Ana Sayfa Blog Sayfa 349

Buğday Derneği’nden ‘Agroekoloji Bilgisi Derleme Rehberi’

MedCaravan ekibi tarafından agroekoloji bilgisinin sağlıklı bir şekilde nasıl derlenip kayıt altına alınabileceği konusunda bir rehber olması amacıyla oluşturulan “Agroekoloji Bilgisi Derleme Rehberi” online erişime açıldı.

Buğday Derneği’nin Akdeniz ülkelerinden sivil toplum kuruluşlarıyla ortaklaşa yürüttüğü MedCaravan (Akdeniz Agroekoloji Kervanı) projesi kapsamında yayınlanan rehber kitapçık, agroekoljik uygulamaların yaygınlaşarak ekosistemin ihtiyaç duyduğu iyileşme için faydalı bir araç olma umudunu taşıyor.

Avrupa Birliği tarafından Erasmus+ Programı kapsamında desteklenen MedCaravan projesi, tarımdan sanata, tedarik sistemlerinden topluluk dayanışmasına kadar pek çok alanda ekolojik yöntemler öneren agroekoloji bilgi ve uygulamaları toplamayı ve paylaşmayı hedefliyor.

Proje kapsamında hazırlanan rehber; ”agroekoloji nedir”, ”agroekoloji bilgisine neden ihtiyacımız var”, ”bu bilgiler nasıl derlenir”, ”kaynaklarımız kimlerdir, nelerdir” gibi birçok temel soruya yanıt veriyor.

Agroekoloji nedir?

Agroekoloji, güvenilir ve besleyici gıdaların doğa dostu yöntemlerle üretilip herkese adil bir şekilde ulaşabildiği bir gıda sistemine geçiş için uygulanabilir üretim, tedarik ve tüketim yolları sunan bir yaklaşım ve aynı zamanda bir toplumsal hareket. Gıda sistemlerinin ekolojik açıdan duyarlı, ekonomik açıdan uygulanabilir ve sosyal açıdan adil olacak şekilde dengelenmesini amaçlıyor.

Agroekoloji bilgisi, dünyada ekolojik prensipleri dikkate alarak tarımsal üretim yapan çok sayıda çiftçi ve gıda sisteminin diğer aktörleri tarafından uygulanıyor. Özellikle doğa dostu geleneksel uygulamaların yok olmadan derlenerek, ihtiyaç duyanların erişebileceği mecralarda yayınlanması, bu bilginin gelecek kuşaklara aktarılması ve yaygınlaşması açısından önem taşıyor.

Agroekoloji bilgisine neden ihtiyacımız var?

Ekosistemin işleyişini ve doğal varlıkların sürdürülebilirliğini tehdit eden, iklim değişikliğine neden olarak gezegenimizi yok oluşa sürükleyen endüstriyel üretim sistemi ile tüketim ekonomisi, bütün alanlarda olduğu gibi tarım ve gıda alanında da ekolojik, sürdürülebilir, sağlıklı ve adil yenilikçi bir dönüşümü zorunlu kılıyor.

  • Gezegenin gıda güvenliğine en büyük katkıyı veriyor,
  • Geleneksel gıdaların korunmasını ve halkın dengeli beslenmesini sağlıyor,
  • Tarımsal biyoçeşitliliğin korunmasına ve doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımına katkı sağlıyor,
  • Dayanıklı tarımsal ekosistemler yaratır ve iklim değişikliğinin azaltılmasına yardımcı oluyor,
  • Sosyal politikalarla desteklendiğinde yerel ekonomileri canlandırıyor.

Agroekoloji Bilgisi Derleme Rehberi’ne buradan ulaşabilirsiniz.
İngilizce ve diğer Akdeniz dillerindeki kitapçığa buradan ulaşabilirsiniz.

 

İklim Adaleti Koalisyonu eyleme çağırıyor: Bedelini onlara ödetme zamanı

İklim Adaleti Koalisyonu, ‘Bedelini ödetme zamanı’ diyerek halkın omuzlarına yüklenen olağanüstü bedellere karşı yarın (30 Eylül Cumartesi günü) altı Avrupa ülkesiyle birlikte Türkiye‘de eş zamanlı protesto gerçekleştirecek. “Bize dayatılan tüm hukuksuzlukların ve aşırılıkların bedelini ödemeye devam etmeyeceğiz” denilerek çıkılan eylem çağrısında vatandaşların altında ezilmek zorunda bırakıldığı sorunlara tek tek işaret edildi. 

Aktivistler yarın saat 15.00’da Muğla, Milas’taki İkizköy’ün Akbelen Ormanı’nda ekolojik katliam yapan Limak Holding’in oteli, Beykoz Rüzgarlıbahçe’deki Limak Eurasia Hotel önünde bir araya gelecek.

Vatandaşlara yapılan çağrıda şu ifadelere yer veriliyor:

“Bugün, enerji, gıda, konut, ısınma ve ulaşım bedelleri inanılmaz seviyelerde faturalarımıza yansırken, bu bedellerin karı özel şirketlerin kasasına aktarılıyor. Kömür, petrol, doğalgazın, yani fosil yakıtları elde edebilmek için bu şirketler, tarihte görülmemiş ölçülerde doğa katliamları gerçekleştirip insan haklarını çiğneyen her türlü hukuksuzluğu icra ediyor.

Akbelen’de doğup büyümüş yaşlı kadınlar, altında kömür madeni olan toprağı korumak için ağaçlara sarıldığında kolluk kuvvetleri tarafından darp ediliyorlar. Evlerine kimlik göstererek giren, toprağına kömür santrali yüzünden asit yağmuru yağan köylüler birinci derecede mağdur iken, şehirlerde yaşayanlar ise yüksek elektrik faturaları, sürekli yükselen akaryakıt fiyatları ve kira bedelleri altında ezilmektedir.”

Kaynak: İklim Adaleti Koalisyonu
Kaynak: İklim Adaleti Koalisyonu

‘Şirketler, hükümetin güvencesinde karlılıklarını sırtımızdan artırmanın peşinde’

“Çiftçinin, küçük balıkçının, esnafın ve zanaat sahibinin çalışma alanını yok denecek kadar daraltmış, hayatın her alanına yayılan büyük şirketler, hükümetin güvencesinde karlılıklarını bizim sırtımızdan artırmanın peşinde dur durak bilmeden büyümekte, halk ise enflasyon kıskacında bu şirketlerin daha da büyümesi için derin yoksulluğa itilmektedir. Yeni açıklanan verilere göre, Türkiye’deki 500 büyük sanayi kuruluşu karlılığını yüzde 96 seviyesinde artırmış, yani halkın cebinden, sağlıklı çevrede yaşama hakkından ve doğayı koruma sorumluluğundan artırdığı paraları kasasına eklemiştir.

