydu görüntüleriyle ortaya çıktı

Kenya’nın büyük bir kısmı ülke çapındaki üçüncü güç kesintisiyle karanlığa gömüldü. Britanya Yüksek Komiseri Neil Wigan, geçen yıl ağır bir kuraklık yaşayan Mandera İlçesi’ni ziyaret etti ve “İklim değişikliği, dünyadaki herkesi etkileyen en büyük sorunlardan biri ancak Kuzey Kenya gibi yerlerde etkileri çok net görülüyor” dedi.

İklim değişikliğinin yağmurun sıklığını ve şiddetini artırdığı belirtiliyor. Doğu Afrika’da Ekim-Aralık “kısa yağışlar” mevsimi, iki doğal iklim olayı El Niño Güney Salınımı (ENSO) ve Hint Okyanusu Dipolü (IOD) tarafından etkileniyor. Bu yıl, her iki olay da şiddetli yağış olasılığını artırdı.

Kenya

Küresel ısınma yağışların şiddetini iki katına çıkardı

Araştırmacılar, bu yılki mevsimin nasıl etkilendiğini değerlendirmek için Kenya, Etiyopya ve Tanzanya’dan hava verilerini ele aldı ve iklim modeli simülasyonlarını kullandı. Yaklaşık 1,2 Santigrat derece ısınmış olan günümüz iklimiyle, daha soğuk olan endüstri öncesi iklimi karşılaştırdılar. Yağışın büyüklüğünün küresel ısınma nedeniyle neredeyse iki katına çıktığı bulundu. Bilim insanları ayrıca, IOD’nin yoğunluğa neredeyse eşit derecede katkıda bulunduğunu da belirtti.

Bu bulgular, fosil yakıtların, çoğunlukla zengin ülkeler tarafından yakılmasının, savunmasız nüfuslar üzerindeki etkisini gösteriyor. Dünya giderek daha fazla iklimsel uç nokta yaşıyor ve sera gazı emisyonları rekor seviyelere yükselmeye devam ediyor. Dünya Meteoroloji Örgütü, 2023’ün muhtemelen kayıtlara geçen en sıcak yıl olacağını ve daha endişe verici iklim olaylarına karşı tetikte olunması gerektiğini ifade ediyor.

Dünya’nın iklim geçmişi CO2’nin düşünülenden daha fazla ısınmaya yol açtığını gösteriyor

Dünya’nın 66 milyon yıllık iklim geçmişine ilişkin yeni bir analiz, gezegenin sera gazlarına karşı mevcut iklim modellerinin öngördüğünden çok daha hassas olduğunu gösteriyor. Bu durum yerkürenin uzun vadede çok daha fazla ısınabileceği anlamına geliyor. Emisyonların gezegen üzerindeki etkisini belirleyen kilit faktör, atmosfere saldığımız tüm ekstra CO2‘ye karşılık Dünya’nın ne kadar ısındığı.

NewScientist‘in akdardığına göre, bu durum bulutlar, buz tabakalarının erimesi ve diğer etkilerle ilişkili çeşitli geri besleme döngülerinden etkileniyor. Bu hassasiyeti ölçmenin bir yolu da, iklimin geçmişte nasıl değiştiğine bakmak.

Buz çekirdeklerinde hapsolmuş gazlar bizi sadece yaklaşık 800 bin yıl öncesine götürebiliyor, bu nedenle araştırmacılar sıcaklıklar ve atmosferik CO2 seviyeleri hakkında daha da geriye gidebilmek için proksiler kullanıyorlar. Örneğin, bitkilerin yapraklarındaki gözeneklerin yoğunluğu ve deniz organizmalarının fosil kabuklarındaki izotop seviyeleri, CO2 seviyelerine göre değişiyor.

‣Araştırma: Dünyanın en yoğun sıcak dalgası Antarktika’da kaydedildi
‣‘Petrol çıkarırken yakılan gazı, Orta Doğu’da milyonları riske atıyor
‣Güneş ve rüzgar AB’de gazı yerinden etti

Bununla birlikte, farklı göstergeler arasındaki tutarsızlıklar, Dünya’nın eski iklimine ilişkin belirsiz bir görüşe yol açıyor. Şimdi, 80’den fazla araştırmacıdan oluşan bir ekip tarafından yapılan kapsamlı bir inceleme, eski CO2 seviyeleri hakkında daha keskin ve daha doğru bir görüş oluşturdu. New York‘taki Columbia Üniversitesi‘nden projeyi koordine eden Bärbel Hönisch, “Artık geçmişte karbondioksit seviyelerinin ne olduğuna dair çok daha net bir resme sahibiz” diyor.

Bu, mevcut atmosferik CO2 seviyelerimizi, derin geçmişle birlikte bir bağlama oturtmamızı sağlıyor. CO2 seviyelerinin sürekli olarak bugünkü kadar yüksek olduğu son zamanın yaklaşık 14 milyon yıl önce olduğunu gösteriyor. Bu da önceki bazı tahminlerden çok daha uzun bir süre önce.

Isınmanın 1,5°C’yi geçtiğini gerçekte nasıl anlayacağız?

