Hollanda‘da yapılan ve sonucu bu yılın mart ayında açıklanan araştırmada, ilk kez insan kanında mikroplastik tespit edildiği duyuruldu. İtalyan bilim insanlarının yaptığı ve sonuçları bu yılın ekim ayı başında açıklanan bir başka araştırmada ise anne sütünde mikroplastiklere rastlandığı belirtildi. Araştırmada, İtalya’nın başkenti Roma’da doğum yaptıktan bir hafta sonra 34 sağlıklı anneden alınan süt örneklerinin yüzde 75’inde mikroplastik bulunduğu aktarıldı.
Mikroplastik, “Beş mm’den daha küçük olan ve çoğunlukla petrol türevli olup suda çözünmeyen, düzgün şekilli veya şekilsiz parçacıklar” şeklinde tanımlanıyor.
AA‘nın Biriz Özbakır‘ın aktardığına göre; mikroplastiklerin insan vücuduna girme yolları hakkındaki araştırmalar son yıllarda artarken bunlardan biri de YTÜ Kimya Metalurji Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Fatih Törnük ve İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri FakültesiGıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Yetim‘in danışmanlığında Üsküdar Üniversitesi doktora öğrencisi Selen Akbulut tarafından yapıldı. Çalışmada, kağıt bardaklardan sıcak içeceklere ve suya mikroplastik geçip geçmediği araştırıldı.
Fotoğraf: AA
Tek kullanımlık kağıt bardakların yüzde 10’u plastik
Araştırmanın sonuçlarına ilişkin konuşan Doç. Dr. Törnük, restoran ya da kafelerde kullanılan tek kullanımlık, kağıt sanılan bardakların genellikle yüzde 90’ının kağıt, yüzde 10’unun ise plastik içerdiğini söyledi.
Araştırmaları sonunda kağıt bardakta mikroplastiğe rastladıklarını belirten Törnük, şu bilgileri verdi:
“Kağıt, suyu seven bir malzemedir. Kağıdı tek başına direkt bir sıvı içecek için kullanamayız, o yüzden kağıtların yüzey kısımları gözle göremediğimiz bir plastik malzemeyle daha çok polietilen olarak bildiğimiz bir malzemeyle ince bir katman halinde kaplanıyor.
Araştırmamızda günlük hayatta çay, kahve tüketmekte olduğumuz sıcaklıkları esas alarak, genellikle bu içecekleri 80-90 santigrat derece civarında içtiğimizi varsayarak ve yine soğuk içecek olarak da suyu tüketilmiş olduğu sıcaklığı ortalama 20 santigrat derece olarak esas alarak, bu kağıt bardakların içerisine farklı sıcaklıklarda sular ilave edip farklı sürelerde beklettik ve daha sonra bu bardaklardan sıvılara geçen mikroplastikleri filtreledik ve bunların sayımını mikroskop vasıtasıyla yaptık.”
‘Yıkanmamış bardakta bir kahveyle vücuda 850 adet mikroplastik girişi olabilir’
Araştırmada, bardak yıkanıp içine içecek konulduğunda suya daha az mikroplastik geçtiğini saptadıklarını bildiren Törnük, “Bardağı yıkamamışsak 350 mililitrelik bir kahve tükettiğimiz zaman vücudumuza 850 adede varan mikroplastik girişi söz konusu olabiliyor. Tabii ki bardağı yıkadığımız zaman sayı biraz daha azalıyor ve bu sayı 200 ile 240 adet arasına düşüyor” ifadelerini kullandı.
Mikroplastiklerin solunum, derideki gözenekler veya tüketilen gıdalar aracılığıyla insan vücuduna girebildiğine dikkati çeken Törnük, araştırmada tespit edilen mikroplastiklerin kaynağının bardağın içindeki plastik katman olduğunu düşündüklerini aktardı.
Fotoğraf: AA
Mikroplastiklerle birlikte ağır metallerin de insan vücuduna girdiği uyarısında bulunan Törnük, “Özellikle kurşun, kadmiyum gibi ağır metallerin de mikroplastikler vasıtasıyla vücudumuza girebileceği söyleniyor. Aynı zamanda plastik üretiminde kullanılan katkı maddeleri var. Monomerler ve diğer katkı maddeleri var. Bunların da vücudumuza girmesi sakıncalı olabiliyor. Bunlar da mikroplastikler vasıtasıyla vücudumuza girmekte” değerlendirmesinde bulundu.
‘Tüm canlılar mikroplastiklere maruz kalıyor’
Kağıt ve tek kullanımlık bardaklara alternatifler hakkında tavsiyelerde de bulunan Törnük, “Plastik bardakları, plastikle kaplanmış olan kağıt bardaklar dahil olmak üzere diğer plastik bardakları günlük hayatımızda yoğun olarak kullanmaktayız. Buna oldukça alıştık. Günlük hayatımızda kolaylık açısından bunun alternatifi olarak tabii cam ve termos bardakları önerebiliriz” görüşünü paylaştı.
Dünyada yıllık 380-400 milyon ton civarında plastik üretimi yapıldığını ve bunların yaklaşık beşte birinin geri dönüştürülüp geri kalanının atılmasından kaynaklı dünyada sürekli plastik kirliliği söz konusu olduğunu kaydeden Törnük, insanlığın geleceği için plastik kullanımının azaltılması gerektiğinin altını çizdi. Doç. Dr. Fatih Törnük, sözlerini şöyle tamamladı:
“Mikroplastiklerle sadece insanlar muhatap değil, doğadaki tüm canlılar mikroplastiklere maruz kalıyorlar. Özellikle bu plastikler, denizlerde ve okyanuslarda biriktiği için özellikle balıklar ve diğer deniz canlılar bunları besin zannedip yutmakta ve onların vücutlarında birikmekte. Bu canlı ekosistemini, özellikle sucul ekosistemi tehdit eden bir boyuta ulaşmakta. Hatta çok vurucu bir cümle var, The Guardian tarafından yapılmış bir haberde şöyle deniyor; 2050 yılında denizlerimizde ve okyanuslarımızda balıktan çok plastik göreceğiz.”
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanlığı üyeleri ve Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı‘nın görevlerine son verilmesi istemiyle davaname hazırladı.
Davanamede söz konusu görevlere yeni isimlerin atanması talebi de yer aldı. Dava, Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek.
Fincancı’nın katıldığı bir canlı yayında TSK’nin “kimyasal silah” kullandığı iddialarına ilişkin değerlendirmesine yer verilerek Fincancı’nın “örgüt yanlısı” söylemde bulunduğu belirtildi.
Ne olmuştu?
Türkiye’nin Kuzey Irak‘taki operasyonları sırasında kimyasal gaz kullanıldığı iddialarını değerlendiren Dr. Şebnem Korur Fincancı, görüntülerini incelediğini belirterek, “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz” demişti.
Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğuna dikkat çeken Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor” diye konuşmuştu.
İddialar Meclis gündemine getirilmiş; HDP‘den Meral Danış Beştaş ve CHP‘li Sezgin Tanrıkulu bağımsız soruşturma istemişti. Edirne F Tipi Cezaevi‘nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, görüntülere ve iddialara TBMM’nin sessiz kalamayacağını söylemişti.
İktidar kanadı ise iddiaları reddetmiş, MSB‘dan yapılan açıklamada, TSK’nin envanterinde kimyasal gaz bulunmadığı duyurulmuştu.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı,Irak‘takiFederal Kürdistan Bölgesi’nde yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklama yapan TTB Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlatmıştı.
Soruşturma başlatılmasının ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fincancı’yla ilgili şunları söylemişti:
“Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yürüttüğü sınır ötesi harekatlara iftira atan Tabipler Birliği Başkanıyla ilgili yargı harekete geçmiştir. Ayrıca bu ismin üzerinde de çalışmalarımızı yürütecek, gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin de değiştirilmesini sağlayacağız. Terör örgütünün diliyle konuşarak ülkesine ve ordusuna alçakça bühtan eden böyle bir şahsın, adı Türk ile başlayan bir kurumun başında olmasının milletimizin her bir ferdini rahatsız ettiğine inanıyorum.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın yürüttüğü soruşturmanın sonuçlarına ve mahkemelerin vereceği kararlara göre hem bu kişiyle hem de bu kurumla ilgili gereken adımlar atılacaktır. Bu çerçevede kabine toplantımızda ilgili bakanlarımıza Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni bir yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatını verdik.
Meslek örgütlerini ideolojik saplantılarının borazanı haline getiren terör örgütü destekçilerini, buralardan temizleyerek bu yapıları kuruluş amaçlarına uygun faaliyetlere yoğunlaştırmakta kararlıyız.”
TTB Fincancı’nın gözaltına alınmasının ardından destek açıklamasında bulunmuş, Şebnem Korur Fincancı’nın ifadelerinin suç unsuru olmadığını belirtmişti.
Fincancı dün (26 Ekim’de), avukatları aracılığıyla ulaştığı notunda şunları yazmıştı:
“Sevgili yol arkadaşlarım,
Bu gerçek dışı durum ile karşı karşıya kaldığınız için üzgünüm. Ancak dayanışma ile bu gerçek dışı süreci aşacağımızı biliyorum.
Sizlere kaynaklarıyla bilimsel görüş sürecini aktaracaktım, fırsat olmadı. Bu süreç bitince delillendirme üzerine bir toplantı yapalım.
