Ana Sayfa Blog Sayfa 257

Soma faciası: Kamu görevlileri hakkında dokuz yıl sonra kamu davası açıldı

Manisa‘nın Soma ilçesinde 301 madencinin ölümüyle sonuçlanan maden faciasına ilişkin 28 kamu görevlisi hakkında dava açıldı.

Soma Cumhuriyet Başsavcılığı‘ndan yapılan açıklamada, 13 Mayıs 2014’te meydana gelen maden faciasının 301 madencinin ölümüyle sonuçlandığı hatırlatıldı; Başsavcılıkça yürütülen soruşturma sonunda 28 kamu görevlisi hakkında iddianame düzenlendiği ve davanın Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesinde açıldığı belirtildi.

14 sanığa hapis cezası, 37 sanığa beraat kararı çıkmıştı

Soma maden faciasıyla ilgili olarak 13 Nisan 2015 tarihinde sekizi tutuklu 37’si tutuksuz toplam 45 sanık, 162 mağdur yaralı, 487 maktul müşteki ve 436 tanık ile Akhisar Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan ceza davası 11 Temmuz 2018 tarihinde görülen 22. duruşma ile tamamlanmıştı.

Aralarında Soma Kömür İşletmeleri yönetim kurulu başkanı, genel müdürü, işletme müdürü ve yardımcısının da içlerinde bulunduğu 14 sanık hapis cezası alırken, diğer 37 sanık beraat etmişti.

9 Şubat 2021’de ise tutukluların, tutuksuz yargılanmalarına karar verilmişti.

Soma maden ocağında cinayet: Yüzlerce işçi mahsur kaldı
Soma maden faciasının yeniden yargılanmasında ikinci duruşma: Reddi hakim talepleri reddedildi

 

Ekoloji aktivistleri 2024’ü ‘Ekokırım Suçuna Karşı Mücadele Yılı’ ilan etti

“Yurttaş Ekokırım Yasasını Yapıyor Kampanyası” bileşenleri, Türkiye ve dünyada ekolojik yıkımların arttığı 2023 sona ererken, 28 bin ıslak imzalı dilekçeyle Meclise sundukları “Ekokırım Yasa Teklifi’ni hatırlattı, 2024’ü “Ekokırım Suçuna Karşı Mücadele Yılı” ilan etti.

İklim Adaleti Koalisyonu‘nun, öncülüğünde düzenlenen kampanyada  “Türk Ceza Kanunu’nda yer alan “Soykırım ve İnsanlığa Karşı Suçlar” maddesinin başlığını “Soykırım, İnsanlığa ve Gezegene Karşı Suçlar” olarak değiştirilmesini öneriyor ve ekokırımın ceza hukukunda suç olarak tanınması talep ediliyordu.

Kampanya adına yapılan açıklamada, 2023 yılı hem Türkiye’de hem de dünyada ekolojik yıkımların arttığı, tüm yaşam alanlarının tüm canlılar için giderek daraldığı, havanın, suyun ve toprağın daha çok kirlendiği bir yıl olduğuna vurgu yapıldı.

Etkisi geniş coğrafyalar ve nesiller boyunca devam edecek, geri döndürülemez tahribata yol açan doğa katliamlarının “ekokırım suçu” kapsamında değerlendirilmesi için iki yıldır mücadele ettiklerini belirten aktivistler 28 Kasım 2023 tarihinde 28.000 ıslak imzalı dilekçe ile yurttaşın hazırladığı “Ekokırım Yasa Teklifi’ni, ceza hukukumuzun bir parçası olacak şekilde meclis dilekçe komisyonuna sunduklarını, Meclis’teki siyasi parti ve milletvekillerinden destek sözü aldıklarını hatırlattı.

  Yurttaşın yaptığı ekokırım yasa teklifi TBMM’ye sunuldu

Yasa için imza toplamaya devam

Ocak ayından itibaren tekliflerinin Meclis’te yasalaşması için imza toplamaya devam edeceklerini duyuran ekoloji aktivistleri, destek sözlerinin takibi yönünde
çalışmalarını sürdüreceklerini; Mart 2024’te yapılacak yerel yönetim seçimlerinde yer alacak adaylardan, kendi başına doğanın ve doğada yaşayan tüm canlıların yaşam hakkına saygı duyan ve doğanın yararına olan tutum ve uygulamalar sergileyeceklerini taahhüt ve beyan etmelerini isteyeceklerini belirtti.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“İklim Krizinin girdabı içinde, yeryüzündeki bütün halkların yeni normlara, değişimi tetikleme gücüne sahip yeni ve uygulanabilir kavramlara ihtiyacı var. Ekokırım Yasası ve Uluslararası Ceza Mahkemesi’nde Ekokırımın 5. Suç olarak kabul edilmesi bu ihtiyaç için oldukça yaşamsal. Hem Türkiye’de hem de dünya genelinde yaşam savunucuları ve uluslararası dayanışmanın sonucu geçtiğimiz kasım ayında, Avrupa Birliğinin 27 ülkesi, ekokırıma benzer suçların, her bir üye devletin iç hukukunda yasalaştırılması amacıyla karar aldı. İki yıl içinde, doğaya karşı sonucu bilinerek icra edilen, ağır tahribatlar yaratan, geniş alana yayılmış ve bir sonraki kuşakları etkileyecek şekilde geri döndürülemez nitelikli faaliyetlere sebep olan kişiler ceza hukuku kapsamında yargılanacak.

