Ana Sayfa Blog Sayfa 211

[6 Şubat depremlerinin yıldönümü] Hataylılar 4:17’de kaybedilen canlar için yürüdü

Video haber: Hakan TOSUN

*

Hataylılar Maraş merkezli depremlerin yıldönümünde, ilk büyük depremin gerçekleştiği saatte, tam 4:17’de bir araya gelerek birlikte yürüdü.

“Sesimi duyan var mı” ve “hükümet istifa” sloganlarıyla yürüyen grup, acılarını paylaştı, öfkesini dillendirdi.

Yeşil Gazete, yürüyüşten en özel anları görüntüledi.

Endonezya’da sel 53 bin kişiyi etkiledi

Endonezya‘da meydana gelen aşırı hava olayları sel ve heyelana neden oldu.

Geçen yılın sonlarında Meteoroloji, Klimatoloji ve Jeofizik Kurumu  2024 yılı başında aşırı yağışların gelebileceği, sel ve taşkınlara neden olabileceği konusunda uyarmıştı. Şiddetli yağışlarla mücadele eden Sumatra‘da birçok bölgede sel meydana geldi.

Afet yetkilileri, geçen Cumartesi gününden bu yana Bungo bölgesinde yaşanan sel ile mücadele etmeye devam ediyor. Sağanak yağmur, yakındaki Batang Tebo Nehri’nin taşmasına neden oldu: 14 bin 300‘den fazla evin sular altında kaldı,  53 bin kişi yerinden oldu. 

Ogan İlir bölgesinde de çarşamba günü şiddetli yağış üç köyde sele ve su baskınlarına neden oldu. Bölgenin afet kontrol ajansına göre, perşembe günü itibarıyla sel suları 40 santimetre yüksekliğe ulaştı ve 183 evi etkiledi, herhangi bir can kaybı bildirilmedi.

Selin ayrıca bir asma köprü ile iki beton köprüyü de tahrip ettiğini söyleyen Bungo Bölgesi Ulusal Afet Yönetimi Merkezi Başkanı Zainudi, “Sadece 5 teknemiz ve selden etkilenen 88 köyümüz var. Sınırlı kaynaklara rağmen ekibimiz insanları tahliye etmeye devam ediyor” dedi. Zainudi, onlarca kişinin su basan evlerinde kalmayı tercih ettiğini ekledi.

Jakarta’da 9 mahalle sular altında kaldı

Java‘nın en kalabalık adasındaki bazı bölgeler, Purworejo bölgesindeki üç köy de dahil olmak üzere günlerce süren sağanak yağmurun ardından sular altında kaldı.

Jakarta’da da son birkaç gündür Ciliwung Nehri‘nin taşmasına ve çevresindeki bölgelerin sular altında kalmasına neden olan şiddetli yağışlar meydana geliyor. Perşembe günü itibarıyla Kuzey ve Doğu Jakarta‘da dokuz mahalle 60 cm yüksekliğinde sular altında kaldı.

Jakarta Ulusal Afet Yönetimi Merkezi Başkanı Isnawa Adji, selle mücadele kapsamında afet kurumunun, su işleri kurumuyla birlikte çalıştığını söyleyerek “su baskınlarını azaltmayı hedefliyoruz” dedi.

 

Son zamanlarda yaşanan şiddetli hava olayları Java’nın diğer bölgelerinde de toprak kaymalarına neden oldu.

Rapor: Karadeniz’deki aşırı yağışların sebebi insan kaynaklı iklim krizi

Sebep iklim krizi mi?

Dünyanın birçok bölgesinde sıcak dalgaları, ölümcül seller ve orman yangınları meydana geliyor. Bilim insanları bu tür aşırı hava olaylarının insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim değişikliğinin bir sonucu olarak meydana geldiğini söylüyor.

Uzmanlar iklim değişikliğinden kaynaklı bu sıcaklığın dünyanın her yerine eşit şekilde dağılmadığı için belli bölgelerde sel, fırtına gibi aşırı hava olaylarına yol açtığını, emisyonlar kesilmediği müddetçe bu döngünün devam edeceğini söylüyor.

 

İklim krizi, kasırgaların şiddetini artırıyor: Mega kasırgalara ‘Kategori 6’ gerekli

İklim krizi ve küresel ısınma, kasırgaların daha da şiddetlenmesine neden oluyor.  Bilim insanlarının önerisine göre, Kategori 1 ila Kategori 5 arasında ölçeklendirilen kasırga büyüklüklerine bundan böyle Kategori 6’nın da eklenmesi gerekiyor.

Guardian’ın aktardığına göre ABD‘deki Lawrence Berkeley Ulusal Laboratuvarı‘ndan Michael Wehner ve Wisconsin-Madison Üniversitesi‘nden James Kossin liderliğinde yapılan araştırmada, yeni kategori önerisi geliştirildi. Araştırmacılar, son on yılda gerçekleşen beş fırtınanın kategori 6 şiddetinde sınıflandırılacağını ve bunların saatte 300 kilometre veya daha fazla sürekli rüzgarlara sahip tüm kasırgaları kapsayacağını söylüyor. Yapılan analizlere göre küresel ısınma ile birlikte okyanusların ve atmosferin ısınmasıyla bu tür mega kasırgalar daha olası hale geliyor.

Yaşanan yeni kasırgalar mevcut kategorileri aşan boyutta

Ulusal Bilimler Akademisi dergisinde yayınlanan araştırma sonuçlarına göre, 1970’lerin başında Herbert Saffir ve Robert Simpson tarafından geliştirilen ve şu anda kullanılan Saffir-Simpson kasırga ölçeğinin genişletilmesi önerildi. Mevcut ölçekte, saatte 119 kilometreden daha hızlı rüzgarlara sahip kasırgalar ‘Kategori 1’ olarak sınıflandırılıyor. En şiddetli kasırgalar ise ‘Kategori 5’ altında, saatte 253 kilometreden daha yüksek rüzgar hızlarıyla tanımlanıyor.

