WASHINGTON, D.C. – Uluslararası Temiz Ulaşım Konseyi (ICCT) tarafından hazırlanan yeni bir rapor, dünyanın en büyük 20 otomobil üreticisinin sıfır egzoz emisyonlu araçlara ne kadar etkili bir şekilde geçiş yaptığını değerlendiriyor.
Rapor, otomobil üreticilerini pazardaki mevcut konumları, teknoloji performansları ve gelecekteki karbonsuzlaştırmaya yönelik stratejik vizyonlarıyla ilgili bir dizi ölçüt üzerinden performansları ve stratejileri açısından değerlendiriyor.
ICCT, Çin, Avrupa Birliği, Hindistan, Japonya, KoreCumhuriyeti ve ABD olmak üzere altı pazar için bağımsız olarak veri toplayarak bir analiz ortaya koyuyor. Derecelendirmede analiz edilen 20 üretici, bu altı pazardaki satışların yüzde 89’unu ve dünya genelindeki satışların yüzde 65’ini oluşturuyor.
Derecelendirme, tamamen elektrikli olan tek eski otomobil üreticisi BYD‘nin, derecelendirmenin lideri Tesla‘yı hızla yakaladığını gösteriyor.
Tesla en yüksek genel derecelendirmeyi kazandı. Ancak sadece sıfır emisyonlu araçlar (ZEV’ler) üreten tek büyük üretici olmasına rağmen, tüketicilere sunduğu ZEV modellerinin çeşitliliği gibi bazı ölçütlerde düşük performans gösteriyor.
Eski otomobil üreticileri BMW ve Volkswagen, elektrikli araçlara geçiş konusunda ciddi olduklarını gösteriyorlar – bu yılki derecelendirmede yüksek puanlar aldılar.
ICCT’nin değerlendirmesi ayrıca, satışlarına göre dünyanın en büyük 20 üreticisi arasında altı otomobil üreticisinin rakiplerinin gerisinde kaldığını gösterdi. Bunlardan beşinin merkezi Japonya’da bulunuyor.
‘Karbonsuzlaşmadaki ilerlemenin şeffaf bir analizi’
ICCT’nin araştırması, 2015 yılında Dieselgate skandalını ortaya çıkarmıştı.
ICCT İcra Direktörü Vekili Rachel Muncrief, “Dieselgate skandalının sadece yedi yıl önce yaşandığı düşünüldüğünde, Volkswagen’in yüzde 100 sıfır emisyonlu araçlara geçişte ciddi bir lider olarak ortaya çıktığını görmek dikkate değer” dedi.
ICCT, özel olarak oluşturulmuş 10 ölçütün her birinde üreticileri birbirlerine göre derecelendirdi. Proje yöneticisi ve ICCT’nin binek araç programı lideri Zifei Yang, “Bu raporla amacımız, otomobil üreticilerinin planlarında ve eylemlerinde karbonsuzlaştırma yönündeki ilerlemelerinin veriye dayalı, şeffaf bir analizini sağlamaktı” dedi.
ICCT’nin otomotiv sektöründeki derin uzmanlığı bu derecelendirmeyi diğer ESG değerlendirmelerinden farklı kılıyor. ICCT’nin derecelendirmesi, üreticilerin araç elektrifikasyonuna hazır olup olmadıklarının ileriye dönük bir analizidir ve kurumsal anketler ve kendi bildirdikleri bilgiler yerine bağımsız veri ve analizleri kullanır. ICCT, zaman içindeki ilerlemeyi izlemek amacıyla derecelendirme ölçütleri geliştirdi ve kuruluş derecelendirmeyi her yıl güncelleyecek.
ICCT modellemesi, 2035 yılında önde gelen pazarlarda satılan yeni hafif hizmet araçlarının neredeyse yüzde 100’ünün, ulaştırma sektörünü Paris İklim Anlaşması‘nda tanımlandığı gibi küresel ısınmayı 2°C’nin altında sınırlama hedefiyle uyumlu bir yörüngeye oturtmak için sıfır egzoz emisyonuna sahip olması gerektiğini gösteriyor.
Mersin‘de Akkuyu Nükleer Güç Santrali‘ne (NGS) ev sahipliği yapan Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli bir zamanlar kendi halinde bir tarım kasabasıydı.
Santralin yapımına başlanmasından kısa süre sonra Büyükeceli’nin de kaderi değişti. Santralde çalışan binlerce işçi için barınma sorunu baş gösterince konut talebi fırladı.
Kasabada şimdilerde tarım unutuldu; konut, pansiyon, kamp alanı kiralama işleri en kârlı sektör haline geldi.
Konut yapımı için yönetim kuruluna yetki verilecek
Yaklaşık 50 yıldır yörede tarımsal faaliyetler yapan Büyükeceli Tarımsal Kalkınma Kooperatifi de bu dönüşüm sürecini fırsata çevirdi. Kooperatif, halihazırda üzerinde cam seralar bulunan 8,5 dönümlük tarım arazisini yapılaşmaya açmak için harekete geçti.
Geçen yıl yapılan genel kurulda söz konusu arazinin kiralanmasını gündeme alan kooperatifi, önümüzdeki ay yapılacak genel kurulda ise arazinin konut yapılmak üzere değerlendirilmesini ele alacak.
Kooperatifin başkanı, AKP belediye meclisi üyesi
Aynı zamanda Mersin Büyükşehir Belediye Meclisi üyesi ve kooperatifin başkanı Adalet ve Kalkınma Partili Hümmet Büyük, “Arazi satışı söz konusu değil. Sağlam bir inşaat firması bulursak yüzde karşılığı konut projesi yapmak istiyoruz. Sahada cam seralar var ama çürümeye yüz tutmuş. Bölgede konut ihtiyacı had safhada” diye konuştu.
