Ana Sayfa Blog Sayfa 218

Yeni Zelanda, kozmetik ürünlerde ‘sonsuz kimyasallar’ı yasaklıyor

Kozmetik ürünlerde sıklıkla bulunan ve ‘sonsuz kimyasallar’ olarak adlandırılan perfloroalkil ve polifloroalkil maddelerinin (PFAS) kullanımı, Yeni Zelanda‘da 2026 yılından itibaren yasaklanacak.

PFAS maddeleri, kozmetik ürünlerin cilde daha iyi uyum sağlaması, daha uzun ömürlü, yayılabilir ve suya karşı dayanıklı olması için kullanılıyor. Yaklaşık 14 bin kimyasalı kapsayan PFAS maddeleri suya, lekelere ve ısıya karşı dirençli ürünler yapmak için kullanılıyor ve bu maddeler neredeyse yok edilemez olduğu için ‘sonsuz kimyasallar’ olarak adlandırılıyor.

Guardian’da yer alan habere göre, uluslararası alanda yayınlanan kanıtlar, PFAS maddelerini kanserler, doğum kusurları ve insanlar ile hayvanların bağışıklık sistemleri üzerindeki olumsuz etkilerle ilişkilendiriyor. Bu kimyasallar içme suyu kaynaklarında, deniz suyunda, yağmurda, yeraltı sularında, deniz buzunda ve insan kanında tespit edildi. Ayrıca traş köpüğü ve ruj gibi kozmetik ürünlerde, teflon tavalar ve pizza kutularında da bulunuyorlar.

‘Sonsuz kimyasallar yüksek seviyelerde toksik olabilir’

Yeni Zelanda Çevre Koruma Kurumu (EPA), bu kimyasalların küçük bir sayıda kozmetik üründe bulunmasına rağmen, potansiyel risklere karşı tedbirli bir yaklaşım izlendiğini belirtti. Kozmetik ürünler için uygulanacak olan bu yasak, çevreyi sonsuz kimyasallardan koruma adına atılan adımlardan biri ve PFAS’ın çevre üzerindeki etkilerinin test edilmesini ve PFAS içeren yangın söndürme köpüklerinin kullanımını aşamalı olarak sonlandırmayı da içeriyor.

EPA‘dan Dr. Shaun Presow, “Bu kimyasalların kolayca parçalanmadığını, vücutlarımızda birikebileceğini ve yüksek seviyelerde toksik olabileceğini biliyoruz” dedi. Presow, değişikliklerin yürürlüğe girmesinden önce endüstriyel geçiş sürecini yönetmek için de faaliyetler yürütüleceğini ifade ediyor.

Sonsuz kimyasallar
Fotoğraf: Matthew Tkocz / Unsplash

ABD ve Avrupa’da da sonsuz kimyasallar yasaklanıyor

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) içinde birkaç eyalet, ülke genelindeki düzenlemeleri beklemeden, PFAS kimyasallarının kullanımını yasaklama veya sınırlama yönünde yasa teklifleri sundu. Örneğin, Kaliforniya eyaleti, Eylül 2022’de ayında, kozmetik ürünlerde PFAS kullanımını tamamen yasaklayan ilk büyük bölge oldu. Bu yasak, 1 Ocak 2025’ten itibaren uygulanmaya başlayacak ve bir geçiş süreci içerecek. Ayrıca, Maine ve Minnesota eyaletleri de, 2030 yılından başlayarak, bilinçli olarak PFAS eklenmiş ürünlerin kullanımını yasaklayan bir yasa çıkardı. Avrupa Birliği ise, bu kimyasallara yönelik daha kapsamlı bir yasak üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.

EPA tarafından yapılan bir ankete göre Yeni Zelanda kozmetik üreticilerinin ürettiği ürünler arasında PFAS içeren ürünler bulunmadığı tespit edilse de, bu ürünlerin yaklaşık yüzde 90’ının ithal edildiği belirtiliyor. Auckland Teknoloji Üniversitesi Bilim Okulu’ndan Prof. Allan Blackman, “Bu, ithalatla ilgilenenler için önemli uyum gereksinimlerine yol açabilir ve 2027’den sonra raflardan bazı ürünlerin kaybolmasına neden olabilir” dedi. Blackman, “Bu ilk adımı attıktan sonra, yapışmaz mutfak gereçleri ve su geçirmez kumaşlar gibi diğer PFAS kaynaklarına ne olacağını görmek ilginç olacak” diye ekledi.

Kayakçılar pistlerde ‘sonsuz kimyasallar’ bırakıyor
Yatırımcılar bile bıktı: Şirketlere ‘sonsuz kimyasallar’dan vazgeçme çağrısı
Yağmur suyunda ‘sonsuz kimyasallar’ tespit edildi: Bunlardan kaçmak için güvenli bir yer yok

Sonsuz kimyasallar nelerdir, neden zararlıdır?

Sonsuz kimyasallar olarak bilinen perfloroalkil ve polifloroalkil maddeleri (PFAS), endüstriyel süreçlerde ve tüketici ürünlerinde geniş çapta kullanılan bir kimyasal sınıfı olarak tanımlanıyor. Bu maddeler, özellikle su ve yağ iticiliği, yüksek sıcaklık toleransı ve kimyasal stabilite özellikleri nedeniyle tercih ediliyor. PFAS maddeleri, fast-food ambalajlarından yangın söndürücü köpüklere, kozmetik ürünlerden yapışmaz tava kaplamalarına kadar pek çok alanda kullanılıyor.