Ancak son yıllarda iklim krizinin etkisiyle sadece kasırgaların sıklığının artmakla kalmadığı, bu ölçeğin en üst sınırını aşan kasırgaların da yaşandığı belirtiliyor. Örneğin Filipinler‘de 2013’te 6 binden fazla kişinin ölümüne neden olan Haiyan Tayfunu ve 2015’te Meksika yakınlarında saatte 346 kilometre hıza ulaşan Patricia Kasırgası gibi olaylar, mevcut sınıflandırmanın yetersiz kaldığını gösteriyor.

Wehner, bu yeni kategoriyle ilgili olarak “Bu şiddetteki bir kasırga, inanılmaz bir yıkım potansiyeline sahip ve sadece maddi zararlara yol açmakla kalmıyor, aynı zamanda insan hayatı için de büyük bir tehdit oluşturuyor” dedi.

Kabus senaryosu: Görülmemiş şiddetteki Otis Kasırgası Acapulco kentiyle tüm iletişimi kesti
İklim krizi: Tarihin en uzun süreli kasırgası Afrika’da 522 can aldı
‘Son derece tehlikeli’ Lidia Kasırgası Meksika kıyılarına ulaştı

Kasırgalar neden daha şiddetli hale geldi?

Okyanusların ve atmosferin daha sıcak hale gelmesi, kasırgaların hızla güçlenmesine neden oluyor ve bu durum, gelecekte daha sık ve daha şiddetli kasırgaların yaşanacağı anlamına geliyor.

Henüz resmi olarak ‘Kategori 6’ olarak sınıflandırılan kasırgalar olmasa da, bu öneri gelecekteki sınıflandırmalar için önemli bir temel oluşturabilir.

Wehner, “Amacımız, iklim değişikliğinin şiddetli fırtınaları nasıl etkilediğini anlamak ve bu konuda toplumu bilinçlendirerek gerekli önlemlerin alınmasına katkıda bulunmak” diye açıkladı. ABD Ulusal Kasırga Merkezi, bu konuda henüz bir açıklama yapmadı.

Avrupa’da çiftçi eylemleri yayılıyor: Bir traktör ordusu da Roma’da

Roma‘nın etrafını kuşatmaya başlayan yüzlerce İtalyan çiftçi, dün (5 Şubat 2024) hükümete koşullarını iyileştirmesi için çağrıda bulundu. Çiftçiler protestolar kapsamında daha büyük eylemler gerçekleştireceğini duyurdu.

Çok sayıda traktör Toskana’dan Roma‘nın merkezine giden ana yol olan Via Nomentana‘ya doğru yola çıktı. Tarımsal Yenileme Hareketi’nin kurucu ortağı Andrea Papa, AFP‘ye yaptığı açıklamada Cuma gününe kadar bin 500 – iki bin traktörün katılmasını beklediklerini ifade etti.

Çiftçiler, bir hükümet temsilcisiyle bir araya gelmeyi talep ederken İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, çiftçilerin öfkesinin, Avrupa Yeşil Mutabakatı‘ndan kaynaklandığını öne sürdü. Meloni mutabakatın çiftçilerin hayatını vurduğunu kaydetti.

Aşırı sağcı lider Meloni, gündeme geldiği günden beri AB düzenlemelerini İtalya’nın tarımsal çıkarlarına yönelik bir saldırı olarak eleştiriyordu. Başbakan  AB’nin İtalya’ya yaptığı tarım yardımının, yapılan son müzakereler sonrasında beş ila sekiz milyar euro arttığını duyurdu.

EU to delay new green rule in bid to appease protesting farmers | Farming | The Guardian

‘AB’nin iklim hedefleri çiftçiler üzerindeki baskıyı artırıyor’

AFP‘nin aktardığına göre, AB’nin 2040 için belirlediği iklim hedefleri, sera gazı emisyonlarına yönelik daha sıkı tedbirler almış olsa da iyileştirilmeyen koşullar nedeniyle tarım sektörü üzerindeki baskıyı artıracağı düşünülüyor.

Avrupa Parlamentosu seçimlerine birkaç ay kala, Avrupa Komisyonu salı günü küresel ısınmayı kontrol altına almaya yönelik bir sonraki ana hedefini açıklayacak ve bu hedeflerin içinde tarımın payının yüzde 11 olduğu belirtiliyor.

‣Fransız çiftçiler Paris’i kuşatmaya hazırlanıyor
‣İklim aktivistleri: Fransız çiftçilerin öfkesi adil ve meşru
‣Çiftçi protestoları AB’nin ‘çevreci’ önlemlerini erteletti
‣Fransa’da iklim önlemlerine karşı çiftçilerin öfkesi büyüyor, siyasetçiler çözüm arıyor
‣Alman çiftçiler iklim krizi önlemlerine karşı yine sokakta: Çiftçi yoksa yemek yok, gelecek yok!

Hem AB’nin uzun süredir devam eden ortak tarım politikasından kaynaklanan kurallar, hem de Yeşil Mutabakat’tan kaynaklanan ve henüz yürürlüğe girmemiş yeni kurallar çiftçilerin şikayet listesinin başında yer alıyor.

2050’ye kadar karbon nötr taahhüdü

27 ülkeden oluşan Avrupa Birliği, 2050 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdünde bulundu ve bu hedefe ulaşmak için sanayi ve tüketicilerin büyük ölçüde uyum sağlamasını gerektiriyor.

