Ana Sayfa Blog Sayfa 359

Kolombiya ve Panama kömürden aşamalı çıkış taahhüdü verdi

Güney Amerika ülkelerinden ve Türkiye‘nin en büyük kömür ithalatçısı Kolombiya ve Orta Amerika ülkelerinden Panama bugün (19 Eylül), kömürden elektrik üretiminden temiz enerjiye geçişi ilerletmek için çalışan ulusal ve yere hükümetler, işletmeler ve kuruluşların koalisyonu olan Powering Past Coal Alliance‘a (PPCA) katıldı.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres‘in yarınki İklim Eylemi Zirvesi‘nde ülkelere yeni, somut ve inandırıcı iklim taahhütleri getirmeleri çağrısına yanıt olarak öne çıkan iki ülke, küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama hedefini ulaşılabilir kılmak için yeni kömürlü termik santrallerin yapımını durdurmayı ve mevcut santralleri aşamalı olarak kapatmayı taahhüt ediyor.

Dünyanın en büyük altıncı kömür ihracatçısı olan Kolombiya’nın PPCA’ya katılma kararı, küresel kömürden uzaklaşma sürecinde önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Kolombiya hükümeti, madencilikle uğraşan toplulukları korurken, kömürden elektrik üretimini aşamalı olarak durdurmaya yönelik bir plan geliştirmek üzere PPCA ile birlikte çalışacak. Bunun gelecek nesiller üzerinde olumlu bir etkisi olacak.

Panama halihazırda karbon-negatif bir ülke, ancak bu yılın sonuna kadar kömürden elektrik üretimini aşamalı olarak durdurarak temiz enerjiye geçişini daha da hızlandırmayı hedefliyor. İttifak’a katılarak dünya genelinde daha hızlı bir geçiş için bastırmayı amaçlayan ülke, G20 ülkelerine yönelik yeni kömür karşıtı hareketteki son savunuculuk girişimlerini geliştiriyor.

Kolombiya’da faaliyetlerini durduran Cerrejon kömür madeninden bir kare – Fotoğraf: Albert Hyseni/ Unsplash

‘COP’ta kömürden çıkış konusunda daha fazla ilerleme kaydedeceğiz’

Kolombiya Enerji ve Madenler Bakanı Omar Andres Camacho, konuya ilişkin şunları söyledi:

“Kömür enerjisi geçmişte kalma yolunda ilerlerken, ekonominin kömüre olan bağımlılığını azaltmak için çalışıyoruz. İhracatı çeşitlendiriyor, yenilenebilir enerji üretimini arttırıyor ve etkilenen topluluklar için adil bir geçiş süreci planlıyoruz. PPCA üyelerinin teknik ve mali desteği sayesinde [BM İklim Zirvesi] COP’ta kömürden çıkış konusunda daha fazla ilerleme kaydedeceğiz.”

‘Kömürden uzaklaşmak bir hayatta kalma meselesi’

Panama Ulusal Enerji Sekreteri Dr. Jorge Rivera Staff, şunları kaydetti:

“Panama iklim açısından hassas bir ülke – kömürden uzaklaşmak bizim için bir hayatta kalma meselesi. İlerleme kaydediyoruz, ancak temiz enerjiye geçiş hala sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlayacak kadar hızlı değil. Bugün, COP28‘e kadar ve sonrasında kömürden çıkış konusundaki kararlılığı arttırmak için diğerleriyle birlikte çalışacağımızı taahhüt ediyoruz.”

Kolombiya ve Panama’nın taahhütleri, Latin Amerika ve Karayipler‘de kömürden temiz enerjiye geçiş konusunda kaydedilen önemli ilerlemeyi gösteriyor. Bu ülkeler, Kosta Rika, El Salvador, Meksika, Peru, Uruguay ve Şili‘nin ardından kömürden çıkış taahhüdünde bulunan ve PPCA’ya katılan yedinci ve sekizinci Latin Amerika ülkeleri oldular. Bölgedeki ülkelerin neredeyse tamamı yeni kömürlü termik santral planlamalarını durdurmuş durumda.

kömür
2020- Kolombiya’daki maden ocağı patlamasından bir kare
– Kaynak: Dünya Bankası Fotoğraf Koleksiyonu.

‘Kömür, geçmişin yakıtı’

Birleşik Krallık Enerji Güvenliği ve Net Sıfırdan sorumlu Devlet Bakanı ve PPCA eş başkanı Graham Stuart, şu ifadeleri kullandı:

“PPCA, Latin Amerika bölgesinde kömür enerjisinden küresel çıkış çağrısında birleşen ve COP28’den önce emisyonu azaltılmamış kömüre son vermemiz gerektiğine dair güçlü bir mesaj gönderen güçlü bir şampiyonlar grubunu bir araya getirdi. Onların bu kararlılığı dünyanın nasıl doğru yönde ilerleyebileceğini gösteriyor. Birleşik Krallık‘ta kömür geçmişin yakıtıdır – sadece on yıl önce Birleşik Krallık elektriğinin neredeyse yüzde 40’ını sağlıyordu, ancak önümüzdeki yılın sonuna kadar sıfıra düşecek.”

Kaynak: "Yeni Kömür Coğrafyalarının Siyasi Ekolojisi: Kolombiya ile Türkiye Arasındaki Kömür Zinciri" araştırmasından bir grafik.
Kaynak: “Yeni Kömür Coğrafyalarının Siyasi Ekolojisi: Kolombiya ile Türkiye Arasındaki Kömür Zinciri” araştırmasından bir grafik.

‘Dünya COP28’de kömürden aşamalı çıkış için harekete geçmeli’

Kanada Çevre ve İklim Değişikliği Bakanı ve PPCA eş başkanı Steven Guilbeault ise şunları aktardı:

“Bugün Kolombiya ve Panama’nın liderliğini memnuniyetle karşılıyoruz. İklim değişikliğinin en tehlikeli etkilerinden bazılarını yaşadığımız bir yılda, kömürden uzaklaşmayı hızlandırma konusundaki kararlılıkları, temiz enerji devrimini hızlandırmaya yönelik kolektif çabalarımızı güçlendiriyor! Powering Past Coal Alliance, sadece konuşmakla kalmayan, aynı zamanda ülkelerin kömürden çıkış yolunu çizmelerine yardımcı olacak gerçek çözümler geliştiren dünya lideri bir koalisyondur. PPCA’ya katılmak sadece bu iki ülkenin kararlılığını değil, aynı zamanda Latin Amerika’da ve dünya genelinde kömürden daha temiz, emisyonsuz enerjiye geçiş için artan bir ivme olduğunu gösteriyor.”

Guilbeault, “BM’nin Küresel Durum Değerlendirmesi, iklim değişikliğiyle mücadele için hepimizin daha hızlı ve daha ileri gitmesi gerektiğini gösteriyor. Bu yıl Dubai’de düzenlenecek olan COP28’de dünya harekete geçmeli ve kömürden elde edilen enerjinin aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını hızlandırmak için açık ve net bir taahhütte bulunmalıdır” diye ekledi.

Bilim bu konuda çok açık: 1,5°C hedefini ulaşılabilir kılmak için ülkelerin yeni kömürlü termik santral inşaatlarını derhal durdurmaları ve mevcut santralleri Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü‘nde (OECD) 2030 yılına kadar, diğer ülkelerde ise 2040 yılına kadar aşamalı olarak kapatmaları gerekiyor. Bu ayki BM Küresel Durum Değerlendirmesi raporu, mevcut ulusal iklim taahhütlerinin 1,5°C hedefini ulaşılabilir kılmak için yetersiz olduğunu gösteriyor.

KüçükÇiftlik Bark: Hayvan bakım evleriyle dayanışma festivali 1 Ekim’de kapılarını açıyor

KüçükÇiftlik Park, kapılarını barınakta yaşamak zorunda kalan hayvanlarla dayanışmak için düzenlenen “KüçükÇiftlik Bark” festivali için açıyor.

