Ana Sayfa Blog Sayfa 221

İtalyan Kilisesi saldırısında gözaltı sayısı 51’e yükseldi

İstanbul Sarıyer’de Santa Maria Kilisesi’ne yönelik yapılan silahlı saldırıya ait yeni bilgiler ortaya çıktı. Gözaltına alınanların sayısı 51’e yükselirken, saldırıyı gerçekleştiren şüphelilerden birinin silahının tutukluk yapması sonucu kaçtığı öğrenildi. Ayrıca olayda kullanılan aracın ise bir sene önce Polonya’dan Türkiye’ye getirildiği, ancak bu süre içerisinde hiç trafiğe çıkmadığı belirlendi.

İstanbul Sarıyer‘de bulunan Santa Maria Kilisesi’ne dün saat 11.40 sıralarında pazar ayini sırasında maskeli iki kişi tarafından silahlı saldırı düzenlenmişti.  Saldırıda kilisenin müslüman ziyaretçisi 52 yaşındaki Tuncer Murat Cihan hayatını kaybederken, silahlı saldırıyı gerçekleştiren şüpheliler yakalandı. Saldırıdan kısa süre sonra olayla bağlantısı olduğu tespit edilen çok sayıda adrese düzenlenen baskınlarda gözaltı sayısı 51’e yükseldi.

‣ İstanbul’da katolik kilisesine saldırı: IŞİD üstlendi

Şüphelilerden 23’ü için sınır dışı kararı

Yapılan takip sonrasında şüphelilere ait aracın Başakşehir Güvercintepe Mahallesi’ne gittiği gözlendi. Burada çok sayıda adrese baskın yapan polis, saldırıyı gerçekleştiren Tacikistan uyruklu A.K. ile Rusya uyruklu D.T. ile birlikte saldırıyla ilgisi olduğu tespit edilen 51 kişiyi gözaltına aldı. Gözaltına alınanların Tacikistan, Rusya ve Türkiye vatandaşı oldukları tespit edildi.

Şüphelilerden 23’ü sınır dışı edilmek üzere geri gönderme merkezine teslim edilirken 28 şüphelinin emniyetteki işlemleri sürüyor.

Two Masked Attackers Kill Man During Assault on Catholic Church in Istanbul - Varyzs

İtalya basınında kilise saldırısı

İstanbul Sarıyer’de İtalyan kilisesindeki saldırı İtalya basınında da geniş yankı buldu.

Ülkenin en büyük gazetesi Corriere della Sera haberi baş sayfasından “İtalyan kilisesine saldırı. İstanbul’da terör ve bir ölü” başlığıyla verdi.

Il Messaggero gazetesi de Katolik Kilisesi’nin İstanbul Apostolik Vekili Piskopos Massimiliano Palinuro ile bir söyleşi yaptı. Söyleşi, “Bunlar savaşın ve Avrupa’daki İslamofobinin zehirli meyveleridir” başlığıyla yayımlandı.

TGCOM24‘te İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya‘nın “Bu korkakça saldırıyı kınıyoruz” sözleri hatırlatıldı. Saldırganların IŞİD üyesi oldukları belirtildi.

La Stampa gazetesi ise haberinde yerel seçim vurgusu yaptı. “Saldırı kabusu 6 yıl sonra Türkiye’ye geri döndü” ifadesi kullanılan yazıda “Türkiye’de Mart ayı sonunda yapılacak yerel seçimler dikkate alındığında güvenlik konusu yeniden merkezi hale gelebilir” dendi.

Ansa Haber Ajansı ise Papa Francesco’nun Angelus ayininde saldırıya ilişkin taziyede bulunduğunu duyurdu. İtalya Dışişleri Bakanı Antonio Tajani’nin kınama mesajı da haberde yer aldı.

Thunberg ve iklim aktivistleri İngiltere’de uçuş sayısını artırmak isteyen havaalanını protesto etti

İklim aktivisti Greta Thunberg, Farnborough Havaalanı‘nın genişletilme planlarına karşı düzenlenen protestoya katılarak yerel sakinler ve Yokoluş İsyanı aktivistleri ile birlikte yürüdü.

İngiltere Hampshire‘daki Farnborough Havaalanı, yılda 50 bin olan uçuş sayısını 70 bine çıkarmak için Rushmoor belediye konseyine bir planlama başvurusunda bulunmuştu. Bunun üzerine çevre ve iklim aktivistleri, Farnborough kasaba merkezinden havaalanına kadar süren bir yürüyüş düzenledi.

Grup, özel jetlere tam bir yasak çağrısında bulunurken, pembe duman fişekleri patlattı ve pankartlar açtı. Özel jetlerin yolcu uçaklarına kıyasla 30 kat daha fazla kirletici olduğunu belirten aktivistler, lüks havaalanlarını genişletme projelerinin acilen durdurulmasını istedi.

Greta Thunberg, “İklim krizinin tırmandığı bir dönemde özel jet kullanımının yasal olması, üstelik sosyal olarak da kabul edilmesi gerçeklikten kopukluktur” dedi ve zengin elitlerin gezegeni feda ederek şiddet içeren yaşam tarzlarını sürdürmelerini kınadı.

Greta Thunberg
Fotoğraf: Extinction Rebellion / PA

Havaalanı planları onaylanırsa, normalde hafta içi yapılmayan uçak seferlerinin yılda 8 bin 900’den 18 bin 900’e çıkması ve daha ağır uçakların havaalanını kullanmasına izin verilmesi öngörülüyor.

Farnborough Havaalanı yetkilileri, buranın çevresel ayak izinin “geleneksel bir ticari havaalanınınkinden çok daha küçük” olduğunu ve bölgedeki en büyük istihdam alanlarından biri olarak hizmet verdiğini belirterek genişletme projesini savundu ve “Çevresel etkimizi sürekli azaltmanın önemini anlıyoruz ve havaalanı karbon akreditasyon programı altında dört artı seviyesine ulaşan birkaç İngiltere havaalanından biriyiz” dedi.

Greta Thunberg: İnsan hakları olmadan iklim adaleti olmaz

‘Radikal adımlar atılmalı, fosil yakıt kullanımı azaltılmalı’

Eski bir havayolu pilotu ve Yokoluş İsyanı sözcüsü Todd Smith, “Uçak seferleri gezegeni ‘kızartmanın’ en hızlı yoludur ve özel jetler de uçmanın en kirli yoludur” dedi. “İklim krizi ortasında özel jetleri yasaklamak ve bu lüks havaalanlarını genişletmeyi durdurmak aklın yolu değil mi?” diyen Smith, anketlerin ve çeşitli vatandaş meclislerinin de uçak seferlerinin azaltılmasının istendiğini gösterdiğini açıkladı.

