AKP Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, Gezi Davası hükümlüsü, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay milletvekili Can Atalay‘ın vekilliğinin düşürülmesi kararın bu hafta içinde TBMM’de okunabileceğini söyledi: “Can Atalay kararı bugün veya bu hafta Meclis’te okunarak milletvekilliği düşecek.”
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay‘ın TİP milletvekili Can Atalay ile ilgili aldığı kararların ardından gözler Meclis’e çevrilmişti. Gezi Davası kapsamında halen Silivri’deki Marmara Cezaevi‘nde bulunan Atalay’ın milletvekiliği düşürülecek.
Konuyla ilgili NTV‘ye konuşan Şahin, “Bugün veya bu hafta tamamlamayı düşünüyoruz açıkçası. Artık bir prosedür haline gelmiş durumda, Meclis’in de üzerine düşen görevi yapması gerekiyor” dedi.
‘Hukuki tartışma bitmez’
“Bu hafta için planımız var. Gündemle birlikte ele alacağımız başlıklardan birisi” diyen Şahin, şöyle devam etti:
“Açıkçası hukuki tartışmanın biteceğini düşünmüyorum. Çünkü ondan sonraki süreçleri de var muhtemelen. Biz de Meclis olarak konuyu takip edeceğiz, Meclis’in üzerine düşen bir görev varsa yerine getirmeye çalışacağız.”
Ne olmuştu?
AYM, tutuklu TİP milletvekili Can Atalay hakkında hak ihlali kararı vermiş ancak İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi ve Yargıtay bu karara uymamıştı.
Bunun üzerine Atalay’ın avukatları dosyayı yeniden AYM’ye taşımıştı. Başvuruyu genel kurul gündeminde ele alan AYM, oy çokluğuyla ihlal kararı vermişti. AYM, paylaştığı açıklamada hem yerel mahkemenin hem de Yargıtay’ın Anayasayı ‘göz ardı’ ettiğini kaydetmişti.
AYM ayrıca yerel mahkemenin ihlali gidermekle görevli olduğunu belirtmesine rağmen mahkeme dosyayı yeniden Yargıtay’a göndermiş; Yargıtay yine karara uymayarak AYM’nin kararının ‘hukuki değerlerden yoksun’ olduğunu savunmuştu.
Bilim insanları, insan kaynaklı iklim krizinin geçen kasımda yol açtığı Karadeniz bölgesini vuran Bettina Fırtınası‘nın, şiddetli yağmur ve kar yağışı olasılığını iki katına çıkardığını tespit etti.
World Weather Attribution tarafından yayımlanan rapora görefırtına, Moldova, Bulgaristan, Romanya ve Ukrayna‘da aşırı kar yağışına, Kırım, doğu Ukrayna ve Türkiye’de ise şiddetli yağmurlara neden oldu.
Rapora göre, saatte 75 mil hıza varan aşırı rüzgarlar, güney Ukrayna ve Rusya‘nın büyük bölümündeki kasabalarda da kıyı su baskınlarına yol açtı. Elektrik kesintileri, trafikte aksamalar ve diğer altyapı arızalarına neden olan fırtınadan2,5 milyon kişi etkilendi, en az 23 kişi de hayatını kaybetti.
World Weather Attribution‘dan araştırmacılar, insan kaynaklı iklim değişikliğinin, şiddetli yağışların ve rüzgarların olasılığını ve yoğunluğunu ne ölçüde değiştirdiğini değerlendirmek için olayla ilgili bir çalışma gerçekleştirdi. Üç günlük ortalama yağış ve maksimum rüzgar hızını inceleyerek küresel ısınmanın etkisi altındaki iklim şartları ile sanayi öncesi dönemin iklimini karşılaştırıldığı çalışmadan elde edilen bulgulardan bazıları şöyle sıralandı:
Bettina Fırtınası, aktif Rusya-Ukrayna savaşının ortasında kalan Kırım yarımadasını vurarak fırtınadan etkilenen bölgelerde güvenlik açıklarını artırdı.
İnsan kaynaklı ısınma nedeniyle, bunun gibi fırtınalarla ilişkili yağışların giderek daha büyük bir kısmı kar yerine yağmur olarak düşüyor ve bu da daha büyük sel hasarlarına yol açıyor.
Bettina Fırtınası sırasında gözlemlenen yağışlarda, fosil yakıtların yağış şiddetinin meydana gelme olasılığını yaklaşık iki kat artırdığını tespit ettik. Hava olayının şiddeti, insan kaynaklı iklim krizi nedeniyle yaklaşık yüzde 5 arttı.
