Ana Sayfa Blog Sayfa 219

Erdoğan, AYM’ye Ayasofya ve İstanbul Sözleşmesi kararlarına imza atan Danıştay üyesini atadı

Akçil’in başkanı olduğu Danıştay 10. Daire, müze olan Ayasofya ile ilgili karara imza atmıştı. Daire, Ayasofya’yı müze yapan 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal ederek, ibadete açılması önündeki engeli kaldırmıştı.

İstanbul Sözleşmesi’nin Erdoğan tarafından feshedilmesi kararı da Akçil’in başkanlığını yaptığı Danıştay 10. Daire tarafından hukuka uygun bulunmuştu.

Erdoğan’ın atadığı üye sayısı 10’a çıkıyor

15 üyeye sahip olan AYM’nin dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından atanan üç üyesinin görev süresi bu yıl dolacak. Danıştay kökenli üye Muammer Topal’ın 12 yıllık görev süresi, emekli olmasıyla birlikte 30 Ocak’ta dolmuştu. Yerine Akçil atandı. AYM Başkanı Zühtü Arslan‘ın görev süresi, 17 Nisan’da sona erecek. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri’yken “üst düzey yönetici” kontenjanından AYM üyeliğine getirilen Muhammed Emin Kuz‘un görev süresi ise 12 Mayıs’ta dolacak.

Anayasa’ya göre üç üyenin yerine Erdoğan tarafından atama yapılacak. Böylece, daha önce Cumhurbaşkanı olarak AYM’ye yedi üye atayan Erdoğan’ın atadığı üye sayısı 10’a çıkacak. Kalan isimlerden başkan vekili Hasan Tahsin Gökcan ile üye Engin Yıldırım’ı Gül atamıştı, diğer üç üye Rıdvan Güleç, Kenan Yaşar ve Muhterem İnce ise TBMM tarafından seçilmişti.

Yılmaz Akçil kimdir?

Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olan Akçil, Sivas ve Mersin Vergi Mahkemesi Üyeliği, Erzurum İdare Mahkemesi Üyeliği ve Erzurum İdare Mahkemesi Başkanlığı, Erzurum Bölge İdare Mahkemesi Başkanlığı görevlerinde bulundu.

Erzurum Bölge İdare Mahkemesi üyesiyken 2010 anayasa değişikliği sonrasında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nca, 2011 yılında Danıştay üyeliğine seçildi. Ayrıca Bekir Bozdağ’ın Adalet Bakanlığı yaptığı 2014 yılında hükümet tarafından yargıç ve savcı adaylarını eğitmek üzere kurulmuş olan Adalet Akademisi Başkanlığı’na atandı.

Akçil’in başkanlığını yaptığı akademi, 2016’daki darbe girişimi sonrasında “FETÖ yapılanmasının hizmetine girdiği” gerekçesiyle kapatıldı. Akademi kapatıldığı dönemde Akçil, hala başkanlık görevini yürütüyordu.

25 Şubat 2011 tarihinde Danıştay Üyeliğine seçilen Akçil, 17 Aralık 2018 tarihinde Danıştay 10. Daire Başkanlığına seçildi.

Vekilliği düşürülen Can Atalay: Yıkılmış kentin ortasında oy kullananlara borçluyum

Milletvekilliği hukuksuz bir şekilde düşürülen Can Atalay, “Seçilmiş Hatay Milletvekili” imzasıyla bir açıklama yaptı.

Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi başta iradesi yok sayılan Hatay halkı olmak üzere birçok kesimin tepkisine neden olurken, vekilliği düşürülen Atalay‘a ait X hesabından yapılan açıklamada, “Ülkeme, Hatay halkına, yıkılmış bir kentin ortasında oy kullanan insanlara karşı borçluyum. Zor koşullarda olsa da olanaklarımız çok sınırlı olsa da başta Hatay ve deprem bölgesi olmak üzere; halkımızın, emeği ile geçinen yurttaşlarımızın meramına tercüman olmaya çalışacağım” dedi.

Atalay’ın açıklaması şöyle:

“Yurttaşlar, Bu da oldu, bunu da yaptılar. Anayasa’nın açık; hiçbir kuşkuya yer bırakmayan hükümlerine karşın seçilmiş Hatay milletvekilinin milletvekilliğini “düşürdüler”.

Hukuk tanımazlığın, kuralsızlaşmanın bu boyutlara gelmesine yine de şaşırıyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin bu suça ortak edilebilmesine onun adına üzülüyorum. Kimin hangi hakkı, hangi yetkiyi nasıl kullanacağının öngörülemediği; kuralsızlığın egemen olduğu bu halin memlekete vereceği zararlardan ülkem adına endişe duyuyorum.

Türkiye, bu kuralsızlık, hukuksuzluk deli gömleğine sığmayacak. Hep beraber göreceğiz…

Peki onlar “bitti” dediler diye ben görevimi yapmaya çalışmaktan geri mi duracağım? Asla!

Ülkeme, Hatay halkına, yıkılmış bir kentin ortasında oy kullanan insanlara karşı borçluyum. Zor koşullarda olsa da olanaklarımız çok sınırlı olsa da başta Hatay ve deprem bölgesi olmak üzere; halkımızın, emeği ile geçinen yurttaşlarımızın meramına tercüman olmaya çalışacağım.

Eksik ve gediklerimin sorumlusu özgürlüğümü engelleyenlerdir. Başta Hataylılar olmak üzere tüm yurttaşlarımın durumu açıklıkla gördüğüne inanıyorum. Tam bir hafta sonra 6 Şubat. Yarından itibaren ana gündemimiz budur. Uygulamaya bulaşmak istemeyenler, kendini dışında tutmak isteyenler varmış… Uygulamayı bir arayış olarak takdim edenler varmış…

Milletvekillerinin haklarını korumaktan birinci dereceden sorumlu olan TBMM Başkanı yurt dışına gitmiş… Başka biçimde takdim etseler de başka yere baksalar da başka yere gitse de, imzaları olmasa da tarihe Anayasa’nın askıya alınmasına ortak olanlar olarak geçecek. Saygılarımla yurttaşlarıma duyururum…

Şerafettin Can Atalay- Seçilmiş Hatay Milletvekili”

Erkan Baş: Milletvekilliği düşürülürken hala Hatay için çalışıyordu

X hesabından açıklamada bulunan TİP Genel Başkanı Erkan Baş, yapılan hukuksuzluğu karşılıksız bırakmayacaklarını ifade ederek “Can Atalay’ın milletvekilliğini düşürmek ‘Ben bu ülkenin anayasa ve kanunlarını tanımıyorum, aklıma ne eserse onu yaparım’ demektir” sözlerini kullandı. 