Sizlerin kesinlikle çok yoğunluğunuz vardır, bu yoğunluğa maalesef ben de katkı sunmuş oldum. Bu karalama kampanyasını da aşıp birlikte mücadele edeceğiz. İnsanca bir sağlık sistemini hep birlikte kuracağımız günlere dayanışmayla…
BİNGÖL- Bingöl’e bağlı Genç ilçesinde akşam 21.30 sularında, ilçeye bağlı YİBO ortaokulunda bulunan boş bir binanın pencere demir korkulukları arasına sıkışan bir köpeği gören ilçedeki bir derneği aradı.
Vatandaşların ihbarı sonrası bölgeye giden Genç İçin Bir Saat Derneği yetkilileri Genç Belediyesi’ne ait itfaiye ekiplerini arayarak yardım istedi.
Bunun üzerine itfaiye ekipleri harekete geçti. İtfaiye ekipleri ve dernek üyeleri ile birlikte demir korkuluklara sıkışan köpeği kurtarmak için demir kesme makinasıyla korkuluklar kesilerek köpek kurtarıldı.
Ancak demir kesme makinesi ile korkulukları kesmeye çalışan itfaiyeciler, köpeğin kurtarma sırasında hareketli olmasından dolayı belediye veteriner hekiminden yardım istemek zorunda kaldı.
Demans teşhisine rağmen 596 gün tutuklu bulunan Kürt siyasetçi, eski HDP milletvekili ve avukat Aysel Tuğluk, dün gece cezaevinden tahliye edildi.
Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) iki yıldır vermesi beklenen ‘cezaevinde kalamaz’ raporunu dün vermesinin ardından avukatlar, Kocaeli İnfaz Savcılığı’na infazın durdurulması talebini yineleyen bir dilekçe daha sunmuştu.
Aysel Tuğluk’u, özgür kalması için mücadele eden kadınlar, HDP milletvekilleri ve hak savunucuları Kandıra 1 No’lu F Tipi Kapalı Cezaevi önünde çiçeklerle karşıladı.
Cezaevi önünde açıklama yapan HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, şunları söyledi:
“Aysel Tuğluk vekilimizin sağlığına kavuşması için bir imkan tanınmış oldu. Tuğluk zaten hiçbir zaman cezaevinde olmamalıydı. Bir Kürt kadın siyasetçi olarak tutsaktı, rehindi ve iki yıla yakın bir süredir de demans hastalığı teşhisi konulduğu halde zindanda tutuluyordu. Çok geç kalınmış bir karar. Ama sonuç olarak böyle bir kararın verilmiş olmasından dolayı çok mutluyuz. Bütün hasta tutsakların özgürleşmesini istiyoruz. Jin Jîyan Azadî.”
Aysel için mutluyuz ama Şebnem hoca için üzgünüz
Ardından söz alan HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ise ” Aysel’in tahliyesine çok mutluyuz ama Şebnem (Korur Fincanı) hocanın tutuklanmasına da üzgünüz” diyerek son günlerde yaşananları hatırlattı:
“Biz biliyoruz ki bu ülkede gerçek anlamda bir yargı yok. Bağımsız ve tarafsız bir yargı yok, talimatlı yargı var. Nasıl Aysel talimatlı yargı ile tutuklandıysa aynısı bugün Şebnem Korur Fincancı için geçerli. Yine talimat iktidardan geldi. İktidar kendi çıkarları, koltuğu, geleceği için toplumsal muhalefeti susturmaya çalışıyor. Bunun bir aracı olarak Şebnem hocaya da bugün tutuklama kararı verildi. Ama biz bu tutuklamayı kabul etmiyoruz. Hiçbir geçerliliği olmadığını, ortada suç diye nitelendirilecek hiçbir şey olmadığını çok açık ifade ediyoruz. Şebnem hocanın yanındayız.”
Tuğluk, tahliyesinin ardından tedavisi için aile üyeleriyle birlikteİstanbul’a yola çıktı.
Tedavi iki yıl geciktirildi
Avukatlarından Reyhan Yalçındağ, Tuğluk’un yaklaşık iki yıldır tedavisinin geciktirildiğini belirterek “Bu aşamadan sonra maalesef tedavi edilebilir bir hastalıkla karşı karşıya değiliz” dedi ve ürecin uzun sürmesiyle Tuğluk’un tedavisinde gecikme yaşandığını hatırlattı:
“Her ne kadar ATK raporunu görmemiş olsak da yaptığımız görüşmelerde, Kocaeli Tıp Fakültesi Adli Tıp Kurulu’nun verdiği teşhis gibidir. Dolayısıyla ta iki sene önce verilmesi gereken bir karardı. Ama bu müvekkilimizin hastalığının ilerlediğini gösteriyor. Anayasa Mahkemesi Sayın Tuğluk’un sağlık hakkı bakımından tedbir kararı vermişti. Cumhuriyet Başsavcılığını da konuyla ilgili yetkili makam olarak belirleyip periyodik, Tuğluk’un sağlık bilgileri sunulsun dendi. Nitekim haziran ayından itibaren 2 defa daha ATK muayenesi oldu. Yine ATK’nin talebiyle müvekkilimizle birlikte kalan kişilerden tanıklık beyanları alındı.
Ama en azından insan onuruna uygun koşullarda, ailesinin ve sağlık emekçilerinin desteğini daha profesyonel düzeyde alması gereken bir süreç başlayacak.
Tuğluk’a yapılan işkence: Annesinin cenazesinde yaşadıklarının ardından hafızasını kaybetti
Dönemin HDP Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk Aralık 2016’da DTK Eş Başkanlığı döneminde yaptığı açıklamalar ve faaliyetleri nedeniyle “terör örgütü yöneticiliği” suçlamasıyla tutuklandı. Tuğluk, hakkında hazırlanan iddianamede, suçlanmıştı. Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Mart 2018’de Tuğluk’a üzerine atılı suçtan 10 yıl hapis cezası verdi.
2017 yılında annesi Hatun Tuğluk’u kaybeden Aysel Tuğluk, cezaevinden izinli çıkarılarak annesinin Ankara’daki cenazsine katıldı. Vasiyet üzerine İncek Mezarlığı’na defnedilen cenaze, “protesto” etmeye gelen grubun saldırılarının mezara yönelmesi yüzünden toprak açılarak gömülüğü yerden çıkarılmış ve başka bir yere defnedilmişti.
Cenazeye saldıran bir kişinin emniyette İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile fotoğrafı ortaya çıkmıştı.
Alzheimer tanısı 2021’de konulmuştu
15 Mart 2021’de İzmit Seka Devlet Hastanesi, bu olayın ardından hafıza kaybı yaşamaya başlayanA ysel Tuğluk’a Alzheimer tanısı koydu. Temmuz 2021’de Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp Kurumu (ATK), Tuğluk için “hastalığı nedeniyle hayatını tek başına devam ettiremeyeceği ve cezaevinde tek başına kalamayacağını, cezasının ertelenmesi” yönünde rapor verdi.
Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı, Kocaeli Üniversitesinin verdiği bu rapor üzerine Tuğluk’u İstanbul ATK’ye gönderdi, ancak Eylül 2021’de ATK rapor “düzenli poliklinik kontrolleriyle cezaevinde kalabilir” şeklinde rapor verdi. Bunun üzerine Tuğluk’un avukatları Türkiye İnsan Hakları Vakfı’na (TİHV)rapor hazırlamaları için başvuru yaptı.
TİHV, 30 Eylül 2021’de hazırladığı raporda, “ATK raporları ve hastane raporları arasında çelişki bulunduğundan bu çelişkinin giderilmesi amacıyla, kişide sözü edilen demans hastalığına yönelik incelemelerin bu hastalıkla ilgili araştırma, tetkik ve tedavisinde uzmanlaşmış bir akademik merkezde yeniden değerlendirilmesi…” gerektiği belirtildi.
Zorla savunma yaptırıldı
Kobani Davası kapsamında Tuğluk’un savunma vermesini talep eden mahkeme heyetininyeniden rapor istemesi üzerine Tuluk’u Aralık 2021’de yeniden muayene eden İzmit Seka Devlet Hastanesi, demans tanısının sabit olduğunu ve durumunun ilerlediği notunu düşerek, savunma yapıp yapamayacağına dair kararı ATK’ye bıraktı.
ATK ise Şubat 2022’de verdiği raporda ise “hafif bilişsel bozukluk” olduğunu ve kısmi olarak “savunma yapabileceğini” belirtti ve “ceza sorumluluğu tamdır” dedi.
İstanbul Üniversitesi’nin 4 Şubat 2022’de hazırladığı raporda ; Tuğluk’un “atipik, hızlı seyirli demans” olduğu belirtildi ve tedavisinin ancak hastane koşullarında mümkün olduğu ifade edildi. TİHV, 5 Mayıs 2022′ de hazırladığı ikinci raporda “cezaevi koşullarında hayatını idame ettiremeyeceğini” belirtti.
ATK, 14 Nisan 2022, infazın ertelenmesi için yeniden rapor hazırladı, bu raporda ise; “hafif bilişsel bozukluk, hayatını yalnız idame ettirebilir” değerlenmesi yaptı.
