Ana Sayfa Blog Sayfa 418

‘Piyasa-dışı’ olarak düşünce

Pan-insanlığın pan-kapitalizmi, pan-kapitalizmin pan-insanlığı biçimlendirmesi ve belirlemesiyle birlikte düşünen satış temsilcisine, düşünce metaya, söz üretmenin kurumsal örgütlenmesi olan tapınak, medya, üniversite ve parti şirkete, dil de bu durumun taşıyıcısına dönüşmüştür.[1]

Yeryüzü’nü esin kaynağı olarak görmekten vaz geçen düşüncenin vardığı yer yok ediciliktir.

Bu da düşünürün hem kendisine hem de ürettiği lakırdıların düşünceye olan ihanetini gösterir.

Bu ihanet yüzünden nicelik niteliğe karşı zaferini ilan etmiştir.

Bu yüzden, artık, uzun süren bir “ucuz alış veriş dönemi” yaşıyoruz.

Çünkü:

“Gezegenimiz dur durak bilmez bir çalışma alanı ya da sonsuz seçenekleri, görevleri, seçimleri ve başka yola sapmalarıyla daima açık bir alışveriş merkezi olarak yeniden hayal ediliyor.”[2]

Yaklaşık yüz yıl önce Georg Simmel, “dahi bir öncü”, “düşünce serüvencisi”[3] …gibi cümlelerle anılmasına neden olan “Paranın Felsefesi” adlı kitap kaleme alarak, henüz pan-insanlık pan-kapitalizmi, pan-kapitalizm pan-insanlığı biçimlendirip belirlemeden bir tek başlangıç ve son bilgisine haiz olanlarda görülebilen ufuk genişliğiyle tehlikenin sonuçlarına işaret etmişti.

Evet para, yaratıcılığın ve estetiğin yanı sıra düşüncenin de hakiki düşmanıdır: “Para, şeyleşmiş bir sosyal dünya yaratmakla kalmaz; niceliğin nitelik üzerindeki hakimiyetini artırarak, bu şeyleşmiş sosyal dünyanın giderek daha da rasyonelleşmesine neden olur. Para, niteliğin nicelik içinde çözülerek kaybolması, her şeyin niteliğinden bağımsız olarak renksiz sayılarla ölçülmesi, kısacası niteliğin niceliğe indirgenmesini en iyi ifade eden biricik semboldür. Her şeyi formsuzluğa, renksizliğe, salt nicel olgulara indirgeyen para; ruhun, bireyselliğin, yaratıcılığın, estetiğin ve düşünmenin de hakiki düşmanıdır.”[4]

Yaratıcı düşüncenin biricik, taklit edilemez ve kendi kendisini temsil ettiği için karakterli, kamusal ve satın alınamaz olduğu için de piyasa-dışı boyutuna dikkat çekmişti: “Dünyadaki hiçbir kuvvet, bir kez ifade edilmiş olan [yaratıcı] düşünceyi yeniden elde edemez, ona sahip çıkamaz; o, geri dönülmez biçimde, içeriğini hatırlamak ve korumak için gerekli zihinsel enerjiyi uygulayan herkesin kamusal mülküdür. Ne var ki, aynı nedenle, bir kez ortaya çıktığında o, artık, dünyadaki hiçbir kuvvet tarafından çalınamaz. Düşünce bir kez ifade edildiğinde sürekli biçimde yeniden üretilebilir bir içerik olarak kişiliğe bölünmez biçimde bağlı kalır ve bu ekonomi alanında benzeri olmayan bir tarzda gerçekleşir.”[5]

Evet, “kurucu yaratıcılık”ın bir özelliği de kamusal ve piyasa-dışı olmasıdır.

Böylece hareketli ve hareketsiz canlı türlerinin yanı sıra kayalar, denizler ve nehirleri de kapsayan bir kamusal alan üzerine düşünülebilecek, piyasa-dışılığı gözettiği için düşünülmemiş olan olarak düşünce de kendisine layık olabilecektir.[6]

*

[1] Esin kaynağı için bkz.: Horkheimer, M.,& Adorno, T. W., Aydınlanmanın Diyalektiği: Felsefi Fragmanlar, s. 11.
[2] Crary, J., 7/24: Geç Kapitalizm ve Uykuların Sonu, s. 27.
[3] Werner, J., Georg Simmel: Yaşamı, Sosyolojisi, Felsefesi, s. 109, 111.
[4] Simmel, G., Paranın Felsefesi, s. 13. –Yukarıdaki cümleler kitabı yayıma hazırlayan ve kuşatıcı bir sunuş kaleme alan Gökhan Yavuz Demir’e ait.
[5] Simmel, G., Paranın Felsefesi, s. 409.
[6] Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlanacak olan Çok Kalpli Asi adlı deneme kitabından bir bölüm.

 

Amsterdam’dan büyük yolcu gemilerine yasak: Sürdürülebilirlik amaçlarına uygun değil

Ziyaretçi sayısını ve çevre kirliliğini azaltmayı amaçlayan Hollanda’nın başkenti Amsterdam’da belediye, büyük yolcu gemilerinin kent merkezine demirlemesini yasakladı. Siyasetçiler, büyük gemilerin kentin sürdürülebilirlik amaçlarına uygun olmadığını belitti.

Büyük yolcu gemileri, kitlesel turizmin bir simgesi oldu ve yasak kararı belediye meclisinde büyük bir çoğunlukla alındı. Karar, Amsterdam’da ana tren garı yakınlarında, IJ nehri kenarındaki yolcu gemisi terminalinin kapanması anlamına geliyor. Bu, başkentte kitlesel turizmi önlemek için alınan son önlemlerden biri oldu.

BBC‘nin aktardığına göre belediye, daha önce de Amsterdam’ın merkezinde sokaklarda esrar içilmesini yasaklamıştı. Mart ayında da belediye, kentte bekarlığa veda partisi yapmak isteyen genç İngiliz erkekleri, gelmemeleri için uyarmıştı.