1 Ekim’de düzenlenen ve Güneş, Jakuzi ve Deniz Sipahi‘nin konser vereceği etkinlikten elde edilecek gelirlerin tamamı, hayvan bakım evlerine bağışlanacak.

İlki 2021 yılında hayvan bakım evlerine düzenli olarak destek sağlanması amacıyla gerçekleştirilen festivalde gün boyu sürecek müzik yayınları yapılacak.

Konserlerin yanı sıra hayvan sağlığı, beslenmesi, hayvanları koruma yasası ve yaşam hakkı gibi birçok farklı konu üzerine uzmanlarla söyleşi, eğitim ve atölye çalışmaları gerçekleştirilecek.

Ayrıca hem çocuklara hem de yetişkinlere yönelik yaratıcı atölye çalışmaları gün boyu devam edecek.

Barınaklarla sağlanan işbirliği sayesinde, katılımcılar yuva arayan köpeklerle tanışabilecek, terapi ve servis köpekleri hakkında da bilgi alabilecek.

Festival, sanatçıların akşam saatlerinden itibaren vereceği konserlerle tamamlanacak.

İngilizce’de “hav” veya “havlamak” anlamına gelen “bark” sözcüğü, etkinliğin isminde bir kelime oyunu olarak kullanılıyor.

Festivale köpekler de katılabilecek

Katılımcılar, etkinliğe köpek dostları ile birlikte katılabilecek. Ancak bunun için festival organizasyonu tarafından belirlenen şu koşulların yerine getirilmesi gerekecek:

  • “Etkinlik alanında hayvan dostlarımızın tasmasının çıkarılmaması gerekmektedir.
  • Özellikle koruma güdüsü yüksek ırk köpekler için sahiplerinin yanında ağızlık bulundurması şarttır.
  • Kızgınlık döneminde olan dişi köpeklerin getirilmemesini rica ederiz.
  • Etkinlik alanında köpek dostlarımız daha yoğun olacağı için kedi dostlarımızı onların güvenliği için getirmemenizi rica ederiz.
  • Etkinlik alanı içerisinde hayvan dostlarımız için su mola noktaları bulunmaktadır.
  • Etkinlik alanı içerisinde köpeklerin belirlenmiş alanlar dışında çiş-kaka yapmaması hepimizin sağlığı açısından önemli.
  • Atölyelere katılım ücretlidir ve yapılan her ürün hayvan bakım evlerine bağışlanacaktır.”

Azerbaycan: Karabağ’da operasyon başlattık

Azerbaycan Savunma Bakanlığı, Karabağ’da “anayasal yapıyı yeniden tesis etmek amacıyla antiterör operasyonu” başlatıldığını duyurdu.

Bakanlıktan yapılan açıklamada, “Siviller ve altyapı tesisleri hedef alınmamakta, yalnızca meşru askeri hedefler yok edilmektedir” denildi. Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise, “Çeşitli kaynaklar tarafından Ermenistan’da darbe çağrısı yapıyor. BM Güvenlik Konseyi ve Rus Barış Gücü‘ne bölgede istikrarı sağlaması için çağrıda bulunuyoruz” açıklamasını yaptı.

Savunma Bakanlığı’nın duyurusunun ardından, Karabağ’ın başlıca kenti Hankendi‘de (Stepanakert) patlama sesleri ve sirenler duyulduğu bildirildi. Bölgenin yetkilileri ise Reuters’a operasyonda iki sivilin öldüğünü söyledi.

Bakanlık “Ermeni silahlı güçlerinin silahsızlandırılması ve topraklarımızdan çekilmesini ağlamak için yerel bir terörle mücadele operasyonu başlattık” diyerek  operasyondan Türkiye ve Rusya’nın haberdar edildiğini bildirdi. Operasyondan “dakikalar önce” haberdar edildiğini açıklayan Moskova‘nın ilk tepkisi ise Bakü‘ye barış anlaşmasına uyulması çağrısı yapmak oldu.

Rusya’nın bölgede 2 bin kişilik bir barış gücü bulunuyor.

Karabağ’daki sivillerin tahliyesi için Laçin yolu ve diğer yönlerde insani koridorların oluşturulduğu bildirildi.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı da açıklamasında “Bölgede barışın tek yolu Ermenistan güçlerinin Karabağ’dan tamamen çekilmesidir. Karabağ’da ayrılıkçı rejim feshedilmedi” ifadelerini kullandı.

Ermenistan ise Azerbaycan’ı Karabağ’da etnik temizlik yapmaya kalkışmakla suçladı. Karabağ’daki Ermeni ayrılıkçıların sözcüsü, Azerbaycan güçlerine direndiklerini belirterek, Azerbaycan güçleri Karabağ bölgesinin içlerine doğru ilerlemeye çalışıyor. Karabağ’da sivil halk arasında can kayıpları var” dedi.

AB’den kınama

Avrupa Birliği (AB) Temsilcisi AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell, “AB, Karabağ’daki askeri gerginliği kınıyor.” ifadelerini kullandı. Borrell Azerbaycan’a askeri eylemleri durdurma çağrısı yaptı.

Ne olmuştu?

Uluslararası alanda Azerbaycan toprağı olarak tanınan Karabağ’da gerilim bir süredir oldukça yüksek. Azerbaycan, aralık ayından bu yana Ermenistan’dan Karabağ’a giden tek kara bağlantısı Laçin Koridorunu fiilen kapalı tutuyor.

Azerbaycan toprağından geçen koridor fiilen Rus güçlerinin kontrolünde ve Ermeniler bu koridor üzerinden gıda ve diğer ihtiyaç malzemelerini gönderebiliyordu. Fakat Azerbaycan yetkilileri Ermenileri bu yolla Dağlık Karabağ’a silah göndermekle suçluyor. Bu yüzden, bölgeden Kızılhaç’ın ambulansları hariç hiçbir araç geçmesine izin vermiyor.

Azerbaycan-Ermenistan çatışmasının kökeni ise 20. yüzyılın başlarına dayanıyor. Sovyetler Birliği döneminde, Josef Stalin Azerbaycan sınırları içinde bulunan Dağlık Karabağ’da bir Ermeni özerk bölgesi oluşturmuş; Sovyetler Birliği zayıflamaya başlayınca, Ermeniler Karabağ’ın Sovyet Azerbaycan’dan Sovyet Ermenistan’a devredilmesine ilişkin taleplerini dillendirmişti. İki toplum arasındaki anlaşmazlık çatışmaya, 1990’lı yılların başlarında da geniş çaplı savaşa dönüştü.

Taraflar, 4-5 Mayıs 1994’te Bişkek‘te, Bağımsız Devletler Topluluğu Parlamentolar Arası Meclisi, Kırgızistan Cumhuriyeti’nin Parlamentosu, Rusya’nın Federal Meclisi ve Dışişleri Bakanlığının inisiyatifiyle gerçekleştirilen görüşme sonrasında Bişkek Protokolü diye bilinen ateşkes mutabakatını imzaladı.

Parlamento temsilcileri düzeyinde imzalanan protokolle, 12 Mayıs 1994 itibarıyla tarafların ateşkes ilan etmesi ve karşılıklı saldırı düzenlememesi, “alıkonulmuş bölgeler”den kuvvetlerin çekilmesini ve altyapının yeniden hizmete sunulmasını, mültecilerin dönmesini sağlayacak mekanizmayı öngören güvenli, hukuksal olanaklarla donatılmış bağlayıcı bir anlaşmanın imzalanmasının sağlanması yönünde mutabakata varıldı.