2030 için belirlenen ilk hedef, emisyonları 1990’a kıyasla en az yüzde 55 azaltmak. Bir sonraki dönüm noktası olan 2040 için çalışmalar, AB’nin net yüzde 90’lık bir azalma hedeflediğini öne sürüyor.

Avrupa İklim Değişikliği Bilimsel Danışma Kurulu Başkanı Ottmar Edenhofer‘e göre, tarımdan kaynaklanan emisyonların üçte ikisi hayvancılıkla (metan ve nitrojen bazlı gübrelerle) ilişkilendirilirken, geri kalanı nitrojen bazlı gübrelerle bağlantılı. Kurulun tahminlerine göre, yüzde 90’lık bir azalma hedefine ulaşmak için hayvan sürülerinin yarıya indirilmesi ve nitrojen bazlı gübrelerin yüzde 60 oranında azaltılması gerekiyor.

Erkekler Ocak’ta 28 kadını öldürdü

bianet‘in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği “Erkek Şiddeti Çetelesi” verilerine göre, Ocak’ta Türkiye genelinde erkekler tarafından en az 28 kadın öldürüldü. Bu sayı geçen yıl 31 idi. Ayrıca yine Ocak ayı içerisinde 25 kadın, şüpheli koşullarda hayatını kaybetti.

Ayrıca erkekler, kadınların yanındaki en az iki erkeği de öldürdü. Erkeklerin en az altı kadını koruma kararına rağmen öldürdüğü bildirildi.

bianet‘in raporunda yer alan bilgilere göre erkekler, sekiz kadını “ayrılmak istediği, barışmak istemediği”, iki kadını “kıskandığı” için öldürdü. Bir kadını “kızı boşanmak istediği” için bir kadını da “borç para vermediği” için öldürdü. Erkekler bir kadını da “kızını korumak istediği” için öldürdü. Erkeklerin 15 kadını öldürme “bahanesi” basına yansımadı.

En az 21 kadını kocası, sevgilisi erkekler, iki kadını baba, torun gibi ailesinden erkekler, bir kadını damadı, bir kadını komşusu, iki kadını da arkadaşı erkekler öldürdü. Bir kadını öldüren yakınlık derecesi basında yer almadı.

Erkekler, yedi kadını ev dışında sokak, ormanlık alan gibi alanlarda, 20 kadını da ev içinde öldürdü. Erkeklerin bir kadını nerede öldürdüğü bilgisine ulaşılamadı.

Erkekler Aralık’ta her gün bir kadını öldürdü
Erkekler son 10 ayda 268 kadını öldürdü

Kadın cinayetleri Ankara, Antalya, Antep, Aydın, Bursa, Diyarbakır, Eskişehir, Giresun, İstanbul, İzmir, Kocaeli, Manisa, Mardin, Mersin, Sakarya, Van ve Zonguldak gibi çeşitli illerde gerçekleşti.

Ocak 2024’te kadınları öldüren en az 27 failden sadece 15’i tutuklandı, sekizi intihar etti ve dört fail gözaltına alındı.

Erkekler ayrıca en az 39 kadına şiddet uyguladı ve iki kadını taciz etti. Erkek şiddetinin bir diğer boyutu da kadınları seks işçiliğine zorlamak oldu; Ocak’ta 39 kadının bu durumla karşı karşıya kaldığı bildirildi.

Ocak’ta erkekler en az iki kadını taciz etti. Bu sayı geçen yıl aynı ay yedi idi. Bu tacizlerin sözlü ve fiziki yolla gerçekleştirildiği, olayların sokak, cadde gibi ev dışı alanlarda gerçekleştiği ifade edildi. İki kadını taciz eden erkeğin yakınlık derecesi basına yansımazken, kadınları taciz eden bir failin hukuki sürecinin de basına yansımadığı görüldü.

Erkekler, Ocak 2024’te bir kadına tecavüz etti. Geçen yıl aynı ayda bu sayı yine aynıydı. Bir kadına akrabasının tecavüz ettiği bildirilirken, olayın Burdur’da, ev içinde gerçekleştiği bildirildi. Tecavüz faili gözaltına alındı.

Yaralama olaylarına bakıldığında ise erkeklerin Ocak’ta en az 39 kadını yaraladığı görülüyor. Geçen yıl aynı ay bu sayı 72 idi. En az iki kadın ağır yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. En az üç kadın, koruma kararına rağmen erkekler tarafından yaralandı. Şiddet olaylarının Adana (2), Aksaray (1), Denizli (1), Edirne (23), İstanbul (8), Manisa (1), Maraş (1) ve Samsun‘da (1) gerçekleştiği bildirildi. Erkeklerin bir kadına nerede şiddet uyguladığı bilgisine ulaşılamadı.

En az 31 kadını kocası, eski kocası/sevgilisi yaraladı, bir kadını iş arkadaşı, bir kadını şoför yaraladı. Altı kadını yaralayan erkeğin yakınlık derecesi bilinmiyor.

Erkekler, iki kadını “kıskandığı” için, en az yedi kadını da “barışmak istemediği, ayrılmak istediği” için yaraladı. 30 kadının neden yaraladığı bilgisine ulaşılamadı.

Erkekler, 35 kadını darp ederek, üç kadını kesici aletle yaraladı. Erkekler bir kadının da evini yaktı.

19 kadın ev içinde, 11 kadın toplu taşıma, park, sokak gibi ev dışı alanlarda yaralahdı. Erkeklerin dokuz kadını nerede yaraladığı bilgisi basına yansımadı.

Kadınları yaralayan en az 39 fail erkek vardı. Sadece iki fail tutuklandı. Bir failin hukuki süreci basına “kaçtı” diye yansıdı. Bir fail intihar etti. 24 fail hakkında yasal süreç başlatıldı. En az 11 fail hakkındaki hukuki süreç bilinmiyor.