Ardından Sözcü TV yayınına katılan Baş, “İktidar milletvekilleri Can Atalay‘ın milletvekilliğini düşürmeye çalışırken Can, Hatay halkı için çalışıyordu. 6 Şubat Depremleri’nin unutulmaması için, bir toplumsal farkındalık yaratabilmek için TBMM‘yi göreve çağırıyordu. Dün kendisiyle konuşurken 6 Şubat’ın bir özel gün olarak anılması hususunda kanun teklifi hazırlayalım diye düşünmüştük” ifadelerini kullandı. 

Barış Atay: Size Can Atalay’ı anlatayım

TİP Parti Meclisi Üyesi Barış Atay, İstanbul’da düzenlenen basın açıklamasında konuştu. Atay hukuksuzluğa karşı mücadelelerini devam ettireceklerini belirterek  “Bizim milletvekillerimiz, diğer partilerinki gibi cinayetle, yolsuzlukla, hırsızlıkla anılmaz” dedi.

Atay, sözlerine şöyle devam etti: “Size Can Atalay‘ı anlatayım: Can Atalay avukattır, devrimcidir, öncelikle güzel bir insandır. Soma‘da madende, Çorlu‘da trende, Sakarya’da fabrikada; Hatay‘da, Elbistan‘da depremde katledilenlerin, Aladağ‘da katledilen kız çocuklarının avukatıdır!”

Ahmet Şık: Hukuktan hak, adalet, vicdan ve liyakati çıkardığınızda elinizde ne kalıyorsa Türkiye yargısı odur

Ankara’daki eyleme katılan TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık, Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesini hukuk saikiyle açıklamaya çalışanları eleştirmediğini ancak bir hatırlatmada bulunmak istediğini belirterek “Şu an hukuktan hak, adalet, vicdan ve liyakati çıkardığınızda elinizde ne kalıyorsa Türkiye yargısı odur” dedi.

Resmi olarak adı konulan anayasasızlık halinin, hukuksuzluk rejiminin yargı eliyle tüm kamuoyuna ilan edildiğini aktaran Şık sözlerine şöyle devam etti: “AKP’li ve MHP’li vekillerin de yardımıyla imza atılan bu haysiyetsiz karar diyor ki ‘Türkiye’de hiçbir yurttaşın hukuki güvencesi yok.’ Buna Cumhurbaşkanı Erdoğan da dahil. Şu an iktidarın ve güçlü olmanın getirdiği nimetleri zulüm, baskı olarak kullananlar da dahil olmak üzere ama ben bu iktidarın kurduğu alçaklığa, hukuksuzluğa karşı direnenlere ve itiraz edenlere bir çağrıda bulunarak bitirmek istiyorum. Türkiye’de hiçbir yurttaşın hukuki güvencesi yok dedik ama bu hiç kimseyi korkutmasın. Bu ülkede korkacağımız tek şey var; bu alçaklığa diz çökmek, bu çeteye teslim olmak. Bundan başka korkacak hiçbir şeyimiz yok.”

‘Herkesi bu darbe girişimine karşı tepki göstermeye davet ediyoruz’

CHP Genel Başkanı Özgür Özel de, sosyal medya hesabından paylaştığı bir videoda “Bu mücadelede herkesi direnmeye, mücadeleye ve bu darbe girişimine karşı pozisyon almaya, tepki göstermeye davet ediyoruz” dedi.

 

Karar Hatay’da protesto edildi:

TİP’li Can Atalay‘ın vekilliğinin düşürülmesi seçim bölgesi Hatay‘da protesto edildi. Kararın halk iradesine darbe olarak nitelendirildiği açıklamada, “Bugün, bir kez daha yeniden başlıyoruz” denildi.

Gazete Duvar’dan Burcu Özkaya Günaydın’ın aktardığına göre, Uğur Mumcu Bulvarı’nda bir araya gelen göstericiler adına basın metnini  Çetin Yalçınkaya okudu.

Hatay'dan İzmir'e Can Atalay protestosu: Hatay halkının iradesini hiçe  saymanın hesabını mutlaka vereceksiniz

Yalçınkaya, “Gezi’nin en güzel çocuklarından biri olan Can Atalay’ı, Hatay halkının iradesini ortaya koyarak milletvekili seçtiğini” belirterek, “Can’a milletvekili mazbatası verildi. Meclis’te adı Hatay Milletvekili olarak okundu. Meclis’teki tüm siyasi partilerin oy birliği ile Can Atalay, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesi olmuştur. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) tahliye edilmesine karar vermesine rağmen tahliye edilmeyerek, AYM kararı hiçe sayıldı” dedi.

 

[İklim Masası] Akdeniz’de iklim değişikliğine bağlı kitlesel ölümler artıyor

İklim değişikliğiyle ilgili güvenilir bilgileri yaygınlaştırmayı hedefleyen İklim Masası‘yla olan işbirliğimiz çerçevesinde, Doç. Dr. İnci Tüney‘in yazdığı ve iklim değişikliğinin Akdeniz üzerindeki şiddetli etkilerini ele aldığı makalesini yayımlıyoruz.

*

İklim değişikliğiyle birlikte sıklaşan ve şiddetlenen deniz sıcaklık dalgalarının Akdeniz üzerindeki etkisi, son 10 yılda görülmemiş seviyelere ulaştı. Yazarları arasında bulunduğum bir çalışmaya göre, 2015 ve 2019 yılları arasındaki beş yıl boyunca, Akdeniz’de üst üste şiddetli deniz sıcaklık dalgaları yaşandı. Artan bu ani sıcaklık dalgaları, kitlesel ölüm olaylarını tetikliyor ve Akdeniz ekosistemlerinin sağlığını tehdit ediyor.

Akdeniz’in farklı bölgelerindeki ve farklı derinliklerdeki sıcaklık dalgası ve kitlesel ölüm trendlerini belirlemeyi amaçlayan çalışmaya göre, 2015-2019 yılları arasında Akdeniz, uydu kayıtlarının başladığı 1982 yılından bu yana kaydedilen en sıcak koşulları deneyimledi.

Kayıtların ilk beş yılında (1982-1986) ‘orta’dan şiddetli sıcaklık dalgaları oldukça az sayıdayken, son beş yılda (2015-2019) havzanın tamamına yakını (%99,99’u), en azından bir adet ‘güçlü’ sıcaklık dalgası deneyimler duruma geldi. Kitlesel ölümleri tetiklediği düşünülen deniz sıcaklık dalgaları, Akdeniz ekosistemini tehdit ediyor.