PFAS maddelerinin “sonsuz kimyasallar” olarak adlandırılmasının nedeni, doğada çok yavaş parçalanmaları ve bu nedenle çevrede uzun süre kalabilmeleri olarak açıklanıyor. Bu kimyasalların çevreye yayılması, içme suyu kaynaklarını, tarım alanlarını ve genel olarak ekosistemi olumsuz etkileyebileceği belirtiliyor.

[Sedat Gündoğdu] Sonsuza kadar zehirlenmek

Bilimsel araştırmalar, PFAS maddelerinin insanlarda ve hayvanlarda çeşitli sağlık sorunlarına neden olabileceğini gösteriyor. Bu sağlık sorunları arasında kanser riskinin artması, doğum kusurları, bağışıklık sistemi üzerindeki olumsuz etkiler, kolesterol seviyelerinde artış ve hormon düzeylerinde değişiklikler sayılabilir. Bu kimyasalların vücutta birikme özelliği göstermesi ve metabolize edilememesi, sağlık üzerindeki potansiyel uzun vadeli etkilerini daha da kaygı verici hale getiriyor.

Sonsuz kimyasalların zararlı etkilerine karşı uluslararası düzeyde alınan önlemler arasında, bu kimyasalların kullanımının sınırlandırılması veya yasaklanması uygulamaları yer alıyor.

İklim aktivistleri: Fransız çiftçilerin öfkesi adil ve meşru

Fransa orijinli 50’den fazla iklim aktivizmi grubu, yayınladıkları ortak bir bildiriyle Fransız çiftçileri desteklediklerini bildirdi.

Fransa’da çiftçi eylemleri devam ederken hükümetin gösterileri bastırmak adına yaptığı açıklamalar yetersiz bulunarak çiftçilerin öfkesini daha da artırıyor.

Euronews’in aktardığına göre çiftçilerin protestolarının nedenlerinden biri Yeşil Anlaşma’ya bağlı uygulamaya koyulan çevre politikaları. Fakat iklim aktivistleri çiftçileri için adil değişimi savunarak çiftçilere desteklerini açıkladı. Aktivistler destek eylemleri kapsamında pazar günü Louvre Müzesi‘ndeki Mona Lisa tablosuna çorba attı.

İklim aktivistleri Mona Lisa tablosuna çorba dökerek eylem yaptı

Çiftçiler düşman değil, onları destekliyoruz

Fransa’daki Friends of the Earth, Greenpeace ve Extinction Rebellion‘un da aralarında bulunduğu 50’den fazla iklim aktivizmi grubu tarafından yayınlanan ortak bildiride, iklim aktivistlerinin “çiftçilerin düşmanı olarak etiketlenmeyi reddettikleri” belirtiliyor.

Tarımın çevre üzerindeki etkilerine değinen aktivistler “Toprağın, havanın, suyun kalitesi, yediğimiz şeyler ve tabii ki iklim, hepsi neyi nasıl yetiştirdiğimize bağlı” diyerek çevre standartlarının ayrım gözetmeksizin saldırıya uğramaması gerektiğini ve Yeşil Anlaşma’nın maddelerini tarım uygulamalarıyla uyumlu hale getirecek şekilde finanse edilmesi gerektiğini aktardı.

Mona Lisa tablosu

Açıklamada, iklim aktivistlerinin uzun süredir çiftçilerin diğer ürünlere geçiş yapmasına yardımcı olacak politikalar önerdiği ve onları desteklediği belirtiliyor. Aktivistler çiftçilerin yeşil standartlarla finans eksiğiyle baş etmeye bırakılmamaları ve ucuz ithalatla rekabet etmek zorunda kalmamaları gerektiğini söylüyor.

Gruplar, çiftçilere hitaben “Biz her zaman çiftçilerin yanında olduk. Ve hükümet propagandasının ya da daha fazla para kazanmak için aramızdaki nefreti körükleyen otoriter söylemin aksine, sizin yanınızda olmaya devam edeceğiz çünkü bu bir hayatta kalma meselesi” ifadelerini kullandı.

Greenpeace’den de destek  

Greenpeace Fransa da diğer önlemlerin yanı sıra, tarım ürünlerinin üretim maliyetlerinin altında fiyatlarla satışının yasaklanması, ithal gıda için taban fiyatlar ve süpermarketlerin üretimden ne kadar kar elde edebileceği konusunda sıkı kontroller yapılması  gibi talepleri destekliyor.

Greenpeace Fransa’nın tarım ve gıda kampanyacısı Sandy Olivar Calvo, “Çiftçilerin öfkesi haklı ve meşru ve biz de bu öfkeyi paylaşıyoruz” açıklamasında bulundu.

‣Fransız çiftçiler Paris’i kuşatmaya hazırlanıyor
‣Fransa’da iklim önlemlerine karşı çiftçilerin öfkesi büyüyor, siyasetçiler çözüm arıyor
‣Fransa’da kürtaj hakkı anayasal güvence altına alınıyor

Calvo ayrıca, Başbakan Gabriel Attal‘ın tarımsal dizel üzerine uygulanan vergi artışının iptal edilmesi ve yerel halkın itirazlarının tarımsal mega projelerle sınırlandırılması gibi bazı önlemlerine de itirazları var. İklim aktivistleri, bu çözümlerin asıl sorunun kökenine inmediğini belirtiyor.