Haziran 2022’de verilen ATK raporunda yeniden “tedavisi ve önerilen aralıklarla düzenli Nöroloji ve psikiyatri poliklinik kontrollerinin sağlanarak cezaevi şartlarında infazına devam edilebileceği” yönünde görüş verildi.
Avukatların, ATK raporuna yaptığı itirazlar ve Anayasa Mahkemesinin (AYM) ‘sağlık durumuna’ ilişkin bilgi talep etmesi nedeniyle Tuğluk, 16 Eylül’de yeniden ATK’ye gönderildi. Bir aylık sürecin sonucunda ATK, 21 Ekim’de beyin MR’nın çekilmesi talebiyle Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk etti. Muayenenin ardından yaklaşık iki yıl sonra ATK, Tuğluk için “cezaevinde kalamaz” raporu verdi ve Tuğluk, tedavisi geciktirilen hastalığı ile tahliye oldu.
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, Cumhuriyet Gazetesi‘nin 12 yazar ve yöneticisi hakkında 2016’da “silahlı terör örgütüne yardım” suçlamasıyla açılan davada yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararlarını usulen bozdu.
Yargıtay 16’ıncı Ceza Dairesinin bazı sanıklar hakkında bozma kararı vermesinin ardından yeniden görülen davada, İstanbul 27’inci Ağır Ceza Mahkemesi kararında direnmiş; temyiz dosyası Yargıtay Ceza Genel Kurulu’na gitmişti.
Yerel mahkemenin “direnme kararında usule ilişkin eksiklikler nedeniyle bozma kararı verdiği, esas yönünden inceleme yapmadığı”nı belirten Kurul, bozma gerekçesini de “soruşturma aşamasında tutukluluğa devam kararı veren yargıçlardan birinin Yargıtay’ın bozma kararının ardından, önceki mahkeme başkanı terfi ettiği için yerine atanan hakim olması” olarak belirtti.
Gazeteci ve yöneticilere “terör örgütüne yardım” suçlaması yöneltilen iddianamede imzası bulunan savcılardan Mehmet Akif Ekinci, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararıyla HSK’ya, Yasemin Baba da başsavcı vekilliğine atanmıştı.
Dosyalar, şimdi tekrar yerel mahkemeye gönderilecek.
Ne olmuştu?
31 Ekim 2016’da “FETÖ ve PKK’ye üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” iddiasıyla gözaltına alınan ve tutuklanan Akın Atalay 8 yıl 1 ay 15 gün, Aydın Engin 7 yıl 6 ay, Orhan Erinç 6 yıl 3 ay, Hikmet Çetinkaya 6 yıl 3 ay, Murat Sabuncu 7 yıl 6 ay,Ahmet Şık7 yıl 6 ay, Bülent Utku 4 yıl 6 ay, Önder Çelik 3 yıl 9 ay, Musa Kart 3 yıl 9 ay, Hakan Karasinir 3 yıl 9 ay, Mustafa KemalGüngör 3 yıl 9 ay ve Güray Tekin Öz 3 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırılmıştı.
Gazetecilerin gözaltına alındığı soruşturmayı yütüen savcı Fethullah Gülen cemaatine üye olduğu gerekçesiyle yargılananMurat İnam‘dı.
Eylül 2018’de, hapis cezalarının verilmesinden beş ay sonra yenilenen Cumhuriyet Vakfı seçimlerinde, savcılığın tanığı ve dava kapsamında Cumhurbaşkanlığı’na gönderilen belgelerin sahibi olan gazetenin eski yöneticisi Alev Coşkunyönetim kurulu başkanı oldu. Yönetim değişimiyle çok sayıda yazar ve muhabir gazetedeki görevlerinden istifa etti.
Temmuz 2019’da Yargıtay Başsavcılığı, temel suçlama olan ‘yayın politikasının değişikliğiyle örgüte yardım edildiği’ iddiasının olgusal olmadığını belirterek verilen mahkumiyet kararlarının bozulmasını, bunun o sırada cezaevinde bulunan Musa Kart, Güray Öz, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör ve Önder Çelik’in durumuna da sirayet ettirilmesini, Ahmet Şık’a ‘örgüte yardım’ suçundan verilen cezanın bozularak ‘örgüt propagandası’ ve ‘devletin kurum ve organlarını alenen aşağılama’ suçlarından yargılanması gerektiğini belirtti.
Eylül 2019’da Musa Kart, Güray Öz, Hakan Kara, Mustafa Kemal Güngör ve Önder Çelik; Mayıs 2019’da Kadri Gürsel tahliye edildi.
AİHM Türkiye’yi tazminat ödemeye mahkum etmişti
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gazetecilere verilen mahkumiyet ve gözaltı sürecine ilişkin başvuru dosyasında, oy birliğiylesöz konusu tutuklamaların İnsan Hakları Sözleşmesi’nin özgürlük ve güvenlik hakkı ile ilgili 5’inci maddesinin birinci fıkrası ve ifade özgürlüğü ile ilgili 10’uncu maddesinin ihlal edildiğine hükmetti.
AİHM, Cumhuriyet çalışanlarını “basit ve güvenilir olmayan gerekçelerle tutuklayan” Türkiye’yi sekiz gazetecinin her birine 16 bin Euro manevi tazminat ödemeye mahkum etti.
İklim krizine dikkat çekmek için sanat eserlerine yemek fırlatma eylemleriyle gündeme gelen Just Stop Oil üyelerinin bir sonraki hedefi Johannes Vermeer‘in dünyaca ünlü başyapıtı İnci Küpeli Kız tablosu oldu.
Hollanda Lahey‘deki Mauritshuis Müzesi‘nde sergilenen esere kafasını yapıştıran ve domates çorbası fırlatan iki protstocudan biri şunları söyledi:
“Güzel ve paha biçilmez bir şeyin gözlerinizin önünde yok edildiğini gördüğünüzde nasıl hissediyorsunuz? Kızgın mı? İyi. Gezegenin yok edildiğini görürken bu duygunuz nerede?”
Müzedeki ziyaretçilerin “Aptal” ve “Çekil oradan” gibi tepkilerine cevaben, “eserin camla korunduğunu ve gayet iyi olduğunu” söyleyen protestocu şöyle devam etti:” Ancak çocuklarımızın geleceği değil.”
Lahey polisi, eylemin ardından üç kişiyi tutukladı.
Müzeden yapılan açıklamada, camın arkasında kalan eserin restoratörleri tarafından incelendiği ve hasar görmediği belirtildi. Müze sözcüsü René Timmermans verdiği demeçte, müzenin bu tür olaylara olabildiğince iyi hazırlandığını ve daha önce hangi ekstra önlemleri alabilecekleri konusunda çok sayıda istişare yaptıklarını söyledi.
Just Stop Oil ve aktivist gruplar sık sık protestolarla iklim krizinin aciliyetine dikkat çekmeye çalışıyor.
14 Ekim’de Londra’daki Ulusal Galeri‘de sergilenen Vincent van Gogh‘un Ayçiçekleri tablolarından birinin üzerine domates çorbası atılmış,Britanya Kralı III. Charles‘ın Londra Madame Tussauds Müzesi’ndeki balmumu heykelinin suratına çikolatalı pasta fırlatılmış, tı.
17 Ekim’de aynı grup, iklim eylemlerini durdurmak üzere geçirilmek istenen yeni bir yasa tasarısını protesto etmek için spor araba markası Aston Martin‘in Londra merkezindeki showroomunun girişine turuncu boya püskürtmüştü.
Almanya merkezli iklim aktivisti grup Letzte Generation, Potsdam’da sergilenen Monet’nin Les Meules eserine patates püresi fırlatarak eylem yapmıştı.
Önceki günlerde yine Hollanda‘da yayımlanan bir tartışma programı Jinek‘te aktivisti grupların yeni protesto yöntemlerinin tartışıldırken iklim aktivisti Jelle de Graaf, iklim krizinin aciliyetini yeterince anlaşılmamasını protesto ederek kendini tartışma masasına yapıştırmıştı.
Türkiye’de gazeteciler artık manşetlere haberleriyle değil, ne yazık ki boğazları sıkılarak, hapse gönderilerek, şiddete uğrayarak çıkıyorlar. Türkiye’de gazetecilerin yalnızca üç günü dahi ülkede basının maruz kaldığı baskıyı ortaya koyuyor.
Türkiye’nin son iki günlük gündeminde yoğun olarak yer alan konu Türkiye Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınması ve sonrasında da tutuklanması oldu.
Fincancı için Türkiye genelinde “ifade özgürlüğü” adına sesler yükseldi. Zira Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz” değerlendirmesi tutuklanmasına kadar varan süreci başlattı.
Dün Şebnem Korur Fincancı için adalet sağlanması adına Kadıköy’de saat 19.00’da bir eylem gerçekleştirilmiş ve eylemi kayıt altına almak isteyen gazetecilere sert müdahalede bulunulmuştu.
Polise gazeteci olduğumu söylememe rağmen boğazımı sıkarak gözaltına almaya çalıştı. Elimde basın kartım vardı buna rağmen polisin işkencesine maruz kaldım. Telefonumu ve basın kartımı elimden aldı amirine de 'bu gazeteci görüntü çekiyor' gibi bir ifade kullandı. https://t.co/46KKTOiDFb
Evrensel muhabiri Eylem Nazlıer, kamuoyunu bilgilendirmek üzere katıldığı eylemde görevini gerçekleştirirken bir polis tarafından şiddete maruz kaldı. Nazlıer’in boğazı sıkıldı. Gazeteci olayın ardından darp raporu aldı.