Farnborough sakinlerinden Sarah Hart, “Yerel bir sakin ve iki çocuk annesi olarak, havaalanının genişleme planının tamamen yasaklamamız gereken bir dönemde yapılması beni dehşete düşürdü. Çocuklarımız için yaşanabilir bir dünya sağlamak adına radikal adımlar atmalıyız, fosil yakıt kullanımımızı artırmamalıyız” diyerek tepkisini dile getirdi.

Havaalanı
Fotoğraf: Extinction Rebellion / PA

Havayolu ulaşımı gezegene neden zararlı?

Havaalanlarının çevreye zararları çeşitli faktörlerden kaynaklanıyor. Global hava trafiği ve taşımacılığının, insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliği etkenlerinin yüzde 3.5’inden sorumlu olduğu biliniyor. Bu oran, iklim değişikliğine etki eden diğer faktörlerle karşılaştırıldığında küçük görünse de, uzmanlar hava yolculuğunun karbondioksit (CO2) dışında birçok kompleks yolla iklimi etkilediğinin de göz önünde bulundurulmasını söylüyor.

NOAA’nın 2020’de yayınladığı rapora göre hava yolculuğu, yalnızca CO2 salımı ile değil, aynı zamanda diğer gazlar ve kirleticilerin atmosferdeki konsantrasyonunu etkileyerek iklim üzerinde daha karmaşık etkiler yaratıyor. Bu etkiler arasında ozon (O3) seviyelerinde kısa vadeli artış ama uzun vadeli azalma, metan (CH4) emisyonları, su buharı, is, sülfür aerosolleri ve su kontraylları yer alıyor. Tüm bu etkiler birleştirildiğinde, hava yolculuğunun iklim değişikliğine etkisi, sadece CO2 emisyonlarından daha fazla olup, etkili radyasyon zorlamasının yaklaşık yüzde 3.5’ini oluşturuyor.

Ayrıca, jet motorlarından çıkan gazlar, gürültü ve partiküllerin hem global hem de yerel hava kalitesi üzerinde çevresel endişeler yarattığı belirtiliyor. 2018 yılında, global ticari hava operasyonları tüm CO2 emisyonlarının yüzde 2.4’ünden sorumluydu. Uçak motorlarının yaydığı azot oksitler (NOx), ozon oluşumunu teşvik ediyor ve bu da yüksek irtifalarda daha yoğun ozon konsantrasyonlarına; dolayısıyla daha güçlü bir küresel ısınma etkisine neden oluyor.

Havacılık sektörü, belirlenen 50 iklim hedefinden sadece birini tutturdu
Lufthansa, iklim eylemcilerinden yüzbinlerce Euro tazminat istiyor
Almanya’da iklim aktivistleri iki havalimanındaki pistleri kapattı

Sadece uçaklar değil, havaalanları da sorun

Hava trafiği artışına paralel olarak havaalanları ve ilişkili faaliyetler, özellikle yoğun nüfuslu bölgelerde, yerel hava kirliliği ve gürültü kirliliği sorunlarına da katkıda bulunuyor. Edinburgh Üniversitesi’nden araştırmacı Dr. Hannah Ritchie, havaalanlarının işletilmesi sırasında kullanılan jet yakıtı ve buz çözücü kimyasalların, doğru şekilde yönetilmediğinde yakındaki su kaynaklarını kirletebileceği konusunda uyarıyor.

Bunların yanı sıra, uçakların yüksek irtifalarda bıraktığı su buharı izleri (kontrayllar) ve bunlardan oluşan sirrus bulutları, iklim üzerinde ek bir küresel ısınma etkisine sahip. Bu bulutlar, ışığı yansıtarak gece boyunca kaçmaya çalışan ısıyı tuzağa düşürüyor ve bu etkiler, CO2 emisyonlarının radyatif zorlamasından daha büyük olabiliyor.

Fransa’da trenle gidilebilecek yerlere iç hat uçuşları kaldırılıyor

Bir müjde de Ilgardere’den: ‘ÇED gerekli değildir’ kararı iptal edildi

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Çanakkale’nin Ayvacık İlçesi‘nde yer alan Cemaller, Keçiayağı, Söğütlü köyleri çevresinde, köylülerin tarlaları ve meralarına yönelik planlanan “Ilgardere Rüzgar Enerji Santrali (RES) Kapasite Artışı Projesi” için Çanakkale Valiliği tarafından verilen “ÇED gerekli değildir” kararının iptali hakkında açtığı davayı davayı kazandı.

Davaya bölgede yaşayan köylüler ve köy muhtarları da destek vermişti.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Süheyla Doğan, X hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi: “Tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan yerel köylülerin, tarlalarının ve meralarının enerji şirketlerinin karı için ellerinden alınmasına, köylülerin göçe zorlanmasına ve RES’lerin çevre ile insan sağlığına zarar vermesine karşı çıktık, itiraz ettik ve davayı kazandık.”

Mahkeme tarafından istenen bilirkişi raporu da 07 Kasım 2023 tarihinde mahkeme dosyasına girdi. Mahkeme bilirkişi raporunu karara esas alarak;