Calvo şunları söylüyor: “Bugün yaşadığımız derin krizden, çevresel hedeflerimizi azaltarak veya pestisitleri, GDO‘ları ve üretim sistemlerinin aşırı sanayileşmesini teşvik ederek çıkabileceğimizi söylemek mümkün değil.

Fransız tarımının, çiftçilerin hayatta kalmaları için ihtiyaç duydukları ekosistemleri korurken onurlu bir şekilde yaşamalarını sağlayacak koşulları ve gelirleri garanti altına almak için agroekolojik geçişe dayalı tam bir devrime ihtiyacı var.”

Fransa'nın güneybatısındaki Agen yakınlarındaki bir otoyolda "Tek kelime etmeden ölmeyeceğiz" yazan bir poster taşıyan bir traktör park edilmiş durumda.

Yeşiller Partisi ‘Yeşil Anlaşma’yı protesto eden’ çiftçileri destekliyor

Fransız Yeşiller Partisi de “Yeşil Anlaşma” karşısında eylem yapan çiftçilere destek veriyor. Avrupa Ekoloji ve Yeşiller Partisi Genel Sekreteri Marine TondelierTF1 Televizyonu‘na yaptığı açıklamada, çiftçilere desteklerini ifade etti.

Tondelier, “Çiftçilerin bu öfke hareketini yüzde 200 destekliyorum. Biz çevreciler, uzun süredir serbest ticaret anlaşmalarına karşı mücadele ediyoruz. Tarım arazilerini kurtarmak için verilen bu mücadelede müttefikiz; toprağı ve suyu koruduğumuzda, aynı zamanda tarımı da koruruz” dedi.

Çin’in rüzgar ve güneş kapasitesi bu yıl kömürü geçecek

Yapılan son tahminlere göre, Çin‘in rüzgar ve güneş kurulu kapasitesi bu yıl ilk kez kömürü geride bırakacak.

Çin Elektrik Konseyi (CEC) yıllık raporunda, ülkede kömürün beklenen yüzde 37 enerji üretim kapasitesine kıyasla şebekeye bağlı rüzgar ve güneş enerjisinin 2024 sonuna kadar söz konusu kapasitenin yaklaşık yüzde 40’ını oluşturacağını açıkladı.

Ülkede 2023 sonunda rüzgar ve güneş kapasitesi, toplam enerjinin yaklaşık yüzde 36’sını oluşturuyordu. Kömür ise yüzde 40’ın biraz altındaydı.

CEC, Çin’in 2024 yılı sonuna kadar yaklaşık 1.300 gigawatt (GW) rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesi inşa etmiş olacağını, böylece ülkenin 2030 yılına kadar 1.200 GW’lık resmi hedefinin çoktan aşılmış olacağını tahmin ediyor.

IEA: Yenilenebilir enerji, üç yıl içinde dünyanın en büyük elektrik kaynağı olacak
‘Dünyanın yenilenebilir enerji kapasitesi 2023’te rekor hızda büyüdü’
İskoçya, elektrik talebinin tamamını yenilenebilir enerjiden karşılama kapasitesine ulaştı
Avrupa kömürden uzaklaşıyor: Slovakya ve Avusturya 2024 için söz verdi

Kömürden elektrik üretimine ilişkin tahminler açıklanmadı

CEC ayrıca nükleer ve hidroelektrik de dahil olmak üzere tüm fosil olmayan yakıt kaynaklarından üretim kapasitesinin 2023’te ilk kez toplamın yarısından fazlasını oluşturduğunu bildirdi.

Ancak, geçen yıl tüketilen elektriğin yaklaşık yüzde 60’ını sağlayan kömürün ağırlıklı olduğu gerçek elektrik üretimine ilişkin tahminleri kapsayan bir döküm açıklanmadı.

CEC, talebin Covid pandemisinin ardından düşük bir tabandan toparlandığı 2023’teki yüzde 6,7’lik büyüme oranına kıyasla bu yıl elektrik tüketiminin yüzde 6 büyüyeceğini öngörüyor. Kış aylarında ısıtma ve yaz aylarında soğutma talebinin en yoğun olduğu dönemde elektrik arzının sıkışık olabileceğini belirten kurum, kullanım zamanı fiyatlandırması gibi tüketimi azaltmak için iyileştirilmiş önlemler öneriyor.

Öneriler arasında yenilenebilir enerjinin şebekeye dahil edilmesine yardımcı olmak amacıyla mümkün olan en kısa sürede pil depolamayı ve diğer yeni enerji depolama teknolojilerini teşvik etmek için hükümetin bir kapasite ödeme sistemi geliştirmesi; pompajlı hidroelektrik depolama tesisleri inşaatının hızlandırılması da bulunuyor.

Enerjide ‘sipariş gibi’ torba kanun geliyor: ‘Yenilenebilir’de dövize dönüş

AKP milletvekilleri imzasıyla TBMM‘ye getirilen ve yedi ayrı kanunda değişiklik yapan yeni torba kanun, enerji alanında sektör oyuncuları için hazırlanmış, özel nitelikli maddeler içeriyor.

