Ana Sayfa Blog Sayfa 256

Kızıl Goncalar’ın Darülaceze’deki çekim izinlerinin iptal gerekçesi: Halkı kutuplaştırıyor, toplumsal huzura muhalefet ediyor…

Fox TV’nin başrollerini Özgü Namal ve Özcan Deniz‘in paylaştığı yeni dizisi ‘Kızıl Goncalar‘ın, Okmeydanı Darülaceze’deki çekim izinlerinin iptal edilmesine ilişkin Darülaceze Başkanlığı’nın kararı ortaya çıktı.

Yapımcı Faruk Turgut‘un paylaştığı kararda şu ifadelere yer veriliyor:

“Kızıl Goncalar’ın bazı sahnelerinin kurumumuzda çekilmesine izin verilmiş, gelinen noktada dizinin halkı kutuplaştıran ve manevi değerleri aşağılayan ve toplumsal huzura muhalefet içeren sahnelerden oluşmasından; 128 senedir dil, din, ırk, cinsiyet ve mezhep ayrımı yapmayan kurumumuzun varoluş felsefesine aykırı tutumundan dolayı Kızıl Goncalar dizi çekimi daimi heyetin oy birliği kararıyla iptal edilmiştir.”

Turgut, paylaşımında  “Darülaceze kurumunun çekim izninin iptal gerekçesini kamuoyunun takdirine sunuyorum. Bu mekana aylık 200 bin lira ödeyerek çekim yaptığımızı belirtmek isterim…” dedi.

Her koşulda mekan bulup çekimlerine devam edeceklerini belirten Faruk Turgut, “Bizle birlikte keyifli zaman geçiren Darülaceze sakinlerine yazık oldu” diye yazdı. 

Darülaceze Başkanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı‘na bağlı.

Ne olmuştu?

İsmailağa Cemaati ve muhafazakar çevreler, Kızıl Goncalar dizisinin içeriğini eleştirerek, kurgunun gerçeği yansıtmadığını iddia etmişti.

Cemaatin resmi sosyal medya hesabından yapılan açıklamada, dini ve tasavvufi kavramların, mezhep ve tarikat gibi manevi kurumların, hacı ve hoca gibi unvanların dizide aşağılayıcı bir şekilde kullanıldığı iddia edilerek, dizinin yayından kaldırılması çağrısı yapılmıştı.

‣ İsmailağa Cemaati Kızıl Goncalar dizisini RTÜK’e şikayet etti

Özellikle, Kuran kursunda geçen ve bir çocuğa fiziksel şiddet uygulanan bir sahne büyük tepki topladı.

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin ise, dizinin incelenmeye alındığını duyurmuştu.

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ise, dizinin hastane sahnelerinin çekildiği Darülaceze Bakım Evi’ndeki çekim izninin iptal edildiğini duyurmuştu. Set çalışanları ise sosyal medya hesaplarından, çekimler için İstanbul Fatih’teki bazı mahallelere giremediklerini söylemişti.

Dizi Manevi, İlkeli, Liyakatli Diyanet ve Vakıf Çalışanları Sendikası (Mil-Diyanet Sen) üyeleri tarafından, önceki gün de İstanbul Zeytinburnu’ndaki Fox TV binası önünde protesto edildi. 24 Aralık’ta bir araya gelen Mil-Diyanet Sen üyesi çalışanlar, “İslamiyet kırmızı çizgimizdir”, “Kendine gel FOX TV” ve “Masum zihinleri bulandırma” yazan dövizlerle toplandığı kanal önünde, dizinin yayından kaldırılmasını talep etti.

Kızıl Goncalar’a bir şikayet de Mil-Diyanet Sen’den: İslamiyet kırmızı çizgimizdir!

 

Marmaris yangınlarının görünmeyen kurbanları: Semenderler

Dosya Haber: Songül KARADENİZ

*

Marmaris’te 2021 yılında çıkan ve Muğla’nın sekiz ilçesine yayılan dev yangında, yaklaşık 60  bin hektar ormanlık alan zarar gördü. İçmeler karayolu üzerindeki Armutalan Mahallesi Siteler mevkisinin üst kısımlarındaki kızılçam ağaçlarıyla kaplı ormanlık alanda, 29 Temmuz 2021’de başlayıp 6 Ağustos’ta kontrol altına alıncaya kadar süren yangın, binlerce ağacın ve onlarca yapının kül olmasının yanı sıra yaban hayatına da büyük zarar verdi.

Geyikler, kaplumbağalar, kurbağalar, sürüngenler, bölgeye endemik tür olan karakulaklar, ağaç ve meyve yarasaları, kaya yediuyuru,  sazlık kedisi, yaban keçişi gibi türlerin yanı sıra, yangınların en çok zarar verdiği türlerden biri de Uluslararası Doğayı Koruma Birliği’nin (IUCN) kırmızı listesinde yer alan Marmaris semenderi (Lyciasalamandra flavimembris) oldu.

Yangında, dünyada sadece Muğla ilinin nem tutan çam ormanı açıklıkları ve makiliklerde yaşayan Marmaris Semenderi’nin yaşadığı 242,54 hektarlık alan da, içinde yaşayanlarla birlikte yok oldu.

Semerderler için temel risk, iklim krizi ve habitat kaybı

Son 10 yıllarda yaşanan habitat kaybının en büyük nedenleri arasında, artan insan etkisinin iklim değişikliği kaynaklı yaşanan aşırı sıcaklarla birleşmesinin sonucu olarak meydana gelen dev yangınlar yer alıyor. Bu yangınlarda gözle görülen kayıplar dikkati çekmiş olsa da büyük zarar gören amfibiler pek konuşulmadı.

Bilim dergisi Nature’da yakın zamanda yayımlanan makalede, amfibilere yönelik tehditler nedeniyle, sayılarında küresel boyuttaki azalma eğilimi değerlendiriliyor.  Buna göre, kurbağalar, ayaksızlar ve semenderler olarak üç gruba ayrılan amfibiler için en büyük risk kaynakları habitat kaybı ve iklim krizi.

IUCN’nin “Kırmızı Liste”sinde ”salamender” araması yapıldığında da listelenen 716 semender türünün yüzde 26.5’una denk gelen 190 tür “tehlikede olmayan” (LC), yüzde 9,1’ine denk gelen 65 tür “tehlike sınırında” (NT), yüzde 15,6’sına denk gelen 112 tür “hassas” (VU), yüzde 23,7’sine denk gelen 170 tür “tehlikede” (EN), yüzde 17,9’una denk gelen 128 tür “yüksek tehlike altında” (CR), yüzde 0,4’üne denk gelen üç tür ise “nesli tükenmiş” (EX) olarak kategorize edilmiş. Hayvanların yüzde 6,7’sine denk gelen 48 tür için ise yeterli veri bulunmuyor. (DD)

Aynı aramadaki diğer verilere göre ise, türlerin bulunduğu habitatın yüzde 52,8’i karasal, yüzde 25,2’si tatlı su, yüzde 21,9’u karasal ve tatlı su olarak sıralanıyor. Semenderlerin karasal ağırlıklı bir tür olması nedeniyle orman yangınları en büyük tehdidi oluştururken, tatlı su habitatında yaşayanlar için en büyük risk; kuraklık ve kirlilik…

Büyük yangınlardan en çok etkilenenler arasında bulunan Marmaris semenderi; EN yani “tehlikede” kategorisinde yer alıyor ve azalma eğilimi gösteren nesli tehlikede olan türler arasında.