  • Proje Tanıtım Dosyasında, projenin çevresel etkilerinin doğru ve yeterli seviyede değerlendirilmediği,
  • Jeolojik, hidrolojik ve jeoteknik incelemelerde eksiklikler bulunduğu, proje tanıtım raporunun farklı kısımlarında dere yatağına oldukça yakın mesafede olduğu belirtilen proje alanının taşkın, heyelan ve benzeri durumlara karsı değerlendirilmediği,
  • Türbinlerin kurulacağı parseller ile açılması planlanan yol güzergahındaki parsellerin niteliklerine ilişkin bilgilerin eksik/yetersiz olduğu,
  • Türbin noktalarının yer belirleme çalışmalarının tamamlanmadığı, rüzgâr ölçümü, değerlendirme ve tasarım çalışmalarının halen devam etmekte olduğu ve yerleşimlerin değişebileceğinin anlaşıldığı,
  • Raporda kapasite artısına konu olan türbin yerlerinin nasıl belirlendiğinin teknik olarak açıklanmadığı ve bu konuda belirsizlikler olduğu,
  • Proje tanıtım dosyasında kapasite artışına konu olan türbinlerin ve ilişkili faaliyetlerinin tarım ve hayvancılıkla ilgili çevresel etkilerine hiç yer verilmediği,
  • Bölgedeki bitkisel üretim faaliyetleri hakkında proje tanıtım dosyasında bilgi verilmediği gibi,
    Proje alanında küçükbaş hayvancılık yapıldığı belirtilmesine karsın bu hayvanlar üzerinde kapasite artısına bağlı olarak yapılacak inşaat çalışmaları ve isletmeye bağlı çevresel etkilere değinilmediği,
  • Proje alanında orman, tarla ve mera vasıflı araziler olmasına karşın bu alanların vasıflarına, arazi kullanım kabiliyetlerine, sınıfı, sulama olanakları, yöredeki tarım, gıda ve hayvancılık faaliyetlerine ilişkin bilgilerin verilmediği,

gibi gerekçelerle oy birliği ile “ÇED Gerekli Değildir kararında hukuka uyarlık görülmemiştir” kararını verdi.

Image

Ne olmuştu?

Ayvacık İlçesi’nin Cemaller, Keçikaya, Söğütlü köylerini etkileyecek olan ve OR Enerji A.Ş. tarafından yapılmak istenen Ilgardere Rüzgar Enerji Santralı’nın 2. Etap kapasite artışı projesi için Çanakkale Valiliği 07 Şubat 2022 tarihinde ”Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir” kararı vermişti.

Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, Cemaller Köyü Muhtarlığı, Söğütlü Köyü Muhtarlığı ve 11 köylü olmak üzere 14 davacı,  açtıkları davada projeye ilişkin itirazlarını dile getirerek, “ÇED gerekli değildir” kararının iptalini talep etmişti.

‘Ekokırım kıskacında Marmaris’ karikatür yarışmasının ödülleri sahiplerini buldu

“Eko-Kırım Kıskacında Marmaris” karikatür yarışmasında derece kazananlara ödülleri verildi. 

Muğla‘nın Marmaris ilçesinde maden ocakları, sit alanlarının ve milli parkların imara açılması, sulak alanların yok edilmesi gibi ekolojik dengeyi bozan ve yıkım yaratan “projelere”ye karşı yıllardır süren mücadeleye sanatın gücü ve anlatım becerisini eklemek amacıyla Marmaris Kent Konseyi‘nin düzenlediği yarışma, 12-18 yaşlarındaki gençlerin katılımına açıktı.

Jüri üyeliklerini Cemil Cahit Yavuz, Gürcan Özkan, Yılmaz Aslantürk, Ayşen Baloğlu, Kürşat Coşgun, Akdağ Saydut ve Behzat Taş’ın yaptığı yarışmaya, Türkiye’nin pek çok ilinden gençler karikatürlerini gönderdi. 

Yapılan değerlendirme sonucunda birincilik ödülü Alara Karakoç’un oldu. İkincilik ödülünü Yiğit Eren Cısdık, üçüncülük ödülünü ise Didar Aşkın Ayrancıoğlu kazandı.

Derece alan yarışmacıların ile jüri üyelerinin katıldığı ödül töreni ve sergi açılışı 27 Ocak Cumartesi günü Marmaris Belediyesi Armutalan Kültür Merkezi‘nde saat 14.00’te yapıldı. Karikatürler 3 Şubat 2023′e kadar Armutalan Kültür Merkezi’nde sergilenmeye devam edecek.

Ödül alanların tam listesi şöyle:

Birincilik ödülü: Alara Karakoç (10.000 TL)
İkincilik ödülü: Yiğit Eren Cısdık (7.500 TL)
Üçüncülük ödülü: Didar Aşkın Ayrancıoğlu (5.000 TL)
Mansiyon ödülü: Zeynep Ebrar Alkan (2.500 TL)
Mansiyon ödülü: Dilay Moura: (2.500 TL)
Mansiyon ödülü: Aidin İmanaliev: (2.500 TL)

Fransız çiftçiler Paris’i kuşatmaya hazırlanıyor

Avrupa‘nın en büyük tarım üreticisi Fransa’da tarım işçilerinin ülke çapında gerçekleştirdiği protestolar büyüyerek sürüyor. Fransız çiftçiler bugün (29 Ocak Pazartesi), Paris’e giden ana arterler boyunca sekiz farklı geçiş noktası oluşturarak ve trafiği yavaşlatarak baskı oluşturmayı planlıyor.

Fransız çiftçiler, fiyat baskıları, vergiler ve yeni düzenlemelere karşı çıkarken, Roissy Charles-de-Gaulle havalimanı yakınlarında traktörleriyle yavaş seyir eylemi gerçekleştirdi. Fransa’da, kırmızı bant ve çevre politikalarının çiftçilerin kar marjlarını olumsuz etkilediği ve onları farklı kanunları olan komşu ülkelerle rekabet edemez hale getirdiği belirtiliyor.

Sübvansiyonların  kaldırılmasıyla birlikte tarımsal dizelde fiyat artışı, çiftçilerin su tüketimi için yılda fazladan 47 milyon Euro ücretle karşı karşıya kalması, protestoların başlıca sebepleri arasında.

Çiftçiler ayrıca, Avrupa Yeşil Anlaşması ile Brezilya ve Arjantin sığır eti ithalatını öngören yeni AB anlaşması nedeniyle pestisit ve ot kurutuculara uygulanan yasaklara da karşı çıkıyor. Çiftçiler, hayvan refahına ilişkin katı kurallara bağlı olmadıkları için bu ülkelerle rekabet etmenin son derece zor olduğunu ifade ediyor.

France24’ün haberine göre hükümet, çiftçilerin hükümet binalarına, vergi tahsilat binalarına ve süpermarketlere zarar vermesini veya yabancı ürün taşıyan kamyonları durdurmasını önlemek amacıyla 15 bin polis ve jandarma gücünü seferber etmeyi planlıyor. Fransa İçişleri Bakanı Gerald Darmanin, Roissy Charles de Gaulle ve Orly havalimanlarının açık kalmasını ve Paris’in güneyindeki Rungis uluslararası toptan gıda pazarının işlemeye devam etmesini sağlamak için güvenlik operasyonu düzenleneceğini açıkladı.