Gazeteci-yazar Çiğdem Toker bugün (çarşamba) T24‘de yayımlanan yazısında, TBMM‘ye getirilen ve yedi ayrı kanunu değiştirecek olan yeni torba yasanın enerji şirketleri için özel “sipariş” niteliği taşıdığını yazdı; bu ‘enerji’ torbasının maden, doğalgaz, yenilenebilir enerji alanında iş yapan şirket ve ülkeler için hazırlandığını ve torbada AKP iktidarın ihtiyaçlarına özel, “nakış” gibi işlenmiş düzenlemelerin yer aldığını belirtti.

Yarın (perşembe) Sanayi Komisyonu‘nda görüşülmesi beklenen, 15 maddelik teklifte şu kanunlar bulunuyor:

  • Maden Kanunu
  • Kıyı Kanunu
  • Doğalgaz Piyasası Kanunu
  • Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanun
  • Enerji Verimliliği Kanunu
  • Elektrik Piyasası Kanunu
  • Nükleer Düzenleme Kanunu

TL’den tekrar dolara dönülüyor

Yenilenebilir enerji alanındaki üretim tesisleri için yapılan yarışmalı ihalelerde, bakanlıkça belirlenen tavan fiyatta TL para biriminden vazgeçildiğini aktaran Çiğdem Toker, Berat Albayrak‘ın Enerji Bakanlığı döneminde ABD Doları olarak belirlenen tavan fiyat için, bundan dört yıl önce yapılan yasa değişikliğiyle TL’ye geçildiğini belirterek, Meclis‘teki torba kanunda, tavan fiyatta TL’yi detaylı anlatan maddenin kaldırıldığını ve yerine şu maddenin gelmesinin öngörüldüğünü aktardı:

“Yarışmaya ilişkin usul ve esaslar ilgili yarışma şartnamesinde Bakanlık tarafından belirlenir. Yarışma sonucunda oluşan fiyat ve/veya bedel, yarışma şartnamesinde belirlenecek süre boyunca YEK Destekleme Mekanizması kapsamında değerlendirilir.”

Toker’e göre bu ifade de sektör ilgilileri tarafından, yenilenebilir enerji yatırımlarındaki, üretim alımlarında devletin ABD Doları’na dönüşü olarak yorumlanıyor.

Denizde yerine suda ifadesi

Yazısında Kıyı Kanunu’nunda yapılacak değişiklikleri de yorumlayan Toker yapılan değişiklikle kanunda yer alan “denizde” ifadesinin “suda” olarak değiştirileceğini belirtti.

Kanunun 6. Maddesinin başlığı şu şekildeyken ”Kıyı, Kıyı Kenar Çizgisi, Sahil Şeridi, Planlama ve Yapılanma Kıyının Korunması, Yapı Yasağı, Kıyı ve Denizde Yapılacak Yapılar” Toker’e göre, yapılan değişikliğin ardından deniz üstünde yapılacak enerji tesislerinin, sadece deniz değil, göl, ırmak vs gibi deniz dışındaki su kaynaklarını da kapsayacak şekilde genişletileceği öngörülüyor.

Yenilenebilir enerji santrallerine verilen devlet destekleri azaltıldı - Yeşil Gazete

Tüm sularda imar planı yapılmaksızın enerji üretim santralleri kurulabilecek

Asıl önemli değişikli ise bundan sonra geliyor. Toker, Kıyı Kanunu‘nun söz konusu 6. Maddesine şu fıkra eklendiğini aktardı:

“İçme- kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile bu Kanun kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere denizler, baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yenilenebilir enerji kaynak alanı olarak ilan edilen alanlarında imar planı yapılmaksızın yenilenebilir enerji üretim santralleri kurulabilir.

İçme- kullanma suyu temin edilen rezervuarlar ve sulak alanlar ile bu Kanun kapsamında kalan kıyı ve sahil şeritleri hariç olmak üzere baraj gölleri, suni göller ve tabii göllerde imar planı yapılmaksızın 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununa göre hidrolik kaynaklara dayalı önlisans veya üretim lisansı sahibi tüzel kişiler tarafından yenilenebilir enerji kaynağına dayalı birden çok kaynaklı üretim tesisi kurulabilir.”

Bu değişiklikle birlikte de doğal ve suni göller ile baraj göllerinde imar planı yapmadan enerji üretim tesisleri yapılabilmesinin önü açılıyor.

Doğalgaz ‘Sıvılaştırma’ ekleniyor

Doğalgaz Piyasası Kanunu‘na eklenen bir maddeyle de doğalgaz sıvılaştırılması faaliyet alanlarına ekleniyor.

Toker’e göre, torba kanunun getirdiği düzenlemenin amaçlarından bir tanesi de Türkiye’de üretilen ya da ithal edilen doğalgazın sıvılaştırılarak yurt dışına ihraç edecek ya da yurt içinde yeniden satışı amacıyla kurulacak sıvılaştırma tesislerini işletecek tüzel kişilerin önünü açmak.

Sıvılaştırılmış Doğalgaz Üretim Tesisi

Öte yandan doğalgaz depolaması faaliyetinde bulunan şirketlerin uyması gereken koşul ve kurallara istisna getiriliyor. Söz konusu kuralları listeleyen maddenin altına şöyle bir cümle ekleniyor:

“Yüzen LNG tesislerinin işletilmesi ve yer değişikliği kapsamında Bakanlık görüşü alınarak sağlanacak istisnalar Kurul tarafından bu madde uyarınca yayımlanan usul ve esaslarda düzenlenir.”