Büyük, konut alanı yapılmak istenen kooperatif arazisinin halihazırda tarım alanı olduğunu da kaydetti.
‘Konut talebine yetecek kadar tarın dışı parsel var’
Gülnar Ziraat Odası Başkanı Hacer Emiş Işık, hem nükleer santralin hem deprem göçünün etkisiyle bölgede konut talebinde artış olduğu görüşüne katılıyor.
Ancak Işık’a göre konut talebi daha çok Büyükeceli ve Yanlışlı mahallerinde var.
Işık şunları söyledi:
Konut talebi Gülnar’ın her bölgesinde tarım alanlarına baskı yapacak kadar arttı diyemeyiz. Büyükeceli ve Yanışlı’da yeni konut talebi var ama zaten oralarda da tarım dışı yeterince parsel var. Gülnar’ın bütününde de tarım dışı parsel yeterli. Konut talebi olursa oralara yapılır. Şu aşamada tarım alanları üzerinde konut alanı baskısı var diyemem. Büyükeceli’deki tarım alanı arazi santrale yakın olduğu için konut yapalım demiş olabilirler.
Denizli‘nin Tavas ilçesinde Avdan mahallesinde 13 Ocak 2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan acele kamulaştırma kararı ile 3 milyon 764 bin 623 metrekare alanda 564 adet parsel için acele kamulaştırma kararı çıkartılmıştı. Açılan dava sonrası Danıştay 6. Dairesi 15 Mart 2023 tarihinde oy birliğiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Evrensel‘den Hilmi Mıynat‘ın aktardığına göre; iddia makamının da kamulaştırma kararının iptali için mütalaa verdiği davanın son duruşması 5 Temmuz tarihinde görülecek.
Davanın avukatı Hasan Ozan Orpak, “Savcının düşüncesi bizim için önemli. Duruşma günü orada köylülerle birlikte hazır olacağız” dedi.
Avdan Platformu Sözcüsü ve Türkiye Barolar Birliği Kent ve Çevre Komisyonu Üyesi Av. H. Ozan Orpak, savcı görüşünün önemine dikkat çekti.
Orpak, “Savcının düşüncesi tabi ki bizim için önemli. İptalini istemesi önemli. AİHM’de mülkiyet hakkının mutlak olması Danıştay’ın en önem verdiği noktalardan bir tanesi. Keza acele kamulaştırmada biz her zaman acele kamulaştırmanın acele olmamasını savunuyorduk. Koşulların oluşmadığını savunuyorduk. Böyle bir düşünceyle duruşma gününün gelmesi önemli. Tabi ki son noktada son kararı Danıştay 6. Daire verecek. Duruşma günü biz orada köylülerle birlikte hazır olacağız” ifadelerini kullandı.
Avdan Platformu 11 Şubat 2022 tarihinde köylülerle birlikte Danıştay 6. Daire Başkanlığına yürütmenin durdurulmasıyla talebiyle dava açtı.
Cumhurbaşkanlığı ve Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü‘ne karşı açılan davada Avdan Madencilik Enerji Sanayi ve Ticaret AŞ’de davalılar tarafında müdahil oldu.
Danıştay 6. Daire dava konusu arazilerin mutlak ve marjinal tarım arazisi olduğuna hükmederek 15 Mart 2023 tarihinde itiraz yolu kapalı olmak üzere oy birliğiyle yürütmeyi durdurma kararı verdi.
Ne olmuştu?
Yatağan ilçesi içindeki aktif kömür sahalarında kömür kalmadığı için Yatağan Termik Santrali’ne şu anda Soma’dan, daha önce de Milas ve Kütahya’dan kömür getirilmişti.
Denizli Tavas ilçesine bağlı Avdan köylüleri, iki yıl önce önce termik santral tehdidi ile mücadelelerine başlamış, ve termik santral iptal edilmişti. Daha sonra kömür ocağı için başlatılan ÇED süreci de köylüler tarafından yargıya taşınarak engelldndi.
Ocak 2022’de ise Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile acele kamulaştırma yapılarak 3.760 dönüm büyüklüğünde tarım arazilerine el konmuştu.
Maden sahasının ÇED raporuna göre, termik santrale 140 kilometre uzaktan çıkarılacak bu kömür Yatağan Termik Santrali’nde yakıt olarak kullanılacak. Kamulaştırma 3 bin köylüyü topraklarından ediyor.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Muğla’nın Marmaris ilçesinde bulunan arkeolojik sit alanı ve özel çevre koruma bölgesi içerisinde kalan Karacasöğüt Koyu’nda yapılmak istenen proje için başlatılan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) sürecine onay verdi.
Muğla Turizm Çevre Vakfı Turizm ve Ticaret Limited Şirketi’nin (MUÇEV) tekne bağlama iskelesi kapasite artırımı projesine, Karacasöğüt Koyu’nda keşfedilen Helenistik döneme ait arkeolojik buluntulara ve alanın özel çevre koruma statüsüne rağmen ÇED olumlu kararı verildi.
Projenin daha önce bilirkişi raporlarına dayanan mahkeme kararıyla iptal edilmesine rağmen MUÇEV’in başlattığı sürece bakanlık tarafından onay verilmesi, ekoloji ve yaşam alanı savunucuları tarafından tepkiyle karşılandı.
Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü ve Marmaris Kent Konseyi Yürütme Kurulu Üyesi Halime Şaman, projeye dair detayları Yeşil Gazete ile paylaştı.