Protokole göre, ileride kapsamlı bir anlaşma yapılması öngörülüyordu ancak protokolde bahsi geçen barış anlaşması, aradan yıllar geçmesine rağmen tarafların anlaşamaması nedeniyle yapılamadı.Protokolle geniş çaplı saldırı ve operasyonlara son verilse de günümüze kadar geçen 26 yılda ateşkes kağıt üzerinde kaldı ve çatışmalarda her iki taraf da kesin rakam verilmeyen fakat sayıları binlerle ifade edilen askerini kaybetti.

İzmir’de geleceğin yapılarını tasarlayan mimarlar sürdürülebilirlik için bir araya geliyor

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) İç Mimarlar Odası İzmir Şubesi, Mimarlar Odası ve Serbest Mimarlar Derneği ortaklığı, İzmir Büyükşehir Belediyesi desteğiyle sürdürülebilir bir dünya ve yapılaşma için ARCHIMIM tarafından düzenlenen etkinlikte bir araya geliyor.

Architecture for Mediterranean Ecology (Akdeniz Ekolojisi için Mimari/ARCH FOR M.E.) adıyla düzenlenen ve iki gün sürecek etkinliğin açılışı yarın (20 Eylül) İzmir Bıçakçı Han’da saat 10.00’da yapılacak.

ARCIHIMIM, etkinliğin düzenlenmesinin hedeflenen çıktılarını şöyle sıralıyor:

  • İklim değişikliği için harekete geçmek ve iş birliği yapmak.
  • Siyasi haritayı coğrafyadan ayırmak.
  • Ecolabel, EPD sertifikalı, VOC seviyelerine sahip sürdürülebilir yapı malzemelerinin öğrenilmesi ve kullanılmasına öncülük etmek.
  • Mimari çözümler yardımıyla sürdürülebilir yapıların gelişmesini sağlamak.
  • Ekolojik farkındalık uyandırmak.

Binaların sürdürülebilir olması iklim krizi açısından önem taşıyor

Kömür, petrol, gaz gibi fosil yakıtların kullanımı başta olmak üzere insan faaliyetlerinden kaynaklanan küresel ısınmadan dolayı dünyanın büyük bir tehdit altında olduğu yadsınamaz bir gerçek.

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, artık küresel ısınma çağının bittiğini ve bunun yerine küresel kaynama çağının başladığını bildirdi. Yapılan araştırmalar, gerekli önlemler alınmadığı takdirde 2050 yılına kadar birçok canlı türünün yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacağına işaret ediyor.

Binalardaki enerji tüketimi, dünyanın içinde bulunduğu bu tehdidin oluşmasına neden olan en önemli alanlardan biri. Ayrıca bina sektörü küresel karbon salımının da yaklaşık üçte birinden sorumlu. Bu konuda bir yapının sürdürülebilir ve ekolojik hale getirilmesi, yapılarda enerji tasarrufunun sağlanması öncelikli konu başlığı olarak karşımıza çıkıyor. Bu noktada mimarlar ve iç mimarlar kilit aktör konumunda bulunuyor.

20-21 Eylül’de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve tüm STK’ların katılımıyla gerçekleştirilecek Akdeniz Ekolojisine Yönelik Mimari etkinliği, İzmir’de ulusal ve uluslararası sektör profesyonellerini bir araya getirecek.

İzmir Bıçakçı Han’da düzenlenen organizasyon, geleceğe yönelik yapılaşmanın tasarlanmasına odaklanacak.

Etkinliğe öncülük yetkililer ne diyor?

İzmir Serbest Mimarlar Derneği (SMD) Başkanı Dürrin Ulema:

Dürrin Ulema

”Doğaya karşı değil, doğayla uyumlu yapılaşma; sürdürülebilirliktir. Doğayla değil, kendiyle mücadele eden insan, ekolojinin ta kendisidir. İnsan doğanın parçasıdır, yaşam kaygısı güderken doğanın bir parçası olduğumuzu unuttuk. Kışların yaza karıştığı, temiz su kaynaklarının azaldığı, sağlıklı gıdaya ulaşmanın zorlaştığı dünyamızda şimdi unuttuklarımızı hatırlama zamanıdır. Yerel halk geleneksel dokuda iklimi, tarım alanlarını, su kaynaklarını odak noktasına alarak bir kültür oluşturmuştur. Bugün yapılaşmış çevreyi tasarlayanlar; doğayla uyumu sağlamak adına, bu kültürü görmezden gelemez. Hızla akan zamanla birlikte, yeni yapım yöntemleri, geliştirilen malzemeler tasarım ilkelerinde yerini buldukça, zehirsiz sofralar kurulacak, yaşam işte o zaman sürdürülebilecektir. Akdeniz kültürü bu farkındalığı yaşatmak için ARCH FOR M.E. ile bir araya geliyor.”

İzmir Mimarlar Odası Yönetim Kurulu Başkanı İlker Kahraman:

İlker Kahraman

”İklim değişikliği sebebi ile dünyamızı ısıtıyoruz, tüm çabamız bu ısınmayı 2°C’nin altında tutabilmek için. 2°C’lik bir farkın bile habitata etkisinin çok olacağını biliyoruz ama bu hedefi ıskalayacak olduğumuzu Paris İklim Anlaşması‘nda imzalanan niyet mektuplarının söylediği hedeflerin hesaplanmasından anlıyoruz. Bina sektörünün iklim değişikliği ile mücadelede en önemli sektör olduğunu ve görevin mimar ve iç mimarlara düştüğünü biliyoruz. İklim değişikliği ve çevre dostu yaklaşımlarda üreticiden uygulayıcıya hepimizin ortak hedefi benimsemesi gerekiyor. İşte ARCH FOR M.E. bu sebeple düzenleniyor. İnsanlığın ilk yerleşimlerine ev sahipliği yapmış Akdeniz kentlerinden katılımcılar iklim krizinin çözümünde sahip olduğu deneyimi birbirine aktarmak için etkinliğimizde buluşuyor. Bu dayanışmanın parçası olmak ve birbirinden öğrenmek isteyen herkesi etkinliğimize bekliyoruz.”

İzmir İç Mimarlar Odası Başkanı Burcu Yazgan:

Burcu Yazgan

”Gelecekteki en büyük zorluk, tüm alanları yapılaşmaya açmak, kültürel mirası korumadan yıkıp yeniden inşa etmek, küresel ısınmaya neden olan betonla her şeyi kirleterek bir gelecek inşa etmektir. Cehalet ve sorumsuzluğun sonuçları bizi bugün yaşadığımız felaketlere götürürken, sürdürülebilirlik geçmiş ve gelecek arasındaki adalettir. Başarılı iş birlikleriyle Türkiye’de ilk kez düzenlediğimiz ‘Akdeniz Ekolojisi’ başlıklı Arch for M.E. etkinliği, Türkiye’den ve Akdeniz şehirlerinden gelen profesyonel katılımcılarla bu alanda bilgi birikimini artırarak ve farkındalık yaratarak büyük bir işin ilk adımını oluşturuyor. İç mimarinin bu süreçteki rolü: Geri dönüşüm ve dönüşüm, ayrıca sürdürülebilirlik için temel etnik değerlerin geliştirilmesi, gelecek nesillere miras kalacak belgeleme için çok önemlidir. Etkinlik, profesyonellerin ve sektörün önde gelen üreticilerinin yenilik sevgilerini ve deneyimlerini ifade etmelerine, paylaşmalarına ve tartışmalarına olanak tanıyor. Herkesin tekrarlamak için sabırsızlanacağı eşsiz bir deneyim olacağını düşünüyorum.”