Toker, Enerji Torba Yasası hakkında kaleme aldığı yazısına şöyle devam etti:

“Sıvılaştırılmış doğalgaz depolama tesisleri konusunda da sektör oyuncularına ‘çok iyi’ gelecek bir değişiklik var. Yeni yapılacak tesisler ile mevcutlarda kapasite artışı olacaksa, EPDK, bakanlığın görüşünü alarak, sisteme erişim hükümlerinden muaf tutulabilecek.

Torba Kanun ile getirilen ve birçoğu sektör oyuncularına avantaj ve kolaylık sağlama olarak değerlendirilebilecek bu düzenlemelerin önemli bir kısmının Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ile imzalanan ve Dışişleri Komisyonu‘nda görüşülmeyi bekleyen anlaşma ile bağlantılı olabileceği belirtiliyor.

Nükleer santraldan yenilenebilir enerjiye, bataryadan doğalgaza kadar enerjinin birçok alanında BAE’ye imtiyaz niteliğinde avantajlar sağlayan bu anlaşmanın ayrıntılarını kamuoyuna duyuran iki yazı yazdığımı anımsatayım.

Velhasıl; CHP, bir kısmı ne kadar isabetli ve ne kadar “halkçı” olduğu çok tartışılan yerel seçim adaylarını belirlemekle meşgulken, iktidar bir yandan seçmen iradesine meydan okuyarak Can Atalay’ın vekilliğini düşürme hamlesi yapıp diğer yandan ömrünü yeniden konsolide etme hedefine yönelik; yerel, Körfezsel ve küresel nitelikli imtiyazlı avantajlı emrivaki “torbaları” getirmeyi sürdürüyor.”

‘Türkiye’de her 100 muhtardan yalnızca ikisi kadın, adaylıkları desteklenmeli’

Bir önceki yerel seçimlerin sonuçlarına göre, şu anda Türkiye genelinde görev yapan 49 bin erkek muhtarla birlikte, yalnızca bin 134 kadın muhtar görev yapıyor. Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı Başkanı Ayşe Kaşıkırık, durumu “eşitlikten çok uzağız, rakamlar çok kötü” diyerek yorumladı.

9. Köy Haber Merkezi’nin aktardığına göre, ülke genelinde kadın muhtarların erkeklere oranı yüzde 2 ve İstanbul’un 5 ilçesinde hiç kadın muhtar yok. Bu tabloya, yetkinin ve gücün kadınlara verilmesine karşı çıkan bir anlayışın neden olduğunu söyleyen Ayşe Kaşıkırık, Türkiye’deki 18 bin köyde sadece 134 kadının muhtar seçildiğini söyledi.

Türkiye’nin ilk kadın muhtarı Gül Esin’in 1933 yılında 7 erkek rakibine karşı kazandığı muhtarlık makamına, 2019 yerel seçimlerinde bin 134 kadın seçildiği belirtiliyor. Bu rakam, şu an görevde bulunan 50 bini aşkın muhtarın yüzde 2,24’üne denk geliyor.

9. Köy’e konuşan Kaşıkırık, muhtarlığı yerel siyasetin en ulaşılabilir ve halkla en yakın birimi olarak nitelendirirken, kadınları site yönetimine, apartman yönetimine talip olmaya çağırarak, “Kadınlar evlerinden çıkıp apartman ve site yönetimlerine, okul aile birliklerine aday olsunlar. Oy potansiyeli olan kişileri ancak bu şekilde tanıyıp onlardan oy alabilirler. Esnaf olmak, mahallede butik, kuaför sahibi olmak da tanınmanın bir yolu. Seçmen tanıdığına oy verir. Ama ilk önce o evlerden çıkılmalı” ifadelerini kullandı.

‣ Yerel seçime doğru Adalar’da manzara-i umumiye: Adalılar ne istiyor?
Ekoloji Birliği’nden siyasilere çağrı: Ekolojistleri seçilebilir yerden aday gösterin, taleplerimizi gözetin

9. Köy’ün aktardığına göre, hiç kadın muhtar görmeyen Şanlıurfa’da ilk defa bir kadın, 2024 yerel seçimleri için muhtar adayı oldu. Muhtarlık Federasyonu’nun paylaştığı verilere göre 2019 yerel seçimlerinde; Bitlis, Hakkâri, Erzurum, Muş gibi 13 şehir kadın muhtar adayı seçmedi. Kaşıkırık bu sonuçları, “Kadına, ‘elinin hamuruyla muhtarlığa bulaşma. Tarlanla, hayvanınla ilgilen. Kocana, çocuğuna bak’ deniyor” sözleriyle yorumladı.

6 ilçesinde sadece birer mahallede kadın muhtar seçilen İstanbul’da, kadın muhtar oranı yüzde 15. Adalar, Bahçelievler, Kağıthane, Sultanbeyli ve Arnavutköy ilçelerinde hiç kadın muhtar yok.

‘Muhtarlık erkek işi olarak görülüyor’

Küresel Eşitlik ve Kapsayıcılık Ağı eğitimleriyle kadın muhtar temsilini yüzde 10’a çıkarmayı amaçladıklarını belirten Ayşe Kaşıkırık bir erkek muhtarla yaşadığı diyaloğu şöyle anlattı:

“Eğitimlerin birinde bir erkek muhtar ‘Benim mahallemde gündüz adam öldürüyorlar, bir kadın muhtar buna karşı ne yapabilir?’ diye sordu. Biz yanıt vermeden bir kadın aday, ‘Biz hâkim, savcı ya da polis değiliz, olayları gerekli makamlara aktarmakla yükümlüyüz. Mesleğin cinsiyeti olmaz’ diyerek o erkek muhtara karşı çıktı.”

