Pan-insanlığın pan-kapitalizmi biçimlendirme ve belirleme, pan-kapitalizmin pan-insanlığı biçimlendirme ve belirleme sürecinin sonunda varılan yer “nicelleştirilmiş benlik”tir. [1]
Ya da artık her birey bir “hissedar+müşteri”, “hissedar+müşteri”lerin oluşturduğu her bir toplam da “hedef kitle”dir. –Dikkatinizi çekmek isterim: “Toplum” değil “toplam.”
…
“Hedef kitle”nin salladığı bayrak (= para), dinlediği milli marş (= para sesi), secde ettiği mabet (= banka), içerisinde olmaktan hoşnut kaldığı kurum (= şirket) diğer bütün bayraklardan, milli marşlardan, mabetlerden, partilerden ve ailelerden çok daha kitlesel, çok daha güçlüdür.
“Toplam”ın önerdiği yaşama biçimi “toplum”un önerdiği yaşama biçiminden daha çekici ve daha yaşanmaya değer hale gelmiştir.
“Toplam”ı oluşturanların ortak paydası ise “ucuz”luktur.
Nitelik ve nicelik birbirlerini dönüştürmüş, belirlemiş ve kitleselleştirmiş ve ucuzlukta anlaşmıştır.
Ucuzluğun normalleşmesi ise bir yeni tufan habercisidir.
“Normallik [ise] ölümdür!” [2]
Nokta!
…
Şu da var: Ucuz ve ucuzluk paranın eşlik etmediği bir sevinci ve sevişmeyi kolay kolay hayal edemez.[3]
Bu yüzden ucuz ve ucuzluğun beslenme kaynağı olan çiftleşme ile sevişme arasındaki fark aynı zamanda bir hayal edebilme farkıdır.
Haysiyetsiz (= özsaygı yoksunu) ile haysiyetli (= özsaygılı), utanmaz ile utanan, adına konuşulan ile adına konuşan, tasarlanan ile tasarlayan, düşüncenin kölesi olan ile düşüncenin efendisi olan, dünya ile yeryüzü arasındaki fark gibi. [4]
*
[1] Esin kaynağı için bkz.: Andreas Bernard’dan aktaran Crary, J., “Yeryüzü Yakıp Yıkılırken: Djital Çağdan Kapitalizm-Sonrası Dünyaya”, s. 113.
Aynı kavramsallaştırmayı Byung-Chul Han da kullanır. Bir yeni inanç olarak zuhur eden “Dataizm”in tehlikelerine dikkat çekerken “nicelikleştirilmiş benlik”in anlamdan arındırılmış bir dataist kendilik tekniği olduğunu belirtir. Artık, ben veridir, üstelik en küçük parçalarına dek ayrıştırılmış veridir: “Kendilik, anlamdan yoksunluk haline gelene dek veriler şeklinde ufalanır. “Psikopolitika: Neoliberalizm ve Yeni İktidar Teknikleri”, s. 67.
[2] Adorno, T. W., “Minima Moralia: Sakatlanmış Yaşamdan Yansımalar”, s. 58.
[3] Esin kaynağı için bkz.: Lordon, F., “Kapitalizm, Arzu ve Kölelik: Marx ve Spinoza’nın İşbirliği”, s. 27, 50.
[4] Yeni İnsan Yayınevi tarafından yayımlanacak olan “Çok Kalpli Asi” adlı deneme kitabından bir bölüm.
Greta Thunberg’i duymayan var mı? Kendisi iklim değişikliği için harekete geçen bir iklim aktivisti… Greta’yı dünyaya duyuran şey, henüz 15 yaşındayken, ülkesi İsveç’in iklim politikalarına karşı çıkardığı ses…
Ülkesinin iklim değişikliğine karşı yeterince çaba göstermediğini düşünen Greta, 2018 yılında, okul çıkışı İsveç Parlamentosu’nun önünde “İklim İçin Grevdeyim” yazılı bir pankart açıyor. Onun bu duruşu dünyadaki pek çok gence ilham oluyor ve dünyaya dalga dalga genç kuşağın iklim eylemleri yayılıyor.
‘Ders alan, dönüşen devler’
Greta’nın sesini çocuklara da duyurmak gerek elbette… Bunu görev bilen Zoë Tucker, işte sizlerle bu yazıda paylaşacağım Greta Devlere Karşı kitabını yazmış; illüstratör Zoe Persico da resimlemiş… Yeni İnsan Yayınevi de, Yuvam Dünya Derneği ve İnci Vakfı işbirliğiyle bu kitabı Türkçe’ye kazandırmış.
Devler, çocuk edebiyatında, çocuk filmlerinde ve çizgi filmlerde ekseriyetle kalpsiz varlıklar olarak tasvir edilir. Kitabımızda da; fosil yakıtlarla, ağaç katliamlarıyla ve doğaya karşı daha pek çok insan faaliyetiyle iklim krizinin taşlarını döşeyenlere, hatta neredeyse gezegenimizin sonunu getirenlere doğaya verdikleri zararın hiç mi hiç farkında olmayan devler olarak yer verilmiş.
Ana akım çocuk edebiyatı ve çocuğa dair öteki sanat dallarındaki ana akımın “kötü yürekli dev” tasvirine karşın, “Greta Devlere Karşı” kitabındaki devler, ders almayı ve dönüşmeyi biliyor. Tabii bu dönüşüm kendiliğinden gerçekleşmiyor. Dönüşümü sağlayan da, devlere başka ve mutlu bir dünyanın mümkün olabileceğini gösteren de Greta ve onun arkadaşları… Ve tabii, onların ilham olduğu kalabalıklar…
Umarım gerçek yaşamda da, kitabımızdaki gibi bir değişime tanıklık ederiz ve bu masalsı kitaptaki ‘mutlu son’ gerçek olur. Ve dilerim bu kitap da, bu yazı da mutlu sonların yeni öznelerini çağırır. Mutlu sonları ve mucizeleri gerçekleştirebilmek dileğiyle…
Künye
Yazan: Zoë Tucker Resimleyen: Zoe Persico Çeviren: Nil Karaibrahimgil Yayınevi: Yeni İnsan Yayınevi
Avrupa Birliği (AB) sahte “yeşil iddialar”dan kurtulmak istiyor: Avrupa Yeşil Anlaşması’ndan sorumlu başkan yardımcısı Frans Timmermans, mart ayında “yeşil yıkama“yla ilgili baskıyı ortadan kaldırmak için teklifler sunarken bunların bir çoğunun “hiç bir şekilde hiç bir kanıt ve gerekçe olmadan,” yapıldığını söyledi. Tartışmalı metriklerin kullanımını içeren “karbon nötr”, en çok eleştirilen iddialardan biri haline geldi ve raflardan tamamen kaybolabilir.
DWF hukuk firmasının ortağı Dominic Watkins, “Dengeleme destekli karbon nötr iddiaların günleri sayılı” diyor. Bunun davalarla ilgili olduğu kadar kampanyacıların artan düzenleme ve incelemeleriyle de ilgisi var. Grantham Araştırma Enstitüsü tarafından geçtiğimiz haftalarda yayınlanan araştırmada, iklim hakkında yeşil yıkama vakalarında, ABD’de 1590 tane ile bir patlama olduğu belirlenmişti. Watkins, herhangi bir çevresel iddiada bulunmanın riskinin “gün geçtikçe artacağını” ekliyor.