Hoenisch, bu yeni CO2 verilerini sıcaklık kayıtlarıyla karşılaştırarak, “İklimin karbondioksitteki değişikliklere ne kadar duyarlı olduğunu anlayabiliriz” diyor. Günümüz iklim modelleri, atmosferik CO2 seviyesinin iki katına çıkmasının 1,5 ile 4,5 derece arasında bir ısınmaya yol açacağını tahmin ediyor. Ancak sonuçlar çok daha büyük bir sıcaklık artışına işaret ediyor: 5 ile 8 derece arasında.

Ancak büyük bir uyarı var. Dünya’nın derin iklim tarihine ilişkin bu yeni kavrayış, günümüz insanını ilgilendiren on yıllar ya da yüzyıllar gibi daha kısa zaman ölçeklerini değil, yüz binlerce yıllık eğilimleri kapsıyor; dolayısıyla bize 2100 yılında küresel sıcaklıkların ne olacağını söylemiyor. Hoenisch, “Yavaş yavaş devreye giren, basamaklı bir etki var” açıklamasında bulunuyor.

Çalışmanın kapsadığı geniş zaman ölçekleri, iklim duyarlılığının daha ince ayrıntılarını tespit edemeyeceği anlamına da geliyor. Pennsylvania Üniversitesi‘nden Michael Mann, iklim duyarlılığının Dünya tarihinin diğer dönemlerinde şimdikinden farklı olabileceğini ve bunun muhtemelen çalışmanın neden daha yakın dönemlere dayananlardan daha yüksek bir tahmine ulaştığını açıkladığını söylüyor ve ekliyor:

Bununla birlikte, çalışma CO2 ve küresel sıcaklıklar arasındaki çok yakın ilişkiyi doğrulamakta ve fosil yakıtların yakılmaya devam edilmesinin yarattığı tehdidin altını çizmektedir.”

Aydın’da sokak hayvanlarına zehirli saldırıda 30 köpek ve 3 tilki öldürüldü

Nazilli ilçesi Çapahasan Mahallesi‘nde 13 Aralık’ta, 2 ayrı sokakta 5 sokak köpeği ölü bulunmuştu. İhbar üzerine bölgeye Nazilli Belediyesi ve Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü ekipleri sevk edilmişti ve yapılan incelemelerde, sokak hayvanlarının zehirlendiği belirlenmişti. 

DHA’nın haberine göre, 14 Aralık’ta da (dün) Aydın Çapahasan’a 3 kilometre mesafedeki Yeşil Mahalle’de 8 sokak köpeği daha ölü bulundu. Aynı zamanda Köşk ilçesi Çarşı Mahallesi Çekirdek Deresi yakınlarında da vatandaşlar, çok sayıda ölü köpek görünce yetkililere bilgi verdi. 

İhbar üzerine bölgeye polis ve zabıta ekipleri sevk edildi. Dere kenarında 17 köpek ile 3 tilki ölü bulundu. Çevredeki tavuk eti parçalarının ekipler tarafından incelenmek üzere alındığı öğrenildi. Köpek ve tilkilerin neden zehirlendikleri yapılan incelemeden sonra belli olacak. Ölümlere ilişkin emniyetin çalışmaları sürüyor.

Sokaklarda yaşayan köpeklerin toplanması ve kısırlaştırılmasına ilişkin komisyon kuruldu
Bilecik’te katliam: 14 köpek ölü, bir köpek yaralı halde bulundu

‘Bu hayvanların sonu böyle olmamalı’

Nazilli Hayvan Hakları ve Doğa Koruma Derneği Başkanı Mehmet Gürkan Tığoğlu, Aydın’ın Nazilli ilçesinde öldürülen köpekler duyulur duyulmaz, bölgede incelemelerde bulundu.

Tığoğlu, sahipsiz hayvanların kısırlaştırılarak popülasyonlarının kontrol altına alınması gerektiğini hatırlatarak, şu ifadeleri kullandı: “Bizim eskiden hayvanlarla iç içe yaşayan çok güzel bir Anadolu kültürümüz vardı. Ama ne yazık ki, maalesef bu yok oldu ve kayboldu. Şu anda sokakta hayvan olmamasını modernlik zanneden bir topluluk haline geldik. Çok yazık, bu çok üzücü bir olay. Çevremizde kedi ya da köpeğin olmadığı bir dünya kurmaya çalışıyoruz. Bunun doğru olmadığını zaten biliyoruz. Bu hayvanların sonunun böyle olmaması gerekiyor. Bu duruma artık acilen bir çözüm bulunması gerekiyor.” Tığoğlu, köpekleri zehirleyen kişilerin bir an önce tespit edilip, hak ettiği cezayı almasını istedi.

2023 Kasım’ı dünyanın bugüne kadarki en sıcak kasım ayı oldu

Kasım 2023, 1850’den bu yana kadar uzanan ölçümlere göre dünya çapında açık ara yaşanan en sıcak kasım ayı olarak kayıtlara geçti.

Sonuca NOAA Ulusal Çevre Bilgi Merkezi, NASA, Japonya Meteoroloji Ajansı ve ABS Copernicus İklim Değişikliği Servisi‘nin ortak verileri alınarak ulaşıldı.

NOAA’ya göre, kasım ayında küresel sıcaklıklar 20. yüzyıl ortalamasının 1,44 santigrat derece (2,59 °F) üzerinde, kayda değer bir artış gösterdi. Eylül 2023’teki artış ise 1,43° C  olarak ölçülmüştü.