İnsan türünün fosil yakıtları kullanarak tetiklediği sıcaklık artışı yüzünden ortaya çıkan iklim krizi, artık ülkemizde ve dünyada görülmemiş tahribatlara yol açıyor. Yangın ve sel felaketleri ardarda vururken, tarım ürünlerinin yetişememesi ile gelen kuraklık, şirketlerin azgın karlılık hırsı ile birleştiğinde bugün insanlığın devamını tehdit eden boyutlara gelmiştir. Hal apaçık ortada iken, bu başaşağı gidişi durdurmak yönünde hiçbir tedbir alınmadığı gibi tam tersi, yaşam kaynaklarının tamamen yok edilmesine ve sadece şirket karlarının artırılmasına yönelik politikalar izlenmektedir. İnsan ve doğanın varlığı yok sayılmakta, hayata tutunmak için çok büyük, aşırı ve inanılmaz bedeller halkın omzuna yüklenmektedir.”

Kaynak: İklim Adaleti Koalisyonu
Kaynak: İklim Adaleti Koalisyonu

‘Artık yeter’

Bu kısır döngüye dur demenin zamanının geldiğinin belirtildiği eylem çağrısında, “Artık yeter. Bu haksız bedelleri ödemeye daha fazla katlanamayız. Tarih önünde sorumluluk almayı reddeden pek çok kurum, hükümet ve siyasi partinin aksine toplumsal bir hareket başlatmanın zamanı gelmiştir” denildi. Eylem için ise vatandaşlara şu çağrıda bulunuldu:

“30 Eylül’de eyleme hayal gücünüzü, iradenizi, pankartlarınızı, ailelerinizi, dostlarınızı getirin. Yerel derneğinizi, öğrenci birliğinizi, tartışma grubunuzu, sendikanızı, kooperatifinizi, kendinizi getirin. Biz fazlasıyla bedel ödedik, artık onlara, süper zenginlere, kar hırsıyla doğayı ve yaşamı yok edenlere yaptıklarının bedelini ödetme zamanıdır. Biz sürükledikleri bu felakete hep birlikte dur diyelim.”

Yurttaşlar ne talep ediyor?

Yurttaşlar eylem öncesi taleplerini ise şöyle sıraladı:

  • Kömür, petrol, doğalgaz çıkarmaya son verilmesi,
  • Akbelen ormanını imha eden Limak’ın hukuksuz işlettiği termik santralin derhal kapatılması
  • Temel sektörlerde fiyat kontrolleri (Gıda ve su; Elektrik ve ısınma; Ev kiraları; Sağlık; Eğitim)
  • Vergi cennetlerine/ mali cennetlere son verilmesi
  • 2025 yılına kadar yenilenebilir elektriğin yüzde 100’e ulaşması için merkezi olmayan, topluluk temelli ve demokratik olarak kontrol edilen yenilenebilir enerjinin yaygınlaştırılması
  • Herkese ücretsiz toplu taşıma
  • Herkes için toplu konut

İklim Adaleti Koalisyonu hakkında

İklim Adaleti Koalisyonu, Cop26 Koalisyonu olarak yapılan çalıştay sonucu kapitalist ekonomi-politiğin neden olduğu iklim krizine karşı iklim adaletini savunmak ve bu doğrultuda uluslararası hareketlerin bir parçası olarak mücadeleyi büyütmek, geliştirmek ve sürdürmek amacıyla 25 Aralık 2021’de yapılan toplantıdan bu yana çalışmalar yürütüyor. Koalisyonun bireysel ve kurumsal katılımlara açık 75 bileşeni bulunuyor.

İsviçre’deki buzulların hacmi, son iki yılda yüzde 10 azaldı

Son yılların en sıcak yazlarından birini yaşayan İsviçre‘de buzulların hacminin son iki yılda yüzde 10 azaldığı tespit edildi.

İsviçre Bilimler Akademisi Kriyosfer Komisyonu, mevsim normallerin üzerinde seyreden sıcaklar ve eskiye kıyasla daha az kar yağması sebebiyle İsviçre Alpleri‘ndeki buzul erimesinin “ciddi derecede” hızlandığını bildirdi.

Buzul izleme merkezindeki uzmanlar, ülkede tahminen 1.400 buzul olduğuna dair erken uyarı işaretleri varken, bu yıl olası aşırı bir erimeye karşı halihazırda tetikteydi; bu sayı şu anda hızla azalıyor.

İsviçre Alpleri’ndeki buzullar yarı yarıya eridi
İsviçre buzulları hızla eriyor: 2 bin yıllık antik yürüyüş patikası ortaya çıktı
‣ Avrupa’nın en yüksek dağında buzullar çöküyor
‣ [İklim Kuşağı Konuşuyor-2] David Wicker: Alp buzullarının kaybolması uzak değil

İsviçreli meteorologlar ise ağustos ayında sıfır santigrat derece seviyesinin (suyun donduğu yükseklik) şimdiye kadar kaydedilen en yüksek seviyeye, yaklaşık 5.300 metreye (17.400 feet) yükseldiğini bildirdi; bu da İsviçre Alplerinin tüm zirvelerinin donma noktasının üzerinde sıcaklıklarla karşı karşıya olduğu anlamına geliyor.

Komisyondan yapılan açıklamada, Avrupa‘nın en fazla buzula sahip olan ülkede,  2022 ve 2023’te buzul hacminin toplam olarak yüzde 10 azaldığı ifade edildi. 2023’teki yüzde 6 oranında buzul azalışı, ölçümler başladığından beri en büyük erime olarak değerlendiriliyor.

‣ İkinci buzul cenazesi: İsviçre Alpleri’nde Pizol’a veda
İklim krizi Avrupa’daki kayak merkezlerinin yüzde 91’ini tehdit ediyor

Az yağış, çok sıcak

Sadece iki yıl içerisinde 1960 ile 1990 yılları arasında olduğu kadar buz kaybedildiği vurgulanan komisyonun açıklamasında, bu dönemde buzul dillerinin çökmesinin birçok küçük buzulun erimesine yol açtığı belirtildi.

Açıklamada, ciddi buz erimesinin, buzulların üzerine düşen ve doğrudan güneş ışığına maruz kalmasından koruyan karın çok az yağmasından kaynaklandığı kaydedilirken, haziranda görülen aşırı sıcakların karların normalden iki ila dört hafta önce erimesine neden olduğuna işaret edildi.

Araştırmaya katılan GLAMOS’un başkanı Matthias Huss, İsviçre’nin halihazırda 1000’e yakın küçük buzulu kaybettiğini ve “artık daha büyük ve önemli buzulları da kaybetmeye başladığımızı” kaydetti: “‘Buzullar iklim değişikliğinin elçileridir. Orada neler olduğunu çok açık bir şekilde ortaya koyuyorlar çünkü artan sıcaklıklara çok hassas tepki veriyorlar. Çalışma, iklimi istikrara kavuşturmak ve buzulların en azından bir kısmını kurtarmak istiyorsanız hemen harekete geçmenin büyük bir aciliyet taşıdığının altını bir kez daha çiziyor.”

İsviçre, bu yıl sıcaklık ölçümlerinin başladığı 1864’ten bu yana “beşinci en sıcak yazını” yaşamış; mevsim boyunca Alpler’in kuzeyinde iki, güneyinde de üç sıcak dalgası meydana gelmişti.

Altın Portakal yöneticisi: Tehdit ediliyoruz, Kanun Hükmü’nü yeniden festivalden çıkardık

Altın Portakal Film Festivali yöneticisi Ahmet Boyacıoğlu, “hakkımda soruşturma açıldı”, “teröristlikle suçlandım” gerekçesiyle “Kanun Hükmü“nü yeniden yarışma seçkisinden çıkardığını açıkladı.