Şaman, bakanlığın tutumunu doğru bulmadığını vurgulayarak şunları söylüyor:
Karacasöğüt’teki yat limanı projesine verilen karar her şeyden önce Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın adında yer alan ‘çevre’nin ne kadar gözden çıkartıldığı, ne kadar sadece bina ve yapı üzerine kurulu bir bakanlık, yani para kazanmayı kolaylaştırmak üzere görev yapmayı hedefleyen bir bakanlık olduğunu gösterdi bize. Bunu söyleme hakkına sahibiz çünkü buradaki bütün gelişmelerin başından itibaren içerisindeyiz, takipçisiyiz, davacısıyız ve davacısı olmaya da devam edeceğiz.
MUÇEV’in Karacasöğüt Koyu’nun yaklaşık yüzde 40’ını isteyen marina projesine bakanlık tarafından ‘evet’ denildiğini kaydeden Şaman, “Üstelik ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptaline dayanak teşkil eden, kitap gibi yazılmış bir bilirkişi raporuna rağmen” diye belirtiyor.
Bilirkişi raporunun içeriğine değinen Halime Şaman, Karacasöğüt’te bir marinaya gidilmesi, denizin kapalı bir deniz olması, kendisini temizleyememesi, doğal sit alanı ve arkeolojik sit alanı olması, trafik yükünü arttırıp koruma altındaki Gökova Özel Çevre Koruma Bölgesi olan bu bölgeye geri döndürülmez biçimde zarar vereceği için projenin uygun olmadığının belirtildiğini aktarıyor.
Şaman, “Bodrum Su altı Müzesi‘nin orada daha yeni keşfettiği arkeoloji buluntulara rağmen, İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) toplantısında hem Bodrum Sualtı Müzesi’nin sunduğu yazıya hem de biz bunu söyledikten sonra Kültür Varlıklarını Koruma Müdürlüğü’nün bizzat bakanlığa gönderdiği yazıya rağmen” bakanlığın Karacasöğüt’ün tüm bu özelliklerini görmezden geldiğini dile getiriyor.
Kültür Varlıklarını Koruma Müdürlüğü tarafından bakanlığa gönderilen yazıda bölgede arkeolojik buluntulara rastlandığı, bunların tespit edildiği ve buranın arkeolojik sit alanı olarak tescili için işlem yürütüldüne yer veriliyor. Bu da bizi Kültür Varlıklarını Koruma Kanunu‘na götürüyor.
Halime Şaman, bu kanunun dördüncü, beşinci ve sekizinci maddelerinin bu ülkedeki bütün vatandaşlar ve kurumlar gibi Bakanlık için de bağlayıcı olduğunu vurguluyor ve şunları kaydediyor:
“Kanunun bağlayıcılığını Ankara‘da MUÇEV marinası için yaptıkları İDK toplantısında ifade etmemize, ısrarla bu toplantının tescil süreci tamamlanmadan bu toplantının ve ÇED sürecinin sürdürülemeyeceğini söylememize rağmen, sanki eldeki bu bulgular, bu resmi işlemler yokmuş gibi bir karar verdiler. Ve bu karar çürümüş kurumların ayıbıdır; bu çürümüşlüktür. Kamudan yana olmayan, kamunun faydasını öncelemeyen, kamu adına doğayı koruma görevi olmasına rağmen bu görev yokmuş gibi davranan bütün kurumların ayıbıdır.”
‘Bakanlık 2013’te bu bilgileri sümen altı etmiş olabilir’
Peki ne olacak?
Şaman “Elbette hem Karacasöğüt’te yaşayanlar hem de Türkiye‘deki yaşam alanı savunucuları Karacasöğüt’ün öneminin unutmadan, elinden gelen tüm yöntemleri uygulayarak Karacasöğüt’ü korumaya devam edecek – gerek hukuki gerek direniş yoluyla” diyor:
Orada Bodrum Su Altı Müzesi’nin dalışıyla birlikte Helenistik döneme ait buluntulara rastlandı. Çok kıymetli bir arkeolojik alan. Zaten daha önce burası birinci derece arkeolojik sit alanıydı. Sonra ikinci derece arkeolojik sit alanına çevrilmişti. Ancak şimdi bu buluntularla yeniden eskisine dönme durumu varken sanki bunları yokmuş gibi davranan, karar alan, halkı ve kanunları göz ardı eden bir bakanlık var karşımızda ve bu kabul edilebilir bir şey değil.
Araştırma sürecinde Anıtlar Müdürlüğü’nde söz konusu buluntulara ilişkin 2013 yılına ait bir belge ile karşılaştıklarını kaydeden Halime Şaman, bu durumun şüphe uyandırıcı olduğuna işaret ederek, “Aslında bunların tesciliyle ilgili bir toplantı yapılmış ama sonra herhangi bir yazışma, bir tescil işlemi olmamış. Bu yüzden acaba bu buluntular biliyordu ve sümen altı mı edildi diye bir kanaat oluşturuyor bizde. Sümen altı edilen bir bilgi yeniden Bodrum Su Altı Müzesi sayesinde mi gün yüzüne çıktı?” diye soruyor.
‘Son ana kadar kurumlarımıza güvenebileceğimizi umut ettik’
Şaman, Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü olarak yer aldığı İDK toplantısı sırasında bakanlık temsilcileriyle konunun yaklaşık iki saat boyunca görüşüldüğünü ve iki saatin sonunda bakanlığın ‘Evet bu iki belge var, haklısınız, biz de çok tartıştık ama bu iki belgede de açıkça ‘durdurun’ kelimesi yer almıyor. Durdurun kelimesi yer almadığı için devam edeceğiz’ dediğini bildirerek “Bu gerçekten akla ziyan bir bakış açısı” yorumunda bulunuyor.