Ölçümlere göre, Güney Amerika, Afrika ve Asya kıtalarının her biri tarihteki en sıcak kasım aylarını yaşadı. Kasım 2023, Kuzey Amerika için tarihteki en sıcak ikinci, Okyanusya için ise beşinci en sıcak ay oldu. Avrupa kıtası ise  2003’ü tarihteki en sıcak 15’inci Kasım’ıyla berabere tamamladı. Ay, Amerika Birleşik Devletleri‘nde kaydedilen en sıcak 19’uncu Kasım olarak belirlendi.

Dünyanın büyük bölümünde tarihsel ortalamadan çok daha yüksek olan kara ve okyanus sıcaklıklarını gösteren küresel bir harita
 Rekor sıcaklıklar dünya yüzeyinin yaklaşık %13’ünü kapsıyor. Bu, dünya genelindeki en yüksek yüzde.   (Fotoğraf: NOAA/NCEI)

Bu, yeni bir aylık rekorun kırıldığı üst üste beşinci ay.  Ekim 2023, veritabanlarında herhangi bir ayın ortalamasından en büyük sapmayı göstermişti:  1991-2020 ortalamasının 0,93 santigrat derece üzerinde.

2023’ün Dünya’nın kayıtlara geçen en sıcak yılı olacağı neredeyse kesin

Yılbaşından bugüne kadar olan ocak-kasım dönemi, küresel olarak kaydedilen en sıcak dönem. NOAA’nın en son Küresel Yıllık Sıcaklık Sıralaması Görünümü‘ne ve kullandığı istatistiksel modele göre, 2023’ün kaydedilen en sıcak yıl olma ihtimali de  %99,5’ten fazla. El Niño’nın etkileri asıl olarak ikinci yılda meydana geldiğinden, çok az uzman 2023’ün Dünya’nın en sıcak yılı için aday olacağını öngörmüştü. Ancak öngörüler tutmadı ve 2024’ün bu yıldan daha sıcak olması de çok mümkün.  mümkün. 2023’ün yıllık ortalamasının da 1,5 °C eşiğine yaklaşacağı düşünülüyor.

El Niño koşulları ‘güçlü’ kategoride

NOAA’nın 14 Aralık tarihli gözlemine göre göre El Niño koşulları geçtiğimiz ay doğu tropik Pasifik’te yoğunlaştı ve “güçlü” kategoriye geçti. Bölgedeki deniz yüzeyi sıcaklıkları 8 Aralık’ta sona eren haftada ortalamanın 1,9 santigrat derece üzerinde ölçüldü. Bu, deniz yüzeyi sıcaklıkları ortalamanın 1,5 santigrat derece üzerinde olduğunda “güçlü” bir El Niño olayı tanımlanıyor.

El Niño koşullarının nisan-haziran 2024’e kadar sona ereceğini düşünen uzmanlar, bunu muhtemelen nötr koşulların takip edeceği yönünde yüzde 60 şans veriyor. La Niña koşullarının yükselme olasılığı ise haziran-ağustos aylarında %30’un üzerine, temmuz-eylül aylarında ise yüzde 40’ın üzerine çıkması tahmin ediliyor.

Arktik ve Antarktika’daki deniz buzları en düşük seviyelerde

Ulusal Kar ve Buz Veri Merkezi’ne göre, Kuzey Kutbu da tarihteki en sıcak ikinci Kasım ayını yaşadı.

Antarktika deniz buzu miktarı da geçen ay, 2016’da belirlenen rekorun gerisinde kalarak Kasım ayına ait 45 yıllık verilerde ikinci en düşük seviyeyi gördü.  Uluslararası Kriyosfer İklim Girişimi Kriyosferin Durumu” raporuna göre, “Antarktika deniz buzunun boyutunda 2016’dan bu yana eşi benzeri görülmemiş bir azalma, okyanus ısınmasının neden olduğu yeni bir kaçınılmaz düşüş durumuna doğru bir rejim değişikliğini temsil ediyor.”

Carbon Brief’in değerlendirmesi de bu raporda, küresel sıcaklıklarda sanayi öncesi seviyelerin üzerine 2 santigrat derecelik bir artışın dünyayı gerçekten endişe verici bir duruma sürükleyeceği yönünde. Raporda, mevcut emisyonlarla 2070 yılına kadar deniz seviyesinde bir metre,  2100’lerin başlarında ise üç metre  yükselmenin mümkün olabileceği belirtiliyor.

Küresel istasyonlar arasında 23’ünde de  kasım ayında tüm zamanların en yüksek sıcaklık rekorları tespit edildi. Hiç bir istasyonda “en soğuk rekoru” ölçülmedi.

Türkiye’de son 53’de yılın en sıcak iki kasım ayından biri

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün internet sitesinde yer alan verilere göre, Türkiye‘de 9,3 derece olan 1991-2020 dönemi kasım ayı ortalama sıcaklığı, geçen ay 12,5 dereceyle normallerin 3,2 derece üzerinde gerçekleşti. 2010 yılı kasımında da ortalama sıcaklık 12,5 derece ölçülmüştü.

Geçen ay, yurdun büyük bölümünde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşen sıcaklıklar, Korkuteli, Karaisalı, Hakkari, Ergani ve Mardin çevrelerinde mevsim normalleri civarında seyretti.

Kasım ayında en düşük sıcaklık sıfırın altında 15,3 derece ile Erzurum’da, en yüksek sıcaklık 32,9 derece ile Manisa‘nın Salihli ilçesinde tespit edildi.