Öte yandan Avrupa’da regülasyonlar AB yeşillerinin iddialarına yaklaşıyor: Avrupa Parlamentosu karbon nötr iddiasını yasaklama lehine oy kullanırken ne AB Konseyi ne de Avrupa Komisyonu bu kadar ileri gitmek istemiyor: Daha çok karbon nötr iddiasının hem emisyonları içeren hem de son tüketiciyle detaylı şekilde konuşulup mutabık kalınmış metrikler dahilinde kanıtlanabilir olmasını istiyorlar. Bunu bir kahve kutusunda ya da çikolata kağıdında nasıl ifade edeceğinizi de önemsemiyorlar.
Brüksel merkezli kar amacı gütmeyen Carbon Market Watch yöneticileri, ‘karbon nötr olduğunu iddia etmek hiç bir sorumluluk almadan çevreye zarar vermeye devam etmek isteyen şirketlerin yeşil yıkama için kullandıkları popular bir pazarlama stratejisi haline geldi” diyor.”
Yiyecek ve içecek işletmeleri ise zor durumda. Karbon nötr kavramı, birçok markanın hem ürünlerinde hem de üretim tesisleri ile ilgili kullandığı çok etkili bir iletişim terimi haline geldi. Diagero, Kanada’da karbon nötr bir imalathane inşa ederken, BrewDog biralarının karbon negatif olduğunu (saldıkları karbonun 2 katını dönüştürdüklerini) iddia ediyor. Mars Wrigley, Mars barlarının Birleşik Krallık, Kanada ve İrlanda’da bu yılın başlarında satılmasıyla karbon nötr unvanını kazandı.
Pazarlamacılar karbon nötr gibi dört başı mamur sloganları çok seviyorlar. Ancak bunların arkasında karma karışık ve şüpheli metrikler, kötü hesaplanmış emisyonlar ve yanlış yönlendirilmiş tüketicileri ve yatırımcıları etkileme çabası var. “Karbon nötr olduğunu iddia etmek hiç bir sorumluluk almadan çevreye zarar vermeye devam etmek isteyen şirketlerin yeşil yıkama için kullandıkları popular bir pazarlama stratejisi haline geldi” diyor Brüksel merkezli kar amacı gütmeyen Carbon Market Watch yöneticileri.
Yiyecek firmalarının iddiaları STK’lerin gözetimi altında
Karbon nötr iddialarının sonsuza dek yasaklanmasını isteyenler sadece STK’ler değil. Haziran ortasında bir grup tüketici, AB çapında 17 havayolu şirketine yeşil badanalama yaptıkları gerekçesiyle şikayette bulundu. Onlara göre havayollarının, “dengeleme”, “nötrleme” ya da “karşılama” adı altında tüketicilere ödettiği ekstra karbon ücretleri ‘gerçekte yanlış’, çünkü hava yolculuğundan kaynaklanan emisyonların sebep olduğu zarar “kesin” iken, dengeleme adı altında yapılan faaliyetlerin iklim açısından faydaları, “son derece belirsiz”.
Öfkeleri daha çok petrol, doğalgaz ve havayolu şirketlerine yönelmiş olsa da diğer bir açgözlü emisyon sorumlusu yiyecek ve içecek firmaları da gözetimleri altında. Changing Market Foundation gibi oluşumlar firmaları “gerçeği saklamak” ile itham ediyor, özellikle hayvancılık ürünleri üzerine çalışan firmalar karbon nötr iddialarıyla “yeşilleşmeye” çalışırken, peynir, et ve süt gibi ürünlerin hesaba katılması gereken karbon ayak izlerini saklıyor.
Carbon Market Watch, Belçika süpermarketlerinde satılan Greenway’in etsiz çikolatalarından Evian’ın şişe suyuna, Innocent’in portakal suyundan Brugge peynirine 15 farklı markaya dair iddiaları değerlendirdi. STK’nın araştırmalarının sonucuna göre bu markaların hepsi az ya da çok tüketiciyi yanlış yönlendiriyor, araştırmacılar özellikle kullanılan denkleştirmelerin ve yürürlükteki sınırlı veya belirsiz emisyon azaltma planlarının güvenilirliği konusunda endişeliydi.
“İklim etkilerinin nötralize edildiğin temsil eden hiç bir iddianın; ne olarak adlandırılırsa adlandırılsın – denkleştirme, karşılama, nötrleme-,hiç bir şart altında kabul edilebilir olmadığını düşünüyoruz” diye açıklıyor Carbon Market Watch’ın küresel karbon piyasa politikaları uzmanı Lindsay Otis Nilles. “Bu iddiaların tamamen yasaklanmasını istiyoruz,” diye de ekliyor.
Kamyanyacıların aylardır üzerine çalıştıkları argümanları AB komitesini bir şeyler yapılması gerektiğine ikna etti. Ancak her zaman olduğu gibi manşetlerde görünenden çok daha fazla nüans var. Bu tür karbon nötr iddiaların tümü gerçekleri çarpıtmıyor olabilir.
Karbon sloganları
Energy Monitor‘ün kardeş kuruluşu Just Food‘un görüştüğü bazı markalar, genellikle kusurlu olduğunu kabul ettikleri PAS2060 gibi tanınmış standartların şemsiyesi altında, iddialarını ve bunun sera gazı emisyonlarının azaltılması açısından sağladığı ilerlemeyi gerekçelendiren sayfalar dolusu kanıt sundu.
Kredi: @wykefarms / Facebook
Ivy Reserve Vintage Cheddar isimli karbon nötr çedar peyniri markası ve mayısta karbon nötr yağlarını piyasaya sunan Wyke Farms’ın idari müdürü Richard Clothier, “Çiftlikte hayvancılığın sebep olduğu emisyonları azaltmak için bir planımız var ve işe yarıyor,” dedi. Çedar peynirinin ABD SKU’su (Stok Tutma Birimi – envanter takibi için kullanılan taranabilir bir kod) paketlenmiş peynirin net karbon ayak izinin kilogram başına 2 kg CO2 (yaklaşık -%21) kadar azaldığını ve bunun çoğunun da emisyon azaltma stratejilerinden geldiğini gösteriyor. Clothier’e göre gelecekte daha fazlası olacak.
Ne olursa olsun bu ve bunun gibi iddiaların markalar tarafından kullanılmasının raflar üzerinde ve tedarik zincirinde değişimi tetikleme gücü var. Belki yeterince hızlı değil ama olacak.”
Diğer şirketler de doğru bir iddianın nasıl olması gerektiği hakkındaki tartışmaları destekliyor. Karbon nötr iddiasında bulunmak için standard bir yaklaşım ve daha katı denkleştirme düzenlemeleri istiyorlar. Şu an piyasada ton başına denkleştirme yapılacak projenin büyüklüğüne göre değişiyor. “Şu an gerçekten çok iyi denkleştirme projeleri ve tamamen yararsız projeler var,” diyor Achilles’in küresel tedarik zinciri karbon danışmanı Mike Tournier:
“Bu işe giriş motivasyonu çok iyi ancak sonuçlar o kadar iyi olmayabilir ve şu an sonuçlar sözlerden daha önemli,” diye ekliyor bir çevresel gelişim ve adil ticaret karbon kredisi şirketi Savimbo CEO’su Drea Burbank. Karbon nötr ve denkleştirme kavramının arkasında yatan basit bilim oldukça sorunlu.