Bakanlık temsilcisinin tutumu nedeniyle toplantının ardından kararın ne olacağının tahmin edilebilir olduğunu ifade eden Halime Şaman, dava süreci olacağını tahmin ederek derhal dosyayı çalışmaya başladıklarını aktarıyor ve şunları ekliyor:
Ama son ana kadar da inanın bakanlık sorumlu davranıp, bizim hissettiğimiz gibi hissedip bu karardan geri döner diye umut ettik. Çünkü yurttaş olarak kurumlarınıza güvenmek istiyorsunuz, kanunlarınıza güvenmek istiyorsunuz. Var olan kanunların uygulanabileceğine güvenmek istiyorsunuz. Güven hissinizi kaybettiğiniz zaman bir ülkede yaşayanları bir arada tutan temel değerleri kaybetmiş oluyorsunuz. Ne yazık ki bugün bu kararla bizim bu duygumuzu elimizden aldılar.
Şaman, Karacasoğut Koyu’nun hem kültürel hem de ekolojik açıdan son derece önemli bir bölge olduğunu ve Ege ile Akdeniz bölgelerindeki biyolojik çeşitlilik için de kritik öneme sahip olduğunun altını çizerek şunları kaydediyor:
“Biz ısrarla oradaki mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü geçmişten aldığımız çok kıymetli bir doğa harikası orası. Özel kanunlarla korunan bir bölge. Üzerine de arkeolojik buluntulara ev sahipliği yapan bir bölge. Hepsinden önemlisi aslında uğrunda mücadele verdiğimiz Karacasöğüt Koyu Ege’nin Akdeniz‘in fauna ve florasının doğduğu diğer bölgelere gittiği rahmi, rahmini öldürmek istiyorlar. Yani doğanın kendini yaşatabildiği, türetebildiği, üretebildiği süreci öldürmeye çalışıyorlar. Bu hakikat varken biz nasıl vazgeçelim mücadelemizden?”
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul şubesi, Hatay’daki molozlarda bulunan asbestlere ilişkin yaptığı incelemelerin sonuçlarını paylaştı. Buna göre; toplamda dört lokasyondan sekiz adet katı asbest numunesi alındı ve sekiz numunenin dördünde asbest tespit edildi:
“Numune alınan bütün bölgelerden en az bir adet asbestli malzeme bulunmuştur.”
Maraş depremlerin ardından ortaya çıkan moloz yığınlarının yönetimine geniş çapta tepkiler gösterilmiş çevre ve canlı sağlığına tehdit oluşturduğu onlarca kez dile getirilmişti. Bölgede birçok kez eylem gerçekleştirildi, suç duyurularında bulunuldu. Ancak mevcut moloz atığı yönetim şekli ve noktalar değişmedi.
Fotoğraf: ÇMO
‘Yerleşim yerlerinin 100 metre yakınında döküm sahası’
TMMOB ÇMO’dan mühendisler 21-22 Nisan 2023 tarihlerinde Hatay ve Samandağ’da 3 adet döküm sahası ve bir adet yerleşim yerinden olmak üzere toplam 8 adet katı asbest katı numune alarak teknik incelemede bulundu. İnceleme sonucunda yoğun oranda asbeste rastlandığı bildirildi. İncelemenin sonucunda şu tespitler ortaya çıktı:
İnşaat ve yıkıntı atıklarının ayrıştırılması için planlanan döküm alanların seçim kriterleri teknik olarak uygun olmadığı görülmüştür, çalışma yaptığımız alanlarda özellikle seçilmemesi gereken bölgelerin döküm sahasına dönüştüğü görülmüştür.
Konutların, çadırların ve kamu kurumların (okulların, spor merkezlerinin…) yaklaşık 100 metre yakınında döküm sahaları tespit edilmiştir.
Dere yatakları, orman arazileri, zeytinlikler, seralar, tarım arazileri ve su kaynaklarına çok yakın bölgeler döküm sahası olarak tercih edilmiştir. Bu durum bir yeni bir afetin göstergesidir.
Yaptığımız incelemelerde; İnşaat ve yıkıntı atıklarının taşınması, geçici depolama sahalarında ayrıştırılması ve atıkların bertarafı süreçlerinde yapılan çalışmaların neredeyse tamamının mevzuatlara uyulmadan yapıldığı tespit edilmiştir.
Özellikle atık yönetiminde çalışanlar ve bölgede yaşayan insanlar hiçbir şekilde kişisel koruyucu donanımları (asbestle çalışmalara uygun maske, tulum ve eldiven) kullanmamakta, çok ciddi halk sağlığı riskleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar.
Afet ve Atık yönetmeliklerin deprem bölgesinde dikkate alınmadığı, 25/01/2013 tarihli ve 28539 sayılı Resmî Gazete ’de yayımlanan Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmeliğehiçbir şekilde uyulmadığı tespit edilmiştir.
ÇMO’dan öneriler
TMMOB ÇMO tarafından yapılan açıklamada ayrıca şu önerilere yer verildi:
Bölgede yaşayan insanlar ve ekolojik yaşam alanlarının korunması için; dere yataklarına, orman arazilerine, tarım arazilerine ve su kaynaklarına yakın bölgelerin döküm sahası olarak planlanmasından vazgeçilmelidir.
İnşaat ve Yıkıntı Atıkları’nın standartlara uygun lokasyonlarda ve sızdırmaz zeminlere kavuşturulmuş depolama alanlarında depolanması sağlanmalıdır.
İnşaat ve Yıkıntı Atıkları’nın depolanması için Atıkların Düzenli Depolanması Dair Yönetmelik’te tariflenen II. sınıf düzenli depolama sahalarının en kısa sürede yapımına başlanmalıdır.
Deprem bölgesinde yıkımla ilgili yapılan bütün çalışmalar asbest söküm uzmanları kontrolünde ve eğitimli personel tarafından yürütülmelidir.
Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmeliğine ve Asbestle Çalışmalarda Sağlık ve Güvenlik Önlemleri Hakkında Yönetmeliğine uyulması sağlanmalıdır
Enkaz kaldırma ve atık yönetimi süreçlerinde çalışanların asbest liflerinden korunması için FFP3 maske, tulum (tyvek kategori 5/6) ve iş eldiveni kullanması sağlanmalı, denetimler yapılmalıdır.
Asbest birinci sınıf kanserojen madde sınıfına giren bir malzemedir.
Fotoğraf: ÇMO
Yapılan çalışmalar sonucunda asbeste maruz kalan insanlarda Asbestoz, Mezotelyoma, Akciğer kanseri (bronşiyal karsinom), Midebağırsak kanseri gibi hastalıklar uzun süreler sonrasında ortaya çıkıyor. Bölgede yaşayan halkın en az şekilde asbest liflerinden etkilenmesi için herkese enkaz çalışması sonlanana kadar FFP3 tipi toz maskesi verilmeli ve kullanımının sağlanması yapılmalıdır.
İnşaat ve yıkıntı atıklarının taşınması, geçici depolama sahalarında ayrıştırılması ve atıkların bertarafı işlemlerinde, bilimsel teknik değerlendirmeler ve mevzuatlar dikkate alınmalıdır.
Afet yönetimi yeni afetlere neden olmamalı, öncelikle halk sağlığı ve ekolojik yaşam alanlarının korunmasına özellikler dikkat edilmelidir.
Yüksek Seçim Kurulu (YSK) Başkanlığının, 14 Mayıs’ta yapılan 28’inci Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nin kesin sonuçlarına ilişkin kararı, Resmi Gazete‘nin mükerrer sayısında dün (30 Mayıs) akşam yayımlandı.
Tüm yurt içi seçim çevreleri, yurt dışı ve gümrük sandıkları kesin sonuçlarına ilişkin kararda, Türkiye geneli itibarıyla kayıtlı seçmen sayısı, oy kullanan seçmen sayısı, geçerli/geçersiz oy sayısı, seçime katılma oranı, geçerli oyların siyasi partilere ve bağımsız adaylara dağılımı, milletvekili seçilenlerin ad ve soyadlarına yer verildi.
55 milyon 835 bin 895 oy
Milletvekili genel seçiminde yurt içi, yurt dışı ve gümrük kapılarında kayıtlı 64 milyon 145 bin 504 seçmenden 55 milyon 835 bin 895’i oy kullandı.
Oyların 54 milyon 442 bin 588’i geçerli, 1 milyon 393 bin 307’si geçersiz sayıldı.
Katılım oranı yüzde 87,05
Seçime katılım oranı yurt içindeki sandıklarda yüzde 88,92, yurt dışı ve gümrük kapılarındaki sandıklarda yüzde 53,80 oldu.
Seçime genel katılım oranı yüzde 87,05 olarak kayıtlara geçti.
Milletvekilleri dağılımı
Geçerli oyların seçime katılan siyasi partilere dağılımına göre;
Adalet ve Kalkınma Partisi toplam 19 milyon 392 bin 462 (yüzde 35,62) oyla parlamentoda 268,
Cumhuriyet Halk Partisi 13 milyon 802 bin 183 (yüzde 25,35) oyla 169,
Milliyetçi Hareket Partisi 5 milyon 484 bin 820 (yüzde 10,07) oyla 50,
İYİ Parti 5 milyon 275 bin 981 (yüzde 9,69) oyla 43,
Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi 4 milyon 803 bin 922 (yüzde 8,82) oyla 61,
Yeniden Refah Partisi 1 milyon 527 bin 48 (yüzde 2,80) oyla 5,
Türkiye İşçi Partisi 956 bin 57 (yüzde 1,76) oyla 4 milletvekili kazandı.
Ayrıca,
Millet Partisi 52 bin 315 (yüzde 0,10),
Hak ve Özgürlükler Partisi 42 bin 509 (yüzde 0,08),
Türkiye Komünist Partisi 63 bin 809 (yüzde 0,12),
Türkiye Komünist Hareketi 17 bin 476 (yüzde 0,03),
Sol Parti 77 bin 992 (yüzde 0,14),
Genç Parti 112 bin 972 (yüzde 0,21),
Memleket Partisi 502 bin 669 (yüzde 0,92),
Büyük Birlik Partisi 530 bin 770 (yüzde 0,97),
Adalet Birlik Partisi 41 bin 196 (yüzde 0,08),
Anavatan Partisi 66 bin 102 (yüzde 0,12),
Yenilik Partisi 11 bin 171 (yüzde 0,02),
Halkın Kurtuluş Partisi 31 bin 831 (yüzde 0,06),
Milli Yol Partisi 17 bin 758 (yüzde 0,03),
Vatan Partisi 52 bin 720 (yüzde, 0,10),
Güç Birliği Partisi 26 bin 359 (yüzde 0,05),
Adalet Partisi 109 bin 236 (yüzde 0,20),
Zafer Partisi 1 milyon 216 bin 399 (yüzde 2,23) oy aldı.
Türkiye genelinde toplam 226 bin 831 (yüzde 0,42) oy alan bağımsız adaylardan milletvekili seçilen olmadı.