Festival yönetimi, Belgesel Film Yarışması seçkisinde yer alan Nejla Demirci‘nin filmini, “oyunculardan birinin devam eden davası olduğu” gerekçesiyle festival listesinden çıkarmış; jüri, yapımcı ve yönetmenlerin festivalden çekilmesi, kültür-sanat çevrelerinin tepkisi sonucu yeniden seçkiye dahil etmişti. Karar üzerine de bu kez Kültür ve Turizm Bakanlığı belgeselin “FETÖ terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle desteğini  çekmişti.

Film, KHK ile görevlerine son verilen iki memurun hikayesini anlatıyor.

Altın Portakal sansürden döndü, bu kez de Bakanlık çekildi

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da Ankara’da bir tören sırasında  Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın kararını doğru bulduğunu söylemişti.

Festivale geri çağrılan “Kanun Hükmü” yaşanan gelişmelerin ardından bir kez daha seçkiden çıkarıldı.

Ahmet Boyacıoğlu X’ten yaptığı yazılı açıklamada “Kanun Hükmü”nü geri çağırmalarına Adalet ve Kültür Bakanlıkları’nın gösterdiği tepkilerin ardından “hakkında soruşturma açıldığı” ve “can güvenliklerine yönelik tehditler aldıkları” gerekçesiyle belgeseli bir kez daha “festival seçkisinden çıkart[tıklarını]” açıkladı.

Boyacıoğlu’nun açıklaması şöyle:

“Bugün, iki bakanlık tarafından yapılan açıklamalar üzerine, 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali Ulusal Belgesel Yarışmasında yer alan “Kanun Hükmü” adlı filmin festivaldeki varlığı nedeniyle şahsım adına soruşturma açıldığı bilgisi tarafıma ulaşmıştır.

Bu soruşturmayla birlikte benim ve ekibimin can güvenliği ile ilgili tehditler de oldukça yüksek perdeden devam etmektedir. Antalya Altın Portakal Film Festivali ekibi tüm tarafların sesine kulak vermek adına ilgili filmi yeniden seçkiye alırken, yine festivalin birliğini ve bütünlüğünü düşünmüştür.

Oysa, oldukça yüksek sesle tepkilerini dile getiren sinema sektöründen gereken desteği göremedik.

Geldiğimiz noktada kendini sinema emekçileri adına sorumlu hissederek hareket eden bizler olayın sorumlusu ve suçlusu olarak gösterilmek isteniyoruz. Herhangi bir terör örgütünün destekçisi olarak tarif edilmeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Bu aşamada yeni bir karar alarak “Kanun Hükmü” adlı belgeseli 60.Antalya Altın Portakal Film Festivali seçkisinden çıkarıyoruz. ”

Sinemanın bağımsızlığına, sanatçıların fikirlerini özgürce yansıtabilmesi gerektiğine yürekten inandıklarını belirten Boyacıoğlu, “Belgeselde yer alan kişi ile ilgili yargı süreci tamamlandıktan sonra Film, Antalya’da gösterilecektir” dedi.

Tamer Karadağlı: Bakanlığımızın aldığı kararın arkasındayız

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından 11 Ağustos’ta Devlet Tiyatroları Genel Müdürlüğü‘ne atanan Tamer Karadağlı ise Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın festivalden çekilmesi hakkında yorum yaparak “Bakanlığımızın aldığı kararın arkasındayız” dedi.

Demet Akbağ, Altın Portakal Film Festivali jüri başkanlığından çekildi

Öte yandan Demet Akbağ, Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin ‘Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması’nın jüri başkanlığında yer almayacağını bildirdi.

Akbağ, “Bir hafta boyunca sinema konuşmak ve sinemayla iç içe olmak için kabul ettiğim, Antalya Altın Portakal Film Festivali – Ulusal Uzun Metraj Film Yarışması jüri başkanlığı görevimden ayrılıyorum. Yaşanan iletişim sorunları, kriz yönetiminin yapılamaması ve ismimin dahil olmadığım olaylar içerisinde geçmesinden duyduğum rahatsızlık sebebiyle festivalde yer almayacağım” dedi.

Ne olmuştu? 

Yönetmen Nejla Demirci, “Kanun Hükmü/The Decree” başlıklı belgeselinin 60. Antalya Altın Portakal Film Festivali’nin Ulusal Belgesel Yarışma Seçkisi’nden “filmde yer alan bir kişi ile ilgili yargı sürecinin devam ettiği” gerekçesiyle çıkarılması üzerine yönetmen uygulamayı “hukuksuzluk” olarak niteledi.

Demirci sosyal medya hesabından yayınladığı bir açıklamayla Festival Yönetimini “sansür” uygulamakla suçladı ve “sansürün muhatabı”nın “sanat özgürlüğünden yararlanması gereken Türkiye toplumu” olduğunu ifade ederek dayanışma çağrısında bulundu.

Bu karara tepki gösteren 20 jüri üyesi görevi bıraktı, daha sonra kararı sansür olarak niteleyen yönetmen ve yapımcılar da ortak bir açıklamayla belgesel, yarışmadaki yerini alana dek festivalde yer almayacaklarını duyurdular.

Sansür protestosu: Yönetmen ve yapımcılar Altın Portakal’dan çekildi

Festival yönetimi tepkiler üzerine geri adım atarken yönetici Ahmet Boyacıoğlu yaptığı açıklamayla “‘Kanun Hükmü’ adlı belgesel filmde yer alan kişi ile ilgili yargılama sürecinin devam etmediği tarafımızca belgelendiği için filmin yarışma seçkisine geri alınmasına karar veril[diğini]” duyurdu.

İhraç edilen iki kamu çalışanının mücadelesini anlatan ‘Kanun Hükmü’ belgeselinin festival seçkisine geri alınmasının üzerine bu kez Kültür ve Turizm Bakanlığı, Altın Portakal Film Festivali’nden çekildiğini duyurdu. Bakanlık yaptığı açıklamada “Türk sinemasının alanındaki en önemli etkinliklerinden biri olan ve 60’ıncısının düzenlenme süreci devam eden Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde, belgesel yarışması bölümünde “Kanun Hükmü” adlı belgesel yer almaktadır. Böylesi önemli bir festivalde, sanatın gücü kullanılarak mağduriyet algısı üzerinden FETÖ terör örgütü propagandası yapılmasına vesile olunması son derece üzücüdür” dedi ve “bu sebeple Antalya Altın Portakal Film Festivali’nden çekil[diklerini] açıkladı.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç da tartışmaya katılarak dün “Altın Portakal Film Festivali’nde terör örgütünün propagandasını yapılmasına müsaade edilemez.” dedi.

Bakan, “Kültür Bakanımızın vermiş olduğu karar, çok değerli bir karar. Özellikle terör konusunda hep beraber milletçe kararlı olmamız gerekir. Bu kararlılıktan hiçbir zaman taviz vermememiz lazım.” diyerek “festivalde terör örgütünün propagandasının yapılmasına kesinlikle müsaade edileme[yeceğini]” söyledi.

Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek ise görevi süresince seçici kurulların oluşmasına, jürilerin belirlenmesine, filmlerin içeriğine ve filmlerin kazanıp kazanmaması konusuna hiçbir şekilde dâhil olmadıklarını belirtti. Sosyal medya hesabından bir paylaşım yapan Böcek, bundan sonra da bu tavrın değişmeyeceğini belirtti.

 

Gezi davasında Kavala ve Atalay dahil beş sanığın cezası onandı: TİP ‘özgürlük yürüyüşü’ne başlıyor

Gezi davasına ilişkin “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Osman Kavala için ağırlaştırılmış müebbet hapis ve diğer yedi sanık için ‘suça yardım’dan 18’er yıl hapis cezasına ilişkin kararın incelemesi, Yargıtay 3. Ceza Dairesince tamamlandı. Yargıtay, Kavala dahil beş sanığın cezasının onanmasını kararlaştırdı. Ali Hakan Altınay, Yiğit Ali Ekmekçi ve Ayşe Mücella Yapıcı hakkında verilen 18’er yıl hapis cezaları ise Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozuldu.

Kavala’ya verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis ve Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) milletvekili seçilen Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku‘ya verilen “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” iddiasıyla 18’er yıl hapis cezaları onandı.

Karara göre; Türk Ceza Kanunu‘nun 312/1 maddesi gereğince, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” iddiasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan Kavala hakkındaki mahkumiyet hükmü onandı.

Dairenin, Atalay ve Kahraman’a ilişkin onama kararının gerekçesinde, “bu sanıkların bir plan ve organizasyon dahilinde gerçekleştirilen Gezi Parkı olaylarının başlaması ve tüm ülke sathına yayılarak derinleştirilmesi kapsamında eylemlerinin bulunduğu” iddia edildi.

“Atalay ve Kahraman’ın, Gezi Parkı eylemleri sürecinde yaptıkları provokatif paylaşımlar ve eylem çağrıları ile eylemcileri tahrik ederek şiddet olaylarının tırmanmasına neden olan Taksim Dayanışması‘nı yönlendirdikleri” öne sürülen kararda, şu gerekçeye yer verildi:

“Gezi Parkı eylemlerinin gerçekleştirilmesindeki organizasyonda baş aktör olan ve bu eylemleri finanse eden diğer sanık Mehmet Osman Kavala ile de irtibatlı olarak birlikte hareket ettikleri anlaşılmakla, bu şekilde vuku bulan eylemleri, TCK’nın 312/1. ve 37/1. maddeleri kapsamında hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu oluşturduğu halde, delillerin takdir ve değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etmeye yardım suçundan mahkumiyetlerine karar verilmesi, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.”

Altınay, Ekmekçi ve Yapıcı’ya adli kontrollü tahliye

Dairenin kararında Altınay, Ekmekçi ve Yapıcı’nın eylemlerinin, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” kapsamında olmadığına işaret edildi. Kararda, bu sanıkların eylemlerinin, “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

Daire, mahkumiyet hükümlerini bozduğu sanıklar Yapıcı ile Altınay’ın adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliyesini kararlaştırdı.

‘Canlarımı bıraktım çıkıyorum’

Kararın ardından Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nden serbest bırakılan Yapıcı şu ifadeleri kullandı:

“Hiçbirimizin suçu yoktu. Bu nasıl bir adalet hala anlamış değilim. Ben burada canlarımı bıraktım çıkıyorum. İçeride kalan canlarımızı bir an önce çıkarmamız lazım. Böyle bir adaletsizliği hak etmiyor bu ülke.”

Kararın ardından sosyal medya platformu X’te (Twitter) #GeziOnurumuzdur etiketi trenddeki konular (TT) listesine girdi.

‘Büyük bir utanç’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, kararı “büyük bir utanç” şeklinde nitelendirdi. Kılıçdaroğlu şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yargıtay, bir demokrasi mücadelesi olan Gezi Parkı Direnişinin, talimatla ‘suç’ gösterilmesi utancına ortaklık etmiştir. Unutulmamalıdır ki; Gezi direnişi, demokrasi tarihimizde özgürlüğü haykıran gençlerin gür sesidir. Bu sesi hiçbir güç kısamaz! Bu karar büyük bir utançtır!”

‘Yargı Saray’ın, Gezi halkındır’

Türkiye İşçi Partisi‘nin (TİP) sosyal medya hesabından ise şu paylaşım yapıldı:

“Yargı Saray’ın, Gezi halkındır! Hatay Milletvekilimiz Can Atalay’ın Saray yargısının hukuksuz operasyonuyla tutsak edilmesini kabul etmeyeceğiz!”

TİP Genel Başkanı Erkan Baş ise “Başta Hatay milletvekilimiz Can Atalay olmak üzere, hapis cezaları onanan tüm Gezi tutsakları nezdinde emekçi halkımızın özgürlüğüne dönük yargı darbesini kabul etmiyorum. Özgürlük için, 1 Ekim günü Hatay’dan Ankara’ya doğru ilk adımımı atacağım. Yalnız olmadığımı, olmadığımızı biliyorum. Saray da öğrenecek!” dedi.

‘Karar, yargının siyasallaştığının ilanıdır’

İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkezi de “Gezi Davası’nda çıkan karar Türkiye’de yargının siyasallaştığının ilanıdır” değerlendirmesinde bulundu.

Yeşil Sol Parti‘den de “Gezi tutsaklarına verilen cezanın onanması rehin alma siyasetinin devamıdır. Rehin tutmak istedikleri Gezi tutsakları değil halkların özgür, eşit, insanca yaşama talebidir. Bu karar aynı zamanda Can Atalay’ı Meclis’e gönderen Hatay halkının iradesini tanımamaktır” denildi ve direniş mesajı verildi:

“Adaletsizliğe ve irade gaspına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz, tüm arkadaşlarımız özgür oluncaya dek direnmeye devam edeceğiz.”

Ne olmuştu?

25 Nisan’da Osman Kavala‘ya “hükümeti kaldırmaya teşebbüs” suçundan  ağırlaştırılmış müebbet; Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ali Ekmekçi‘ye 18’er yıl hapis cezası verilmişti. Kavala casusluk suçlamasından beraat etmişti.

Can Atalay hapishaneye götürülürken “Bizi Silivri’ye götürecekler. Şunu bilin, zulme karşı direneceğiz, zulme boyun eğmeyeceğiz. Hukuka aykırı hiçbir işi kabul etmeyeceğiz” demişti.

Salonda mahkeme heyetine karşı “Çeteciler, yargılanacaksınız” ifadeleri ve yuh sesleri yükselmiş; “Kahrolsun istibdat yaşasın özgürlük”, “Her yer Taksim her yer direniş” denilmişti.

Kavala, 2017’de tutuklanmıştı

Gezi olaylarına ilişkin açılan soruşturma üzerine 18 Ekim 2017 tarihinde Gaziantep’ten uçakla dönerken gözaltına alınan iş insanı Osman Kavala, 1 Kasım tarihinde “anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs, hükümeti ortadan kaldırma” suçlamasıyla tutuklanmıştı. Kavala “Gezi olaylarının yöneticisi ve finansörü” olmak ile itham ediliyordu.