 Doğanın hakları Avrupa’da tanınacak: AB ekokırım yasasını kabul etmeye hazırlanıyor
 Giderek daha fazla ülke ekokırımı suç kapsamına alıyor: Sırada Meksika var

Atılan bu adımın tüm dünya ülkelerine ve Türkiye’ye örnek olmasını umuyor, yasaların yazılı birer belge olarak kalmaması uygulamada etkili sonuçlar doğurmasını umut ediyoruz. Anayasa Mahkemesinin kararlarının hiçe sayıldığı bir coğrafyada, her şeye rağmen umudumuzu, toplumsal düzeyde desteklenen ve doğanın korunmasını esas alan bir mücadeleyi yasalaştırma irademizi beyan ediyor, hukukun üstünlüğüne inancımızı koruyoruz.

2024 yılında geniş coğrafyaları ve gelecek nesilleri olumsuz etkileyen, geri döndürülemez şekilde tahribata yol açan doğa katliamlarının son bulmasını istiyoruz.”

Aktivistler, doğaya karşı işlenen suçların ekokırım yasalarıyla tanınması  ve doğanın haklarının korunması için mücadeleye devam edecekleri 2024 yılını “Ekokırım Suçuna Karşı Mücadele Yılı” ilan ettiklerini duyurdu.

 İklim Adaleti Koalisyonu, ekokırım için acil eylem çağrısında bulundu

Kızıl Goncalar’a bir şikayet de Mil-Diyanet Sen’den: İslamiyet kırmızı çizgimizdir!

Kızıl Goncalar dizisi, Manevi, İlkeli, Liyakatli Diyanet ve Vakıf Çalışanları Sendikası (Mil-Diyanet Sen) üyeleri tarafından, İstanbul Zeytinburnu’ndaki Fox TV binası önünde protesto edildi.

18 Aralık 2023’te Fox TV’de yayınlanmaya başlayan dizi, daha önce de İsmailağa Cemaati tarafından başlatılan karalama kampanyası ile sosyal medyada protesto edilmişti. 24 Aralık’ta bir araya gelen Mil-Diyanet Sen üyesi çalışanlar, “İslamiyet kırmızı çizgimizdir”, “Kendine gel FOX TV” ve “Masum zihinleri bulandırma” yazan dövizlerle diziyi bir kez daha protesto etti.

Kızıl Goncalar

Başrolünde Özcan Deniz ve Özgü Namal’ın oynadığı “Kızıl Goncalar” dizisi, seküler Atatürkçü bir karakter olan Levent ve tarikat gölgesinde çocuk yaşta evlendirilen Meryem  karakterlerinin hikayesini işliyor.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, dizinin hastane sahnelerinin çekildiği Darülaceze Bakım Evi’ndeki çekim izninin iptal edildiğini duyurmuştu. Set çalışanları ise sosyal medya hesaplarından, çekimler için İstanbul Fatih’teki bazı mahallelere giremediklerini söylemişti.

İsmailağa Cemaati Kızıl Goncalar dizisini RTÜK’e şikayet etti

Kızıl Goncalar dizisinde ne olmuştu?

İsmailağa Cemaati ve muhafazakar çevreler, Kızıl Goncalar dizisinin içeriğini eleştirerek, kurgunun gerçeği yansıtmadığını iddia etmişti.

Cemaatin resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, dini ve tasavvufi kavramların, mezhep ve tarikat gibi manevi kurumların, hacı ve hoca gibi unvanların dizide aşağılayıcı bir şekilde kullanıldığı iddia edilerek, dizinin yayından kaldırılması çağrısı yapılmıştı.

Özellikle, Kuran kursunda geçen ve bir çocuğa fiziksel şiddet uygulanan bir sahne büyük tepki topladı.

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ise, dizinin incelenmeye alındığını duyurmuştu.

 

 

 

 

Erdoğan’ın eski avukatına ilişkin ‘erişim engeli haberlerimizin’ dördüncüsüne de erişim engeli

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski avukatı Mustafa Doğan İnal, hakkındaki 117 haber ve paylaşıma bir erişim engeli daha çıkarttı.

İnal’ın talebiyle kendisi hakkında geçen temmuz ayında 130, ağustosta ise 48 habere erişim engeli getirilmesini konu alan haberimize getirilen erişim engeline de erişim engeli getirilmişti.