İzmir Serbest Mimarlar Derneği (SMD) Yönetim Kurulu Üyesi Tamer Aksüt:

Tamer Aksüt

”Yakın zamanda yaşadığımız pandemi süreci içerisinde, insanların evlerindeki yaşam alanları ve kişisel alanları ile bunların işyerlerine yansımaları üzerindeki düşünce biçimleri, sessiz ama etkili bir biçimde devrimsel değişime uğradı. İnsanlar hem iç mekân hem de dış mekân üzerinde, doğal dünyaya karşı doğuştan gelen biyolojik yakınlığını fark etti. ARCH FOR M.E. etkinliği, bu temayı Akdeniz’e kıyısı olan ülkeler genelinde güneşi, doğayı, biyofili ve ekolojiyi tekrar konuşacak, tartışacak, güncel yapı teknolojilerini ve malzemelerini sergileme fırsatı yaratarak ekoloji ve Akdeniz mimarlığı üzerine yeni bağlantılar oluşturulacaktır. Bize bu deneyimleri modern yapılı çevreye dahil etmenin yollarını gösterecektir.”

İran’dan yeni ‘başörtü yasası’: Uymayan kadınlar 10 yıl hapis cezasıyla karşı karşıya

İranlı yetkililer, kadınları kamusal alanlarda başörtüsü takmaya zorlamaya yönelik birçok girişimin sonuçsuz kalmasının ardından tartışmalı bir başörtüsü yasasını geçirme sürecini zorluyor.

Mahsa Jina Amini‘nin 2022’de gözaltında öldürülmesiyle alevlenen ve haftalarca süren protestolar, güvenlik güçleri tarafından şiddet kullanılarak baskılandı.

Bundan aylar sonra, İranlı kadınların zorunlu kıyafet kurallarını giderek daha fazla ihlal etmesi, yetkililerin durumu kontrol altına almak için giderek daha fazla inceleme yapmasına, gözdağı vermesine ve ciddi girişimlerde bulunmasına yol açtı.

Middle East Eye’ın aktardığına göre, İran Polis Kuvvetleri Komutanı Ahmad Reza Radan Mart 2023’te, başörtüsüne uymayan kadınları tespit etmek ve onları yasal sonuçlara karşı uyarmak için akıllı araçlar ve kameralar kurulduğunu duyurdu.

Daha sonrasında polis, “ulusal iffet ve başörtüsü planı” uygulaması kapsamında yasalara uymayan kadınları tespit etmek için trafik kayıtlarını izlemeye başladı. İlk kez yakalananlara eylemlerinin sonuçlarına ilişkin bir uyarı mesajı gönderileceği, ikinci suçta ise araçlarına el konulacağı ve haklarında dava açılacağı bildirildi.

‣ Mahsa Amini’nin arkasından bir ülke sokakta: Protestolarda beş kişi öldü
Fotoğraf: Azad Lashkari / Reuters

‘Alışılmadık kıyafetler takip altında’

Eski İletişim Bakanı Mahmud Cevad Azari Jahormi, gözetim planının etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi ve böyle bir sistemdeki zayıflıkların eninde sonunda ortaya çıkmaya başlayacağını ifade etti. Ayrıca sistemin zaman içinde daha az etkili hale gelebileceği konusunda da uyarıda bulundu.

Yapay zeka teknolojisi konusunda uzman bir kişi isminin açıklanmaması kaydıyla şunları söyledi:

“Şu anda Çin, yüz tanıma kameraları alanında lider ülke olarak kabul ediliyor. Çin’de, gelişmiş ülkelerin aksine, gizlilik yasaları daha zayıf ve hükümetin bu teknolojiyi büyük ölçekte uygulamasına izin verildi. Ancak altyapı açısından bu tür teknolojileri uygulayabilmek için Çin’den çok uzaktayız. Dolayısıyla İran İslam Cumhuriyeti‘nin sahip olduğu şey sınırlı bir kabiliyet ve gördüğünüz gibi başarısız oldu, başarılı olsalardı ahlak polisini sokaklara geri getirmezlerdi.”

Amini’nin ölümünün ardından ahlak polisi mercek altına alındı ve İran sokak devriyelerini askıya aldı. Ancak Temmuz 2023’te, ülke genelinde “alışılmadık kıyafetler” giyen kişileri hedef alan araçlı ve yaya devriyeler yeniden faaliyete başlayarak pek çok İranlıyı dehşete düşürdü.

‣ İran’da feshedildiği söylenen ahlak polisi yeniden sokaklarda
Fotoğraf: AFP

‘Erkeklerin yalnızca pantolonları suç kapsamında’

Yasa tasarısı, tanımladığı çeşitli ihlaller için bir dizi derecelendirilmiş cezai önlem getiriyor. Sokakta “uygunsuz kıyafet” giydiği tespit edilen hem erkek hem de kadınların, ilk ihlaller için “altıncı derece”, sonraki ihlaller için ise “beşinci derece” olarak sınıflandırılan para cezalarıyla karşı karşıya kalacağı ifade ediliyor.

Yasağı çiğneyenlere 4 milyon tümen (2,700 TL) ile 100 milyon tümen (54 bin TL) arası para cezası verilmesi öngörülüyor.

Mevzuatta kadınlar için bahsedilen “uygunsuz kıyafetlerin” kısa kollu giysiler, yuvarlak yakalı tişörtler, kapri pantolonlar ve yırtık pantolonları içerdiği belirtiliyor. Erkeklerin ise sadece düşük bel pantolon giymesi yasaklanıyor.

‣ Mahsa Jina Amini ölümünün yıldönümünde İstanbul’da anıldı: Özgürlük mücadelemiz devam edecek
Fotoğraf: Reuters

‘Vatandaşlara “suçlular”ı yakalama yetkisi veriliyor’

Parlamento Adalet Komisyonu, uygunsuz kıyafet giymenin tekrarlanması halinde 280 milyon tümene (162 bin TL) ulaşabilecek ciddi para cezalarına, potansiyel tutuklama ve 5 ile 10 yıl arasında değişen hapis cezası ile cezalandırılmasını öngörüyor. Tasarının vatandaşlara kolluk kuvvetlerinin yokluğunda suçluları yakalama ve yasalara uymayan kişileri ihbar etme yetkisi verdiği de belirtiliyor.

Ayrıca, öğretmenler de dahil olmak üzere, işyerinde başörtüsü takmayan kamu çalışanları, 6 aydan 2 yıla kadar hükümetten ve kamu hizmetlerinden potansiyel olarak çıkarılmanın yanı sıra, kamu uyumsuzluğu için uygulanan cezalara benzer cezalarla karşı karşıya kalıyor. Mevzuat, turistik yerlerde başörtüsü takmayan veya kıyafet kurallarına uymayan kişilere hizmet verilmesinin iş akdinin feshine yol açmasını içeriyor. Cezalandırılan kişinin 2 yıla kadar çalışmaktan men edilme tehlikesi de söz konusu.

Üniversite kampüslerinde ise “uygunsuz kıyafet” ilk olarak üniversitenin kendi disiplin yönetmeliği çerçevesinde ele alınacak. Ancak, daha sonraki ihlaller, kamu ahlaksızlığı ile tutarlı yaptırımlar için polise sevk edilecek. Sosyal medyada başı açık kadınların yer aldığı görüntülerin yayımlanması da 6 ila 24 milyon tümen (2,700-13,500 türk lirası) arasında değişen para cezalarıyla karşılanacak.

‣ İran’da ‘Mahsa Amini’ protestocularına ilk idam cezası infaz edildi
Fotoğraf: Reuters

Başörtüsü takmayan turistler sınır dışı edilecek

Bazı cezalar ise doğrudan işletmeleri hedef alıyor. “Uygunsuz” kıyafetler giyen kadınlara hizmet verdiği tespit edilen işletmelerin kapatılma ve diğer ciddi yaptırımlarla karşılaşacağı ifade ediliyor.