Savcılık iddianameyi tutukluluk kararından yaklaşık 1,5 yıl sonra 19 Şubat 2019 günü açıkladı. 4 Mart’ta da mahkeme tarafından kabul edildi. Bu süre zarfında Kavala, hakkında herhangi bir suçlama olmadan, hakim karşısına çıkartılmadan Silivri Cezaevi’nde tutuldu. Hazırlanan iddianamede 16 kişi hakkında “protestoları örgütlemek” suçlamasıyla müebbet hapis cezası isteniyordu.

Gezi Davası‘nın altıncı duruşmasında hakim tüm sanıklar hakkında beraat kararı verdi. Ancak Osman Kavala hakkında önce 15 Temmuz soruşturması kapsamında daha sonra da “casusluk” suçlamasıyla tutuklama kararı verildi.

Gezi Parkı’nın mülkiyeti İBB’den alındı

Öte yandan, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) mülkiyetindeki Taksim Gezi Parkı, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne devredildi.

Müdürlük, Gezi Parkı’nın mülkiyetinin Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri Vakfı’na geçtiğini açıklamıştı.

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da bir mülkiyet davası açacaklarını belirtmişti.

TMMOB Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi de Gezi Parkı’nın mülkiyetinin “Sultan Beyazıt Hanı Veli Hazretleri” adlı vakfa geçirilmesinin iptali istemiyle dava açmıştı.

Anayasa Mahkemesi (AYM) Gezi Direnişi’nde polisin attığı gaz fişeği nedeniyle sağ gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın bireysel başvurusunu karara bağlayarak, eziyet yasağının ihlal edildiğine hükmetmiş, Sarıkaya’ya tazminat ödenmesine karar vermişti.

Mahkeme, ayrıca sekiz yıldır yargılanmayan polislerin yeniden soruşturulmasına karar vermişti.

Sekiz yıl önce bugün neler oldu?

Dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’na Topçu Kışlası inşa edileceğini açıklamıştı.

Parkı korumak için örgütlenen sivil toplum 27 Mayıs’ı 28 Mayıs’a bağlayan gece iş makinelerinin Gezi Parkı’na girdiğini görünce sosyal medyadan çağrı yaptı. Kısa sürede çok sayıda insan parkın çevresinde toplandı. Polis parkın çevresinde bariyer kurdu ve halka biber gazıyla çok sert müdahale etti.

Sosyal medyadan yapılan Gezi Parkı’nda toplanma çağrıları kesilmedi. 28 Mayıs akşamında park çevresinde daha büyük bir kalabalık vardı.
Parkta süren çalışmalar durduruldu.

Eylemciler parkı korumak için nöbet tutmaya başladı. 31 Mayıs sabahı polisin parka girerek, çadır kuran eylemcileri fiziksel müdahaleyle dağıtması, eylemlerin daha da büyümesinin sebeplerinden biri oldu.

Gezi Parkı’nda toplanan eylemcilerin çadırları, belediye çalışanları tarafından geceyarısı ateşe verildi. Polisin kullandığı gücün “orantısız” olduğu eleştirileri yapıldı.

Eylemcilerin çadırları polisler tarafından yakıldı. Çadırların yakılma görüntüleri sosyal medyada yayınlanınca büyük bir infiale yol açtı. Yapılan eylem çağrıları sonunda gün boyunca Gezi Parkı ile Taksim Meydanı’nda toplanan binlerce kişi ile polis arasında sert çatışmalar yaşandı.

Gün içerisinde Taksim’de eylemler devam ederken, İstanbul Altıncı İdare Mahkemesi, Topçu Kışlası’nın yapımına onay veren kararı iptal etti.
Dönemin İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın da bir basın toplantısı düzenledi. Mutlu, bir doğa katliamının söz konusu olmadığını ve olaylarda istismar çabası olduğunu söyledi.

Gün boyu devam eden müdahalede yoğun biber gazı kullanımı ve TOMA’dan sıkılan basınçlı su ne­deniyle üç kişi gözünü kaybetti; onlarca kişi yaralandı.

31 Mayıs’taki müdahale eylemleri daha da büyüttü. Gezi Parkı eylemleri İstanbul dışına taştı ve 79 kente yayıldı.

1 Haziran eylemlerin kronolojisinde kritik bir tarih oldu.

İstanbul Valisi: Yağış gece boyu sürecek, bodrumlarda kalmayın

Meteoroloji Genel Müdürlüğü‘nün dün Marmara Bölgesi için yaptığı gök gürültülü sağanak uyarılarının ardından, sabah saatlerinden itibaren kentin bazı bölgelerinde aralıklı olarak yağış başladı. Öğleden sonra etkisini artıran ve ani sağanağa dönen yağış nedeniyle Küçükçekmece, Arnavutköy ve Başakşehir‘de araçlar suya gömüldü.

İstanbul Valisi Davut Gül, kentte etkili olan kuvvetli yağışın sabaha kadar devam edeceğinin tahmin edildiğini belirterek, “Lütfen su basma riski bulunan yerleri ivedi şekilde boşaltınız.” uyarısını yaptı. AFAD’dan da vatandaşların telefonlarına uyarı mesajı gönderildi.

Kuvvetli yağış nedeniyle Eminönü-Alibeyköy Cep Otogarı Tramvay Hattı’nın bazı istasyonlarında sefer iptali yapılırken, Maçka-Taşkışla ve Eyüp-Piyer Loti Teleferik Hatları işletmeye kapatıldı.

İkitelli Organize Sanayi Bölgesi‘nde sağanak nedeniyle yolları su basarken, araçlar mahsur kaldı. Kuvvetli yağış Arnavutköy, Başakşehir, Esenyurt, Sultangazi’de de ilerleyen saatlerde etkisini artırdı. Bu bölgelere kısa sürede 30 ila 50 kg arasında yağış düştü

Bazı bölgelerde su baskınları yaşandığı, mahsur kalma riskine karşı itfaiye ekiplerinin bölgede sevk edildiği belirtildi.

Bazı bölgelerde ise su seviyesinin araçların yarısına kadar yükseldiği gözlendi. Başakşehir’de bazı sürücüler suyla dolan yolda ilerlemekte güçlük çekerken, bazı otomobiller de tamamen suya gömüldü. Gaziosmanpaşa‘da etkisini sürdüren sağanak yerini doluya bıraktı. Kuvvetli yağış nedeniyle Topkapı – Mescid-i Selam Tramvay Hattı‘nın Taşköprü istasyonunu su bastı. Mecidiyeköy’deki viyadükte de su baskını yaşandı. Araçlar, suyla dolan yolda ilerlemekte güçlük çekti.

Meteoroloji’ye göre İstanbul’da yağışlar dört gün daha sürecek.

AFAD’dan il il uyarı

AFAD’dan yapılan güncel açıklamada ise kırmızı, turuncu ve sarı kodlu uyarılar yayımlandı:

“Meteoroloji’den alınan son bilgilere ve yapılan değerlendirmelere göre; 1 ilimize Turuncu, 15 ilimize ise Sarı kod ile yağış uyarısı yapılmıştır.