Kırmızı listede yaşam alanı haritalandırılan Marmaris semenderinin aşağıdaki haritadan dağılım alanı detaylıca incelediğinde Kötekli’den Ula ve Akyaka’ya uzanıp Marmaris’e kadar yayıldığı görülüyor. Yaşam alanının büyük bölümünün Marmaris’te bulunan semenderlerinin saklanma, beslenme, üreme ve doğum süreçleri tamamen karada gerçekleşiyor.

‘Yangın sonrası müdahale, popülasyonda çöküşe yol açtı’

2021 yangınlarında Marmaris semenderinin yaşadığı alanların büyük zarar gördüğünü, ancak popülasyonlarının “doğrudan” zarar görmediğini belirten Ege Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kerim Çiçek, şunları anlatıyor:

“Ancak yangınlardan sonra orman yenileme, ölü orman materyalinin ortadan kaldırılması, iş makinesi ile yapılan müdahaleler gibi uygulamalar, Marmaris semenderinin hem saklanma alanlarını hem beslendiği omurgalı ve omurgasız hayvanları doğrudan yok ettiğinden bu endemik hayvanlar için büyük risk oluşturdu. Popülasyonlarında önemli ölçüde azalma olduğunu düşünüyorum. Akdeniz Koruma Derneği’nin bünyesinde orman yangınlarının tür üzerindeki etkilerini araştırıyoruz. Şu ana kadar olan gözlemlerimiz ormana müdahale olmayan yerlerdeki popülasyonların genel olarak iyi durumda oldukları yönünde. Fakat yangından dolayı müdahale yapılan alanlarda maalesef ciddi çöküşler tespit ettik.”

Yangınların, Marmaris semenderlerinin yaz uykusu (estivasyon) nedeniyle toprağın yarım metre kadar altındaki yarıklara kaçtığı yaz aylarında meydana geldiğini belirten Pamukkale Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Eyüp Başkale ise bu nedenle yangınlarda “birey ölümlerinin” fazla sayıda olmadığını ifade ediyor:

“Diğer yandan yaz uykusundan sonra ekim, kasım ayları civarında Marmaris semenderinin aktif dönemi başlıyor. Yanan alanlardaki özellikle tek yıllık bitkilerin, ağaçların ve çalı formlarının tamamen yok olması bulundukları alan içerisindeki nemin ve bitki örtüsünün bozulmasına neden oldu. Aynı zamanda uyandıklarında beslendikleri böcek, tırtıl ve eklem bacaklılar gibi canlıların da yok olması nedeniyle bölgelerinden göç etmek zorunda kaldılar ya da kısıtlı miktarda besine ulaşabildikleri için popülasyonları seyreldi.” .

‘Ekosistemin kendi kendini onarması için zamana ihtiyaç var’

 İnsan müdahalesiyle yanan alanların onarılmaya çalışılmasının suni bir yapılaşmaya neden olduğunu belirten Başkale, orman ekosistemi için bunun doğru bir yöntem olmadığını şöyle açıklıyor:

“Suni yapılaşmada özellikle teraslama yöntemiyle var olan toprağın sürülmesi doğal olmayan başka yapıları da beraberinde getiriyor. Hatta bu teraslama yöntemleri hayvanların üreme dönemi içerisine denk gelebileceği için bunun kontrollü bir şekilde yapılması konusunda yetkililerle görüştük.

Orman yangınlarında doğal olan habitatların yanması insanlar tarafından büyük baskıya neden oluyor. Bu nedenle de o bölgeyi eski haline getirebilmek için hızlı bir çalışmanın olması gerekiyor ama doğal süreçler açısından bakarsak bu doğru bir yaklaşım değil. Ekosistem ekolojisine göre civarlardan gelen tohumların tekrar yeşermesi, önce tek yıllık bitki formuna daha sonra çalı formuna daha sonra ise ağaç formuna ve en sonunda da tekrar orman formuna gelmesi minimum 30-40 yıl içerisinde hatta daha kısa veya uzun da sürebiliyor. Kendiliğinden eski haline gelmesi gerekiyor ki sağlıklı bir şekilde ekosistem yaşayabilirsin. Sadece ağaçlandırma ya da bitkilendirme yapılması değil, bitki ekosistemi gelişirken hayvan ekosisteminin de beraberinde gelişmesi sağlanıyor. Müdahaleyle yapılan gelişmeler suni bir gelişme meydana getiriyor. Bu sefer alana yabancı olan türlerin katılması ve doğal olan türlerin de kısmen yok olmasına sebep olabiliyoruz. Bu nedenle müdahale edilmeden ekosistemin kendi kendini onarabilmesi için gerekli zamanın ayrılması konusunda ortak görüş bildiriyoruz.”

Fotoğraf: Eyüp Başkale.

Göç ya da ölüm arasında bir yaşam

Kış aylarında yeryüzüne çıkan Marmaris semenderinin nemli alanları tercih etmesiyle ilgili türün yaşadığı bölgedeki dağların kuzey yamaçlarını örnek veren Eyüp Başkale iklim krizinin semenderler üzerindeki etkisine dair de şu bilgileri veriyor:

“İklim krizi içinde bulunduğumuz bir gerçek. Sıcaklıklarda öngörülen 1.5 ila 3 derecelik derecelik bir artışın yüzyılın ortasına doğru nasıl bir değişim meydana getireceğini kesin olarak bilemesek de sıcaklıkların arttığını, nem seviyesinin düştüğünü, toprağın kuruduğunu biliyoruz. Bunlara bağlı olarak besin zincirindeki bazı canlılar ya yok olacak ya da göç etmek zorunda kalacak. Yaptığımız çalışmalarda Marmaris semenderinin Ege Bölgesi’nin güney kısımlarına, merkez bölgelerine kadar göç ettiğini görüyoruz, sayısal olarak modellemelerde de tespit edebiliyoruz. Semenderlerin iklimdeki değişimleri takip ederek kuzey bölgelerine doğru göç etmesini bekliyoruz. Ancak dağların kıyıya paralel olarak uzandığı Ege ile Akdeniz sınırlarına baktığımızda, coğrafik izolasyonun sıra dağlarını kesmesi ve o bölgelerdeki ovalık alanlar nedeniyle bu göç esnasında büyük miktarda birey, bu göçü ü başaramayacak. Bu durumun gerçekleşmesi halinde de büyük ihtimalle nesilleri yok olmaya yüz tutacak.”

