Ana Sayfa Blog Sayfa 707

Araştırma: Kompostlanabilir etiketli plastikler de ‘yeşil yıkama’

Frontiers in Sustainability dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre ‘evde kompostlanabilir’ etiketiyle pazarlanan çoğu plastik aslında kompostlanamıyor. Araştırma kompostlanabilir etiketine sahip plastiklerin yüzde 60’ının altı aylık bir süreden sonra dahi çözünmediğini, parçalanmadığını ortaya koydu.

Guardian‘dan Phoebe Weston‘un aktardığına göre; araştırmacılar, insanların tahminen yüzde 10’unun evde etkili bir şekilde kompost yapabileceğini, ancak nüfusun geri kalan yüzde 90’ı için kompostlanabilir plastiklerin bertaraf edileceği en iyi yerin atacakları ve yavaş yavaş parçalanıp metan salacakları katı atık sahaları olduğunu söylüyor.

‣‘Çöpsüz ev olmaz’ demeden önce kent ekolojisti Utku Yılmaz’la tanışın 
Fotoğraf: Courtesy of UCL Plastic Waste Innovation Hub via Guardian
Büyük Kompost Deneyi
Plastik meselesinde yeşil yıkamalar
Doğa dostu poşet efsanesi

Çalışma, kompostlanabilir plastiklerin gıda atıkları arasında kalması durumunda, gıdayı kirleteceğini ve geri dönüşüm sürecini engelleyeceğini ortaya koyuyor. Araştırmanın önerdiği tek çözüm ise daha az plastik kullanmak.

Araştırmanın yazarı Profesör Mark Miodownik, “Sonuç olarak, evde gübrelenebilir plastikler işe yaramıyor” dedi ve ekledi:

“Sadece duralım. Bu bir tür derde deva olacakmış gibi davranmayalım. Atıklarla başa çıkma konusunda gerçekten altyapıya sahip olmadan insanlara bir şeyler satabilirsiniz. Bunların hepsinin ortadan kalkacağını umabilirsiniz.”

‣Yeşil ipuçları: Mikroplastik maruziyetini azaltmanın 7 yolu
Fotoğraf: Guardian

‘Plastiklerin yalnızca yüzde 14’ünde kompostlanabilir sertifikası var’

Çalışma, insanların ev kompostlarına koyduğu plastiğin çoğunun aslında bu işte kullanılmaması gerektiğini gösterdi.

Araştırmacılar, plastik ambalaj ürünlerinin yüzde 14’ünün “endüstriyel olarak kompostlanabilir” sertifikasına sahip olduğunu, ancak yüzde 46’sının kompostlanabilir sertifikasına sahip olmadığını ortaya koydu.

Rapora göre, etiketler insanların kafasını karıştırıyor ve insanlar neyin nereye gittiğini anlamak konusunda zorlanıyor ancak yine de insanların yüzde 85’i gübrelenebilir plastik satın alma konusunda hevesli.

‣Daha az Plastikle Yaşamak İçin 10 İpucu

University College London‘ın Plastik Atık İnovasyon Merkezi‘nin bir parçası olan Miodownik, “İnsanlar onların işe yaramasını istiyor” diyor ve sonuçtan dolayı duyduğu üzüntüyü şu ifadelerle paylaşıyor:

“İnsanlar gerçekten doğru olanı yapmaya çalışıyor, bu nedenle sonucun böyle çıkmasından dolayı onlar için üzgünüm. Ama aslında evde kompostlama işe yaramıyor.”

Araştırmacılar bulgularını, plastik atık bilinci hakkında Birleşik Krallık’ta yapılan Büyük Komposto Deneyi adı altında bir ankete dayandırıyor.

Ankete 9 bin 700 kişi katıldı. Bin 600’ü evde kompostlama deneyinde yer alırken, 900’ü kompostu tamamladı.

‣’Plastik kirliliğini önlemek imkansız değil, acil!’
‣Sıfır plastik için başlangıç rehberi

Katılanların çeşitli türlerde kompostları bulunuyordu. Katılımcılar, sonuçları çevrimiçi olarak kaydetmeden önce kompostlarını gözden geçirmek ve plastik izleri aramak için kürek, mala ve elek kullandılar. Test materyallerindeki karbonun yüzde 90’ının altı ay içinde kaybolması durumunda, materyal kompostlanabilir olarak kabul edildi.

Fotoğraf: BBC

Sonuçlar, güvenilir bir şekilde evde kompostlamaya dair bir belirti olmadığını gösterdi. Çalışma ayrıca plastik sektörü için daha geniş bir konu olan bu malzemeler için yapılan laboratuvar testlerinin işe yaramadığını ve bu ürün standartlarının gerçekten çevreyi koruyup korumadığını sorguluyor.

‘Artık bulgular var, bu yeşil yıkama’

Miodownik, “Bence insanlar evde gübrelenebilir ürünleri pazarlamaya devam ederse, bu yeşil yıkamadır” dedi ve ekledi:

“Önceden belirsizdi ama şimdi elimizde kanıtlar var. İnsanlar, aslında biyolojik olarak parçalanabilir olması için nasıl bir yapıya sahip olması gerektiğini anlamadan malzeme için iddialarda bulunuyorlar.”