Kırmızı kodlu uyarı: İstanbul

Sarı Kodlu uyarı: Tekirdağ, Kırklareli, Edirne, Çanakkale, Balıkesir, Bursa, Yalova, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak, Bolu, Kastamonu, Bartın, Karabük

  • 28 Eylül Perşembe günü sabah saatlerinden itibaren Tekirdağ, Kırklareli, İstanbul, Edirne, Çanakkale illerinde yerel kuvvetli,
  • 28 Eylül Perşembe günü akşam saatlerinden itibaren Balıkesir, Bursa, İstanbul, Yalova, Kocaeli, Sakarya, Düzce, Zonguldak illerinde yerel kuvvetli,
  • 29 Eylül Cuma öğle saatlerinden sonra Batı Karadeniz‘in iç kesimlerinde (Bolu, Kastamonu, Bartın, Karabük) sağanak ve gök gürültülü sağanak yağış bekleniyor.

Vatandaşlarımızın ani sel, su baskını, yıldırım, heyelan, yerel dolu yağışı, ani kuvvetli rüzgar, kısa süreli fırtına ve ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli olmasını önemle hatırlatıyoruz.”

Kuraklığın ardından sel

Önceki gün İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, bütün yazı yağış azlığıyla geçiren kentte barajların boşaldığına dikkat çekerek, İstanbullulardan suyu tasarruflu kullanmasını istemişti.

Seller ve ‘kırılgan’ kentler: Türkiye şehirleri aşırı yağışa neden hazırlıksız?

Küresel ısınma nedeniyle sayısı ve etkisi artan sıcak dalgaları ve yağış azlığı nedeniyle Akdeniz havzasının neredeyse tümünde görülen kuraklık dönemleri sırasında veya sonrasında  bu tür ani bastıran aşırı yağış ve buna bağlı sel olayları artık sık görülüyor. Uzmanlar,  iklim değiştikçe su döngüsünün de değiştiğini; ısınan atmosferin daha fazla nem tutup daha çok yağış bıraktığına dikkat çekiyor. Yani sulak alanlar daha sulak; kurak alanlar daha kurak hale geliyor.

İklim krizi sel riskini nasıl artırıyor?

Rapor: AB, yeşil dönüşüm için ‘tamam ya da devam’ anıyla karşı karşıya

Avrupa Dış İlişkiler Konseyi (ECFR) tarafından yazılan yeni bir rapor, Avrupa Birliği’nin (AB) Avrupa Yeşil Mutabakatı‘na sadık kalması halinde, hayat pahalılığı krizi, çok sayıda seçim ve artan siyasi “yeşil tepki” nedeniyle karbonsuzlaştırma için ‘tamam ya da devam anı’ ile karşı karşıya olduğu uyarısında bulunuyor.

Guardian’ın aktardığına göre, bugün (28 Eylül 2023) yayımlanan araştırmada ECFR’den yetkililer, Avrupalı karar alıcıların seçmenleri, özellikle de önümüzdeki yıl Avrupa Parlamentosu seçimleri ve birkaç ulusal seçim yapılacakken, yeşil dönüşüme sadık kalmanın kendi çıkarlarına olduğuna ikna etmeleri gerektiğine vurgu yaptı.

Bulgular, Avrupa’da birçok “yeşil gerileme”nin yaşandığı bir haftanın ardından geldi. İsveç ve Birleşik Krallık hükümetleri yeşil taahhütlerinden geri adım attıkları gerekçesiyle ağır eleştirilere maruz kalırken 26 Eylül 2023’te AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, AB hükümetlerinin araç emisyonlarına ilişkin kuralları yumuşatma yönündeki tutumunu memnuniyetle karşıladı.

‘Avrupa, yap ya da boz anı ile karşı karşıya’

ECFR kıdemli politika araştırmacısı Susi Dennison ve analist Mats Engström, “Avrupa, karbonsuzlaştırmanın bir sonraki aşamasına Avrupa Yeşil Anlaşması’nda belirlediği hızda ve modele göre ilerlemeli. Ancak Avrupa’daki karar alıcılar ve halk, hem mali hem de siyasi maliyetlerini ödemeye istekli olup olmadığı açısından bir yap ya da boz anı ile karşı karşıya” dedi.

Rapor, karbonsuzlaştırmayı savunmak için karar alıcıların enerji egemenliğine ve yeşil sanayi dönüşümünün ülkelerini ekonomik olarak daha rekabetçi hale getireceğine odaklanmalarını öneriyor. Ayrıca raporda, AB mali desteğinin iklim krizinin riskleriyle birlikte adil bir geçişe katkıda bulunmasının önemine dair ifadeler yer alıyor.

AB’nin fosil yakıtlara bağımlılığı yılın ilk yarısında rekor düzeyde azaldı

Raporda, “AB küresel bir yeşil lider olmaktan fayda sağlayabilir ancak politika araçlarını değişen jeopolitik koşullara hızla adapte etmesi gerekiyor” denildi.

‘Avrupa’da iklim eylemlerine ilgi artıyor’

Kıta genelinde iklim konusunda eyleme yönelik kamuoyu desteği yüksek seyretmeye devam ederken, enerji fiyatları ve arzı konusundaki belirsizlik, maliyet ve rekabet edebilirlik sorunlarıyla giderek daha fazla karşı karşıya kalındığı anlamına geliyor.

Haziran 2023’te yapılacak Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde Polonya, Slovakya, Hollanda ve Avusturya‘nın yanı sıra potansiyel olarak Hırvatistan ve Romanya‘da da seçimler var.

Bu arada rapor; İtalya, İsveç, Finlandiya ve Yunanistan‘da “ulusal çıkarlara açıkça öncelik veren ve uluslararası bir gündem olarak algıladıkları şeylere karşı daha temkinli” olan hükümetlerin bulunduğu uyarısında bulunuyor.

Araştırmacılar, 2019’da Yeşil Mutabakat için stratejik gündemin kabul edilmesinden bu yana değişen jeopolitik ortama rağmen Avrupa’nın iklim hakkındaki planlarını sulandırması halinde özellikle ABD ve Çin‘e karşı önemli ölçüde kaybedeceğini tahmin ediyor.

Avrupa Parlamentosu, iklim kriziyle mücadeleye yönelik ‘mega paketi’ onayladı
Rapor: Sıfır karbon teknolojileri konusunda Çin, AB ve ABD arasında büyük rekabet

‘Avrupa bu konuda istekli mi?’

Dennison, önümüzdeki yıl içinde bir araya gelecek üç unsurun “Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın uygulanmasına yönelik kararlılığın sürdürülmesini çok zorlaştıracağını” söyledi. Yeşil rekabetin, özellikle ekonominin sıkışık olduğu bu dönemde, Avrupa için bir zorluk teşkil ettiğine değinen Dennison, “Sadece ABD ve Çin değil, pek çok farklı ülkenin, işletmelerinin rekabet edebilmesi için daha fazla sübvanse edilmeleri gerektiğini düşündüklerini görüyoruz. Avrupa’da bunu yapmaya istekli miyiz?” diye sordu.

Göçmen Kadınlar Anlatıyor: Evim barkım, her şeyim gitti

Video haber: Şenol BALİ/ Göçmen Kadınlar Anlatıyor

*

Bu haber Göçmen Kadınlar Anlatıyor projesi ve Yeşil Gazete iş birliği kapsamında yayımlanmaktadır. Gazeteci Şenol Bali ve arkadaşları, Ocak 2023’te yayınlamaya başladıkları Göçmen Kadınlar Anlatıyor video serisi ile Van’da yaşayan Afgan, İranlı ve Suriyeli göçmen kadınların hikayelerine mikrofon uzatıyor.
*

Göçmen kadınların seslerini duyurarak toplumsal farkındalık yaratmayı, hak ihlallerini belgelemeyi, işbirliği ve veri paylaşımını teşvik ederek ve göç politikalarına etki etmeyi amaçlayan Göçmen Kadınlar Anlatıyor platformu yayınlarına devam ediyor.