Prof. Dr. Çiçek ise iklim krizinin Marmaris semenderini doğrudan etkilediğine dair güncel verilere henüz sahip olmadıklarını belirtirken yaptıkları modellemelerin sonuçlarını da şu şekilde aktarıyor:

“Ancak mevcut yaşam alanının gelecekte benzer iklimsel koşullara sahip olup olmadığına yönelik yaptığımız modellemelerde, uygun habitat ve iklim koşulları doğrultusunda popülasyonların kuzey enlemlere, daha yüksek alanlara kayma eğilimi göstereceği tahmin ediliyor. Bu, “doğrudan göç ile sağlanır demek yanlış olabilir. Çünkü Marmaris semenderinin bir göç hareketi şimdiye dek bilinmiyor. Ancak yakın gelecekte bahsi geçen alanlarda şu an yaşayan popülasyonları sayılarında artma; geri kalan yerlerdeki popülasyonların sayılarında ise azalma veya yok olma durumu söz konusu olabilir.

Günümüz iklimi, iki buzul çağı arası dönem olarak adlandırılıyor fakat dünya tarihinde şimdiye dek hiç görülmeyen bir değişim insan eliyle gerçekleşiyor. Buzul çağları arası dönemlerde atmosferdeki nem artar. Gelecek 50 ila 100 yılda dünyada kurak alanların daha kuraklaştığı, yağış alan alanların ise daha çok yağış alacağı tahmin ediliyor.  İklim bilimciler, Ege bölgesinin önümüzdeki 50-100 yılda geçmiş iklim rejimlerine göre ortalamanın altında yağış alacağını tahmin eden modeller konusunda hemfikir görünüyor.  Yıllık yağış miktarının daha kısa zamanda daha yoğun yağış ile karakterize olması Marmaris semenderi gibi neme bağımlı türlerin yıl içindeki içerisinde aktif olabildiği zamanı da daraltacaktır.”

Yangından bir sene sonra Marmaris (Haziran 2022)

Risk ve tehditlerin sadece semenderler için değil, tüm kurbağa türleri için de geçerli olduğunu belirten Prof. Başkale de IUCN’nin Kırmızı Liste değerlendirmeleri kapsamında 1980’den 2004’lü yıllara kadar yapılan araştırmalarda habitat kaybının en büyük tehdit olarak gösterildiğini; 2004’ten bugüne kadar yapılan çalışmalarda ise  iklim krizinin etkilerinin büyük bir rol oynadığının ortaya çıktığını kaydediyor. Hayvanların toplanması, evcil hayvan olarak satılması, yollarda meydana gelen ölümler, pestisit ve herbisit kullanımı, yaşam alanlarının imara açılması gibi durumlar da amfibilerin popülasyonunu olumsuz etkiliyor.

En önemli faktör, insanların bilinçlendirilmesi

 Biyolojik döngüde önemli yeri olan amfibileri  korunmasındaki başlıca faktörün insanların bilinçlenmesi olduğunu vurgulayan Prof. Başkale, önerilerini şöyle sıralıyor:

“Küresel iklim krizinin etkilerini azaltmaya çalışmak , habitatların kirlenmesini engellemek, bireylerin yanlışlıkla öldürülmesi ya da bilinçli şekilde toplanmış gibi faaliyetlerin önüne geçmek çok önemli. Bununla ilgili çok fazla çalışma yapılıyor aslında: Bilgilendirme toplantıları, el broşürlerinin dağıtılması, tarım sektörüyle ya da bölgedeki tarımsal ilaç satanlarla görüşülmesi, belediyelerle, bölgede yaşayan tüm paydaşlarla görüşülmesi, Milli Eğitim Bakanlığı eliyle öğrencilerin bilinçlendirilmeye çalışılması vb..

Çözüm önerisini tek bir başlık altında toplayamayız ama türü korumaktansa habitatı, ekosistemi korumaya odaklanmak en doğrusu olur. Özel olarak  Marmaris semenderi için  türün dağılım bölgesindeki doğal sit alanları, özel çevre koruma alanları, Milli Parklar mevcut. Bu alanlardaki canlıların iyi bir şekilde korunduğunu görebiliyoruz. Koruma alanı dışındaki bölgelerde ise yapılaşmanın yoğun olması ve tarımsal alanlar nedeniyle yok olma tehdidi yüksek.”

Akdeniz Koruma Derneği’nin (AKD) uzun yıllardır Marmaris semenderinin popülasyonlarını izlediğini vurgulayan Prof. Kerim Çiçek de Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’nün de türe yönelik tür koruma ve eylem planı hazırladığını hatırlatıyor:

“Planlanan faaliyetler yeterli olsa da uygulama süreçleri maalesef kısıtlı kalıyor. AKD türün ekolojisi ve popülasyon eğilimlerine yönelik bilimsel çalışmaların yanı sıra, yöre halkının tür ile ilgili bilgilendirme çalışmaları da yürütüyor. Türe ait bilimsel çalışmalar genel olarak yeterli olsa da farkındalık çalışmalarının daha da artan bir şekilde devam etmesi gerekiyor.  Bu çalışmalar için kamu kurumları ve STK’ların sıkı iş birliği çok önemli.

Marmaris semenderi maalesef turizm ve yapılaşmanın çok yüksek olduğu bir coğrafyada yaşayan bir tür. Bunun yanında son yıllarda gün geçtikçe artan orman yangınları doğrudan ve dolaylı olarak türün yaşam alanına zarar veriyor. Bu nedenle de acilen yardımımıza ihtiyacı var. Koruma çalışmaları için en önemli nokta ne kadar iyi faaliyetler planladığınız değil, yöre halkından ne kadar çok destek aldığınızdır. Yöre halkının desteği olmadan hiçbir koruma çalışması sağlıklı yürütülemez. Marmaris semenderi Marmaris’in simgesi olabilecek bir canlı. Gelecekte Marmaris’te bir heykelini görmek beni çok mutlu eder.”

*

(*) Bu haber Avrupa Birliği finansal desteği ile üretilmiştir. Haberin içeriği tamamıyla yazarının ve Yeşil Gazete’nin sorumluluğu altındadır ve hiçbir durumda Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.

Ekoloji aktivistlerinden partilere: Yerel seçimlerde kadını görmezden gelmeyin

Ekoloji aktivistleri yerel yönetimlerde kadın temsiliyetinin düşüklüğü ve yerel seçimler için aday gösterilenler arasında yeterince kadın temsili bulunmamasını eleştirdi.

Ekoloji Birliği Kadın Meclisi, yerel yönetimlerde kadın temsil oranının yalnızca yüzde 3 olduğuna dikkat çekerek, kadınların müdahale etmemesi durumunda, 31 Mart 2024 yerel seçimlerinde de durumun pek farklı olmayacağına kaydetti.