Çalışanlar arasında başörtüsünün gönüllü uygulanmasına izin verilmesi de işletmeler ve personel için parasal ve sosyal dışlanma sonuçları doğuruyor. Yasadışı kıyafetleri teşvik eden bir işletmeden internet üzerinden mal veya hizmet satın alan kişiler, satın aldıkları ürünün üç ile dört katı tutarında para cezası ödeme riskiyle karşı karşıya kalıyor.

Benzer şekilde, sosyal medyada “ahlaksızlığı” teşvik eden veya “ahlaksız” kıyafetlerin organize üretimi, dağıtımı veya ithalatına katılan ünlülerin, tipik olarak bu tür faaliyetlerden elde edilen gelire dayalı mali cezalara maruz kalmasını öngörüyor.

Yasa ayrıca başörtüsü takmayan yabancı ülke vatandaşlarının da ülkeden sınır dışı edilmesine yol açabilecek cezaları beraberinde getiriyor.

‣ İran’da başörtüsü zorunluğu sertleştiriliyor: 15 yıla kadar hapis cezası geliyor

‘Çocuklar bile cezalardan muaf değil

Tasarının bir diğer tartışmalı yönü de 18 yaşından küçüklere yönelik cezalar içermesi.

Gholamreza Nouri Qazalcheh geçen ay yapılan bir parlamento oturumunda öğrencilerin bile gözaltına alınma riski altında olduğuna dair endişelerini dile getirdi. Qazalcheh, “10 yaşındaki bir öğrenci bu yasaya aykırı davrandığında, çocuklarını sabah okula gönderen ebeveynler onu gece karakoldan almak zorunda kalabilir” dedi.

Parlamento’nun Kültür Komisyonu üyesi Hüseyin Celali ise 18 yaşından küçüklerin eğitim, istihdam ve bankacılık hizmetlerine erişim dahil olmak üzere çeşitli ayrıcalık ve sorumluluklara sahip olduğunu vurguladı ve reşit olmayanlara yönelik para cezalarını destekledi. Celali, başörtüsü yasasını ihlal etmenin bu ayrıcalıkların askıya alınması ve mali cezalarla sonuçlanacağını doğruladı.

İsmini vermek istemeyen bir gazeteci şunları söyledi:

Tehlikeli seviyelere yaklaşıyoruz. Ülkeyi yöneten sertlik yanlılarından gerçekten korkuyorum. Sanki Taliban ülkeyi yönetiyor. Hiçbir fark yok. Başörtüsü yasasının ayrıntılarına bakın. Bu ülkede çocukların bile acımasız ve merhametsiz yasalardan muaf olmadığını görmek şok edici.”

Cezaevine giren Barış Pehlivan’ın denetimli serbestlik başvurusu reddedildi

Silivri İnfaz Hakimliği, beşinci kez cezaevine giren gazeteci Barış Pehlivan‘ın denetimli serbestlik talebini reddetti. Kararı Pehlivan’ın avukatı Hüseyin Ersöz duyurdu.

Ersöz, sosyal medya platformu X (Twitter) üzerinde hakimliğin kararını paylaştığı gönderisinde şunları ifade etti:

“Silivri İnfaz Hakimliği beklenen kararı verdi. Ne yazık ki, denetimli serbestlik talebimizi reddetti. Kararda, ne Prof. Dr. Adem Sözüer’in mütalaasına değinildi ne de geçici 10. maddenin neden uygulanmayacağına dair bir değerlendirme yapıldı. Kısacası, Barış Pehlivan cezaevinde kalsın denildi.”

Hakkında 2020 yılında açılan ve 3 yıl 9 ay hapis cezası verilen ve dava kapsamında 15 Ağustos 2023’te beşinci kez hapishaneye giren Pehlivan, 9 Eylül’de ilk iznine çıkmıştı ve kararla birlikte bugün açık cezaevine geri dönecek. Öncesinde denetimli serbestlik başvurusu kabul edilmeyen Pehlivan toplamda sekiz ay hapiste kalacak.

‣ Gazeteci Barış Pehlivan infaz yasasından yararlanamadığı için cezaevine giriyor
‣ Gazeteci Barış Pehlivan: Beşinci kez cezaevine giriyorum

Ne olmuştu?

Daha önceden cezaevine gireceğini duyuran ve “denetimli serbestlik” talebi yanıtlanmayan Barış Pehlivan, 15 Ağustos’ta cezaevine teslim olmuştu.

Pehlivan, kararın hukuki olmadığını savunarak şunları söylemişti:

Ben neden cezaevine giriyorum. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım. COVID-19 izinli hükümlülerin cezaevine dönmemesini sağlayan o yeni yasanın ikinci fıkrası direkt beni de kapsıyor. Ben neden o yasadan yararlanamıyorum? Beni susturma çabaları beyhude olacak hatta daha da motive olarak cezaevinden çıkacağım.”

Pehlivan, 2 Ağustos 2023 tarihinde, 1-15 Ağustos tarihleri arasında cezaevine dönmesi gerektiğine dair aldığı bir mesajı paylaşmıştı ve kendisine haksızlık yapıldığını “Çıkan yeni yasayla hükmü kesinleşmiş çok ağır suçları işleyenler cezaevinden çıkabiliyorken, ben hüküm verilmeyen bir dava gerekçe gösterilerek cezaevine atılıyorum” şeklinde açıklamıştı.

Sazlıdere Barajı’nda ‘yiyeceğiz’ diyerek leylek vuranlar gözaltına alındı

İstanbul‘un Arnavutköy ilçesinde bulunan Sazlıdere Barajı‘nda silahla leylekleri vuran iki kişi polis güçleri tarafından gözaltına alındı.

Dün (18 Eylül) sabah saatlerinde bölgeye gelen iki kişi yanlarındaki uzun namlulu silahlarla leylekleri vurmaya başladı.

Çevrede piknik yapan vatandaşların tepki göstermesi üzerine kaçak avcılar katlettikleri leylekleri araçlarına koyarak olay yerinden kaçtı.

‘Yemek için vuruyoruz’

Görgü tanıklarından biri, olayı şu şekilde aktardı:

“Sabah saat sekiz sıralarında baktık ki, silahlı iki kişi gördük. Pusuya yatmış bir yere doğrultuyorlardı silahı. Baktığımızda orada leylek olduğunu gördük. Biz ses yaparak hayvanı kaçırmaya çalıştık ama hayvan kaçamadı. O iki kişi devamlı hayvana sıkıyorlardı, uzun namlulu silahları vardı. Yanlarına gittik, ‘Ne yapıyorsunuz?’ dedik, ‘Av yapıyoruz’ dediler. ‘Bu leylek, avlanır mı bu, siz ne yapacaksınız bunu?’ dedik, ‘Yemek için vuruyoruz’ dediler. Sonra aldılar hayvanı gittiler.”

‘Çok sayıda leylek vurulmuş’

Olayın ardından hayvan hakları savunucuları ve yerel yetkililer harekete geçti.

Hayvan hakları savunucusu Gürkan Gazoğlu, “Sabah saatlerinde bize bir ihbar geldi. Şamlar Sazlıdere yönünde yabancı uyruklu kişiler, ellerinde silahlarla göçebe olan leylekleri vuruyorlarmış. Bizim arkadaşlarımız bütün kayıtlarını almışlar, biz de hemen buraya geldik. Onun dışında Orman Bölge Müdürlüğü ve emniyet ekipleri de harekete geçti. Normalde göçebe olan bu hayvanlar, Sazlıdere Barajı’nda sulak olduğu için bu noktada bekliyorlar ve bir süre sonra tekrar daha sıcak bölgelere doğru göç ediyorlar. Bu kişiler maalesef leylekleri yemek için vuruyorlarmış. Çok da vurmuşlar, aracın içinde de leylekler varmış yaralı ve ölü. Maalesef ki yetişemedik buraya ama emniyet güçlerimiz bu aracın plakasıyla İstanbul’da bu kişileri arıyor” dedi.