Amsterdam, kendi popülaritesinin kurbanı oldu ve bazıları parti şehri şöhreti için giden yıllık 20 milyon turisti ağırlamaya başladı.

AFP Haber Ajansına göre, kenti sosyal demokratlar ve çevrecilerle birlikte yöneten merkez sağ D66 Partisi, yaptığı yazılı açıklamada “Kirliliğe yol açan büyük yolcu gemileri, şehrimizin sürdürülebilirlik amaçlarıyla uyumlu değil” denildi.

Açıklamada ayrıca, yolcu gemilerinin kentin tarihi güney kesimi ile Kuzey kısmı arasında yapılması planlanan yeni köprüyle de uyumlu olmadığı vurgulandı.

‣ Cruise gemisi uçaktan daha çevre dostu bir tatil seçeneği mi?

Türkiye’nin tutumu

Cruise gemileri, önemli sera gazı emisyonlarına yol açıyor. Bunun yanı sıra salt hedonizm uğruna belli bir istikamet olmadan seyahat ve kamu yararı olmadan tüketim gibi net-sıfır hedefleriyle çelişen bir yaşam tarzını teşvik etmesi nedeniyle sürdürülebilirlik hedefleriyle örtüşmüyor.

Ancak Türkiye, büyük yolcu gemilerinin İstanbul başta olmak üzere ülke kıyılarında demir atmasını teşvik eden ve kutlayan yaklaşımını sürdürüyor.

Çaycuma’yı nasıl sel aldı: Sular yükseldi, köprüler kısa kaldı, tren çalışmaları…

Geçtiğimiz hafta, bugünlerde yaşadığımız sıcak dalgalarının aksine aşırı yağış sonrası birçok şehirde sel ve toprak kayması gerçekleşti. Zonguldak da bu şehirlerden biri. Zonguldak’ın Çaycuma ilçesinin Gemiciler mahallesinde sular yükseldi, köprüler alçak kaldı, evlere sular doldu, kanalizasyon boruları patladı, tarım arazileri de bu sulardan nasibini aldı. Oysaki bunun öncesinde köprünün kısa kaldığı Devlet Su İşleri’ne (DSİ) bildirilmiş, yenilenmesi için çalışma yapılması talep edilmişti.

Mahalle Muhtarı Recep Kabuk 31 Mayıs’ta  Çaycuma Kaymakamlığı’na dilekçe vermiş, mahalledeki derelerin ıslahı ve köprüler için düzenleme taleplerine yer vermişti:

“Gemiciler Mahallesi Kabuklar Caddesi hudutları içinden geçen Tabakhane deresi yağışlar nedeniyle dağlardan getirdiği toprak, diken ve yabani otların dere debisini düşürmüştür. 2021 tarihinde aynı sorunu müdürlüğünüze dilekçemi sunmuştum.

Yapılan kontrollerde iş makinalarının uygun olduğunda temizleneceği bilgisi verilmiştir. Bu sorun iki yılda bir tekrarlanmaktadır. 27 Haziran 2022 tarihinde su taşkını meydana gelmiş olup mahallemin tarım arazileri, seralar, ahır, samanlıkları ve elektrikli aletleri zarar görmüştür.

Su sorununun önüne geçebilmek için derenin kanal içine alınması ve derenin üzerinde bulunan iki adet köprünün yükseltilerek dere debisine uygun hale getirilmesi, aynı zamanda köprülerin 40 yıllık mazisi olması nedeni ile yenilenmesi can ve mal güvenliği için daha sağlıklı olacaktır.

Bu köprülerden birinin 1978 yılında üzerinden araç geçerken çökmesi sonucunda bir çocuk vefat etmiştir. Aynı olayların yaşanmaması için gereken önlemlerin alınmasını arz ederim.”

İlçede 1974 ve 1998’de de seller meydana gelmişti.

Dilekçe verildi ama dönüş olmadı, sonuç: Tekrar eden felaketler

Fakat herhangi bir gelişme yaşanmadı. Bu dilekçenin üzerinden geçen zaman diliminde vatandaşlar aynı felaketleri yeniden yaşadı.

Çaycuma’da yaşanan felaketi kardeşi ve annesi de selden etkilenen Emekli Öğretmen Aytekin Ataman’dan dinliyoruz:

“15 gün önce sel oldu. Kardeşim olduğu için anneme yardımcı oluyor. Sonra ben geldim, bir sel daha oldu. Bu iki selin ortak özelliği sadece bizim mahallede olması. Köprülerden kaynaklı. Beş tane köprü var. Dere yatakları geniş ama köprüler dar. DSİ diyor ki belediye yapacak bunu, belediye diyor ki DSİ.”

Çaycuma, Perşembe Deresi

‘Yarım saatte evin yarısı su doldu’

İkinci sel olduğunda yine temizlik yaptıklarını söyleyen Ataman, yarım saatte bütün evin su dolduğunu anlatıyor:

“İkinci sel olduğunda ise çok büyük su geldi. Yarım saatte bir anda evin yarısına kadar doldu. Yarım metreyi geçti. Bunun nedeni tamamıyla çok yağmur ve çevredeki patlaklar.”

‘Selin bir nedeni de tren yolları satılacak diye çalışma yapılması’

Kayıt ambalaj fabrikası OYKA’yı da bir buçuk metre su bastığını, makinelerin sular içerisinde kaldığını söyleyen Ataman, “Yine altyapı yetersizliği, bunun olacağı belli. Bizim köyü su basmasının bir nedeni de tren yolları satılacak diye çalışma yapılması. Geçiş yerlerini kapatmışlar. Özel alacak şirkette diyor ki; işte dizayn edeceksin, çevresini kapatacaksın. Çaycuma’nın hepsine su basmadı. Çaycuma girişi var ya; sağ tarafını felç etti” diyor.