Bu yılın kasım ayı ortalama minimum sıcaklıkları, 1991-2020 dönemi minimum sıcaklık normallerinin 0,8 derece üzerinde gerçekleşirken, maksimum sıcaklık normallerinin ise 4,1 derece üzerinde oldu.

Marmara Bölgesi‘nin kasım ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 11 dereceyken, bölgede geçen ay ortalama sıcaklık 14,2 dereceyi gördü.

Uzun yıllar kasım ayı maksimum sıcaklık değeri 27,2 derece olan İstanbul’da geçen ayın sıcaklığı 29,6 derece ölçülürken, aradaki sıcaklık farkı 2,4 derece oldu.

 

 

 

Türkiye’de su kullanımı ve atıksu deşarjı artıyor

Türkiye İstatistik Kurumu‘nun (TÜİK) 2022 su ve atıksu  istatistikleri, ülke genelinde su kullanımında ve atıksu deşarjında artış olduğunu gösteriyor. 50 ve daha fazla kişi çalıştıran imalat sanayi işyerleri, 100 MW ve üzeri güce sahip termik santraller, tamamlanmış tüm Organize Sanayi Bölgeleri (OSB), üretim beyanında bulunan maden işletmeleri ve tüm belediyelerden derlenen veriler, su kullanımındaki artışın yanı sıra atıksu miktarlarının da arttığını ortaya koyuyor.

TÜİK verilerine göre, Türkiye genelinde belediye nüfusunun %98,8’i içme ve kullanma suyu şebekesi ile hizmet alıyor. Kanalizasyon şebekesi ile hizmet alan belediye nüfusunun oranı ise %92,8 olarak belirlendi. Bu veriler, Türkiye’nin altyapı hizmetlerinde önemli bir kapsama ulaştığını gösteriyor.

Belediyelerin kişi başı günlük su tüketimi ortalama 229 litre olarak hesaplanırken, deşarj edilen atıksu miktarı ise kişi başına günlük ortalama 197 litre oldu. İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlerde bu rakamlar farklılık gösteriyor.

Marmara Denizi’nin kirlenmesinde İstanbul atıksularının payı söylendiği kadar mı?

Sayıştay’dan iklim krizi uyarısı: Güzelhisar Barajı’nın artan suyu denize dökülüyor

Organize işletmeler su tüketimi ve atıksu deşarjından sorumlu

2020 yılında toplam 18,2 milyar m³ su çekilirken, 2022 yılında bu miktar 19,2 milyar m³’e yükseldi. Çekilen suyun %56,8’i denizlerden, geri kalanı yeraltı ve yüzey sularından temin edildi. Bu durum, denizlerin soğutma amaçlı yoğun bir şekilde kullanıldığını gösteriyor. Ayrıca, belediyeler, imalat sanayi işyerleri, termik santraller, OSB’ler ve maden işletmeleri tarafından 2022 yılında toplam 16,4 milyar m³ atıksu doğrudan alıcı ortamlara deşarj edildi.

Soğutma suları hariç deşarj edilen atıksuların %79,3’ü arıtılıyor. Bu oran, atıksuların büyük bir kısmının arıtıldığını gösterse de, hala arıtılmayan büyük miktarlardaki atıksuların çevresel etkileri endişe yaratıyor. Belediyelerin çektiği 6,7 milyar m³ suyun %60,8’i arıtılırken, kanalizasyon şebekesinden deşarj edilen 5,4 milyar m³ atıksuyun %86,1’i arıtıldı.

Artan su kullanımı ve atıksu miktarları, Türkiye’nin su kaynakları ve ekosistemleri üzerindeki baskıyı artırıyor. Özellikle arıtılmayan atıksuların doğrudan alıcı ortamlara deşarj edilmesi, denizler, göller ve akarsular için ciddi bir tehdit oluşturuyor. TÜİK’in gelecek raporları, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir yönetimi konusunda atılacak adımlar açısından kritik öneme sahip olacak.

 

İstanbul’da hava kirliliği kalp sağlığını tehdit edecek düzeyde

İstanbul‘da hava kirliliği, kış aylarının gelmesiyle birlikte ciddi bir artış gösterdi. Uzmanlar, özellikle Kadıköy-Göztepe, Esenyurt, Mecidiyeköy ve Kağıthane bölgelerinde hava kirliliğinin yoğun olduğunu belirtiyor. 

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Hüseyin Toros, şehirleşmenin, artan araç sayısının ve sanayi tesislerinin hava kalitesi ve kirliliği üzerinde etkili olduğunu vurguluyor:

“Şehirleşme ve şehirdeki araç sayısı arttıkça, sanayi tesisleri arttıkça, kömür gibi fosil yakıtlar kullanıldıkça, meteorolojik şartlara bağlı olarak hava kirliliği oranı değişkenlik arz ediyor. Şehirlerde daha çok araçlardan çıkan azot kirliliği ve tozlar, insan sağlığı başta olmak üzere tüm ekosistemde olumsuz yönde etkiler oluşturuyor. Kış döneminde ısınma kaynaklarının devreye girmesiyle hava kirliliği daha da artabilir. Günde belki 1-2 litre su içiyoruz, 1-2 kilo yemek yiyoruz ve yetişkin bir insan olarak günde ortalama 15 kilogram hava soluyoruz. Yediklerimizi, içtiklerimizi seçebiliyoruz ama maalesef soluduğumuz havayı yeterince seçemiyoruz.”

