Ana Sayfa Blog Sayfa 223

Evlilikte kadının soyadının değişmesi hükmünün son kullanma tarihi 28 Ocak

Türk Medeni Kanunu‘nun “evlenen kadının kocasının soyadını alacağı” hükmünü iptal eden Anayasa Mahkemesinin (AYM) kararı 28 Ocak’ta yürürlüğe giriyor.

AYM, Türk Medeni Kanunu’nun “evlenen kadının kocasının soyadını alacağı ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadının önünde önceki soyadını da kullanabileceği, kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra tek başına kullanamayacağı”nı öngören 187. maddesinin birinci cümlesini iptal etmiş ve TBMM tarafından “kadın erkek eşitliğine uygun yeni bir düzenleme” yapılması için dokuz  ay süre vermişti.

Yüksek Mahkemenin 28 Nisan 2023’te Resmi Gazetede yayımlanan kararının yürürlük tarihi için verilen süre 28 Ocak 2024’te doluyor. TBMM’nin bu sürede gerekli yasal düzenlemeyi yapması gerekiyordu. Ancak konuyla ilgili düzenlemelerin, yeni yargı paketi içinde ele alınacağı öğrenildi. ​​​​

Moroğlu: Eşitlik yolunda önemli bir kazanım

AA‘nın sorularını yanıtlayan İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Koordinatörü ve MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Nazan Moroğlu,  kararının, kadın erkek eşitliği yolunda önemli bir kazanım olduğunu vurgulayarak,  “Kadının soyadı, benim yüksek lisans tezim. 1999’da yayınlanmıştı. Kadın hukukunda ilk akademik araştırmaydı. O gün bugün soyadında eşler arası eşitlik için mücadeleyi 25 yıldır sürdürüyorum” dedi.

İptal kararının 28 Ocak 2024’te yürürlüğe gireceğini, TBMM’nin Anayasa Mahkemesi iptal gerekçeleri doğrultusunda bir düzenleme yapması gerektiğini belirten Moroğlu, yeni bir düzenleme yapılıncaya kadar 29 Ocak ve sonrasında evlenenler açısından yasal bir boşluk bulunduğuna işaret etti:

Anayasa’nın 41. maddesine göre eşler eşit haklara sahip. Bir kimsenin kimliğinin belirlenmesinde en önemli unsur olan soyadı, vazgeçilemez, devredilemez ve feragat edilemez mutlak bir kişilik hakkıdır. Soyadının bu özelliğinin yasada sadece erkeklere tanınması, kadınlara karşı ayrımcılığa ve eşler arası eşitsizliğe yol açmaktadır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararına göre, kadın evlilikte kendi soyadıyla devam etmek isterse artık dava açma zorunluluğu kalkmıştı.”  

İstanbul Kadın Kuruluşları Birliği Koordinatörü ve MEF Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Görevlisi Nazan Moroğlu

Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinin birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi nedeniyle Kanun’un 187. maddesiyle bağlantılı bütün maddelerde değişikliğe ihtiyaç bulunduğunu söyleyen Moroğlu, şöyle devam etti:

“Çocuğun soyadı ve boşanma sonrası soyadı maddelerinde de değişiklik yapılacak. Bu eşitlik paketi bir bütün olarak ele alınmalı. Nüfus kütüğü dahil hepsi birlikte değişmeli. ‘Evlenen kadın kocasının, doğan çocuk babasının soyadını alır’ demek erkek egemen zihniyetin devamı için kanunla destek vermektir. Oysa kadın erkek eşitliği demokrasinin temel kriteridir. Yeni düzenlemede eşler kendi önceki soyadlarıyla devam etmek veya ikisinden birinin soyadını aile adı olarak seçmek hakkına da sahip olmalı.”

AYM, ‘cinsiyet temelinde farklı muamele olmaz’ demişti

İptal edilen Türk Medeni Kanunu’nun 187. maddesinin birinci cümlesi, “evlenen kadının kocasının soyadını alacağını ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadının önünde önceki soyadını da kullanabileceği, kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra tek başına kullanamayacağını” öngörüyordu.

Anayasa Mahkemesinin iptal kararında, “Erkek, evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra da tek başına kullanabildiği halde kuralla kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra ancak kocasının soyadının önünde kullanabileceği öngörüldüğünden karşılaştırmaya müsait şekilde benzer durumda olan eşler arasında cinsiyet temelinde farklı muamelenin yapıldığı açıktır” değerlendirmesi yapılmıştı.Kadınlar için soyadı düzenlemesi ne zaman devreye girecek?

Nüfus kayıtlarındaki karışıklığın önlenmesi ve soy bağının sağlıklı bir şekilde tespit edilmesinde kamu yararı bulunduğu ancak nüfus kayıtlarının düzeni sağlama amacının, kuralla öngörülen farklı muamelenin makul nedeni olarak kabul edilemeyeceği anlatılan kararda, şunlar kaydedilmişti:

“Ayrıca kadının evlendikten sonra kocasının soyadını almasının ailenin ortak bir soyadına sahip olmasını mümkün kılan tek seçenek olmadığı açıktır. Bu bağlamda eşlere içlerinden birinin soyadını veya bunun dışında bir adı ortak soyadı olarak belirleme imkanının tanınması ya da ortak soyadının eşlerin evlenmeden önceki soyadlarının birleşimden oluşacağının öngörülmesi de mümkündür. Evlenmeden önceki soyadının evlendikten sonra da tek başına kullanılması bağlamında kadın ve erkek arasında kuralla öngörülen farklı muamelenin eşitlik ilkesini ihlal ettiği sonucuna ulaşılmıştır.”