Sosyal medya geçtiğimiz günlerde üzerinde sinekler uçuşan ölü köpeklerin videolarına sahne oldu. Görüntüler Samsun’daki Vezirköprü Belediyesi’nin barınağında çekildi. Görüntülerde ölü ve sağ köpeklerin aynı ortamda yaşadıkları, zayıf kalmış yavru ve yetişkin köpeklerin dışkılarının temizlenmediği ve bu ortamda yaşadıkları görülüyor. Söz konusu görüntüleri kayda alan hayvan hakları aktivistlerine ulaşarak barınağa ilişkin izlenimlerini dinledik. Görüntüleri paylaşan Alfa Derneği’nin Başkan Yardımcısı Özgür Yarlıgaç, o gün gördüklerini şu sözlerle anlatıyor:
“Girdik, bir veteriner hekim vardı, onun haricinde çalışan kimse yoktu. Biz zaten ara ara gidip barınakların birçoğunda besleme yapan bir derneğiz. Bunlarla karşılaşabiliyoruz. Bundan önce Tokat’ta çok büyük sıkıntı olmuştu. Tokat Barınağı’nda da ölü çocuk görmüştük. Sağlam köpekle sıkıntılı olanların hepsi aynı yerdeydi. Leishmanialı, kanlı ishalli olan çocuklar vardı. Bunların hepsini gördük, yayınladık. Tokat Barınağı ile ilgili de suç duyurusunda bulunduk. Vezirköprü için de avukatın dilekçe yazmasını bekliyoruz, onunla ilgili de suç duyurusunda bulunacağız. Suç duyurularından hiçbiri sonuçlanmadı. Sonuçlanmıyor, çok zor yani. Bir kontrol yok, Tarım ve Orman Bakanlığı, gidip bakmıyor.”
Belediye ve barınaktan yanıt yok
Köpeklerin neden sağlıksız bir ortamda kaderlerine terk edildiğini sormak için ulaştığımız belediye ve barınak yetkililerinden ise konuya ilişkin henüz bir yorum gelmiş değil.
Barınakları sık sık ziyaret edip besleme yaptıklarını ve buralarda gördükleri hayvan hakkı ihlallerini görüntüleyerek duyurduklarını aktaran Özgür Yarlıgaç, sosyal medyada yaptıkları paylaşımlarda “devlet büyüklerini” de etiketlediklerini, yetkililerin de durumun farkında olduklarını belirtiyor.
Türkiye’nin ‘barınak sorunu’
Türkiye’de bir barınak sorunu olduğunu vurgulayan Yarlıgaç, bu soruna yönelik derneğin önerdiği çözümü ise şöyle anlatıyor:
“Barınaklar belediyelerden alınmalı kesinlikle. Oradaki belediyeyle birlikte iş yapan gönüllülere teslim edilmesi lazım. Kontrollerini ve temizliğinin gönüllülerin yapması, maddi yani mama anlamında da devletin el atması gerekiyor. Denetim için Tarım ve Orman Bakanlığı’nın denetlemesini istiyoruz ama onların da gittiği söylenemez.”
Henüz yanıt alamadığımız Vezirköprü Barınağı’ndan kendilerine barınağın henüz yasal olarak açılmadığı ve ruhsatın olmadığı yönünde açıklamada bulunulduğunu aktaran Yarlıgaç şunları kaydediyor:
“‘E açmadıysanız? Burada bir sürü can var, bunların hepsi hasta, bunların burada ne işi var’ diyorum, cevap vermiyorlar. ‘Dışarıda mı kalsınlar’ diyorlar. Sağlıklı hayvanın dışarıda olmasını zaten istiyoruz. Yasa gereği dışarıda olmalılar. Ne işi var bu hayvanların burada. ‘Kısırlaştırma yapıyor musunuz?’ diyorum, ‘Daha açılmadık’ diyorlar. E açılmadınız ama içeride bir sürü hayvan var.”
Hayvan Hakları Yasası’nın 6. Maddesi’ne göre; “Sahipsiz veya güçten düşmüş hayvanların en hızlı şekilde yerel yönetimlerce kurulan veya izin verilen hayvan bakımevlerine götürülmesi zorunludur. Bu hayvanların öncelikle söz konusu merkezlerde oluşturulacak müşahede yerlerinde tutulması sağlanır. Müşahede yerlerinde kısırlaştırılan, aşılanan ve rehabilite edilen hayvanların kaydedildikten sonra öncelikle alındıkları ortama bırakılmalar” esas kabul ediliyor.
Öte yandan söz konusu barınakta tek bir veteriner bulunuyor. “Resmi olarak açmadığın yerde veterinerin ne işi var? İçeride hayvanların ne işi var?” diye soruyor Yarlıgaç ve ekliyor:
“Tek bir veteriner tedavisini mi, kısırlaştırmasını mı, temizliğini mi yapsın, mamasını mı dağıtsın… Tek bir veterinerle olacak iş değil, çalışan yok orada öyle bir sıkıntı var.”
‘Barınağa girer girmez bizi ölü köpek karşıladı’
Gördükleri hayvanların hemen hemen hepsinin kanlı ishal, parvovirüs ya da distemper olduğunu belirten Özgür Yarlıgaç, “Distemper, havadan bulaşabilen, yaygın bir hastalık. Yakalandığı zaman hayvanın yaşama şansı çok düşük. Tedavisi pahalı ve uzun süreli. Bu hayvanların hepsini yan yana koyduğunuz zaman hepsi birbirine geçiriyor hastalıkları. Birkaç tane hayvan değil de bu defa hepsi ölüyor. Barınağa girer girmez bizi ölü köpek karşıladı. Bizden sonra büyük bir ihtimal temizlemişlerdir. Ama orada kesinlikle 10-15 tane ex veriyorlardır yani” diyor.
Son olarak Yarlıgaç, barınakların durumunu eleştirerek yetkili kurumlara şöyle sesleniyor:
“Biz dernek olarak barınakları hiçbir şekilde onaylamıyoruz, kabul etmiyoruz. Barınaktan ziyade yaşam alanı diye bir yer oluştursunlar, kısırlaştırsınlar hayvanları, salsınlar. Küpeli hayvanın orada üç beş sene yaşamasını istemiyoruz. Sapasağlam hayvan, kısırlaştırmışsın bu hayvanı neden salmıyorsun? Dişi erkek aynı yere koyuyorsun, içeride çiftleşiyor bu hayvanlar.”