Çalışma kapsamında Türkiye’de yaşayan birçok Afganistanlı, İranlı ve Suriyeli kadının hayatına ışık tutan platform, 14. bölümünde IŞİD’in Suriye’nin kuzeyindeki Kobani’ye yönelik saldırılarına tanıklık eden ve oradan kaçmak zorunda kalan Suriyeli bir kadının hikayesini ele alıyor.

Üçü engelli, dört çocuğu ve eşi ile uzun bir yolculuğun arından Van‘a gelen Halime Zito isimli kadın; savaşın, IŞİD vahşetinin ve göçün bir kadın olarak, bir anne olarak kendinde ve ailesinde yarattığı yansımaları anlatıyor:

Filmekimi’ne geri sayım başladı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından bu yıl 22’nci kez düzenlenecek Filmekimi’nin programı belli oldu.

Filmekimi bu yıl İstanbul’da 13-22 Ekim, İzmir’de ise 20-22 Ekim tarihlerinde Cannes’dan Venedik’e Locarno’dan Toronto’ya uluslararası festivallerde dünya prömiyerini yapan ödüllü ve yeni filmleri sinemaseverlerle buluşturacak.

Festival biletleri, 4 Ekim 10.30’da başlayacak Lale Kart üyeleri için indirimli ön satışların ardından, 7 Ekim 10.30’da genel satışa açılacak.

Filmler, İstanbul Beyoğlu’nda Atlas 1948 Sineması, Şişli’de City’s Nişantaşı – CINEWAM Premium ve Kadıköy’de Kadıköy Sineması  ve Sinematek /Sinema Evi’nde, İzmir’de ise Paribu Cineverse Konak Pier İzmir’de izlenebilecek.

Açılış filmi Sofia Coppola’dan Priscilla

Daha önce Marie Antoinettele karakter merkezli gerçek hayat hikayelerini sinemaya aktaran Sofia Coppola‘nın, yine ikonik bir karakteri ele aldığı Priscilla filmi, festivalin açılış filmi olacak.

Başrollerini Cailee Spaeny ile Jacob Elordi’nin paylaştığı film, Priscilla Beaulieu ile Elvis Presley’nin fırtınalı birlikteliklerini mercek altına alıyor. Eylülde Venedik Film Festivali’nde Altın Aslan için yarışan ve Cailee Spaeny’ye En İyi Kadın Oyuncu ödülünü getiren film, Priscilla Presley’nin 1985 tarihli Elvis ve Benadlı anı kitabından esinlenmiş.

Kapanış filmi, Altın Aslan sahibi Poor Things

Festivalin kapanış filmi ise 80. Venedik Film Festivali‘nde Altın Aslan‘ı kazanan Poor Things olacak. Yönetmen Yorgos Lanthimos, “The Favourite / Sarayın Gözdesi”nden beş yıl sonra yine bir dönem filmiyle yeniden Filmekimi’nde yer alacak. Filmde oyuncu Emma Stone bu kez Victoria döneminde, ölüyken diriltilen Bella Baxter rolünü üstleniyor. Mark Ruffalo, Willem Dafoe, Margaret Qualley gibi yıldızlarla dolu oyuncu kadrosuyla da öne çıkan Poor ThingsSarayın Gözdesi ve Cruella‘nın da senaryolarını yazan Tony McNamara tarafından Alasdair Gray‘in 1992 tarihli romanından sinemaya uyarlandı.

Cannes’da Altın Palmiye kazanan Anatomy of a Fall da programda

Dünya prömiyerini yaptığı 76. Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye‘nin sahibi olan bu “Hitchcockvari mahkeme filmi” bir çiftin beraberliğini de mercek altına yatıran bir cinayet-mahkeme gerilimi. Filmin senaryosu, daha önce Victoria ve Sibylde de işbirliği yapan yönetmen Justine Triet ile eşi Arthur Harari tarafından yazıldı.

Biletler 7 Ekim’de satışta

Filmekimi biletleri, İstanbul ve İzmir için 4 Ekim Çarşamba günü 10.30’da başlayacak Lale Kart üyeleri için indirimli ön satışların ardından, 7 Ekim Cumartesi günü 10.30’da genel satışa açılacakBiletler passo.com.tr üzerinden, Passo mobil uygulamasından ve Passo perakende noktalarından satın alınabilir.

[İklim Masası] Türkiye’nin en ‘sıcak noktaları’ Akdeniz, Doğu ve Güneydoğu Anadolu: Önlem alınmalı

İklim değişikliğiyle ilgili güvenilir bilgileri yaygınlaştırmayı hedefleyen İklim Masası‘yla olan işbirliğimiz çerçevesinde, Dr. Nazan An ve Dr. Tufan Turp‘un kaleme aldığı “Türkiye’nin sıcak noktaları”na ilişkin makalesini yayımlıyoruz. 

*

Yakın ve uzak gelecekte, Türkiye’de iklim değişikliğinden etkilenebilecek ‘sıcak noktaları’ belirlemek üzere yapılan yeni bir çalışmaya göre, en olumsuz değişimlerin Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşanacağı öngörülüyor. Güneydoğu ve Doğu Anadolu bölgelerinde artan sıcaklıkların tehdit oluşturması beklenirken, Akdeniz’de bu koşullara azalan yağışların da eşlik edeceği ve kuraklığın ciddi sorunlar doğuracağı tahmin ediliyor.

Küresel ölçekte bakıldığında ise, Türkiye’nin de içinde yer aldığı Akdeniz Havzası’ndaki sıcaklık artışının, küresel sıcaklık artışından daha yüksek olması bekleniyor. Havza’ya dair öngörüler, yüzyıl sonunda yağışlarda önemli düşüşlere işaret ediyor. Çalışma, ortaya çıkacak su stresinin, çatışmalara ve göçlere yol açabileceği uyarısında bulunuyor.

Yüzyıl sonuna doğru, su stresi artacak

Küresel olarak dünyadaki her bölgenin, iklim değişikliğinden farklı risk seviyelerinde etkilenmesi bekleniyor. Ortalama sıcaklıklarda artış, yağışlarda değişkenlik, seller, kuraklık ve orman yangınları gibi aşırı iklim olayları ile kendilerini gösteren bu değişimlerin, önümüzdeki yüzyıl boyunca daha da yıkıcı hale gelmesi bekleniyor.

Türkiye’nin de içinde bulunduğu Akdeniz Havzası, Kuzey Afrika’nın kurak iklimi ile Orta Avrupa’nın ılıman ve yağışlı iklimi arasında geçiş bölgesinde yer alıyor. Bu nedenle iklim rejimi, ufak değişikliklerden bile etkilenmeye oldukça açık.