Muhtarlığın 65 yaş üstü, mahalleli esnaf erkek işi olarak görülmesine karşı çıkan Kaşıkırık, “Mahallenin sütçüsü, emlakçısı, esnafı muhtar oluyor. Bir-iki dönem de değil; sekiz dönem üst üste seçilen erkek muhtarlar var. Saltanat gibi yakınlarına bırakıyorlar” dedi.

Köy muhtarlarının ruhsatlı tabancadan resmi nikah kıymaya kadar birçok yetkisi olduğuna değinen Kaşıkırık, “18 bini aşkın köyden sadece 124’ünde kadın muhtar var. Yetkilerini kadınlara kaptırmak istemiyorlar, bu nedenle kadının köy muhtarı seçilebilmesi hem zor hem de çok kıymetli” şeklinde konuştu.

 

Fransa’da kürtaj hakkı anayasal güvence altına alınıyor

Fransa Parlamentosu‘nun alt meclisi, kürtajın anayasal güvence altına alınmasına yönelik tasarayı ezici bir çoğunlukla onayladı.

Ülkede ve siyasetçiler arasında tartışma yaratan taslağın üst Meclis olan Senato‘da onaylanması gerekiyor. Ancak Senato’daki muhafazakar Cumhuriyetçilerin ve aşırı sağcı Ulusal Ralli’nin direnişinin aşılıp aşılmayacağı henüz bilinmiyor. 

Yasa taslağı dün (30 Ocak) geç saatlerde Ulusal Meclis’ten 493’e 30 oyla geçti. Cumhurbaşkanı Emanuel Macron‘un azınlık koalisyonunun neredeyse tüm üyelerinin yanı sıra sol muhalefet partileri de yasa tasarısını onayladı.

Fransa’da kadınlar, hamileliğinin 14. haftasına kadar yasal olarak kürtaj yaptırabiliyor. Tasarı Parlamento’dan geçerse, Fransa kürtaj hakkını anayasa tarafından güvence altına alan ilk ülke olacak.

ABD anayasadan çıkarınca…

Adalet bakanı Éric Dupond-Moretti, onayın ardından “Bu gece meclis, kadınların tarihi ve genel olarak tarihle ilgili buluşmasını kaçırmadı” dedi.

Emanuel Macron ve kurucusu olduğu merkez partisi En Marche milletvekilleri, ABD Yüksek Mahkemesi‘nin 2022’de, neredeyse yarım asırlık ulusal anayasal kürtaj hakkını sona erdirmesinin ardından, Fransa’da 1974’ten beri yasal olan kürtaj hakkının anayasaya da yazılması çağrısında bulunmuştu.

Fransız anayasasında yapılacak değişiklikler için ya referandum yapılması ya da parlamentonun her iki kanadının toplam beşte üçünün onayı gerekiyor.

Attal Hükümeti, daha önce kürtaj “hakkını” kutsal sayan alt meclis ile merkez sağ partilerin hakimiyetindeki ve şu ana kadar yalnızca kürtaj hakkını onaylayan Senato arasında mesafeyi aşabilmek için “garantili özgürlük” terimini seçti. 

Senato’nun birçok merkez sağ üyesi, kürtajın anayasada yer almasına kesinlikle karşı çıkıyor ve bunun anayasal bir konu olmadığını ve Fransa’da kürtaja erişimin tehdit altında olmadığını söylüyor.

Senato metni 28 Şubat’ta incelemeye başlayacak.

 

Bulgaristan 2035’e kadar kömürden çıkarsa, bölgedeki 3 bin 600 kişinin hayatı kurtulabilir

Bulgaristan’da linyit yakan eski kömürlü termik santrallerden kaynaklanan hava kirliliği Türkiye, Sırbistan, Kuzey Makedonya ve Yunanistan’daki insanları etkiliyor. 

Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi’nın (CREA) bugün yayımladığı yeni bir rapor, Bulgaristan’ın önümüzdeki on yıl içinde kömürü terk ederek Türkiye’nin de aralarında olduğu Güneydoğu Avrupa’da 3 bin 600 kişinin hayatını kurtarabileceğini ortaya koydu. Greenpeace Bulgaristan tarafından yaptırılan çalışmaya göre, yenilenebilir enerjiye 2035 yılına kadar geçilirse sağlık maliyetlerinde 10 milyar avro tasarruf sağlanabilir. 

İnsan vücudunun her bölümünü etkilediği bilinen partikül maddeler atmosferde iki haftaya kadar kalabiliyor. Bu yüzden, Bulgaristan’daki kömürlü termik santraller milyonlarca insanın daha fazla kirleticiye maruz kalmasına neden oluyor. Hava kirliliği sınır tanımadığı için komşu ülkelere de ulaşıyor. 

Bulgaristan’daki kömürlü termik santrallerden  kaynaklanan hava kirliliğine bağlı yıllık ortalama PM2.5 (2023)

Araştırmacılar, en son bilimsel verilere dayanarak Bulgaristan’daki kömürlü termik santrallerden kaynaklanan hava kirliliğinin sağlık üzerindeki etkilerini hesapladı. Bu etkiler arasında erken ölümler, hastaneye yatışlar, astım semptomları, çocuklarda ve yetişkinlerde bronşit, erken doğumlar, düşük doğum ağırlığı ve doğum sonrası ölümler, IQ kaybı ve işe devamsızlık yer alıyor.