Fransız çiftçiler

Hükümet Parlamento seçimleri öncesi Fransız çiftçileri yatıştırma çabasında

Fransa’da iktidarda olan Macron hükümeti için önemli bir sınav olarak görülen ve bu yılın sonlarında yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde, ülkede çiftçilerin memnuniyetsizliğinin yayılması engellenmeye çalışılıyor.

Fransa Başbakanı Gabriel Attal bir çiftliğe yaptığı ziyaret sırasında, açıklanan bir dizi tavizin krizi yatıştırmayı başaramaması üzerine çiftçilerin endişelerini gidermeye çalıştı. Çiftçilerin haksız rekabetle karşı karşıya kaldıklarına dair şikayetlerini karşılamak için “Bir şeyleri açıklığa kavuşturmamızı ve ekstra ne gibi önlemler alabileceğimizi görmek istiyorum” dedi.

Fransa’da iklim önlemlerine karşı çiftçilerin öfkesi büyüyor, siyasetçiler çözüm arıyor
İklim protestocularını karalayan ‘karanlık küresel ağ’ ile tanışın

Attal, Fransız çiftçilerin İtalya gibi komşu ülkelerin hâlâ kullanma hakkına sahip olduğu belirli ürünleri kullanmalarının iklim düzenlemeleri nedeniyle yasaklanmasının doğru olmadığı konusunda hemfikir.

Çiftçiler, düşen ücretler, düşük emekli maaşları ve dağ gibi bürokratik işlemler de dahil olmak üzere içinde bulundukları koşullardan “bıktıklarını” açıkladı. Önde gelen çiftçi birliklerinden biri olan FNSEA‘nın lideri Arnaud Rousseau, üyelerinin hükümetten çok daha fazlasını beklediklerini söyledi. Paris’in kuzeyindeki A16 otoyolunu kapatan bir grubu ziyaret ederken çiftçilere “İhtiyacımız olan şey, ‘yazılımı’ değiştireceğini düşündüğümüz kararlardır” dedi.

FNSEA ve Jeunes Agricultueurs (Genç Çiftçiler), 29 Ocak Pazartesi günü öğleden sonra, Paris kuşatmasına başlamayı planlıyor. Daha güneyde, Lyon kentindeki yetkililer buradaki çiftçilerin de barikat protestoları düzenlemesini beklediklerini söyledi.

Almanya’da çiftçiler eylemde: Yakıtta vergi indirimi için büyük otoyol protestosu
Almanya’da iklim aktivistleri iki havalimanındaki pistleri kapattı

Fransız çiftçiler neden mutsuz?

Fransız çiftçilerin sayısı, 1950’lerde 2 buçuk milyon iken, günümüzde 500 binden daha aza düştü. Bu nüfus dramatik şekilde küçülmekle kalmadı, aynı zamanda yaşlandı. 2020 nüfus sayımına göre, çiftçilerin ortalama yaşı 51,4’e yükseldi. Ayrıca, 2020’de sayılan 496 bin çiftçinin neredeyse 200 bini, 2026’ya kadar emekli olacak. Genç çiftçiler, yüksek maliyetler nedeniyle sektöre giremiyor.

Fransız çiftçiler ayrıca düşük gıda fiyatları, yüksek maliyetler ve boğucu düzenlemelerden şikayetçi. Bu durum, 2010’dan 2020’ye kadar çiftlik sayısında yaklaşık yüzde 21’lik bir düşüşe yol açtı.

Fransa ve Almanya’da çiftçiler sokaklara döküldü

Çiftçilerin zorlukları, genel nüfusa göre önemli ölçüde daha yüksek intihar oranlarıyla da ilişkilendiriliyor. 2020’de, 15-64 yaş arası çiftçiler arasında intihar oranı, ulusal ortalamadan yüzde 43.2 daha yüksekti.

Ekonomik zorluklar, çiftçi hanelerin yüzde 17.4’ünün yoksulluk sınırının altında yaşamasına neden oluyor. Bu oran, mavi yaka işçilerin (yüzde 13.9) ve ofis çalışanlarının (yüzde 12.1) oranından daha yüksek ve ulusal ortalamanın (yüzde 9.2) neredeyse iki katı.

Buhran, tahıl fiyatlarındaki dalgalanmalarda da görülebiliyor. Buğday fiyatları, Euronext borsasına göre 2022 Aralık ayında, iki yıldan fazla bir sürenin en düşük seviyesi olan ton başına 214 euroya düştü.

Fransız çiftçilerin dezavantajları arasında, zor hava koşulları ve düşük üretim maliyetleri de bulunuyor. Fransa, Rusya‘nın ultra rekabetçi fiyatlarla buğday satmasından dolayı uluslararası pazarda dezavantajlı durumda.

Fransız çiftçiler Yeşil Anlaşma’dan rahatsız

Avrupa Birliği’ne üye devletlerin ekolojik geçişini destekleyen “Yeşil Anlaşma”, tarım ilacı kullanımının azaltılmasından organik tarımın geliştirilmesine ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına kadar bir dizi hedef belirliyor.

Ancak bu geçişin yükünün alternatif kaynaklarla desteklenmeyen çiftçinin üzerine kalmasından endişe ediliyor. Nitekim tarımda sıklıkla kullanılan pestisit ve ot kurutucular gibi çeşitli kimyasalları yasaklayan anlaşmanın ardından yeni kaynaklar ile desteklenmesi beklenirken, çiftçilerin çeşitli zorluklarla karşı karşıya kalması da AB ülkelerindeki çiftçilerin tümünü endişelendiriyor.

İkizdereliler taş ocağı projesine karşı Kadıköy’de: Ekokırım suçu işleyenlere oy vermeyin!

Rize İkizdere‘de Cengiz İnşaat’ın yürüttüğü taş ocağı projesine karşı dün (27 Ocak) İstanbul Kadıköy’de eylem düzenlendi. İkizdere Çevre Derneği tarafından organize edilen eylemde, İkizdere ormanları ve ekolojik yaşam alanlarının 997 gündür süregelen bir saldırı altında olduğu, bu saldırının doğayı ve yöre halkının yaşam alanlarını ciddi şekilde tehdit ettiği vurgulandı.

Eylemde, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu‘nun 2021’de verdiği “2 yıl içinde taş ocağı inşaatından çıkma” taahhüdünün ihlal edildiği, 3 yılı aşkın süredir devam eden taş ocağı çalışmalarının doğa katliamına dönüştüğü belirtildi.