‣Plastik poşetlerin Londra’da başlayan yolculuğu

Kompostlanabilir plastiklerin görünür bir kalıntı bırakmaması gerekiyor

Kompost edilebilir plastiklerin, doğal olarak kompostlanabilen malzemelere benzer bir oranda kompost haline dönüşmesi ve görünür bir kalıntı bırakmaması gerekiyor.

Komposlanabilir plastiğin yaygın kullanımları arasında gıda ambalajları, dergi ambalajları, çantalar, bardaklar, tabaklar ve çatal bıçaklar bulunuyor.

Biyobozunur terimi, biyolojik aktivite ile çözülen materyali ifade ediyor ancak bunun ne kadar süreceği ve hangi koşullar altında olacağı konusunda spesifik bir bulgu söz konusu değil.

ABD’de geçen yıl plastik atıkların sadece yüzde 5’i geri dönüştürülebildi 

Öte yandan2019’da başka bir araştırma ekibi, biyolojik olarak parçalanabildiği iddia edilen plastik poşetlerin, toprağa ve denize gömüldükten üç yıl sonra bile aynı şekilde kaldığını ortaya koymuştu.

Son olarak gıda atıkların geri dönüştürülmesi çevre açısından büyük bir önem taşıyor. Evde kompostlama için torba ve kağıtlar en iyi seçenek olarak görülüyor.

‘Balinalar her gün milyonlarca mikroplastik yutuyor’

Balinaların günde ne kadar mikroplastik tükettiği ilk kez bir araştırmayla belirlendi. Buna göre, filtreyle beslenen balinalar günde milyonlarca mikroplastik parçacığı tüketiyor ve bu da onları gezegendeki en büyük plastik atık tüketicisi yapıyor.

Mavi balinalar için ortalama tahmin günde 10 milyon parça, yani üç ila dört aylık bir beslenme mevsimi boyunca 1 milyardan fazla parçacık yutuyorlar. Sezon boyunca balinaların tükettiği plastiğin ağırlığının 230 kg ile 4 ton arasında olduğu tahmin ediliyor. Araştırmacılar, çok kirli bölgelerde veya plastik kirliliği böyle artmaya devam ederse, balinaların günde 150 milyon parça yiyebileceği konusunda uyarıyor.

Veriler Kaliforniya‘nın kıyı sularında toplandı, ancak bilim adamları dünyanın diğer bölgelerinin daha kirli olduğunu söyledi.

Mikroplastik sudan değil, kril ve balıklardan geliyor

Avlarını yakalamak için filtreler kullanan mavi, çatal yüzgeçli ve kambur balinaların mikroplastik tüketimini tahmin eden ilk araştırma olan çalışmaya göre, tüketilen neredeyse tüm mikroplastikler sudan değil, balinaların yediği kril ve balıklardan balinalara geçti. 

Balinalar, yuttukları mikroplastikler ve toksik kimyasallar tarafından zarar görebilir ve daha önce yapılan çalışmalar, balina yağlarında plastik türevli kirleticiler tespit etmişti. Okyanusun devasa memelileri ayrıca balina ticaretinden gürültü ve gemi çarpmalarına kadar insan kaynaklı diğer etkilere kadar birçok tehlikeyle karşı karşıya.

Çalışmayı yöneten Fullerton California Eyalet Üniversitesi‘nden Dr. Shirel Kahane-Rapport, “Bulduğumuz şey şaşırtıcıydı – gerçekten yüksek sayıda günlük plastik alımı tespit ettik. Bunun etkisi olacaktır. Çalışmamız   tam olarak nasıl bir sağlık etkisi yaratacağını anlamanın sadece ilk adımı” dedi. 

Kahane-Rapport, Kuzey Denizi, Akdeniz ve Güneydoğu Asya’daki sular da dahil olmak üzere, dünyada araştırmanın gerçekleştiği Kaliforniya kıyılarından çok daha fazla kirli okyanus havzası olduğunu da hatırlattı. 

Çalışmayı yürüten ekibin bir parçası olan Stanford Üniversitesi’nden Dr Matthew Savoca ise söz konusu bölgelerde beslenen balinaların batı ABD’deki kıyılardan kesinlikle daha büyük bir risk altında olduğunu söyledi: “Bu balinalar hakkında üzücü bir hikaye, ama aynı zamanda biz insanlar hakkında da bir hikaye. İster morina, ister somon veya diğer balıklar, kambur balinaların yediği aynı balıkları yiyorlar.”

Plastik atıklar çok büyük miktarda çevreye atılıyor ve doğaya karışıyor. Everest’in zirvesinden en derin okyanuslara kadar tüm gezegeni kirleten mikroplastikleri en az 1.500 vahşi tür istemeden veya besin zannederek yutuyor. İnsanlarsa minik parçacıkları yiyecek ve su yoluyla veya soluyarak bedenlerine alıyor. Son olarak insan kanında ve anne sütünde mikroplastik bulunmuştu. 

Yaşayan insanların akciğerlerinde ilk kez mikroplastik görüldü
Mikroplastik ilk kez insan kanında tespit edildi
Antarktika’nın yeni yağmış karında ilk kez mikroplastik tespit edildi
Hollanda’daki çiftlik hayvanlarının etinde, sütünde ve kanında mikroplastik tespit edildi

Nature Communications dergisinde yayınlanan araştırma, balinaların mikroplastik tüketimini tahmin etmek için bir dizi ölçümü birleştiriyor. 191 mavi, çatal yüzgeçli ve kambur balina üzerindeki etiketler yoluyla,  balinaların 36 binden fazla beslenme hamlesinde ne kadar su yakaladığını ölçmek için insansız hava araçları kullanıldı.