Akdeniz küresel ortalamadan üç kat hızlı ısınıyor

11 Akdeniz ülkesinden 33 araştırma ekibinin yürüttüğü ve yazarları arasında bulunduğum çalışmaya göre, 2015’te başlayan ve hem deniz sıcaklık dalgalarında hem de kitlesel ölümlerde emsalsiz artışların yaşandığı bu dönem, Akdeniz için bir dönüm noktasına işaret ediyor.

Deniz sıcaklık dalgaları, belli bir bölgede sıcaklıkların beş gün veya daha uzun süreli olarak anormal yüksekliklerde seyretmesi olarak tanımlanıyor (1 Haziran – 30 Kasım tarihleri arasındaki sıcaklıkları değerlendiren bu çalışmada, ‘anormal sıcaklıklar’, kaydedilen sıcaklıkların ortalama sıcaklıkların yüzde 90’ından daha yüksek olması olarak tarif edildi.)

Sıcaklık dalgalarının şiddeti ise, sıcaklık farkına göre değişiyor: Sıcaklık anomalisinin, mevsim normallerinin iki katından fazla olduğu durumlarda sıcaklık dalgası ‘güçlü’, üç kat fazla olduğunda ‘ciddi’, dört veya üzeri ise ‘aşırı’ olarak tanımlanıyor.

Çalışmaya göre, son 20 yıl içinde tüm dünyada gözlemlenen deniz sıcaklık dalgaları iki kat arttı; daha uzun süreli, yoğun ve geniş çaplı bir hal aldı. Ancak durum, iklim değişikliği sıcak noktası olan Akdeniz’de daha da vahim. Akdeniz, her 10 yılda 0,38°C ısınıyor. Bu, 0,11°C’lik küresel ortalamadan üç kat daha büyük hızla ısındığı anlamına geliyor.

‘Aşırı şiddetli’ sıcaklık dalgaları artıyor

Araştırmada, incelenen 37 yılın (1982-2019) yalnızca 11’inde ‘aşırı şiddetli’ deniz sıcaklık dalgaları yaşandığı tespit edildi. Ancak bu 11 yılın neredeyse yarısı, araştırmanın kapsadığı dönemin son beş yılında gerçekleşmişti.

2015-2019 yılları arasında ortalama sıcaklıklar, 1982-1986 döneminin 1,2°C üzerindeydi. Hatta bu fark, Akdeniz’in doğu bölgelerinde daha da yüksek gerçekleşti: Çalışmaya göre, Ege Denizi’nde 1,4°C’yi, Doğu Akdeniz’de (Levant Denizi) ise 1,3°C’yi buldu.

Deniz sıcaklıklarındaki ve deniz sıcaklık dalgalarındaki artışın biyoçeşitlilik üzerindeki etkisi ise oldukça vurucu. Araştırma kapsamında Akdeniz’in farklı bölgelerinde yapılan 985 gözlemin yüzde 58’i, kitlesel ölümlere dair kanıt içeriyor. Buna karşın, gözlemlerin Batı Akdeniz’de yoğunlaşması ve daha hızlı ısınan Doğu Akdeniz’de yeterli gözlem yapılamaması, birçok kitlesel ölümün de kayda geçemediği anlamına geliyor.

Akdeniz
Fotoğraf: Iryna Marienko / Unsplash

Bazı türler tüm Akdeniz’de yok olabilir

Akdeniz, hacim olarak fazla büyük olmamakla birlikte, özgün jeomorfolojik özellikleri ve tarihi nedeniyle biyoçeşitlilik anlamında oldukça zengin: 17 binden fazla deniz canlısı türüne ev sahipliği yaptığı biliniyor ve bu türlerin yüzde 20 ila 30’u Akdeniz’e endemik. Bu, küresel olarak görülen en yüksek endemizm oranı. Ancak bu çeşitlilik, antropojenik etkiler nedeniyle tehdit edildiğinden, Akdeniz aynı zamanda bir ‘biyoçeşitlilik sıcak noktası’ olarak tanımlanıyor.

Gözlem sonuçları, Akdeniz’de iklim değişikliğinin ‘kazananı’ ve ‘kaybedeni’ olarak tanımlanabilecek türler olacağını gösteriyor. Bu durum bazı türlerin, yalnızca bölgesel olarak değil, Akdeniz boyunca yok olmaları anlamına gelebilir. Özellikle özgün işlevsel özellikleri olan türlerin kaybı, Akdeniz’deki ekosistemlerin işleyişinde büyük değişiklikler yaratabilir.

Akdeniz’in ‘ekosistem mühendisleri’ tehlikede

Yaşam alanı yaratabilme becerileri nedeniyle ‘ekosistem mühendisi’ olarak tarif edilen ve birçok türün faydalanabileceği habitatlar oluşturan temel türler, deniz sıcaklık dalgaları karşısında daha kırılganlar.

Örneğin yumuşak mercan olarak bilinen gorgonlar (Alcyonacea) ve algler, en çok etkilenen türler arasında. Birçok canlı için hem besin kaynağı hem de saklanma ve üreme alanları oluşturan makro alglerin azalması ya da yok olması, bu canlıların oluşturduğu habitatlarda yaşayan diğer canlıları da doğrudan olumsuz etkileyeceğinden, Akdeniz bentik ekosistemleri için ciddi sonuçlar doğurabilir.

Temel türlerin toplu ölümleri, kendine bu ‘ekosistem mühendisleri’ arasında bir yaşam alanı inşa eden diğer türleri de tehdit ediyor. Birçok deniz canlısının beslenme ve üreme alışkanlıklarını etkileyen bu olumsuzluklar, özellikle deniz dibindeki ekosistemler boyunca dalga dalga yayılıyor. Fakat Akdeniz’deki kitlesel ölüm olaylarına dair araştırmaların çoğu temel türlere odaklandığı için, diğer türlerin ne ölçüde etkilendiğini tam olarak söylemek henüz mümkün değil.

Ege ve Doğu Akdeniz, kitlesel ölümlerin en şiddetli yaşandığı bölgeler

Bahse konu çalışmada, 2015-2019 yılları arasında Akdeniz’deki deniz yüzey sıcaklıklarına ve 5 ila 40 metre arası derinliklerdeki sıcaklıklara ilişkin veriler toplandı. Ayrıca  Akdeniz’in sekiz farklı ekolojik bölgesindeki 142 gözlem alanında toplam 985 gözlem yapıldı. Ardından, sıcaklık veri seti, kitlesel ölümlere dair gözleme dayalı verilerle karşılaştırıldı.