Ne olursa olsun, bu ve bunun gibi iddiaların markalar tarafından kullanılmasının raflar üzerinde ve tedarik zincirinde değişimi tetikleme gücü var. Karbon kredileri piyasasında daha iyi düzenlemeler kuşkusuz hayatımızı kolaylaştıracaktır. Herhalükarda bu olacak. Belki yeterince hızlı değil ama olacak. Karbon nötr iddialarını daha dün cümle aleme duyuran bazı markalar yavaş yavaş bu kullanımdan kaçınmaya başladı bile.
Leon bunun yüksek kar marjlı bir örneği. 2021 yılında fast food zincirleri arasında “karbon nötr hamburger ve patatesleri” duyuran marka geçtiğimiz yıl kullandıkları denkleştirme yöntemlerinin geçerliliği konusunda yoğun bir eleştiriye maruz kaldı. Bu eleştirilerle birlikte “kanallarımızdaki karbon mesajlarını aşamalı olarak kaldırmaya” başladılar, bu bilgi o zamandan beri internet sitelerinden silindi.
Geçtiğimiz hafta Nestlé, karbon dengeleme yöntemlerini kullanmayı bırakmaya; KitKat ve Nespresso gibi belirli markaları karbon nötr hale getirme yönündeki taahütlerini geri çekmeye karar verdiğini söyledi. Bunun yerine “net sıfır hedefine ulaşmanın en büyük farkı yaratacağının bilincinde olarak, kendi tedarik zincirlerimizde ve operasyonlarımızda sera gazı emisyonlarımızı azaltmaya yardımcı olan program ve uygulamalara yatırım yapacaklar.” Bu karar çok ani gibi görünse de hafife alınacak bir karar değil.
Bu kelebeğin kanat çırpışı bir fırtınayı tetikler mi? AB’nin “tüketicilerin yeşil geçiş konusunda güçlendirme programının bir parçası olan yeşil taleplerin yönlendirmesi sayesinde Avrupa’daki düzenleyici ortam değişiyor. Bu da yiyecek ve içecek üreticilerinin karbon nötr iddiasında bulunabilmek için gerekli kanıtlarını bulmasını kesinlikle zorlaştıracak.
Birleşik Krallık merkezli VP Comms’un yöneticisi Victoria Page, “Gönüllü karbon piyasalarının güvenirliğindeki problemleri düşündüğünüzde karbon nötrlük ya da dengeleme ile ilgili iddialarda bulunmak çok fazla risk taşıyor. Bu güvenceyi sunamayan markalar bunu kullanmayı denememeliler” diyor.
Saklambaç
Şu an şirketler karbon nötr iddiaları ile ilgili çok az bilgiyi kamuoyuna sunuyorlar. Haberlerde karbon nötr imalathanelerden bahsediliyor ancak karbon denkleştirmeyi nasıl kullandıkları hakkında bir bilgi yok, bazıları denkleştirmeden bahsediyor ancak detayları atlıyorlar. Just Food bu makale için AB InBev, Pernord Richard, Mars ve Danone gibi karbon nötr iddiasında bulunan şirketlere de ulaştı ama hiç biri bu konuda yorum yapmadı.
Karbon hesaplama danışmanlığı veren ve karbon nötr iddialarında yetkili olan servis sağlayıcıları gün geçtikçe artıyor. Amerikalı menşeili kurumsal pazarlama firması SCS Global’in başkan yardımcısı Karen Rigthand karbon nötr iddiaları ile ilgili şeffaflığı arttırma çabalarını destekliyor ve güvenilir karbon azaltma projelerini finanse etmenin ne kadar önemli olduğunun altını çiziyor. Bununla birlikte şirketler dişe dokunur azaltımlar yapmada başarısız olur ve denkleştirme politikalarına bağımlı kalırlarsa 2021 Oxfam verilerinde de görüleceği gibi arazi üzerinde artacak baskıyı ve buna bağlı olarak gıda fiyatlarında yaşanacak potansiyel sıçramayı göz önünde tutmakta fayda var.
Zürih menşeili South Pole’ün kıdemli yöneticisi ve iklim nötr sertifikasyon yetkilisi Isabel Hagbrink, emisyonlarını dengeleyen şirketlerin “diğer iklim hedefleri içinde motivasyonlarının yüksek ve idealist olduklarını” söylüyor ve ekliyor: “Gönüllü karbon marketi, şirketlere iklim hareketindeki desteklerini elle tutulur biçimde arttırabilmeleri için güvenilir ve kanıtlanmış bir yol önermeli, bunun yanında markaların özgüvenli eforları için de takdir gördüğü yol haritaları oluşturulmalı.”
Sürdürülebilir gıda danışmanı ve Prof Consulting Group ESG başkanı Sarah Blanchard: “Eğer bir şirketin kapsam 3 ve mutlak emisyonlarını içeren, SBTi onaylı 1.5oC hedefi yoksa, karbon nötr iddialarına şüpheyle yaklaşırım.”
Karbon nötr iddialarının kaldırılması iklim trenini raydan çıkarır mı? Eğer markalar yaptıkları şeyin reklamını yapamazlarsa, daha fazla sorumluluk almak yerine daha azını yapmaya mı yönelirler? Climate Neutral’in CEO’su Austin Whitman’a göre, “Karbon nötrlemenin mükemmel olmadığını biliyoruz ancak bu çoğu firma için ilk adım. Bu geçici ve yıllık dönüm noktasını kaldırırsanız, şirketleri 20 ila 30 yıllık hedeflerin belirsiz varoluşunun arkasına saklanmaya teşvik edersiniz.”
Belki.
Karbon nötr iddiaların üstündeki spot ışıklarının kaldırılmasından fazlası var. “Belki konuşulanlar bu tip bir pazarlamayı yok etmek yerine, şirketlerin iklim konusunda ‘fark yaratan değişiklikler’ hakkında konuşmaya başlamasını sağlayabilir” diye açıklıyor Irwin Mitchell hukuk burosunun kıdemli ortağı Jill Crawford.
Nestlé’nin bu adımı, şirketleri bu değişim rüzgarına katılıp katılmama hakkında tartışmalar yapmasının kapılarını açacak. Bu durum hem içeride hem de dışarıda farklı zorluklar demek. ABD’nin karbon muhasebesi platformu Greenly’nin CEO’su Alexis Nomand bunun gün sonunda ekonomi ile ilgili olduğunu söylüyor. Maliyet, hız ve teknolojinin ya da ürünlerin kullanılabilirliğinin, işletmenin parasını “emisyonları azaltmaya mı [..] yoksa bunun için başka birine ödemenin mi daha iyi olduğu” rol oynuyor diye özetliyor durumu.