Ataman’ın söz ettiği yenileme çalışmalarının yapıldığı tren ise Zonguldak, Karabük Treni. Trenlerin özelleştirileceği iddiası uzun yıllardır gündemdeydi. Son olarak 20 Nisan’da Kamu Hizmeti Yükümlülüğü Kapsamında Desteklenecek Demiryolu Yolcu Taşıma Hatları ile Kamu Hizmeti Yükümlüsü Tren İşletmecisinin Belirlenmesine İlişkin Yönetmeliği’nin yayımlanmıştı. Bu yönetmelikle beraber 4 Temmuz 2016’da yayımlanan Demiryolu Yolcu Taşımacılığında Kamu Hizmeti Yükümlülüğü Yönetmeliği yürürlükten kalkmıştı. Bu da kamu hizmeti yükümlüsü tren işletmecisinin belirlenmesine ilişkin usul ve esasların değişmesi anlamına geliyordu. Bu da TCDD’de ihalelerin önünün açıldığını gösteriyordu:

“Kamu hizmeti yükümlülüğü hizmet alımı ihalesine katılacak veya doğrudan temin yoluyla yapılacak hizmet alımlarına teklif verecek demiryolu yolcu tren işletmecisi kamu tüzel kişileri veya şirketlerin, Bakanlıkça yetkilendirilmiş olmaları gerekir.”

Araziler su altında kaldı: Ekonomik anlamda büyük bir yıkım

Çaycuma, Devrek, Gökçebey, Kokaksu ve Filyos’un bir kısmının afet bölgesi ilan edilmesi gerektiğini ancak bunun yapılmadığını ifade eden Ataman, şunları dile getirdi:

“Oradaki köylerin hepsi su altında kaldı. Domates, biber, fasulye, seralar… Dediğim bölgede ürünü olanların hepsinin ürünü gitti. Motorları var, motorları yandı. Tespit çalışmaları yapıldı. Ama hiçbir şey yok henüz. Afet bölgesi ilan edilmediği için çok da şey olmayacak sanki. Motorların parasını da vermeyecekler sanırım.”

Fotoğraf: Facebook

 

Yıl içerisinde yaşanan üçüncü sel olduğunu belirten Ataman, onlarca dönüm arazinin su altında kaldığını, ürün bedelinin ne olduğunun henüz belirlenmediğini, insanların eskiden pazara mal satmaya giderken artık ürün satın almaya gittiklerini ifade ederek “Ekonomik anlamda büyük bir yıkım” diyor.

Vatandaşların artık günlük aktiviteleri de tamamen aksamış vaziyette. Çalıştıkları seraları, tarlaları sular basmış durumda.

Hastalık riski

Tüm bunlara ek olarak bir de köyde yoğun bir şekilde sinek olduğunu söyleyen Ataman’ın sağlığı da bozulmuş:

“Bunun yanında sinek de var. Ben üç gün aralıksız ishal oldum. Nedeni, büyük bir olasılık o çamurlu su. Ondan bize mikroplar geldi. Bu su aynı zamanda rögarların suyu, tuvaletlerin dışa vurması.

Mesela belediye selden üç gün sonra bir açıklama yaptı: Su kaynaklarından su almayın. Alırsanız kaynatın, soğutun ondan sonra kullanın… Açıklamanın devamında; çamurlu suda çalışırken eldiven, maske takın, denildi. Ama biz artık işimizi bitirmiştik. Hemen temizlemeye giriştik.”

10 Temmuz’da Belediye Başkanlığı‘ndan şu açıklama yapılmıştı:

“Bölge genelinde etkili olan aşırı yağışların su kaynaklarımızda meydana getirebileceği olumsuz etkilere karşı, şebeke suyunun, tedbir amaçlı kaynatılıp soğutulduktan sonra kullanılması önemle duyurulur.”

11 Temmuz’da İlçe Sağlık Müdürlüğünden yapılan açıklama ise şu şekildeydi:

“Aşırı yağış sonrası oluşan balçık ve çamurun temizliği sırasında el ve ayaklara bulaşması hayvansal hastalıklar açısından risk taşımaktadır. Bu doğrultuda temizlik yapılırken el ve ayak açık kalmayacak şekilde tedbir alınması önemle duyurulur.”

Altyapıda düzenleme yapılmazsa bunun devam edeceğini, selin kaynağının herkesçe bilindiğini aktaran Ataman, “Bunu düzeltme yoluna gidilmezse, tren yolundan karşıya menfezler açılmazsa bu bölgede yaşayan insanlar bunu bir daha bir daha yaşayacaklar. Bilim insanlarının açıklaması var: Karadeniz‘de seller artarak sürecek” diyor.

‣En çok Karadeniz ve Akdeniz bölgeleri risk altında 

İzmir’de hava kirliliğinde Aliağa ve Bornova ilk sıralarda

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 2022 yılına ait İzmir’in çevre durumu raporunu yayımladı. Rapora göre, kentte sanayi kaynaklı hava kirliliğinin en fazla yaşandığı ilçe ağır sanayi kuruluşlarının yer aldığı Aliağa oldu.

İlçede demir-çelik, petrokimya, kömür eleme ve paketleme, geri kazanım, akaryakıt dolum tesisleri, doğalgaz çevrim santralleri, halen inşaatı devam eden ya da yatırımı planlanan termik santraller, petrokimya tesisleri bulunuyor.

Aliağa’dan sonra kirliliğin en yüksek olduğu ilçe ise Bornova. Bornova’da sanayi kuruluşları çimento fabrikaları, demir ve demir dışı maden döküm tesisleri, gıda üretimi yapan işletmeler, taş ocakları, sanayi kuruluşları var.

Kalitesiz yakıt ve trafik kirliliği artırıyor

Raporda, merkez ilçelerde ısınmadan kaynaklı hava kirliliğinin yoğun olduğu belirtildi ve kalitesiz yakıt kullanımına dikkat çekildi.