Bulgular geleceğe bakıldığında, sanayi öncesi dönemlere göre 2°C daha sıcak bir iklimde, yağış yoğunluğunun ve olasılığının daha da artacağını gösteriyor.
Sanayi öncesi dönemlere göre 2°C daha sıcak bir iklim için, 2023 Karadeniz olayında gözlemlendiği gibi genel olarak rüzgar hızlarının olasılığı ve yoğunluğunda artış gözlendi.
Bu bulgular, gözlemlerde rüzgar hızlarında gördüğümüz azalmanın iklim değişikliğinden değil, doğal değişkenlik gibi diğer faktörlerden kaynaklandığını gösteriyor. Modelleme sonuçları ve bilimsel literatür göz önüne alındığında, şu anda iklim değişikliğine bağlanamasa bile kuvvetli rüzgarlarda artış ihtimalinin ciddiye alınması gerekiyor.
Araştırmacılar, Rusya-Ukrayna Savaşı’nın Bettina Fırtınası’nın etkilerinin şiddetlenmesinde rol oynadığını belirterek, çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilen Ukraynalıların bu durumdan etkilendiğini, en fazla etkilenenlerin ise dondurucu soğuklara karşı en savunmasız ve tahliye imkanı az olan yaşlılar, çocuklar ve engellilerin olduğunu ifade etti.
Aşırı hava olayları ne anlatıyor?
Dünyanın birçok bölgesinde sıcak dalgaları, ölümcül seller ve orman yangınları meydana geliyor. Bilim insanları bu tür aşırı hava olaylarının insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğinin bir sonucu olarak meydana geldiğini söylüyor.
Uzmanlar iklim değişikliğinden kaynaklı bu sıcaklığın dünyanın her yerine eşit şekilde dağılmadığı için belli bölgelerde aşırı hava olaylarına yol açtığını, emisyonlar kesilmediği müddetçe bu döngünün devam edeceğini söylüyor.
Normal hava döngülerinde sıcak hava atmosferde nem, su buharı ve yağış oluşumuna yol açıyor. Ancak sıcaklıklar yoğunlaştıkça atmosferdeki buhar da artıyor. Bu yüzden yağışlar da şiddetleniyor.
ABD Ulusal Bilim Akademisi’nden Su Uzmanı Peter Gleick de konuyla ilgili, “Kuraklığın yaşandığı bölgeler arttıkça o bölgelerden çekilen buhar başka yerlerde, genellikle daha yoğun bir şekilde yağış olarak düşüyor. Bu da selleri artırıyor” diyor.
Uzmanlar dünyada hava koşullarının her zaman değişken olduğunu, ancak iklim krizinin etkileriyle bu değişimlerin şiddetlendiğini söylüyor.
Mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının ağaç ve bitkilerin erken çiçek açmasına ve tarımda verimle kalite kaybına neden olduğu belirtiliyor. Uzmanlar sıcak havaların biyoçeşitlilik üzerinde risk oluşturduğunu kaydediyor. Yeterli yağış düşmemesi ağaç ve bitki topluluklarının yaşam döngülerinde değişimlere yol açıyor.
Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, Aralık 2023, Türkiye’de son 53 yılın en sıcak aralık ayı olarak kayıtlara geçerken bu dönemde ortalama sıcaklık, normal değer kabul edilen 4,8 derecenin 3,5 derece üzerinde seyrederek 8,3 dereceye ulaştı.
AA‘dan Yeşim Yüksel‘in aktardığına göre; Marmara Bölgesi‘nde aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 7 dereceyken, Aralık 2023’te bu rakam 10,3 dereceye, ortalama sıcaklığı 7,9 derece olan Ege Bölgesi’nde 11,2 dereceye, ortalama sıcaklığı 9,1 derece olan Akdeniz Bölgesi‘nde ise 12 dereceye ulaştı.
Bölge genelinde hava sıcaklığının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği İç Anadolu Bölgesi‘nde aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 1,4 dereceyken geçen yılın aralık ayında bu rakam 5,5 derece, uzun yıllar ortalaması 4,8 derece olan Karadeniz Bölgesi’nde ise 8,4 derece ölçüldü.
Aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı -1,6 derece olan Doğu Anadolu Bölgesi‘nde 2023 Aralık ayı ortalama sıcaklığı 2,5 derece oldu. Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde ise Batman çevresi hariç mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklığı görüldü. Bölgenin aralık ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 6,4 dereceyken, son aralık ayında bu değer 9,3 dereceye yükseldi.