Kadınlar olarak eşitlikçi olmayan, ataerkil sistem içerisinde var olma mücadelesi verdiklerini, nüfusun yarısını oluşturdukları halde yasalar önünde eşit yurttaşlık hakkına sahip olmadıklarını vurgulayan Meclis’in açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

”21. yüzyılda halen, siyasal, kültürel ve ekonomik alanlarda eşitlik mücadelesi veriyoruz! Ataerkil sistemin binlerce yıldır tahakkümü altında ezildik, ikinci cins sayıldık aşağılandık! Eşit haklara sahip olmak için verdiğimiz mücadele alanlarımızda baskıya, şiddete maruz kaldık, bu yolda katledildik. Çok ağır bedeller ödedik. Ödemeye de devam ediyoruz.”

‘Boyun eğmedik, eğmeyeceğiz!’

Kadınlar açıklamalarında Meclisi, aile içinde çocukların, hastaların, yaşlıların, kardeşlerin, eşlerin bakım sorumluluğunun sadece kadınlara bırakıldığını, ücretlendirilmeyen bakım emeğinin, gayrisafi milli hasıla dışında tutulduğunu, ücretli iş gücü olarak görüldükleri her alanda erkeklerle eşit işe eşit ücret hakkının engellendiğini belirtti:

”Var olmak için verdiğimiz yaşam mücadelemiz, yaşam hakkımızın gaspına karşı ayakta duruşumuz, yaşam alanlarımızın, geçim kaynaklarımızın elimizden alınmasına karşı direnişimiz ile ataerkil sisteme boyun eğmedik, eğmeyeceğiz! Doğayı metalaştıran bu sistemin kadını da metalaştırdığının farkında olarak kurduğumuz özdeşlikle, havamıza, toprağımıza, suyumuza göz dikenlere karşı en önde mücadele ediyoruz. Yaşam haklarımızla, yaşam alanlarımızla ilgili kararlar alınırken söz hakkımız olmuyor çünkü karar alma mercilerinin içinde değiliz, içine dahil edilmiyoruz.”

Türkiye’de hiç kadın Cumhurbaşkanı olmadığına, kadın temsilinin Aile ve Sosyal Politikalar Baklanlığı‘yla sınırlandırıldığına dikkat çeken meclis, yerel yönetimlerde durumun daha da vahim olduğunu belirtti.

Kadınların, siyasetin Türkiye’de ve dünyada uygulanış biçimi nedeniyle siyasi partilere katılma konusunda çekimser oldukları, bu durumun ekoloji hareketinden yaşam savunucuları için de aynı olduğu ifade edildi.

Fotoğraf: Emekçi Kadınlar/ Twitter

Kadın Meclisi’nden yaşam savunucularına adaylık çağrısı

EŞİK-Eşitlik İçin Kadın Platformu da yaptığı basın açıklaması ile kadınları aday olmaya çağırdı ve partilere seslenerek ‘eşit temsil ve fermuar  sistemini uygulayın’ dedi.

Ekoloji Birliği Kadın Meclisi kadınları ve yaşam savunucularını aday olmaya ve siyasi partileri de kadın ve ekoloji hareketi temsilcilerine listelerinde yer vermeye ve eşit temsil ve fermuar sistemi uygulamaya çağırdı.

Birliğin yerel yönetimler için talepleri şöyle:

  • “Tüm yerel yönetim faaliyetleri ve hizmetlerinin sadece insanı değil, tüm canlıları gözeten bütünlüklü bir bakış açısıyla yürütülmesi,
  • Kadınlar, çocuklar, yaşlılar, gençler, engelliler, dezavantajlı gruplar ile farklı kültür ve inanca sahip toplulukların tüm talep ve gereksinimlerinin yerine getirilmesi,
  • İklim değişikliğine bağlı seller, fırtınalar, susuzluk, kuraklık gibi afetler ve buna bağlı göçler karşısında dirençli yerleşkeler oluşturulması,
  • Yerel yönetimlerde ‘İklim Değişikliği Birimi’ kurulması,
  • Yerel yönetimlerde tüm hizmetlerde cinsiyet eşitliğini gözetecek ve kadınları güçlendirecek ‘Eşitlik 
Birimi’ kurulması,
  • Köylerin boşalması ve tarımdan kopuş karşısında tarımı ve genç çiftçileri destekleyici politikaların 
geliştirilmesi,
  • Kırsalda yaşamın ve üretimin devam edebilmesi için, yerelin kadim bilgi, gelenek ve göreneklerine 
değer verilerek, yerel projelerle desteklenmesi,
  • Doğanın tahribatına yol açan ve havamızı, suyumuzu, toprağımızı zehirleyen projelere izin verilmemesi,
  • Hayvan özgürlüğünün yerel yönetimlerin politikalarına dahil edilmesi,
  • Yerel ekosistemlerin korunmasının tüm imar planlarının önünde tutulması ve yerel ekosistem, flora 
ve fauna araştırmalarına kaynak ayrılması,
  • Kadınların güçlenmesi için kadın danışma merkezleri ve istihdam ofislerinin kurulması,
  • Ücretsiz kreşlerin, etüd merkezlerinin ve yaşlı bakım evlerinin açılması,
  • Susuzluk ve kuraklığa karşı gerekli önlemlerin alınarak sağlıklı ve temiz suya erişimin sağlanması,
  • 1/5.000 ve 1/1000 lik uygulama imar planları hazırlanırken rantın değil, kamusal yararın gözetilmesi,
  • Müştereklerin kamu yararına kullanılması, kıyı işgallerine son verilmesi,
  • Yeşil alanlar, parklar, çocuk bahçeleri, ekolojik pazarlar, sosyal marketler, toplu taşıma toplu taşıma 
gibi projelerin hayata geçirilmesi,
  • Yaşam alanlarını ve kırsalı tehdit eden ekokırım projelerine somut adımlar atılması ve ekokırımın suç 
sayılabilmesi ve cezalandırılması için ülkemizde sürdürülen ‘Ekokırım kampanyası’na destek 
verilmesi.
  • Kent ve Mahalle Meclislerinin kurulması, kararların şeffaf bir şekilde halkla ve uzmanlarla birlikte 
alınması,
  • Toplumsal cinsiyet duyarlı bütçe, strateji planları, iklim ve afet planları hazırlanması.”

Eşitlikçi, ekolojik, laik ve demokratik yerel yönetimler için ‘eşit temsil’ ilkesinin ve taleplerinin değerlendirilmesini istediklerini belirten Kadın Meclisi, 
hakları, hayatları ve yaşam alanlarını savunan kadınların yerel yönetimlere seçilmesi durumunda, kadınların ve doğanın kazanacağını belirtti.

Ulusal Su Kurulu’nun ilk toplantısı yapıldı: Risk krize dönüşmeden yönetmemiz gerekiyor

Ulusal Su Kurulu, su kaynaklarına dair kritik kararların alındığı ilk toplantısını Tarım ve Orman Bakanı İbrahim Yumaklı‘nın başkanlığında gerçekleştirdi. Toplantıda, su kaynaklarının etkin yönetimi ve sürdürülebilir kullanımına yönelik stratejiler tartışıldı.