Bilim insanları, çoğunlukla mikroplastiklerin bulunduğu 50-250 metre derinlikte beslenen balinalarla çalıştı. Avın sudaki yoğunluğu akustik cihazlar kullanılarak ölçüldü ve avdaki mikroplastik, su sütunundaki plastik kirliliğine ilişkin önceki araştırmalar ve ölçümler kullanılarak belirlendi.

Mavi balinalardan daha küçük olan kambur balinaların, kril ile beslenirken günde 4 milyon mikroplastik ve hamsi gibi balıklarla beslenirken 200 bin partikül yuttuğu tahmin ediliyor.

Kuzey Akım-1’deki hasara ilişkin ilk rapor: İnsan müdahalesi var

Kuzey Akım 1 ve 2 doğalgaz boru hatlarının işletme şirketi Nord Stream AG, 26 Eylül’de zarar gören Kuzey Akım 1’deki hasarlara ilişkin ilk incelemesini tamamladı.

Yüzde 51 hissesi Rus Gazprom şirketine ait olan Nord Stream AG, İsveç‘in mühasır ekonomik bölgesindeki yaptığı ilk incelemenin sonuçlarını kamuoyuyla paylaştı. Rapora göre Baltık Denizi‘nin dibinde birbirinden 248 metre uzaklıkta 3-5 metre derinliğinde göçükler bulundu

Göçükler doğal yolla değil, insan eylemleri sonucu

Söz konusu göçüklerin doğal yollardan değil, insanların eylemleri sonucu oluştuğunu belirten Nord Stream AG uzmanları, boru hattının göçükler arasında kalan kısmının tamamen tahrip olduğunu bildirdi. Boru parçalarının genişleme yarıçapının en az 250 metre olduğu ifade edildi.

Kuzey Akım boru hattında dördüncü sızıntı
North Stream sızıntısı: Benzeri görülmemiş bir iklim ve çevresel etkisi olabilir

26 Eylül’de toplam dört koldan oluşan Kuzey Akım 1 ve 2’nin 3 kolunda basıncın düştüğü tespit edilmiş, yapılan incelemelerde söz konusu kolların patlama sonucu hasar aldığı belirlenmişti.

Rusya, Kuzey Akım boru hatlarındaki hasarların terör saldırısı sonucu meydana geldiğini açıklamıştı.

Üniversiteli LGBTİ+’lar anlattı: Güvensiz kampüs, şiddet ve ayrımcılık…

Üniversiteli Kuir Araştırmaları ve LGBTİ+ Dayanışma Derneği (ÜniKuir) ve Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) ortak bir rapor yayımladı. Ankara ve İstanbul’daki Devlet Üniversitelerinde LGBTİ+ Hakları Bağlamında Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Raporu: Mevcut Durum ve LGBTİ+’lara Yönelik Ayrımcılık” başlıklı rapor kapsamında 18 üniversiteden öğrenci, akademisyenler, idari personeller ve mezunlarla görüşüldü.

‣ODTÜ’te Onur Yürüyüşü’ne polis müdahale etti: Gözaltılar var
‣BÜ’deki Onur Yürüyüşü’ne polis engeli: 30’dan fazla gözaltı var
‣ODTÜ’de Onur Yürüyüşü öncesi kapılara polisler yığıldı
‣ODTÜ Rektörlüğü Onur Yürüyüşü’nü yasakladı
‣Boğaziçi’nde Onur Yürüyüşü: Kayyıma nakka!

Raporda üniversitelerde LGBTİ+ hakları ve LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık ölçekleri içerisinde örgütlenme ve savunuculuk, güvenli alan, üniversite mensuplarının algı ve tutumu, akran davranışları, şiddet, akademik faaliyetler ve barınma başlıkları altında veriler paylaşıldı.

Aynı zamanda ‘akademik LGBTİ+ hakları bağlamında toplumsal cinsiyet eşitliği’, ‘LGBTİ+’lar için kampüs iklimi’, ‘üniversitelerde LGBTİ+fobik ve cinsiyetçi kalıplar’, ‘mevzuat, yönerge ve politika belgelerinde LGBTİ+ hakları bağlamında toplumsal cinsiyet eşitliği’, ‘TCE bağlamında sivil toplum kuruluşları ile ilişkiler’ ve ‘üniversitelerde şiddet ve taciz ile mücadelenin kurumsallaşması: CTS birimleri’ başlıkları altında da çeşitli veriler ortaya kondu.

İki dernek tarafından gerçekleştirilen çalışmalar sonucunda ortaya konan rapora ihtiyaç duyulmasının sebebi ise şöyle:

 “LGBTİ+ öğrenciler özellikle üniversitede maruz bırakıldıkları ihlallere, şiddete ve LGBTİ+’ların mevcut durumunun iyileştirilmesine ilişkin çözüm imkanlarını düşünürken, çözüm yolunun savunuculuk faaliyetlerimizde karşılaştığımız engeli ortadan kaldırmakla başlayacağını fark ettik. Faaliyetlerimizi yürütürken karşılaştığımız en büyük sorun, üniversiteli LGBTİ+’lar alanında yeterli izleme çalışmasının olmayışı ve en temelde verilere erişimde çekilen zorluktu. Yola yapısal bir izlemenin nicel izlemeyle beslenerek bilimsel yöntemler ışığında geliştirilen araştırmayla veri üretmek umuduyla çıktık.”