Erkekler, Ocak’ta en az 39 kadını seks işçiliğine zorladı. Geçen yıl aynı ay sayı, 13 idi. Ocak 2024’te seks işçiliğine zorlanan 30 kadın Türkiye yurttaşı değildi. Erzincan (2), Isparta (3), İstanbul (1), İzmir (7), Kocaeli (17), Konya (5), Mersin (4) illerinde gerçekleşen olaylarda kadınları seks işçiliğine zorlayan 28 failin 17’si tutuklandı, 11 fail gözaltına alındı.

Erkek Şiddeti Çetelesi

Erkek Şiddeti Çetelesi: Erkekler dört yılda bin 268 kadını öldürdü

2008 yılından beri her sene medyaya yansıyan haberleri derleyerek detaylı bir erkek şiddeti çetelesi tutan bianet’in hazırladığı raporlara göre, erkekler tarafından dört yılda öldürülen kadın sayısı bin 268.

  • 2023’de erkekler, 333 kadını öldürdü, 355 kadını taciz etti, 745 kadına şiddet uyguladı, 18 kadına tecavüz etti. Erkekler en az 371 kadını seks işçiliğine zorladı. 270 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler, en az 28 çocuğu öldürdü.
  • 2022’de erkekler 327 kadını öldürdü, 156 kadını taciz etti, 793 kadına şiddet uyguladı, 32 kadına tecavüz etti. Erkekler en az 442 kadını seks işçiliğine zorladı. 2022’de 198 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı.
  • 2021’de erkekler, 324 kadını öldürdü, 424 kadını taciz etti, 96 kadına tecavüz etti. Erkekler, en az 772 kadını seks işçiliğine zorladı, en az 793 kadına da şiddet uyguladı, yaraladı. 2021’de 213 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansıdı.
  • 2020’de erkekler en az 284 kadını öldürdü, 147 kadını taciz etti, 96 kadına tecavüz etti. Erkekler en az 818 kadını seks işçiliğine zorladı, en az 792 kadına şiddet uyguladı.

[6 Şubat depremlerinin yıldönümü] ‘Çok zorlanıyoruz, bak halimiz nasıl…’

Video haber: Hakan TOSUN

*

Maraş depremlerinin yıl dönümünde bölgede değişen pek bir şey yok. Hatay‘da Cemile Özdağ ile Mehmet Özdağ‘ın çadırına misafir olduk. Her iki yurttaş da çadırdaki yaşam mücadelelerini Yeşil Gazete‘ye aktardı.

Cemile Özdağ “Bana gelen bir şey olmadı” diyerek kendilerine ulaşmış herhangi bir yardımın bulunmadığının altını çizdi. Mehmet Özdağ ise zaten hasta olduğunu, emekli maaşının da geçinmeye yetmediğini belirtti.

Özdağ’ların yaşamı depremden bir yıl sonra da ne yazık ki aynı. Durum, depremzedelerin hayatını daha iyi bir noktaya getirecek herhangi bir değişimin yaşanmadığını gözler önüne serer nitelikte. Söz depremzedelerde:

Somali’de plastik poşet yasaklanıyor

Somali’de tek kullanımlık plastik poşetlerin üretimi, dağıtımı, ticareti, kullanımı, ihraç ve ithalatının Haziran 2024‘ten itibaren yasaklanacağı açıklandı. Karar, Somali Çevre ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından iklim kriziyle mücadele ve çevrenin korunması amacıyla alınan yeni tedbirlerin bir parçası olarak duyuruldu.

Açıklamada, plastik poşetlerin yasaklanmasının yanı sıra, girişimcilere ve şirketlere çevreye zarar vermeyen alternatif ürünler geliştirme çağrısı yapıldığı belirtildi. Ayrıca, bu süreçte hükümetin de girişimcilere destek vereceği vurgulandı.

Somali’den önce Kenya, Ruanda ve Kabo Verde gibi birçok Afrika ülkesinde plastik poşet kullanımı yasaklanmıştı. Bu tür yasaklar, plastik atıkların azaltılması ve çevrenin korunması için ulusal çapta önemli adımlar olarak kabul ediliyor.

İklim kriziyle mücadelede önemli bir adım

İklim krizinin aşırı sıcaklara sebep olduğu Somali‘de tarımsal ürünlerde verimin azalması, su krizi, kuraklık ve çölleşmeye ilişkin ciddi boyutlara ulaşan sorunlar ülkeyi insani krizin eşiğine getiriyor.

Plastik poşet kullanımının yasaklanması, iklim krizi sonucu yaşanma potansiyeli olan sayısız riski ortadan kaldırmak için, geliştirilen küresel, bölgesel ve ulusal düzeylerde devam eden çok sayıda stratejinin içinde bir adım olarak yer alıyor.

‣Somali’de kuraklık, kıtlık ve çatışmalardan kaçış: Kızımı gömecek takatim yoktu
‣Kuraklık Afrika Boynuzu’nu kasıp kavuruyor: İnsani yardım iklim değişikliğiyle başa çıkamaz hâle geldi
‣Avrupa’da mikroplastik içeren ürünlerin satışı yasaklandı

Geçtiğimiz üç yıl boyunca, yaşanan aşırı kuraklık nedeniyle Afrika Boynuzu‘nda kıtlık baş göstermiş ve bu durum günümüz tarihindeki gelmiş geçmiş en vahim beşeri krizlerden birinin oluşmasına neden olmuştu.

Kuraklık geçen yıl SomaliEtiyopya ve Kenya‘da 2,6 milyondan fazla insanı yaşadıkları evleri terk etmek durumunda bırakmıştı ve yalnızca Somali’de 43 binden fazla kişinin hayatını kaybetmesine yol açmıştı.