Türkiye’de önceki yıllara kıyasla daha sıcak geçen aralık ayında “yalancı bahar“a kanarak erken çiçek açan ağaçlar ve bitkiler, sıcaklıkların düşmesi ve bazı bölgelerde kar yağışı nedeniyle zorlu kış şartlarından zarar görüyor. Bu durum ağaçların meyve rekoltesinde düşüşe, biyoçeşitlilikte ise hasara yol açıyor.
Kış aylarında çiçek açan ağaç ve bitki türlerinin tarıma etkilerine dair TEMA Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Erhan Akça, iklimin tarıma izin veren bir süreç olduğunu, bu nedenle iklim ve tarımın birbirinden bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. Akça, iklimlerde meydana gelen ufak değişikliklerin tarıma yansımasının katbekat fazla olduğunu belirtti.
‘Bitkiler aşırı iklim olaylarından etkilendi’
Bitkilerin en narin zamanlarının tohumdan çıktığı ve çiçeklenmeye başladığı dönemler olduğunu, bu günlerde yaşanabilecek en küçük iklimsel değişimin verime hatta bitkinin sağlığına yansıyabileceğini ifade eden Akça, bitkilerin aşırı iklim olaylarından etkilendiğini aktardı. Akça, şöyle devam etti:
“Mevsimsel değişimler dolayısıyla bitkilerde meydana gelen farklılıklar sadece miktarı değil kaliteyi de etkiliyor. Elma alıyoruz ve C vitamini yönünden zengin olması beklenen bir meyve, görüntü elma ama C vitamini istenen düzeyde değil. Çünkü bitki, fizyolojisini tamamlayamazsa beklenen besin değerlerini alamıyorsunuz, o zaman elma hem bizi beslemiyor hem de daha çabuk bozuluyor. Kış aylarındaki sıcaklık ciddi tarımsal kayıp yaratacak ve bunun geri dönüşü yok. Bir bitkinin su ihtiyacı vardır; örneğin 100 birim, bu 90 birime düştüğünde siz fark etmeseniz bile o bitkide verim kaybı olur çünkü potansiyelini ona göre ayarlamıştır.”
Bitkileri zorlu kış şartlarına hazırlamak için su buharı verilen spreyleme, soğuğun çökmesini engelleyen havalandırma ve ısıtma gibi sistemlerin kullanılması ve bölgenin doğal bitki türleri tercih edilerek iyi bir bitki besleme programının benimsenmesi gerektiği tavsiyesinde bulunan Akça, her yere bina inşa edilemeyeceği gibi bahçe de yapılamayacağı görüşünü paylaştı.
‘İki temel kriz var: Biri iklim değişikliği, biri de biyoçeşitlilik kaybı’
Doğa Koruma Merkezi (DKM) Genel Müdür Yardımcısı Yıldıray Lise, biyoçeşitliliğin genetik çeşitlilik, tür çeşitliliği, ekosistem çeşitliliği ve ekolojik süreçler çeşitliliği olmak üzere dört katmanı olduğunu ve tüketilen her gıdanın, kullanılan her ürünün biyoçeşitlilikle bağlantılı olduğunu bildirdi.
İklim değişikliğinin son 10 yıldır gündemi belirlediğini vurgulayan Lise, “İki temel kriz var: Biri iklim değişikliği, biri de biyoçeşitlilik kaybı, bunları iç içe düşünmemiz gerekiyor. İklim değişiyor, bu da biyoçeşitliliği etkiliyor. Temel olarak sıcaklık artışı, farklı ekosistemlerde farklı etkiler yapacaktır” diye konuştu.
Sulak alanların yok edilmesiyle habitat kayıplarının arttığını ve son dönemde bitki fizyolojisinde değişikliklerin ortaya çıkmaya başladığını anlatan Lise, şunları söyledi:
“Bitki fizyolojisi sıcaklık, gün uzunluğu, yağış, besin varlığı ve karın erime zamanı gibi unsurlara bağlı. Erken çiçek açma, canlı türlerinde büyüme döneminin uzaması, bazı canlı türlerinin kış uykusuna yatmaması, göç döneminde besin sıkıntısı ve kuşlarda erken kuluçka gibi dönemler yaşanıyor. Türlerin birbirleriyle ekolojik uyumları söz konusu ama bunda uyumsuzluk görülmeye başlandı. Ekosistemlerin, ormanların, sulak alanların ve deniz çayırlarının yok olmasıyla karbon yutağı ve yaşam alanlarının azalması halinde oradaki bütün canlıların yaşamını etkileyecek bir yapı oluşması söz konusu.”