Yakalananlar sınır dışı edilecek

DHA‘nın aktardığına göre polis ekipleri, araç plakasından kimliklerini tespit ettiği yabancı uyruklu şüphelileri yakalayarak gözaltına aldı.

Yakalanan şüphelilerin polisteki işlemlerinin ardından sınır dışı edilmek üzere Geri Gönderme Merkezi’ne teslim edileceği belirtildi.

Reuters: Ukrayna’nın ilhak edilen bölgelerinden Türkiye’ye kömür satıldı

Reuters‘ın Rusya gümrük verilerine dayandırdığı haberine göre, Ukrayna‘nın Rusya tarafından ilhak edilen bölgelerinde üretilen en az 14,3 milyon dolar değerinde kömür bu yıl Türkiye’ye ihraç edildi.

Veriler, Şubat ve Temmuz 2023 tarih aralığında Ukrayna’nın ayrılıkçı bölgelerinden Donetsk ve Luhansk‘tan yaklaşık 160 bin 400 ton kömürün Türkiye’ye geldiğini gösterdi. Gümrük verilerinde yer alan üç üretici, bu dönemde iki bölgeden Türkiye’ye kömür sevk ettiklerini doğruladı.

Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği‘nin aksine Türkiye, Rusya veya Moskova tarafından kontrol edilen Ukrayna‘nın bölgeleriyle ticarete kısıtlama getirmedi. Washington, şirketleri Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaş açmasına veya yaptırımları delmemesine yardım etmemeleri konusunda uyardı.

Türkiye Ticaret Bakanlığı ve Gümrük Müdürlüğü, sevkiyatlarla ilgili açıklamada bulunmadı.

‣Ukrayna sivil toplumu savaş sonrası ‘kömür bölgelerinde adil geçiş’e hazırlanıyor 

‣ Rusya’nın fosil yakıt geliri, Ukrayna savaşının maliyetini geride bıraktı

Rusya yaptırımlara rağmen Almanya’nın en büyük kömür tedarikçisi oldu 

‘Türkiye sevkiyatların yüzde 95’ini oluşturuyor’

Reuters tarafından incelenen bir ticaret veri sağlayıcısından alınan veriler, Şubat ve Temmuz ayları arasında en az 10 üreticiden gelen kömürün Türkiye’ye gittiğini gösterdi. Rakamlar, Türkiye’nin ilhak edilen bölgelerden en büyük kömür ihracat noktası olduğunu ve bu dönemdeki sevkiyatların yüzde 95’ini oluşturduğunu gösterdi.

Büyük bir kömür tüketicisi ve ithalatçısı olan Türkiye, kömürün elektrik üretimindeki payını artırarak küresel eğilimi tersine çeviriyor. Resmi verilere göre, bu yılın ilk yarısında ithal kömürden 31,5 milyon megawatt saat (MWh) elektrik üretildi; bu, 2022’nin aynı dönemine göre dörtte bir artışa işaret ediyor.

Interfax‘ın Rus şirketlerinin bulunduğu Spark veri tabanına göre, kömür satıcıları Rusya’da ve ilhak edilmiş Ukrayna topraklarında kayıtlı.

Gümrük verilerine göre, alıcılar Hong Kong, BAE ve Belize ile Britanya Virjin Adaları da dahil olmak üzere açık denizde kayıtlı şirketlerdi. Listede Türkiye’den bir şirket bulunmuyordu.

Kasım ayında, Donetsk Halk Cumhuriyeti‘nin (DNR) o zamanki başkanı Vitaliy Pavloviç Khotsenko, bölgenin halihazırda Türkiye’ye kömür ihraç ettiğini ve kömürün buradan Orta Doğu ve Afrika‘daki pazarlara gittiğini söyledi.

Türkiye 2023’ün ilk yarısında Avrupa’nın en büyük kömür kirliliği kaynağı oldu 
Fotoğraf: Aly Song / Reuters
Fotoğraf: Aly Song / Reuters

Reuters, DNR’de üretilen kömürün 2022’de Türkiye’ye veya diğer ülkelere teslimatına ilişkin gümrük verilerinde herhangi bir bilgiye ulaşamadığını bildirdi.

Donetsk ve Luhansk bölgelerinde Rusya’nın görevlendirdiği yetkililerin yanı sıra Ukrayna hükümeti de kömür ihracatıyla ilgili açıklamada bulunmadı.

Rusya Enerji Bakanlığından da açıklama gelmedi. Rusya Federal Gümrük Servisi, Reuters’in sorularına yanıt olarak Şubat 2022’den bu yana dış ticaret istatistiklerinin yayınlanmasını askıya aldığını bildirdi.

Ticaret verileri, kömürün nasıl ihraç edildiğine dair tam bir bilgi ortaya koymaya olanak tanımazken, bir kısmının Rusya’nın güneyindeki liman kenti Rostov‘dan, bir kısmının da Donetsk ve Luhansk‘a demiryolu bağlantısı bulunan Karadeniz‘deki Novorossiisk limanından gittiğini gösterdi. Reuters, bunların bir kısmının mı yoksa tamamının mı Türkiye’den yeniden ihraç edildiğini ise belirleyemediğini aktardı.

‣Dünya 2022 yılında kömür tüketiminde sekiz milyar tonu aştı

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesinden üç gün önce, 21 Şubat 2022’de uygulanan ABD yaptırımları, ABD’nin Donetsk ve Luhansk Halk Cumhuriyetlerinden (LNR) ithalatını veya bu bölgelere ihracatını yasaklıyor. İki gün sonra Avrupa Birliği, iki bölgeden gelen mallara ithalat yasağı da dahil olmak üzere önlemler duyurdu.

Türkiye’de aynı kısıtlamalar bulunmuyor. ABD, Ukrayna’ya karşı savaşta Moskova’yı desteklediğini söylediği Türkiye’nin de aralarında bulunduğu şirketlere yaptırımlar uyguladı.

Fotoğraf: Dane Rhys / Reuters
Fotoğraf: Dane Rhys / Reuters

ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Türkiye’ye yapılan sevkiyatlarla ilgili soruya, “Buna benzer ticaret haberlerinin farkındayız, ancak spesifik bulgularınız hakkında yorum yapamayız” yanıtını verdi ve ekledi:

“Rusya’nın Ukrayna’nın doğal kaynaklarının çalınmasından kâr elde etme girişimlerini kınıyoruz. Ukrayna’nın doğal kaynakları Ukrayna halkına aittir.”

Avrupa Komisyonu yorum yapmaktan kaçındı. Nisan ayında Reuters, Çinli bir şirketin Ukrayna’nın Rusya’nın ilhak ettiği bölgesindeki bir tesisten bakır satın aldığını bildirmişti.

‘Ticari sır’

Rusya, Eylül 2022’de doğu Ukrayna’daki Donetsk ve Luhansk bölgelerinin tamamını ilhak ettiğini duyurdu, ancak devam eden çatışmalar nedeniyle yalnızca bir kısmını kontrol ediyor.

Ukrayna, Batılı müttefikleri ve Türkiye de dahil olmak üzere BM Genel Kurulundaki ülkelerin büyük çoğunluğu, ilan edilen ilhakı yasa dışı olarak kınadı.

Reuters, ilhak edilen iki bölgeden kömür ihraç eden 10 madenci ve ilgili şirketin değerlendirmelerine ulaşmaya çalıştığını ancak yalnızca dört kişiyle temas kurabildiğini; diğerlerinden ise yanıt gelmediğini aktardı.

Gümrük verileri, ilhak edilen bölgelerdeki şirketlerin Şubat-Temmuz ayı hacminin 100 bin tonunu Türkiye’ye sağladığını gösterdi.

