GündemManşetTürkiye

Kentsel dönüşüm yasa değişikliği: Kadıköy’ü ne bekliyor

0

Kentsel dönüşüm yasa değişikliği hakkındaki ‘Kadıköy’ü ne bekliyor’ toplantısı 5 Ocak Cuma günü Kadıköy Belediyesi Evlendirme Dairesi’nde gerçekleşti.

Kadıköy mahalle muhtarları tarafından düzenlenen toplantıda, Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi 47.Dönem Yönetim Kurulu Başkanı Esin Köymen, Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı Pelin Pınar Giritlioğlu, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Ülkü Sakalar, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kentsel Dönüşüm Müdürü Rahmi Hızır ve Avukat Mehmet Ümit Erdem konuşmacı olarak yer aldı.

Kentsel dönüşüm başkanlığı

Esin Köymen, 6306 sayılı afet riski alanlarının dönüştürülmesi hakkındaki kanunu ya da kanunla getirilen değişikliğin neden iptal edilmesi gerektiği anlattı.

16 Ekim’de yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Kentsel Dönüşüm Başkanlığı oluşturulduğunu belirten Köymen, “Bu başkanlığın görevleri sıralandığında birincisi, 6306 sayılı yasa ile verilen görevleri yapma ve yetkileri kullanmak. İkincisi, afet riski altındaki yapıların ve alanların dönüştürülmesine ilişkin mevzuatı hazırlamak. Üçüncü, 5393 sayılı yasa ile yıpranan tarihi dokularda uygulanan mevzuatla ilgili alanları ilan etmek ve yine 5393 sayılı yasa belediye kanunun 73. Maddesi kapsamındaki uygulamalara ilişkin, kentsel dönüşüm ve kentsel gelişim alanlarını ilan etmek. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan verilen diğer görevleri yapmak” dedi.

Köymen, bu durumun şimdiye kadar görülen düzenlemelerin dışında olduğunu dile getirdi.

Mülkiyette el değiştirilme çabası

Açık alanda kamuya ait her alanın, yapılaşma ile sonuçlanan bir düzenleme ile karşı karşıya olunduğunu söyleyen Köymen, “Olası afet durumunda toplanma alanlarımız dahil olmak üzere bütün alanlar, yapılaşma riski ile karşı karşıya” şeklinde konuştu.

Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre ülke genelinde riskli yapı tespitinin ve riski olduğu tahmin edilen yapı stoğunun yüzde 2’sine bile ulaşamadığını aktaran Köymen, “Dolayısıyla bu riskli yapı 6306 sayılı yasanın, gerçek anlamda riskli yapıları bertaraf edip, sağlam konutların yapılmasından öte gayrimenkul değeri daha yüksek olan yerlerde mülkiyetlerin el değiştirmesine yönelten bir çaba ile karşı karşıyayız” ifadesinde bulundu.

Köymen, gerçek anlamda riski olan bölgelerin riskli alan ilan edilmediğini, gayrimenkul değeri üzerinden bu durumun gerçekleştiğini vurguladı.

Fotoğraf: DHA

Yeni düzenleme ne getiriyor?

Yeni düzenleme ile rezerv alan ilan edilmesinin önünün açıldığını söyleyen Köymen, “Rezerv yapı alanının tanımını değiştirerek artık, yeni yapılmak üzere ayrılacak alanların ötesinde mevcut yapılı alanların rezerv alan ilan edilmesinin önünü açmış oldu” ifadelerini kullandı.

İmar planlarının askı süreçleri ile ilgili düzenlemenin önemli olduğunu kaydeden Köymen, “Rezerv yapı alanı ilan edilen bölgede, doğrudan bakanlık eliyle yapılan imar planlarının askı süreci 15 gün, askı sürecine itiraz ise beş gün. 20 gün içerisinde imar planları yürürlüğe girmiş oluyor” dedi ve ekledi:

Bakanlık tarafından yapılacak ya da yaptırılacak yapı projelerinin kendi bünyelerinde hazırlanması söz konusu. Yani imar planlarını kendileri yapıyor, yapı projelerini kendileri yapıyor, ruhsatlarını da kendileri veriyor. Dolayısıyla imar planı yapılacak yerleri ve rezerv alanları kendileri belirliyor yerel yönetimlerin yetkilerini bu düzenlemeyle merkez yönetime geçiriyorlar.”