Bir katliam daha: İzmir’de 13 köpek zehirlendi, 11’i öldü

Ataşehir Mahallesi’nde oturan Merve Çınar, 23 Ocak’ta evinden çıktığı sırada 8211/7 Sokak’ta sahiplenip, beslediği ‘Çorap’ isimli köpeği yol kenarında ağzı köpükler içinde yerde yatarken buldu. Yerde pembe renkli bir mama gören Çınar, beslediği köpeği Çorap‘ın bunu yiyerek zehirlenmiş olabileceğinden şüphelendi.

Bu sırada komşusu Yiğit Koçtürk de Çınar’ın yanına gelerek, mahalledeki bir parkta iki köpeğin daha aynı durumda olduğunu söyledi. Olay üzerine polise ihbarda bulunan Çınar ve komşuları, mahallede bulunan diğer köpekleri aramaya başladı.

Ardından ilçedeki bir hastanenin önünde üç köpek daha zehirlenmiş halde bulundu. Çınar ve beraberindeki mahalleliler, yanlarında getirdikleri çiğ yumurta ile zehirlenen köpekleri kusturmaya çalıştı. Mahallenin çeşitli yerlerinde yedi köpeği daha zehirlenmiş halde bulan vatandaşlar, Çiğli Belediyesi‘ne ihbarda bulundu. Zehirlenen 13 köpekten 11’i hayatını kaybederken, 2 köpek Çiğli Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü‘nde tedavi altına alındı.

Köpeklerin tedavisi sürerken, mahalle sakinleri bölgede daha fazla köpeğin zehirlenmiş olabileceğinden endişe duyuyor. Çınar, köpekleri zehirleyenlerin kişi ya da kişilerin bulunması için polise şikayette bulundu. Olayla ilgili polis soruşturma başlattı.

Mahallenin çeşitli yerlerinde 7 köpeği daha zehirlenmiş halde bulan vatandaşlar, Çiğli Belediyesi'ne ihbarda bulundu. Zehirlenen 13 köpekten 11'i ölürken, 2 köpek Çiğli Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü'nde tedaviye alındı.

Katliam ilk değil

İzmir’de yaşanan korkunç olay ilk değil. Toplu hayvan katliamlarının sık yaşandığı Türkiye’de en son 2023 yılının kasım ayında Bilecik Vezirhan‘da, 14 köpek yol kenarında ölü bulunmuştu. Vezirhan Belediye Başkanlığı, konuyla ilgilerinin olmadığını açıklasa da olayla ilgili tutuklanan 4 kişinin Bilecik Belediyesi Veteriner İşleri Müdürlüğü çalışanları olduğu ortaya çıkmıştı.

29 Ekim 2022’de de Ankara‘nın Mamak ilçesinde 8 köpek, hayvanseverler tarafından ölü bulunmuştu.

11 Haziran 2023’te ise yine Ankara‘nın Yenimahalle ilçesinde 17 köpek ağaca asılmış halde bulunmuştu. Köpeklerden 14’ü canlı olarak kurtarılırken 3’ü ise ölmüş halde bulunmuştu.

8 Eylül 2023’te Aydın‘ın Efeler ilçesinde, 11 köpeğin boş arazide ölü bulunmuş, olaylar ilgili soruşturma başlatılmıştı.

‣Hak savunucuları sokakta yaşayan hayvanlar için bir araya geliyor
‣Bilecik’te katliam: 14 köpek ölü, bir köpek yaralı halde bulundu
‣Silivri Belediyesi Barınağı’nda neler oluyor? Hayvanlara işkence ve katliam görüntüleri sızdırıldı

Hak savunucuları sokakta yaşayan hayvanlar için Kadıköy’de bir araya geliyor

Yaşam hakkı savunucuları, seçim öncesi artan hak ihlallerine ve canavarlaştırma kampanyalarına karşı sokakta yaşayan hayvanların sesi olmak için 28 Ocak Pazar günü saat 14:00’te Üsküdar’da bir araya geleceğini duyurdu.
Etkinliğe ilişkin “Yaşam için Yasa” platformu tarafından yayınlanan duyuru metninde şu ifadelere yer verildi:

“Halihazırda yürürlükte olan 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun 6. maddesini ihlal ederek yasadışı söylemler geliştiren, sokakta yaşayan dostlarımızın kitleler halinde toplatılıp öldürülmesini ve/veya ömür boyu hapsedilmesini seçim vaadi olarak sunan siyasilere hep birlikte sesleneceğiz. 2004’ten bu yana yasal yükümlülüklerini yerine getirmeyen belediyeler ile ilgili bakanlıklara görevlerini hatırlatacak, sokaklarımızı bugünün ve geleceğin katilleri ile dolduran “asıl suçluları” ifşa edeceğiz.”