Üniversitede LGBTİ+ olmak: Güvensiz bir kampüs

Raporda, kendisini LGBTİ+ şemsiyesinde konumlandıran 1198 anket katılımcısına üniversitedeki LGBTİ+’lara yönelik ayrımcılık deneyimleri ile ilgili ek sorular soruldu.

LGBTİ+ katılımcıların yüzde 57’si ayrımcılığa uğramamak için yönelimini/cinsiyet kimliğini açıklamadığını, yüzde 56,8’i ise yönelimi / cinsiyet kimliği sebebiyle güvende hissetmediğini ifade etti.

LGBTİ+’ların yüzde 31,5’i üniversitede şiddete maruz kaldı

LGBTİ+ katılımcılardan yüzde 32,3’ü üniversitede cinsiyet kimliği ve/veya yönelimi sebebiyle ayrımcılığa, yüzde 31,5’i ise şiddete maruz bırakıldığını açıkladı.

LGBTİ+ üniversite mensuplarının yüzde 35,6’sı cinsiyet kimliğini ve/veya yönelimini açıkladığında burs, yarı zamanlı çalışma vb. ekonomik olanaklardan mahrum bırakıldığını veya bırakılmaktan çekinmediğini belirtti.

Yüzde 31,1’i ise böyle bir deneyimi olmadığını söylerken, yüzde 33,3’ü bu ifadenin onlar için geçerli olmadığını ifade etti.

Üniversitede LGBTİ+ haklarını savunan bir topluluk yok

LGBTİ+ üniversite mensuplarının yüzde 37,4’ü üniversitelerinden haklarını savunabilen bir öğrenci topluluğu olduğunu, yüzde 50,3’ü ise olmadığını belirtti.

Yanlış zamirler, atanan isimler…

LGBTİ+ katılımcıların 177’si üniversitede kendileri için yanlış zamir kullanıldığını ve/veya kullandıkları yerine atanmış isimleriyle çağrıldıkları bilgisini verdi.

Barınma: En çok ayrımcılık yurtlarda

Rapora göre; 18 devlet üniversitesinde LGBTİ+’ların en çok ayrımcılığa maruz bırakıldıkları alan yurtlar.

Öğrencilerin yurtlarda ayrımcılığa maruz bırakılmaları ile ilgili sorulara verilen yanıtlar sonucunda LGBTİ+’lar için en öncelikli sorunlardan birinin barınma olduğu ortaya çıktı.

Üniversitelerde LGBTİ+’lar sırasıyla psikolojik, sözlü, fiziksel şiddete ve cinsel tacize maruz bırakılıyor.

Rapora göre; ayrımcılık söz konusu olduğunda tüm üniversitelerde akranlar arasındaki ayrımcılığın, diğer mensuplar tarafından maruz bırakılan ayrımcılıktan daha düşük düzeyde olduğu ortaya çıktı.

LGBTİ+’ları en fazla ayrımcılığa maruz bırakanlar ise sırasıyla; güvenlik görevlileri, idari personel, üniversite yönetimi ve akademik personel.

Akademide faaliyetler azaldı: OHAL ve pandemi…

Üniversitelerde Akademik Faaliyet Mevzuat, Müfredat, Politika ve Paydaş analizlerinde Haklar bağlamında en düşük puanı alan STK ile yapılan etkinlikler ve iş birlikleri göstergesine göre; OHAL ve pandemi süreci öncesinde düzenlenen akademik faaliyetlerin hem içerik olarak hem de davetli, paydaş, partner STK açısından daha çeşitli ve sayıca fazla olduğu gözlemlendi.

Rapora göre; OHAL KHK’ları ve kayyım atamaları (2017) sonrasında, hem LGBTİ+ odaklı çalışan STK’larla hem de toplumsal cinsiyet eşitliği kapsamında çalışan dış paydaşlarla (sivil toplum, konsolosluk, elçilik, uluslararası kurumlardan paydaşlar, vs.) birlikte gerçekleştirilen akademik faaliyetler de azaldı.

Müfredat kısıtlı

Rapor kapsamında gerçekleştirilen müfredat analizi sonucundaki temel bulgu ise üniversitelerde ilgili tematik alandaki zorunlu dersler başta olmak üzere tüm derslerdeki LGBTİ+ kapsayıcı toplumsal eşitliği perspektifinin oldukça kısıtlı olduğu.

İlgili tematik alanda zorunlu dersler ağırlıklı olarak insan hakları ve kadın sağlığı/hastalığı üzerineyken; seçmeli derslerdeki en kapsamlı toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle dersler başta Kadın Çalışmaları Lisansüstü Programları olmak üzere Sosyoloji, Hukuk ve Felsefe bölümlerinde işleniyor.