Şeffaf olmayan hava kalitesi verileri TBMM gündeminde: Bakanlık hava kirliliğine karşı ne yapıyor?

Yapay yağmurlar Pakistan’daki hava kirliliğini azaltabilir mi?

Kirlilik, kalp sağlığını tehdit ediyor

Kardiyolog Prof. Dr. Özlem Esen ise hava kirliliğinin kalp sağlığı üzerindeki etkilerine dikkat çekti.

DHA’ya yaptığı açıklamada Prof. Dr. Esen, havadaki kirliliğin ölçüm parametresi olan parçacık sayısının artışının, damarlarda spazm ve kalp krizlerine neden olabileceğini belirtiyor. Soğuk havalarda bu durum daha da riskli hale geliyor.

Prof. Dr. Esen, kronik hastalıkları olan kişilerin hava kirliliği nedeniyle daha fazla risk altında olduğunu söylüyor. Astım, bronşit, kalp yetersizliği ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıkları olan hastalar için hava kirliliğinin etkileri daha da tehlikeli olabiliyor. Prof. Dr. Özlem Esen ayrıca bu kişilerin kendilerini korumak için dışarı çıkarken maske kullanmalarını ve dikkatli olmalarını öneriyor.

Prof. Dr. Hüseyin Toros, İstanbul‘daki vatandaşların günlük yaşamlarında hava kirliliğini takip ederek, sağlık risklerini azaltmaları gerektiğini belirtiyor ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın havaizleme.gov.tr adresinden anlık hava kalitesi verilerini takip etmenin önemini vurguluyor. Prof. Dr. Toros, hava kalitesi düşük olduğunda özellikle hassas grupların dikkatli olması gerektiğini ifade ediyor.

Belirli semtler özellikle risk altında

İstanbul’da Göztepe, Esenyurt, Mecidiyeköy, Kağıthane gibi bölgelerde diğer bölgelere göre kirliliğin daha yoğun olduğunu ifade eden Prof. Dr. Toros, İstanbul’da 38 ayrı hava kalitesi ölçüm istasyonu olduğunu hatırlatarak şu bilgileri paylaştı: 

“Ölçüm istasyonu verileri hava kirliliğine dair fikir veriyor. İstanbul’daki toz oranı şu an 50 ila 100 arasında değişiyor. Bir metreküp havada yaklaşık 50 parçacıklı madde bulunur ve bulunduğunuz bölgede hava değeri 50’nin altındaysa, bu iyi bir sonuçtur. Ancak 50 ila 100 arası orta düzeydeki değerlere iyi diyemiyoruz. 100’den sonrası, özellikle hassas gruplar için zararlı hale geliyor.”

 

Küresel kömür talebinin önümüzdeki yıllarda azalması bekleniyor

Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) son piyasa raporu, mevcut politikalar temelinde talebin 2026’ya kadar düşeceğini öngörüyor, ancak uluslararası iklim hedeflerine ulaşma yolunda daha sert bir düşüş sağlamak için daha güçlü eylemlere ihtiyaç var.

Küresel kömür talebinin 2023 yılında yüzde 1,4 oranında artarak ilk kez 8,5 milyar tonu aşacağını öngörülüyor. Küresel artış, bölgeler arasındaki keskin farklılıkları maskeliyor. Tüketim, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri‘nde her biri yaklaşık yüzde 20’lik rekor düşüşler de dahil olmak üzere, 2023 yılında gelişmiş ekonomilerin çoğunda keskin bir düşüş gösterecek. Bu arada, yükselen ve gelişmekte olan ekonomilerde talep çok güçlü olmaya devam ediyor ve artan elektrik talebi ve zayıf hidroelektrik üretimi nedeniyle 2023 yılında Hindistan‘da yüzde 8 ve Çin‘de yüzde 5 oranında artıyor.

En büyük yenilenebilir kapasite artışı Çin’de olacak

Bununla birlikte, rapor, hükümetlerin daha güçlü temiz enerji ve eklem politikaları sebebiyle, enerji verimliliği politikaları açıklamaması ve uygulamaması durumunda bile, küresel kömür talebinin 2026 yılına kadar 2023 seviyelerine kıyasla yüzde 2,3 oranında düşmesini bekliyor. Bu düşüş, 2026’ya kadar olan üç yıl içinde devreye girecek olan yenilenebilir enerji kapasitesindeki büyük artıştan kaynaklanacak.

‣[COP28] Türkiye’den 13 kurumdan kömürden acil çıkış çağrısı
‣Akbelenli çiftçi kadınlardan mesaj: Kara kömürün tehdit ettiği topraklarımız için direneceğiz

Bu küresel yenilenebilir kapasite artışının yarısından fazlasının şu anda dünya kömür talebinin yarısından fazlasını oluşturan Çin’de gerçekleşmesi bekleniyor. Sonuç olarak, Çin’in kömür talebinin 2024 yılında düşmesi ve 2026 yılına kadar plato çizmesi bekleniyor. Bununla birlikte, Çin’de kömürün görünümü önümüzdeki yıllarda temiz enerjinin yayılma hızı, hava koşulları ve Çin ekonomisindeki yapısal değişimlerden etkilenecek.

kömür madeni

Şu anda elektrik üretimi, çelik üretimi ve çimento üretimi için en büyük enerji kaynağı olan ve aynı zamanda insan faaliyetlerinden kaynaklanan CO2 emisyonlarının en büyük kaynağı olan kömüre yönelik küresel talepte öngörülen düşüş, tarihi bir dönüm noktası olabilir. Ancak, Küresel Pazar raporuna göre, tüketimin 2026 yılına kadar 8 milyar tonun üzerinde kalacağı tahmin ediliyor. Paris Anlaşması‘nın hedefleriyle tutarlı bir oranda emisyonları düşürmek için, karbonu tutulmayan kömür kullanımının önemli ölçüde daha hızlı düşmesi gerekecek.