Birleşik Krallık’ta bir ortak market zinciri dengelemeye yatırdıkları fonları çoktan emisyon azaltımını amaçlayan fonlara kaydırdı. Tabii ki tüm yatırımların bir anda karbon kredilerinden çekilmesi riski var ancak bu olacak bir şey değil. Karbon azaltımı için yapılabilecek bir çok şey var. Emisyonları son zamanlarda artan tarımsal gıda sektörü bir bütün olarak Kapsam 3 emisyonları ile başa çıkmakta zorlanıyor. Pek çok şirket kendi paylarına kapsam 3 emisyonlarını hesaplamadı ya da net sıfır planları Bilime Dayalı Hedefler Girişimi (SBTi) tarafından onaylanmadı.
Sürdürülebilir gıda danışmanı ve Prof Consulting Group ESG başkanı Sarah Blanchard, “Eğer bir şirketin kapsam 3 ve mutlak emisyonlarını içeren, SBTi onaylı 1.5oC hedefi yoksa, karbon nötr iddialarına şüpheyle yaklaşırım” diyor.
Tüketiciler ayrıca, Quantis danışmanlık şirketinde küresel yiyecek ve içecek sektörü yöneticisi olan Charlotte Band’inin de bahsettiği “etkilerde gerçek bir değişim” görmek istiyor. Band’a göre taahhütlerin zamanı çoktan geçti, şirketlerin emisyonlarını azaltma ile ilgili aksiyon planları oluşturmaları gerekiyor. Bu planların detaylıca incelenmesi gerek ancak Bande şu konuda uyarıyor: “Eğer şirketlere başardıklarını iddia ettikleri ya da üzerine çalıştıklarını söyledikleri şeyler üzerinden saldırmaya başlarsak, neden devam etsinler ki?”
Gerçekten de güvenilirlik ve şeffaflık arasında ince bir denge kurulması gerekiyor. Ancak bunu bulmak zaman alabilir ve bu arada markalar ipin ucunda yürüyor. Bundan sonrası bir gevezelik ve sessizlik dönemi olabilir ve bu da sürdürülebilirlik konusunda ilerleme için ölümcül olabilir. ‘Yeşil suskunluk’ olarak adlandırılan bu durum, işletmelerin yasal, finansal ve itibarla ilgili tepkilerden korkması nedeniyle giderek artıyor. South Pole‘dan Hagbrink bunun “endişe verici” bir eğilim olduğunu belirtiyor.
İsminden doğal
ABD’de karbon nötr iddiaları henüz bu kadar denetim altında değil. Amazon dışarıdan farklı karbon nötr sertifikaları “sürdürülebilir daha çok ürünün dağıtımını sağlamak için” kabul ediyor. Greenly’den Normand, “Bugün karbon nötr olduğunuzu söylemek için oldukça iyi bir zaman” diyor, ancak Avrupa’da başlayan hareketin yakın zamanda Atlantik Okyanusu’nu geçerek değişimi buraya da getirmesini bekliyor.
Bu konuda diğer markalardan daha çok çıkarı olduğu iddia edilen bir market markası Neutral. İnternet sitelerinde “ABD’deki ilk karbon nötr yiyecek şirketi,” oldukları yazıyor. Süt ürünleri, SCS Global tarafından denkleştirme teknikleri üçüncü parti denetçiler tarafından “destekledikleri projelerin gerçek, değer katan, kalıcı, kontrol edilebilir ve uygulanabilir” olduğundan emin olunarak sertifikalandırılmış. Verdikleri bilgi oldukça açık ve bilinçli.
Şirketin yardımcı başkanı Jim Jarman bunu şu şekilde açıklıyor: “Tüketiciler şeffaflık istiyor, öyleyse onların seçimlerinin etkilerini anlamalarını ve daha iyi seçimler yapmalarını sağlamalıyız. Bulundukları konumu ve sorumluluklarını üstlenenen şirketler istiyor, öyleyse ortada hiç bir problem yokmuş gibi davranmamalıyız.”
Kredi: @eatneutral / Facebook
Hayvancılık sektöründe emisyonları azaltmak Sisifusvari bir iş gibi görünse de, “acı verici derecede yavaş” bir başlangıca rağmen çiftlik için girişimler Neutral için meyve vermeye başlıyor. Organik süt üretiminin sorumlu olduğu emisyonların dörtte üçü, emisyon azaltımı için odaklandıkları çiftliklerden salınıyor. Jarman bunun geleceğimiz olduğu konusunda çok emin. “Eğer Neutral, ABD’nin süt üretiminin %10’unu sağlamayı başarırsa bu ilham verici olur. Bu görünüşte büyük bir oran ancak gün sonunda yalnızca %10. Bu yüzden eğer sektör bazında emisyonları azaltmak gibi bir görevimiz varsa, bu bizim ne yaptığımızla ilgili değil herkesin ne yapabileceği ile ilgili ya da diğer bir değişle birbirimizden ne öğrenebileceğimizle ilgili.”
Şimdiki planları büyük etki yaratabilecekleri diğer ana alanları geliştirmek. “Tarım sektöründe karbon ayak izimizi dişe dokunur şekilde düşürme ve tüketiciyi değişimin bir parçası haline getirme hedefinin gündemimiz olduğu ilk günden beri bakış açımız bu,” diye ekliyor.
Sürdürülebilir paketlemeden karbon azaltım iddialarına kadar her şey didik didik inceleniyor ve mahkemeler iddiaların ‘gerçeğin ortaya çıkarılması’ aşamasına ilerlemesine izin veriyor ki bu da kayda değer bir değişim.”
Diğer markalar da karbon nötr kavramını kendi net sıfır “yolculuklarına” tüketiciyi de “dahil etmek” için kullanıyor. Ancak tüketicilerin büyük çoğunluğunun kafası karışık. 2022’de Morning Constultant tarafından yapılan bir ankete göre ABD’de 10 tüketiciden 6’sı “karbon nötr” teriminin ne anlama geldiğini bilmiyor ya da yanlış biliyor. Birleşik Krallık ve Almanya’da yapılan araştırmalar da benzer sonuçlar ortaya koyuyor.
Genel ve kabul edilmiş bir tanımı olmayan “karbon nötr” ve “net sıfır” gibi kavramlar için konuştuğumuz düşünüldüğünde anket sonuçları şaşırtıcı değil. Arizona Üniversitesi’nden Sürdürülebilir Harcama Araştırmaları İnsiyatifi’nde kurucu profesör ve yönetici olan Nicole Darnall’a göre bu belirsizlik markalar tarafından kendi lehlerine kullanılıyor. “Karbon nötr sloganını gören insanlar kapsam 1,2 ve 3 hakkında düşünmüyor” diye açıklıyor.
Darnall düzenlemelerin Avrupa’da sıkılaştırılmasını destekliyor. ABD’de ufukta görünen bir şey yok ama bu yiyecek şirketlerinin umursamadan karbon nötr iddialarını devam ettirebilecekleri anlamına gelmiyor. Mayıs ayında Ernst&Young’ın adli tıp ve dürüstlük hizmetleri müdürü Chandan Sarkar, “ESG ile ilgili iddialara bağlı yanıltıcı reklamlara ilişkin tüketici davaları artıyor,” diyerek uyardı: “Sürdürülebilir paketlemeden karbon azaltım iddialarına kadar her şey didik didik inceleniyor ve mahkemeler iddiaların “gerçeğin ortaya çıkarılması” aşamasına ilerlemesine izin veriyor ki bu da kayda değer bir değişim.”