Marmara Denizi’ne tsunami uyarı istasyonları kuruluyor

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü, Marmara Denizi ve çevresindeki adalarda yeni tsunami uyarı sistemleri üzerinde çalışıyor.

‘Çok Disiplinli Tsunami Gözlem ve Erken Uyarı İstasyonları’ adıyla çalışmalarına başlanan proje, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanlığı‘nın desteğiyle hayata geçiriliyor. Yeni yapılan tsunami uyarı istasyonu, Kartal‘daki su sporları merkezinde faaliyete geçti.

ANKA‘nın aktardığına göre, yeni uyarı sistemiyle Marmara Bölgesi‘ndeki olası tsunamilerin daha yakından izlenmesi amaçlanıyor. Proje kapsamında Marmara Denizi çevresinde ve adalarda 20 yeni istasyon kurulacak ve İstanbul İl Afet Risk Azaltma Planı‘nın bir parçası olarak kurulan bu istasyonlar, depremler sonucu oluşabilecek tsunamileri izlemek için çok disiplinli bir yaklaşım uygulamayı hedefliyor.

Tsunami uyarı sistemi
Fotoğraf: DepoPhotos
UNESCO: Akdeniz’de 30 yıl içinde tsunami olasılığı yüzde 100, İstanbul riskli
Marmara’da tsunami dalgaları 6 metreyi bulabilir

Türkiye genelinde 28 tsunami uyarı istasyonu olacak

Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, bu istasyonların deniz seviyesi değişikliklerini 7/24 takip edebileceğini ve deniz seviyesi sensörleri, ivmeölçerler, meteorolojik sensörler ve GNSS alıcıları gibi çoklu sensörlerle donatılacağını belirtti :

“Türkiye genelinde halihazırda 28 tsunami uyarı istasyonundan sadece ülkemize değil; Ege, Akdeniz, Karadeniz ve bağlantılı denizlerde 15 farklı ülkeden 21 kuruma erken uyarı mesajı gönderiliyor. Enstitümüz, Ulusal Tsunami Uyarı Merkezi olarak, 1 Temmuz 2012’den bugüne toplam 45 tsunami uyarı mesajını AFAD başta olmak üzere abonelerine iletti. İRAP kapsamında kurmakta olduğumuz yeni istasyonlarımızda İstanbul başta olmak üzere tüm Marmara Bölgesi’nde deniz seviyesi değişiklikleri daha da yakından 7/24 izlenecek.”

Prof. Dr. Haluk Özener, projenin amacını “Olası bir Marmara depremi sonrası oluşabilecek tsunami potansiyelini gözlemeyi, bu konuda erken uyarı mesajı ileterek olası can kayıplarının önüne geçebilmeyi hedefliyoruz” diyerek açıkladı.

Araştırma: İklim krizi toplu can kayıplarına neden olacak dev tsunamilere sebep olabilir

Marmara’da tsunami uyarı sistemine ihtiyaç var

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Deprem ve Zemin İnceleme Müdürü Kemal Duran, daha önce yaptığı açıklamada “Marmara içerisinde birkaç saat çalkalanacak tsunami ile 6 metreyi bulacak dalgalar, kıyıdan 1000 metreyi bulan girişimlerde bulunabilir. Bu tehdide karşı çalışmalarımız devam edecek” demişti.

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi Bölgesel Deprem ve Tsunami İzleme-Değerlendirme Merkezi Müdür Yardımcısı Dr. Öcal Necmioğlu ise “Ülkemizde son 3000 yıl içerisinde 90’dan fazla tsunami olayı bir şekilde kaydedildi. Bunların içerisinde çok büyük olaylar var, küçük ölçekli olaylar var. Yaşanan olaylar farkındalığın kazanılmasında eğitim faaliyetlerinden daha fazla önem arz ediyor diye düşünüyorum. Özellikle Bodrum fiili olarak bir olayı tecrübe ettirdi” ifadelerini kullanmıştı.

Toplu ölümler görülen pinalardan iyi haber: Akdeniz ve Ege’de yavru pinalar tespit edildi

Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı, 2016-2019 yıllarında görülen toplu pina ölümlerinin ardından yapılan son araştırmalarda Akdeniz ve Ege‘de canlı yavru pinalar tespit edildiğini açıkladı.

Pina, Akdeniz’e endemik, iki kabuklu büyük bir midye türü. Ortalama yaşam süreleri 50 yıl olan ve boyları 120 santimetreye kadar çıkabilen pinalar, saatte 6 litre deniz suyunu temizleme özellikleri sayesinde deniz ekosisteminin doğal filtresi olarak nitelendiriliyor.

İklim değişikliğine bağlı deniz suyu sıcaklıklarındaki artış nedeniyle 2016’da İspanya kıyılarında başlayan toplu pina ölümleri 2019 itibarıyla Çanakkale Boğazı’na kadar ulaşmış ve Akdeniz’in Çanakkale Boğazı ile Cebelitarık Boğazı arasında kalan tüm bölgelerinde pina popülasyonlarının kaybedildiği tespit edilmişti.