Şehir merkezindeki trafiğin de hava kirliliğine neden olduğu belirtildi.

Tesislerin emisyonları azaltılmalı

Hava kirliliğiyle mücadelede yeni tesisler kurulmadan önce mevcut tesislerin iyileştirilmesi, bunların emisyonlarının en aza indirilmesi ve emisyon kontrol sistemlerinin sürekliliğinin sağlanması gerektiği vurgulandı.

Yeni yapılacak ya da mevcut binalarda ısı yalıtımı yapılması ve merkezi ısıtma sistemlerinin kullanılmasının teşvik edilmesi gerektiği dile getirildi.

‘Rüzgar, kirliliği Aliağa’dan İzmir’e taşıyor’

Artı Gerçek‘in aktardığına göre, Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Tuğrul Şahbaz, şunları kaydetti:

Hava kirliliği birçok bileşenle tarif edilir. Havadaki kükürt dioksit, nitrat ve partiküller maddelerin büyüklüğü 2,5 mikron olanlar ciğerlerin en uç noktalarına bulaşırlar. Aliağa’da oluşan hava kirliliği kaynakları hakim rüzgârlar ile İzmir’in üzerine geliyor. Aliağa ile Karşıyaka arasında ciddi bir taşınma var.

‘Kalp-damar hastalıkları, astım ve kansere neden olabilir’

Hava kirliliğinin kalp damar hastalıkları, kanser ve astım gibi hastalıkların artmasına neden olabileceğini belirten Şahbaz, şunları söyledi:

“Akut olarak KOAH hastalığı ile astım ve yüksek tansiyonu olanları etkiliyor. Kirli havanın olduğu zamanlarda dışarı çıkılmamalı. Daha çok kışın ortaya çıkıyor. Kömür yardımları yapılıyor ama hangi kalite kömür dağıtılıyor. Öte yandan satılan kömürün kalitesi nasıl , bunu sorgulamalıyız. Hava kirliliği önleme konusunda bireysel, yönetimsel önlemler alınmalı. Doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılmalı.”

Kanser uyarısı

Aliağa’daki kirliliğin sanayi kaynaklı olduğunu vurgulayan Şahbaz, “Partiküller maddeler uzun zamanda akciğerde birikirse kanserlere neden oluyor. Yıllar içinde kanser vakalarını etkileyecektir. Solunum hastalıklarını ise daha çok etkileyecektir. Bireyler bu konuları gündeme getirmeli ancak yönetimsel önlemler alınmalı. Binaların enerji verimliliği sertifikalarından başlayıp herkesin evinde kullanacağı güneş panellerine kadar alternatif önlemler alınmalı” dedi.

Brezilya’da karbonsuz ulaşım için elektrikli uçan taksi fabrikası kurulacak

Brezilyalı uçak imalatçısı Embraer, Sao Paulo kenti yakınlarında elektrikli uçan taksiler üretmek için bir fabrika inşa edeceğini duyurdu. Uçan taksilerin 2026’dan itibaren gökyüzünde olmaları bekleniyor.

Şirketin alt kuruluşu Eve tarafından imal edilmesi planlanan uçan taksiler, altı yolcu kapasiteli küçük bir helikoptere benziyor.

Bu araçla yolculukların kişi başına 50 ile 100 dolar olması öngörülüyor.

BBC‘nin aktardığına göre, şirket daha şimdiden yaklaşık 3 bin hava taksisi siparişi aldığını belirtti.

Şirket, bu yıl bir prototip ortaya çıkarmayı umuyor. ABD’li denetleyici kuruluşlar uçan taksilerin 2025 yılında havada olmasını öngören bir takvim yayımlamıştı.

Dikine inip, kalkabilen araçların bir piste ihtiyacı bulunmuyor ve uçak gibi uzak mesafelere gidebiliyor. Elektrikli motorların da standart uçaklara kıyasla gürültü ve kirliliği azaltması umuluyor.

Bu tür araçların, müşteriler için çok büyük bir maliyet getirmeden kalabalık kentlerde trafik sıkışıklığının azaltılmasına yardımcı olacağı söyleniyor. Aynı zamanda kargo taşımacılığında da bir alternatif olarak görülüyor.

Fabrikanın, Brezilya’nın ekonomik başkenti Sao Paulo’nun 140 kilometre uzağındaki Taubet kentinde kurulması planlanıyor.

İnsansız hava aracına benzer yolcu araçları ilk olarak taksi filolarında kullanılacak.

İlk uçuşlar pilotlu olacak, ancak şirket ileride pilotsuz uçuşların da planları arasında olduğunu açıkladı.

Araçlar, yüzde 100 elektrikli olacak ve karbon salımı yapmayacak.

BTK’dan Twitter’a reklam yasağı

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), sosyal medya platformu Twitter’a Türkiye’den reklam verilmesini yasaklayan bir karar aldı.

Resmi Gazete‘de yayımlanan karara gerekçe olarak Twitter’ın ülkede temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğünü yerine getirmemesi gösterildi.

Buna göre, Türkiye’deki vergi mükellefi gerçek ve tüzel kişiler tarafından Twitter’a yeni reklam verilemeyecek.

Benzer bir karar 2021’de uygulanmıştı

BTK, 19 Ocak 2021’de benzer bir kararla Türkiye’de temsilcilik açmadığı için Twitter ve Twitter iştiraki Periscope’a reklam yasağı uygulamıştı.

Twitter’ın temsilci belirleme ve bildirme yükümlülüğünü yerine getirmesiyle birlikte de BTK 28 Aralık 2021’de yasağı kaldırmıştı.