‘Yağmalanma organize ediliyor’

Köymen konuşmasına şu sözlerle devam etti:

Türk vatandaşlığının verilebilmesi için, 400 bin ABD doları karşılığında bir gayrimenkul, kat mülkiyeti ve kat irtifakı gerekiyor. Kat mülkiyeti, mevcut yapılarla ilgili. Ama kat irtifakı, yapı ruhsatı sırasında kullanıldığı için bu şu demektir; Toplu Konut idaresi eliyle ya da Kentsel Dönüşüm Başkanlığı eliyle, yaklaşık olarak 12 milyonluk konutlar, vatandaşlık vermek karşılığında müşteri garantili süreci organize etmiş oluyorlar.”

Bütün bu düzenlemelerin, afetlerle ilgili yapılan düzenlemelerde daha sağlam konutlarda yaşanılması gerekliliğinden öte, kentlerin yağmalanması ve mülkiyetlerin el değiştirmesiyle bağlantılı bir süreci organize ettiğini vurgulayan Köymen, ”Özellikle kent içerisinde gelir durumuna bağlı olarak, orta ve alt gelir gruplarının kent içerisinde yaşadığı yerlerde, gayrimenkul değerleri çok yüksekse, bütün bu düzenlemelerle gayrimenkul değerleri daha düşük olan yerlere doğru, taşınmasının önünün açan bir düzenlemeden bahsediyoruz” dedi.

‘Hiçbirimizin, mülkiyet garantisi yok’

Şehir Plancıları Odası İstanbul Şubesi Başkanı Pelin Pınar Giritlioğlu, afet toplanma alanı olarak belirlenen bütün kamusal arazilerin sermaye gruplarına pazarlandığını belirterek şunları kaydetti:

Bugün hiçbirimizin, mülkiyet garantisi yok, herkesin mülkü tehlike altında.”

Yeni yasa ile her şeyin hızlandırıldığını vurgulayan Giritlioğlu, “Riskli yapı olarak tespit edilen yapıların yıkılması için 6306 sayılı kanunda en az 60 gün süre veriliyordu, şimdi maksimum 90 gün süre veriliyor. Bu durum sürecin çok kısaldığı anlamına geliyor ve hızlı bir süreç içerisinde tahliyelerin nasıl yapılacağı ve barınma çok ciddi bir sorun” şeklinde konuştu.

‘Mülke çökme süreci’

Kent merkezlerinin başkalarına pazarlanacağını dile getiren Giritlioğlu, “Bir zamanlar kent merkezinde, dişiyle tırnağıyla kredi alarak ev sahibi olabilmiş insanlar, bugün bir daha asla İstanbul’un merkez semtlerinde ev sahibi olamaz. Kendi evlerini tekrardan satın alacaklar ya da kentin herhangi bir yerinde başka bir evde oturup, eski semtlerine bir daha dönemeyecekler” şeklinde konuştu.

Ev borçlarının ödenemediği bir durumda, mülkiyetin hazineye geçeceğinin altını çizen Giritlioğlu, “Bu bir mülke çökme süreci” dedi ve ekledi:

Yoksul ve dar gelirliler için da tuhaf bir durum var, kamu onlara hissedar olduğunda, üzerinde haciz veya şerh gibi durumlar varsa temiz kısmına hissedar oluyor, ardından da onlara sadece ölene kadar oturma imkânı tanıyor. Mülkiyet hakkı tanımıyor.”