Gazeteciler Canan Coşkun ve Barış Pehlivan’ın Akın Gürlek'in şikayeti üzerine yargılandığı davanın bugün görülen ilk duruşmasında mahkeme, reddi hakim talebi konusunda karar vermesi için dosyayı 35. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi.
Yeşil Gazete muhabiri Metin Yoksu, hakkında Suruç katliamında hayatını kaybedenlerin cenazesinde çektiği fotoğraf sebebiyle açılan davanın ilk duruşması için Batman’dan İstanbul’a geldi.
Dün görülen duruşmada Yoksu ‘Amacım barış gazeteciliği‘ diyerek savunma verirken savcı, ceza talep etti. Dava 18 Nisan’a ertelendi.
Ben gazetecilik yaptım gazeteciliği savundum savcı ceza istedi! Sonucu ne olursa olsun ben dün olduğu gibi bugün de gazetecilik yapacağım. Haber fotoğrafı çektim ve bu ağıtlar yakılırken haberimi geçtim! Ben barışı ve hak ihlallerine karşı gazeteciliği savunmaya devam edeceğim! https://t.co/mU6i8FZTJJpic.twitter.com/uUN1IN3gYZ
Bugün (27 Ekim ) Ankara Adliyesi‘ne gazetecilerin girmesi yasaklandı.
Güvenlik güçleri “Talimat var” diyerek gazetecilerin kimliklerini topladı. Gazetecilerin çektikleri görüntüler sildirildi, kameralarına zarar verildi.
İktidar tarafından hedef gösterildikten sonra gözaltına alınan TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı'nın serbest bırakılması için Kadıköy'de eylem yapmak isteyen kadınlara polis saldırdı. Basın darp edilerek zorla alandan çıkarıldı.#SebnemKorurFincancıYalnızDeğildirpic.twitter.com/dd88qKBxKI
Bunun üzerine gazeteciler, polisin izin verdiği alanda beklemeye başladı. Daha sonra müdahale olan bölgeye yönelen gazeteciler, polis tarafından durduruldu.
TTB Başkanı Şebnem Korur Fincancı hakkındaki hukuki süreci takip etmek için Ankara Adliyesi’ne giden gazeteciler içeri alınmadı. Polis, gazetecilerin kimlik kartlarını topladı, çektikleri görüntüleri sildirdi, kameralarına zarar verdi.https://t.co/JKc42r9FsLpic.twitter.com/jygoKFOryo
Polis, kimlik kontrolü yapılacağını söyleyerek basın mensuplarının TC kimlik kartlarını topladı. Kontrolün uzun sürmesi üzerine gazeteciler, kimlik kartlarını bırakarak müdahalenin yaşandığı bölgeye gitti. O anlar ANKA Haber Ajansı‘nda şöyle aktarıldı:
“Bu sırada adliye D Kapısı önündeki kitlenin gerisinde kalan bir bölgede, sokakta bir vatandaşın polisler tarafından darp edildiğini gören gazeteciler, olayı görüntülemek üzere bu noktaya gitti. Polisler, esnaf olduğunu söyleyen vatandaşı zorla yere yatırdı. Bir sivil polis, “Ya boğuldum” diye bağıran vatandaşa tokat atarak diziyle kafasına bastırdı.
Adliye önündeki müdahaleyi görüntülediğim sırada, görüntü almamı engelleyen polise basın kartımın olduğunu söylemem üzerine polis, “Ver onu iptal ettirelim” tepkisini verdi. https://t.co/8YvkjJSovu
Gazeteciler, bu anları görüntülerken polisler tarafından engellenmeye çalışıldı. Bir polis, bir gazetecinin boynunda İletişim Başkanlığı basın kartı asılı olmasına ve sorulduğu zaman basın kartı olduğunu da söylemesi üzerine, ‘Ver onu iptal ettirelim‘ diyerek karşılık verdi.
Ankara Adliyesi’nde Şebnem Korur Fincancı’nın ifade verdiği blok polis tarafından basına kapatıldı. Yazılı talimat görmek istediğimizde böyle bir talimat gösteremediler. Hukuksuzluklarını belgelediğimde ise telefonumdan fotoğrafı silmemi istediler. pic.twitter.com/IWBIieJz0O
Birkaç polis, olayı görüntüleyen bir gazeteciden çektiği görüntüleri silmesini istedi. Gazeteci, basın kartının olduğu söyledi ve tekrar kartını gösterdi. Bunun üzerine polis, gazetecinin basın kartını almak istedi. Basın kartını vermeyen ve görüntüleri de silmek istemeyen gazeteci, polise isterse kendisini gözaltına alabileceklerini söyledi. Fakat polis, baskı yaparak gazeteciye görüntüleri sildirdi.”
Gazeteci Aydın'ın üzerine atılı suçun kendisi tarafından işlenmediğine kanaat getiren mahkeme heyeti, İnci Aydın'ın beraatine hükmetti.
Arı’nın “kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek ve yaymak” suçlamasıyla yargılandığı davanın üçüncü duruşması bugünÇağlayan‘daki İstanbul 58. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü. Mahkeme, hükmün açıklanmasını geriye bıraktı.
Yolsuzluk yapanlar yargılanıp ceza almıyor, haber yapan gazeteciler hapis cezasına çarptırılıyor! Kızılay Başkanı Kerem Kınık'ın açtığı dava nedeniyle bu ceza verildi. Gerçekleri yazmaya devam edeceğiz. Yine yolsuzlukları, hırsızlıkları yazacağız! #GazetecilikSucDegildirhttps://t.co/bYJWby39Ke
Haber takibi sırasında gözaltına alınan gazeteci Sibel Hürtaş‘ın “görevi yaptırmamak için direnme” suçlamasıyla yargılandığı davada mahkeme, duruşmalara gelmeyen müşteki polis hakkında zorla getirme emri düzenlenmesine karar verdi.
Bugün de Adliye'de mesaideyiz… Baroların 2020'deki yürüyüşünde beni darp edip gözaltına alan polisler hakkında yaptığım şikayet takipsizlikle sonuçlanmış Savcı benim 4 polisi darp ettiğim gerekçesiyle dava açmıştı Şikayetçi polislerin duruşmaya zorla getirilmesine karar verildi pic.twitter.com/L0KESkgkGB
Gözaltına alınanlar arasında Mezopotamya Ajansı’ndan Diren Yurtsever, Selman Güzelyüz, Emrullah Acar, Hakan Yalçın, Berivan Altan, Zemo Ağgöz, Ceylan Şahinli ve JINNEWS’ten Habibe Eren, Öznur Değer, Derya Ren bulunuyor.
İşkenceyle gözaltına alınan Jin News ve MA muhabirlerinin gözaltı süreleri bir gün uzatıldı; soruşturma dosyasına kısıtlılık getirildi. Gözaltındaki MA muhabiri Zemo Ağgöz’ün 45 günlük bebeği, emzirmek için getirildiğinde çıplak arandı.
⚡️ Sansür yasasının yürürlüğe girdiği günlerde çok sayıda gazeteci evleri basılarak, şafak operasyonlarıyla gözaltına alındı. Büroları da aranan meslektaşlarımıza avukat kısıtlaması getirildi. Bu uygulamalarla gazeteciliği krimlinalize edemeyeceksiniz! pic.twitter.com/yRnIfKDTRc
Türkiye Gazeteciler Cemiyeti, Türkiye Gazeteciler Sendikası ve DİSK Basın İş; Ankara, İstanbul, Diyarbakır, Urfa ve Van’daki ev baskınlarında JINNEWS ve Mezopotamya Ajansı çalışanı 11 gazetecinin gözaltına alınmasıyla ilgili açıklama yaptı:
“Gazeteciliği suç olarak görmekten vazgeçmeyen iktidarın uzun süredir basın üzerinde sürdürdüğü baskının son örneği, seçime giderken 11 gazetecinin gözaltına alınması olmuştur.
JİNNEWS ve Mezopotamya Ajansı’nın İstanbul, Ankara, Diyarbakır, Urfa ve Van’daki yazı işleri müdürü ve muhabirleri dâhil olmak üzere 11 kişi evleri basılarak gözaltına alınmıştır. Meslektaşlarımız gözaltına alınırken darp edildikleri ve ters kelepçe uygulandığı kamuoyuna yansımıştır.
Biz gazetecilik meslek örgütleri olarak seçime gidilirken meslektaşlarımıza yönelik bu operasyonları, yurttaşın haber alma ve gerçeğe ulaşma hakkına yeni bir saldırı olarak görüyoruz. Gazetecilik suç değildir.
Seçime giderken gazetecilerin görev yapmasının önündeki engellerin kaldırılması, kamuoyunun şeffaf bir biçimde oluşabilmesi için gereklidir. Gözaltına alınan gazetecilerin bir an önce serbest bırakılmasını istiyoruz. Seçime gazetecileri gözaltına alarak gidilmemelidir.”
Gazetecilere baskı artarak devam ediyor
İfade Özgürlüğü Derneği’nin yeni raporuna göre Türkiye’de 574 binden fazla web sitesi ve alan adına erişim engellenmiş durumda:
Bir yıl içinde engellenen alan adı ve web sitelerinin sayısı 2021’de ilk kez 100 bini aştı.