‣[COP28] ABD dahil yedi ülke ‘kömür sonrası temiz enerji ittifakı’na katıldı
‣Uygulanmayan yargı kararları Muğla’yı susuz bıraktı: Su yaşamdır, kömürlü termik santral ölüm!

‘Kömür için dönüm noktası, ancak…’

IEA Enerji Piyasaları Başkanı ve güvenlik direktörü Keisuke Sadamori raporla ilgili şu değerlendirmeyi yapıyor: ”Küresel kömür talebinde birkaç kez düşüş gördük, ancak bunlar kısa süreliydi. Sovyetler Birliği‘nin çöküşü veya Covid-19 krizi gibi olağanüstü olaylar. Bu kez durum farklı görünüyor, zira düşüş daha yapısal ve temiz enerji teknolojilerinin zorlu ve sürekli genişlemesinden kaynaklanıyor ”

Sadomori, kömür için bir dönüm noktasının ufukta göründüğüne dikkat çekiyor:

Ancak Asya‘nın kilit ekonomilerinde yenilenebilir enerjilerin yayılma hızı bundan sonra ne olacağını belirleyecek ve uluslararası iklim hedeflerine ulaşmak için çok daha fazla çaba sarf edilmesi gerekecek.”

Rapor, kömür talebi ve üretiminin Asya’ya kaymasının hızlandığını ortaya koyuyor. Bu yıl Çin, Hindistan ve Güneydoğu Asya, 1990’da sadece dörtte biri olan küresel tüketimin dörtte üçünü oluşturacak. Güneydoğu Asya’daki tüketimin 2023 yılında ilk kez Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği’ndeki tüketimi aşması bekleniyor. 2026 yılına kadar Hindistan ve Güneydoğu Asya, kömür tüketiminin önemli ölçüde artmaya hazırlandığı tek bölge.

Üç ülke 2023’de rekor kıracak

Gelişmiş ülkelerin ekonomilerinde, elektrik talebindeki zayıf büyümeye bağlı olarak yenilenebilir enerji kaynaklarındaki genişlemenin kömür tüketimindeki yapısal düşüşü tetiklemeye devam edeceği öngörülüyor.

Bu arada, dünyanın en büyük üç kömür üreticisi olan Çin, Hindistan ve Endonezya‘nın 2023 yılında üretim rekorları kırarak küresel üretimi yeni bir zirveye taşıması bekleniyor. Bu üç ülke şu anda dünya kömür üretiminin yüzde 70’inden fazlasını gerçekleştiriyor.

Küresel kömür ticaretinin önümüzdeki yıllarda talebin azalmasıyla daralması bekleniyor. Ancak ticaret, Asya’daki güçlü büyümenin etkisiyle 2023 yılında yeni bir zirveye ulaşacak. Çin’in ithalatı 450 milyon tona ulaşarak 2013 yılında kırdığı bir önceki küresel rekorun 100 milyon ton üzerine çıkarken, Endonezya’nın 2023 yılındaki ihracatı da 500 milyon tona yaklaşarak yine küresel bir rekor kıracak.

Akbelen direniyor: Yeter, düşsünler gayri yakamızdan!

Video haber: Hakan TOSUN

*

MUĞLA – İkizköy‘deki Akbelen Ormanı‘ndaki ağaçları, Limak ve IC-İçtaş‘ın iştiraki YK Enerji‘nin kömürlü termik santrali için kesilip dinamitler patlatılırken yurttaşlar direnişlerini sürdürüyor.

İkizköylü İlkay Demir, dikenli terlerin çekildiği orman sınırından sesleniyor. Demir, ağaçta kalan zeytinlerinin bazılarını topladığını ancak ertesi gün geldiğinde dikenli teller çekilen alana geçmesine izin verilmediğini belirtiyor. Şirketin toplanmasına izin verilmeyen zeytinler dalında kaldı. Patlayan dinamitlerle evleri sarsılan İkizköylüler anlatıyor:

Ne olmuştu?

İkizköylüler ile çevre aktiviteleri, dört yıldır Akbelen’i korumak için mücadele ediyor. Ancak tüm tepkilere ve eylemlere rağmen 24 Temmuz’dan itibaren ormanda kesim, jandarma ekipleri ile TOMA’lar eşliğinde yapılmıştı.

Buna karşı çıkmak isteyen çevreciler ve bölge sakinleri, defalarca gözaltına alınmıştı. Ağaç kesimin önünü, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 28 Kasım 2020’de verdiği izin açmıştı.

Ormanın 740 dönümlük kısmını açık maden ocağına dahil eden iznin gerekçesi ise Yeniköy Kemerköy Termik Santrali’ne yakıt kaynağı sağlamak olarak gösterilmişti.