Çalışmanın bulguları, Akdeniz’in artan deniz sıcaklık dalgalarının ekolojik etkilerine giderek daha fazla maruz kaldığını ortaya koyuyor. Bu durum, ekosistemlerin sağlığını ve işleyişini tehdit eder nitelikte.

Akdeniz
Fotoğraf: Milada Vigerova / Unsplash

Türkiye için önemli bir gözlem, kitlesel ölümlerin en çok gözlendiği üç ekolojik bölge arasında Ege’nin ve Doğu Akdeniz’in de yer alması. Veriler, havzanın doğusunun, batısından daha hızlı ısındığını ortaya koyuyor. Üstelik bu bölgeler, yumuşakçalar ve deniz kestaneleri gibi, Akdeniz’in yerli türleri için de bir sığınak görevi görüyor. Buralar, bazı yerli türlerin iklim değişikliğine rağmen varlıklarını sürdürebildikleri son alanlar.

Tüm bu olumsuz işaretlere karşın mevcut gözlemler, Akdeniz’in doğusundaki durumun gerçek ölçeğini ortaya koymaktan uzak. Bu bölgelerde yapılan gözlemlerin yetersiz olması, sorunun gerçek boyutunun anlaşılmasına engel oluyor.

Toplu ölümler, Akdeniz’e özgü olabilir

Beş sene üst üste gözlenen büyük ölçekli kitlesel ölümler, yalnızca Akdeniz Havzası’nda değil, küresel olarak da emsalsiz. Tekrar eden büyük ölçekli toplu ölümlerin, iklim değişikliğinin Akdeniz’deki önemli bir karakteristiği olması da ihtimaller dahilinde.

Şu an için denizel sıcaklık dalgaları ve kitlesel ölümler arasında güçlü bir korelasyon olduğunu söyleyebiliyoruz. Buna karşın nedensellik ilişkisi henüz netlikle kurulamıyor. Bunun için, değişen sıcaklıkların ekosistem üzerindeki etkilerini ve geri beslemeleri (yani söz konusu etkiler ve sonuçları arasındaki etkileşimi) daha iyi anlamak gerekiyor.

Benzer şekilde, aşırı sıcaklıklara birkaç defa maruz kalan ekosistemlerin bir ‘ekolojik hafıza’ geliştirmeleri ve ısınmaya gösterdikleri tepkinin zaman içinde değişmesi de imkan dahilinde.

Önümüzdeki süreçte en çok tehlike altında olacak bölge ve türleri öngörebilmek, bu gibi dinamikleri daha iyi anlamayı gerektiriyor. Bu nedenle de biyoizleme çalışmalarının sürdürülmesi büyük önem taşıyor.

Kaynak Makale: Garrabou, J. et al. (2022). Marine heatwaves drive recurrent mass mortalities in the Mediterranean Sea. Global Change Biology, 00, 1– 18.

Doç. Dr. İnci Tüney hakkında

Ege Üniversitesi, Fen Fakültesi, Hidrobiyoloji Bölümü öğretim üyesidir. Özellikle denizel ekosistemler üzerine çalışmalar yapmaktadır.
Lisans, Yüksek Lisans ve Doktora eğitimlerini Ege Üniversitesi’nde tamamlamıştır. Doktora sonrası araştırmacısı olarak Woods Hole Oceanographic Institution’da toksik diatom ve dinoflagellat çoğalmalarına karşı erken uyarı sistemlerinin geliştirilmesi üzerinde çalışmalar gerçekleştirmiştir.

Akdeniz Koruma Derneği’nde 2 dönem Yönetim Kurulu Üyeliği yapmıştır ve şu an derneğin Bilim Danışma Kurulu’nda görev almaktadır.

Uzmanlık Alanları: Algler, deniz çayırları, istilacı türler, deniz koruma alanları.

Can Atalay’ın milletvekilliği düşürüldü

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda Gezi Parkı davasından tutuklu bulunan Türkiye İşçi Partisi (TİP) Hatay Milletvekili Can Atalay’ın milletvekilliği düşürüldü.

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) hakkında iki kez “hak ihlali” kararı vermesine rağmen tahliye edilmeyen Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi istemi TBMM Genel Kurulu’na getirildi. Kararı Genel Kurul’u yöneten Meclis Başkanvekili Bekir Bozdağ okudu.

Genel Kurul’da Can Atalay kararı okunmadan önce partilerin grup başkanvekilleri söz aldı. Saadet Partisi, İYİ Parti, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Can Atalay kararının okunmasına itiraz etti. AKP adına söz alan Grup Başkanvekili Özlem Zengin ise Can Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi gerektiğini söyledi.

Görüşmede, DEM Parti Grubu sıralarında “Can Atalay’a özgürlük” yazılı dövizler bulunurken, TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Bozdağ’a elinde bulundurduğu Anayasa kitapçığı ile tepki gösterdi.

Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için Yargıtay’ın gönderdiği kararın okutulmasından önce CHP’nin kapalı oturum talebi kabul edildi. TBMM kapalı oturum yapma kararı aldı. Kapalı oturumda grup başkanvekillerinin sırasıyla söz aldığı Meclis’te aleyhte ve lehte konuşmalar yapıldı.

TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Meclis’teki konuşmasında şunları söyledi: “Her yurttaş, Anayasa’nın ayaklar altına alındığını anlayabilir, siz de anlıyorsunuz. ‘AYM kararlarını tanımayalım, Anayasa’yı tanımayalım’ diyen bir Yargıtay kararının Meclis’te okunmasını reddediyoruz. Meclis Divanı Anayasa’yı tanımazsa burada Meclis Başkanlığı yoktur. Bu karar, Meclis tutanaklarına girdiğinde sizin vekilliğiniz sorgulanır, cumhurbaşkanı sorgulanır, bakanlar sorgulanır. Herkes soruyorum: Karar okunacak, Atalay’ın vekilliği düşürülecek yani Can Atalay vekilmiş değil mi? Milletvekiliyse dokuz aydır neden hapiste, değilse neyi düşüreceksiniz? Atalay benim mücadele arkadaşım. Gezide de beraberdik. Bir gün bile yapmadım demedi. Bu halk için yaptığı her şeyi onurla gururla söyledi.”

Kararın okunmasının ardından TİP, DEM Parti ve CHP milletvekilleri pankartlarla başkanlık kürsüsünü işgal etti. Bunun üzerine birleşimi yöneten TBMM Başkanvekili Bekir Bozdağ, çalışmalara devam edilemeyeceği gerekçesiyle birleşimi kapattı.