ÇMO: Depremzedelere sağlıklı çevrede yaşama imkanı tanınmıyor

6 Şubat 2023 tarihinde Maraş merkezli meydana gelen ve 11 ili etkileyen depremlerin üstünden tam bir yıl geçti. Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi depremin yıldönümünde yazılı bir açıklama yayımladı. Açıklamada depremin ardından meydana gelen çevresel tehlikelerin hala devam ettiğine yer verildi.

İktidarın oy uğruna evlerini insanlara mezar kıldığı belirtilen açıklamada “Deprem ve sel gibi doğa olaylarını ‘asrın felaketi’ne, ‘doğal afet’e dönüştüren ne kader ne de takdir-i ilahidir. Rantın temel politika haline gelmesi, 21 yılda çıkarılan yedi imar affıyla on ilde 294 bin kaçak yapının yasallaştırılması, doğa olaylarını afete ve felakete dönüştürmüştür” dendi.

Yanlış atık uygulaması yıkımın etkilerini artırıyor

Depremle gelen yıkımın ardından sağlıklı içme ve kullanma suyuna erişim sorunu hâlâ tam olarak çözülemediği belirtilen açıklamada, milyonlarca ton enkaz atığının yanlış yerlere depolanmasının ve gerekli önlemler alınmayarak inşaat ve yıkıntı atıklarının yüklenmesinin ve ayrıştırılmadan tehlikeli atıklarla birlikte karışık depolanmasının, yıkımın etkilerini arttırdığı belirtildi.

Açıklamada özellikle tarım alanlarına, ormanlara, zeytinliklere, yerleşim yerlerine ve sulara yakın yerlere gelişigüzel dökülen enkaz atıklarının içinde bulunan kirleticilerin bu alanlarda yaratacağı yıkıma karşı hiçbir önlem alınmamış olmasının, kabul edilir olmadığı aktarıldı.

Bu durumun, depremin trajik sonuçlarından muzdarip olan bölge halkının enkaz atıklarından toprağa, suya ve havaya karışan toksik maddelerden de etkilenmesine neden olduğu ve sağlıklı, temiz bir çevrede yaşama hakkını ellerinden aldığı vurgulandı.

Asbeste karşı önlem alınmadı

Bu süreçten yalnızca depremzedelerin etkilenmediğinin belirtildiği Çevre Mühendisleri Odası’nın açıklamasında, “bir özne olarak doğanın kendisi de iktidarın yanlış uygulamalarının sonuçlarıya karşı karşıya kalmıştır. Deprem bölgesinde bulunan tarım alanları, zeytinlikler ve biyolojik çeşitlilik bakımından büyük öneme sahip yaklaşık 40 adet Önemli Doğa Alanı gibi doğal ekosistemler milyonlarca ton enkaz atığına maruz bırakılmıştır. İktidar, şubemizin deprem bölgesinde 21-22 Nisan 2023 ve 2-3 Eylül 2023 tarihlerinde enkaz atıklarının yarattığı kirliliğe yönelik yaptığı çalışmalarla ortaya koyduğu asbest tehlikesi karşısında da önlem almaktan kaçınmış, bölgedeki depremzedelerin, enkaz kaldırma çalışmalarında çalışan işçilerin ve gönüllülerin yüz yüze oldukları sağlık sorunlarını görmezden gelmiştir” ifadeleri kullanıldı.

‣İMO: Deprem bölgesinde konut hedefinin yalnızca yüzde 8’i gerçekleşti
‣[İklim Masası] Depremden öğren(eme)diklerimiz: İnşaat ve yıkım atıklarının yönetimi
‣Depremzede illerde anma törenleri: ‘Unutmak yok, affetmek yok’
‣Malatya Valiliği’nden deprem anmalarına yasak

‘Tarım alanları rant için talana açıldı’

Deprem bölgesinde bir yıldır ortaya konan uygulamaların, halkın sorunlarını çözmekten ve enkazın doğal yaşam alanlarında yaratacağı ekolojik yıkımın etkilerini azaltmaktan çok uzak olduğu belirtilen açıklamada, “atık yönetimini taşeron şirketlerin insafına bırakan, depolama alanlarını lojistik kârlılığa göre belirleyen akıl, 126 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile orman, mera ve tarım alanlarını da konut inşası için talana açmıştır” dendi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Deprem ve sonrasında yaşananlar göstermiştir ki rant ve talan politikaları insanlarımızı ölüme, yaşam alanlarını ekolojik yıkıma mahkûm etmektedir. Kamu denetimini işlevsizleştiren yasal değişiklikler, daha fazla kâr uğruna çevre düzeni ve imar planlarının hiçe sayılmasına izin verilmesi, altyapının yönetmeliklere uygun inşa edilmemesi vb. bir dizi yaklaşım bugün birinci yılını doldurduğumuz acıların yaşanmasının temel sebebidir.

Depreme karşı alınmayan önlemlerin ve hatalı uygulamaların neden olduğu bu yıkımın sorumlusu doğa olayları değil, daha fazla kâr uğruna uygulanan sermaye yanlısı politikalardır. Çevre Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi olarak insanlarımızı ölüme, yaşam alanlarımızı yıkıma mahkûm eden bu politikalara karşı mücadele etmeye devam edeceğimizi, kamu yatırımlarının deprem bölgesinde oy ve siyasi tercih konusu yapılmasını ise asla kabul etmediğimizi üyelerimizin ve tüm kamuoyunun dikkatine sunarız.”