Katılımcılar, bakanın verdiği sözleri yerine getirmesini talep ederek, şu ifadeleri kullandı:

“Bakanın verdiği taahhüdü yerine getirmesini istiyoruz. İkizdere’de şu anda 3 adet taş ocağı faal durumda. Bunlar Komes/Kapse taş ocağı, Koşal taş ocağı ve Eskencidere vadisinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’nın ruhsat aldığı Yapı Merkezi ve Cengiz İnşaat tarafından işleletilen Cevizli taş ocağıdır. Yaşam alanlarına sahip çıkan ve doğasını korumak isteyen İkizdere halkı bu talana karşı çıkmak için her türlü mücadele yöntemini denedi, deniyor.” 

İkizdere

Basın açıklamasından önce konuşan bir aktivist, Türkiye genelinde devam eden ekokırıma vurgu yaparak, “Ormanlar talan ediliyor, Karadeniz‘in dereleri kurutuldu, yaylalar inşaat alanına çevrildi. Mersin nükleerle boğuşuyor, Sinop‘a yeni bir nükleer santral kurulmaya çalışılıyor. Akbelen yok edildi, Kaz Dağları yok edildi, Hasankeyf yok edildi. Munzur‘u yok etmek istiyorlar. Ülkenin taşını toprağını, her yerini yağmalamak ve paraya çevirmek istiyorlar. Direnen herkese jandarma zoruyla ya da para zoruyla durdurmak istiyorlar” dedi.

‘Sadece İkizdere’de değil, Türkiye’deki talanı durduracağız’

Akbelen‘de yaşananlara da dikkat çekilen konuşmada, “Daha dün Akbelen’de direnen köylülere, ormana izinsiz girdikleri ve ağaca bildiri astıkları için binlerce liralık para cezası kesmeye kalktılar. Hükümet, inşaat ve maden baronlarına, enerji baronlarının hükümeti gibi çalışıyor. Yoksullardan ve köylülerden nemalanan bu hükümet, yoksullara ve köylülere karşı savaş ilan ediyor. Bilinsin ve duyulsun ki, son ağacımıza kadar, ağacımıza kadar savaşacağız, toprağımızı savunacağız, havamızı savunacağız, insanımızı savunacağız. Hep birlikte, hep beraber Hasankeyf’te, Munzur’da, Akbelen’de, İşkence Deresinde hep beraber bu talanı durduracağız, bu iktidarı yıkacağız, bu talana son vereceğiz” ifadeleri kullanıldı.

İkizdere

Basın açıklamasında ayrıca, mahkemelere yapılan başvurular ve bilirkişi raporlarına da değinildi. “Mahkemelere bu yıkımın durdurulması için verdiğimiz dilekçeler neticesinde üç defa bilirkişi tayin edilmiş, her bilirkişi incelemesi için köylülerden binlerce TL ödenmesi istenmiştir” denilerek, doğasını savunmaya çalışan İkizderelilerin ekonomik olarak da zora sokulduğu ifade edildi. Bilirkişi olarak atanan görevlilerin, son hızda çalışan taş ocaklarını bir-iki saat gözlemleyerek masa başında hazırladıkları raporları mahkemeye gönderdiği ve yapılan işlemlerin üstünkörü bir şekilde aceleye getirildiği anlatıldı.

Cengiz İnşaat’ın taş ocağı için yağmur çamur da dinlenmedi, dinamitler patlatıldı
İkizdere’den İkizköy’e destek: Dünyanın bütün ağaçları birbirine bağlı, acıları ortak
İkizdere’de keşfe bir gün kala: Madem dava sürüyor neden inşaat devam ediyor?

‘İkizderelilerden size oy yok!’

İkizdere Çevre Derneği, yerel seçimlerde bu projeleri destekleyen adaylara oy vermeyeceklerini ifade etti ve eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum‘un bu projeleri destekleyerek ekokırım suçları işlediğini belirtti. İstanbul gibi büyük bir metropolün belediye başkanlığına bu tür suçları işleyen bir adayın getirilmemesi gerektiği ifade edildi. Eylemde, “Artık yeter! Bu halk bunları unutmaz! Ormanlar ve dereler sermaye değiller!” sloganları dile getirildi.

İkizdere eylemcilerinin yaptığı basın açıklamasında son olarak, şu ifadelere yer verildi:

“Vadimiz; ormanlarımız ve derelerimizle birlikte geri dönüşü olmayan bir şekilde yok ediliyor. Bugün işte bu noktadayız, talan devam ediyor. Vadide haksız yere yapılan acil kamulaştırmalar sonucunda çay bahçelerimiz, meyve ağaçlarımız ve tarıma elverişli alanlarımızın bir kısmı köylülerimizden alınmış, karşılığında cüzi “sadaka” ödemeleri yapılmıştır.

Değerli basın emekçilerimiz ve halkımız; adaletsizlik öfke doğurur, biz öfkeliyiz. Hukuk ayaklar altına alınmış durumda. Her türlü yasal haklarımızı ve meşru direnme hakkımızı kullanmamıza rağmen İkizdere’nin doğası ve ekosistemi mahvolmaya devam ediyor. Taş ocaklarının “liman yapımı” adı altında yeni rant kaynakları yaratma çabalarının ötesine geçmediğini artık daha iyi biliyoruz. Çay bahçelerimiz, bal ormanlarımız ve derelerimiz yok edildi, ediliyor.

Değerli basın emekçilerimiz ve halkımız; ülkemiz yeni bir seçim dönemine girerken, yaşam alanlarımızı, ormanlarımızı ve derelerimizi yok edenlere yerel seçimlerde oy vermeyeceğimizi tüm kamuoyuna ilan etmek istiyoruz. Eski Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, İkizdere’deki taş ocaklarını destekleyerek ve onaylayarak İkizdere’nin talan edilmesine öncülük etmiştir. Murat Kurum, tüm Karadeniz’de, Trabzon yaylalarında maden sahalarına izin vermiş, Bayburt, Kastamonu ve Karabük bölgelerinde ormanlara ve nehirlerimize zarar verecek projelerin önünü açarak ekokırım suçlarını işlemiştir.

Bütün bu suçları işleyen bir adayın İstanbul gibi bir metropolün belediye başkanı olmasını istemiyoruz. Artık yeter! Bu halk bunları unutmaz! Ormanlar, dereler sermaye değildir!”