Bozdağ’ın kararı okutacağını duyurması, muhalefet milletvekilleri tarafından sıra kapaklarına vurarak ve alkışlarla protesto edilmişti.

AYM kararına uyulmadı

Can Atalay, Gezi davasında 18 yıl hapse mahkûm edilmiş, karar onanmadan önce TİP’ten Hatay milletvekili seçilmişti. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvurmuş ancak AYM başvuruyu görüşmeden önce Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Gezi davasında aldığı cezayı onamıştı.

Yargıtay, AYM’nin daha sonra “hak ihlali” kararı vererek, hakkındaki yargılamanın durdurulması ve tahliyesi yönünde karar vermiş ancak yerel mahkeme ve Yargıtay, Atalay hakkındaki bu kararı uygulamamıştı. Yargıtay, bu kararla anayasayı ihlal ettiklerini belirterek AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunmuştu.

AYM ise bunun üzerine Atalay hakkındaki kararın uygulanmamasının da hak ihlali anlamına geldiğine hükmetmişti. AYM’nin uyarısına rağmen yerel mahkeme bu dosyayı görüşmemiş ve Yargıtay’a göndermişti. Yargıtay, bu kez de AYM kararının hukuki değerinin olmadığını belirterek, TBMM’ye Atalay’ın vekilliğinin düşürülmesi için ikinci kez yazı göndermişti.

TBMM Başkanlığı, bütün bu tartışmalar sürerken Atalay hakkındaki kararı Genel Kurul’da okutmamış, bekletmişti. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile AYM kararına sert tepki gösteren MHP lideri Devlet Bahçeli arasında yapılan görüşmede bu konunun da gündeme geldiği, iki liderin kararın TBMM Genel Kurulu’nda okutulması konusunda uzlaştığı kulislere yansımıştı. AKP’li Leyla Şahin Usta da bugün Atalay’ın vekilliğinin düşürüleceğini söylemişti. 

TBMM  tarihinde ilk kez Meclis Başkanlığı, AYM kararına rağmen bir milletvekili hakkında işlem yaptı.

Avukatları tekrar AYM’ye başvuracak

Şimdi Can Atalay’ın  avukatları tekrar AYM’ye başvuracak. Başvurunun Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesinden en geç yedi gün içinde yapılması gerekiyor.

AYM ise milletvekilliğinin düşürülmesine yönelik iptal başvurusuyla ilgili kararını başvurudan sonraki 15 gün içinde verecek.

AYM, daha önce de CHP’li Enis Berberoğlu ve Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ile ilgili kararlarıyla yeniden milletvekili olmalarının yolunu açmıştı. AYM’nin Atalay’ın tahliye edilmesi ve Meclis’te yemin ederek görevine başlaması yönünde karar vermesi bekleniyor.

İskoçya, elektrik talebinin tamamını yenilenebilir enerjiden karşılama kapasitesine ulaştı

İskoçya, enerji ihtiyacını karşılamak ve diğer ülkelerin enerji tedarikine katkıda bulunmak için yenilenebilir enerji kaynaklarını artırmayı hedeflediğini açıkladı.

Son açıklanan hükümet verilerine göre, İskoçya’nın elektrik talebinin tamamını karşılayacak kadar enerji üreten yenilenebilir enerji kaynakları, geçen yıl önemli bir yükseliş kaydetti. Rüzgar ve hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynakları, 2022’de İskoçya’nın brüt elektrik tüketiminin yüzde 113’ünü karşıladı, bu da bir önceki yıla göre yüzde 26’lık bir artışa işaret etti.

İskoçya Enerji Bakanı Neil Gray, bu gelişmeyi ülkenin yenilenebilir enerji sektörü için önemli bir kilometre taşı olarak değerlendirdi. Verilere göre, 2022’de İskoçya’nın elektrik tüketimi yüzde 4 azaldı, yenilenebilir enerji kaynakları ise ülkenin toplam talebinin üzerinde enerji üretti.

Gray,ülkenin kendi enerji ihtiyaçlarını karşılamakla kalmayıp aynı zamanda diğer ülkelerin elektrik tedarikine de katkıda bulunacak kadar yenilenebilir kaynaklardan enerji üretmeyi hedeflediğini belirtti: “İskoçya ilk kez tükettiğinden daha fazla yenilenebilir elektrik üretti, bu da İskoçya’nın yeşil ekonomisinin muazzam potansiyelini ortaya koyuyor.”

Seegren

Yenilenebilir enerji sektöründeki büyümenin, uygun fiyatlı, dayanıklı ve temiz enerji kaynakları sağlayarak iklim dostu bir enerji sistemi oluşturmayı amaçladığına vurgu yapan Gray, İskoçya’nın sadece kendi ihtiyaçlarına değil, aynı zamanda komşularına elektrik ihraç ederek istihdamı desteklemeyi ve karbon emisyonlarını azaltma hedeflerine katkıda bulunmayı amaçladığını ifade etti.

‣Dünyanın en büyük rüzgar türbini İskoçya açıklarına yerleştirildi
‣İskoçya’da çevreyi kirletenlere hapis cezası gündemde
‣İskoçya’da yenilenebilir enerji rekoru: Elektrik ihtiyacının yüzde 136’sı rüzgardan
‣İskoçya 2020’de yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçmeyi hedefliyor

Ancak ilerlemenin şebeke kapasitesi gibi sorunlar nedeniyle yavaş yürüyor ve İskoçya  Birleşik Krallık hükümetinden yenilenebilir enerji sektöründeki ilerlemeleri desteklemek için daha fazla finansman ve taahhüt bekliyor. Gray, “Birçok alanda ilerleme, şebeke kapasitesi ve pompalı hidroelektrik depolama gibi bir pazar mekanizmasının bulunmaması gibi faktörler nedeniyle engelleniyor; bu nedenle önümüzdeki yıllarda Birleşik Krallık hükümetinden acil yatırıma ve endüstriye daha tutarlı bir taahhütte bulunmaya ihtiyacımız var” dedi.

Sinpaş-Kızılbük’te ‘ÇED olumlu’ kararının iptali davası reddedildi

MUĞLA- Marmaris’in İçmeler Mahallesi’ne bağlı Kızılbük mevkiinde yapılması istenen otel projesi için verilen “ÇED olumlu” kararının iptali için Marmaris Kent Konseyi tarafından açılan dava, mahkeme tarafından bilirkişi raporlarına işaret edilerek reddedildi. Bölge halkı ve doğa savunucuları, bilirkişi raporunu Sinpaş‘ın ÇED raporunu yansıtan; tarafsızlık ve bilimsel etikten yoksun olduğu yönünde değerlendirdi ve kararın, yargılama hakları ve tarafların eşitliği ilkesine aykırı bir şekilde alındığını ifade etti.