İnal, İstanbul Anadolu 9. Sulh Ceza Hâkimliğine başvurarak hakkında çıkan haber ve yayınların erişime engellenmesini istemiş; hakimlik de İnal’ın dilekçede sunduğu linklerin “soruşturma dosyasına yönelik olduğunu, diğer içeriklerin iddia mahiyetinde olduğunu ve içeriklerin kişilik haklarını ihlal niteliği taşıdığını” belirterek 48 haber ve yayına erişim engeli getirmişti.

Ardından İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği, erişim engeli haberine de erişim engeli getirilmesine karar verdi. Seri erişim engellerinin haberlerine itiraz eden İnal’ın bu başvurusunu İstanbul Anadolu 4. Sulh Ceza Hakimliği haklı buldu ve erişim engeli haberine de erişim engeli getirilmesine karar verdi.

Son olarak da Yeşil Gazete’nin yanı sıra Halk TV, KRT TV, Kronos, BirGün, Gazete Pencere, bianet, T24, Ahval News, TELE 1, Patronlar Dünyası, Kısa Dalga, dokuz8, Yeniçağ, Cumhuriyet, soL Haber, Independent, Anka Haber Ajansı, Yakınçağ, a3haber.com, Gerçek Gündem, Siyasi Haber ve Artı Gerçek’in haberleri ile birlikte Youtube, X, Facebook, Ekşi Sözlük, TikTok içerikleri, ayrıca erişim engellemelerini kamuoyuna duyuran ve raporlayan İfade Özgürlüğü Derneği’nin paylaşımlarına engel getirildi.

Bu kez İstanbul 3. Sulh Ceza Hakimliğinin sansür uyguladığı toplam içerik sayısı 117.

Gerekçe, kişilik haklarını ihlal

22 Aralık tarihli karar İnal’ın adının karıştığı ve çeşitli iddialar içeren haber ve paylaşımları içeriyor. Bunlar arasında TEFAL için mahkemeyle rüşvet pazarlığı yapmasından FETÖ borsasına, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden 15 milyon TL vekalet ücreti almasından hakkında haber yapan gazetecileri yargılatmasına kadar bir çok konu bulunuyor.

Kararda; erişim engelini konu alan haberlerin Mustafa Doğan İnal’ın kişilik haklarını ihlal ettiği öne sürülerek, içeriğe erişimin engellenmesi ve içeriğin yayından çıkarılmasına hükmedildiği belirtildi.

İnal’ın başvurusu üzerine , temmuz 2022’de 130 içeriğe, ağustos ayında 48 içeriğe ekim ayında ise 150’den fazla içeriğe erişim engeli getirilmişti.

İklim aktivistleri: COP28’de videoya kaydedildik, tehdit ve tacize uğradık

Dubai‘deki son COP28 iklim konferansı da dahil olmak üzere Birleşmiş Milletler (BM) etkinliklerinde taciz, gözetim, tehdit ve sindirme olayları, korku atmosferi yarattığı  söyledi. Yerli kampanyacılar, insan hakları savunucuları ve iklim aktivistleri misilleme korkusuyla susturulduklarını belirtiyor.

Aktivistler ve kampanyacılar hükümetlerin ya da fosil yakıt endüstrilerinin misillemelerinden duydukları endişe nedeniyle acil konularda konuşmaktan giderek daha fazla korktuklarını söylüyor.

Uluslararası Yerli İşleri Çalışma Grubu‘nun küresel yönetişim kıdemli danışmanı Lola García-Alix, “Son birkaç yılda, yerli temsilcilerin BM etkinliklerinde insan hakları konusunda açıklamalar yaparken devlet kurumlarıyla ilişkili kişiler tarafından filme alındığını veya sadece bir BM etkinliğinde bulundukları için fotoğraflarının çekildiğini gördük” açıklaması yaptı.

‣ [COP28] 160’dan fazla iklim inkarcısının zirveye katıldığı ortaya çıktı

Guardian’ın aktardığına göre, hükümetlerle yakın çalışan kişilerin BM toplantılarında yerli temsilcileri fiziksel olarak köşeye sıkıştırdığına ve etraflarını sardığına şahit olduklarını belirten García-Alix, bu tür yıldırma eylemlerinin, yerli halkın bazen sorgulanma, taciz edilme veya gözaltına alınma gibi misillemelerle karşılaştığı ülkelerinde de ciddi etkileri olduğunu söyledi:

Hükümetlerin kendi söylemlerine karşı çıkan her sesi bastırma konusundaki yüzsüzlüğü uluslararası alanlara da yayılıyor. Son on yılda, bu tür eylemlerin şiddeti ve sıklığı konusunda artan bir endişe var. Hükümetler artık sonuçlarına katlanmadan hareket edebileceklerini düşünüyorlar. Kısa bir süre önce Dubai’deki COP’ta, bir ülkeden birkaç yerlinin, o ülkenin hükümetiyle yakın çalışan kişiler tarafından korkutulduğu yıldırma taktiklerini gördük.”