Yumaklı, toplantıda yaptığı konuşmada, su kaynaklarının sınırlı olduğunu ve gelecek nesiller için korunması gerektiğini vurguladı. 

İbrahim Yumaklı, gelecek dönemde sıcaklıklarda artış, yağışlarda ve toplam kar örtüsünde azalış beklendiğini belirterek, “2030 yılına geldiğimizde nüfusumuzun yüzde 10 artacağını, su kaynaklarımızın da yüzde 20 azalacağını öngörüyoruz. Su kullanımlarımız bu şekilde gider ve iklim değişikliği etkileri de artarak devam ederse, altı yıl sonra toplam nüfusumuzun yüzde 49’u, sulanan tarım alanlarının ise yüzde 78’i su yetersizliği riski ile karşı karşıya kalacak. Bu durumla yüzleşmemek için risk krize dönüşmeden yönetmemiz gerekiyor” dedi.

Yeni Zelanda’dan Fransa’ya su krizi farkındalığı için pedal basıyorlar
İklim krizi: Kuraklık nedeniyle barajlarda düşen doluluk oranları su krizi endişesine yol açıyor

Ulusal Su Kurulu’nda sürdürülebilir su yönetimi tartışıldı

Ulusal Su Kurulu toplantısında, su yönetimiyle ilgili karar alma mekanizmalarının ve havza ölçekli yönetim planlarının önemi vurgulandı. Bakan Yumaklı, su tahsislerinde arz ve talep dengesinin korunması gerektiğini belirterek, bu konuda alınacak kararların Ulusal Su Planı, su verimliliği planları ve içme suyu güvenliği planlarını da içereceğini açıkladı. Bu planların, su kaynaklarının daha verimli ve etkin kullanılmasını sağlayacak projelere rehber olması bekleniyor.

Ulusal Su Kurulu
Ulusal Su Kurulunun ilk toplantısı Ankara’da yapıldı. Fotoğraf: DepoPhotos

Resmi Gazete’de 29 Kasım’da yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, Ulusal Su Kurulu’nun kurulmasını ve amacını detaylandırıyor. Kararnameye göre kurul, su kaynaklarının etkin yönetimi ve verimli kullanımı için çeşitli bakan yardımcıları ve diğer üst düzey yetkililerden oluşuyor.

Yanlış su yönetimi ve kuraklıkla tamamen kuruyan Marmara Gölü’nde tarım…
Türkiye’de su sorunu ve yönetimi: Kriz kapıda mı?

Kurulun amacı, su yönetiminde koordinasyon sağlamak, su-gıda-enerji-ekosistem ilişkisine dayalı planlar oluşturmak ve su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir kullanımını sağlamak olacak. Kararnamede kurulun “su kaynaklarının kalitesi ve miktarının korunması için planları uygulayacak ve kamu kaynaklarının etkin kullanımını sağlayacak tedbirler alacağı” da ifade ediliyor.

Likya mirası, yeniden otoyol projelerinin tehlikesi altında

Antalya, Demre – Kaş güzergahında planlanan 74 kilometrelik duble yol projesi kapsamında 66 bin meşe, çam ve sandal ağacının kesilmesi planlanıyor.

Toplam maliyeti 2,1 milyar TL olan projenin tanıtım dosyasına göre, 26,75 hektarlık orman arazisinden geçmesi planlanan otoyol, Myra, Sura, Hoyran antik kentleri ile birlikte birçok doğal ve arkeolojik sit alanını da etkileyecek.

4 Ocak’ta Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı İnceleme Değerlendirme Komisyonu toplantısında proje detayları ele alınacak.

Daha önce iptal edilen 28 kilometrelik Kaş-Kalkan otoyolu da tekrar projelendirilerek Demre-Kaş hattına dahil edildi.

Bu yeni otoyol projesinin bir parçası olarak, Kaş‘ta ünlü Kaputaş Plajı‘nın üst kısmına dev bir viyadük yapımı planlanıyor; 3 bin 210 dekarlık orman arazisi, vasıf değişikliği yapılarak karayollarına tahsis edilecek.

19 milyon 680 bin 825 metreküp hafriyat

Otoyol projesine dair jeoteknik raporlara göre, bölgedeki hareketli topografya nedeniyle yapılacak dinamitli patlatma ve yarma çalışmalarında 19 milyon 680 bin 825 metreküp hafriyat malzemesi ortaya çıkacak.

Duvar’dan Ceren Denizin haberine göre, bu malzemenin 7,2 milyon metreküpü yol dolgu malzemesi olarak kullanılacak, kalan miktarın yerel belediyelerin belirleyeceği düzenli atık toplama merkezlerine taşınması planlanıyor. Ancak proje kapsamındaki iki ilçede bu ölçekteki hafriyat malzemesini depolamak için uygun bir alan mevcut değil.

‘Antik su yolu, bir daha geri gelmemecesine zarar görecek’

Likya gibi eşsiz bir kültürel ve doğal mirasa sahip olmanın, bunu tam anlamıyla tanıma, koruma, geleceğe aktarma sorumluluğunu hiçbir gerekçe ile göz ardı edilemeyeceğini belirten Kültürel ve Doğal Mirası İzleme Platformu Kurucusu, Arkeolog, Yazar ve Yayıncı Nezih Başgelen, pek çok arkeolojik yapıyı ve endemik türleri barındıran bölgeye zarar vereceği konusunda uyarıda bulunuyor:

Otoyol, çayın batısındaki Myra Antik Kenti’nin kayaların arasından geçen antik su kanalı güzergahında tünele giriyor. Tünel için burada dinamitli patlatma yapılması planlanmış. Otoyol projesi, Koruma Kurulu’na sunulduğu haliyle uygulanırsa bu kesimde kayaların arasına oyulmuş antik su yolu, bir daha geri gelmemecesine zarar görecek.”

44 tür balığın ve bölgeye has mavi yengeçlerin beslenme ve büyüme alanı

Planlanan yol projesinin Demre Çayı’nı Köşkerler Mahallesi’nden devasa bir viyadükle geçtiğini, toplam 355 hektar alanı kaplayan Demre’nin Beymelek Dalyanı’nın yeni tespitlerle birlikte 44 tür balığın ve bölgeye has mavi yengeçlerin beslenme ve büyüme alanı olduğunu sözlerine ekleyen Başgelen, şunları aktardı:

”Denizde üreyen balık türleri ve mavi yengeçler, nisan-ağustos döneminde Beymelek Dalyanı’na giriş yapıyor. Yavru türleri, özellikle yaz döneminde sürüler halinde dalyanda geziyor ve besleniyor. Burada beslenen balıklar büyüyor. Dalyanda çupra, levrek, mırmır, kefal gibi başlıca türlerin aralarında olduğu 23 familyaya ait 44 tür balık tespit edilmiş. Bunlarla ilgili izleme çalışması bir AB projesi kapsamında devam ediyor.”