Web sitesi ve alan adlarının dışında 150 bin URL adresi erişime engellendi. Erişimi engellenen adreslerin 28 bini haber sayfası.
2021 yılı içinde EngelliWeb çalışması kapsamında tespit edilebildiği kadarıyla Türkiye’den toplam 107 bin 706 alan adı daha erişime engellendi. (Böylece) 2021 sonu itibarıyla Türkiye’den toplam 574 bin 798 web sitesi ve alan adına, 789 farklı kurum tarafından verilen toplam 504 bin 700 farklı kararla erişim engellendi.
2021 yılı içinde erişimi engellenen web sitelerinde, önceki yıllara göre artış gözlemlendi.
5651 sayılı Kanun ve erişimin engellenmesi uygulamalarının başlamasından sonraki 15 yıllık sürecin (2007-2021) ortalamasının (yıllık 38 bin 300 web sitesi) çok üzerinde bir sayıyla erişimin engellenmesi uygulamalarına 2021’de de devam edildi.
2021 sonu itibarıyla 8.350 Twitter hesabına, 55.500 tweete, 13.500 YouTube videosuna, 9.500 Facebook içeriğine ve 9.000 Instagram içeriğine de 5651 sayılı Kanun ve diğer hükümlere istinaden yaptırım uygulandı.
2020 içinde Wikipedia, Sendika.org ve Imgur engellemeleri sona erdi.
OdaTV, Independent Türkçe ve JinNews haber platformları ise 5651 sayılı Kanun’un 8/A maddesine istinaden arka arkaya verilen kararlarla erişime engellendi.
Türkiye basın özgürlüğünde 180 ülke arasında 149’uncu sırada
Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütünün hazırladığı 2022 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi’ne göre; Türkiye, 180 ülke arasından 149. sıraya yerleşti. Türkiye’de basın özgürlüğünde sınıfta kalırken listenin başında Norveç, Danimarka ve İsveç geldi.
Listenin son sırasında Kuzey Kore yer aldı. Kuzey Kore’yi sırasıyla Eritre ve İran takip etti.
Geçen sene Türkiye bu endeksin 153. sırasında yer alıyordu. RSF endeksine göre bu ilerlemede medyaya dönük baskılara karşı sivil toplumun ortaya koyduğu mücadele etkili oldu.
Gazeteciler Cemiyeti’nin Avrupa Birliği finansmanıyla yürüttüğü Demokrasi için Medya/ Medya için Demokrasi Projesi, 2019’dan bu yana üç aylık dönemler halinde yayımladığı Medya İzleme Raporu’nun 2021 için hazırlanan Yıllık Medya İzleme Raporu ve 2021 Yılı Mesleki Memnuniyet Araştırması Raporu’ndan şunlar çıkmıştı:
2021’de Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü önündeki engelleri ortadan kaldıracak hiçbir adım atılmadı. Aksine temel hak ve özgürlüklerdeki gerileme sürdü. İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılması, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanmaması, gazetecilere, aktivistlere, eleştirel düşüncelerini ifade eden sosyal medya kullanıcılarına yönelik ceza davaları, Koronavirüs salgını nedeniyle alınan kısıtlayıcı tedbirlerin çifte standartlı uygulanması gibi konular Türkiye’nin uluslararası demokratik standartlar açısından olumsuz tablosunun ana başlıklarını oluşturdu. 2021’de 241 gazeteci yargılandı, 73 gazeteci gözaltına alındı, bir radyo yayıncısı öldürüldü, 115 gazeteci fiziksel saldırıya maruz kaldı.
Gazeteciler Cemiyeti’nin ‘özgürlük için basın’ raporlarında, Aralık 2021 sonunda 23’ü hükümlü, 21’i tutuklu olmak üzere toplam 44 gazetecinin cezaevinde olduğu kayıtlara geçti. 2016’daki darbe girişiminin ardından 158’e çıkan cezaevindeki gazeteci sayısı 2020’nin sonunda 72 olarak kaydedilmişti. 2016 sonrası infaz süreleri tamamlanarak cezaevinden çıkanlarla birlikte 2021’deki belirgin düşüşe karşın Türkiye, 50 gazetecinin parmaklıklar ardında olduğu Çin’in ardından dünyada en çok gazeteci hapseden ülkeler arasında ikinci sırada yer aldı.
2021’de 241 gazeteci yargılandı, 28 gazeteci ceza aldı. Türkiye’de gazeteciler sıklıkla toplumsal olayları, sokak eylemlerini takip ettikleri sırada gözaltına alındı. M4D raporlarında 2021 yılı içindeki gözaltı uygulamaları tek tek tarandı ve not edildi. Yıl boyunca açık kaynaklardan derlenen verilere ve gazetecilerin bildirimlerine göre Türkiye’de gözaltına alınan gazeteci, basın çalışanı ve yayıncı sayısı en az 73 oldu. Gözaltına alınan 20’si kadın 73 gazetecinin çoğu iktidar politikalarına karşı protesto haklarını kullananlarıneylemlerini takip ettikleri sırada gözaltına alındı.
115 gazeteci fiziksel saldırıya uğradı
2021’de yurdun tüm bölgelerinde gazetecilere yönelik fiziksel saldırı vakaları raporlandı. Bu şiddet olayları genellikle, büyükşehirlerde eylemleri izleyen gazetecilere ve yaptıkları haberler nedeniyle yerel siyasi aktörlerin de aralarında olduğu grupların saldırılarına uğrayan yerel basın çalışanlarına yönelikti. Türkiye’de 2021’de fiziksel şiddete uğrayan gazeteci sayısı tespit edilebildiği kadarıyla en az 115 oldu.
Yerel basının karşı karşıya kaldığı tehdit, şiddet ve yıldırmanın ulaştığı ağır boyut dikkat çekti. Bursa’da radyo programcısı Hazım Özsu, dini yorumlarını beğenmeyen bir dinleyici tarafından öldürüldü. Bu çalışma yayına hazırlanırken bir cinayet haberi de Kocaeli’den geldi. Gazeteci Güngör Aslan yazdıkları nedeniyle öldürüldü.
AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli‘nin hedef gösterdiği Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, Ankara Adliyesi 3’üncü Sulh Ceza hakimliğince tutuklanarak Sincan Kapalı Kadın Cezaevine gönderildi.
İstanbul Kadıköy‘deki evinde dün (26 Ekim) gözaltına alınmıştı. Ankara’ya getirilen Fincancı, Ankara Emniyet Müdürlüğü’ndeki işlemlerinin ardından adliyeye getirilmiş ve savcıya ifade vermiş, ardından”terör örgütü propagandası yapmak” ve “Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, devletin kurum ve organlarını aşağılamak” suçlarından tutuklama talebiyle nöbetçi sulh ceza hakimliğine sevk edilmişti.
Sabah saatlerinde Adliye’ye getirilien Fincancı’nın yanında olmak isteyen öğrencileri, Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), TMMMOB, Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve TTB Merkez Konseyi temsilcilerinin de olduğu emek güçleri, darp edilerek binadan çıkarıldı.
KESK’ten Döne Gevher, TTB’den Selma Güngör, SES Genel Kadın Sekreteri Gönül Adıbelli, Tıp Öğrencileri Komisyonu (TÖK) üyesi Helin Çakır, sürüklenerek gözaltına alındı.
Adliye’de haber takip yapan bazı gazeteciler de polis zoruyla alan dışına çıkarıldı. Adliye önündeki alanda kimlik kontrolü yapılmaya başlandı. Gazeteciler, bunun halkın haber alma hakkına engel olduğunu söyleyerek tepki gösterdi.
TMMOB Başkanı Emin Koramaz, tepkisini şu sözlerle dile getirdi:
“Bizler tıpkı TTB gibi özel kanunlarla kurulmuş aynı statüde örgütleriz. Bir birlik başkanının yargılanmasına TMMOB Başkanının alınmaması ve yol boyunca sürüklenmesi, Ankara Emniyeti’nin kaldırımlarda dahi bizi engellemesi anlaşılır bir durum değildir. Ben içeri almadılar; savcının talimatı varmış. ‘Belirli sayıda kişi içeri alınacak, içeride yeterli sayıda insan var’ dediler. Ben şu anda Ankara’da Emniyetin bize yönelik davranışına suç duyurusunda bulunmak için adliyeye gitmek istiyorum, ona dahi izin verilmiyor. En demokratik haklarını kullanan, arkadaşlarını izlemek isteyen arkadaşlarımızdan 5 gözaltı var. Ve bunlar da örgütlerin yöneticileri. İçlerinde tıp öğrencileri, TTB yöneticileri ve KESK’ten yöneticiler var. Bu anlaşılır bir durum değildir. Türkiye’de hukuksuzluktan bir an evvel vazgeçilmeli. Emniyet güçleri, yargı ve hukuk iktidarın maşası gibi davranmaktan vazgeçmeli. Biz ülkemizde hukuk ve adalet istiyoruz.”
Dr. Şebnem Korur Fincancı'ya destek olmak için adliyeye gelen emek-meslek örgütleri temsilcilerine polis bir kez daha saldırdı, 5 kişi gözaltına alındı.