Yoğun gözetim ve taciz

Diğer yerli aktivistler de Dubai’de bir gözdağı atmosferi olduğunu bildirdi.

Native Land Digital‘den siyah yerli aktivist Mesiah Burciaga-Hameed, “COP28’de yoğun bir gözetim ve taciz vardı. Birçok kez, hiçbir açıklama yapılmadan etkinliklere girmemiz engellendi. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) kendini ifade etmek için barışçıl bir alan olmakla övünürken, gerçekte birçok insanı susturuyor” dedi.

Yerli ve diğer aktivistler de hükümetlerle ya da fosil yakıt endüstrileriyle bağlantılı kişiler tarafından bir gözdağı taktiği olarak filme alındıklarını ve fotoğraflarının çekildiğini aktardı.

‣ İklim cephesindeki Pasifik adaları COP28 anlaşmasına tepkili
‣ [COP28] Günün fosili İsrail: İnsan hakları olmadan iklim adaleti olmaz!

Bu gözdağının aşırı korkuya neden olduğunu söyleyen Filistin için İklim İttifakı‘ndan Neeka Jun, “Filistin ya da Batı Papua için yapılan eylemler sırasında konuşma yapan pek çok kişi, İsrail ve Endonezya‘dan gelen temsilciler tarafından görüntülerinin yakından çekildiğini gördü. Daha sonra hedef alınma korkusuyla doğrularını açıkça söylemeyen pek çok insan var” diye konuştu.

İfade özgürlüğü ve protesto hakkı endişesi

Uluslararası Af Örgütü‘nün iklim, ekonomik ve sosyal adalet ve kurumsal hesap verebilirlik program direktörü Marta Schaaf da COP28’deydi.

Heyetinin BAE ve Mısır da dahil olmak üzere COP’a ev sahipliği yapan ülkelerde insan hakları ve iklim eylemi arasındaki bağlantıyı vurgulama planları, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ve BM güvenliğinden metin ve fotoğrafların kaldırılması da dahil olmak üzere değişiklik talepleriyle sonuçlandı.

Schaaf, taleplere uymadıkları takdirde güvenliklerinin garanti edilmeyeceğinin kendilerine bildirildiğini de belirtti.

Diğer katılımcılar ise COP28’de telefonlarının ya da mesajlarının izlenmesi ihtimaline karşı sim kart ya da WhatsApp kullanmaktan ya da kurulan binlerce kamera nedeniyle kamuya açık alanlarda açıkça konuşmaktan ya da Rusya ve Ukrayna ya da İsrail ve Gazze gibi daha geniş konuları açıkça tartışmaktan ya da protesto etmekten çekindiklerini açıkladı.

Filipinler‘den bir iklim kampanyacısı olan Krishna, taktığı karpuz rozeti (Filistin’le dayanışmanın bir işareti) nedeniyle bir güvenlik görevlisi tarafından durdurulduğunu aktardı.

İnsanların taciz ya da gözdağı olaylarını BM’ye bildirmeleri için resmi süreçler mevcut, ancak bunlar birçok kişi tarafından etkisiz olarak görülüyor.

‣ [COP28] Gelecek yılın COP’u yine bir petrol ülkesi olan Azerbaycan’da yapılacak

Aktivistler, Rusya ile güçlü bağları olan ve ‘uluslararası insancıl hukuk ihlallerinin’ rapor edildiği bir petrol devleti olan Azerbaycan‘da gelecek yıl yapılacak COP29‘da da benzer bir baskıcı atmosfer olmasından endişe ediyor.

COP28’deki Wisdom Keepers delegasyonunun bir parçası olan Kuzey Arapaho kabilesinden Big Wind Carpenter, son iki zirvenin ve bir sonraki iklim zirvesinin, ifade özgürlüğünün ve protesto hakkının desteklenmediği ülkelerde olduğuna dikkat çekti:

Bu giderek büyüyen bir sorun. Birçok Yerli aktivist kendi hükümetleri tarafından tehdit ediliyor ve cezalandırılıyor, bu yüzden de onlara ya da şirketlere karşı konuşamıyor. Bunun yerine BM, gerçeği söylediğimiz için bizi cezalandırmayı tercih ediyor.

Kampanyacılardan değişim çağrısı

Schaaf şunları söyledi: “UNFCCC ile COP’a ev sahipliği yapan her ülkenin hükümeti arasındaki anlaşma kamuoyuna açıklanmalı. Şeffaflık eksikliği var. Fosil yakıt endüstrisinin etkisini en aza indirmek için çıkar çatışmalarına ilişkin daha güçlü kurallar ve tüm sivil toplum katılımcıları için daha güçlü güvenceler olmalı. Aktivistlerin, araştırmacıların ve gazetecilerin ifade özgürlüğü haklarına saygı gösterilmesi gerekiyor.”

Aktivistler ayrıca BM’nin etkinliklerde ve sonrasında yerli halkları ve diğer aktivistleri korumayı taahhüt etmesini ve kampanyacıları sindiren devletlere ya da kuruluşlara karşı harekete geçmesini umuyor.