Likya mirası onarılamaz ölçüde tehlike altında

Ülke turizminin eşsiz yöresi Likya’da otoyolun planlandığı alanın mevcut sit kararlarına ve Avrupa Peyzaj Sözleşmesi’nden kaynaklanan yükümlülüklere tamamen aykırı olduğunu söyleyen Arkeolog, “Sözleşme ile her ülke, tüm topraklarındaki peyzajların özel önlemle korunması ve planlanmasına ilişkin ulusal peyzaj politikalarını oluşturacağını, peyzaj politikalarının uygulanmasında kamu kurumlarının, yerel otoritelerin ve uzman grupların katılımını sağlayacak prosedürleri oluşturacağını, bölge planlama politikalarının, kültürel, çevresel ve ekonomik politikalarla ve peyzaj üzerinde etkisi olabilecek politikalarla bütünleştireceğini taahhüt etmiştir” dedi.

Kamusal yatırımların, iyi planlanması durumunda, bir ülkenin kalkınması açısından şüphesiz önemli ve büyük projeler olduğuna dikkat çeken, akılcı ve gerçekçi çözümlerin geliştirilmemesi durumunda Likya mirasının onarılamaz ölçüde tehlike altına gireceğini ve bu süreçte yitirileni tekrar kazanma imkanı olmadığını vurgulayan Başgelen şu ifadeleri kullandı:

”Başta Malta Sözleşmesi olmak üzere, uluslararası düzeyde taraf olduğumuz anlaşmalar da yapılacak her türlü yatırımın, kültürel ve doğal mirasa mümkün olduğunca zarar vermeden gerçekleştirilmesini temel ilke olarak kabul eder. Finike, Demre ve Kaş güzergahında, Likya’nın merkezi bölgesinden geçecek, bu hassas planlanması gereken yatırım hayata geçirilirken, tarihi ve doğal mirası korumak için sivil inisiyatiflere de görüş sunma imkanı sağlanmalıdır.”

Ne olmuştu?

Karayolları 13. Bölge Müdürlüğü‘ne, Finike, Demre, Kaş ve Kalkan bölgelerindeki yol planlamaları çerçevesinde, Kaş ile Kalkan arasında planlanan 28 kilometrelik otoyol projesi için daha önce iki ayrı hukuki süreç başlatılmıştı.

Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Komisyonu‘nun projeyi onaylamasıyla ilgili davada mahkeme, 2018 yılında iptal kararı vermişti.

Projeyle ilgili olarak 2019 yılında sonuçlanan davada alınan ‘ÇED Gerekli Değildir‘ kararı da mahkeme tarafından iptal edilmişti.

Mahkemenin iptal kararı verdiği Kaş-Kalkan otoyolu, yeniden projeye eklendi.

Daha önceki planlamalarda, Finike‘deki portakal bahçelerinin arasından geçen otoyol projesi, çiftçiler, sivil toplum kuruluşları ve meslek odalarından gelen yoğun tepkilerin ve kamuoyundaki yankıların etkisiyle 2020 yılında iptal edilmişti. Finike, yeni projede yer almadı.

Köy muhtarları Lapseki’de kurşun-çinko madenine karşı çıkıyor

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Çanakkale‘nin Lapseki ilçesinde planlanan kurşun-çinko madeni için verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporunu yayınladı ve halktan görüş ve önerileri almaya başladı. Buna karşın, bölgedeki köy muhtarları madene karşı olduklarını dile getiren dilekçeler hazırladı.

Evrensel’den Özer Akdemir’in haberine göre, yöre köylülerinin muhtarları Bakanlığın Çevresel Etki İzin Denetim Genel Müdürlüğüne dilekçeler göndererek madene karşı olduklarını iletti.

Yerleşim yerlerinin çok yakınında olacak

Marmotek Madencilik San. ve Tic. A.Ş. tarafından gerçekleştirilmesi planlanan proje, Çataltepe Çinko, Kurşun, Bakır (Kompleks) Yeraltı Maden İşletmesi Kapasite Artırımı, Kırma Eleme Tesisi, Zenginleştirme Tesisi ve Atık Depolama Tesisi içeriyor. ÇED raporunun halkın görüşlerine sunulmasının ardından köy muhtarları ve köylüler, maden projesine karşı olduklarını belirten dilekçeler gönderdi. 

Yine Cengiz Holding: Çanakkale’de feldspat projesi için ÇED süreci başlatıldı
Bir ‘zehir yüklü’ gemi daha Aliağa yolunda…

Dilekçelerde, Lapseki’de kurşun-çinko madeninin tarım ve hayvancılıkla geçimini sağlayan bölge halkının su kaynaklarını, havasını ve toprağını kirleteceği ve halk sağlığı sorunlarına yol açabileceği vurgulanıyor. Ayrıca, madenin Çataltepe, Nusratiye, Beypınar, Doğandere ve Dişbudak köylerine çok yakın bir konumda olması dilekçelerde dikkat çekiyor. Maden işletmesinin bölgeyi yoğun bir toz kirliliğine maruz bırakacağı ifade ediliyor. Nusratiye Göleti‘nin ise maden ruhsat alanının içinde yer aldığı ve göletin kirleneceği uyarısı yapılıyor.

Lapseki'de kurşun-çinko madeni

Dilekçelerde Lapseki’de kurşun-çinko madeni projesine karşı olan nedenler şu şekilde sıralanıyor:

  • 1. Derece deprem bölgesinde bulunması nedeniyle atık barajlarının yıkılma riski taşıması,
  • Yöre halkının içme suyu kaynağı olan Bayramdere Barajı‘na, derelere ve su kaynaklarına yakın olması,
  • Bölgedeki köylülerin tarımsal ürünler ve hayvancılıkla geçimini sağladığı Nusratiye, Korçeşme, Gürgendere, Ayitdere göletleri ile irili ufaklı dereler ve su kaynaklarına yakın bir konumda olması,
  • Çataltepe Nusretiye köylülerinin orman köylüsü olmaları ve ormandan gelir elde etmeleri,
  • 1. Derece sit alanı olan Kale Tepe mevkiindeki Arabakonağı Kalesi ve Antik Kolonai kentine çok yakın olması,
  • Bölgedeki termik santrallerin yoğun etkisi altında olması ve yeni bir kirliliğe yol açma potansiyeli taşıması,
  • Dumanlı Dağ‘daki Nurol Holding altın madeni projesi nedeniyle bölgenin zaten kirletilmiş olması,
  • Maden projesinin tarımsal üretimi imkansız hale getirme potansiyeli taşıması,
  • Bölge halkını göçe zorlama riski taşıması.
Kazdağlarının eteklerinde bir altın madeni katliamı daha

Kurşun için ‘Türkiye’nin Hollandası’ iddiası

Dilekçelerde, Lapseki’de kurşun-çinko madeni projesine karşı ÇED olumsuz kararının verilmesi ve verilen izinlerin geri alınması talep ediliyor. Bölgede içme ve tarımsal sulama için su sağlayan Bayramdere Barajı yakınlarında yapılması planlanan maden projesi, tarım ve hayvancılık faaliyetleri nedeniyle “Türkiye’nin Hollandası” olarak adlandırılan maden, bölgeyi etkileyebilir. 