Marmaris Kent Konseyi yönetim kurulu üyeleri, alınan kararı “Davamızın itiraz konuları farklı olmasına, görünür şekilde Sinpaş’ın kıyı kenar çizgisini tahrip edip düzenlediği ve kendisine ait olmayan 15 hektarlık “milli park” alanını tahrip ve işgal ettiği “somut delil” olarak ortada olduğu halde; dahası valilik “ÇED gerekli değildir” kararının iptalini sağlayan bilirkişi raporunun dayandığı bilimsel gerçekler ortada iken böylesi bir hukuksuzluk kabul edilemez” diyerek eleştirdi.

Sinpaş-Kızılbük Oteli inşaatında ‘tuhaf işler’!
‘Bakanlık, Marmaris’te milli parka beton santrali yapan Sinpaş’ı neden koruyor?’

Projenin imarsız bir alanda olması sebebiyle kanalizasyon, su, elektrik altyapısının ve kadastral bir yolunun olmadığı resmi belgelerle ispatlıyken bu kararın “yapanın yanına kar kalmasını sağlamak” olduğunu ifade eden aktivistler, “Karar, halkı öğrenilmiş bir yenilgi ya da fıtrat anlayışına mahkum etmektir. Üstüne üstlük yüzlerce bilirkişi varken nedense bu türden davalarda, davacıların aleyhine raporlar sunan hemen hemen aynı bilirkişilerin kullanılması da adalete olan güven duygusunun kaybolmasına katmerli olarak katkı sağlamaktır” ifadelerini kullandı.

Sinpaş’ın projesine ilişkin davada mahkemeden red-i avukat kararı
Yargı kararlarına rağmen suç işlemeye devam eden Sinpaş’a toplu protesto

Kızılbük’te ne olmuştu?

Marmaris İçmeler Mahallesi’ndeki Kızılbük bölgesindeki otel projesi, 30 yıl önce Emin Hattat tarafından başlatıldı. 1988’de, 150 dönüm orman alanı içinde yer alan 310 dönümlük denize sıfır arazi üzerinde beş yıldızlı bir otel inşaatına başlandı. Ancak, 550 odalı ve 1100 yatak kapasiteli bu otel, 2006’da Emin Hattat’ın iflası sonucu tamamlanamadı.

2009’da Sinpaş Holding bu araziyi satın aldı ve 2010’da 1400 lüks konut yapımı için başvuruda bulundu. Belediye bu talebi reddetti, ancak Muğla Valiliği, 2021’de orman yangınlarından kısa bir süre sonra, devam eden Kızılbük Wellness Resort inşaatı için “ÇED gerekli değildir” kararı verdi. Marmaris Kent Konseyi, bu kararın iptali için dava açtı. Açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda, Valiliğin kararının yasalara aykırı olduğu; projenin kıyıya, denize, bölgedeki endemik türlere ve ekolojik bütünlüğe zarar verdiği tespit edilmişti.

Alman iklim aktivistleri taktik değiştiriyor

Almanya‘nın iklim aktivizmi grubu Last Generation’un (Son Nesil) üyeleri bundan böyle iklim protestoları sırasında kendilerini sokaklara yapıştırmayacak. 

Grup, “barışçıl sürtüşme” yaratmak amacıyla trafiği engelleme ve kalabalık şehirlerde kaos yaratmak amacıyla kullanılan yöntemin, bir çok kişinin eleştirisine uğraması yüzünden böyle bir karar aldığını açıkladı. Grubun taktiklerini Almanya Şansöylesi Olaf Shaolz da “tamamen çılgınlık” olarak nitelendirmişti.

Pazartesi günü yapılan açıklamada, bu yaklaşımın artık terk edileceği ve “itaatsiz toplantılar” olarak adlandırılan eylem modeline geçileceği belirtildi. Aktivist grup,  son iki yılda Berlin’de ve diğer şehirlerde sık sık yolları kapatmıştı. 

Polis memurları, Berlin, Almanya'daki bir iklim protestosu sırasında bir iklim aktivistinin yapıştırılmış elini yoldan çekiyor, 28 Eylül 2023.

Son Nesil’den yapılan açıklamada, son iki yılda göstericilerin sayısının büyük oranda arttığını belirtilerek “Bundan sonra farklı bir biçimde protesto yapacağız. Küçük gruplara ayrılıp yolları kapatmak yerine çok sayıda insanla sivil itaatsizlik eylemleri yapmaya odaklanacağız” denildi.

‣Almanya’da iklim aktivistleri iki havalimanındaki pistleri kapattı
‣Almanya’da iklim aktivistlerine yönelik suç örgütü soruşturması: 15 hanede arama yapıldı
‣Münih’te iklim protestolarına yasak, aktivistlerden ‘yapıştırıcı banyosu’ yanıtı
‣Alman iklim aktivistlerinden ‘düşük hız limiti ve sübvansiyonlar’ için yol kesme eylemi

Samandağ kıyısında işgal: Yapılaşma artıyor

Hatay’ın Samandağ ilçesinde bulunan ve Türkiye’nin en uzun sahili olan 14 kilometre uzunluğundaki Samandağ sahili, yapılaşma tehlikesiyle karşı karşıya.

Uzun bir süredir kirlilikle mücadele eden Samandağ Sahili’nin yüz yüze kaldığı en büyük temel sorunlardan biri de kıyı işgali. Belediyenin park yapma, yol yapma, çevre güzelleştirme adına altında işgal ettiği kıyıda her geçen gün artan yapılaşma en başta bölgede hayata tutunmaya çalışan chelonia mydas  ve caretta caretta türü kaplumbağalar ile endemik bitki türü olan kum zambağının varlığını tehdit ediyor.

Konuyla ilgili Yeşil Gazete’ye konuşan Çevre Aktivisti Salim Diyap, bölgenin çeşitli zenginliklerinden ötürü Kıyı Kanunu kapsamına alındığını hatırlattı: “14 kilometrelik sahil, boylu boyunca chelonia mydas ve caretta caretta türü kaplumbağaların üreme merkezi. Samandağ Belediyesi son dönemlerde, hizmet adı altında sahilde park düzenlemeleri yapıyor. Parkları kıyı kenar çizgisi yani kumsal üzerinde inşa ediyor. Dışarıdan kumsalın üzerine toprak taşıyorlar, toprağın üzerine beton döküyorlar, park yapıyorlar yol yapıyorlar. Yani kıyı kenar çizgisi içerisindeki kaplumbağa üreme merkezlerinin üstüne beton döküyorlar.”