İkizdere

İkizdere’de ne olmuştu?

Rize’deki İkizdere Vadisi‘nin bir kısmı, 2020 yılında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından “Doğal Sit-Nitelikli Doğal Koruma Alanı” ve “Doğal Sit-Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak tescil edilmişti. Bu karar, bölge halkının uzun yıllardır süren çabalarının bir sonucuydu. Ayrıca, Kültür ve Turizm Bakanlığı, İkizdere Vadisi’ni bölgenin yeni turizm destinasyon alanı olarak planlamaktaydı.

Ancak, buna rağmen Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, İkizdere Vadisi’nde yeni taş ocağı ruhsatları verdi. İyidere lojistik liman inşaatı için ihtiyaç duyulan taş ocağı, Cengiz İnşaat tarafından Eskencidere Vadisi’nde kaynak olarak kullanılmak isteniyordu. 2019 yılı sonunda, İkizdere ilçesinin Cevizlik ve Gürdere köyleri arasında bulunan Eskencidere Vadisi’nde taş ocağı ve kırma eleme tesisi kurulması planı, bölge halkının başvurusu sonucu mahkeme kararıyla durdurulmuştu. Ancak 2020 yılında bakanlık tarafından yeni bir taş ocağı ruhsatı alındı ve bu yeni ruhsatta yıllık 15 milyon 724 bin 800 ton taş çıkarılması hedefleniyordu.

Bu girişimler, bölge halkının geçim kaynaklarını ve yaşam alanlarını doğrudan etkileyen, doğal yaşamı ve ekolojik dengeyi bozan eylemler olarak görüldü. İkizdere Vadisi’nin benzersiz bitki örtüsüne ve sayısız yabani hayata ev sahipliği yaptığı, bölgede ‘Deli Bal’ gibi önemli geçim kaynaklarının bulunduğu biliniyor. Vadide gerçekleştirilen bu faaliyetlerin çay bahçeleri ve arıcılık gibi önemli geçim kaynaklarına zarar vereceği öngörülüyor.

Bu faaliyetler, yerel halk tarafından yoğun bir şekilde protesto edilmeye devam ediyor. İkizdereliler, taş ocağı çalışmalarına karşı direnişlerini ve hukuk mücadelesini sürdürüyor. Mahkeme süreçlerinde, ÇED raporları ve bilirkişi incelemeleri büyük önem taşıdı. İlk bilirkişi raporlarında, projenin usulsüz olduğu ve yapımının uygun olmadığı belirtilmiş, ancak sonrasında ek bilirkişi raporlarıyla çelişkili görüşler ortaya çıkmıştı.​

İkizdere
Cengiz İnşaat İkizdere’de iki mezarı yok etti

Maltepe Belediye Başkanlığı’na kent aktivisti aday: Esin Köymen

CHP, 31 Mart’taki yerel seçimler için Maltepe Belediye Başkanlığı‘na Esin Köymen‘i aday gösterdi.

Esin Köymen, Türkiye Mimarlar Mühendisler Odası (TMMOB) İstanbul Büyükşehir Başkanlığı görevinden istifa ederek aday adaylığını açıklamıştı. 27 Kasım’da da CHP Maltepe Belediye Başkan Adayı oldu.

Köymen, 2020 yılında TMMOB Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanlığı için yeniden aday olmuş ve seçimi kazanarak bu görevi sürdürmüştü. Uzun yıllardır Maltepe’de yaşayan Köymen’in adaylığı, CHP’liler ve ilçe halkı tarafından memnuniyetle karşılandı.

‘Elimi taşın altına koyuyorum’

Medyascope‘tan Göksel Göksu‘nun Kurtlar Sofrasında Kadınlar adlı programına katılan Köymen, aday adaylığının öylesine ve birden alınmış bir karar olmadığını belirterek, “uzun yıllardır mücadelenin içinde neyin nasıl olması gerektiğini söyledik, şimdi elimi taşın altına koymaya karar verdim” dedi.

‣Kentsel dönüşüm yasa değişikliği: Kadıköy’ü ne bekliyor

Yıllardır kent mücadelesinin içinde olan Köymen, “Özellikle afetler, kentsel dönüşüm, son süreçlerde yapılan bütün yasal düzenlemeler, son 20 yıldır süren tek adam rejiminin geldiği sonuç ve her gün yeni bir Cumhurbaşkanı Kararnamesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yaptığı imar planı değişikliği, gibi durumlarla çalıştık” diye konuştu.

Kendini bu mücadele ile yetiştirip, donatan biri olduğunu kaydeden Köymen, bu alanda üstlendiği görevler kapsamında aday olduğunu açıkladı.

 

Kadınlardan çağrı: Ücretsiz ve rutin HPV aşısı için yarın bakanlık önüne!

Kadınlar Burada kampanyası , HPV aşısının ücretsiz olması ve rutin aşı takvimine eklenmesi için yaptıkları çalışmalar kapsamında yarın Sağlık Bakanlığı önünde toplanıyor.

 30 Ocak 2024 Salı günü, saat 11.00’da bakanlığın önünde bir araya gelecek  kadın örgütleri, dernekler ve bağımsız kadınlar, 2022 yılında ilan edilen ücretsiz HPV aşısı sözünün yerine getirilmesini istiyor.

HPV aşısı 125 ülkede rutin ve ücretsiz

Yarınki eylem için çağrı şu şekilde:

“Tüm feministlere, kadın ve LGBTİ+ örgütlerine, sendikalara, demokratik kitle örgütlerine çağrımızdır:

Rahim ağzı (serviks) kanseri farkındalığı ayındayız. Rahim ağzı kanseri, kadınlar arasında en sık görülen beş kanser türünden biridir. Rahim ağzı kanseri gelişiminde sorumlu tutulan temel etken Human Papilloma Virüsü (HPV) enfeksiyonudur. HPV’nin sık rastlanan ve en sık kansere yol açan türlerine karşın aşı geliştirilmiştir. Geliştirilen bu aşılar 2007 yılından beri güvenle kullanılmaktadır. Kanser gelişimini önlemede etkin rol oynayan HPV aşısı, 125 ülkenin rutin aşı programındadır.