Dokuz köy muhtarı, dört kooperatif, Çevre Derneği ve çeşitli yurttaşlar, maden projesine karşı olduklarını açıkladı. Ayrıca maden işletmesinin, antik Parion kenti gibi tarihi ve doğal zenginlikleri de tehdit edebileceği ifade ediliyor.

Barış akademisyeni Semra Somersan hayatını kaybetti

“Bu Suça Ortak Olmayacağız” bildirisine imza atan Barış Akademisyenleri‘nden Semra Somersan yaşamını yitirdi.

Gazeteci ve Yazar Somersan’ın ölüm haberi Barış Akademisyenleri  X (eski adıyla Twitter) hesabından duyuruldu.

Yapılan paylaşımda, “Türkiye’nin çok çeşitli barış hareketleri de fark yaratacak- barış getirecek, yarın değil belki, ama yakında’ diye yazan sevgili hocamız, barış imzacısı, gazeteci, yazar #SemraSomersan’ı kaybettiğimizi derin üzüntüyle öğrendik” denildi.

Semra Somersan

Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden mezun olduktan sonra Fulbright Bursu ile ABD‘ye gitti. The Ohio State Üniversitesi’nde, 1974 yılında Sosyal Psikoloji’den yüksek lisans, 1976 yılında Antropoloji bölümünden yüksek lisans, 1981’de ise doktora derecesi aldı. ABD’de iki yıl misafir öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra 1983 yılında Türkiye’ye dönen Somersan, önce Nokta Dergisi (1983-1985), ardından Cumhuriyet Gazetesi‘nde (1985-1989) araştırmacı gazeteci olarak çalıştı.

Nokta Dergisi’nde, ABD’de yasaklı kimyasal maddelerin Türkiye’de insanlar üzerinde ilaç olarak denenmesi ile ilgili ortak çalışması ile Cumhuriyet Gazetesi’nde, Türkiye’ye zehirli atık ithali ile ilgili araştırmasından dolayı iki ulusal gazetecilik ödülü aldı. Demokrat Dergisi‘nde ve Turkish Daily News‘da yazıları yayımlandı.

Metis Kitap tarafından 1993 yılında basılmış, “Türkiye’de Çevre ve Siyaset: Olağan Ülkeden Olağanüstü Ülkeye” ve İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları’ndan Ekim 2004’te çıkan “Sosyal Bilimlerde Etnisite ve Irk” adlı iki kitabının yanı sıra pek çok dergi ve gazetede yayımlanmış makalesi bulunuyor.

Özgür Gündem gazetesinde haber müdürü olarak çalışan Somersan, 2000 yılında üniversiteye girdi. Somersan son olarak İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyoloji Bölümü öğretim üyesiydi.

Yıldız Teknik Üniversitesi’nde toplatılan 150 köpeğin akıbeti belirsiz

Yıldız Teknik Üniversitesi Davutpaşa Kampüsü’nde yaşayan köpeklerin Ağustos 2023’ten beri toplanıp götürüldüğü ve toplanan köpeklerden haber alınamadığı belirtiliyor.

Duvar’dan Meral Candan’ın haberine göre Yıldız Teknik Üniversitesi HAYHAK (Hayvan Hakları) Kulübü üyesi Mustafa Akbaş, kampüste köpeklerin sayısının ağustos ayından bu yana azalmadığını belirtti. Son toplama işlemi ise 17 Aralık’ta gerçekleşmişti.

Kampüs içinde köpekler için özel bir barınak inşa edildiği bilinse de, bu durumun 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu‘na uygun olmadığını savunan Akbaş, toplanan köpeklerin aşılanıp, kısırlaştırıldıktan sonra alındıkları yere geri bırakılmasını talep ediyor.

Rektörlük köpekleri desteklediğini açıklamıştı

Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tamer Yılmaz, 2020 yılından bu yana üniversite rektörlüğünün yanı sıra YTÜ Yıldız Teknopark Yönetim Kurulu Başkanı olarak görev yapıyor. 19 Temmuz 2023 tarihinde YTÜ Üniversite Yönetim Kurulu tarafından Yılmaz’ın da onayıyla yayınlanan bir bildiride, üniversite yönetiminin köpeklerin kampüs içindeki yaşamlarına destek vermek ve öğrencilerin eğitimlerine güvenle devam etmelerini sağlamak için çaba harcadığı belirtilmişti.

Yıldız Teknik Üniversitesi

Bu çerçevede, köpeklerin kampüs alanı içinde yaşayabilmeleri için özel yaşam alanları oluşturma çalışmaları yapılmıştı. Bildiride ayrıca, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu ve ilgili mevzuata uygun olarak hazırlandığı ve üniversite yönetim kurulu kararıyla tüm YTÜ kampüslerinde ve Teknopark bölgelerinde (Teknopark yönetimi ile iş birliği içinde) uygulamaya alındığı ifade ediliyor.

Sokaklarda yaşayan köpeklerin toplanması ve kısırlaştırılmasına ilişkin komisyon kuruldu
Sokakta yaşayan hayvanlar için gönüllülerden belediyelere çağrı: Ortak hareket edelim

Ancak, Yıldız Teknik Üniversitesi HAYHAK Kulübü üyesi Mustafa Akbaş, bu açıklamalara rağmen köpeklerin durumu hakkında yetersiz bilgi aldıklarını ve köpeklerin toplanmasının sorumluluğunun belirsizliğini koruduğunu dile getirdi: 

“Köpeklerin sağlıklı bir şekilde korunduğuna dair somut bilgilere erişemiyoruz. Barınak olarak inşa edilen yerde köpekleri kontrol etmemize izin verilmiyor. Biz köpeklerin gerekli tedavileri yapıldıktan sonra alındıkları yere geri bırakılmasını istiyoruz. Üniversite yönetimi, köpeklerin toplanmasıyla ilgili sorumluluğun kendilerinde olmadığını belirterek bu konuyu Teknopark yönetimine yönlendiriyor. Ancak Teknopark’a gittiğimizde bizi yine üniversite yönetimine yönlendiriyorlar.” 

Akbaş ayrıca, ilk birkaç toplama sırasında alınan yaklaşık 50 köpeğin zaten kısır ve küpe takılı olduğuna dikkat çekerek, üniversite yönetiminin niyetinin sorgulanması gerektiğini söylüyor.