‘Türler üzerinde çok büyük etkileri olabilir’
Japonya‘nın Kyoto şehrinde 812 yılından beri sakura çiçeklerinin açtığı dönemlerin kayıt altına alındığına ve çiçeklenme zamanlarının yavaş yavaş nisan ayından mart ortasına doğru kaymaya başladığına değinen Lise, ülkede 1953’ten beri yapılan gözlemler doğrultusunda 2021-2023 yılları arasında mevsimlerde 10 günlük kayma yaşandığının belirlendiğini aktardı.
Birleşik Krallık‘ta 1753’ten 2019’a kadar 406 bitki türünü içeren 400 bin kaydın incelenmesiyle ülkede bahar mevsiminin neredeyse 1 ay öne geldiğini, sürecin böyle ilerlemesi durumunda bahar mevsiminin şubat ayında başlayabileceğinin öngörüldüğünü belirten Lise, bu değişimin türler üzerinde çok büyük etkileri olabileceği uyarısında bulundu.
Fotoğraf: DHA
Ağaçların ve bitkilerin erken çiçek açmasının ardından yaşanacak kış şartlarının sadece tarımı değil aynı zamanda bu bitkilere uyum sağlamış böcek, kuş ve küçük memeli gibi canlı türlerini de olumsuz etkileyebileceğinin altını çizen Lise, “Göç eden türler geliyorlar, ortamda yiyecek bulamıyorlar ya da ayılar gibi meyve ile de beslenen türler bir süre sonra o meyve olmayınca köylere inmeye başlıyor. Türkiye’de baharın habercisi olan cemrelerin iklim değişikliğiyle ocak ayına doğru çekildiğini görebiliriz” değerlendirmesinde bulundu.
Muğla‘nın Bodrum ilçesindeki Sazköy’de planlanan taş ocağı projesi için Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci başlatıldı. Netiş Gayrimenkul İnş. San. ve Tic. A.Ş. tarafından yürütülen projede 22,89 hektarlık bir alanda faaliyet gösterilmesi planlanıyor.
Yıllık 200 bin ton duvar taşı üretim kapasitesine sahip proje, Aydın-Muğla-Denizli Planlama Bölgesi 1/100 bin Ölçekli Çevre Düzeni Planı’nda “Orman Alanı ve Önemli Doğa Alanı” olarak işaretlenmiş bir bölgede yer alıyor. Şirket, üretim sırasında patlatma yapmayacağını ve kırma eleme tesisi kurulmayacağını belirtse de, bölgedeki çevre ve biyoçeşitlilik üzerindeki olası etkiler nedeniyle tartışmalara sebep oldu.
Mezopotamya Ajansı‘nın aktardığına göre proje alanının en yakın tarım arazisine 900 metre uzaklıkta olduğu bildirilirken, özellikle bitki ve hayvan yaşamını koruma açısından endişelere yol açıyor. Taş ocağının, zengin bitki örtüsü ve hayvan türlerine ev sahipliği yapan bir alanda yer alması, doğal habitatların zarar görebileceğine işaret ediyor.
Erozyon ve sedimentasyon artışı, su kaynaklarına olası kirlilik, gürültü ve hava kirliliği ile görsel kirlilik ve peyzaj değişiklikleri de projenin olası çevresel zararları arasında sayılıyor.
Şirket ocak için Muğla İl Tarım Ve Orman Müdürlüğü görüşüne başvururken, müdürlüğün “Üretim çalışmaları için ocak sahasında hiçbir şekilde patlatma yapılmayacağı, kırma eleme tesisi kurulmayacağı ve dekoratif taş blok çıkarma işleminin tel kesme ve sulu yöntemle kullanılacağı belirtilmiştir. Faaliyet alanında dekoratif taş blok çıkarma işleminin sulu yöntemle yapılması, patlatma işleminin yapılmaması, kırma eleme tesisinin kurulmaması nedeniyle 3573 sayılı Zeytincilik Kanunu kapsamında olmadığı anlaşılmış olup, yapılacak olan faaliyet kurumumuzca sakınca oluşturmamaktadır” yanıtını verdiği öğrenildi.
Türkiye İşçi Partisi‘nin (TİP) tutuklu Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürüleceği iddialarıyla ilgili 65 baro başkanı, Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş’a hitaben açık mektup yayınladı. Mektupta
Atalay hakkındaki hükmün TBMM Genel Kurulu’nda okutulmaması yönünde bir irade ortaya koyulması talep edildi.