Reuters, Moskova’da kayıtlı bir ticaret şirketi ve Vostokugol’ün tek satıcısı olan Florance LLC’nin üst düzey yetkilisi Adzhmal Zalmai‘nin, Türkiye’ye yapılacak sevkiyatlar hakkında soru sorulması üzerine telefonu kapattığını bildirdi.

2014’ten bu yana Rusya yanlısı vekillerin kontrolünde olan Luhansk kenti yakınlarındaki Antratsyt kasabasında faaliyet gösteren özel madencilik şirketi Nedra-06’nın yöneticisi Anton Nadeyev, Türkiye’ye sevkiyat yapıldığını doğruladı.

Nadeyev, “Bu zaten bizim ticari sırrımız. Bunu dile getirmeye hazır değilim” dedi.

Gümrük verileri, Nedra-06’nın Mayıs ve Haziran aylarında Türkiye’ye toplam bin 600 tonluk iki kömür sevkiyatı yaptığını gösteriyor.

Gümrük verilerine göre Brig Management LTD, Şubat ayından Temmuz ayına kadar Ukrayna’nın ilhak ettiği bölgelerde çıkarılan 49 bin ton kömürü 4,8 milyon dolar değerinde Türkiye’ye sevk etti.

Rusya’nın kontrolündeki Donetsk’te kömür üreticisi olan ve maden kasabası Yasynuvata’da yaşayan iş insanı Denis Karashchuk da şirketinin üretiminin bir kısmının Türkiye’ye sevk edildiğini doğruladı.

Veriler, Brig Management LTD ve Green Rabbit LTD’nin Rusya limanlarından satın aldığı kömürün Türkiye’ye götürüldüğünü gösterdi.

Rapor: Yağmur ormanı karbon kredisi planları yanıltıcı ve etkisiz

Amazon ve Kongo havzaları gibi kritik ekosistemlerin etkili bir şekilde korunması için dünyanın önde gelen karbon standardını işleten Verra tarafından sertifikalandırılan yağmur ormanı karbon kredileri konusunda farklı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği bildirildi.

The Guardian’ın aktardığına göre, dünyadaki yağmur ormanlarının yok edilmesini durdurmak, Birleşmiş Milletler‘in (BM) iklim ve biyolojik çeşitlilik hedeflerini tutturmak açısından acil bir durum olarak görülüyor.

Kaliforniya Üniversitesi’ne bağlı Karbon Ticareti Projesi tarafından yayımlanan raporda, karbon kredi sisteminin aşırı çevresel etkiler yarattığı vurgulanarak, bazı projelerin hassas orman toplulukları için koruma sağlamada başarısız olduğu belirtildi. Bu durum, fosil yakıt emisyonlarına eşdeğer olmadıkları için şirketlerin karbon dengeleme iddiaları için karbon kredileri kullanmalarını uygunsuz kılıyor.

Fotoğraf: Reuters
‣ Araştırma: Karbon dengeleme sertifikalarının yüzde 90’ının bir karşılığı yok

‘Mevcut sistem sömürülmeye açık’

Şirketler ve insanlar, karbon dengeleme yoluyla, sera gazı emisyonlarının ortadan kaldırılması veya başka yerlerde, çoğunlukla da gelişmekte olan ülkelere ödeme yaparak kendi emisyonlarını telafi ettiğini öne sürüyor.

Karbon Ticareti Projesi tarafından yapılan yeni bir değerlendirme, yağmur ormanlarını koruma amaçlı karbon kredileri üretmeye yönelik mevcut sistemin amaca uygun olmadığını ve sömürülmeye açık olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırmacılar, Verra’nın yağmur ormanı karbon kredi sisteminin dayanıklılık, orman karbon muhasebesi, topluluk korumaları, ormansızlaşma sızıntısı ve temel noktalar olmak üzere beş kalite faktörünü değerlendirdi ve tüm alanlarda büyük eksiklikler buldu.

‣ Afrika İklim Zirvesi’nde yüz milyonlarca dolarlık karbon kredisi taahhüdü verildi

‘Sistem orman topluluklarını riske sokuyor’

Denetleyiciler, kredilerin çoğunluğunun iklim üzerinde olumlu bir etki yaratmadığını, projelerin ormansızlaşmanın başka yerlere gitme riskini sürekli hafife aldığını ve Verra’nın kredi üretme konusundaki kendi kurallarını uygulamada sıklıkla başarısız olduğunu belirtti. Raporda, projelerin zararı önlemeyi amaçlayan önlemlere rağmen savunmasız toplulukların yerinden edilmesine veya mülksüzleştirilmesine yol açtığı belirtildi.

Raporu yöneten Karbon Ticareti Projesi direktörü Barbara Haya, şunları söyledi:

Ormansızlaşmayı ve emisyonları azaltmak için tamamen farklı bir yaklaşıma ihtiyaç var. Araştırmamız, gönüllü karbon piyasasında en fazla krediye sahip olan, ormansızlaşmayı önlediği söylenen projelerin orman topluluklarını riske sokan ve yüksek oranda şişirilmiş krediler ürettiğini gösteriyor.”

Fotoğraf: Reuters

‘Yeni metot oluşturacağız’

Raporda, hükümetlerin ve işletmelerin dünya çapında ormansızlaşmaya yol açan etkenleri azaltmaya odaklanması, Yerli toplulukların ormanları korunmasına yardımcı olmak için tasarlanan planları desteklemesi ve şirketlerin denkleştirme satın almak yerine yağmur ormanlarının korunmasını desteklemeye yönelik yaklaşımlara katılmaları gerektiği tavsiye edildi.

Verra yetkilileri, bilim ve çevre camiasının çalışmaları üzerindeki incelemesini memnuniyetle karşıladığını ve raporda vurgulanan konuların çoğunun, karbon kredisi üretmeye yönelik yeni metodolojide ele alınacağını ve bunu önümüzdeki dönemde yayımlayacağını söyledi.

Verra yaptığı açıklamada şunları kaydetti:

“Şeffaflıkta kararlıyız. İklim hareketlerini destekleyen metodolojileri geliştirmek için süreçler ve ilişkilerden oluşan bir ekosistem inşa ettik. Bu araştırmadan elde edilen bulguların ve tavsiyelerin büyük çoğunluğunun, Verra tarafından son iki yılda yürütülen Doğrulanmış Karbon Standardı (VCS) Programını güncellemeye yönelik kapsamlı ve sistematik çalışmalarla uyumlu olduğunu belirtmek önemli.”

‘Yasadışı krediler veriliyor’

Küresel karbon piyasaları konusunda politika uzmanı olan Inigo Wyburd, Verra’ya yasadışı krediler verdiği düşünülen projeleri vurgulayan bir yazı yazacağını söyledi ve ekledi:

Araştırma, karbon dengeleme sistemini yöneten mevcut kuralların ciddi anlamda güvenilirlikten yoksun olduğunu ve yüksek kaliteli karbon kredileri üretme konusunda onlara güvenilemeyeceğini gösteriyor. İşletmeler, güneydeki orman koruma projeleriyle bağlantılı düşük kaliteli karbon kredileri satın alarak emisyonlarını ucuza telafi ediyor.”

Araştırma: Dünya insanlık için güvenli işleyiş alanının çok dışında

Yeni bir çalışmaya göre, dünyanın “yaşam üniteleri”nin destek sistemleri öylesine zarar gördü ki gezegen, insanlık için güvenli yaşama şartlarını çok geride bıraktı.

Yapılan değerlendirmede, insan kaynaklı kirlilik ve doğal dünyanın tahrip edilmesi nedeniyle dokuz gezegensel sınırdan altısının aşıldığı tespit edildi. Bilim insanları gezegensel sınırları; iklim, su ve vahşi yaşam çeşitliliği gibi sağlıklı bir gezegeni sürdürme yeteneklerinin başarısız olma tehlikesiyle karşı karşıya olduğu unsurlar olarak nitelendiriyor.