Bu konuda yaşanan gelişmeler ve köpeklerin durumu hala belirsizliğini korurken, hayvan hakları savunucuları ve ilgili taraflar arasındaki mücadele devam ediyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörlüğü’nün resmi bir açıklama yapması bekleniyor.

Üç ilde seri RES başvurusuna halktan tepki: Yenilenebilir enerji, ekokırım projesine dönüştürülmesin

Daven Enerji Yatırımları Sanayi ve Ticaret A.Ş.‘nin Yalova‘daki Altınova ilçesi, Sermayecik köyü, Bursa‘daki Orhangazi ilçesi, Üreğil, Mahmudiye, Çakırlı ve Keramet mahalleleri ile Kocaeli‘deki Karamürsel ilçesi, Kızderbent mahallesi mevkiinde açmak istediği ‘Sermayecik Depolamalı Rüzgar Enerji Santrali (DRES)’ projesi için bugün üç ilde Halkın Katılımı Toplantısı (HKT) yapıldı.

Daha önce köylerine iki kez rüzgar enerji santrali yapılmasını engellediklerini aktaran köy muhtarı Veysel Üstün, “Bu katılım, bu halk görmemezlikten gelinemez. Bu işin çok zararı var. Biz hayvancılık, tarım yapmak istiyoruz. Bu siyasi bir mesele değildir. Biz buradan gitmek istemiyoruz. Köylerimiz boşalmasın diye bu rüzgar gülünü istemiyoruz. Temiz enerjiye karşı değiliz yerine karşıyız. Tarım alanlarımıza yapılmasın” dedi.

Mahmudiye Köyü’nde kahvede yapılan rüzgar enerji santrallerine dair ÇED bilgilendirme toplantısına ise santrallerin etkileyeceği diğer köylerden de katılım oldu. Firma yetkililerinin sunumu esnasında halk, ”Kimse istemiyor sizi” diyerek tepkisini gösterdi.

‣ Karadeniz’de madenden kıyı doldurmaya, sekiz günde 25 ÇED duyurusu
‣ ‘Çevre ve İklim Değişikliği Programı için bütçeden ayrılan pay binde 121’
‣ Halk Kazdağları için sokağa çıktı: Kaynaklarımız beşli çeteye peşkeş çekiliyor!

Bursa Su Kolektifi de bir açıklama yayımlayarak, yenilenebilir enerji projelerinin birer ekokırım projesine dönüştürülmemesi gerektiğine dikkat çekti:

”Bursa Orhangazi’de Üreğil, Keramet, Çakırlı ve Mahmudiye köylerini kapsayan, Kocaeli’de Kızderbent ve Yalova’da Sermayecik köyünde proje çerçevesinde toplam sekiz adet türbinin olacağı proje için bugün üç ilde Halkın Katılımı Toplantısı yapıldı. Biz de Bursa Su Kolektifi olarak sürece dahil olduk ve bugün yapılan toplantıda bölge halkının yanında yer aldık. Toplantıda firma çalışanının bilgilendirmesi sırasında köylülerin itirazları oldu. Mahmudiye muhtarı 4 köy muhtarı ve halkı olarak bu projeyi istemediklerini tutanak ile tespit ettirdi ve toplantiyı toplu halde terk ettik. Yenilenebilir enerjinin birer ekokırım projesine dönüştürülerek uygulanmasına karşıyız. Yerel halkın istemediği projelerin de gercekleşmemesi lazım. Bundan sonra da sürecin takipçisi olacağız ve köylülerin yanında yer alacağız.”

Bursa Su Kolektifinin yanısıra İznik Çevre Platformu ve Kayınormanı Derneği ile siyasi parti temsilcileri de açıklamada hazır bulundu.

Projenin kısa özeti

Sekiz adet türbin kullanılarak yılda toplam 160 milyon kWh elektrik üretimi gerçekleştirilmesi planlanan ”Sermayecik Depolamalı Rüzgar Enerji Santrali” (DRES) projesi kapsamında;

  • Bursa ili Orhangazi ilçesi: Türbinlerin inşa edildiği alanlar orman veya tarla vasfında.
  • Keramet: 4 adet türbin var.
  • Üreğil: 1 adet türbin var ama alternatif olarak Keramet’e inşa edilebilir.
  • Mahmudiye: 1 adet türbin var.
  • Çakırlı: Çakırlı köyünde türbin yok ama köy ruhsat alanı içinde. İleride kapasite arttırımına gidilebilir.
  • Yalova ili Altınova ilçesi : Tarla vasfında
  • Sermayecik: Bir adet türbin var o da Mahmudiye köyüne alternatif olarak inşa edilebilir. Elektrik depolama tesisi de burada.
  • Kocaeli ili Karamürsel ilçesi: Orman vasfında
  • Kızderbent: 1 adet türbin var.

Firmanın proje dosyasında şu ifade yer aldı:

Evler, hastaneler, spor sahaları, rekreasyon alanları gibi canlıların sürekli bulunduğu ve projenin etkilerinden etkilenebilecek noktalar veya alanlardır.”

Türbinlerden kaynaklanacak çevresel etkilere proje tanıtım dosyasında değinilmiyor. Gürültü, toz emisyonu, elektromanyetik alana etkisi, gölge etkisi, kuş göç yollarına etkisi için de herhangi bir hesaplama veya önlem yer almıyor.

Dosyada “Bunlarla ilgili detaylı bilgiler, ÇED raporunda verilecektir” deniyor.

Bir ‘zehir yüklü’ gemi daha Aliağa yolunda…

STK Gemi Söküm Platformu, yakın zamanda gemi söküm işçilerinin sorunlarını ve çevre kirliliğini anlatan bir rapor yayımlamış; “Aliağa’da asbest söküm faaliyetlerinin, kapasite eksikliği, sürecin her aşamasında asbest miktarlarının yanlış beyan edilmesi ya da tutarsız numune alma pratiği de dahil olmak üzere birçok yönden yetersiz” olduğuna vurgu yapılmıştı.

Raporda, “asbest sökümünde eğitimsiz işçilerin katılımı belirgin bir şekilde devam etmekte ve bertaraf prosedürleri mevzuatla uyumlu değildir. Bu sorunların çözümü, şeffaflık, yerel düzeyde sıkı denetim ve AB ile kamu kurumları arasında iş birliğini gerektirmektedir” denilmişti.

Geçen yaz  da Brezilya donanması envanterindeki Nae Sao Paulo isimli asbestli savaş gemisi Aliağa’ya getirilerek sökülmek istenmiş; İzmirli vatandaşlar, sivil toplum örgütleri, belediyeler ve siyasi partilerin yoğun tepkileri üzerine gemi henüz Aliağa’ya ulaşmadan söküm izni iptal edilmişti. Türkiye sularına girmeden geri dönen gemi daha sonra Atlantik Okyanusu’nda batırılmıştı.

Türkiye yolundan dönen asbestli gemi Sao Paulo, Atlas Okyanusu’nda batırılacak