Baro başkanları, TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesine ilişkin kararın okunacağı iddialarının ardından Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş’a şöyle seslendi:
“TBMM Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş, bildiğiniz üzere İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Anayasa Mahkemesi’nin Hatay Milletvekili Şerafettin Can Atalay‘ın bireysel başvurusu üzerine vermiş olduğu ihlal kararına uymayarak kararı gereği için Yargıtay 3. Ceza Dairesi‘ne göndermiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesi de 8 Kasım 2023 tarihli kararıyla Anayasa Mahkemesi’nin ihlal kararına uyulmamasına ve hak ihlalinin kabulü yönünde oy kullanan Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında gereğinin takdir ve ifası için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulunulmasına karar vermiştir.”
Mektubun devamında “Bu karar üzerine Şerafettin Can Atalay’ın avukatları tarafından Anayasa Mahkemesi’ne yapılan ikinci bireysel başvuruda Anayasa Mahkemesi bu kez Anayasa’nın 67. maddesinde güvence altına alınan seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkı dışında, Anayasa’nın 148. maddesinde güvence altına alınan bireysel başvuru hakkının da ihlal edildiğine karar vererek bireysel başvuru hukuku açısından rehber niteliğinde bir karara imza atmıştır” denildi.
“Anayasa Mahkemesi’nin gerekçeli kararının ulaştığı İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi kararın gereklerine uymak yerine dosyayı yeniden Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne göndermiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise karara uymak yerine önceki kararında ısrar ederek, Şerafettin Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesi işlemlerinin başlatılması için TBMM’ye yazı göndermiştir” ifadelerine yer verilen açıklamada Kurtulmuş’a ayrıca şunlar aktarıldı:
“Sayın Başkan, TBMM’nin kabul ettiği 2709 Sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 153/6 hükmüne göre Anayasa Mahkemesi kararları yasama organı olan TBMM’yi de bağlar. Anayasa Mahkemesi kararına uymayarak Anayasa’yı fiilen işlevsiz kılmayı amaçlayan bir yargı kararının gereğinin TBMM tarafından yerine getirilmesi yukarıda yer verdiğimiz anayasal hükmün açık ihlali olacaktır. Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulmaması Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 2. maddesinde sayılan ‘Hukuk Devleti’ niteliğine de büyük bir zarar verecektir. Bu nedenle Avukat Şerafettin Can Atalay hakkındaki hükmün TBMM Genel Kurulu’nda okutulmaması yönünde bir irade ortaya koymanızı bekliyoruz.”
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), bazı il ve ilçelerde belediye başkan adaylarını açıkladı. CHP İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı Karşıyala Belediye Başkanı Cemil Tugay oldu.
CHP Parti Meclisi (PM) İzmir Büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarını belirledi. CHP’de olan 24 ilçe belediyesinden Selçuk, Dikili, Seferihisar dışındaki tüm ilçe belediye başkanlıklarına yeni isimler aday gösterildi.
Cemil Tugay, adaylığının açıklanmasının ardından sosyal medya X hesabından bir mesaj paylaştı. Tugay, açıklamasında şunları belirtti:
“Değerli İzmirliler, gözbebeğimiz İzmir’in daha parlak bir geleceğe sahip olması için yola çıkıyoruz. Bugün buradan tüm İzmirlilere, İzmir’de yaşayan herkes için, hiç durmadan çalışacağımızın sözünü vermek istiyorum. Sorunlara kalıcı çözümler üretecek, İzmir’i geleceğe taşıyacak ve çok çalışacağız. Gururluyuz, heyecanlıyız ve hazırız. Şimdi hep birlikte, İzmir için daha ileriye!
Bu süreçte desteklerini ve güvenlerini esirgemeyen Genel Başkanımız Sayın Özgür Özel’e, değerli Parti Meclisi ve Merkez Yönetim Kurulu üyelerimize, saygıdeğer milletvekillerimize, parti üyelerimize ve tüm İzmirli hemşehrilerimize teşekkür ediyorum.”