Mülkiyet hakkı ihlali

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Ülkü Sakalar, rezerv alan hakkında İBB ve Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) neler yaptığını anlattı ve ekledi:

CHP olarak bu kanun çıktığından beri biz durumun barınma hakkına engel olan, gerçek bir kentsel dönüşümü sağlamayan, anayasanın mülkiyet hakkını ihlal eden maddeleri nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvuru hazırlığı yaptık ve 4 Ocak’ta başvurduk.”

Bugüne kadar Çevre Bakanlığı’nın 157 tane rezerv yapı alanı ilan ettiğini vurgulayan Sakalar, bu alanların çok büyük kısmının askeri alanlar olduğunu aktardı.

‘İmar yönetmeliği bekletiliyor’

Sakalar Kadıköy için kat ilavesi hakkında şöyle konuştu:

“İBB olarak CHP çoğunlukta olmadığı için, şu anda tam iki senedir mecliste bekleyen İstanbul imar yönetmeliği var. Biz bununla, İstanbul’da şu anda kentsel ve yerinde dönüşümü sağlayamayan yapılar var, en büyük sorun bu. Yerinde dönüşümü sağlayabilmek için, biz İstanbul imar yönetmeliğini hazırladık, meclise sunduk. İki defa Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) oyları ile mecliste reddedildi. Başkanımızın vetosu ile yeniden geldi, dokuz aydır en son haliyle bekliyor. Yine mecliste bekleyen güçlendirme yönetmeliği hazırladık.”

İstanbul’un bina sayısı 1 milyon 300 bin

İBB Kentsel Dönüşüm Müdürü Rahmi Hızır, İBB olarak binalarda Hızlı Tarama Testi yaptıklarını ve bu testi Bakanlığa da önerdiklerini ama kabul edilmediğini söyledi. İstanbul’da 1 milyon 300 bin bina olduğunu belirten Hızır, bunların yaklaşık 800 bin adetinin 2000 yılı öncesinde yapıldığını kaydetti.

Hızır, “Bizim bunları etaplamamız lazım çünkü aynı anda 800 bin binaya müdahale gibi bir olanağımız maalesef yok. Bunları gruplandırabilirsek, bu sefer en ağır hasar alacak ‘E’ grubundan başlayarak, ‘D’ grubu belki depreme kadar ‘C’ grubuna kadar güçlendirmeyi ve yenilebilmeyi sağlayabiliriz” dedi.

Riskli alanda risksiz yapı

Avukat Mehmet Ümit Erdem de riskli alanlardaki risksiz yapılar hakkında şöyle konuştu:

“Riskli alanlarda risksiz binaların bulunması halinde, takdir hakkı idarede gibi duruyor. Bu binalar başvuru üzerine uygulama dışı tutulabilir. Bu durumda alan mevcut uygulama parselinden ayrılır veya maliklerin anlaşması durumunda, planın içinde kalır ama mevcut bütünlüğü korunur. Yani bina yıkılmaz, proje onun etrafında yapılır. Fakat genellikle uygulama bütünlüğü bakımından, risksiz yapılarda riskli yapı sürecine tabi oluyorlar. Siz binayı müteahhite yaptırıyorsunuz, binanız sağlam ama etrafındaki binalar riskli olduğu için, bu alan riskli ilan edildiğinden proje bütünlüğü adı altında sizin binanıza da yıkım süreci başlatılabiliyor.”

Öte yandan Elazığ 1. İdare Mahkemesi tarafından, hasar tespit çalışması sonucunda taşınmazın az hasarlı olarak belirlenmesine ilişkin hasar tespit raporunun iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu olan kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varıldı. Mahkeme iptal için başvurdu.

Bugün Resmi Gazete‘de Anayasa Mahkemesi’nin yayımlanan kararı, 4864 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen altıncı paragrafın birinci cümlesinde yer alan ”… hasar tespit raporları ancak asıl işlemlerle birlikte dava konusu edilebilir” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline oybirliğiyle karar verildi.

Kategori: Gündem

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.