Ağaç kesimi, ülke çapında tepkilere neden olmuştu. TBMM Genel Kurulu‘nda muhalefetin bölgedeki ağaç kesiminin durdurulması için verdiği genel görüşme önergesi de AKP ve MHP milletvekillerinin oyları ile reddedilmişti.

Akbelen’de mücadelenin sürdürüldüğü konteyner ve çadırlar ise 12 Eylül’de yetkili kurumlarca kaldırılmıştı.

Kazdağları’ndan çağrı: ‘Şahinderesi’nde özelleştirmeye izin vermeyeceğiz!’

Altınoluk sakinleri, 13 Aralık 2023’te Şahinderesi Kanyonu girişinde toplandı ve “Şahinderesi‘nin özelleştirilmesine izin vermeyeceğiz” diyerek alanın özelleştirilmesine karşı çıktı.

Şahinderesi Dayanışma Platformu‘nun çağrısıyla gerçekleşen kitlesel basın açıklamasında 2000’den fazla kişi bir araya geldi. Platformun öncülük ettiği yürüyüş, kanyonun önünde yapılan basın açıklaması ile devam etti.

Yapılan basın açıklamasında, “Alanın halkın ücretsiz olarak kullanımına açık olması gerekirken, ihaleyle özel ve paralı hale getirilmesine karşı çıkıyoruz” denildi.

Şahinderesi Dayanışma Platformu

Dünyanın en çok oksijene sahip ikinci bölgesi

Şahinderesi Kanyonu, Kazdağları içinde yer alıyor ve Avrupa’daki Alp dağlarından sonra dünyada en çok oksijene sahip ikinci bölge olarak biliniyor. Özellikle akciğer hastaları için şifa kaynağı olan bu alan, uzun yıllardır yöre halkı ve ziyaretçiler tarafından yoğun olarak kullanılıyor. Sabahları spor ve yürüyüşler yapılan, yazları serinlemek için sıkça uğranan bu alan, Altınoluk’un tek mesire yeri. Ancak Doğa Koruma ve Milli Parklar idaresinin özelleştirme kararı, bu doğal alanın halkın elinden alınmasına yol açabilir.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği‘nin Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü‘ne yaptığı başvuruya verilen yanıtta, Kazdağı Milli Parkı‘nın tel ihata ile çevrildiği ve mesire alanının işletmecilik ihalesine çıkarılacağı belirtildi.

Şahinderesi Dayanışma Platformu, mesire alanının halka kapatılıp parası olanın yararlanacağı bir yer haline dönüştürüleceği yönündeki bu yanıta şiddetle itiraz etti.

Şahinderesi Dayanışma Platformu

Kazdağı Derneği Başkanı Doğan: Ormanları talen edenlere karşı mücadeleyi sürdüreceğiz

Ormanlar nasıl korunur? – İbrahim Özdemir

Şahinderesi Dayanışma Platformu‘nun kurulduğu duyuruldu ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Siteler Birliği Derneği ve Edremit Çevre Derneği adına konuşmacılar dayanışma dileklerini aktardı. Yörede yaşayan vatandaşlar da Şahinderesi ile ilgili duygu ve düşüncelerini dile getirerek, alanın özelleştirilmesine ve paralı hale gelmesine karşı olduklarını belirttiler. Etkinlik, halk sanatçısı Veysel Kaya’nın türküleri ve çekilen halaylarla sona erdi.

Şahinderesi Dayanışma Platformu: ‘Mücadeleye devam’

Edremit Demokrasi Platformu‘nda kurulan çalışma grubu, alanda incelemeler yaparak, konuyu kamuoyuna duyurmuştu. 2 Aralık 2023 tarihinde Altınoluk’ta yapılan halk toplantısına 250 kişi katılmıştı. Bu toplantıda “Şahinderesi Dayanışma Platformu”nun kurulması kararlaştırıldı ve 20 kişilik bir yürütme kurulu seçildi.

Platform, Şahinderesi Kanyonu’nun ticarileşmesine karşı mücadele etmek için çeşitli eylemler planladı. İmza kampanyası başlatıldı, broşürler hazırlandı ve 5 günde 2360 imza toplandı. 13 Aralık 2023’te yapılan kitlesel basın açıklamasıyla halkın tepkisi gösterildi ve mücadeleye devam edileceği vurgulandı.

Platformun basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

‘’Şahinderesi bize rağmen ranta açılamaz. Alanın halkın ücretsiz olarak kullanımına açık olmak şartı ile gerekli düzenlemelerin yapılmasından hiçbir itirazımız yok. Ancak ihaleyle özel ve paralı hale getirilmesine, ranta açılmasına, halkın ücretsiz kullanımına kapatılmasına, betonlaşmasına, hele hele tel örgülerle bütünlüğünün bozulmasına karşıyız ve buna müsaade etmeyeceğiz.

Bizler, Şahinderesi’nden halkın ücretsiz olarak yararlanmaya devam etmesi için yetkili kurumlarla görüşmeye başladık. Altınoluk’un tek mesire alanının ranta açılmaması izin vermeyeceğimizi ve yaşam alanlarımızın kısıtlanmasına rıza göstermeyeceğimizi anlattık. İmza kampanyamızı başlattık. 5 günde 2360 imza topladık. Kurumlar önünde de basın açıklamalarımızı sürdüreceğiz.’’