Karbon nötr iddialarının ötesinde
Grantham Araştırma Enstitüsü’nün geçtiğimiz haftalarda yayınladığı araştırmaya göre ABD, kayda geçen iklim davalarında 1986’dan beri açılan toplamda 1590 dava ile birinci sırada yer almaya devam ediyor. Onu 130 dava ile Avusturya, 102 dava ile Birleşik Krallık takip ediyor. AB Adalet Divanı’nda ise 67 adet dava açılmış.
Davalar görünürlüğü arttırırken, hisse fiyatlarını etkiliyor ve hatta iklim hareketi etrafındaki hikayeleri değiştirerek karar vericileri yaklaşımlarını değiştirmek konusunda yüreklendiriyor.”
Yazarlar Joana Setzer ve Kate Higham, geçtiğimiz beş yılda hem mahkemeler hem de tüketiciyi koruma kurumları gibi idari kurumların önündeki dava sayısında “patlama” yaşandığını ekliyor. İklim badanası davalarının çoğu özellikle üretim sektörlerindeki çevresel etki ile ilgili iddiaların zorluklarını gözler önüne seriyor. Geçtiğimiz bir yılda çoğu Almanya’dan olan davalar gösteriyor ki çöp kovasından muza ürünlerin karbon nötr, iklim nötr ya da CO2 nötr olduğunu iddia etmek oldukça zor.
Bunun gibi davaların iklim yönetiminde “önemli değişimlere” sebep olduğu yazarlar tarafından belirtiliyor. Davalar görünürlüğü arttırırken, hisse fiyatlarını etkiliyor ve hatta “iklim hareketi etrafındaki hikayeleri değiştirerek karar vericileri yaklaşımlarını değiştirmek konusunda yüreklendiriyor.”
Karbon nötr iddiaları için değişim artık kaçınılmaz. Bu tarz iddialara ya da denkleştirme programlarına sahip markalar değişmeye başladılar bile. Önde gelen iş danışmanlığı ve karbon nötr sertifika sağlayıcısı MyClimate geçtiğimiz yıl “iklime katkı” modeline geçmek için iklim nötr sertifikasını kaldırdığını duyurdu.
İklime katkı modeli bize farklı bir yaklaşım sunuyor, katkı kredisi alan şirketler yalnızca kendi sorumlu oldukları emisyonun dengelenmesi için emisyon azaltımı yaptıklarını taahhüt etmiyor çünkü temel azaltım aksiyonu iklim projelerinin yapıldığı ve iklim hedefine sahip olan ülkenin uyum hedefleri üzerinden hesaplanıyor. Carbon Market Watch bunun karbon kredilerinin kullanımı ve pazarlanması konusunda bir ‘paradigma değişimi’ olduğunu söylüyor.
Özel şirketler için karbon kredileri ile ilgili yeni yönerge geçtiğimiz günlerde yayımlandı, bu yönerge iklim hareketini desteklemek için oluşturulan finansal modellerin desteklenmesini de yüreklendiriyor. Gönüllü Karbon Pazarı Uyum İnsiyatifi bu ‘kural kitabı’nın geçerli iddialarda bulunmaya da yardım edeceğini söylüyor. Şu an üç farklı iddia seviyesi var: Gümüş, altın ve platin. Bu seviyeler şirketin karbon kredisini kullanarak azalttığı emisyonlarından geriye kalanın oranına göre belirleniyor. Her zaman olduğu gibi asıl önemli olan ise bu planlar nasıl akılda kalacak şekilde pazarlanacak sorusu.
South Pole geçtiğimiz haftalarda, Myclimate’ın başlattığı hareketi takip ederek yeni bir iklim iddiası ortaya attı: İklim hareketini fonlamak. “Karbon nötr terimi küresel bir başarı olabilirdi” diyor Hagbrink, ama “yeşil badana kullanılarak geçtiğimiz yıllarda bazı şirketler tarafından istismar edildi” diye de ekliyor.
Geçtiğimiz haftalarda karbon nötr iddiaları gözetim altındaydı. Geçtiğimiz günlerde artık bunun bir kriz olduğu söylenmeye başladı. Belki de bu -en azından pazarlama noktasında- bir konseptin bitişinin başlangıcıdır ya da belki de bu güvenilir karbon iddiaları için yeni bir dönemin başlangıcıdır. Zaman şirketlere ve pazarlamacılara yeni iddiaları nasıl kullanmaları gerektiğini söyleyecek, taa ki birileri bu terimleri de istismar etmenin bir yolunu bulana kadar.
“Kanun Hükmü” belgeselinin sansüre uğramasının ardından yaşanan süreçle tartışmaların odağı olan 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali iptal edildi.
Kararı, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek sosyal medya hesabından açıkladı.
Aynı zamanda Altın Portakal Film Festivali’nin başkanı olan Böcek, paylaştığı videoda, son tartışmaların ardından, 7- 14 Ekim tarihlerinde festivalin iptal edildiğini şöyle duyurdu:
“Değerli sinemaseverler, kıymetli hemşehrilerim;
Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak özüne döndürdüğümüz, yıllara meydan okumuş, Antalya’mızın ve ülkemizin en önemli markalarından biri olan ve 7-14 Ekim tarihleri arasında yapmayı planladığımız Antalya Altın Portakal Film Festivali’mizi bizim dışımızda oluşan ve oluşturulan süreç sebebiyle iptal ettiğimizi tüm sinemaseverlere üzülerek bildiriyorum. Şahsıma ve belediyemize malum film üzerinden isnat edilen suçlamaların tamamını da gerçek muhataplarına aynen iade ediyorum.
Kamuoyuna saygılarımla.”
Değerli sinemaseverler, kıymetli hemşehrilerim;
Antalya Büyükşehir Belediyesi olarak özüne döndürdüğümüz, yıllara meydan okumuş, Antalya’mızın ve ülkemizin en önemli markalarından biri olan ve 7-14 Ekim tarihleri arasında yapmayı planladığımız Antalya Altın Portakal Film… pic.twitter.com/rMMC68ljBa
Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ‘Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanlığında yer alan Demet Akbağ‘ın festivalden çekildiğini açıklamasının ardından diğer jüri üyeleri de ayrıldığını duyurdu. Jüri üyelerinden Sema Kaygusuz ve Ali Ercivan da festivalden çekildi.
‘Neandria‘ ve ‘A Ay‘ filmleriyle programda yer alacağı duyurulan Reha Erdem ve Antalya Film Forum Direktörü Armağan Lale de festivalden ayrıldığını duyurdu.
Ne olmuştu?
Yönetmen Nejla Demirci, “Kanun Hükmü/The Decree” başlıklı belgeselinin 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Yarışma Seçkisi’nden “filmde yer alan bir kişi ile ilgili yargı sürecinin devam ettiği” gerekçesiyle çıkarılması üzerine yönetmen uygulamayı “hukuksuzluk” olarak niteledi.