Diyap aynı zamanda belediyenin inşa ettiği parklarda yaptığı ışıklandırmalar sebebiyle yumurtadan çıkan yavru kaplumbağaların denize gitmek yerine ışığa doğru gittiğini, bu nedenle bir çoğunun araçlar tarafından ezildiğini aktardı.

Aktivist Salim Diyap sahildeki ilk park düzenlenmesinin yıllar önce yapıldığını, şimdi ise aynı bölgede bulunan ve Alevilerce saygın bir makam olan Hızır Türbesi’nin etrafında çevre düzenlemesi yapılmaya başlandığını da bildirdi.  Bu çalışmalar kapsamında çok büyük bir kumsal alanın toprakla doldurulup üzerine beton dökülüp yine parka dönüştürüleceğini öne süren Diyap, Alevi inancına göre asıl önemli olanın oraya dökülen beton değil, oradaki kum zambaklarının ve diğer canlıların hayatta kalması olduğunu ekledi.

Kanunların işletilmesiyle beraber oradaki yapılaşmanın derhal durdurulması gerektiğini kaydeden Salim Diyap, “normalde tek bir kökünü koparmanın cezası 120 bin türk lirasıyken bu yapıların inşasında binlerce kök kum zambağı koparıldı” diye konuştu.

Kıyı Kanunu’nda yer alan aşağıdaki maddelere göre; 

  • Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit, parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz.
  • Kıyılarda, kıyıyı değiştirecek boyutta kazı yapılamaz; kum, çakıl vesaire alınamaz veya çekilemez.
  • Kıyılara moloz, toprak, cüruf, çöp gibi kirletici etkisi olan atık ve artıklar dökülemez.

Mileyha’daki kirlilik bitmiyor

Samandağ Sahili’ndeki tek kıyım ise yapılaşma değil. Son yıllarda Aras Nehri’nin denize döküldüğü son nokta olan ve Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) tarafından koruma altında olan Mileyha Sulak Alanı‘nı de kapsayan sahil genelinde kirlilik söz konusu. Aynı zamanda bölgede yaşayan aktivist Salim Diyap’ın aktardığına göre zaman zaman gündem olmasıyla beraber temizlik işlemleri gerçekleştirilse de kirlilik sorunu sürekli devam ediyor.

‣[Yeşil Gazete Çukurova’da-1] Mileyha’nın kuşları
‣‘Deprem sonrası moloz ve atıklar doğru bertaraf edilmezse risk büyük’
‣Milleyha Sulak Alanı’na bırakılan enkaz ve çöpler temizlenmeye başladı
‣Deprem yetmedi: Hatay’da biriken çöpler ve enkaz artıkları Milleyha Kuş Cenneti’ne atıldı
‣Milleyha’nın korunması için ‘sulak alan statüsü’ yetmez, ‘özel alan’ ilan edilmeli

6 Şubat’ta yaşanan Kahramanmaraş merkezli depremlerinde en büyük yıkıma uğrayan kentlerden biri olan Hatay’da çöpler ve enkaz artıkları da Milleyha Kuş Cenneti’ne atılmıştı.

Türkiye’de görülen 488 kuş türünden 281’i dünyanın sayılı kıtalararası göç yollarından biri olan Hatay’da gözlemleniyor. Milleyha Kuş Cenneti ise, Asi Nehri‘nin denize karıştığı yerden itibaren yaklaşık üç kilometre kuzeye doğru uzanan, bölge en çok kuş türü barındıran alanlarından.

 

 

Aday gösterilmeyen Hacer Foggo ve Tunç Soyer’den CHP’ye sitem

İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediyesi adaylarını aylar önce açıklayan CHP, dün gece İzmir için de kararını verdi.

Mevcut İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer aday gösterilmedi, yerine Karşıyaka Belediye Başkanı Cemil Tugay, İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak gösterildi. İzmir’de muhtarlar, STK’lar ve sokak satıcıları, büyükşehir belediyesi önünde “Tunç Soyer’e destek” nöbeti başlattı.
Büyükşehir adayıyla birlikte İzmir’de ilçe belediye başkan adaylarının isimleri de açıklandı.

Derin Yoksulluk Ağı kurucusu ve Kemal Kılıçdaroğlu‘nun danışmanlarından biri olan Hacer Foggo‘nun da Karaburun‘dan aday olması bekleniyordu. Basına sızan ilk listede adı geçmesine rağmen Hacer Foggo’nun adı açıklanan aday listesinde yer almadı.

Bunun üzerine binlerce CHP seçmeni sosyal medyada tepki gösterdi. Hacer Foggo ismi TT listesinde ilk sıraya kadar yükseldi.

Hacer Foggo da konuya ilişkin X hesabından paylaşım yaptı. “Siz beni sığdıramadınız CHP’ye” diyen Foggo, talana, yoksulluğa karşı mücadele edecek kamusal bir alan için aday olduğunu belirterek, “Şimdi yine ülkenin her yanındaki o girilemeyen evler, o sokaklar beni bekler” dedi.

İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer de yeniden aday gösterilmemesinin üzerine yazılı açıklama yaptı. Soyer, aday gösterilmeyeceğini MYK toplantısından beş dakika önce öğrendiğini söyledi.

CHP Genel Merkezi tarafından yapılan memnuniyet anketlerinin adil olmadığını düşünen Soyer, şunları belirtti:

“Yapıldığı söylenen memnuniyet anketleri, sayısı, yöntemi ve sonuçları usulen ve esasen adil değildir. Adaylık süreçlerinde tüm belediye başkanları için aynı objektif kriterlerin uygulanması gerekirken, ne yazık ki böyle olmamıştır.”

Soyer, talep edilmesine rağmen ön seçimin yapılmadığını belirterek “Süreç İzmir halkıyla şeffaf bir şekilde paylaşılmamıştır. Bütün bunlar yapılmadığı gibi sadece siyasi ödüllendirme ve cezalandırma yoluna gidilmiş olması kaygı vericidir. Sürecin bütünü değerlendirildiğinde ise adayların açıklanmasında yaşanan gecikme İzmir halkına saygısızlıktır” dedi.

Tunç Soyer’in açıklaması şöyle:

“Bütün bu eleştirilerden bağımsız olarak, adaylığı açıklanan tüm büyükşehir ve ilçe belediye başkan adaylarımızı kutluyor, üstün başarılar diliyorum.

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin tüm büyükşehirler arasında bütçesinden en çok yatırıma pay ayıran belediye olmasının gururunu taşıyorum. Bunu yapmamızı mümkün kılan uluslararası ilişkilerimizden kısaca bahsetmek istiyorum.