Biyoyakıt ithalatında palm yağı sahtekarlığı

Palm yağı sahtekarlığının kökünü kazımak için biyoyakıt ithalatında daha sıkı kurallar getirilmesi talep ediliyor.

Guardianın aktardığına göre; kampanyacılar, havayolu şirketlerinin daha temiz uçuşlara güç vereceğini umdukları ithal ‘kullanılmış’ yemeklik yağın,  işlenmemiş palm yağı olmadığından emin olmak için daha sıkı kurallara ihtiyaç olduğu konusunda uyardı.

Atık yağların yaklaşık yüzde 80’i, havacılık sektöründeki artan talebe rağmen çoğunlukla hala otomobil, kamyonet ve kamyonlarda kullanılan biyoyakıtları oluşturmak için ithal ediliyor. Bu ithalatın yaklaşık yüzde 60’ı Çin‘den geliyor. Ancak soruşturmalarla ortaya çıkarılan sahtekarlık vakaları, ithalatın büyük bir kısmının yeniden kullanılan palm yağı ürünleri yerine yanlışlıkla atık olarak etiketlenebileceğini gösterdi.

Bir zamanlar yenilenebilir olarak görülen tarımsal biyoyakıtlar artık ormansızlaşmaya ve emisyonların artmasına sebebiyet veriyor. Brüksel merkezli sivil toplum kuruluşu Transport & Environment (T&E) için hazırlanan bir rapora göre, Avrupa ülkeleri tarımsal kaynaklı biyoyakıtları kısıtlamaya çalışırken, atık yağ talebindeki artış, arzı geride bırakmış durumda.

‣Kömür ve gaz kurulu gücünü artırmayı planlayan Türkiye karbon nötr hedefine nasıl ulaşabilir?
‣Yolcu gemileri yeşil enerji seçeneklerini göz ardı ederek emisyon ve hava kirliliğine yol açıyor

Avrupa’nın kullanılmış yemeklik yağ tüketimi 2015’ten bu yana iki kattan fazla arttı. Bunun büyük bir kısmı kara taşımacılığında yakıt olarak kullanılırken, havayolu şirketlerinin sürdürülebilir havacılık yakıtına yönelmesiyle talep artışı bekleniyor. Atık yemeklik yağ, geçtiğimiz ay Virgin Atlantic‘in İngiltere hükümeti tarafından desteklenen transatlantik uçuşuna tek başına yakıt sağlayan sürdürülebilir havacılık yakıtının ana bileşeniydi.

İthalatla ilgili ciddi endişeleri olduğunu belirten T&E’de, biyoyakıt uzmanı olan Barbara Smailagic, Avrupa hükümetleri palm gibi işlenmemiş yağların atık olarak etiketlenmesini engellemenin neredeyse imkansız olduğunu söylüyor.

palm yağı

‘Biyoyakıtları her derde deva bir ilaç olarak görmekten vazgeçmeliyiz’

Palm yağı biyodizel ithalatı yüzde 30 oranında düşerken, ‘atık’ veya ‘kalıntı’ olarak etiketlenen yağ türevleri artıyor. Almanya ve İrlanda gibi ülkeler sahtecilik risklerine karşı resmi soruşturmalar başlatırken, Avrupa Komisyonu da Endonezya‘daki sahte biyodizeli soruşturma sözü verdi.

Kullanılmış yemeklik yağın, ormansızlaşmaya neden olan palm yağı için başvurulan bir kaçış noktası haline gelmesini önlemek için daha fazla şeffaflığa ve ithalatta bir sınırlamaya ihtiyacın olduğunu belirten Smailagic, “Avrupa yakacak yeni şeyler bulmaktan asla yorulmuyor. Sürdürülebilir biyoyakıt hammaddeleri son derece sınırlı. Biyoyakıtları iklim sorunumuz için her derde deva bir ilaç olarak görmekten vazgeçmeliyiz’’ açıklamasında bulundu.

Rapor, biyoyakıtların karayolu taşımacılığı için doğrudan elektriklendirme lehine, aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını ve gerçekten sürdürülebilir yakıtların havacılık için ayrılmasını öneriyor.

‣Biyoçeşitlilik Sözleşmesi imzacısı 330 büyük şirketten hükümet ve diğer şirketlere çağrı: Dünya gönüllülüğü aşmalı
‣’Asya’daki ağır hava kirliliğinin altında küresel adaletsizlik yatıyor

AB’deki havayolları, on yılın sonundan itibaren toplam yakıt yakımlarında en az yüzde 6 sürdürülebilir havayolu yakıtı kullanmak zorunda olacak ancak üretim seviyeleri talebin çok altında olmasına rağmen daha fazla kullanılması umuluyor. Birleşik Krallık hükümeti 2025’e kadar beş sürdürülebilir havayolu yakıtı tesisi inşa edilmesini ve 2030’a kadar havayollarının yüzde 10’unda sürdürülebilir havayolu yakıtı kullanmasını zorunlu kılmayı amaçlıyor.

Pek çok çevreci grup, yalnızca yeşil hidrojen kullanılarak ve üretimde doğrudan karbondioksit azaltılarak yapılan sentetik gazyağının gerçekten sürdürülebilir bir havacılık yakıtı olduğuna inanıyor, ancak bunu üretmek için gereken büyük miktarda yenilenebilir enerji konusunda endişeler devam ediyor.