İMO: Deprem bölgesinde konut hedefinin yalnızca yüzde 8’i gerçekleşti

TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası (İMO) 6 Şubat depremlerinin yıl dönümünde depremden ders alınarak bilime ve mühendisliğe kulak verilmesi gerektiğinin yeniden altını çizdi. Açıklamada deprem bölgesinde hedeflenen konutların hala gerçekleştirilemediğine de dikkat çekilerek “Bunlardan bir kısmının inşasına henüz hiç başlanmamış olmakla birlikte, tamamlanma oranı yüzde 70’in üzerinde olan konut sayısı 25 bin 119 adettir. Yani kısa vadede bitirilip teslim edilebilecek konut miktarı TOKİ verilerine göre 25 bin civarındadır. Bu durum siyasilerin geçen yıl verdikleri sözlerin veya ortaya koydukları hedefin ancak yüzde 8’ine tekabül etmektedir” denildi.

Resmi verilere göre 50 binden fazla insanın hayatını kaybettiği, yaklaşık 40 bin binanın yıkıldığı, 200 binden fazla binanın ise ağır hasar aldığı 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki 6 Şubat 2023 depremlerinin üzerinden bir yıl geçti.

TMMOB İMO tarafından depremin yıl dönümünde yapılan açıklamada “Şüphesiz 6 Şubat depremleri büyüklüğü, şiddeti, yıkıcılığı ve ivmeleri açısından yer bilimcilerin ve sismologların da beklentisini aşan depremlerdir. Oldukça geniş bir coğrafyada etkili olan, can ve mal kaybının bu kadar büyük olduğu 6 Şubat depremlerinin, toplumsal bir travma olarak uzun yıllar etkisini sürdüreceği de bir gerçektir” ifadeleri kullanıldı.

‣Mimarlar Odası’ndan Maraş raporu 
‣Ekoloji Örgütleri Birinci Yıl Deprem Raporu yayınlandı
‣Eko Afet Grubu: Yıkımın nedenlerden biri de tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması 

Derhal hayata geçirilmesi gerekenler: Rant odaklı kentsel dönüşüm anlayışı terk edilmeli

Ne zaman nerede büyük bir depremin meydana geleceği bilinmemekle birlikte felakete dönüşmesini önlemek için ivedilikle hayata geçirilmesi gerekenler ise şöyle listelendi:

  • “Öncelikle sağlam, kararlı ve istikrarlı bir siyasi irade ile kamunun ihtiyaç ve menfaatlerini gözeten, meselelere bütüncül ve bilimsel bakabilen politik bir anlayışa ihtiyaç vardır.
  • Afetlere hazırlık çalışmaları kaynak ve zaman gerektiren uzun soluklu çalışmalardır. Yani siyasi kadroların ihtiyaç duyduğu ve kendi dönemlerinde yapıp bitirebilecekleri gösterişli yapılar/faaliyetler olma özelliğine sahip değildir. Dolayısıyla gerek merkezi, gerekse yerel yöneticilerin esnetip gevşetemeyeceği yasal düzenlemeler yapılmalı, kaynakların doğru ve yerinde kullanımı için önlemler alınmalı, aksine davranışların hukuki ve cezai yaptırımları olmalıdır.
  • Rant odaklı imar düzeni ile yapılaşmada kuralsızlığın ve cezasızlığın hakim olması kaçak yapılaşmanın önünü açmakta bunun sonucunda da imar afları zorunlu hale gelmektedir. Unutulmamalıdır ki, yozlaşma kültürü büyükten başlayıp küçüğe doğru yayılmaktadır. Sermaye gruplarının, ‘güçlü’ kesimlerin inşaatlarına göz yumup tam tersine özel düzenlemelerle hukukileştirmeye çalışılması toplumun geneline emsal teşkil etmektedir. İmarda kural kuraldır. Merkezi ya da yerel siyasi/iktisadi aktörlerin çıkarlarına göre delinmemelidir.
  • Ülkedeki riskli yapı stoku belirlenmeli, yapı envanteri çıkarılarak belirli bir risk sırası ile tüm binaların deprem güvenliğinin belirlenmesi zorunlu hale getirilmelidir.
  • Kentsel dönüşümde kamu yararı gözetilmeli, rant odaklı kentsel dönüşüm anlayışı terk edilmelidir. Dönüşüm sosyal, ekonomik ve mekânsal gelişmenin bir bütünü olarak ele alınmalıdır.
  • Yetkin mühendislik uygulaması muhakkak hayata geçirilmelidir. İnşaat mühendisliğinin ilgi alanına giren konularda halkın güvenli yaşam hakkının korunması ve mühendisliğin gerekliliklerinin yerine getirilmesi amacıyla bilgili, deneyimli ve etik kurallara bağlı mühendisler eliyle yapılabilmesi için, meslek kuruluşlarının sorumluluğunda yetkin mühendislik uygulamasına geçilmelidir.
  • Mevcut Yapı Denetim Yasası’nın öngördüğü, ticari yanı ağır basan yapı denetim şirketi modeli yerine; mesleğinde yetkin yapı denetçilerinin faaliyetlerine dayalı, meslek odalarının sürece etkin katılımını sağlayacak yeni bir model hayata geçirilmelidir. Proje denetimi ve yapı denetimi birbirinden ayrılmalı, Proje Denetimi doğrudan kamu tarafında ve yetkin mühendisler eliyle yapılmalı, Yapı Denetim Kuruluşları ve
  • Laboratuvarları doğrudan kamuya karşı sorumlu olmalı ve onun denetiminde çalışmalıdır.
  • 6 Şubat depremlerinde hayatını kaybeden yurttaşımızı bir kez daha saygıyla anıyor, aynı ihmaller nedeniyle bir daha aynı acıları yaşamamak için kaybedecek tek bir günümüzün bile olmadığını hatırlatıyoruz.”