Yenilenebilir enerjiye hızlı geçiş binlerce hayatı kurtaracak

Bulgaristan’da yenilenebilir enerjiye hızlı bir geçiş, binlerce hayatı kurtarmanın yanı sıra vatandaşlar için daha ucuz enerji sağlayacak. 

AB’de kömürden çıkışın en büyük geciktiricilerinden biri olan Bulgaristan, elektriğinin yaklaşık %40’ını hala düşük kaliteli ve yüksek toz çıkaran linyitten elde ediyor. Aralarında Balkanlar‘daki en büyük kömür kapasitesine sahip, devlete ait Maritsa Iztok 2‘nin de bulunduğu birçok kömürlü termik santral günümüz çevre kirleticileri gerekliliklerini karşılayamıyor. Diğer Balkan ülkeleri yenilenebilir enerjiye geçiş için kararlı adımlar atarken, Bulgaristan on yıllık fırsatı heba etti.

Greenpeace Bulgaristan İklim ve Enerji Kampanyacısı Desislava Mikova şunları söyledi:

“Art arda gelen hükümetlerin yıllarca süren inkârının ardından Bulgaristan’ın artık gerçeklerle yüzleşmesi gerekiyor: Kömür yakmak ekonomik ve sağlıklı değil, ülke ve ülke sınırları dışında insanların sağlığına zarar veriyor. Enerji dönüşümü halihazırda gerçekleşiyor ve karar vericilerin yaşam, sağlık, dirençli ekonomi ve yaşanabilir bir gezegen için mevcut çözümleri yakalamalarının tam zamanı.”

Raporun tamamına ulaşmak için tıklayın.

Türkiye fosil yakıta devam: Venezuela ile petrol ve doğal gaz işbirliği yapılacak

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, iki ülke arasında enerji anlaşmaları yapmak üzere Venezueala’ya gitti.

Bayraktar burada, Devlet Başkan Yardımcısı Delcy Rodriguez, Petrol Bakanı ve Devlet Petrol Şirketi (PDVSA) Başkanı Pedro Rafael Tellechea ve Ekolojik Madencilik Gelişimi Bakanı William Serantes Pinto ile başkent Karakas‘ta bir araya geldi

Petrol ve doğalgaz iş birliği mutabakat zaptı

İki tarafın heyetleri arasında gerçekleştirilen toplantının ardından Venezuela ve Türkiye, petrol ve doğalgaz alanlarında iş birliğine ilişkin mutabakat zaptı imzaladı.

Bakan Bayraktar, sosyal medya platformu X’ten yaptığı paylaşımda, “Petrol ve doğal gaz arama, üretim, ticaret ve servis hizmetleri alanlarında geliştirebileceğimiz iş birliklerini değerlendirmek üzere geldiğimiz Venezuela’nın başkenti Karakas’ta ilk olarak Venezuela Petrol Bakanı Sayın Pedro Rafael Tellechea Ruiz ile bir araya geldik” dedi.

Tellechea da sosyal medya hesabından, Bakan Bayraktar ile “verimli” bir toplantı gerçekleştirdiklerini belirterek, Alparslan Bayraktar ile stratejik işbirliğine yönelik çeşitli konuları gözden geçirdik. Petrol ve doğal gaz yatırımları için mevcut olan büyük fırsat penceresini değerlendirdik.” açıklamasında bulundu.

İki tarafın heyetleri arasında gerçekleştirilen toplantının ardından iki ülke petrol ve doğal gaz alanlarında işbirliğine ilişkin mutabakat zaptı imzaladı.

Madencilik alanında iş birliği

Ekolojik Madencilik Gelişimi Bakanı William Serantes Pinto ile de bir araya gelen Bayraktar “Madencilik alanında yatırım ve iş birliği olanaklarını ele aldık. Eti Maden, MTA, TPIC gibi şirketlerimizin Venezuela’da faaliyet gösterebileceği alanlara ilişkin istişarede bulunduk” paylaşımında bulundu.

Fosil yakıta ve yabancılarla maden anlaşmalarına devam

Türkiye, Paris Anlaşması‘nı imzalamasına rağmen henüz kömürden çıkış için bir tarih vermiş değil. Kasım ayında Dubai‘de gerçekleştirilen iklim zirvesi COP28‘de de iklim kriziyle güçlü bir şekilde mücadele etmek için hazırlanan yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği taahhüdü dahil birçok deklarasyona imza atmamıştı. Dünyada en çok sera gazı salan 15’inci ülke olan Türkiye, ulusal sera gazı emisyonlarını 2030’a kadar yüzde 30’dan fazla artırmayı öngören iklim hedefini de henüz güncellemedi.

Buna karşın “yerli kömür” reklamlarıyla kömür üretiminini artırmaya ve Rusya, Venezuela ve Arap ülkeleriyle yeni fosil yakıt anlaşmaları yapmaya devam ediyor.

Bakan, Venezuela ile yapılan anlaşma kapsamında Türkiyeli şirketlerin bu ülkede yatırım yapacağını bildirdi. Venezueala’nın Türkiye’de maden arayıp aramayacağı ise henüz açıklanmadı.