Değerli İzmirliler,
Gözbebeğimiz İzmir’in daha parlak bir geleceğe sahip olması için yola çıkıyoruz. Bugün buradan tüm İzmirlilere, İzmir’de yaşayan herkes için, hiç durmadan çalışacağımızın sözünü vermek istiyorum. Sorunlara kalıcı çözümler üretecek, İzmir’i geleceğe taşıyacak… pic.twitter.com/jP5Ld1cW4O
İzmir’in ilçelerinde PM onayına sunulan belediye başkan adayları şöyle:
Aliağa: Çağatay Güç
Balçova: Onur Yiğit
Bayındır: Davut Sakarsu
Bayraklı: İrfan Önal
Bergama: Tanju Çelik
Beydağ: Şakir Başaran
Bornova: Ömer Eşki
Buca: Görkem Duman
Çeşme: Lal Denizli
Çiğli: Uygar Yıldırım
Dikili: Adil Kırgöz
Foça: Saniye Bora Fıçı
Gaziemir: Ünal Işık
Güzelbahçe: Mustafa Günay
Karabağlar: Emine Helil İnay Kınay
Karaburun: Nurşen Balcı
Karşıyaka: Behice Yıldız İşçimenler
Kemalpaşa: Mehmet Türkmen
Kınık: Sema Bodur
Kiraz: Nasuh Coşkun
Konak: Nilüfer Çınaraltı Mutlu
Menderes: İlkay Çiçek
Menemen: Deniz Karakurt
Narlıdere: Erman Uzun
Ödemiş: Mustafa Turan
Seferihisar: İsmail Yetişkin
Selçuk: Filiz Ceritoğlu
Tire: Hayati Okuroğlu
Torbalı: Övünç Demir
Urla: Selçuk Balkan
Cemil Tugay kimdir?
Öğretmen bir baba ve ev hanımı bir annenin çocuğu olarak, 1967 yılında babasının mecburi hizmeti sırasında Van’da dünyaya geldi.
İzmir İnönü Lisesi’nin ortaokul bölümünden 1980 yılında, lise bölümünden ise 1983 yılında mezun oldu.
1989 yılında Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdi. Çorum ve Tire’de dört yıl pratisyen hekimlik yaptı.
1993-2000 yılları arasında Plastik Cerrahi ihtisası yaptı, 2000 yılında ise İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde uzman doktorluğunu aldı.
1997’de ABD, Cleveland Clinic’te 1 yıl araştırmacı doktor olarak çalıştı.
Uzman olduktan sonra 2001-2005 yılları arasında Karşıyaka Devlet Hastanesi’nde, 2005-2009 yılları arasında da İzmir Çiğli Kent Hastanesi’nde Plastik Cerrahi uzmanı olarak görev yaptı.
2009 yılında Karşıyaka’da serbest hekimlik yapmaya başladı ve bir süredir Alsancak’ta faaliyet gösteren muayenehanesini, belediye başkanı seçilmesinin ardından kapattı.
Edirne‘nin Lalapaşa ilçesinde, Vaysal ve Hacıdanişment köyleri arasında açılmak istenen kalker ocağı ve kırma eleme tesisiyle ilgili açılan son dava da köylülerin lehine sonuçlandı.
Cantaş İnşaat ve Ticaret Limited Şirketi’nin tesisin kapasitesini artırmak üzere Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü‘ne yaptığı başvuru ‘ÇED olumlu’ kararıyla sonuçlanmış, Vaysal Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi’nin açtığı davada Edirne İdare Mahkemesi kararı iptal etmişti.
Bunun üzerine firma, ormanlık alanda, su kaynaklarına 400 metre mesafede yeni bir kalker ocağı ve kırma eleme tesisi kurmak için Edirne Valiliği‘ne başvurdu. Valiliğin verdiği ‘ÇED gerekli değildir’ kararı da köy halkının açtığı dava sonucunda İdare Mahkemesi’nce iptal edildi.
Firma bu karara itiraz etti ve dosya istinaf için Danıştay’a gitti. Danıştay 4’üncü Dairesi de köy halkını haklı buldu ve 28 Aralık 2023’te firmanın itirazını reddetti.
Fotoğraf: Uğur Akagündüz / batiekspres.com
Danıştay kararının ardından köy halkının Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat için Vakıf’ta (TAKSAV) düzenlediği basın toplantısında konuşan Vaysal Köyü’nden Naif Özdoğan “Projenin bilime aykırılığı bilirkişi raporuyla, hukuka ve mevzuata aykırılığı ise önce İdare Mahkemesi şimdi de Danıştay kararı ile kesin olarak ispatlanmıştır” dedi.