Demirci sosyal medya hesabından yayınladığı bir açıklamayla Festival Yönetimini “sansür” uygulamakla suçladı ve “sansürün muhatabı”nın “sanat özgürlüğünden yararlanması gereken Türkiye toplumu” olduğunu ifade ederek dayanışma çağrısında bulundu.
Bu karara tepki gösteren 20 jüri üyesi görevi bıraktı, daha sonra kararı sansür olarak niteleyen yönetmen ve yapımcılar da ortak bir açıklamayla belgesel, yarışmadaki yerini alana dek festivalde yer almayacaklarını duyurdu.
Festival yönetimi tepkiler üzerine geri adım atarken yönetici Ahmet Boyacıoğlu yaptığı açıklamayla “‘Kanun Hükmü’ adlı belgesel filmde yer alan kişi ile ilgili yargılama sürecinin devam etmediği tarafımızca belgelendiği için filmin yarışma seçkisine geri alınmasına karar ver[il]diğini” duyurdu.
İhraç edilen iki kamu çalışanının mücadelesini anlatan ‘Kanun Hükmü’ belgeselinin festival seçkisine geri alınmasının üzerine bu kez Kültür ve Turizm Bakanlığı, Altın Portakal Film Festivali’nden çekildiğini duyurdu.
Bakanlık yaptığı açıklamada “Türk sinemasının alanındaki en önemli etkinliklerinden biri olan ve 60’ıncısının düzenlenme süreci devam eden Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, belgesel yarışması bölümünde “Kanun Hükmü” adlı belgesel yer almaktadır. Böylesi önemli bir festivalde, sanatın gücü kullanılarak mağduriyet algısı üzerinden FETÖ terör örgütü propagandası yapılmasına vesile olunması son derece üzücüdür” dedi ve “bu sebeple Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden çekil[diklerini] açıkladı.
Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da tartışmaya katılarak dün “Altın Portakal Film Festivali’nde terör örgütünün propagandasını yapılmasına müsaade edilemez” dedi.
Bakan, “Kültür Bakanımızın vermiş olduğu karar, çok değerli bir karar. Özellikle terör konusunda hep beraber milletçe kararlı olmamız gerekir. Bu kararlılıktan hiçbir zaman taviz vermememiz lazım.” diyerek “festivalde terör örgütünün propagandasının yapılmasına kesinlikle müsaade edileme[yeceğini]” söyledi.
Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ise görevi süresince seçici kurulların oluşmasına, jürilerin belirlenmesine, filmlerin içeriğine ve filmlerin kazanıp kazanmaması konusuna hiçbir şekilde dâhil olmadıklarını belirtti. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Böcek, bundan sonra da bu tavrın değişmeyeceğini belirtti.
CHP Hatay Milletvekili Nermin Yıldırım Kara, egzoz gazı emisyonlarına ilişkin olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi‘ne (TBMM) Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Mehmet Özhaseki‘nin yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.
Kara, Anayasa’nın 98. ve TBMM İçtüzüğünün 96. ve 99. maddeleri gereğince yazılı olarak cevaplandırılmasını talep ettiği önergesini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına yönelik hazırlanan 2022 yılı Sayıştay Denetim Raporu’na dayandırdı.
Milletvekili Kara, önergesinde Sayıştay raporlarında Bakanlığın birçok konuda ilgili mevzuatlara aykırı davrandığının tespit edildiğini hatırlatarak “İklim krizinin etkisini günden güne daha da yıkıcı şekilde hissettiğimiz bu dönemde, bakanlıktan beklenen mevcut mevzuatları uygulaması ve daha somut çözümler için planlamalar yapmasıdır” ifadelerine yer verdi.
Ayrıca Kara önergesinde Egzoz Elektronik Denetleme Sistemi (EGEDES) aracılığıyla egzoz gazı emisyon ölçümü yaptırmayan 100 adet motorlu taşıt sahibinin tespit edilmesine rağmen mevzuatta belirlenen idari para cezası işleminin yapılmadığına da değindi. Önergede ayrıca şunlara yer verildi:
“Buna ek olarak; egzoz gazı emisyonu ölçüm istasyonlarında istihdam edilen personellerin Millî Eğitim Bakanlığı onaylı eğitim belgeleri bulunmamasına rağmen il müdürlüklerince bu istasyonlara egzoz gazı emisyon ölçüm yetki belgeleri verilmiştir.”
Bakan Özhaseki’ye yöneltilen sorular ise şöyle:
Bakanlık tarafından egzoz gazı emisyon ölçümü yaptırmayan motorlu taşıt sahipleri tespit edilmesine rağmen niçin mevzuata uygun idari para cezası işlemi yapılmamıştır?
2023 yılı itibariyle, Egzoz Elektronik Denetleme Sistemi aracılığıyla egzoz gazı emisyon ölçümü yaptırmayan motorlu taşıt sahipleri tespit edilmiş midir?
Eğer tespit edildi ise sayıları ne kadardır ve idari para cezasına yönelik işlem yapılmış mıdır?
Egzoz gazı emisyonu ölçüm istasyonlarında istihdam edilen personellerin Millî Eğitim Bakanlığı onaylı eğitim belgelerine sahip olmadıkları ortaya çıkmıştır. Sözü geçen personeller onaylı belgelere sahip olmadıkları halde hangi kriterler göz önünde bulundurularak istihdam edilmiştir ve bu istasyonlara neden ölçüm yetki belgesi verilmiştir?
Trafikte seyreden motorlu taşıtlardan kaynaklı egzoz gazlarının neden olduğu hava kirliliği kentlerimizdeki canlı yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir. Bu kirliliğin sebep olduğu sağlık etki maliyetlerine ilişkin bir hesaplamanız var mıdır?
Egzoz gazından kaynaklı sağlık etki maliyetlerini azaltmak için bir planlamanız ve çalışmanız mevcut mudur?
Denizli’ye bağlı Tavas’ın Avdan Mahallesi’ndeki kömür ocağı işletmesi için 3 milyon 764 bin metrekarelik bir alana maden üretimi amacıyla acele kamulaştırma kararı verilmesinin iptaline ilişkin davada Danıştay 6. Dairesi’nin yürütmeyi durdurma kararı yeniden hatırlatıldı.
Yurttaşlar kararın halen uygulanmadığını, davalı şirketin köylülere ait taşınmazlarda hukuksuz bir şekilde çalışmalarına devam ettiğini belirterek tepki gösterdi:
“Şirket tarafına tebliğ edilen yürütmenin durdurulmasına kararlarını açıkça yok saymakta olup, söz konusu taşınmazlara geri dönüşü olmayacak zarar vermekte ve fütursuzca tahrip etmektedir. Yürütmenin durdurulması kararlarının uygulanması için gerekli adımların atılmadığı her gün şirket hukuksuzluğa göz göre göre devam edecektir.”
‘Hukuk garabeti’
Yöre halkı Avdan Madencilik Enerji San. ve Tic. A.Ş.’nin Danıştay kararını görmezden gelerek faaliyetlerini devam ettirmesini “hukuk garabeti” olarak nitelendirdi:
“Danıştay’ın yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararının uygulanmadığı her saniye hukuk garabeti yaşanmakta, tüm Avdan köyü sakinlerinin mülkiyet hakkına tecavüz edilmekte; ilgili madencilik şirketi tarafından zeytinlikler kesilerek doğa katliamı yapılmakta ve ülkemizin güzide tarım arazileri ile su kaynakları madencilik faaliyeti adi altında kirletilerek geri dönülemez şekilde yok edilmektedir.”