The Guardian’ın aktardığına göre, bozulan sınırlar; sistemlerin yaklaşık 10 bin yıl önce son buzul çağının sonundan sanayi devriminin başlangıcına kadar var olan güvenli ve istikrarlı durumdan çok uzaklara sürüklendiği anlamına geliyor. Modern uygarlığın tamamının Holosen olarak adlandırılan bu zaman diliminde ortaya çıktığı ifade ediliyor.

Fotoğraf: Mohammad Ponir Hossain

Canlılık yok oluyor’

Araştırmacılar, bu değerlendirmenin dokuz gezegensel sınırın ilki olduğunu ve tüm gezegen için ilk “bilimsel sağlık kontrolü”nü temsil ettiğini söyledi. Altı sınır aşıldı ve hava kirliliğiokyanus asitlenmesi gibi iki sınırın da aşılmasının yakın olduğu bildirildi. Tehdit altında olmayan tek sınır atmosferik ozon olup son yıllarda tahrip edici kimyasalların aşamalı olarak ortadan kaldırılmasına yönelik eylemlerle ozon deliğinin küçülmesine yol açıldığı belirtildi.

En endişe verici bulgunun, canlılar dünyasını kapsayan biyolojik sınırların dördünün de en yüksek risk seviyesinde ya da buna yakın seviyelerde olduğunu söyleyen bilim insanları, canlılar dünyasının, örneğin ağaçların karbondioksit kirliliğini emmesinin zararın telafisi açısından dünya için özellikle hayati önem taşıdığını söylüyor.

Bilim insanları, gezegensel sınırların ötesinde ani ve ciddi bozulmaların meydana geldiği geri dönüşü olmayan devrilme noktaları olmadığını söyledi. Dünyanın fiziksel, biyolojik ve kimyasal yaşam destek sistemlerindeki temel değişiklik risklerinin önemli ölçüde arttığı noktalar olduğunu nitelendiren uzmanlar, gezegensel sınırların ilk olarak 2009 yılında oluşturulduğunu ve 2015 yılında güncellendiğini aktardı.

Grafik: Science.org
‣ Atmosferdeki karbondioksit oranı kırmızı çizgiyi aştı

‘Gezegenin direnci azalıyor’

Sınırlar çerçevesini geliştiren ekibe liderlik eden Stockholm Dayanıklılık Merkezi‘nin eski direktörü Johan Rockström şunları söyledi:

Bilim ve tüm dünya, gezegenin dört bir yanındaki toplumları vuran tüm aşırı iklim olayları konusunda gerçekten endişe duyuyor. Ancak bizi daha da fazla endişelendiren şey, gezegenin direncinin azaldığına dair artan işaretler.”

Şu anda Almanya‘daki Potsdam İklim Araştırmaları Enstitüsü‘nün direktörlerinden biri olan Rockström, bu zayıflayan direncin küresel ısınma1,5°C iklim hedefiyle sınırlamayı imkansız hale getirebileceğini ve dünyayı gerçek devrilme noktalarına yaklaştırabileceğini söyledi. Bilim insanları eylül ayında dünyanın çok sayıda felaketin eşiğinde olduğunu söylemişti.

Fotoğraf: DHA

‘Dünya hasta bir adam gibi’

Araştırmayı yöneten Kopenhag Üniversitesi’nden Katherine Richardson, dünyanın çok yüksek tansiyonu olan bir hasta gibi düşünülebileceğini söyledi:

İnsanlığın on bin yıldır burada bulunan koşullar altında gelişebileceğini kesin olarak biliyoruz ancak büyük, dramatik değişiklikler altında gelişebileceğimizi bilmiyoruz ve insanların bir bütün olarak dünya sistemi üzerindeki etkileri biz konuşurken artıyor. Bu kesin bir kalp krizine işaret etmiyor, ancak riski büyük ölçüde artırıyor.”

Science Advances dergisinde yayımlanan ve 2 bin çalışmaya dayanan değerlendirme, birkaç gezegensel sınırın uzun zaman önce aşıldığını gösterdi. Araştırmacılar, ekosistemlerin sağlıklı işleyişini içeren biyosfer bütünlüğü sınırının, doğal dünyanın tahrip edilmesinin vahşi yaşamı yok etmesiyle 19’uncu yüzyılın sonlarında aşıldığını söyledi. Aynı tahribatın özellikle de ormanların yok edilmesinin, arazi kullanımı sınırının geçen yüzyılda aşıldığı anlamına geldiği belirtildi.

‣ İklim protestocularından dünya çapında eylem: Fosil yakıtın zamanı doldu

Tarla kullanımı güvenli seviyenin üç katı üstünde’

Uzmanlar, iklim değişikliği için güvenli sınırın 1980’lerin sonunda aşıldığını öne sürdü. Tatlı su için, hem göl ve nehirlerdeki hem de topraktaki suyu içeren iklim modelleri, bu sınırın 20’nci yüzyılın başlarında aşıldığını gösterdi.

Bir diğer sınır ise çevredeki azot ve fosfor akışı olduğunu belirten bilim insanları, bunların yaşam için hayati önem taşıdığını ve aşırı gübre kullanımının birçok suyu besin maddeleri tarafından yoğun bir şekilde kirletildiğini aktardı. BM Gıda ve Tarım Örgütü verilerine göre, her yıl tarlalara güvenli seviyenin üç katı azot ekleniyor.

Pestisitler, plastikler ve nükleer atıklar gibi sentetik kirlilik için sınırın 2022 yılında yapılan bir çalışma ile geçildiği gösterildi. Richardson liderliğindeki analiz, bitki büyümesini ve muson yağmurlarını etkileyen hava kirliliğini ilk kez değerlendirdi. Hava kirliliğinin Güney Asya ve Çin gibi bazı bölgelerde gezegensel sınırı geçtiği, ancak henüz küresel olarak geçmediği tespit edildi. Okyanus asitlenmesinin de giderek kötüleştiği ve güvenli sınırı aşmaya yakın olduğu değerlendirildi.

Bilim insanları şunları söyledi:

Bu güncelleme, dokuz sınırdan altısının aşıldığını ortaya koyuyor ve Dünya’nın artık insanlık için güvenli çalışma alanının oldukça dışında olduğunu gösteriyor.”

Fotoğraf: AFP

‘Dünya insanlık için güvenli değil’

Rockström ise “Dünya üzerinde insanlık için güvenlik, refah ve eşitlik istiyorsanız güvenli alana geri dönmeniz gerekir ve şu anda dünyada bu ilerlemeyi göremiyoruz” ifadelerini kullandı.

Fosil yakıt yakımının aşamalı olarak durdurulması ve yıkıcı tarımın sona erdirilmesi gereken temel eylemler olduğunu dile getiren araştırmacılar, gezegensel sınırların iklim değişikliği için atmosferdeki karbondioksit seviyesi gibi belirli ölçütler kullanılarak belirlendiğini ifade etti. Dünyanın sistemleri belli bir seviyedeki değişime karşı dirençli olduğu için sınırların çoğu son 10 bin yıl boyunca süregelenden daha yüksek bir seviyede belirlendi. Örneğin; karbondioksit seviyesi sanayi devrimine kadar 280 ppm (milyonda bir) iken, gezegensel sınır 350 ppm olarak belirlendi.

Londra Universitesi’nde görev yapan ancak çalışma ekibinde yer almayan Simon Lewis şunları söyledi:

Bu, zaten endişe verici olan bir tabloda çarpıcı bir şekilde kasvetli bir güncellemedir. Gezegen yeni ve çok daha az istikrarlı bir duruma giriyor. Çevreyi nasıl ele aldığımıza dair derin yapısal değişikliklere duyulan ihtiyaç konusunda bundan daha keskin bir uyarı olamazdı.”