García-Alix, “Yerli olsun ya da olmasın, insanlar durumlarını BM’nin ve uluslararası toplumun dikkatine sundukları için korkutulacaklarını, tehdit edileceklerini, taciz edileceklerini ya da daha kötüsünün yapılacağını biliyorlarsa, hepimiz ciddi bir sorunla karşı karşıyayız demektir” diye konuştu.

Aydın Karacasu’da arkeolojik SİT alanı yakınına mermer ocağı yapılacak

Konya merkezli Marfam Madencilik, Aydın Karacasu bölgesinde mermer ocağı açmak için başvuruda bulundu. Bakanlık, Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecini tamamlayarak proje için ‘ÇED gerekli değildir’ kararı aldı.

Projeye göre şirket, Karacasu’nun Yazır ve Bingeç mahallelerindeki toplamda 22.84 hektarlık iki ayrı alanda yıllık 33 bin 750 ton mermer üretmeyi hedefliyor. Bu mermerler, elmas tel kesme yöntemi ile çıkarılacak.

Proje alanı, Aydın Muğla Denizli Planlama Bölgesi‘nin 1/100 bin ölçekli planında tarım, orman alanı, mera ve önemli doğa alanları arasında yer alıyor. Şirket bu projeye 6 milyon 374 bin 52 TL bütçe ayırmış durumda.

Projenin antik mermer ocağına olan yakınlığı ise endişe uyandırıcı. Kültür ve Turizm Bakanlığı verilerine göre projenin planlandığı yer, Bingeç Mahallesi’ndeki 1. derece arkeolojik SİT alanına sadece 30 metre mesafede bulunuyor. Şirket, SİT alanında çalışma yapmayacağını taahhüt ediyor.

Aydın’da sokak hayvanlarına zehirli saldırıda 30 köpek ve 3 tilki öldürüldü
Aydın’da zeytinliklerin ortasına yapılmak istenen JES projesi için ÇED süreci başlatıldı

Aydın Karacasu’da ne olmuştu?

Konya merkezli Marfam Madencilik, Aydın’ın Karacasu ilçesinde bir mermer ocağı ve işleme tesisi kurma planıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘na başvuruda bulunmuştu. Bu plan, bakanlık tarafından başlatılan bir çevresel etki değerlendirme süreci gerektiriyordu.

Proje alanının Bingeç Mahallesi sınırlarında olması ve burada yapılan incelemeler sonucunda antik mermer ocaklarının izlerinin bulunması, Aydın Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu‘nu harekete geçirdi. Kurul, bu bölgeyi Bingeç Mahallesi Antik Mermer Ocakları 1. Derece Arkeolojik SİT alanı olarak ilan etti ve madencilik faaliyetleri için yasaklandı.

Bu karar, bölgenin kültürel ve tarihi değerini koruma çabasının bir parçası. Bölge, Afrodisias Antik Kenti‘ne yaklaşık 5 kilometre mesafede bulunuyor. Afrodisias, M.Ö. 5. bin yıllarına kadar uzanan zengin bir tarihe sahip ve UNESCO Dünya Mirası Listesi‘nde yer alıyor. Bu nedenle, bölgenin korunması sadece yerel halk için değil, aynı zamanda uluslararası kültürel miras açısından da büyük önem taşıyor.

Brezilya’nın otoyol projesi Amazon’da ormansızlaşmayı tetikleyebilir

Brezilyalı milletvekilleri Amazon yağmur ormanlarının kalbinden geçecek bir otoyol açılmasını öngören yasa tasarısını kabul etti. Projenin yağmur ormanlarında ormansızlaşma dalgasını teşvik edeceğinden endişe ediliyor.

Brezilya Kongresi‘nin alt kanadı salı günü geç saatlerde onayladığı çevre lisanslarını gevşeten tasarının yasalaşması için Senato‘nun onayı gerekiyor.

Euronewsin aktardığına göre, bilim insanları otoyolun dünyanın en büyük tropik yağmur ormanının geleceğini tehdit edeceğini söylüyor.

Tasarı, ABD ve Avrupalı müttefikleri tarafından desteklenen 1,3 milyar dolarlık Amazon Fonu gibi Brezilya’ya bağışlanan koruma fonlarının otoyol projesini finanse etmek için kullanılmasına izin veriyor.

Otoyol ilk olarak 1970’lerde Amazon’u doldurmak isteyen askeri hükümet tarafından inşa edilmiş, ancak kısa sürede terk edilmişti.

Rondonia eyaletindeki Porto Velho‘dan Amazonas eyaletindeki Manaus‘a kadar yaklaşık 900 kilometre uzunluğundaki otoyolun büyük bir kısmı 1980’lerin sonlarına doğru çukurlu bir toprak yola dönüşmüştü.