Sarı, son yapılan araştırmalarda elde edilen sonuçlarla bu durumun değiştiğini, toplu pina ölümlerinin ardından sadece Marmara Denizi’nde yaşamını sürdüren pinaların Akdeniz ve Ege’de yeniden görüldüğünü söyledi.

Ayvalık’ın kalem kabukluları ‘pinalar’ ölüyor
Ekosistemin devamı için önemli olan pinalar, Ege’de yok olma tehlikesiyle karşı karşıya
Bir ekolojik dayanışma örneği: Pina ve Marmara Denizi
Pina için dostluk halkası: Temiz çevre, temiz Marmara
Akdeniz’de toplu pina popülasyonu kalmadı

Fransa, Yunanistan, Hırvatistan, İtalya ve Tunus‘tan bilim insanlarının da ülkelerindeki denizlerde görmeye başladıkları canlı yavru pinaları rapor ettiğini aktaran Sarı, “2016-2019 yılları arasındaki toplu pina ölümleri Marmara Denizi’nde görülmedi ancak Marmara Denizi’nin başı da müsilajla dertteydi. Suyu temizleyen pina, Marmara için bir umuttu ve o umut şimdi Akdeniz’e hatta tüm dünyaya yayılıyor diyebiliriz. Bu çok güzel bir gelişme” diye konuştu.

‘Marmara’daki akıntılarla Ege ve Akdeniz’e ulaştıkları tahmin ediliyor’

Dünya nüfusunun yüzde 60’ından fazlasının su kıyılarında yaşadığı ve atıkların doğrudan ya da dolaylı olarak denizlere boşaltıldığı düşünüldüğünde deniz suyunu temizleyen pinaların kirliliğin önlenmesi açısından önemli bir rol oynadığına dikkati çeken Sarı, şu bilgileri verdi:

“Bu deniz canlılarının Akdeniz ve Ege’de yeniden görülmesiyle ilgili iki olasılık var. Birincisi, bu denizlerdeki çok korunaklı alanlarda tuzluluktan, sıcaklıktan ve iklim değişikliğinden nispeten az etkilenmiş kapalı habitatlarında eskiden beri saklı kalmış olan, çok sınırlı, nadir canlı bireylerden kaynaklanıyor olabilir. Daha büyük olasılık ise halen dünyadaki tek güçlü pina popülasyonunun bulunduğu Marmara Denizi’nden gitmiş olmaları. Bütün araştırmacıların hemfikir olduğu, ikinci olasılık. Bununla ilgili modeller geliştirildi. Akıntı sistemleriyle bu canlı pinaların görüldüğü alanlar birbiriyle örtüştürüldü ve 2023 yılının aralık ayı başlarında bununla ilgili akademik bir yayın da yapıldı. Bu araştırmanın sonuçlarına baktığımızda canlı pina yavrularının görüldüğü alanlarla Marmara Denizi’nden giden akıntıların birbiriyle çok örtüştüğü ortaya çıkıyor. Bu yüzden de şimdilik bu ikinci olasılık daha kuvvetli görünüyor.”

Pinaların yeniden görülmesine karşın kısa sürede yayılış göstermelerinin beklenemeyeceğini vurgulayan Sarı, büyük kitlesel ölümün telafisinin birkaç yıl içinde gerçekleşemeyeceğine de dikkat çekti: “Akdeniz’deki pina popülasyonunun birkaç yılda yeniden kazanılacağını düşünmeyelim lakin mevcut stokların korunmasını sağlayarak Akdeniz ve Ege’de canlanmaya başlayan popülasyonları desteklersek, o bölgelerdeki araştırmacılar bunu desteklerse, devlet politikalarıyla buraları koruma alanı ilan eder ve her türlü tedbir alınırsa, pinaların zarar görmesi engellenebilir.”

Yerel yönetimlerden koruma stratejisi talebi

Marmara’da kirlenen deniz suyunun Alaska’ya, Norveç‘te bir tankerin kirlettiği deniz suyunun Marmara’ya kadar ulaştığını yani tüm deniz ekosisteminin birbiriyle bağlantılı olduğunu anlatan Sarı, pina popülasyonundaki artışın uzun vadede tüm deniz ekosistemine çok olumlu etkileri olacağının altını çizdi.

Mustafa Sarı, Akdeniz’deki en eski ve en dayanıklı denizel organizmalardan birinin pina olduğunu, bu canlıların yaklaşık 20 milyon yıldır kuraklık, iklim değişikliği ve kirlilik gibi problemlere rağmen varlıklarını sürdürdüğünü dile getirdi:

“Pina’ya dair bilgilendirmeyi artırmamız lazım. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının koruma çalışmaları için harekete geçtiğini biliyoruz ve bundan memnunuz. Biz de pinaları koruma stratejileri geliştiriyoruz. Bu koruma stratejilerini Marmara Denizi’nin çevresindeki yerel yönetimlerin, merkezi yönetimin benimsemesini istiyoruz. Yoksa bilimsel olarak edindiğimiz bilgileri biz sadece kendi aramızda tartışırsak, bu bilim camiası olarak bizi geliştirir ama pinaların korunmasına katkı sağlamaz. Marmara Denizi’ni kirlilikten korumamız lazım. 22 maddelik Marmara Denizi Eylem Planı’nı amasız, fakatsız, uygulamamız gerekiyor.”