‣ Twitter’dan haber sitelerinin tweet’lerine engel: Seçim sürecinde sansür artabilir

Bir sonraki aşama bant daraltımı

1 Ekim 2020’de yürürlüğe giren ve kamuoyunda sosyal medya yasası olarak bilinen kanunla 1 milyondan fazla kullanıcısı olan sosyal ağ sağlayıcıların Türkiye’de temsilci bulundurması zorunluluğunu getirildi.

‣ Temsilcilik atamayan sosyal ağ sağlayıcılarına reklam yasağı yolda

Yasa Türkiye’de temsilcilik açmayan sosyal medya platformlarına, para cezasından reklam yasağına uzanan ve bant daraltılması ile sonuçlanabilecek kademeli yaptırımlar getirdi.

Buna göre atanan temsilcinin, başvurulara en geç 48 saat içinde olumlu ya da olumsuz cevap vermesi gerekiyor. Şikayetlerle ilgili olarak 6 ayda bir rapor yayımlamak da temsilciliğin görevleri arasında.

‣ Bir gecede 340 hesaba ve siteye erişim engeli

Cevap yükümlülüğünü yerine getirmeyenlere 5 milyon lira, rapor vermeyenlere 10 milyon lira idari para cezası uygulanıyor.

İdari para cezası verilmesini takip eden 30 gün içinde halen yükümlülüğün yerine getirmeyen sağlayıcılar 30 milyon lira daha ceza ödemek zorunda.

‣ Sansür yasasına hukukçu yorumu

Sonraki aşamalarda da bu sosyal ağ sağlayıcılara reklam yasağı getirilmesi ve yüzde 50 ile 90 oranında bant daraltma yani yavaşlatma cezası veriliyor.

Türkiye’de 10 günde 203 orman yangını çıktı

Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı, son 10 günde 40 ilde 203 orman yangını çıktığını duyurdu.

Bakan Yumaklı, sosyal medya platformu Twitter‘daki hesabından yaptığı açıklamada, şunları kaybetti:

“Son 10 günde 40 ilimizde 203 orman yangını meydana geldi. Her orman yangınında sadece ağaçlar yanmıyor, tüm ekosistem de yok oluyor. Bu suça sebep olmayalım, yeşil vatanımızı hep birlikte koruyalım. Orman yangınına sebep olanlar için önemli yaptırımlar olduğunu unutmayalım.”

‣ Hatay, Çanakkale, Muğla ve Mersin’de orman yangınları

Orman yangını suç ve cezaları

Yumaklı ayrıca, orman yangını suç ve cezalarına ilişkin görsel paylaştı.

Yumaklı’nın paylaştığı tabloya göre; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak orman yangınına sebebiyet vermenin cezası 3 yıldan 10 yıla kadar hapis, kasten orman yakmanın cezası 10 yıldan az olmamak üzere hapis ve bin günden 10 bin güne kadar adli para cezası, devletin güvenliğine karşı kurulmuş örgüt faaliyeti çerçevesinde ormanları yakmanın cezası müebbet hapis ve 20 bin günden 25 bin güne kadar adli para cezası, ormanda izin verilen yerlerin dışında ateş yakmak, ormanda yaktığı ateşi söndürmeden mahali terk etmek, ormanlara sönmemiş sigara ve yangına yol açabilecek madde atmak, ormana dört kilometre mesafede ve Orman Kanunu’nun 31-32’nci maddeleri kapsamına giren köy hudutları içinde anız ve benzer bitki örtüsü yakmanın cezası 1 yıldan 3 yıla kadar hapis ve adli para cezası. Ölüm veya yaralanma meydana gelmesi halinde ise bu suçlardan dolayı ayrıca ceza uygulanacağı belirtildi.

Yaşadığımız sıcak dalgalarının anlamı

Biliyorsunuz, evren oluşalı 13,7 milyar yıl oldu. Yaklaşık 4,5 milyar yıl önce ise dönen bir toz ve gaz bulutundan Güneş ve gezegenler oluştu. Yaklaşık 500 milyon yıl önce Kambriyen Patlaması denen dönemde canlıların sayısı ve çeşidi artarak yeryüzünü sardı. 67 milyon yıl öncesine kadar dev dinozorlar yeryüzünün hakimiydi. Dev dinozorların hakimiyetini Meksika’nın Yukatan Yarımadası’na çarpan yaklaşık 10 kilometre çapında bir göktaşı sona erdirdi ve ondan sonra memeli hayvanların egemenliği başladı. Son 1,5 milyon yılda düzenli aralıklarla buzul çağları görüldü. Bu buzul çağlarının sonuncusu yaklaşık 12 bin yıl önce tamamen sona erdi. Buzul Çağı’nın bitmesinden sonra Anadolu ve Mezopotamya’da insanlar yerleşik hayata geçip tarım yapmaya başladı. “Bunların tümünü biliyoruz, neden yazıyorsun bunları?” demeyin, çünkü konumuzun temeli bu bilgilere nasıl ulaştığımızla ilgili.

Bu konuştuğumuz bilgilerin önemli kısmına elementlerin değişik izotoplarının doğada bulunma oranlarını inceleyerek ulaşıyoruz. Mesela dinozorları yok eden göktaşının ne zaman çarptığını ve ne büyüklükte olduğunu yer katmanları içindeki bir noktadaki iridyum elementinin bir izotopunun varlığıyla bulabiliyoruz. Doğa çeşitli olayların ne zaman ve nasıl olduğuna dair ipuçlarını bize gerek atmosferde, gerek buzullarda gerekse de yer katmanlarındaki değişik elementler yardımıyla veriyor.