Bilimsel çalışmalar, Akdeniz Havzası’ndaki sıcaklık artışının, küresel sıcaklık artışından daha yüksek olacağını ortaya koyuyor. Bölgede son yüzyılda gözlenen kuraklık eğilimi de oldukça dikkat çekici. Havza’nın gelecekte daha da sıcak ve kuru iklim koşullarına sahip olacağı öngörülüyor.

Yüzyıl sonuna doğru yağışlarda beklenen önemli düşüşün ise su stresini artırabileceği, bunun sonucunda tetiklenen sosyal gerilimlerin artarak çatışmalara ve göçlere yol açabileceği ifade ediliyor.

Türkiye’nin yanı sıra, Akdeniz Havzası’nda bulunan İspanya, Portekiz, Güney Fransa, İtalya ve Batı Yunanistan’ın da kuraklıktan önemli ölçüde etkilenebileceği düşünülüyor.

‘Türkiye’nin sıcak noktaları Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’

İlk ortaya çıktığında ‘küresel ısınmaya duyarlı bölgeler’ olarak tanımlanan ‘sıcak noktalar’, bugün, hem daha etkilenebilir olan hem de insan güvenliğinin risk altında olduğu veya olabileceği bölgeler olarak tanımlanıyor.

Yakın (2024-2049), orta (2049-2074) ve uzak (2074-2099) geleceği ele alan bahse konu çalışmada, iklim değişikliğine sebep olan sera gazı salımlarının azaltılmadığı kötümser senaryo (RCP 8.5) esas alınıyor. Araştırmaya göre, Türkiye’nin ‘sıcak noktaları’, Akdeniz, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olacak.

Sonuçlar, yakın, orta ve uzak gelecekte, Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde sıcaklık artışlarının dikkat çekici olacağını gösteriyor. Yağışların en çok Akdeniz ve Ege bölgelerinde azalacağı öngörülüyor. Aşırı sıcak yılların ise en çok Marmara, Ege, Batı Anadolu ve Akdeniz’de artması bekleniyor. Marmara Bölgesi’nin, yüksek nüfus yoğunluğu nedeniyle, iklim değişikliğinin sosyoekonomik etkilerinden daha fazla etkileneceği tahmin ediliyor.

Gelecek tüm dönemler için en yüksek sıcaklık artışları, yaz aylarında Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde, sonbahar ve ilkbahar aylarında ise Güneydoğu Anadolu bölgesinde öngörülüyor. Sıcaklıklardaki değişkenlik artışı ise, bu iki bölgeye ek olarak, Ege ve Akdeniz’de de yüksek olacak.

Yüzyıl sonunda yağışlar azalacak, sıcaklıklar artacak

Yüzyıl ortasına kadar olarak tanımlanan yakın gelecekte, bazı bölgelerde yağışlarda önemli ölçüde artış beklentisi var iken, bazı bölgelerde ise azalma öngörülüyor. Örneğin Marmara, Ege ve Akdeniz’de, yaz aylarında yağışlarda azalma beklenirken, Güneydoğu Anadolu’da ise artış öngörülüyor. Kış mevsiminde ise Karadeniz ve Doğu Anadolu’da daha fazla yağış olacağı tahmin ediliyor.

Ancak çalışmaya göre, yüzyılın son çeyreğinde, tablo değişmeye başlayacak. Uzak gelecekte (2074-2099), yağışların tüm Türkiye’de azalması ve ortalama sıcaklıkların da dikkat çekici şekilde artması bekleniyor. Ancak yağışlardaki genel azalım eğiliminin yanı sıra, mevsimsel olarak, başta Doğu Karadeniz ve Güneybatı Marmara olmak üzere farklı bölgelerde, aşırı yağış olaylarının şiddet, sıklık ve etki alanlarında artış yaşanacağı öngörülüyor.

Yağış ortalamalarında beklenen azalmaların, tarımsal kayıplar gibi sosyoekonomik etkileri olabileceği düşünülüyor. Aşırı yağışlarda öngörülen artışların ise hem benzer sosyoekonomik etkileri olabileceği, hem de hayatı tehdit edici salgın hastalıklar, can ve mal kayıplarıyla sonuçlanan sel felaketlerine neden olabileceği, şehirlerin altyapılarına zarar verebileceği ifade ediliyor.

Her ne kadar Güneydoğu Anadolu’da kişi başına düşen su miktarı diğer bölgelere kıyasla yüksekse de, yüzyıl sonuna doğru kuvvetlenecek sıcaklık artışının, bu bölgedeki tarımsal üretim üzerinde olumsuz etkisi olabileceği düşünülüyor. Nitekim, minimum, maksimum ve ortalama sıcaklık artışlarının; toplam yağış miktarındaki azalmanın ve yağış rejimindeki değişikliklerin, ürünlerin gelişim dönemlerini ve verimliliğini etkileyebileceği biliniyor.

İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde çölleşme eğilimi yüksek karasal topraklar bulunuyor. Bu nedenle tarım sektörüne bağlılığı yüksek olan Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin, tarımsal üretim ve su kaynakları açısından, iklimsel değişimlerden daha fazla etkilenmesi bekleniyor.

Sıcak noktaları tespit etmek, önlem almanın ilk adımı

İklim değişikliğine bağlı olarak aşırı hava olaylarının sıklığı, şiddeti, süresi ve mekansal dağılımında gözlenen değişiklikler, tarımsal üretim ve su kaynaklarının yanı sıra pek çok sektörde sorunlar yaratıyor. Toplumsal açıdan bakıldığında ise, bulaşıcı hastalıklar, tarımsal kayıplar, gıda güvenliği sorunları gibi sosyoekonomik zorlukları da beraberinde getiriyor. Bu nedenle, iklim değişikliğinin bölgesel ve yerel etkilerinin ne şekilde değişeceğini bilmek, risklerin doğru şekilde yönetilmesine yardımcı olabilir.

Bu çalışmada kullanılan ‘sıcak nokta’ kavramı da, hangi bölgelerin daha etkilenebilir olduğunu ortaya koyacak bir araç olarak ortaya çıktı. Elde edilen bulgulardaki ‘sıcak nokta’ tanımı, iklim değişikliğinin etkilerini belirleyecek tüm iklim faktörlerini dikkate almasa da, iklim değişikliğinden en çok etkilenecek bölgeleri tespit edebildi. Ortaya çıkan sonuçlara göre duyarlı bölgelerde gerekli politikaları geliştirebilmek ve kamuoyunu bilinçlendirmek için faydalanmak gerekiyor. Bu bölgelerin hassasiyetleri doğrultusunda gerekli önlemleri almak, zararların azaltılmasına yardımcı olabilir.

Küresel olarak her bölge, iklim değişikliğinden farklı risk düzeylerinde etkilenecek. Örneğin, halihazırda su kaynakları açısından risk altında olan bölgelerin, gelecekte daha da savunmasız hale gelebileceği söylenebilir. Bu nedenle, iklim değişikliği açısından Akdeniz Havzası’nın en hassas ülkelerinden biri olan Türkiye’de, sıcak nokta özelliği taşıyan bölgelerin belirlenmesi ve bu bölgelerin değişen iklime hızla uyum sağlaması için gerekli önlemlerin alınması, sosyoekonomik kayıpların azaltılması açısından büyük önem taşıyor.

Kaynak Makale:Climate change hotspots for Türkiye