Avdan Platformu Bileşenleri, Denizli Barosu, Denizli Tabip Odası, Denizli Ziraat Odası, TMMOB İKK, Büyük Menderes İnisiyatifi, Adan Mahalle Muhtarlığı ve Doğa ve Çevre Vakfı (DOÇEV) tarafından yapılan ortak açıklamada, şu ifadelere yer verildi:
“Danıştay’ın işbu kararının uygulanmaması,
Öncelikle Anayasa’nın 138. maddesinde açıkça belirtilen ‘Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez’ hükmüne,
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun (İYUK) ‘Danıştay, bölge idare mahkemeleri, idare ve vergi mahkemelerinin esasa ve yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, gecikmeksizin işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur. Bu süre hiçbir şekilde kararın idareye tebliğinden başlayarak otuz günü geçemez’ hükmünü haiz 28. maddesine;
Yine Anayasa’nın, devletin üç sac ayağından olan ‘yargı’ etkisine ilişkin olan 9. maddesine, temel hak ve hürriyetlere yönelik genel sınırlama sebeplerini düzenleyen 13. maddesine, mülkiyet hakkının sınırlanmasına ilişkin olan 35. maddesine ve kamulaştırmada kamu yararının gerekliliğine ilişkin 46. maddesine ve ilgili kanunlara açıkça aykırıdır.”
Ne olmuştu?
Yatağan ilçesi içindeki aktif kömür sahalarında kömür kalmadığı için Yatağan Termik Santrali’ne şu anda Soma’dan, daha önce de Milas ve Kütahya’dan kömür getirilmişti.
Denizli Tavas ilçesine bağlı Avdan köylüleri, iki yıl önce önce termik santral tehdidi ile mücadelelerine başlamış, ve termik santral iptal edilmişti. Daha sonra kömür ocağı için başlatılan ÇED süreci de köylüler tarafından yargıya taşınarak engellendi.
Ocak 2022’de ise Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile acele kamulaştırma yapılarak 3.760 dönüm büyüklüğünde tarım arazilerine el konmuştu.
Maden sahasının ÇED raporuna göre, termik santrale 140 kilometre uzaktan çıkarılacak bu kömür Yatağan Termik Santrali’nde yakıt olarak kullanılacak. Kamulaştırma üç bin köylüyü topraklarından ediyor.
Cumhurbaşkanlığı kararnamesine ilişkin olarak, kararın, davaya konu taşınmazlar yönünden iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle Cumhurbaşkanlığı ile Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğüne (MAPEG) karşı davalar açılmıştı.
Danıştay 6. Dairesi’nin 2022/3218 E. sayılı dosyasında 15 Mart 2022 tarihli ara kararı ile ilgili idari işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmişti.
Açılan davalarda ara kararlar ile ilgili idari işlemin yürütmesinin durdurulmasına karar verilmişti.
Kararlar Cumhurbaşkanlığı’na, MAPEG’e ve müdahil şirket Avdan Madencilik Enerji Sanayi ve Ticaret AŞ’ye tebliğ edilmişti. Ancak şirketin faaliyetleri sona ermedi.
İstanbul’da etkili olan sağanak yağışlarla ilgili Afet Koordinasyon Merkezi‘nden (AKOM) açıklama geldi. Açıklamada perşembe öğle saatlerinden itibaren Avrupa yakasında farklı ilçelerde metrekareye 20 kilogram ile 220 kilogram arasında yağış düştüğü belirtildi.
AKOM’dan bir de uyarı geldi. AKOM, 30 Eylül Cumartesi ve 1 Ekim Pazar günü kent genelinde kuvvetli yağış uyarısı yaparak, vatandaşları tedbirli olmaları konusunda uyardı.
En fazla yağış Arnavutköy ve Başakşehir’e düştü
İstanbul’da Perşembe saat 14.00’ten sonra Avrupa yakasında, Cuma günü sabah erken saatlerden itibaren Anadolu yakasında sağanak etkili olan sağanak yağışta farklı bölgelerde metrekareye 20 kilogram ile 220 kilogram arasında yağış düştü. En fazla yağış Arnavutköy ve Başakşehir ilçelerinde gözlendi.
İBB ekipleri 3 bin 430 personel, bin 658 araç ve iş makinesiyle kent genelindeki toplam 3 bin 667 ihbara müdahale etti. Yağış nedeniyle mahsur kalan 707 kişi ve 15 hayvan İtfaiye ekipleri tarafından kurtarıldı. Arnavutköy, Başakşehir ve Sultangazi ilçelerinde 702 kişi bir süre bulundukları yerde mahsur kaldı.
Pendik Kurtköy‘de iki araç üzerine istinat duvarı çökmesiyle ilgili 5 kişinin kurtarıldığı araç içerisinde mahsur kalan bir kişiyi kurtarma çalışmalarının ise sürdüğü sürdüğü belirtildi. Pendik Mostar köprüsünde yol çökmesi sonucu mahsur kalan servis aracına da müdahalenin sürdüğü bildirildi.
İBB ekipleri mazgal, baca, dere temizlikleri ve çöp toplama çalışmalarına devam ediyor.
Cumartesi yağış kuvvetlenecek
AKOM’dan bir de uyarı geldi. Gün içerisinde etkisini kaybeden yağışın kısa süreli ve yerel olarak görüleceği belirtilen açıklamada, yağışların 30 Eylül Cumartesi günü sabah saatlerinden itibaren kuvvetleneceğine dikkat çekildi. AKOM 1 Ekim Pazar günü, öğle saatlerine kadar bölgesel olarak 100 kilogram ve üzeri şiddetli yağışların görülebileceği konusunda da uyarı geldi.
İstanbul’da haftasonu hava sıcaklıkları ise 22 – 25 derece aralığında seyredecek. 5 Ekim’e kadar mevsim normalleri civarında seyreden sıcaklıkların 6-15 Ekim tarihlerinde 1 ila 3 derece azalması bekleniyor.
Kuraklığın ardından sel
Önceki gün İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, bütün yazı yağış azlığıyla geçiren kentte barajların boşaldığına dikkat çekerek, İstanbullulardan suyu tasarruflu kullanmasını istemişti.
Küresel ısınma nedeniyle sayısı ve etkisi artan sıcak dalgaları ve yağış azlığı nedeniyle Akdeniz havzasının neredeyse tümünde görülen kuraklık dönemleri sırasında veya sonrasında bu tür ani bastıran aşırı yağış ve buna bağlı sel olayları artık sık görülüyor. Uzmanlar, iklim değiştikçe su döngüsünün de değiştiğini; ısınan atmosferin daha fazla nem tutup daha çok yağış bıraktığına dikkat çekiyor. Yani sulak alanlar daha sulak; kurak alanlar daha kurak hale geliyor.