‘Toplumsal cinsiyet eşitliğinin ne durumda olduğu acilen tespit edilmeli’

Raporun sonuç kısmında “YÖK Tutum Belgesi ile akademinin sahip olduğu kazanımların yeniden elde edilmesi için üniversitelerin Rektörlüklerine, Kadın Araştırma ve Uygulama Merkezlerine ve CTS Birimlerine, Strateji Daire Başkanlıklarına, yönetsel kadroda bulunan akademik personellerine büyük sorumluluk düşmektedir. Üniversitelerde toplumsal cinsiyet eşitliğinin ne durumda olduğunun bir an önce tespit edilmesi gerekmektedir” denildi.

Üniversitenin ilgili birimlerine Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Eylem Planı hazırlaması önerildiğinin aktarıldığı raporda bu konuda özellikle iç ve dış paydaşların iş birliğiyle herkes için şiddet ve ayrımcılıktan uzak, güvenli bir kampüs ikliminin yaratılması stratejik bir hedef olarak belirlenerek bu konuda acil eylem planı oluşturulması tavsiye edildi.

Son olarak toplumsal cinsiyet eşitliği ve LGBTİ+’lar odağında çalışan STK’lara, üniversitelere yönelik faaliyetlerini artırmaları; sendikalara, üniversite bileşenlerine yönelik taban ve çatı örgütlerine, üniversite odağında çalışan STK’lara ise LGBTİ+ kapsayıcı toplumsal cinsiyet eşitliği faaliyetleri gerçekleştirmeleri veya faaliyetlerin sayısını artırmaları önerildi.

Değerlendirmelerin alındığı üniversiteler şöyle:

  • Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi,
  • Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi,
  • Ankara Üniversitesi,
  • Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi,
  • Gazi Üniversitesi,
  • Hacettepe Üniversitesi,
  • Ankara Müzik ve Güzel Sanatlar Üniversitesi,
  • Orta Doğu Teknik Üniversitesi,
  • Boğaziçi Üniversitesi,
  • Galatasaray Üniversitesi,
  • İstanbul Medeniyet Üniversitesi,
  • İstanbul Teknik Üniversitesi,
  • İstanbul Üniversitesi,
  • İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa,
  • Marmara Üniversitesi,
  • Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi,
  • Sağlık Bilimleri Üniversitesi,
  • Türk-Alman Üniversitesi,
  • Yıldız Teknik Üniversitesi.

‘Sansür Yasası’nın 29’uncu maddesi ilk kez Kılıçdaroğlu’na açılan dava için kullanıldı

Kamuoyunda ‘sansür yasası’ olarak bilinen Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun‘un en çok tartışılan ve iptali için Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşınan, “halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” düzenlemesi; siyasetçiler arasında ilk kez Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki suç duyurusunun gerekçesi oldu.

Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM), “Uyuşturucu paralarını Türkiye’nin cari açığını finansmanında kullandılar” açıklamasını yapan Kılıçdaroğlu hakkında, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlaması ile dava açılmasını istedi.

Aylarca tartışılan teklif 13 Ekim’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) kabul edilerek yasalaşmıştı. Düzenleme, 18 Ekim’de Resmî Gazete’de yayınlandı ve yürürlüğe girdi. CHP, aynı gün teklifin en çok tartışılan 29. maddesinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması talebi ile Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

‘Sansür Yasası’ Meclis’ten geçti
Sansür Yasası Cumhurbaşkanı Erdoğan imzasıyla Resmi Gazete’de
CHP, Sansür Yasası’nı AYM’ye götürdü
Kılıçdaroğlu: Sansür Yasası’nı ‘tak diye’ kaldıracağız

Düzenlemenin en çok tartışılan maddesi

“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçunu düzenleyen madde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası öngörmesiyle teklifin en çok tartışılan düzenlemesi olmuştu. Muhalefet; seçim öncesinde bu yasanın, muhalefeti susturmayı amaçlayan bir sansür düzenlemesi olduğu tepkisini göstermişti.

Anayasa Mahkemesi’nin yürürlüğünün durdurulması ve iptali talebine ilişkin başvuruda, ilk incelemeyi tamamlayarak esastan inceleme aşamasına geçtiği düzenleme, ilk kez CHP lideri hakkında hazırlanan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulan suç duyurusunda dava talebine dönüştü.

Kılıçdaroğlu, 31 Ekim’de sosyal medya hesabından yayınladığı videoda sokaklarda giderek yaygınlaştığını belirttiği uyuşturucuya karşı yurttaşları uyarmış, iktidar politikalarını eleştirmişti:

“Her türlü kara paranın ülkeye girmesine göz yumdular. ‘Getir, nereden getirirsen getir, kaynağını sormayacağım’ dediler ve bu kirli parayı yani milyar dolarları, yani uyuşturucu paralarını Türkiye’nin cari açığını finansmanında kullandılar… Gelelim ‘Okul önünde yakaladığınız uyuşturucu satıcısının bacağını kırın’ diyen namı diğer Fotoroman Süleyman’a. O da Fotoromancı ya, Saray da çok iyi biliyor ki bu uyuşturucuları kendileri davet ettiler bu ülkeye. ‘Paralarınızı getirin, her şeye göz yumacağız’ dediler ve göz yumdular. Bunlar onunla bununla poz veren, gençlerin diliyle söyleyeyim ‘Breaking Bad Süleyman’ ülkenin çocuklarının zehirlenmesine göz yummuştur. Yazıklar olsun onlara.”