Sürekli barınaklara gittiğini söyleyen Yarlıgaç, benzer görüntülerin birçok barınakta olduğunu ifade ediyor.
Ankara‘da etkili olan sağanak nedeniyle cadde ve sokaklar göle döndü.
Çankaya ve Altındağ ilçelerinde etkili olan sağanak yağış nedeniyle cadde ve sokaklar suyla doldu. Araçlar, yollarda güçlükle ilerledi. Bazı sürücüler ise araçlarıyla yolda kaldı. Kazım Karabekir Caddesi‘ndeki alt geçitte otomobilde mahsur kalan sürücü, belediye ekiplerince kurtarıldı. Sıhhiye‘de de ev ve iş yerlerini su bastı.
Valilikten yapılan açıklamada, şu ana kadar herhangi bir can kaybı yaşanmadığı bildirildi.
Bölge halkı dükkanlarındaki suyu tahliye etmek ve tıkanan mazgalları temizlemek için seferber oldu.
Sincan’da hortum
Sincan ilçesindeki Belören Dağı mevkisinde ise hortum oluştu. Kısa süreli etkili olan hortum, bölgedeki vatandaşlar tarafından cep telefonuyla görüntülendi.
Ankara Valiliği, kentte etkili olan sağanak sonrası Twitter hesabından açıklama yaptı.
Şu ana kadar herhangi bir can kaybı yaşanmadığı belirtilen açıklamada şu ifadelere yer verildi: “İlimizde son saatlerde meydana gelen yağış nedeniyle bazı alt geçitlerde ve iş yerlerinde su baskınları yaşanmış olup; ekipler tarafından hızla müdahale edilmektedir. Şu ana kadar herhangi bir can ve ciddi mal kaybına dair bir bilgi intikal etmemiştir. Kamuoyuna duyurulur.”
Sabah saatlerinde Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, afet düzeyinde bir yağış beklediklerini ve gerekli önlemleri aldıklarını duyurmuş, Ankaralılardan dikkatli olmasını istemişti.
10 Haziran’da başlayacakDocumentarist 16. İstanbul Belgesel Günleri bu yıl 10-15 Haziran tarihlerinde gerçekleştirilecek. Festivalde Bir Aradalık, Başka Dünya Yok, Türkiye Panorama gibi bölümlere dağılmış 70’ten fazla film gösterilecek.
Etkinliğin sloganı; Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şiirinden alıntıyla “Yaprak döker bir yanımız, bir yanımız bahar bahçe…”
Bu yılın odağında, Baltık ülkeleri Litvanya, Estonya ve Letonya‘da 1960’lardan itibaren üretkenliği ve yaratıcılığı ile öne çıkan, sinema tarihinin az bilinen akımlarından Baltık Şiirsel Belgesel Ekolü yer alıyor. Program kapsamında üç filmi gösterilecek olan Litvanyalı belgeselci Audrius Stonys de festival konuğu olarak bir sinema dersi verecek.
Festivalin konukları arasında ayrıca Hollandalı belgeselciler Petra Lataster-Czisch ve Peter Lataster çifti ile Türkiye‘den Somnur Vardar da bulunuyor.
Lataster çiftinin “Dünyamıza Bir Yolculuk” /Journey Through Our World adlı son filmi IDFA‘da En İyi Hollanda Belgesel Ödülü‘nü kazanmış, Vardar’ın “Boşlukta” adlı son filmi ise İstanbul Film Festivali‘nde En İyi Belgesel seçilmişti.
Ulysses’in 100. yılı
16. Documentarist programının diğer önemli ayağı, James Joyce’un kült eseri “Ulysses”in yayınlanışının 100. yılı dolayısıyla Avrupa‘nın 18 kentinde gerçekleşen “Ulysses European Odyssey” projesinin İstanbul programı kapsamında hazırlanan “Bir Aradalık” başlıklı bölümü.
İranlı yönetmen Niki Padidar‘ın kamerasını Hollanda’da yaşayan göçmenlerin hayatlarına tutarak izleyiciye ”Bir arada yaşayabiliyor muyuz?” diye sorduğu “Görebildiğin Kadar” (All You See / Al Wat Je Ziet, 2022) da bölümün öne çıkan filmleri arasında.
Yeni ödüller
29 yeni belgeselin gösterileceği Türkiye Panorama bölümünde de son bir yılda Türkiye’de üretilen en iyi belgeseller topluca izlenebilecek.
Johan van der Keuken Yeni Yetenek Ödülü jürisinde bu yıl Petra Lataster-Czisch, Adar Bozbay ve Begüm Özden Fırat yer alıyor. Festival, bu sene ayrıca En İyi Kurgu, En İyi Görüntü ve En İyi Ses Tasarımı alanlarında ödül verecek.
Festivalin gösterim ve etkinlikleri Fransız Kültür Merkezi, Metrohan, Aynalı Geçit, Caddebostan Kültür Merkezi ve Müze Gazhane’de gerçekleştirilecek.
Muğla‘nın Milas ilçesi İkizköy mevkiinde bulunan Akbelen Ormanı‘ndaki yaşam savunucuları, kömür sahasını genişletmek isteyen YK Enerji’ye karşı ağaçlarını korumak için yaklaşık iki yıldır direniş nöbeti tutuyor.
Tam 682 gündür nöbetlerini sürdüren aktivistler, 5-11 Haziran tarihlerinde kutlanacak Çevre Koruma Haftası öncesi, ekoloji savunucularını İkizköy’deki direnişe çağırıyor.