Fotoğraf: Reuters

Bu izotopları kullanarak dinozorların yaşadığı dönemde atmosferdeki gazların bileşimini ve atmosferin sıcaklığını da elde edebiliyoruz. “Ne kadar eminsiniz?” diye soracak olursanız, elbette bundan 68073461 yıl önceki yaz mevsiminin 43’üncü günündeki sıcaklığı sıfırdan sonra dört basamağa kadar bilebilmemiz mümkün değil. Ama bundan 67 – 70 milyon yıl önce yeryüzünün ortalama sıcaklığının bugünkünden yaklaşık olarak 8℃ ila 10℃ daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Günümüze yaklaştıkça daha kısa zaman aralıklarını daha kesin bilgilerle değerlendirmemiz mümkün olur. Mesela Antarktika’daki buz katmanının kalınlığı yer yer 4 kilometreyi aşar. En alt kısmındaki buz bundan yaklaşık 1,5 milyon yıl önce Antarktika’ya yağmış olan kardır. Bu karın içinde kalmış olan hava kabarcıklarından o dönemdeki sıcaklığı ve atmosferdeki karbondioksit oranını oldukça net biçimde bulabiliriz. Daha yakın zamanlara geldiğimizde bitkilerin polenlerinden, ağaç halkalarından ve benzeri sistemlerden yararlanarak sıcaklıkları tespit ederiz. Galileo Galilei ilk termometreyi kullanan kişidir. Yani son 400 yılda modern sayılabilecek aletlerle sıcaklık ölçüyoruz. Bugün ise yeryüzünün çok yerindeki elektronik meteoroloji istasyonlarından aldığımız anlık veriyle uzayda dolaşan çok sayıdaki meteoroloji uydusunun sağladıkları veri birleştiğinde yeryüzünün her noktasındaki sıcaklığı neredeyse sıfırdan sonra üç basamak kesinlikle ölçebiliyoruz. Aynı anda aynı noktadaki sıcaklığı birden çok aletle ölçtüğümüz için de hata olasılığımız oldukça düşüyor.

Bilimin bunca yıldır çabası, bu bilgilere ulaşmamızı sağladı. Aristo’dan Galilei’ye, oradan da bizlere kadar bilimsel yöntem, bu bilgilerin nasıl elde edileceğini ve ne anlama geldiğini insanlığa öğretti. Şimdi tüm bu bilgiler eşliğinde son bir aydır yaşadığımız sıcaklıklara bakacak olursak şunu görüyoruz:

El Niño’ etkisi eklendiğinde durum kötüleşecek

3-19 Temmuz arasında yaşadığımız 17 gün insanlık tarihinde yaşadığımız en sıcak 17 gün oldu. 6 Temmuz’da 17,233℃ olarak ölçülen küresel en yüksek ortalama sıcaklık da en azından son 125 bin yılın, muhtemelen de son 3 milyon yılın en yüksek sıcaklığı oldu. Sıcaklıkların bu derece yüksek olmasının ardındaki sebep ise artık tartışmasız olarak küresel ısınma. Son 3 yıldır Pasifik Okyanusu’nun suları La Niña dediğimiz soğuk su hareketinden dolayı serinlemiş olduğundan küresel ısınmanın ortalama sıcaklıklar üzerine etkisini göremiyorduk. Ancak bu ilkbaharda La Niña’nın sona ermesiyle Pasifik suları normal sıcaklığına döndü ve bu da tüm yeryüzünde ortalama sıcaklıkların fazlasıyla artmasına neden oldu. Yalnız unutmayalım, Pasifik Okyanusu haziran sonu itibariyle ısınmaya başladı, yani El Niño’ya döndü. Dünya bunun etkilerini henüz daha görmüş değil ama yaz sonundan itibaren sıcaklıklara bir de El Niño etkisi eklenecek. Bu nedenle 2023 muhtemelen yaşadığımız en sıcak sene olsa da 2024 neredeyse kesinlikle 2023’ten çok daha sıcak geçecek.

Böylesi bir bilgiye bundan 20 sene önce ulaşabilmemiz neredeyse imkansızdı. Bunun sebebi de öncelikle tüm meteoroloji istasyonlarının ve uyduların kolayca bağlanıp veri aktarabilecek altyapıya sahip olmamalarıydı. Bugün oturduğunuz yerden yeryüzündeki herhangi bir meteoroloji istasyonunun 10 dakika önce ölçtüğü veriye ulaşabiliyorsunuz, birkaç saat sonra bu verileri uydudan aldığınız gözlemlere ekleyerek istasyonların olmadığı yerlerde sıcaklığın ne olduğu verisine de ulaşabiliyorsunuz. Bu verilerden ne kadar eminiz? Oldukça. 6 Temmuz’da ölçülen en yüksek ortalama sıcaklık 17,233℃ değil de 17,237℃ olabilir mi? Muhtemelen olabilir, çoğu bilim insanının bu konuda fazla iddialaşabileceğini sanmam, ama bu değerin daha önceki yıllarda ölçülen tüm değerlerden daha yüksek olduğuna bir şüphemiz var mı? Hayır yok.

2016 rekorları kırılacak mı?

Sonuç olarak, “3-19 Temmuz arasındaki 17 gün insanlık tarihinin en sıcak 17 günüydü” dediğimizde bunu sadece bir bilim insanı söylemiyor, binlerce yıllık bilimsel birikimin sonucu olarak ürettiğimiz veri söylüyor. Bilim insanları bazen bilimsel gerçekleri günlük konuşma diline çevirirken zorluk yaşayabilirler. O nedenle de mesela “insanlık tarihi” gibi bir zaman dilimi kullanıyoruz, ama bilimsel olarak düşündüğümüz en az 125 bin yıllık bir dönemdir. 

Bunun ötesinde 2023 yılının da muhtemelen insanlığın yaşadığı en sıcak sene olacağını söylüyoruz. Burada kullandığımız “muhtemelen” aslında 2023 yılını sadece 2016 yılı ile kıyaslamamız sonucunda ortaya çıkıyor. Bu seneye kadar insanlık tarihinde yaşadığımız en sıcak sene 2016 senesiydi. Emin olmadığımız kısım 2023’ün 2016’dan daha sıcak olup olmayacağı. Yoksa daha önce bu sıcaklıkta başka bir sene olmadığına eminiz, ama bu sene 2016’yı geçip geçmeyeceğimiz henüz kesin değil.