İstanbul barajlarında doluluk oranı düşmeye devam ediyor: İSKİ’den tasarruf çağrısı

İstanbul‘da eylül ve ekim ayında beklenen yağışlar gerçekleşmedi, kenti  besleyen 10 barajdaki su seviyesi yüzde 50’nin altına düştü.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ), bugün (3 Kasım) itibarıyla 10 barajdaki toplam su seviyesinin yüzde 40,02 olduğunu açıkladı. Doluluk oranlarında en çok düşüş yaşanan baraj ise Alibeyköy Barajı.

Geçen aylarda baraj suları ile kaplı olan alanların bugünlerde kuraklık nedeniyle bataklık haline dönmesi, drone ile havadan da görüntülendi. İSKİ’nin verilerine göre Alibeyköy Barajı’nda su seviyesi yüzde 23,25, Büyükçekmece‘de yüzde 46,82, Darlık‘ta 42,05, Elmalı‘da yüzde 43,75, Istrancalar‘da yüzde 27,8, Kazandere‘de 27,79, Ömerli‘de yüzde 43,17, Pabuçdere‘de yüzde 4,47, Sazlıdere’de yüzde 44,17, Terkos‘ta ise yüzde 43,5 oldu.

21 maddelik tasarruf çağrısı

Düşüşün ardından İSKİ’den uyarı da geldi. Kurum, su kullanımına ilişkin 21 maddelik bir metin paylaşarak tasarruf çağrısı yaptı. Gereksiz harcanan su miktarının en aza indirilmesi, akıtan muslukların tamir edilmesi, banyoda geçirilen sürenin bir dakikaya indirilmesi gibi önerilerin yer aldığı açıklamada, şöyle denildi:

“İstanbul’da kısa vadede bir susuzluk problemi yaşanması öngörülmemekle birlikte barajların doluluk oranı ne olursa olsun, küresel iklim değişikliğinin etkilerinden korunabilmek adına su tasarrufunda bulunmak gerekiyor.”

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Uçak ve Uzay Bilimleri Fakültesi Meteoroloji Mühendisliği Bölümü Dr. Öğretim Üyesi Deniz Demirhan, Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün kuraklık haritalarını hatırlatarak konuya ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“4 yıllık haritaya bakarsak, şiddetli bir kuraklık olduğunu görüyoruz. Yağışları sadece şehirlerdeki barajlarda değil, kentin belli bölgelerindeki su toplama haznelerinde barındırarak da toplamamız gerekiyor. Çünkü yağışlar, şu an beton arazilere ve asfalt yüzeylere geliyor, ardından akışa geçip atık su olarak denizlere karışıyor. Yağışlarımızdan faydalanamıyoruz. Tek su toplama kaynağımız, barajlar olmamalı” dedi.

Bu kış kar yağışı azalabilir

Demirhan, kar yağışı ile ilgili de son tahminleri de paylaştı:

“Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün tahminlerine göre, aralık ayında yağışlar ortalama seviyede olabilir. Ancak La Nina ikliminin etkisi de yüksek olacaktır. Kasım ile ocak ayı arasındaki kar yağışlarında, Ege hariç tüm bölgelerde azalma bekleniyor. Öngörüler bu yönde. Şu anda kuraklık olan bölgelerde, bu kış da kar yağışının az olması bekleniyor.”

Erdoğan Putin’le görüştü: Akkuyu, Sinop, üçüncüyü de farklı bir merkezde yapacağız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, A Haber canlı yayınında gündeme ilişkin yaptığı açıklamalarda Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile görüştüklerini ve Akkuyu ve Sinop’takilerin dışında üçüncü bir nükleer santral açılacağını açıkladı.

Erdoğan’ın ilgili sözleri şöyle oldu:

“2024’ün başı veya 2023’ün sonlarında Akkuyu Nükleer Santrali’ni açacağız. Sinop’ta yeni bir dört üniteli nükleer santral açacağız. Üçüncüyü de farklı bir merkezde yapacağız. Bunların her birinden yüzde 10 enerji temini sağlayacağız.”

Erdoğan, Putin ile geçen ay Astana‘da yaptığı görüşmede yıllardır yapılmaması için mücadele verilen ve yargı süreci devam eden Sinop NGS projesinden de söz açmış ve Sinop projesi ilk kez Rusya ile bu kadar açık biçimde konuşulmuştu. Nükleersiz.org koordinatörü Pınar Demircan, Akkuyu Nükleer Santrali’nin kurulmasını üstlenmiş olan Rusya’nın Sinop projesini de üstlenmesi gibi bir durum söz konusuysa Türkiye’nin güneyden ve kuzeyden kuşatılacağını söylemek yanlış olmaz” değerlendirmesini yapmıştı.

Dün hem Putin hem de Almanya Şansölyesi Olaf Scholz ile görüştüğünü söyleyen Erdoğan, yayında  şu ifadeleri de kullandı:

“Almanya ‘yenilebilir enerjiye geçeceğiz’ demişti. ‘Nükleer enerjilerimizi devrede tutma gayreti içerisindeyiz’ dediler. ‘Kömür santralini kapatıyoruz’ dediler. Dedim ki ‘yanlış yapıyorsunuz.’ Doğal gaz kriziyle birlikte Almanya yeniden termik santrallere döndü. Biz ise hepsini yapıyoruz. ”

Rusya’nın Türkiye topraklarında kurmak istediği doğal gaz merkezine dair de konuşan Erdoğan, “Gaz merkezi görüşmeleri sürüyor. Bakanlığımız kapsamlı çalışmayı yapıyorlar. En yakın merkez olarak Trakya bölgesi görülüyor. Oradan çıkış ve Avrupa’ya dağıtım olacak. Azeri gazıyla alakalı hatlar var. Son Azerbaycan’a gidişimde İlham (Aliyev) Bey ile görüştük. Oradan alıp geliştireceğiz.” dedi.