İMO: Yaşam alanlarının kırılganlığında dünyanın en olumsuz örneklerinden biriyiz

İMO’nun açıklamasında ayrıca “Böylesi sarsıcı bir afetin ardından beklenen ve de olması gereken hiç şüphesiz, bugüne kadar alınmamış tedbirlerin alınması için derhal harekete geçilmesi, güvenli ve sağlıklı yapılaşma için bilim çevrelerinin, meslek odalarının önerilerinin hayata geçirilmesidir. Ancak geride kalan 1 yıla dönüp bakıldığında ne yazık ki geleceğe umutla bakmamızı sağlayacak ciddi bir çalışmanın yapıldığını söylemek pek mümkün olmamaktadır” ifadeleri kullanıldı.

Dünyada her yıl ortalama olarak Richter ölçeğine göre 7.0 ve üzeri 19 deprem olduğunun belirtildiği açıklamada bunlardan sadece bazılarının yıkıcı etkisi olduğunu belirterek bu etkinin depremin niteliğinden çok gerçekleştiği bölgedeki yaşam alanlarının maalesef kırılganlığından kaynaklandığına dikkat çekildi. Konuya ilişkin şunlar aktarıldı:

“Ülkemiz ise yaşam alanlarının kırılganlığı açısından dünyada en olumsuz örneklerden birini oluşturmaktadır. Çünkü ülkemiz ortalama olarak her 1,5 yılda yıkıcı sonuçları olan depremleri yaşamasına rağmen bir türlü gerekli adımlar atılmamaktadır.”

‘Yüzbinlerce konutun yıkımı veya ağır hasarlı hale gelmesi ilahi takdirle izah edilmiştir’

Türkiye’de milat olarak kabul edilen Marmara depremlerinden bu yana geçen 24 yıllık zaman diliminde atılan adımların, yapılması gerekenlerin yanında son derece zayıf kaldığının belirtildiği açıklamada depreme hazırlık konusundaki zafiyetlere ise şöyle değinildi:

“Son yıllarda Elazığ ve İzmir’de meydana gelen göreli olarak sınırlı depremlerde bile ortaya çıkan yıkımın boyutları adeta birer uyarı niteliğinde olmasına rağmen depreme hazırlık konusunda zafiyetler görmezden gelinmiş, sonuçta Şubat 2023 depremlerinin büyüklüğü bahane edilerek yüzbinlerce konutun yıkımı veya ağır hasarlı hale gelmesi ilahi takdirle izah edilmiştir.

Afet sonrası arama-kurtarma, yardım ulaştırma, beslenme ve acil barınma ihtiyaçlarını karşılama çalışmalarında kamu gücünün sınıfta kaldığı, geçmiş depremlerden ders alınmadığı tüm kamuoyunun malumudur.

Yurttaşlarımızın dayanışma bilinci ve gönüllü çalışmalarının büyük katkısıyla depremin ilk elden yaralarının sarılması konusunda eksiklikler giderilmeye çalışılmış olsa da afete müdahalenin devamındaki aşamalarında da kriz yönetilememiştir.”

deprem
Depremin ardından Kahramanmaraş kent merkezi. Kaynak: TMMOB

Geçici yerleşim alanlarının kurulması, enkaz kaldırma işlemleri, ulaşım, elektrik, su, kanalizasyon, haberleşme gibi altyapı hizmetlerinin, depremin üzerinden aylar geçmesine rağmen sağlanamadığının hatırlatıldığı açıklamada ayrıca şunlar aktarıldı:

“Depremlerin 1. yılını geride bırakırken depremin en çok etkilediği Antakya başta olmak üzere deprem bölgesinde barınma, beslenme, sağlık, hijyen, içmesuyu, eğitim gibi en temel insani ihtiyaçlara yönelik sorunlar hala devam etmektedir. Yıkılmayı bekleyen ağır hasarlı yapılar insan hayatını tehlikeye sokmaya devam ederken, kontrolsüz bir şekilde yürütülen enkaz kaldırma işlemleri çevreye ve insan sağlığına zararlar vermekte, enkaz toplama alanları ise içmesuyu kaynaklarını kirletmesi bakımından ciddi riskler oluşturmaktadır.

Afet sonrasının ileriki çalışmalarının ise, şeffaflık ve katılımcılık ilkeleri çerçevesinde yürütüldüğünü söylemek pek de mümkün değildir. Bir yandan şehirlerin yeniden kurulması, yeni yerleşim alanlarının oluşturulması, konut ve işyeri ihtiyacının karşılanması konularında seçim öncesi verilen taahhütlerin ötelendiği görülürken, diğer yandan yapılan çalışmaların da sağlıklı kentleşme ve güvenli yapılaşma açısından (yer seçiminden inşa kalitesine kadar) kaygı verici örnekler içermektedir.

Ayrıca siyasi iktidarın deprem sonrası kentlerin yeniden ayağa kaldırılması, hayatın normale döndürülmesi doğrultusunda 319 binini 1 yıl içerisinde teslim etmek kaydıyla 650 bin konutun yapılacağı yönündeki beyanlarının oldukça gerisinde kaldıkları görülmektedir.”

deprem

‘Durum siyasilerin ortaya koydukları hedefin yalnızca yüzde 8’ine tekabül ediyor’

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının hasar tespit raporlarına ve TOKİ’nin resmi internet sitesinde yayınlanan bilgilere de değinilen açıklamada son 1 yılda TOKİ tarafından ihalesi yapılmış konut miktarının toplamda 108 bin 936 adet olduğuna dikkat çekildi.