Bölgedeki üç ayrı maden ocağı için devam eden faaliyeti hatırlatan Özdoğan, “Var olan taşocağı ve kırma eleme tesisinin kapasite artışı da mahkemece iptal edildiği için, ormanı yok ederek yeni üç ayrı ocak açmak için süren faaliyetin çok zararlı olduğu Danıştay 4. Dairesi’nin onama kararıyla tamamen ortaya çıkmıştır. Çevreyi korumakla yükümlü ve görevli olan Bakanlık yetkililerine sesleniyoruz; gecikmeksizin Danıştay onama kararıyla kesinleşmiş yargı kararlarını uygulayın. Doğamıza, yaşamımıza çok zararlı olduğu ortaya çıkan ormanlık alana açılmaya başlanmış olan yeni kalker ocağını ve var olan kırma eleme tesisini derhal kapatın. Doğaya ve dört köye her gün yapılan bu işkenceyi durdurun” diye konuştu.
‘Yargı kararlarına rağmen faaliyet sürüyor’
Vaysal Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatif Başkanı İbrahim Karapoyraz da “Biz sadece hukuka ve kanunlara uyulmasını istiyoruz. İdare Mahkemesi’nde kazandık, Danıştay’dan da ret cevabı geldi. Bugün halen faaliyet devam ediyor, bölgedeki ağaçlar kesiliyor. Edirne Valiliği’nden buna dur demesini bekliyoruz. Neye dayanarak halen çalışmaları devam ettiriyorlar bilmiyoruz. Yapabileceğimiz daha ne var bilmiyoruz” diye konuştu.
Vaysal köylülerine teşekkür eden TMMOB Edirne İKK Sekreteri Yılmaz Eren de “Türkiye çapında örnek gösterilecek bir cesaret sergiliyorlar. Edirne Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü, Tarım ve Orman İl Müdürlüğü ve Edirne Valiliği, bu güzelim insanların taleplerini dikkate almak zorunda” ifadelerini kullandı.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin Afet Koordinasyon Merkezi (AKOM), kente ani kar sağanaklarının gelebileceği konusunda uyarılarda bulundu. 30 Ocak Salı günü öğle saatlerine kadar devam etmesi beklenen yağışların, zaman zaman şiddetlenerek ani kar sağanaklarına dönüşebileceği belirtildi.
AKOM‘un yaptığı açıklamaya göre, İstanbul‘da dün akşamdan itibaren aralıklı olarak karla karışık yağmur ve kısa süreli yoğun kar yağışları etkili oldu. Özellikle Silivri ve Çatalca gibi yüksek bölgelerde kar kalınlığının 2 ila 5 santimetre arasında ölçüldüğü kaydedildi. Yağışların bugün de devam etmesi bekleniyor.
Günün ilerleyen saatlerinde Avrupa Yakası‘nın batı bölgelerinde ve Anadolu Yakası‘nın yüksek kesimlerinde kar yağışı görülmesi öngörülüyor. Yapılan açıklamada, özellikle Arnavutköy, Silivri, Çatalca, Büyükçekmece, Çekmeköy, Şile ve Beykoz ilçelerinde kar yağışı beklentisi vurgulanıyor.
AKOM, yarın öğle saatlerine kadar sürecek yağışların karla karışık yağmur olarak devam edeceğini, ancak kuvvetli gök gürültüsü ve şimşekle beraber ani kar sağanaklarına da dönüşebileceğini bildirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi de olası olumsuz durumlara karşı gerekli önlemleri aldığını açıkladı.
Dünyanın en büyük yolcu gemisi, Royal Caribbean International‘a ait “Icon of the Seas” gemisi yaklaşık 8 bin yolcusuyla bugün ABD’nin Miami kentinden Karayipler’e gitmek üzere denize açıldı.
365 metre uzunluğundaki dünyanın en büyük yolcu gemisi Icon Of The Seas’nin inşası için 1.5 milyar sterlin harcandı. Gemi, 250 bin ton ağırlığıyla Titanik’ten beş kat daha büyük.
Üretici firmaya göre geminin 6 motoru dizele göre daha çevreci olduğu iddia edilen sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ile çalışıyor. Ancak iklim ve ekoloji grupları bunun tam tersini savunuyor.
Deniz gaz yağından yüzde 120 daha fazla sera gazı emisyonu
Aktivist grupların en büyük endişesi, dev geminin sızdıracağı metan gazı.
Ayrıca cruise gemileriyle yapıla yolculuklar da bir milyar araçtan daha fazla kükürt yayıyor. Brüksel merkezli Ulaşım ve Çevre adlı bir sivil toplum örgütünün geçen haziranda yayımladığı rapora göre, Avrupa’nın en işlek limanlarında cruise gemilerinin neden olduğu kirlilik pandemi öncesi seviyelere dönmüş durumda; kükürt oksit miktarı ise 2019’daki seviyeye kıyasla yüzde 9’luk bir artış göstererek 2022’de 509 tona (t) ulaştı. Aynı dönemde metan emisyonlarının da beş kat artarak 7 bin 804 tona ulaştığını tespit edildi.