Seferihisar Belediye Başkanlığı dönemimde başlattığım uluslararası ilişkiler öncelikle sakin şehir uygulamalarının Türkiye’ye yayılmasına yol açmış ve nihayet üç ay önce Avrupa Konseyi Bölgeler Meclisi Başkanlığı’na getirilmem noktasına taşınmıştı. 46 ülkeden 130 bin yerel yönetimin üye olduğu bu meclis başkanlığı koltuğu, Türkiye’nin ve partimizin Avrupa Konseyi nezdindeki en yüksek makamı olup, iki ay sonra belediye başkanlığı görevimin sona ermesi nedeniyle bu koltuk da kaybedilecektir.”

‘Sürdürülebilir gıda, küresel ekonomiye yılda 10 trilyon dolar kazandırabilir’

Norveç merkezli Food System Economics komisyonunun yayınladığı kapsamlı araştırma raporuna göre, mevcut gıda üretim ve tüketim süreçlerinin yerine daha sürdürülebilir gıda pratiklerine geçilmesi mümkün. Söz konusu durum sadece iklim krizinin etkilerini hafifletmekle kalmayarak aynı zamanda küresel ekonomiye yılda 5 ila 10 trilyon dolarlık (yaklaşık 15 trilyon ila 300 trilyon lira) katkıda bulunabilir.

Rapora göre, mevcut gıda sistemlerinin dünya ekonomisine maliyeti, bu sistemlerin sağladığı katma değerden çok daha fazla. Gıda sistemlerinin yeniden yapılandırılması, aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadelede kritik öneme sahip. Raporda, sürdürülebilir gıda sistemlerine geçişin, küresel ısınmanın 1,5°C altında tutulması hedefine katkıda bulunulabileceği ve bu sürecin çeşitli paydaşlar arasında yoğun müzakereler gerektireceği belirtiliyor.

Yapay zeka hesapladı: Dünya 10 yıl içinde 1.5 derecelik ısınma eşiğini geçecek

Raporda önerilen stratejiler arasında, sağlıklı diyetlere geçiş, tarım desteklerinin yeniden yapılandırılması, karbon ve azot kirliliğine vergi uygulaması da yer alıyor. Buna göre dönüşüm, küresel Gayrı Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYİH) sadece küçük bir yüzdesini oluşturacak ve sağladığı faydalar, maliyetlerinden daha yüksek olacak.

Raporda uzmanlar, sürdürülebilir gıda sistemlerine geçişin zorluklarını ve gerekliliklerini detaylı bir şekilde ele alıyor ve bu alanda atılacak adımların, gelecek nesiller için daha sağlıklı ve yaşanabilir bir dünya yaratma yolunda kritik öneme sahip olduğunu vurguluyor.

Gıda krizinde günde yaklaşık 16 bin çocuk açlığa sürükleniyor
‘Yaklaşık 193 milyon insan akut gıda krizi yaşıyor’

‘Sürdürülebilir gıda, sağlık sistemini de dönüştürebilir’

Raporda, ‘Mevcut Eğilimler’ ve ‘Gıda Sistemi Dönüşümü’ olmak üzere iki farklı gelecek senaryosu modelleniyor.

‘Mevcut Eğilimler’ senaryosunda, 2050’ye kadar gıda güvensizliğinin dünya genelinde 640 milyon insanı etkilemeye devam edeceği, obezite oranlarının global olarak yüzde 70 artacağı ve gıda sistemlerinin küresel sera gazı emisyonlarının üçte birini oluşturacağı belirtiliyor. Buna göre bu durum, yüzyıl sonuna kadar 2,7°C sıcaklık artışına yol açabilir.

Öte yandan, ‘Gıda Sistemi Dönüşümü’ senaryosunda, 2050’ye kadar daha iyi politikalar ve uygulamalar sayesinde yetersiz beslenmenin tamamen ortadan kaldırılması ve diyetle ilişkili kronik hastalıklardan dolayı erken yaşta ölen 174 milyon insanın hayatının kurtarılması mümkün görünüyor. Bu dönüşümle birlikte, gıda sistemleri 2040’a kadar karbon yutaklarına dönüşebilir, küresel ısınmayı yüzyıl sonuna kadar 1,5°C’nin altında tutmaya yardımcı olabilir ve 1,4 milyar hektarlık ek arazi korunabilir, tarımdaki azot fazlalığı yarı yarıya azaltılabilir ve biyoçeşitlilik kaybı tersine çevrilebilir. Ayrıca dünya çapında 400 milyon çiftçi yeterli gelire sahip olabilir.

Raporun bir diğer önemli vurgusu ise bu dönüşümün maliyetinin, küresel GSYİH’nın sadece yüzde 0,2 ila yüzde 0,4’ü kadar olacağı ve sağlayacağı trilyon dolarlık faydaların, maliyetlerden çok daha fazla olacağı yönünde.

Buna göre gıda sistemleri, küresel iklim, doğa ve sağlık acil durumlarına eş zamanlı olarak çözüm sunarken, yüz milyonlarca insanın daha iyi bir yaşama sahip olmasını sağlayabilir.

Rapora katkıda bulunanlar arasında yer alan Oxford Üniversitesi Çevresel Değişim Enstitüsü’nden Dr. Steven Lord, The Guardian’a yaptığı açıklamada “Bu analiz, gıda sistemlerinin dönüştürülmesinin bölgesel ve küresel ekonomiye ne kadar büyük fırsatlar sunabileceğini gösteren ilk veriyi sunuyor. Bu dönüşüm her ne kadar kolay olmasa da küresel çapta finanse edilebilir bir süreç” dedi. Dr. Lord şu anda gıda sistemlerinde herhangi bir değişiklik yapmamanın gelecekte maliyetleri daha da artıracağını ve ciddi bir ekonomik risk oluşturduğunu vurguladı.

Raporda, gıda sistemlerindeki dönüşümün sadece çevresel sürdürülebilirlik açısından değil, aynı zamanda küresel sağlık, beslenme, ekonomik kalkınma ve sosyal katılım açısından da ele alınması gerektiği vurgulanıyor.

Politika yapıcıların, geleceği ipotek altına alacak ve uzun vadede yüksek gizli sağlık ve çevresel maliyetlere yol açacak mevcut durumu göz ardı etmek yerine, gıda sistemi sorunlarına doğrudan müdahale ederek, küresel ölçekte büyük kısa ve uzun vadeli faydalar elde etmek için değişiklikler yapması gerektiği belirtiliyor.