İfade özgürlüğünü hedef alan saldırılar son bulsun! Gözaltına alınan arkadaşlarımız derhal serbest bırakılsın! pic.twitter.com/etiL2VgtNd
Türkiye’nin Kuzey Irak‘taki operasyonları sırasında kimyasal gaz kullanıldığı iddialarını değerlendiren Dr. Şebnem Korur Fincancı, görüntülerini incelediğini belirterek, “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz” demişti.
Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğuna dikkat çeken Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor” diye konuşmuştu.
İddialar Meclis gündemine getirilmiş; HDP‘den Meral Danış Beştaş ve CHP‘li Sezgin Tanrıkulu bağımsız soruşturma istemişti. Edirne F Tipi Cezaevi‘nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, görüntülere ve iddialara TBMM’nin sessiz kalamayacağını söylemişti.
İktidar kanadı ise iddiaları reddetmiş, MSB‘dan yapılan açıklamada, TSK’nin envanterinde kimyasal gaz bulunmadığı duyurulmuştu.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı,Irak‘takiFederal Kürdistan Bölgesi’nde yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklama yapan TTB Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlatmıştı.
Soruşturma başlatılmasının ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fincancı’yla ilgili şunları söylemişti:
“Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yürüttüğü sınır ötesi harekatlara iftira atan Tabipler Birliği Başkanıyla ilgili yargı harekete geçmiştir. Ayrıca bu ismin üzerinde de çalışmalarımızı yürütecek, gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin de değiştirilmesini sağlayacağız. Terör örgütünün diliyle konuşarak ülkesine ve ordusuna alçakça bühtan eden böyle bir şahsın, adı Türk ile başlayan bir kurumun başında olmasının milletimizin her bir ferdini rahatsız ettiğine inanıyorum.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın yürüttüğü soruşturmanın sonuçlarına ve mahkemelerin vereceği kararlara göre hem bu kişiyle hem de bu kurumla ilgili gereken adımlar atılacaktır. Bu çerçevede kabine toplantımızda ilgili bakanlarımıza Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni bir yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatını verdik.
Meslek örgütlerini ideolojik saplantılarının borazanı haline getiren terör örgütü destekçilerini, buralardan temizleyerek bu yapıları kuruluş amaçlarına uygun faaliyetlere yoğunlaştırmakta kararlıyız.”
TTB Fincancı’nın gözaltına alınmasının ardından destek açıklamasında bulunmuş, Şebnem Korur Fincancı’nın ifadelerinin suç unsuru olmadığını belirtmişti.
Fincancı dün (26 Ekim’de), avukatları aracılığıyla ulaştığı notunda şunları yazmıştı:
“Sevgili yol arkadaşlarım,
Bu gerçek dışı durum ile karşı karşıya kaldığınız için üzgünüm. Ancak dayanışma ile bu gerçek dışı süreci aşacağımızı biliyorum.
Sizlere kaynaklarıyla bilimsel görüş sürecini aktaracaktım, fırsat olmadı. Bu süreç bitince delillendirme üzerine bir toplantı yapalım.
Sizlerin kesinlikle çok yoğunluğunuz vardır, bu yoğunluğa maalesef ben de katkı sunmuş oldum. Bu karalama kampanyasını da aşıp birlikte mücadele edeceğiz. İnsanca bir sağlık sistemini hep birlikte kuracağımız günlere dayanışmayla…
İklim Adaleti Koalisyonu, 6-18 Kasım tarihleri arasında Mısır‘ın Şarm El-Şeyh’de gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) 27’inci Taraflar Konferansı (COP27) öncesi 28 Ekim- 4 Kasım tarihleri arasında Uluslararası İklim Konferansları Uluslararası İklim Konferansları düzenleyecek.
İklim Adaleti Koalisyonu, 28-29-30 Ekim 2022 tarihilerinde Halkların İklim Anlaşması III. Küresel Konferansı’na, 31 Ekim-1 Kasım 2022 tarihlerinde Kazma Bırak Konferansı ve 3-4 Kasım 2022 tarihlerinde Uluslararası Ekokırım Konferansı’na İstanbul’da ev sahipliği yapacak.
Halkların İklim Anlaşması III. Küresel Konferansı: Hemen yarın!
Halkların İklim Anlaşması III. Küresel Konferansı‘nda “Son dört yılın kazanım ve yenilgilerinden nasıl dersler çıkarabiliriz, 2023’te mücadeleyi nasıl sürdüreceğiz, planları ve kampanyaları bölgesel ve küresel olarak nasıl koordine edeceğiz” sorularına yanıt aramak üzere toplanılacak.
Konferans iklim adaleti hareketi ve sosyal hareketlerdeki tüm kurumlara açık olarak düzenlenecek.
Kazma Bırak Konferansı: 31 Ekim-1 Kasım
Kazma Bırak Konferansı‘nda Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de fosil yakıt çıkartılmasına ve bunun etrafında çokuluslu şirketlerin de dahliyle ülkeler arasında savaş tehdidine dönüşen gerilimlere karşı Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’den ekolojistlerin bir araya geldiği Kazma Bırak Kampanyası’nın önümüzdeki dönem çalışmaları planlanacak.
2023 yılında yapılacak çalışmaların konuşulacağı konferans, panel ve yuvarlak masa toplantılarıyla gerçekleşecek.
Konferans kapsamında ilk gün halka açık düzenlenecek panelde, çevresel zararların boyutları, felaket kapitalizmi ve derin deniz ekstraktivizmi çerçevesinde “Fosil Yakıt Felaketi ve Savaş Olasılıkları” ele alınacak.
İki yıllık potansiyel savaş macerası ve geleceği kapsamında Doğu Akdeniz’de neler olduğu tartışılacak ve son olarak da kampanyanın işlevi, tarihi ve geleceği masaya yatırılacak.
Çalıştayda yapılacak yuvarlak masa toplantılarında ise daha etkin, hedefli, güçlü bir kampanya yürütülmesini sağlamak üzere bir değerlendirme de yapılacak.
Uluslararası Ekokırım Konferansı: 3-4 Kasım
Uluslararası Ekokırım Konferansı’nda ise İklim Adaleti Koalisyonu – Ekokırım Çalışma Grubu, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası ve EndEcocide Türkiye işbirliği ile düzenlenecek.
Konferansta, ekokırım suçunun tanımı, iç hukukta tanınması, İspanya ve Belçika örnekleri ile uluslararası dayanışmanın imkanları ele alınacak.
Konferansın ilk gününde ekokırım suçunun hukuki tanımını belirlemek amacıyla uzmanlardan oluşan panelin çağrıcılarından Jojo Mehta, “Ekokırım suçunun hukuki tanımı, dünyadaki gelişmeler ve bundan sonra atılacak adımlar” başlığı ile bir sunum gerçekleştirecek.
Ekokırımla ilgili uluslararası örneklerin paylaşılacağı ilk günün devamında, StopEcocide İspanya Direktörü Rodrigo Lledó, İspanya Parlamentosu tarafından Mar Menor, Tuz Gölü’ne gerçek kişi statüsünün verilmesi, StopEcocide Belçika Direktörü Patricia Willocq ise Belçika Parlamentosu’nda ekokırım suçunun tanınması ile ilgili sunum yapacak.
Birinci gün, Av. İsmail Hakkı Atal ve Av. Arif Ali Cangı’nın Türkiye’deki iklim adaleti ve sağlıklı çevrede yaşama hakkı mücadelelerini anlatacağı oturumla ve ardından gerçekleşecek olan ‘dayanışma ve işbirliği’ konulu online uluslararası forumla son bulacak.
Fotoğraf: Cansu Acar
Konferansın ikinci gününde ekoloji örgütlerinden ve doğa hakkı mücadelelerinden gelen katılımcılar açılan hukuki davalarla ilgili aktarımlarda bulunacaklar.
Ekokırımın iç hukuka girmesinin yollarını tartışmak üzere ekoloji aktivistleri ile hukukçular buluşmasının ardından ise bir tutum belgesi yayınlanacak.
Müze Gazhane’de ekokırım konferansları
Tüm etkinliklerin Kadıköy’deki Müze Gazhane’de gerçekleşeceği konferans dizisinin ‘Kazma Bırak: Fosil Yakıt Felaketi ve Savaş Olasılıkları’ başlıklı paneli Kazma Bırak kampanyasının Youtube sayfası üzerinden, ekokırım konferansının ilk günkü sunumları ise Çevre Mühendisleri Odası’nın Youtube sayfası ile İklim Adaleti Koalisyonu’nun Youtube sayfası üzerinden online olarak izlenebilecek. Etkinlikler ve yayınlar Türkçe-İngilizce olarak çift dilde olacak.
İstanbul’da peş peşe gerçekleştirilecek Uluslararası İklim Konferansları’nda iklim krizine karşı fosil yakıt tüketiminin hala fonlanıyor olmasına ve krize karşı mücadelede hükümetlerin beyanlardan öteye eylemlere geçmiyor olmasına karşı gezegeni kurtarmak için bir imdat freni çekmek amaçlanıyor.