Birleşik Krallık‘ta tek kullanımlık çatal, kaçık, bıçak, tabak ve strafor tepsi kullanımına getirilen yasağın uygulanmasına 1 Ekim’de başlanıyor.
Yasak kapsamında satıcılar, paket servis restoranları ve diğer ikram servisleri plastik çatal, bıçak, kaşık, strafor tabak ve kaseleri kullanamayacak. Ancak önceden paketlenmiş ve hazır gıdalarda kullanılan plastikler yasak kapsamında değil. Yani lokanta ve paket servisler, gıdaları önceden paketlemek için plastik tabak, tepsi ve kase kullanmaya devam edebilecek.
1 Ekim’den itibaren tek kullanımlık plastikle satış yapan işyerlerine para cezası verilebilecek ve denetimleri yerel yönetimler yapacak.
BBC‘nin aktardığına göre, hükümet bu ürünlerin “ambalaj” kapsamına girdiğini ve başka kurallarla düzenleneceğini söylüyor. Bu ambalaj atıklarıyla başa çıkmanın maliyetinin yerel yönetimlerden, ambalaj üreticilerine kaydırılması hedefleniyor.
Sunak Hükümeti, yeni yasağın “2042 yılına kadar, tüm kaçınılabilir plastik atıkları ortadan kaldırma yolculuğunun büyük bir adımı” olduğunu açıkladı.
Çevre aktivistlerine göre, karar ‘yetersiz’
Plastiğin doğada çözünmesi yüzlerce yıl alıyor, suyu kirletiyor ve sera gazı salımına da neden oluyor.
Birleşik Krallık’ta geçen yıl da tek kullanımlık plastik pipetler, karıştırıcılar ve plastik içeren kulak temizleme pamukları yasaklanmıştı. Ancak çevre aktivistleri yeni yasağı, plastik atık sorunuyla mücadelede yeterli olmamakla eleştiriyor.
Greenpeace UK‘den plastik atık aktivisti Anna Diski, “Sadece birkaç tek kullanımlık plastik ürüne birkaç yılda bir sembolik yasaklar getirmek… sorunun boyutuna kıyasla tamamen yetersiz” diyor: “Bu bölük pörçük yaklaşım yerine, hükümet sorunun kaynağına inmeli ve üretilen plastiğin boyutunu azaltmaya yönelik ciddi bir strateji geliştirmeli.”
Çevre Bakanı Rebecca Pow’a göreyse hükümet “yeşil ambalaja geçiş” konusunda son dokuz aydır endüstri ile yakın çalışıyor.
Paket servis dağıtımı yapan en büyük şirketlerden Just Eat’in yaptırdığı araştırmaya göre, halkın yüzde 70’i hükümetin plastik kullanımı konusunda daha fazla adım atması gerektiğini düşünüyor ve yüzde 73’ü plastik paket servis kutularının yasaklanmasını destekliyor. Firmanın küresel sürdürülebilirlik müdürü Robin Clark da ülkedeki paket servis endüstrisinin her yıl yaklaşık 500 milyon tek kullanımlık plastik kutu kullandığını belirtiyor. Şirket hükümete sürdürülebilir ambalaj alternatiflerinin yaygınlaştırılması, ve hem işyerleri hem de halk için daha ulaşılabilir kılınması çağrısı yapıyor.
Resmi verilere göreyse Birleşik Krallık’ta her yıl 1,1 milyar tek kullanımlık tabak ve 4 milyardan fazla çatal ve bıçak kullanılıyor; kişi başına her yıl ortalama 18 adet tek kullanımlık plastik tabak ve 37 adet plastik çatal bıçak düşüyor.
Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı‘na (DEFRA) göre bunların sadece yüzde 10’u geri dönüştürülüyor.
İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin (İBB) Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından koruma statüsü değiştirilen ve imara açılan İstanbul Beşiktaş‘taki Yıldız Parkı için aldığı karara itirazı, mahkeme tarafından kabul gördü. Planlar iptal edildi.
Bakanlık 2021 yılında, Doğal ve Tarihi Sit Alanı koruması altına alınan Yıldız Parkı’nın koruma statüsünü, “Nitelikli Doğal Koruma Alanı” olarak değiştirilmişti. Yıldız Parkı’nın çevresindeki parseller ise “Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı” olarak tescil edilmişti. İBB’nin tescil kararı sonrası bakanlığa itirazı reddedilince, konu yargıya taşındı.
‘Hukuka uyarlık yok’
Dosyayı inceleyen İstanbul 9. İdare Mahkemesi, İBB’nin itirazıyla açılan davada kararını açıkladı. İlgili mevzuat ve bilirkişi raporlarını inceleyen mahkeme İBB’nin itirazını haklı bularak Yıldız Parkı’nın koruma statüsünde yapılan değişikliği iptal etti.
Yıldız Parkı’nın ekolojik, fizyografik ve biyolojik yapısı itibarıyla bütün olarak korunması ve orman için alanların devamlılığının esas olması gerektiğine vurgu yapan mahkeme kararında, “Davaya konu alanın nitelikli doğal koruma alanı olarak korunması gerektiği anlaşıldığından, dava konusu işlemlerde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır” ifadeleri kullanıldı.
Mevzuata da uygun değil
Mahkeme kararının sonuç kısmında “…Yıldız Parkı Etabı Doğal Sit Alanının ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ ve ‘Sürdürülebilir Koruma ve Kontrollü Kullanım Alanı’ olarak tescil edilmesine dair İstanbul 4 Numaralı Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Komisyonu’nun 26 Ağustos 2021 tarihli kararının, bu raporun onaylanmasına dair Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlık Makamının 2 Eylül 2021 tarih ve 1648125 sayılı Olur’u işleminin ilgili mevzuat açısından uygun olmadığı kanaatine varılmıştır” denildi.
Gökçe: Park ve koru korunacak
Kararı sosyal medya hesabından “İstanbullulara güzel bir haber” olarak duyuran şehir plancısı, İBB Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Buğra Gökçe de davayı gören İdare Mahkemesi’nin;
Yıldız Parkı ve Korusu’nun Ekolojik, fizyografik, biyolojik yapısının bütün olarak korunması,
Orman alanlarının devamlılığının esas olması gerektiğini,
Bakanlığın yapmış olduğu değişiklikle hayvanların, doğal bütünlüğün olumsuz etkilenerek, peyzaj değerinin bozulacağını,
Yıldız Parkı ve Korusu’nun doğal koruma alanı olarak korunması gerektiğini tespit ederek,
hukuka uygunluk bulunmayan imar planı değişikliğini iptal ettiğini duyurdu.
🍀 Sevgili İstanbullular size güzel bir haberim var.
Yıldız Parkı; İstanbul’un kalbi Beşiktaş’ta, İstanbul’un en çok ziyaret edilen, büyüleyici güzelliklere sahip doğal, tarihi ve kültürel zenginliği. Önemli bir sit alanı.
Gökçe, “Yıldız Parkı ve Korusu korunacak, bütün güzelliği ile İstanbulluları misafir etmeye devam edecek. Biz de başkanımız Ekrem İmamoğlu’nun öncülüğünde İstanbulumuzun ekolojik, doğal tüm güzelliklerini korumak için 7/24 çalışmaya devam edeceğiz” dedi.