Çekya Senatosu İstanbul Sözleşmesi’ni onaylamadı

Çekya Senatosu, uluslararası alanda kadına yönelik şiddetle mücadelede referans olarak kabul edilen İstanbul Sözleşmesi‘ni onaylamama kararı aldı.

Parlamentonun üst kanadındaki temsilciler, sadece iki oy farkıyla sözleşmeye ‘hayır’ diyerek, Çekya’yı sözleşmeyi iç hukuki düzenlemelerine dahil etmeyen azınlıktaki Avrupa ülkeleri arasında bıraktı.

Senatodaki yedi  saat süren oturumda, 71 senatörden 34’ü sözleşmeye evet derken, sözleşmenin kabul edilmesi için gereken 36 oya ulaşılamadı.

Çekya, İstanbul Sözleşmesi’ni 2016 yılında imzalamış fakat onaylamayı ertelemişti.

Senato’dan gelen karar Çek Cumhuriyeti’nin 2016’da imzaladığı sözleşmeden çekilmesi anlamına gelmiyor. Bu adım için Meclis‘in de sözleşmeyi reddetmesi gerekiyor.

Ülkedeki muhafazakar kanat, anlaşmaya karşı çıkarak toplumda kadın ve erkek arasındaki “geleneksel rollerden” vazgeçilmesine karşı çıkıyor ve onaylayan ülkelerde şiddetin azalmadığını iddia ediyor.

19 büyükelçilikten hükümete 'İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmeyin' çağrısı - Yeşil Gazete

“Uluslararası bir rezalet”

Euronews’in aktardığına göre Başbakan Petr Fiala hükümeti ise Senato‘dan çıkan karara tepki gösterdi. Reddin ülkenin şiddetle mücadelesini ve mevcut yasaları etkilemeyeceğini söyleyen Fiala, yasanın ileride onaylanması için daha geniş bir tartışma ortamına ihtiyaç olduğunu söyledi.

Avrupa İşleri Bakanı Martin Dvorak ise sözleşmenin reddedilmesini “uluslararası bir rezalet” olarak nitelendirdi.

‣2023’te en az 315 kadın öldürüldü, 248 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu
‣İstanbul Sözleşmesi Avrupa Birliği üyesi 27 ülkede yürürlüğe girdi
‣6284 pazarlığı: Bakan Yanık’tan ‘Tartışmaya açılması dahi kabul edilemez’ yanıtı

78 baro başkanından ortak açıklama: İstanbul Sözleşmesi'nden vazgeçmiyoruz - Yeşil Gazete

Ev sahibi ülke Türkiye de sözleşmeden çekilmişti

11 Mayıs 2011’de İstanbul‘da imzaya açıldığı için ‘İstanbul Sözleşmesi’ ismiyle anılan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni imzalayan ve onaylayan ilk ülke Türkiye olmuştu.

Türkiye, tüm mücadelelere ve karşı çıkışlara rağmen, ev sahipliğini yaptığı sözleşmeden 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile çekilmişti.

Sosyal medyada büyük veri sızıntısı, uzmanlar uyarıyor: Şifrelerinizi değiştirin

İspanya’da kış ortasında endişe veren sıcaklık: 30 derece

İspanya‘nın güney ve doğu bölgelerini etkileyen sıcak dalgası, perşembe günü bazı bölgelerde sıcaklığın 30 dereceye kadar yükselmesine neden oldu.

Meteoroloji kurumu Aemet, sıcaklığın ülkenin doğusundaki Akdeniz kıyısında bulunan Valencia‘da 29,5, güneydoğudaki Murcia‘da 28,5 ve güneydeki Endülüs bölgesindeki Malaga kentinde 27,8 santigrat derece olarak ölçüldüğünü bildirdi. Bu, 1985’ten bu yana ocak ayında kaydedilen en yüksek ikinci değer.

Kurum, ülkenin çeşitli bölgelerinde ocak ayına ait sıcaklık rekorlarının kırıldığını ve kaydedilen değerlerin “anormal” olduğunu vurgulayarak, yaklaşık 800 istasyondan neredeyse yarısında sıcaklığın 20 dereceye ulaştığını veya bu değeri aştığını belirtti.

Fransa‘nın güneydoğusunda da etkili olan Akdeniz kaynaklı sıcak dalgası,  İspanya’da mevsim normallerinin üzerinde sıcaklıklara sıkça neden oluyor.  Malaga kentinde aralık ayında da 29,9 dereceye ulaşıldığı biliniyor. Endülüs ve Katalonya bölgeleri ise sık sık kuraklık tehlikesiyle karşı karşıya kalıyor.