Çevre politikası düşünce kuruluşu olan Uluslararası Temiz Ulaşım Konseyi‘nin (ICCT) Denizcilik Programı Direktörü Bryan Comer, “Bu, yanlış yönde atılmış bir adım. LNG’yi deniz yakıtı olarak kullanmanın, deniz gaz yağından toplamda yüzde120 daha fazla sera gazı emisyonuna yol açtığını tahmin ediyoruz” dedi.
Royal Caribbean’a göre ise gemi, Uluslararası Denizcilik Örgütü‘nün modern gemiler için öngördüğünden yüzde 24 daha fazla enerji verimliliğine sahip.
Karbondioksitten 80 kat daha kötü
Isınma etkileri açısından metan, 20 yıl içinde karbondioksitten 80 kat daha kötü, bu nedenle metan emisyonunun azaltılması küresel sıcaklık artışının kontrol altına alınmasında kilit rol oynuyor.
Icon of the Seas gibi yolcu gemileri, sektör uzmanlarına göre “metan kayması” olarak bilinen yanma süreci sırasında atmosfere metan sızdıran düşük basınçlı, çift yakıtlı motorlar kullanıyor.
Leeds Üniversitesi‘nden biyosfer-atmosfer etkileşimi alanında uzman Prof. Dominick Spracklen‘in The Conservation için kaleme aldığı makalede Avrupa’nın turbalık alanlarının yüzde 7’sini barındıran İskoçya’da bu toprakları korumanın küresel önemi vurgulanıyor.
Geçen 38 yılda İskoçya’nın bozkırlarındaki yangınlara ilişkin ilk değerlendirme NASA’nın Landsat uydularından alınan görüntüler kullanılarak yapıldı. 1980’lerden bu yana birkaç günde bir tüm gezegenin fotoğrafını çeken uydu görüntülerinde yangınlar ve buna bağlı zaman içindeki değişiklikler takip edilebiliyor.
Uydu görüntülerine göre, 1985 ile 2022 yılları arasında bozkır alanların yakılmasına hız kesmeden devam ediliyor. Neredeyse 40 yıl içinde korumaya ve yangınları önlemeye yönelik hiç bir önlem alınmamış durumda.
Yılda 1.900 hektar yakılıyor
En derin turba topraklarına (en az 50 cm derinlik) sahip turbalık alanlarını haritalandıran veri seti kullanarak yapılan çalışmaya göre, İskoçya’daki bozkır yangınlarının neredeyse üçte biri turbalıklarda meydana geliyor. Her yıl ortalama 1.900 hektar turbalık yanıyor.
Turbalık alanlar, İskoçya’nın 140 yıllık sera gazı emisyonlarına eşdeğer olan 1,7 milyar tonluk devasa bir karbon depoluyor . Bu karbon deposunu korumak ise kritik önem taşıyor.
Yakılan turbalıklar, Muirburn Yasası olarak bilinen ve yasal kısıtlamaları belirleyen bir dizi kurala tabi. 2017 yılında bu yönetmelik, turbalıklarda yakılan yangınların önlenmesini önerecek şekilde revize edilmişti.
Buna rağmen bu alanlarda çıkarılan yangınların miktarı o zamandan bu yana değişmedi. Pek çok arazi sahibi ve arazi yöneticisi yasaya ve kurallara aykırı olarak turbalık yangını çıkarmaya devam ediyor.
Turbalıklardaki bitki örtüsünün kontrollü bir şekilde yakılmasının orman yangını riskini azalttığı biliniyor ancak bu alanların kontrol edilemeyen yangınlara karşı hassas olmasının en önemli nedeni, bu alanların kurutulması sonucu kuru ve yanıcı bir toprak tabakası oluşturulması ve çiftlik hayvanları tarafından aşırı otlatılmasında yatıyor.
Uzmanlar, yangın riskini azaltmanın yolunun hendekleri kapatarak ve turbayı yeniden ıslatarak turbalık alanlarını eski haline getirmek olduğunu belirtiyor.
İskoç hükümetinin iklim değişikliği planı, 2030 yılına kadar en az 250.000 hektarlık bozulmuş turbalık alanını eski haline döndürmeyi amaçlıyor. Böz konusu alanın beşte birinin restore edilmesi halinde bile karbon depolaması, su kalitesinin iyileştirilmesi ve yaban hayatı habitatı için 80 ila 288 milyon sterlin tutarında katkı sağlayacağı tahmin ediliyor .