Maden arama ve çıkarmada  sadece Türkiyeli yatırımcılara değil, yabancı yatırımcılara da kapıları sonuna kadar açılmış durumda. Yabancı yatırımcılar, maden faaliyetleri için Türkiye’de bir şirket kurmaları halinde maden arama ve çıkarma ruhsat ve iznine sahip olabiliyor, Türk yatırımcılarla aynı hakları elde ediyor.

Son 10 yılda verilen maden arama ve işletme ruhsatı sayısı 163 bin 218. Verilen ruhsatlardan 593’ü ise 183 yabancı şirkete ait.

 

İstanbul Trans Onur Haftası için Süreyya Operası önüne çağrı

İstanbul Trans Onur Haftası,  10 Şubat Cumartesi günü saat 18:00’de Kadıköy Süreyya Operası önünde  toplanma çağrısı yaptı.

Trans Onur Haftası, bu yıl  “Ahlak Ne Ayol?” temasıyla kutlanacak.

Davet metninde şu ifadeler yer aldı:

“Sizden korkmuyoruz ve suratınıza bakıyoruz; kentlerimize ve trans varoluşlarımıza sahip çıkıyoruz. Tüm insan hakları savunucularını, basın emekçilerini Süreyya Operası önüne bekliyoruz. Pankartlarımızla, bayraklarımızla, dönmeliğimizle, zırıllığımızla ve öfkemizle orada olacağız.”

Şimdiye kadar “Suskun Değil Sokakta – Saklı Değil Örgütlü – Nefrete Karşı Yürüyoruz!”, “Nefrete İnat Yaşasın Hayat”, “Ekmek Adalet Özgürlük”, “Faili Devlet”, “Bize Bir Yasa Lazım”, “Direniş & Barış”, “Göç” ve “Dönmeyiz Buradayız” temalarıyla gerçekleşen Trans Onur Haftası; bu yıl “Ahlak Ne Ayol?” teması ile kutlanacak.

‘Türkiye, Onur Yürüyüşlerine yönelik yasak, gözaltı ve yargılamalara son vermeli’
[Onur Ayı özel] Türkiye’de yaşlı lubunya olmak: Zorunlu yalnızlığa maruz bırakılıyorlar

 

 

Yazar Mario Levi hayatını kaybetti

Yazar ve iletişim eğitmeni Mario Levi 66 yaşında İstanbul‘da hayata gözlerini yumdu. Levi’nin ölüm haberi Buart Art Sanat Atölyesi’nin sosyal medya hesabından yapılan paylaşımla duyuruldu.

Paylaşımda, “Canım hocamız, edebiyatımızın duygulu ve güçlü kalemi, eşsiz insan, bir tanemiz Mario Levi’yi kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Edebiyata, bizlere kattıkları için minnettarız. Tüm sevenlerine ve ailesine başsağlığı diliyoruz” denildi.

İstanbul aşığı olarak bilinen Mario Levi, “İstanbul Bir Masaldı”, “En Güzel Aşk Hikayemiz”, “Bir Şehre Gidememek”, “Lunapark Kapandı” ve “Size Pandispanya Yaptım” dahil, bilinen bir birçok eserin yazarı.

Levi, Türkçe’ye sevgisini bir röportajında şöyle açıklamıştı:

“Fransızca yazabilirdim. Yazsaydım da işim çok kolaylaşırdı bir dünya yazarı olmak açısından. Bunu tercih etmedim. Zor yolu seçtim belki ama kendi doğallığı içinde gelişti bu. Çünkü çocukken sokakta hangi dilde top oynamışsan, gençken hangi dilde ilk aşkını yaşamışsan, çok kızdığında hangi dilde sövmek geliyorsa içinden, o dil senin dilindir ve o dil Türkçeydi. O sebepledir ki, kendime hep şunu söylüyorum, benim en derin vatanım Türkçedir.”

Mario Levi kimdir?

Yahudi yazar Mario Levi, 1957 yılında doğdu. Saint Michel Fransız Lisesi‘nden 1975 yılında mezun olduktan sonra, 1980 yılında İstanbul Üniversitesi Fransız ve Roman Filolojisi bölümünden diplomasını aldı. İlk öyküsünü 1975 yılında kaleme aldı. 1984 yılından itibaren, Hokka dergisi, Şalom, Cumhuriyet Gazetesi, Cumhuriyet Dergi, Stüdyo İmge, Gösteri, Milliyet Sanat, Argos ve Oksijen gibi birçok yayın organında yazılar kaleme aldı.

İlk kitabı olan “Jacques Brel: Bir Yalnız Adam” 1986 yılında yayımlandı. 1990 yılında yayımlanan ilk öykü kitabı “Bir Şehre Gidememek,” Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazandı. 1993 yılında başladığı ve altı yıl süren çalışmalarının ardından tamamladığı “İstanbul Bir Masaldı” adlı kitabını 1999 yılında yayımladı ve bu eseriyle 2000 yılında Yunus Nadi Roman Ödülü‘nü kazandı.

Mario Levi, yazarlık kariyerinin yanı sıra Fransızca öğretmenliği, ithalatçılık, gazetecilik, radyo programcılığı, reklam yazarlığı gibi çeşitli meslekleri de icra etti. Ayrıca yazı atölyelerinde, yazıya ilgi duyan kişilere Yazı Yaratımı dersleri verdi.