Otoyol güzergâhın büyük bir kısmı yağmur mevsiminde geçit vermez hale geliyor. Yağmursuz aylarda bu yolu deneyen araçlar, bozuk kaldırım boyunca ilerleyerek devasa çukurlardan ve orman molozlarından kaçınmaya çalışıyor.

Geri dönüşü olmayan bir noktaya gidebilir

Amazon araştırmacıları, yeniden asfaltlanan yolun, yol eksikliği nedeniyle Brezilya’nın en iyi korunmuş yağmur ormanı eyaletlerinin çoğuna ev sahipliği yapan Amazonas eyaletinde ormansızlaşma patlamasını tetikleyeceğini belirtiyor.

amazon ormanları ağaç kesimi
Brezilya’nın Amazonas eyaleti Humaita kenti yakınlarındaki BR 319 otoyolunun sağ tarafında yer alan Bom Retiro ormansızlaştırma alanında bir işçi traktör kullanıyor. Eylül 2019. Fotoğraf: Bruno Kelly / REUTERS

Amazon’daki her büyük otoyol projesi, arazi gaspı ve yasadışı ormansızlaşmada bir artışa neden oldu. Araştırmacılar BR-319‘un ağaç kesimi için yeni bir sınır açacağını ve bunun da yağmur ormanlarını geri dönüşü olmayan bir noktaya itebileceğini söylüyor.

‣ Amazon havzasındaki yasa dışı faaliyetler ormansızlaşma tehdidi yaratıyor
‣ Amazon’dan bir kuraklık ve ormansızlaşma manzarası: İnekler, toz ve duman…
‣ Dünya ormansızlaşmaya son verme taahhüdünün çok uzağında

Brezilya neden Amazon’un içinden geçen bir otoyol inşa ediyor?

Projeyi savunanlar, birbirine bağlı iki eyalet olan Amazonas ve Rondonia’nın izolasyonunu azaltmak için gerekli olduğunu söylüyor. BR-319’un yılın büyük bir bölümünde hizmet dışı kalmasıyla Manaus’a Brezilya’nın geri kalanından sadece nehir ve hava yoluyla ulaşılabiliyor.

Tasarı otoyolu ‘ulusal güvenlik için vazgeçilmez olan ve trafiğe açıklığının garanti altına alınmasını gerektiren kritik altyapı’ olarak nitelendiriyor. Ayrıca, Amazon’un korunmasına yardımcı olmak üzere Brezilya tarafından alınan bağışların ‘otoyolun iyileştirilmesi, asfaltlanması ve kapasitesinin arttırılması’ için kullanılmasına da izin veriyor.

Ekoloji Birliği’nden siyasilere çağrı: Ekolojistleri seçilebilir yerden aday gösterin, taleplerimizi gözetin

Ekoloji Birliği, yaklaşan yerel seçimler öncesinde bir bildiri yayınlayarak, taleplerini duyurdu.  Yerel demokrasinin inşası için yerel yönetimlerin baskı ve tahakkümden uzak, halkın özgür iradesiyle seçilmesinin önemine vurgu yapan bildiride, ekoloji hareketi içinden gelen aday adaylarının seçilebilir yerlere ve sıralara yerleştirilmesi, ekoloji, kadın ve emek hareketinin taleplerinin gözetilmesi isteniyor. 

Birlik ayrıca siyasi partilere ve yerel yönetimlerden, doğa ve toplumsal hizmet odaklı politikalar benimsemelerini, iklim ve afet acil eylem planları hazırlamalarını, çeşitli toplulukların temsil edilmesini ve ekolojik projelerin hayata geçirilmesini talep ediyor. 

Yerel seçimlerde ekoloji çalışmalarına gönül veren kişiler için de bir çağrı yer aldı, çağrıda “Yerel yönetimlerde adaylık süreçleri kapanmadan ve listeler 20 Şubat’ta İl/İlçe Şecim Kurullarına verilmeden önce ekoloji hareketi içindeki dostlarımızı yerel yönetim süreçlerine müdahil olmaya, destekledikleri partilerden veya bağımsız aday olmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi.

‘Toplumun tüm kesimlerini kucaklayın’

Ekoloji Birliği’nin yayınladığı bildiri, tüm siyasi partilere de isteklerini iletirken, yerel yönetimlerde hangi hususların gözetilmesinin önemsendiğini de madde madde şöyle sıralıyor:

“Ekoloji Örgütleri adına siyasi partilerin yerel seçim programlarına aşağıda yer alan temel yaklaşımları esas almalarını talep ediyoruz:

Yerel yönetimler olarak,

  • İnsan ve tüm diğer canlılarla birlikte doğayı bütün olarak görmeyi esas almanızı,
  • Sermayeden ziyade halkın çıkarlarını ve doğanın yararını önceliklendirmenizi,
  • Rant ve beton-asfalt belediyeciliği yerine toplumsal hizmet belediyeciliği uygulamanızı,
  • İklim ve afet acil eylem planlarını hazırlayıp uygulamanızı,
  • Yerel yönetimlerde “iklim değişikliği birimi” kurmanızı,
  • Strateji Planları‘nı hazırlarken doğanın korunmasını, iklim değişikliğini, toplumsal cinsiyet eşitliğini, tüm dezavantajlı grupların ihtiyaçlarını gözetmenizi,
  • Yoksulluğun önlenmesi için ihtiyaç sahibi yurttaşlara, kadınlara yönelik istihdam artırıcı projeleri hayata geçirmenizi,
  • Çevre Düzeni ve imar planlarında rantı değil, yurttaşa hizmeti ve kamusal yararı gözetmenizi,
  • Tüm kararları halk meclisleri, mahalle meclisleri gibi katılımcı, şeffaf ve eşitlikçi mekanizmalarla almanızı, kent konseylerine işlerlik kazandırmanızı ve denetime açık olmanızı,
  • Alt yapı düzenlemelerinde betonu değil, yeşili esas almanızı ve kadınların, çocukların, yaşlıların, yayaların, bisikletlilerin, engellilerin, sokak hayvanlarının gereksinimlerini dikkate almanızı,
  • Ekolojik bir bakış açısı ile düzenlenmiş ücretsiz okul öncesi eğitim kurumları ve sağlık birimleri açmanızı,
  • Yurttaşın sağlıklı ve ucuz gıda gereksinimini sağlamak üzere ekolojik üretici ile tüketiciyi buluşturan yerel pazarlar, kapitalist ilişkileri yeniden üretmeyecek sosyal marketler, kooperatifler açmanızı,
  • Enerji sarfiyatının azaltılması için enerji tasarrufu, enerji verimliliği, akıllı binalar konusunda somut politikalar geliştirmenizi,
  • Kuraklığın arttığı günümüz Türkiye’sinde, su kaynaklarına sahip çıkmanızı ve suyun tüm canlılara ücretsiz ve temiz bir şekilde ulaştırılması için gerekli önlemleri almanızı,
  • Suyun ticarileşmesini önleyecek yerel çalışmalar yapmanızı,
  • Ekokırıma yol açan projelere karşı havamızın, suyumuzun, toprağımızın korunması için somut adımlar atmanızı ve ekokırımın suç sayılması ve cezalandırılması konusunda yürütülen kampanyaya destek vermenizi istiyoruz.

Akdeniz Bölgesi’nde yeni bir istilacı bitki türü keşfedildi

Türkiyeli akademisyenler, Akdeniz Bölgesi‘nde muz alanlarındaki çalışmaları sırasında dünyada istilacı olarak kabul edilen yabancı bitki türü keşfetti.

Tarım ve Orman Bakanlığı‘na bağlı Adana Biyolojik Mücadele Araştırma Enstitüsü‘nde görevli araştırmacılar ile birlikte yürütülen projeyi  Düzce Üniversitesi‘nden Dr. Hilmi Torun ve Dr. Mine Özkil, DÜ Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Necmi Aksoy, Hatay Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlhan Üremiş ile Çanakkale 18 Mart Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Uludağ yürüttü. Çalışmada dünyada istilacı tür olarak kabul edilen ve Türkiye florası için yeni bir kayıt olan ‘Cardamine occulta Hornem‘ türü tespit edildi.

‣ Akdeniz’in ısınan suları istilacı türlerin artmasına neden oluyor
‣ İstilacı türlerin Türkiye’ye maliyeti 100 milyar dolardan fazla

Uzun süredir yaygın

Üreticilerle yapılan görüşmelerde, söz konusu türün Akdeniz Bölgesi’ndeki kapalı muz üretim seralarında uzun bir süredir yaygın bir şekilde bulunduğu, ancak muz üreticilerinin bu bitki türüyle kolayca mücadele edebildiği ortaya çıktı.

Teşhis için toplanan örnekler, Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi Herbaryumu (DUOF) Küratörü Prof. Dr. Necmi Aksoy‘a gönderildi.

Yapılan teşhis çalışmaları sonucunda söz konusu türün, Asya kıtasına özgü ve Türkiye florasında daha önce kaydedilmemiş olan “Cardamine occulta Hornem” (Brassicaceae, Asya teresi) olduğu belirlendi.

DUOF Herbaryumu’nda kayıt altına alınan bu örneklere göre bitkinin betimi ve morfolojik karakterlerinin fotoğraflanması gerçekleştirildi.

Yeni keşfedilen istilacı türün Asya kıtasına özgü olan, Türkiye florasında ise kaydı olmayan “Cardamine occulta Hornem” (Brassicaceae, Asya teresi) olduğu belirlendi. Fotoğraf: Düzce Üniversitesi – Anadolu Ajansı
‣ Akdeniz iklim krizi, istilacı türler ve kirlilik kıskacında kıvranıyor
‣ Dünyadaki en kötü 100 istilacı türün 14 tanesi Türkiye’de
‣ Akdeniz’de istilacı deniz kestaneleri toplu halde ölüyor: Diğer türlere de bulaşabilir

İstilacı tür

Doğal yaşam alanlarının dışından gelip yerel ekosistemlere yerleşen; yerleştikleri ekosistemlere, buradaki yerel habitata, bitki ve hayvan çeşitliliğine zarar veren  organizma türüne “istilacı tür” deniliyor.