Komşu Portekiz‘de de sıcaklıklar perşembe günü bazı bölgelerde 23C’ye ulaştı. Hava durumu ajansı IPMA cuma günü 24C’ye – normal seviyelerin yaklaşık sekiz ila dokuz derece üzerinde – ulaşmasını bekliyor.

İspanya‘da 2023 yılının yaz aylarında rekor sıcaklıklar yaşanmış; bu dev orman yangınlarına ve kuraklıklara yol açan ardı ardına gelen sıcak dalgalarına neden olmuştu.

People walk along the seashore at the Malvarrosa beach in Valencia, Spain January 25, 2024 REUTERS/Eva Manez

‣İspanya’da sıcak dalgası, ekosistemleri tehdit ediyor: Kayak sezonu risk altında
‣Madagaskar’da rekor sıcak dalgası: İklim krizi olmasa ‘neredeyse imkansızdı’
‣İklim krizi: Ekim 2023 itibariyle dünya, kayıtlardaki en sıcak 12 aylık dönemi yaşadı

‘Sebep antropojenik etkilere bağlı iklim değişikliği’

Bilimsel araştırmalar, antropojenik (insan kaynaklı) etkilerin Avrupa’da hava sıcaklıklarını artırdığını gösteriyor. İklim değişikliği, fosil yakıt kullanımı, endüstriyel faaliyetler ve diğer insan etkinlikleri, atmosferdeki sera gazı konsantrasyonlarını artırarak dünya genelinde olduğu gibi Avrupa’da da ortalama sıcaklıkları yükseltiyor.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 19 Haziran 2023’de aktardığına göre, yenilenebilir enerji kaynaklarının, Avrupa’daki hızlı ısınmanın önüne geçebilecek potansiyele sahip olduğu düşünülüyor. Bu nedenle, iklim değişikliğiyle mücadele amacıyla sürdürülebilir enerji kaynaklarına geçiş ve sera gazı emisyonlarını azaltma çabaları büyük önem taşıyor.

Kayıtlara geçen en sıcak yıl: 2023

Küresel sıcaklıklar 2023’te olağanüstü seviyelere ulaştı.

Haziran ayından itibaren benzeri görülmemiş küresel sıcaklıklar, 2023’ün, bir önceki en sıcak yıl olan 2016’yı büyük bir farkla geride bırakarak, kaydedilen en sıcak yıl olmasına yol açtı.

‣Beklenen oldu, 2023 şimdiye dek yaşanmış en sıcak yıl olarak tescil edildi

Copernicus İklim Değişikliği Servisi’ne göre;

  • 1850 yılına kadar uzanan küresel sıcaklık veri kayıtlarında 2023’ün en sıcak yıl olduğu doğrulandı
  • 2023 yılında küresel ortalama sıcaklık 14,98°C oldu; bu, 2016’daki bir önceki en yüksek yıllık değerden 0,17°C daha yüksekti
  • 2023 yılı, 1991-2020 ortalamasından 0,60°C, 1850-1900 sanayi öncesi dönemden ise 1,48°C daha sıcaktı.

[26 Ocak Dünya Temiz Enerji Günü] Temiz enerji nedir? Kim ne kadar önemsiyor?

Bugün Birleşmiş Milletler (BM) tarafından ilan edilen ve ilk kez bu yıl kutlanacak olan Uluslararası Temiz Enerji Günü.

2009 yılında kurulan Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı‘nın (IRENA) kuruluş günü olan 26 Ocak, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunun aldığı kararla Uluslararası Temiz Enerji günü kabul edildi.

BM, IRENA’nın kuruluş gününü Uluslararası Temiz Enerji Günü ilan ederek, gün geçtikçe derinleşen iklim krizi ile mücadelede fosil yakıtlara olan bağlılığın sona erdirilmesi ve temiz enerji kullanımının yaygınlaştırılması konusunda farkındalık oluşturmayı hedeflediğini açıkladı.

26 Ocak’ın Uluslararası Temiz Enerji Günü olarak ilan edilmesinin, dünya genelinde artan enerji dönüşümü ve adil geçiş çabalarının ilerlemesine katkı sunması bekleniyor.

Temiz enerji nedir?

Temiz enerji, çevresel etkileri düşük veya sıfır olan, sürdürülebilir ve yenilenebilir kaynaklardan elde edilen enerjiyi ifade ediyor. Temiz enerji, fosil yakıtların kullanımından kaynaklanan çevresel sorunları ve iklim değişikliği risklerini azaltmayı amaçlıyor. Temiz enerji kaynakları genellikle doğal olarak yenilenebilen ve tükenmeyen kaynaklardan geliyor. Peki nedir bu temiz enerji kaynakları?