Sondaj gemileri ile doğal gazı çıkarıp ülkelere satma şansımız var” diyen Erdoğan “Değişik ülkelerden teklifler geliyor” diyerek şöyle devam etti:

Libya, ‘Bu işin içerisine girebiliriz’ diyor. Tuna 1 kuyusundaki çalışmalar önem arz ediyor. Sakarya önem arz ediyor. Bunlar bütünleşiyor belli bir noktada. Gazı 2023’e yetiştirmek için ekiplerimiz yoğun çalışmalar içerisinde.

Sondaj gemilerimiz sahada çalışıyor. İlk etapta 10 kuyu açacağız. Sahanın tam üretime geçmesiyle 40 kuyu ile sisteme vermiş olacağız. Filyos‘ta tesisin inşası devam ediyor.”

‣ Gaz gaz, nereye kadar? Cennet Filyos’ta sona doğru…
‣ Filyos Limanı için açılan ikinci ihale ‘pazarlık usulü’ Kolin’e…

İnsan haklarına aykırı teklif, Meclis’e her an gelebilir: Referandum gündemde

Yerli otomobil TOGG‘un fabrikasından Yunanistan‘la yaşanan krize  kadar pek çok konuda konuşan Erdoğan’ın gündemlerinden biri de LGBTİQ+ların temel haklarını kısıtlayacak ve ayrımcılığı yasalaştıracak hukuksuz anayasa değişikliği teklifi oldu.

Açıklamalarıyla LGBTİQ+ları hedef göstermeye devam eden Erdoğan, teklifle iigili de şu sözleri söyledi:

“Bizler Cumhur ittifakı olarak ailenin saygınlığını ortaya koyacağız. Aile sağlığımızı koruyacağız. Bunlara meydanlara bırakmayız. Aile yapımızı sapkınlıklardan koruyacağız. Başörtüsü meselesine gelecek olursak, CHP‘nin genel başkan yardımcısıydı bir ara, ikna odalarını İstanbul Üniversitesi’nde kurdular (…).

Başörtüsü ve aile ile ilgili anayasa değişikliğimiz Meclis’e sevk edilme noktasına geldi. Görüşmelerin ardından teklifimize nihai halini vereceğiz. Teklif görüşmeleri CHP ve ortakları için samimiyet sınavı olacaktır. Netice aldık aldık, alamadık oturup referandumu konuşmak lazım. ”

‣ ‘Aile’ öne sürülerek yaygınlaştırılan LGBTİ+ nefreti bu kez Urfa’da yürüdü
‣ Kadınlardan Anayasa değişikliği tepkisi: Kıyafetlerimiz yine erkek siyasetçilerin oy kaygıları için bir araç oldu
‣ Hedef gösterilen LGBTİ+’lar: Faşist çetelerin önü bizzat devlet eliyle açıldı

Brezilya’da seçimi kaybeden Bolsonaro destekçilerinden darbe çağrısı

 

100 milyar dolar iklim taahhütünü yerine getirmeyen zengin ülkeler, fosil yakıta dört katını harcıyor

University of College London Küresel Sağlık Enstitüsü Araştırmacısı ve Lancet Geri Sayım İcra Direktörü ve Marina Romanello, 6-18 Kasım tarihleri arasında Mısır’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27’inci Taraflar Konferansı (COP27) öncesinde, iklim adaletinin hala sağlanmadığını vurguladı.

Lancet Geri Sayım’ın son raporunda inceledikleri 86 büyük ekonominin yüzde 80’inin fosil yakıtlara zararlarına rağmen teşvik verdiğini tespit ettiklerini belirten Romaenlllo şunları söyledi:

“Bu ülkeler her yıl 400 milyar dolar net teşvik sağlıyor. Buna rağmen, gelişmekte olan ülkelere adil bir dönüşüm için taahhüt edilen sözde 100 milyar dolar finansmanın sağlanmadığını endişe içinde gözlemliyoruz. Yenilenebilir enerji teknolojilerini doğru şekilde finanse etmiyoruz ve yatırımlar da yetersiz kalıyor.”

İklim değişikliğinin geleceğin meselesi gibi algılanmaması gerektiğinin altını çizen Romanello, Pakistan’daki seller, İngiltere’de hava sıcaklığının 40 dereceye ulaşması gibi olayların iklim değişikliğinin direkt sonucu olduğunun altını çizdi.

Aşırı hava olayları kapımızda ve bizi öldürüyor, her yıl binler, hatta milyonları öldürüyor. Hastane kapılarında çocukların astım krizi geçirdiklerini görüyoruz, çünkü fosil yakıtların kirlettiği ve yaşadığımız şehirlerdeki havayı soluyamıyorlar. Şu anda ailelerin yüksek enerji faturalarını karşılamaya gücünün yetmediğini görüyoruz. Tüm bunlar, düşük karbonlu, sağlıklı ve ekonomik olan yenilenebilir enerji kaynaklarının kapasitesini yeterince artırmadığımız için.”