İklim değişikliğinin etkisiyle yaşam alanları bozulan türler, son yıllarda sık sık yer değiştiriyor. Bu durum, yeni ulaştıkları bölgelerde var olan endemik türlerin yok olmasıyla sonuçlanıyor.

Türkiye’nin özellikle denizlerinde balon balığı, aslan balığı, endemik olmayan denizanası gibi türler, denizlerin ısınması nedeniyle Kızıldeniz’i geçerek, Akdeniz, Marmara ve Karadeniz‘e ulaşıyor.

7 bin göçmen Meksika’dan ABD sınırına doğru yola çıktı

Meksika‘da Guatemala sınırındaki Tapachula kentinden yola çıkan yaklaşık 7 bin göçmen, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) sınırına doğru ilerliyor. Meksika bayrağı ve “Yoksulluktan kaçış” sloganlı bir pankart taşıyan göçmenler, Bicentennial Park’tan ayrılarak Chiapas sahil otoyoluna doğru kuzeye yürümeye başladı. 

Noel arifesi olan 24 Aralık’ta harekete geçen yaklaşık yedi bin göçmen, Tapachula, Chiapas’tan yola çıkarak ülkenin iç kesimlerine ve ABD sınırına doğru ilerlemek için yeni bir konvoy oluşturdu.

Meksika bayrağı taşıyan ve “yoksulluktan kaçış” sloganı yazılı bir pankartla yola çıkan kişiler, Guatemala sınırındaki bu şehirdeki Bicentenario Parkı‘ndan sabahın erken saatlerinde ayrılarak Chiapas’ın kıyı karayoluna doğru kuzeye yürümeye başladı.

Göçmenler, Ulusal Göçmenlik Enstitüsü ve Meksika Mülteci Yardım Komisyonu’ndan aylardır vize düzenleme işlemlerine yanıt beklediklerini, bu yüzden umutsuzluk içinde yola çıktıklarını belirtti.

Konvoy Guatemala, Honduras, El Salvador, Nikaragua, Brezil, Kolombiya, Peru, Venezuela, Ekvador, Küba, Haiti, Dominik Cumhuriyeti, Pakistan, Bangladeş, Çin, Hindistan ve diğer ülkelerden gelen göçmenlerden oluşuyor. Meksikalı La Jornada’nın haberine göre, konvoyda 14 yaş altı çocuklar, hamile kadınlar, özel ihtiyaçları olan kişiler ve yaşlı yetişkinler de bulunuyor.

Göçmen Kadınlar Anlatıyor: Evim barkım, her şeyim gitti
ABD-Meksika sınırındaki duvar yaban hayatını tehdit ediyor

Aktivistler ve göçmenler öfkeli

Konvoya katılanlar arasında bulunan Dominik Cumhuriyeti‘nden Walne Santobe, üç aydır Meksika Mültecilere Yardım Komisyonu’ndan (COMAR) yanıt beklediğini, ancak aylardır oyalandığını ve kendisine kesin bir tarih verilmediği için karavana katıldığını söyledi.

45 yaşındaki adam, Noel arifesinde yürümek zorunda kaldığı için üzgün olduğunu, onlara daha iyi bir yaşam sunmak amacıyla eşini ve kızını ülkesinde bıraktığını ifade etti, “Yemek için paramız yok, hiçbir şeyimiz yok, hiçbir belgemiz yok. Bize belge veremeyeceklerini söylüyorlar, bu yüzden gitmeyi tercih ediyoruz” diye konuştu.

Dignificación Humana AC‘den Luis García Villagrán, bu konvoya katılmanın göçmenler için son çare olduğunu, temsil ettiği organizasyon aracılığıyla diyalog seçenekleri ve göçmen krizini çözmeye yönelik yasal yollar da arandığını açıkladı.

Meksika
Fotoğraf: REUTERS

Aktivist, Ulusal Göçmenlik Enstitüsü‘nün ve Meksika devletinin Eylül’den bu yana göçmenlere kapıları kapatarak göçmenlik işlemlerinde ilerlemelerini engellediğini, COMAR vizesiyle tanınmış olmalarına karşın kendilerine kart verilmediğini belirtti.

Devlet Başkanı Andrés Manuel López Obrador‘a, yemek için kaynakları olmayan, sokaklarda yaşayan, parklarda uyuyan ve işsiz olan bu savunmasız nüfusa yardım etmesi çağrısında bulunan Villagrán, “Meksika devletine, başka çaremiz olmadığı için kıyı karayolunda yürümek ve mümkün olduğunca ilerlemek zorunda olduğumuzu söylüyoruz” dedi.