Ancak bu senenin 2016’dan da sıcak olacağını düşünüyoruz çünkü Pasifik Okyanusu suları ısınmaya başladı. Koca okyanus da ısınınca hemen soğumaz, yani ısınması nasıl bir seneye yakın sürüyorsa, soğuması da birkaç yıl sürecektir. Bu en basit düşünceyle, en azından  sene sonuna, ama neredeyse kesinlikle 2024 sonuna kadar yeryüzünün ortalamadan oldukça sıcak olacağını söylemek mümkün.

Son olarak, bir de “ortalamadan sıcak” kavramına açıklık getirelim. 6 Temmuz günlerinin küresel ortalama sıcaklığı 16,223℃’dir. Bu ortalama 1979-2000 yıllarının ortalamasıdır. 6 Temmuz 2023 gününün küresel ortalama sıcaklığı ise 17,233℃’dir, yani ortalamadan bir derece daha sıcaktır. Ama 2023’ten önceki en sıcak 6 Temmuz 16,788℃ ile 2007 yılındadır. Bugünden sonra da sıcaklıklara bakacak olduğumuzda o günün tarihte o günde yaşanmış en yüksek sıcaklıktan daha sıcak olacağını söylemek mümkündür. Yani aralık ayı sonuna geldiğimizde muhtemelen 31 Aralık 2023 tarihi de insanlık tarihindeki en sıcak 31 Aralık günü olacaktır.

Kısacası, önümüzdeki dönemde ısıttığımız atmosferin üzerine bir de normalden daha sıcak olan Pasifik Okyanusu bineceğinden beklentilerimizin ötesinde bir sene geçiriyor olacağız. Ama benim esas endişem 2024 yılıyla ilgili. Gelecek sene çok daha sıcak olacak.

İklim krizi: Akdeniz Havzası küresel ortalamadan 1,5 kat daha hızlı ısınıyor

Işık Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Fizik Bölümü Başkanı Dr. Tuğba Öztürk, “Avrupa’daki aşırı hava olaylarının bölgesel iklim modelleri kullanılarak öngörülen değişikliğinin ölçeklenebilirliği” adlı projesinde elde ettiği ilk bulgularla ilgili değerlendirmelerde bulundu.

Öztürk, TÜBİTAK 3501 Kariyer Geliştirme Programı kapsamında desteklenen araştırmasında, 120 yıllık bir zaman aralığında küresel sıcaklık artışlarıyla beraber aşırı hava olaylarının değişimine bakarak Avrupa’daki uç sıcaklıkların nasıl değiştiğini incelediklerini anlattı.

‣ ‘Türkiye’nin içinde bulunduğu Akdeniz havzası daha da sıcak ve kurak hale gelecek’

En düşük ve en yüksek sıcaklıklara bakıldı

Araştırmanın ilk yılında günün en düşük ve en yüksek sıcaklıklarının, yıllık maksimum ve minimum değerlerine baktıklarını aktaran Öztürk, “Akdeniz Havzası’nda, sıcak ekstremlerde, küresel ısınmanın 1,5 katı bir ısınmayla karşı karşıyayız. Model sonuçlarına göre, her 1°C’lik küresel ısınmaya karşılık, Akdeniz Bölgesi’ndeki uç sıcaklıklar ortalamada en az 1,5°C, her 2°C’ye karşılık 3°C, her 3°C’ye karşılık 4,5°C artacak” diye belirtti.

Bölgesel farklılığın soğuk ekstremlerde de çarpıcı olduğunu vurgulayan Öztürk, “Özellikle Doğu ve Kuzey Avrupa’da bu oran 3’e yükseliyor. Yani soğuk ekstremlerde her 1°C küresel sıcaklık artışında, Kuzeydoğu Avrupa’da 3 kat daha fazla sıcaklık artışı olacak. 1°C ısınıyorsa 3°C, 2°C ısınıyorsa 6°C… Yüzyılın sonunda 3°C daha sıcak bir dünyada 6 derece daha fazla soğuk ekstremleri göreceğiz” diye konuştu.

‣ Avrupa, küresel ortalamanın iki katı daha fazla ısınıyor
Evia adasında bir orman yangını, Yunanistan. 3 Ağustos 2021. Fotoğraf: AP

‘Kar buz örtüsünün az olması ısınmayı artırıyor’

Öztürk, “Kar buz örtüsünün daha az olmasıyla ısınma daha da fazla gerçekleşiyor” dedi: “Kar güneşten gelen ışını yansıtıyor, dolayısıyla bu bir soğuma yaratıyor, ama oradaki kar buz örtüsü kalktığı zaman daha da fazla ısınma görüyoruz.

Ortalama sıcaklığı artıran bir diğer önemli faktörün de gece sıcaklıklarının küresel ortalama sıcaklıklardan daha fazla artması olduğunu açıklayan Dr. Öztürk, bu durumun insan konforu açısından kötü bir değişiklik anlamına geldiğini belirtti.

‣ İklim krizi, Akdeniz’i öldürüyor: Türler yok oluyor, habitat harabiyeti kritik noktada

‘Atmosferdeki karbondioksit miktarı azaltılmalı’

Akdeniz Havzası ve Avrupa üzerindeki aşırı hava olaylarının sıklık ve şiddetindeki değişimi, bölgesel iklim modeli projeksiyonları kullanarak incelediklerini vurgulayan Öztürk, araştırma kapsamında iklim değişikliğinin bazı sektörleri nasıl etkileyeceği üzerinde de çalışmalar yaptıklarını belirtti.