Mevcut krizler iklim kriziyle birlikte ele alınmalı

İklim değişikliğini önlemek için hükümetlerin ve liderlerin alacağı kararların kritikliğine dikkat çeken Romanello, ülkelerin aynı anda hayat pahalılığı ve enerji krizi  gibi birçok krizi aynı anda yönetmeye çalıştığını da hatırlattı.

“Mevcut krizler, iklim kriziyle birlikte ele alınmalı ve buna öncelik verilmeli” diyen Romanello, COP27’nin bu anlamda kritik olduğuna işaret etti:

“Liderler, fosil yakıtları desteklemek yerine düşük karbon enerji dönüşümünü, sağlıklı ve adil bir geleceği daha güçlü şekilde destekleyebilir. Bu şekilde, daha dirençli bir enerji sistemi oluşturmanın yanı sıra fosil yakıtlara bağımlılığımızı da durdurabiliriz.

Görüyoruz ki fosil yakıtlar bağımlı olunamayacak kadar tehlikeli ve fiyatları oynak.

Aynı zamanda, fosil yakıtlara bağımlılığımızı sonlandırarak bu yakıtların neden olduğu hava kirliliğinden kaynaklı yıllık 1,2 milyon ölümü önleyebiliriz.

 

Muğla’daki ekoloji mitingine Valilikten süre kısıtlaması

‘Çok Geç Olmadan Yaşam Alanlarını Savunuyoruz Muğla Mitingi’ Tertip Komitesi, 6 Kasım’da Muğla Valiliğine başvurusunu yaptıkları yürüyüş ve miting etkinliği için istedikleri sürenin kısaltıldığını ve değiştirildiğini duyurdu.

Tertip Komitesi, 6 Kasım Yürüyüş ve Mitingi için saat 11.00 ile 17.00 aralığında etkinlik için başvurduklarını ancak Valilikten tebliğ edilen notla, 15.30 ile 17.30 arasında hem yürüyüşün ve hem de mitingin yapılmasının uygun görüldüğüne dair bilgi geldiğini belirtti.

Buna göre; Valilikten gelen bildiride KPSS sınavları nedeniyle yürüyüş başlangıcının 15.30’a ertelenmesi ve mitingin de 17.30’da bitirilmesi gerektiği  tebliğ edildi. Komite KPSS sınavları için oluşacak trafik yoğunluğunu da düşünerek miting saatlerinin 14:00 ile 17:30 olarak yeniden düzenlenmesi için Valiliğe verdikleri dilekçenin bir an önce kabul edilmesini beklediklerini dile getirdi.

Komite’nin açıklamasına göre verilen iki saatlik sürenin yürüyüş ve miting için yetmeyeceğini, itirazlarını Muğla Valiliğine yaptıklarını ve 6 Kasım Pazar günü ilk toplanma yeri olan Mehmet Ali Eren Parkı’nda saat 14.00’dan itibaren miting için toplanacaklarını ve itirazlarından sonra bildirilen saatte yürüyüşe geçeceklerini duyurdu. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Tertip Komitesi olarak bu yürüyüş ve toplantıyı meşru zeminlerde kalmak üzere her hal ve şartta yapmayı görev edindiğimizi belirtmek isteriz.”

Yüze yakın katılım parti, dernek ve örgüt

Çok Geç Olmadan Yaşam Alanlarını Savunuyoruz Muğla Mitingi Tertip Komitesi, Muğla ve çevresinde örgütlenmiş yüze yakın siyasi parti, sendika ve meslek örgütleri, yaşam ve hak savunucuları, kadın hakları savunucuları, Alevi örgütleri, kültür ve sanatla ilişkili derneklerle, ekoloji örgütlerinden temsilcilerden oluşturulmuş bir yapıyı temsil ediyor.

Tertip Komitesi Muğla ve çevresinde yaşayanların, tüm Türkiye’nin ve hatta tüm gezegenin ağır bir ekolojik tehdit/saldırı altında olduğunu ve çok geç kalınmadan yaşam alanlarına yönelik bu saldırılara dur denilmesi gerektiğini söyleyerek Mehmet Ali Eren Parkında toplanmaya davet ediyor.

Muğla’da, aralarında CHP’den TİP’e, DEVA’dan HDP’ye siyasi partiler; DİSK’ten KESK’e bağlı Eğitim-Sen ve Tüm-Bel-Sen gibi sendikalar ve TMMOB’ye bağlı Çevre Mühendisleri Odası ve Elektrik Mühendisleri Odası gibi odalar ile Muğla Barosu dahil meslek örgütlerinin, çeşitli ilçelerdeki kadın dayanışmaları ve örgütleri; Alevi örgütleri dahil, hak savunuculuğu yapan örgütler ve kültür ve sanat dernekleri katılacağı mitingde şu ekoloji örgütleri de katılım gösterecek:

  • Muğla Çevre Platformu
  • Ekoloji Birliği,
  • Akdeniz Yeşilleri,
  • EGEÇEP,
  • Türkiye Ormancılar Derneği,
  • Fet-Der,
  • Gey-Der,
  • Marmaris Ekolojik Mücadele Komitesi,
  • İkizköy Çevre Komitesi,
  • Deştin Çevre Platformu
  • Sandrası Koruma Platformu,
  • Doğa Derneği,
  • Daçev