Türkiye’de, her yıl binlerce kadın HPV enfeksiyonuna bağlı rahim ağzı kanseri tanısı almaktadır. Bununla birlikte, rahim ağzı kanserini önlemede etkili olan HPV aşısının üç doz tutarı ise asgari ücretle yarışmaktadır. Ülkemizde, çalışan kadınların yüzde 64’ünün asgari ücret ve asgari ücrete komşu ücretlerle çalışmak zorunda bırakıldığı göz önünde bulundurulursa, HPV aşısının rutin aşı programında olmamasının sağlık hakkının gaspına yol açtığını söylemek mümkündür.

Binlerce kadın rahim ağzı kanseri oldu

Sağlık Bakanı’nın, 2022 yılında, HPV aşısının ücretsiz uygulanacağına dair yaptığı açıklamadan bu yana binlerce kadın rahim ağzı kanseri tanısı almış, bu kadınların bir kısmı bu kansere bağlı sebeplerle hayatını kaybetmiştir. Bu hak gaspına ve ihmal sonucu işlenen sistematik cinayete dur demek için, Sağlık Bakanlığı’nın söz verdiği aşıyı rutin aşı takvimine en kısa sürede almasını istiyoruz.

Bu haklı talebimizle 30 Ocak 2024 Salı Günü, saat 11.00’da Sağlık Bakanlığı önünde basın açıklaması yapıyoruz.

Yaşam hakkımız için gelin, HPV aşısının herkes için ücretsiz ve erişilebilir olmasını amaçlayan “HPV aşısı ücretsiz olsun, HPV aşısı rutin aşı takvimine eklensin!” çağrımızı hep birlikte büyütelim.”

Kirazlıyayla’da üç gün arayla ikinci müjde!

Bursa’nın Kirazlıyayla Mahallesi’nde, Meyra Madencilik tarafından kurulması amaçlanan Çinko-Kurşun-Bakır Zenginleştirme (Flotasyon) Tesisi ve Atık Barajı Projesi için verilen ‘ÇED olumlu‘ kararının mahkeme tarafından geçtiğimiz hafta iptal edilmesinin ardından, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından açılan tarım dışı kullanım izinlerine karşı iptal davası da kazanıldı.

Bursa 2. İdare Mahkemesi, Meyra Madencilik tarafından kurulması planlanan maden atık barajı projesi için TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından açılan davada kararı açıkladı. Dava sonucuna göre Bursa İli, Yenişehir İlçesi, Kirazlıyayla Mahallesinde 2.4698 hektar alana sahip taşınmazın, tarım dışı amaçla kullanılmasının uygun bulunmasına ilişkin işlemin iptaline karar verildi.

Dava karar metnine göre söz konusu arazinin sonuç olarak;

  • Tarımsal bütünlüğünün bulunduğu,
  • Tarım dışı amaçla kullanılmasının sınırdaş arazilerden başlayarak yöredeki arazilerin bütünlüklerini kaybetmelerini kolaylaştırdığı ve,ardışık olarak tarım dışına çıkarılmalarını olanaklı hale getirmesi sayesinde yerel halkın tek geçim kaynağı ve yöredeki yegane ekonomik faaliyet olan tarımsal üretimi olumsuz yönde etkilediği,
  • Kurulması planlanan tesisin, bölgedeki tarım arazilerinde ağır metal kirliliğine neden olarak tarım arazilerinin tarım dışına çıkmasına ve ağır metallerin besin zincirine katılarak bitkilerin ürün organları yoluyla bu ürünleri tüketen insanlarda çok ciddi sağlık sorunlarına neden olduğu

Sonuçları itibarıyla davalı arazinin tarım dışı kullanımında kamu yararının bulunmadığına dikkat çekildi.

Meyra Madencilik’in projesine karşı çıkarak köylerini korumaya çalışan vatandaşlar,  yaşamlarını tarımla kazanıyor. Bölgenin tarım dışı amaçla kullanılmasının uygun bulunmasına ilişkin kararın da iptaliyle birlikte köylüler, 28 Ocak Pazar Günü bir araya gelip lokma dökerek kutlama yaptı.

TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası tarafından açılan tarım dışı kullanım izinlerine karşı iptal davasının karar metni

2013 yılına dayanan Meyra Madencilik’in sahibi olduğu tesis ve atık barajı projesine karşı köylüler, çevre aktivistleri, Bursa BarosuTMMOB Ziraat Mühendisleri Odası da sürece dahil olarak tepkilerini ortaya koymuş bir hukuk mücadelesi başlatmıştı.

İlk olarak ‘ÇED olumlu’ kararı iptal edildi

Kirazlıyayla’da İlk olarak 2019 yılından beri süren 4 yıllık mücadelenin ardından ‘ÇED olumlu’ kararı Bursa 1. İdare Mahkemesi tarafından 23 Ocak’ta iptal edildi.

Köylüler, çevre aktivistleri ve Bursa Barosu’nun da dahil olduğu davada  gerekçeli kararını açıklayan mahkeme, hukuka uygun bulmadığı idari işlemde, maden tesisinin çevre ve insan sağlığı açısından tatmin edici veriler bulunmadığına dikkat çekti.

Image
Kirazlıyayla köylüleri ve çevre aktivistleri çabalarının sonucu kazandıkları davalarını kutluyor. Fotoğraf: Yenişehir Çevre Platformu

Dava dosyasında Kirazlıyayla’nın zengin sulak topraklara sahip olduğu ve her türlü meyve ve sebze tarımı ile hayvancılığın yapıldığı belirtilerek, dava konusu ÇED raporunda proje alanı için gerekli olan proses su ihtiyacının Yenişehir Ovası’ndan, İznik Gölü’nden, Göllüce Sulama Kooperatifi’nden ve ocak alanı içinde açılacak kuyudan karşılanacağının açıklandığı, ancak Göllüce Sulama Kooperatifi’ne tarımsal sulama amaçlı tahsis edilmiş olan suyun başka amaçlarla kullanılmasının mümkün olmadığı, İznik Gölü’nün de zaten su seviyesinin azalmakta olduğu, proses suyu için açılacak kuyuların da yerleri ve kapasiteleri hakkında raporda herhangi bir bilgiye yer verilmediğine dikkat çekildi.

Proje alanında koruma kapsamında bitki ve hayvan türleri bulunduğu, yakınında zeytinlikler olduğu, proje bölgesinin deprem bölgesinde yer aldığı ve atık barajının depremde zarar görmesi halinde bundan bütün Yenişehir Ovası’nın etkileneceğine vurgu yapıldı.