Küresel ısınmanın etkilerini azaltmak için atmosferdeki karbondioksit miktarının azaltılması gerektiğinin altını çizen Öztürk, şöyle konuştu:

“Özellikle hem rüzgar hem de güneş potansiyeli açısından ülkemiz, özellikle Avrupa’ya göre çok daha yüksek bir potansiyele sahip. Rüzgar potansiyelimiz de özellikle Biga Yarımadası’nda Çanakkale’de gayet iyi. Dolayısıyla yenilenebilir enerji kaynaklarına daha fazla yatırım yaparak karbondioksit azaltımı yapabiliriz ve zaten ülkemizde de yanılmıyorsam yüzde 50’ye varan bir yenilenebilir enerji kaynağı kullanımı var. Bunun daha da artması gerekiyor ve tabii bunun da yanında adaptasyon yani bu yeni iklime uyum da önemli. Aşırı hava olayları, uç sıcaklıklar, uç yağışlar, kuraklık vesaire bunların da nasıl değişeceğini bilerek önlemler almamız gerekiyor. Buna hazırlıklı olmamız gerekiyor.”

‣ ‘Akdeniz iklimi’ şarkılarda ve kitaplarda kalacak

Kazdağları’nda iki kez iptal edilen altın madeni projesi bir kez daha ÇED sürecinde

Çanakkale‘nin Ayvacık ilçesine bağlı Kısacık köyü yakınlarında daha önce Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci sonlandırılan altın madeni projesi için tekrar harekete geçildi.

Pumice Madencilik A.Ş., altın ve şahıs arazilerinde açmak istediği maden ocağı projesi için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na başvuru yaptı.

BirGün‘ün aktardığına göre, aynı ruhsatla 2015 yılında başvuran şirkete bölge halkı karşı çıktı. 2015 yılında yapılan ÇED toplantısını protesto eden bölge halkı önlemli bir direnişe imza attı.

O dönem uzmanlar tarafından hazırlanan “Kısacık Altın Madeni İnceleme Raporu”nda da çarpıcı tespitlere yer verildi. Alanın flora, fauna, hidrolojik, tarımsal ve teknik özelliklerinin incelenmesi sonrası hazırlanan raporda projenin bölgenin su kaynaklarına, ormana ve yabani yaşama büyük zarar vereceği belirtilmişti.

Tüm yaşananların ardından inceleme değerlendirme komisyonu toplantısında belirtilen eksiklikler şirket tarafından düzeltilmediği için ÇED süreci sonlandırılmıştı. Şirket ise orman arazilerinde ekolojik tahribata yol açacak proje için yeniden başvuru yaptı.

‣ Kaz Dağları’ndan müjdeli haber: Kısacık Altın Madeni için ÇED süreci durduruldu!
‣ Kısacık maden projesinde ÇED süreci 2. kez durduruldu: Yılmadan mücadele ederek bu işi zorlaştırıyoruz

Yerleşim yerine 500 metre mesafede maden projesi

Altın madeni ve kırma eleme tesisi açmak isteyen şirket, 155,1 hektarlık alanda faaliyet gösterecek. Alanın tamamı orman ve şahıs arazilerinden oluşuyor. Proje dosyasına göre ise şirket, ağaçları taşıyacağını ve böylece ekolojik dengenin bozulmayacağını öne sürüyor.

Proje için 18 milyon 200 bin TL harcayacak olan şirket, yılda 750 bin ton cevher çıkaracak. 15 bin ton kırma eleme tesisinde işleme tabi tutulurken 600 bin ton ağırlığında meydana gelecek ekonomik olmayan kayaç ise pasa depo alanında bekletilecek. Ayvacık ve Bayramiç ilçelerinin köyleri arasında kalan tesise en yakın yerleşim yeri ise sadece 520 metre mesafede.

‣ Kaz Dağları köylerinden tek ses: Altın madenine karşıyız!
‣ Kazdağlarına altıncılar yine göz dikti

Ne olmuştu?

2015 yılında, 3 Kasım’da, Kısacık Köyü’nde altın madeni projesine ilişkin Halkın Katılımı Toplantısı yaptırılmamış, 28 Haziran 2017 tarihinde 1’incisi gerçekleştirilen İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısında Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği heyeti tarafından bilimsel itirazlar dile getirilmiş ve ÇED süreci durdurulmuştu.

İkinci İnceleme Değerlendirme Komisyonu duyurusu tarihinden sonra bir araya gelen ve Ayvacık Kıran Köyleri Çevre Platformu, Bayramiç Yeniköy Ekolojik Yaşam ve Tohum Derneği, Bozcaada Forum, Gülpınar Sürdürülebilir Yaşam Derneği, İda Dayanışma Derneği, Kazdağları Kardeşliği ve Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği, yöre köylüleri ve halkından oluşan “Kazdağları Dayanışması” tarafından, projeden olumsuz etkilenecek Güzelköy, Koşuburnu, Akçin, Misvak, Dağahmetçe, Alakeçili, Sapanca, Bahçeli, Karagömlek, Süleymanköy’de bilgilendirme toplantıları gerçekleştirildi, broşürler dağıtıldı, imzalar toplandı.

Bayramiç ve Küçükkuyu pazarlarında bilgilendirme standları açıldı ve imza toplandı. Ayrıca#KısacıkAltınMadenineHayır ve #KazdağınınÜstüAltındanDeğerlidir etiketleri ile sosyal medya kampanyası yapıldı. CİMER üzerinden itiraz dilekçeleri gönderilmesi için kamuoyuna çağrıda bulunuldu.

Dayanışma temsilcileri, mücadelelerinin, Kısacık Altın Madeni Projesi’nin ÇED süreci sonlanana kadar süreceğini ve Kazdağı ekosistemi ve bölgenin tarımsal üretimi için tehdit oluşturan diğer altın madeni ve termik santral projeleri için de devam edeceğini belirtti.

18 Aralık 2018’de Bakanlık’ta gerçekleştirilen ikinci İDK toplantısında, proje için ikinci kez “ÇED süreci durdurulmuştur” kararı çıktı.

‣ Kısacık, altın değil hayat için direniyor