İkizköy Çevre Komitesi tarafından yapılan basın açıklamasında, köy sakinlerinin seçimini insanca yaşamak ve yaşatmak için mücadeleden yana yaptığı belirtilerek, demokratik kitle örgütleri, ekoloji örgütleri ve yaşam savunucularını 4 Haziran’da Akbelen Ormanı’nın sesini yükseltmeye çağırdı.
Akbelen Ormanı Seni Çağırıyor ❗️
İki yıla yakın nöbetli olarak devam eden mücadelemizde sizlerin desteğine her zamankinden daha çok ihtiyacımız var. Bugünlere birlikte geldik. Dün neredeysek bugün de orada, ormanın kalbindeyiz 🌱🌲
— Akbelen Yuvamız Vermeyeceğiz 🌱🫒🌲 (@ikizkoydireniyo) May 30, 2023
Açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Ekolojik Yıkımla Mücadele Haftası nedeniyle gerçekleştireceğimiz buluşmada tüm dostlarımız, demokratik kitle örgütleri, ekoloji örgütleri ve yaşam savunucuları ile birlikte 4 Haziran Pazar günü Akbelen Ormanı Nöbet Alanında bir araya geleceğiz.
İki yıla yakın zamandır nöbetli olarak devam eden mücadelemizde sizlerin desteğine her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan bir süreçteyiz. Bugünlere birlikte geldik. Dün neredeysek bugün de orada, ormanın kalbindeyiz. Akbelen Ormanı ve kömürsüz bir gelecek için verdiğimiz haklı mücadeleyi ve dayanışmayı birlikte büyütmek adına gerçekleştireceğimiz bu buluşmada sizleri de aramızda görmek; umudumuza umut, gücümüze güç katacaktır.”
Ne olmuştu?
Akbelen Ormanı’ın 740 dönümlük bölümündeki ağaçlar, Limak Holding ve İÇTAŞ ortalığıyla kurulan YK Enerji tarafından işletilen Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine linyit sağlayacak maden ocağı açmak için kesilmek isteniyor. Şirketin bunun için gerekli izinleri de almış ve ocak ÇED Yönetmeliği’nden muaf tutulmuştu ancak İkizköylüler, çevre aktivistleri ve hukukçular karara itiraz etti. Kesimleri önlemek için 22 Nisan’da başlatılan nöbet sürüyor.
Geçen yaz, Türkiye‘nin Ege ve Akdeniz sahilleri başta olmak üzere pek çok bölgesinde çıkan yangınlardan etkilenen Muğla‘da, bölge halkı yangınlara müdahale ederken, şirket tarafından yangın bahanesiyle 105 ağaç kesilmiş; İkizköy halkının direnmesi üzerine jandarma sert müdahalede bulunmuştu.
Maden ocağına karşı, KARDOK Derneği‘nin açtığı davalarda Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi ve Muğla 1’inci İdare Mahkemesiyürütmeyi durdurma kararı verdi. Muğla Valiliği de kömür taşıma bandının yapımını durdurdu.
Muğla İkizköy’de yer alan ve termik santrale yakıt sağlayan linyit madeni sahasının genişletilmesi için Akbelen Ormanı’nın kesim izninin iptali için açılan davada mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyeti 7 Eylül 2021’de bölgede keşif gerçekleştirmişti.
7 Eylül 2021: Akbelen’de ilk keşif
İlk keşif sırasında Murat Yüksel isimli hakimin davacı avukatlara ‘ruh hastası’ diyerek hakaret etmesi, hem bölgedeki hukukçular hem de aktivistler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.
Bölgede ilk yapılan keşifte hakimin avukatlara hakaret etmesi nedeniyle avukatlar Arif Ali Cangı, İsmail Hakkı Atal ve Şiar Rişvanoğlu reddi hakim başvurusunda bulunmuştu.
1 Mart 2022: Akbelen’de ikinci bilirkişi keşfi
İkinci inceleme öncesi Resmi Gazete‘de yayınlanan maden yönetmeliğindeki değişiklikle birlikte tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlarında madencilik faaliyetlerinin önü açılmıştı. Sosyal medyada yankı uyandıran değişiklik, #ZeytinİçinAdalet ve #AkbelenİçinAdalet etiketleriyle birçok paylaşım yapılmıştı.
Bilirkişi keşfi sonrası, İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı şöyle demişti:
“Daha önceki keşifte hakarete uğramıştık, yok sayılmıştık. İtirazlarımız üzerine keşif tekrar edildi. Şu anki işletilen maden sahasının alanı ne hale getirdiğini gösterdik bilirkişilere.”
Bilirkişilerden dördü kömürün bölgeye geri dönülmez zararlar vereceği görüşünü verirken; ikisi ekolojik yıkım olacağını ancak enerji ihtiyacı nedeniyle madene açılması gerektiği yönünde görüş bildirmişti.
Üçüncü bilirkişi raporu
Akbelen’de üçüncü bilirkişi raporu da 24 Kasım 2022’de çıktı. Akbelen Ormanı’nda üçüncü kez yapılan bilirkişi keşfinden madencilik şirketinin lehine, Akbelen Ormanı için nöbetine devam eden İkizköylüler’in aleyhine bir karar çıktı.
Raporda bir önceki keşiflerin aksine “Madencilik yapılabilir” yönünde bir sonuç çıktı. İkizköylüler bilirkişi heyeti hakkında suç duyurusunda bulundu.
Rapor ormanın kömür madenciliğine açılabileceğine uygun olduğu konusunda kanaat bildirdi. İkizköy Çevre Komitesi, bilirkişi raporuna gerçeği yansıtmayan bilgiler içerdiğini belirterek itiraz etti.