  • Güneş Enerjisi: Güneş panelleri aracılığıyla güneşten elde edilen enerjiyi ifade ediyor.
  • Rüzgar Enerjisi: Rüzgar türbinleri kullanılarak rüzgarın kinetik enerjisi elektriğe dönüştürülmesini içeriyor.
  • Hidroelektrik Enerji: Su gücü kullanılarak suyun potansiyel enerjisi elektriğe dönüştürülüyor. Hidroelektrik santralleri ile enerji üretimi için uygun coğrafi koşulların sağlanması gerekiyor.
  • Jeotermal Enerji: Yeraltındaki termal enerji kaynaklarından elde edilen ısı enerjisinin kullanılmasını ifade ediyor. Jeotermal enerjide de tıpkı hidroelektrik enerjide olduğu gibi uygun coğrafi koşulların gözetilmesi gerekiyor.
  • Biyokütle Enerjisi: Organik malzemelerden, özellikle bitkisel ve hayvansal atıklardan enerji üretilmesini ifade ediyor. Biyokütle enerjisi, sürdürülebilir bir enerji kaynağı olarak kabul edilse de, bazı potansiyel tehlikeleri içeriyor. Çok sayıda bilimsel araştırmaya göre ‘biyokütle santralleri kömürlü termik santrallerden daha fazla atmosfere CO₂, partikül madde, CO, NO₂’ bırakıyor. Bu nedenle ciddi hava kirliğine yol açarak insan sağlığı üzerinde tehdit oluşturuyor.

‣‘Dünyanın tüm enerji ihtiyacı için rüzgar, güneş ve su yeter, mucizeye gerek yok’
‣The Lancet: Dünya yanlış yönde ilerliyor, ısınan iklim sağlık sistemlerini tehdit ediyor
‣COP 28 Notları– 4: Yenilgi mi, zafer mi?
‣Türkiye COP28’de nasıl bir mesaj verdi?

Dünyada temiz enerji

Dünyada iklim krizi ile mücadele kapsamında iklim hedeflerini gerçekleştirmek isteyen ülkeler temiz enerji projelerine ve teknolojilerine olan yatırımlarını artırıyor.

Geçtiğimiz yılın Aralık ayında Dubai‘de gerçekleştirilen Dünya İklim Değişikliği Zirvesi‘ne (COP28) katılan 118 ülke, Yenilenebilir Enerji Taahhüdü’ne imza attı. Zirve sonu değerlendirmesinde ise 2030’a kadar yenilenebilir enerji kapasitesinin üç katına çıkarılması ve enerji verimliliğindeki iyileştirmelerin iki katına çıkarılması çağrısında bulunuldu. Bu, kömür gücünün aşamalı olarak azaltılmasını ve fosil yakıt sübvansiyonlarının sonlandırılmasını ifade ediyor.

Londra merkezli enerji düşünce kuruluşu Ember‘in geçtiğimiz yıl haziran ayında yayımladığı araştırmaya göre küresel elektrik üretiminde ise 2023 yılının ilk yarısında rüzgar ve güneşin payı yüzde 14,3’e ulaşarak rekor kırdı.

Aynı araştırmaya göre, Danimarka elektriğinin yüzde 55’ini rüzgardan üreterek temiz enerji üretiminde ilk sıraya yerleşti. Danimarka, bu yılın ilk yarısında elektriğinin yüzde 10,3’ünü de güneşten elde etti.

Birleşik Krallık elektriğinin yüzde 31,6’sını, Almanya yüzde 27’sini, İspanya yüzde 25,7’sini, Hollanda yüzde 21,5’ini, Brezilya yüzde 12,2’sini ve ABD yüzde 11,3’ünü rüzgardan karşıladı.

Çin‘in elektrik üretiminde rüzgarın payı söz konusu dönemde yüzde 11 olurken, gelişmekte olan en büyük ekonomilerden biri olan Hindistan elektrik üretiminin yüzde 4,3’ünü rüzgardan sağladı.

Elektrik üretiminde güneşin en yüksek pay sahibi olduğu ülke ise yüzde 24,6 ile Lüksemburg oldu.

Türkiye’de temiz enerji

Türkiye‘nin coğrafi şartları ve doğal yapısı nedeniyle yenilenebilir ve temiz enerji üretimi konusunda büyük bir potansiyele sahip olduğu biliniyor.

Türkiye’nin, toplam enerji ihtiyacını karşılamak için yeterli fosil kaynağa sahip olmadığı göz önüne alındığında, ülkenin temiz enerji potansiyelini değerlendirerek enerjide dışa bağımlılığını önemli ölçüde azaltma potansiyeli bulunuyor.

Türkiye, temiz enerji kaynakları kullanmada coğrafi koşulları gereğince avantajlı bir konuma olsa da COP28’de 118 ülkenin imzaladığı  Yenilenebilir Enerji Taahhüdü’ne imza atmayarak fosil yakıt kullanımındaki ısrarını gösterdi.

Öte yandan yine Ember‘in yayımladığı araştırmaya göre Türkiye’nin elektrik üretiminde 2023 yılının ilk yarısında rüzgar enerjisinin payı yüzde 10,4 ve güneş enerjisinin payı yüzde 5,65’e yükseldi.

Yenilenebilir enerji kaynakları için yer seçimleri ne kadar doğru yapılıyor?
‣Mezeköy’de JES için kamulaştırılan tarlaların sahipleri hala mağdur: Kadınları ezip geçti asker

Kayakçılar pistlerde ‘sonsuz kimyasallar’ bırakıyor

Kayakçıların, kullandıkları kayak pistlerindeki karda, yüzyıllarca yok olmaması nedeniyle “sonsuza kadar kimyasallar” olarak bilinen insan yapımı per- ve polifloroalkil maddeler ( PFAS ) bıraktığı ortaya çıktı.