İlki yarın başlayacak etkinliğin basın açıklamasında ulusal ve uluslararası ölçekte iklim krizine karşı mücadele mesajı veriliyor:
‘İklim krizinin yol açtığı felaketler katlanarak arttı’
“Birleşmiş Milletler (BM) eski genel sekreteri Ban-Ki-Moon, 2009’da yaptığı açıklamada “Bizler (bu gezegenin yöneticileri) ayağımız gaz pedalına yapışık olarak hızla uçuruma doğru gidiyoruz” demişti. O günden bu yana Hükümetler arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’nin hazırladığı raporların alarm düzeyi hızla yükseldi ve bununla uyumlu olarak iklim krizinin yol açtığı felaketler katlanarak arttı.
Fotoğraf: Mohammad Ponir Hossain / Reuters
2022 yazına tüm dünyada rekor seviyede seller, sıcaklık dalgaları, kuraklık, orman yangınları ve kasırgalar damgasını vurdu; aylarca süren yoğun muson yağmurları sonrası başlayan sellerle Pakistan’ın üçte biri sular altında kaldı, binden fazla insan hayatını kaybetti.
Felaketler dünyayı sar(s)arken…
Bu yaz, Orta Doğu, Afrika, Asya ve Avrupa’da yüksek basınçla birlikte rekor seviyelere ulaşan sıcaklık dalgaları kuraklık ve orman yangınlarını beraberinde getirdi. 2022 yılı Avrupa’nın son 500 yıldaki en kurak yazı olarak tarihe geçti.
Fotoğraf: Akhtar Soomro / Reuters
ABD’nin Kaliforniya eyaletinde, Avrupa’nın Akdeniz havzasında ve Türkiye’de orman yangınları hız kesmedi. Özellikle Kuzey Amerika’yı yerle bir eden kasırgalar devam etti ve meteoroloji uzmanları kasırga sezonunun uzamasını bekliyorlar.
Geçen sene Kasım ayı başında 26’ncısı düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi görüşmelerinde hükümetler tarafından verilen sözler tutulmadığı gibi bazı maddelerde tam anlamıyla bir geriye gidiş var; Ulusal katkı beyanlarını açıklayan ülkelerin sayıca yükselmesine ve katkı beyanlarında emisyon hedeflerini güncelleyen ülkelerin bulunmasına rağmen sera gazı salımlarını en çok artıran ve yeryüzü üzerindeki hayata en büyük tehdit olan fosil yakıtların yeraltından çıkarılması ve tüketimi tam hızla devam ediyor.
Fotopraf: Fareed Khan / AP
Net sıfır vaatleri vs eylemleri
Buna rağmen hükümetler, küresel kurumlar ve uluslararası sermaye radikal önlemlerin gerekliliğini göz ardı ediyorlar ve ‘2050 net sıfır‘ retoriğini bir oyalama taktiğine dönüştürerek acil eylemleri sürekli öteliyorlar. Bu kurumlar bir yandan sebep oldukları iklim krizinin sorumluluğunu üzerlerine almayıp bireysel tüketim ile davranış değişikliklerinin önemini vurguluyorlar.
Diğer yandan yeşil yıkamaya yönelik reklamlarla kamuoyunu sürekli kandırmaya çalışıyorlar.
Sonuç olarak ancak radikal bir toplumsal dönüşümle aşılabilecek iklim kriziyle mücadele, yenilenebilir enerji teknolojilerine, karbondioksit emisyon rakamları hesaplamalarına, gelecek on yıllara yönelik, bağlayıcılığı olmayan vaatlere indirgenerek sulandırılıyor.
Extinction Rebellion activists hold a banner during a protest outside the venue of the UN Climate Change Conference (COP26), in Glasgow, Scotland, Britain, November 8, 2021. REUTERS/Hannah McKay
Bir yılda neler yapıldı?
COP26’dan bu yana gelişmelere kısa bir göz atarsak;
Zengin ülkelerin, gelişmekte olan ülkelere iklim eylem planlarında destek için söz verdikleri iklim finansmanında gereken rakamlara ulaşılamadı.
103 ülke 2030’da metan emisyonlarda kayda değer düşüş için küresel metan taahhüdünü imzaladılar ancak ABD ile Çin arasındaki işbirliği görüşmeleri, bu iki ülke arasında yaşanan gerilim nedeniyle aksayabilir.
COP26’da 140 ülke 2030’a kadar ormansızlaşmayı ve arazi kullanımında bozulmayı durdurma sözü verdiler.
Ancak özellikle barındırdığı zengin biyoçeşitlilik ve karbon yutak alanı kapasitesiyle dünyanın akciğerleri olarak nitelenen Amazon ormanlarındaki vahşi kıyımın durdurulması için Brezilya başkanlık seçimlerinin ikinci turunda Bolsonaro karşısında Lula’nın zaferi için dua eder duruma geldik!
Özetle iklim kriziyle mücadelede kritik bir sene daha kaybedildi ve uçuruma biraz daha yaklaştık!
Kıtlıklar ve petrol, doğalgaz, elektrik piyasalarında fiyat artışları
İklim krizini derinden etkileyen enerji üretimi ve halkların refahında önemli yer tutan enerjiye erişim yönüyle de son bir yıl oldukça sorunlu geçti.
Yerkürenin geleceğinin söz konusu olduğu bu kritik dönemde Uluslararası Enerji Kurumu’nun da belirttiği gibi ‘dünyanın ilk gerçek küresel enerji kriziyle’ karşı karşıyayız; 2022 yılına yakıtların temininde kıtlıklar ve petrol, doğalgaz, elektrik piyasalarında fiyat artışlarıyla girildi.
Başlıca petrol üreticisi ülkelerin üretimi kısmaları, Rusya-Ukrayna savaşının etkisiyle Avrupa ülkelerinin sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) ithalatını artırmaları ile Çin’in enerji ihtiyaçlarındaki artış, bu krizin başlıca sorumluları olarak öne çıkıyor.
Doğalgaz fiyatlarındaki artış, bir yandan gübre fiyatlarını ve tarımda üretim maliyetlerini yükselterek gıda fiyatlarında artışa, diğer yandan küresel ölçekte kömür kullanımında yükselmeye neden oldu.
Türkiye’de bir yıl…
2021 yılında Avrupa’da kömür tüketimi yüzde 21 arttı, 2022’de yüzde 7 civarında ilave artış bekleniyor. Bu ortamda, Avrupa’nın uzun yıllardır sürdürdüğü iyimser karbon ayak izini azaltma öngörülerinin yerini kömürlü santrallerin yeniden açılması, petrol ithalatında artış ile nükleer enerji santrallerinin kapatılmasının ertelenmesi alıyor.
Türkiye’nin geçen bir yılda iklim kriziyle mücadele karnesi ise her yönden zayıflarla dolu;
2015 yılında sunulan ve sera gazlarında azalış yerine önemli bir artışı öngören Ulusal Katkı Beyanı kabul edilebilir olmaktan uzak.
Ancak hükümetin COP27 öncesi güncelleme vaadine karşın ortada halen güncellenmiş versiyon bulunmuyor.
Öte yandan, 2022 şubat ayında gerçekleştirilen İklim Şûrası’nda önerilen eylem planlarının büyük çoğunluğu bakanlıkların görevlerini tanımlıyor veya genel, boş söylemlere dayanıyor. Bu eylem önerilerinden, bugüne kadar enerji, ulaşım, sanayi, tarım, gıda, sağlık, adil geçiş gibi konularda kayda değer hiçbir şey yapılmadığı anlaşılıyor.
Konunun teknolojik yatırımlara indirgenmesi, iklim kriziyle mücadele adı altında sermayeye kaynak aktarımına işaret ediyor. Bu şûranın çıktılarına göre hazırlanacak İklim Yasası da henüz açıklanmadı.
Ayrıca şûrada, uzun dönemli enerji planının COP27’ye ertelendiği açıklanmasına karşın ortada ne bir enerji planı ne de bununla uyumlu olması beklenen bir ‘net sıfır yol haritası‘ yok.
Uygulamada ise 2000’li yılların başından beri fosil yakıtlara ve özellikle de kömüre dayalı enerji politikaları hız kesmeden devam ediyor, yeni kömürlü termik santrallere ÇED olumlu raporları veriliyor.
Yoğun enerji tüketen ve önemli oranda sera gazı salımı yapan çimento ve demir-çelik sektörlerine ağırlık veren mega projelere devam ediliyor, alışveriş merkezleri mantar gibi çoğalıyor, enerji tüketimi körükleniyor.
Ormanlar ise tamamen kereste deposu olarak görülüp doğal ormanlar yok edilerek şirketlerin kazanç hanesine yazılıyor, ormanlık alanlar yapılaşmaya açılıyor.
İklim krizinde Benjamin’in imdat freni
COP27 bu sene, aktivistleri hapiste tutan, otoriter Sisi yönetimi altındaki Mısır’da 6-18 Kasım tarihleri arasında düzenlenecek ve hükümetler yıllardır sürdürdükleri yeşil yıkama retoriğine turizm merkezi Şarm El-Şeyh’te devam edecekler.
İçinde bulunduğumuz aciliyet durumunda, yaklaşık yüz yıl önce Walter Benjamin’in tanımladığı gibi uçuruma doğru sürüklenen insanlığı ve yerküre üzerindeki tüm canlı türlerini kurtaracak bir ‘imdat freni‘ne ihtiyaç var.
Bizler iklim aktivistleri olarak iklim krizi felaketlerini ve ekokırımları kamuoyunda sürekli gündem yapacağız.