‣Bursa Kirazlıyayla’da bilirkişi keşfi: Yenişehir Ovası’na saatli bomba kuruluyor
‣Kirazlıyayla’da bilirkişi raporunu tanımayan mahkeme kararını Danıştay iptal etti
‣Kirazlıyayla’da şimdi de yüksek gerilimli enerji hattı krizi
Image

 

ÇED olumlu raporuna göre atık barajının ömrünün 10 yıl olmasına rağmen bu süreden sonra yeni atıkların depolanması konusunun belirsiz bırakıldığı, tehlikeli ve tehlikesiz atıklar için oluşturulacağı belirtilen geçici atık alanlarının neden geçici olduğu, kanal ve kuyu özellikleri konusunda detay verilmediği, atık barajından suyun arıtılarak tekrar proseste kullanılacağı ifade edilmesine rağmen arıtma sistemine yönelik olarak bilgi verilmediği belirtilirken, tüm bu sebeplerle tesisin telafisi olanaksız zararlara yol açacağı kaydedildi.

İptal istemine yönelik gerekçeleri, ilgili tüm mesleki disiplinler açısından irdeleyen Bursa 1. İdare Mahkemesi, nihai değerlendirme sonunda hukuka uygun bulmadığı dava konusu işlemin iptaline karar verdi.

 

Finlandiya Cumhurbaşkanlığı seçiminde merkez sağ ve yeşil adaylar ikinci tura kaldı

Finlandiya‘da hafta sonu yapılan Cumhurbaşkanlığı seçiminde eski başbakan Alexander Stubb ve eski dışişleri bakanı Pekka Haavisto, ikinci tura sağcı popülist bir adayı eleyerek cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turuna yükseldi.

Aşırı sağcı Fin partisinin popülist adayı Jussi Halla-aho ikinci tura kalamadı.

Seçimleri düzenleyen yetkililer, tüm oylar sayıldığında merkez sağ Ulusal Koalisyon Partisi’nin adayı Stubb’un oyların yüzde 27,2’sini kazandığını, bağımsız olarak yarışan Yeşiller Partisi üyesi liberal aday Haavisto’nun ise yüzde 25,8 oy aldığını açıkladı.

Uzmanlar, aşırı sağcı Gerçek Finler partisinin adayı Halla-aho’nun ikinci tura çıkabileceğini düşünüyordu, çünkü 2019’da düzenlenen genel seçimlerde birinci gelen Sosyal Demokrat Parti’nin (SDP) ardından az farkla ikinci olmuştu. Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise beklentilerin gerisinde kalarak oyların yüzde 19’unu alabildi.

Seçmen katılımı yüzde 74,9

Finlandiya’nın NATO’ya katılmasından ardından iki dönem başkan olan Sauli Niinistö’nün yerini alacak olan kişi için yapılan seçime, ön seçmenler rekor katılım gösterdi.  Önceden oy kullanabilenlerin yüzde 44,6’sından fazlası oy kullandı, bu da 1,9 milyon kişiye denk geliyor. Seçim günü ise seçmenin yüzde 74,9’u oy kullandı.

11 Şubat’ta ikinci tur seçim yapılacak. Cumhurbaşkanı ilan edilebilmesi için kazanan adayın oyların yüzde 50’sinden fazlasını alması gerekiyor.

İlk Yeşil ve açık eşcinsel başkan adayı

Ülkenin ilk Yeşil ve ilk gey cumhurbaşkanı olmayı ümit eden 65 yaşındaki eski dışişleri bakanı Pekka Haavisto, seçim sürecinde Finlandiya’nın hem acil bir sosyal sorun hem de ulusal güvenlik sorunu olarak azınlıklara yönelik nefret söylemine son vermesi gerektiğine vurgu yapmıştı.

“İnsanların eşcinsel erkeklerin seçilebileceğini asla hayal edemeyeceklerini görebiliyordunuz. Ancak bu durum değişiyor” diyen Cumhurbaşkanı adayı, kampanyasının bir bölümünü “kulüp geceleri”nde gerçekleştirdi. Önde gelen Fin müzisyenlerinin katıldığı kulüp gecelerinde ‘DJ Pexi’ sahne adını kullanan Haavisto, performansında 60’lı ve 70’li yılların en sevdiği şarkıları çaldı; parçalar arasında destekçilerine şarkıların kendisi için ne anlama geldiğini anlattı.

65 yaşındaki Haavisto, Pazar gecesi Helsinki’deki seçim partisinde kalabalığa. “Çok mutluyum ve memnunum. Bunun için çok çalıştık” dedi.

Finlandiya’nın NATO’ya katılımından sonraki ilk seçim

Pazar günkü seçim, Rusya sınırında jeopolitik risklerin arttığı bir ortamda, Finlandiya’nın NATO‘ya katılımından bu yana yapılan ilk seçim olma özelliği taşıyor.

Devlet başkanı ve ordunun başkomutanı olan ve hükümetle işbirliği içinde dış politikadan sorumlu olan cumhurbaşkanı, Finlandiya’yı NATO zirvelerinde ve uluslararası liderlerle yapılan toplantılarda temsil ediyor.

Merkez sağcı aday, nükleer silah konuşlandırılmasını savunuyor

2014’ten 2015’e kadar başbakan olan ve sekiz yıl hükümette kalan Stubb, Cuma günü Guardian’a Vladimir Putin‘in Ukrayna‘yı işgal etmesi nedeniyle siyasi emeklilikten vaz geçtiği söylemişti: “Sekiz yıl üst üste hükümette görev yaptığım ve tüm önemli portföyleri elinde bulundurduğum için, 2016 yılında  Tanrı ve ülkem için çok şey yaptığımı hissettim. Planım siyasete ya da ulusal politikaya dönmek değildi… ama Putin’in Ukrayna’ya saldırısı bu kararımı değiştirdi.”

Mevcut ortamda, Rusya ile tüm kara sınırını kapatan Finlandiya için dış ve güvenlik politikasının “varoluşsal” olduğunu belirten eski başbakan ülkesinin NATO’ya katılmasının ardından dış politikasında yeni bir çağa girdiğini belirtti.

Stubb, seçimler öncesindeki son münazarada “Sonuçta nükleer caydırıcılık NATO’nun korumasının merkezi bir bileşenidir” diyerek Finlandiya’ya ABD‘nin  nükleer silahlarının konuşlandırılmasına yeşil ışık yakmıştı.