Bu ihalelerin toplam bedelinin 203 milyar 973 milyon 988 bin 559 Türk Lirası olduğunun altının çizildiği açıklamada “Bunlardan bir kısmının inşasına henüz hiç başlanmamış olmakla birlikte, tamamlanma oranı yüzde 70’in üzerinde olan konut sayısı 25 bin 119 adettir. Yani kısa vadede bitirilip teslim edilebilecek konut miktarı TOKİ verilerine göre 25 bin civarındadır. Bu durum siyasilerin geçen yıl verdikleri sözlerin veya ortaya koydukları hedefin ancak yüzde 8’ine tekabül etmektedir” denildi.

Son olarak açıklamada şunlar aktarıldı:

“Ülkemizin 10 milyonluk yapı stokunda önemli oranda riskli yapı bulunmaktadır ve bu durum on yıllardır bilinip söylenmektedir. İlave olarak birkaç yılda bir çıkarılan imar aflarıyla riskli yapı stoku daha da şişirilmektedir. Ayrıca her yıl 100 bin civarında yeni yapı inşa edilmektedir. Yeni yapılan bu yapıların sağlıklı ve güvenli olduğu konusunda hala derin kuşkular vardır. Çünkü tarımsal alanlara ve zemini sorunlu bölgelere yüksek katlı ve yüksek yoğunluklu imar izinleri verilmekte, emsal artışlarıyla kentler yoğunlaştırılmakta, mühendislik hizmetleri kağıt üzerinde kalmakta, yapı üretimi ve denetimi serbest piyasanın kuralsız kârlılık hesaplarına teslim edilmektedir.

Kamu binalarının sorunları da aynıdır. 530 bin civarında olduğu tahmin edilen kamu binalarının envanteri çıkarılabilmiş değildir. Başta Okullar, Hastaneler, Yurtlar, Hizmet Binaları, Spor Tesisleri ve diğer tüm kamu binalarının deprem güvenlikleri belirsizdir.

Bütün bu olumsuzlukların sonucunda her deprem mevcut yapı stokumuz içindeki bu riskli yapıları bulup tahrip etmektedir. Bunun insani, maddi ve çevresel kayıpları korkunç boyutlarda olmaktadır.”

‣ TTB’nin deprem bölgesi ile ilgili birinci ay raporu: Deprem kaçınılmaz, kayıplar önlenebilir
‣ TTB’den deprem bölgelerinde asbest uyarısı
‣ TTB: İnşaat ve madencilik faaliyetleri durdurularak tüm ekipler bölgeye sevk edilmeli
‣ Adıyaman TTB: Hastane krizi, temel ilaçlar bile eksik, bazı köylere hala ulaşılamadı

Depremzede illerde anma törenleri: ‘Unutmak yok, affetmek yok’

Bir yıl önce, 6 Şubat 2023’te Kahramanmaraş‘ın Pazarcık ilçesinde meydana gelen 7,8 büyüklüğündeki depremin yıldönümü, depremden etkilenen birçok şehirde anma etkinlikleriyle hatırlandı. Hatay, Kahramanmaraş, Adıyaman, Malatya, Kilis, Osmaniye, Adana, Gaziantep, Diyarbakır ve Urfa‘da, depremin gerçekleştiği saat olan 4.17’de çeşitli etkinliklerle anılan kurbanlar için saygı duruşları yapıldı.

Urfa’da Urfa Emek ve Demokrasi Platformu, Haliliye ilçesinde yıkılan bir binanın önünde anma düzenledi. Katılımcılar, yıkılan yerde karanfiller bırakıp mumlar yaktı.

Maraş’ın Pazarcık ilçesinde de, depremzedeler Hükümet Konağı‘ndan Saat Kulesi‘ne kadar meşaleli bir yürüyüş gerçekleştirdiler. Adıyaman‘da da, Mimar Sinan Parkı‘nda toplanan kalabalık, “Yastayız, unutmayacağız” yazılı pankartlarla yürüdü.

Adana‘da, Çukurova ilçesinde, Deprem Dayanışma Derneği tarafından Alpargün Apartmanı‘nın olduğu yerde bir anma etkinliği düzenlendi. Burada, depremde hayatını kaybedenlerin fotoğrafları taşındı ve mumlar yakıldı.

Osmaniye‘de de, Metin Tamer Siteleri bölgesinde bir anma etkinliği gerçekleştirildi, burada depremzedeler ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer‘in de aralarında olduğu çok sayıda kişi katıldı.

İskenderun‘da, “İskenderun 6 Şubat İnisiyatifi“nin çağrısıyla toplanan binlerce kişi, sessiz bir yürüyüşle depremde hayatını kaybedenleri andı.

Yürüyüş, deprem gönüllüleri çadırından başlayıp, yıkılan bir binanın yanına kadar sürdü. Katılımcılar, yıkılan yerde mumlar yakarak anma gerçekleştirdi.

Hatay’daki anma törenlerinde protesto

Hatay’daki sessiz yürüyüş sırasında, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, depremzedeler tarafından protesto edildi. Hataylılar, “istifa” sloganları ve yuhalamalarla Savaş ve Koca’ya tepkilerini gösterdi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş, Antakya’da düzenlenen anma etkinliklerine katıldı. Ancak, Savaş ve Özel bazı depremzedeler tarafından yuhalandı ve “istifa” sloganlarına maruz kaldı.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca da anmada protesto edildi. Kalabalık içinden güçlükle çıkan Koca, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş ile birlikte depremzedeler tarafından yoğun tepkiyle karşılandı. “Hatay bizim meselemiz” sloganları atıldı ve eski Milli futbolcu Gökhan Zan‘ın polisle tartıştığı bir anma etkinliği yaşandı.

Bir Hataylı depremzede, “Yardım dediniz. Nerede yardım?” diye sordu ve konteynerlerde, çadırlarda yaşayanların zor durumuna dikkat çekti.