‘Ekonomik büyüme safsatasına karşı küresel halklar olarak cephe alacağız’
İklim felaketi mağdurlarının korunması için gereken önlemlerin alınması için iktidarları zorlayacağız.
Kuzey ülkelerinin güneyi sömürmeye devam etmek için ürettikleri teknolojik çözümlere ve ekonomik büyüme safsatasına karşı küresel halklar olarak cephe alacağız.
Doğal varlıklarımızın şirketlerin kazançları için ölçüsüzce tüketilmesine, yaşantımıza anlam veren her şeyin metalaştırılmasına yol açan kapitalist düzene radikal alternatifler getirmek için bir araya gelereke dayanışma olanaklarımızı arttıracağız, geliştireceğiz.”
Program:
28 Ekim Cuma
Buluşma Yeri: Gazhane H Gölgelik
Saat: 14.00-18.00
14.00 – 15.00: Resepsiyon Tuğçe Oklay – Metin V. Bayrak
Hoş Geldiniz: Kimler burada ve önümüzdeki günlerde neler yapmak istiyorsunuz?
15.00-15.30 Dinleti: Zeyn’el
16.00- 17.00 İklim Müzesi ve Gazhane Gezisi Yüksel Demirtaş
17.00-18.00 Pankart Atölyesi Mehmet Temel
29 Ekim Cumartesi
Buluşma yeri: İstanbul Tabip Odası
Saat: 11.00-18.00
Sabah oturumu:
11.00- 13.00 Kapitalist kıyamete karşı halkların iklim stratejisi
Moderatör Ecehan Balta
Sunumlar: Foti Benlisoy Mehmet Horuş
14.00-18.00
Öğleden sonra oturumu: Mücadelelere yakından bakış
Moderatör: Muzaffer Asma
Sunumlar:
İklim krizi ve halk sağlığı – Ali Osman Karababa Su varlıkları, kirlenme ve savaş – Beyza Üstün Kömürlü termik santraller ve kömürden çıkış – Deniz Gümüşel Orman kayıplarımız ve iklim krizi – Erdoğan Atmış
30 Ekim Pazar
Buluşma yeri: Gazhane Sesli Çalışma Alanı
Saat: 11.00-17.00
Sabah oturumu:
11.00 -12.30 Uluslararası eylemler: küresel koordinasyon ve dayanışma
Moderatör: Müge Ertürk
17:00-21:00 Panel: Kazma Bırak: Fosil Yakıt Felaketi ve Savaş Olasılıkları
Felaket kapitalizmi ve derin deniz ekstraktivizmi: Çevresel zararların boyutları
Doğu Akdeniz’de neler oluyor? İki yıllık potansiyel savaş macerası ve geleceği
Kazma Bırak Kampanyası: İşlevi, tarihi ve geleceği
3 Kasım 2022
Mekan: Gazhane T Atölye
Saat: 10.00- 18.00
10:00 – 10:15 Açılış Konuşması
(İlksen Dinçer Baş – EndEcocide Türkiye Direktörü, Ahmet Kahraman TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı)
10:15 – 11:15 Ekokırım Suçunun Hukuki Tanımı, Dünyadaki Gelişmeler ve Bundan Sonra Atılacak Adımlar
(Jojo Mehta –StopEcocide Vakfı Başkanı, Ekokırım Suçunun Hukuki Tanımını Belirlemek Amacıyla Uzmanlardan Oluşan Panelin Çağrıcısı)
11:15 – 11:30 Çay-Kahve Molası
11:30 – 12:30 Vaka Çalışması: İspanya Parlamentosu tarafından Mar Menor Tuz Gölü’ne Gerçek Kişi Statüsünün Verilmesi
(Rodrigo Lledó – Avukat ve hukuki tanımı oluşturan panelin üyesi, Maite Mompó – StopEcocide İspanya Direktörü)
12:30 – 13:30 Öğle Yemeği
13:30 – 14:30 Belçika’da Ekokırım Suçunun Tanınması: Çevre Koruma Tarihine Ülkemiz Nasıl Bir Katkı Sundu(Patricia Willocq – StopEcocide Belçika Direktörü)
14:30 – 14:45 Çay-Kahve Molası
14:45 – 15:45 Türkiye’deki İklim Adalet ve Sağlıklı Çevrede Yaşama Hakkı Mücadeleleri: Ekokırım Suçu Çalışmaları, Ekokırım ve İnsanlığa Karşı Suç Bağlantısı
(İsmail Hakkı Atal – Avukat, Arif Ali Cangi – Avukat)
15:45 – 16:00 Çay-Kahve Molası
16:00 – 17:00 “Dayanışma ve İşbirliği” konulu Online Uluslararası Forum
(EndEcocide ve StopEcocide Ekibi, Türkiye’den konferans alanında bulunan tüm katılımcılar)
4 Kasım 2022
Mekan: Gazhane T Atölye
Saat: 10.00-18.00
Öğleden Önce
10:00 – 12:30 Sivil Toplumun Doğa Koruma Mücadelesi ve Açılan Hukuki Davalar Hakkında Bilgiler
12:30 – 13:30 Öğle Yemeği
Öğleden Sonra
13:30 – 17:00 Hukukçular ile Çevre Aktivistleri Buluşması: Ekokırımın Suç Olarak İç Hukukumuza Girmesi Mümkün mü? Nasıl?
(Moderatör: Hülya Yıldırım TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Avukatı)
17:00 -17:30 Katılımcıların İmza Koyacağı bir Açıklama/Çağrı/Tutum Belgesinin Paylaşılması ve Avrupa Suç Yönetmeliğinde Ekokırımın Tanınmasına Yönelik Kampanyanın Duyurusu
2023 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı‘nda eğitimde yapılacak “politika ve tedbirler” sunuldu.
Buna göre 5 yaş, zorunlu eğitim kapsamına alınacak:
Rapora görebu kapsamda; 12 etkinlik kitabı, 36 hikâye kitabı ve öğretmen kılavuz kitabı pilot olarak seçilen 20 ildeki 200 okulda okutulacak ve bunların etki değerlendirmesi yapılacak ve güncellenen okul öncesi eğitim
programına ilişkin 10 bin öğretmene eğitim verilecek.
Atılacak adımlardan biri de “eğitim yapılarının teknolojiye ve çevreye uyumlu, güvenli, ekonomik, estetik, erişilebilir, standartları ve kalitesi yüksek bir mimaride tasarlanması” olarak belirlendi.
Mesleki ve teknik ortaöğretimde eğitim ortamlarının geliştirilmesi amacıyla altı farklı eğitim yapısı için proje hazırlanacağı belirtildi ancak detaylar yer almadı.
Afet riski taşıyan 1500 eğitim binası güçlendirilecek. 1003 öğrenci pansiyonunda mevcut kapalı alanlar iyileştirilecek, atölye, bilgisayar sınıfı gibi faaliyetler için yeni alanlar oluşturulacak.
Yeni derslik inşa edilmesi planlanan yerlerdeki diğer eğitim binalarının verimli kullanımı dikkate alınacak, atıl vaziyetteki eğitim binalarının kullanımı öncelenecek. Bilim ve Sanat Eğitim Merkezleri bünyesinde 117 yeni anaokulu açılacak.
Coğrafi ve iklim şartları bakımından öğrencilerin taşınmasında güçlük çekilen yerlerde kapalı durumda bulunan köy okulları eğitim-öğretime açılacak.
Yıllık Rapor’da değinilen diğer değişikler şöyle:
Eğitim Bilişim Ağı portalının içeriği öğretim programlarıyla uyumlu hale getirilerek zenginleştirilecek ve portalın etkin kullanımı yaygınlaştırılacaktır. Dijital becerilerin artırılmasına katkı sağlanması amacıyla öğretmenler için 21 çevrim içi eğitim paketi Öğretmen Bilişim Ağı Platformunda yayımlanacak.
Dijital becerilerin artırılmasına katkı sağlanması amacıyla öğretmenler için 21 çevrim içi eğitim paketi Öğretmen Bilişim Ağı Platformunda yayımlanacak.
Yabancı dil eğitimine ilişkin materyaller zenginleştirilecek, dinleme, konuşma, okuma ve yazma alanlarındaki becerilerin tümünü ölçmeye yönelik sistem geliştirilecektir. İngilizce dilini öğrenmek ve pekiştirmek için web ve mobil uygulaması hazırlanacak.
Yükseköğretim sistemindeki nitelikli uluslararası öğrenci sayısı artırılacaktır.
Raporun bu kısmında, Türkçenin ana dil ve yabancı dil olarak öğretimi ile iki dillilere ve Türk soylulara Türkçe öğretimine yönelik politika belgesi hazırlanacağı belirtiliyor.
Özel eğitim imkanları ‘güçlendirilecek’
Özel eğitime gereksinim duyan bireylerin eğitim hizmetlerinden yararlanabilmeleri için beşeri ve fiziki imkânlar güçlendirilecek. Özel eğitim uygulama okullarına beş standart uygulama evi, 20 beceri uygulama alanı, özel eğitim meslek okullarına ise 20 meslek edinme atölyesi kurulacak.
Öğretmen ve okul yöneticilerinin mesleki gelişimleri için yeni yaklaşımlar çerçevesinde 200 bin yönetici ve öğretmene eğitim verilecek.