Endüstriyel işlemlerde, yangın söndürme köpüklerinde ve tüketici ürünlerinde yaygın olarak kullanılan 10.000 kadar maddeyi içeren PFAS’ların bazıları kanserler, tiroid hastalıkları ve bağışıklık sistemi  ve doğurganlık sorunlarının yanı sıra ceninlerde gelişimsel kusurlarla ilişkilendiriliyor.

Yağmur suyunda ‘sonsuz kimyasallar’ tespit edildi: Bunlardan kaçmak için güvenli bir yer yok
Yatırımcılar bile bıktı: Şirketlere ‘sonsuz kimyasallar’dan vazgeçme çağrısı
‣ Sonsuza kadar zehirlenmek
Bizi bilmediklerimiz ve görmediklerimiz mahveder

Aberdeen‘deki James Hutton Enstitüsü ve Avusturya‘daki Graz Üniversitesi tarafından yapılan araştırmaya göre, kayak balmumunda yaygın olarak kullanılan 14 farklı türde PFAS kimyasalı, normalde kayak için kullanılmayan alanlara göre Avusturya Alpleri‘ndeki kayak merkezlerindeki topraklarda çok daha yüksek seviyelerde bulunuyor.

Baş araştırmacı Viktoria Müller, “Bunlara kalıcı kimyasallar deniyor çünkü parçalanmaları yüzlerce yıl alacak. Doğada birikiyorlar veya yer altı suyu sistemleri de dahil olmak üzere daha geniş bir çevreye yayılabiliyorlar ki bu da asıl endişe kaynağı” diyor.

Araştırma, PFAS’ların kayak balmumunda kullanımına ilişkin endişeler olsa da , Alplerdeki kayak pistleri üzerinde yapılan bu çalışma, bu tür balmumu alanlarının kullanıldığı kayak yapılan her yerde daha yüksek PFAS konsantrasyonları üreteceğini gösteriyor: “Ancak kayak yapılmayan yerlerde bile bu kimyasalın çevreye çok yaygın şekilde yayılması nedeniyle hala küçük tespitler mevcut.”

İçme suyu ve denizde de bulundu

Kayakçılar balmumunu kayaklarının altını daha kaygan hale getirmek ve böylece pistten daha hızlı inmek için kullanıyor. Geçen perşembe günü yayımlanan çalışma, balmumundaki kimyasalların kayakçının pistin dibine inmesinden çok sonra bile geride kaldığını ortaya çıkardı.

PFAS kimyasallarını içeren kayak mumu , toksisite olasılığı nedeniyle yakın zamanda bazı önde gelen tatil yerlerinde ve profesyonel yarışlarda yasaklanmıştı.

İlk kez 1940’lı yıllarda kullanılmaya başlanan bu kimyasallar çevrede o kadar yaygınlaştı ki, Birleşik Krallık genelinde içme suyunda, Hollanda‘da ise denizde bulundu. Dünyanın dört bir yanındaki bilim insanları ve çevreciler , çevrede parçalanmasının çok uzun sürmesi ve ne kadar zehirli olabileceğine dair korkular nedeniyle PFAS kullanımına genel bir yasak getirilmesi için baskı yapıyor .

Vegacademia’dan çevrimiçi ‘Veganlık Seminerleri’ başlıyor

Vegacademia‘nın düzenlediği Veganlık Seminerleri etkinliği, 3-4 Şubat 2024 tarihlerinde çevrimiçi olarak gerçekleştirilecek.

Seminerler, veganlık hakkında bilgi edinmek, mevcut bilgilerini tazelemek veya konuyla ilgili sorularını sormak isteyen herkese açık olacak.

Sekiz  farklı oturum içerecek ve tamamen ücretsiz olacak seminerlere katılmak isteyenlerin, Vegacademia’nın online formunu doldurmaları gerekiyor.

 

Bu gönderiyi Instagram’da gör

 

Vegacademia (@veg.academia)’in paylaştığı bir gönderi


Seminerlerde ele alınacak konular ve oturumlar ise şöyle:

3 Şubat 2024:
  • “Neden Vegan? Hayvan Özgürlüğü Mücadelesini Anlamak” – Melike Dirikoç
  • “Hayvan Zihni, İnsan Ahlakı” – Itır Kaşıkçı
  • “Ayrımcılık Biçimleri ve Vegan Tahayyül” – Özge Özgüner
  • “Hayvan Kullanımının Ekolojik Yıkım Etkisi” – Funda Uğraş
4 Şubat 2024:
  • “Hayvan Hakları Politiktir” – Buse Üçer
  • “Veganlık Uygulamaları (Yiyecek, Giyecek, Kozmetik)” – Funda Gül Özdem
  • “Beslenmenin Evrimi ve Hepçilliğimizin Sorgulanması” – Suat Erus
  • “Vegan Beslenme” – Müberra Çil
[Dünya Vegan Günü] Vegan olmak sizi nasıl etkiler?