Ana Sayfa Blog Sayfa 360

Bakanlıktan ödüllü çocuk kitabına ‘muzır neşriyat’ etiketi: Artık poşette satılacak

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Stonewall Çocuk ve Genç Edebiyatı Onur Ödülü sahibi ‘Morris Micklewhite ve Turuncu Elbise‘ adlı kitaba sansür getirdi.

Bakanlığın Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, kitapta yer alan bazı ifadelerin 18 yaşından küçüklerin maneviyatı üzerinde zararlı olduğuna karar verdi.

Kitap artık ancak ‘içi görülmeyen zarf veya poşet içinde’ satılabilecek. Bu zarf ve poşetlerin üzerinde eserin ismi ve ‘Küçüklere zararlıdır’ ibaresinden başka hiçbir yazı ve resim olmayacak. Sadece 18 yaştan büyüklere satılabilecek. Ayrıca karara göre kitap dükkânlarda, cemakânlarda ve benzeri yerlerde teşhir edilemeyecek. Okullara sokulamayacak.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi‘nin (İBB) sahipliğindeki İstanbul Kitapçısı‘nda da satışa çıkartılmış, hem İBB hem de kitap gerici çevrelerce hedef gösterilmişti.

Çocuk ve gençlik öyküleri yazarı Christine Baldacchino’nun kaleminden çıkan kitabı Deniz Özülke Türkçeye çevirmiş ve kitap Kasım 2018’de Güldünya Yayınları’ndan çıkmıştı.

Kitap içeriği, “Sınıf arkadaşları, süslenmeyi seven Morris’le alay ediyor ama o bununla baş etmenin yolunu bulacak” şeklinde özetlenen kitap, Gökkuşağı Listesi’ndeydi.

Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu hakkında

1927’de çıkarılan 1117 sayılı kanunla kurulan Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu, 2 Temmuz 2018 tarihli, 703 sayılı KHK’nin 38’inci maddesiyle kanunda yapılan değişiklikle Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanlığı‘na bağlandı.

Aynı yasa değişikliğiyle; daha önce Başbakanlığa bağlı çalışan ve Milli Güvenlik Kurulu (MGK), Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), Diyanet İşleri Başkanlığı ve gazeteciler cemiyetine bağlı çalışan 11 üyeden oluşan kurulun üye yapısı da değiştirildi.

Artık kurul, Çalışma, Sosyal Hizmetler ve Aile Bakanının belirleyeceği biri başkan olmak üzere bakanlığın beş birim amirinden oluşuyor.

Yasaya göre “muzır” kabul edilen kitaplar ancak 18 yaşından büyük olanlara içi görülmeyen zarf veya poşet içinde satılabilir. Bu zarf ve poşetlerin üzerinde eserin ismi ile “Küçüklere zararlıdır” ibaresinden başka hiç bir yazı ve resim bulunamaz.

Ankara’daki Gordion Antik Kenti, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı

Suudi Arabistan‘ın başkenti Riyad‘da gerçekleştirilen 45’inci Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) Dünya Miras Komitesi toplantısında dün (18 Eylül) alınan kararla Ankara‘nın Polatlı ilçesinde bulunan Gordion Antik Kenti artık bir dünya mirası olarak korunacak.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy kararı sosyal medya hesabından duyurdu. Ersoy, şu ifadeleri kullandı:

“Bir müjdemiz var! UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne 20’inci varlığımızı da kaydettirdik. Ankara’mızın eşsiz kültür varlıklarından biri olan Gordion Antik Kenti ‘Dünya Mirası’ oldu. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Ancak, daha bitmedi! UNESCO’dan yeni bir müjde daha bekliyoruz. Anadolu‘nun ahşap destekli camilerinden de almayı beklediğimiz güzel haber ile inşallah Dünya Mirası Listesi’ndeki sayımızı daha da artıracağız. Hayırlı olsun.”

Gordion’da yerleşim binlerce yıldır devam ediyor

Antik dönemden bugüne ulaşan Gordion’da Erken Bronz Çağı‘na tekabül eden M.Ö. 2500 yıllarında başlayan yerleşim günümüzde antik kentin bitişiğindeki Yassıhöyük‘te halen devam ediyor.

Antik Kent ve çevresinde 4 bin 500 yıl süren uzun bir zaman diliminde çok az kesintiye uğrayan yerleşim Gordion’u dünyanın en uzun süre yerleşimin görüldüğü nadir alanlar arasına taşıyor.

Frig uygarlığının başkenti olan Gordion’un yakın çevresinde göze çarpan çok sayıda Tümülüs M.Ö. 9’uncu yüzyıldan M.Ö. 3’üncü yüzyıla kadar olan farklı dönemlere tarihleniyor.

Sitadel Höyüğü Gordion Arkeolojik Alanı’nı oluşturan en önemli unsur olarak günümüze ulaşırken erken dönem Frig Kalesi surları ve anıtsal yapıları da o dönem için Anadolu’daki eşsiz birer örnek olarak öne çıkıyor.

Üç günde 54 ülkeden iklim eylemi çağrıları yükseldi: 1 milyon aktivist fosil yakıtlardan çıkış istedi

Aralarında ABD, Almanya, Birleşik Krallık, Güney Kore, İspanya, İtalya, Filipinler, Portekiz, Avusturya ve Hindistan’ın da bulunduğu toplam 54 ülkede 15 Eylül Cuma gününden başlayarak 17 Eylül Pazar günü dahil devam eden 500’den fazla iklim eyleminde, tahminlere göre küresel çapta 1 milyondan fazla insan gezegeni ısıtarak aşırı hava olayları ve rekor sıcaklıklara neden olan fosil yakıtların kullanımına son verilmesini talep etti.

Bu eylemlerden en büyüklerinden biri, ABD’nin New York kentinde düzenlendi. Genciyle yaşlısıyla 75 bin iklim aktivisti, dünya liderlerinin gezegenin tehlikeli ölçüde ısınmasına yol açan fosil yakıtlardan hızla uzaklaşmalarını talep etmek üzere dün (17 Eylül) yakıcı güneş altında yürüyüş gerçekleştirdi.

İklim değişikliği eylemlerini teşvik etmeyi ve küresel ısınmayı durdurmayı hedefleyen kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Climate Group tarafından düzenlenen protestolar kapsamında Midtown Manhattan sokaklarını dolduran on binlerce aktivist, birkaç bağış toplama etkinliğinin yanı sıra yarın (19 Eylül) başlayacak Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu oturumu öncesinde konuşma yapmak için pazar gecesi New York’a gelen Başkan Joe Biden‘a öfkesini dile getirdi.

New York’ta düzenlenen “İklim Haftası” olarak anılan yıllık organizasyon, bu yıl kömür, petrol ve gaz kullanımından kaynaklanan emisyonların azaltımını gündemine alan BM Genel Kurul toplantısı ile aynı zamana rastlıyor. 

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sadece yeni somut eylemler vaat eden ülkeleri davet ettiği zirveye, karbon kirliliğiyle küresel ısınmaya en çok neden olan ülkelerin liderlerinin çoğu katılmayacak.

Fotoğraf: Sarah Blesener / The New York Times

‘Bizden korkmalısın, Biden’

Protestocular, yalnızca emisyon azaltımının yeterli olmayacağını belirterek, Biden’dan yeni petrol ve gaz projelerini onaylamaya son vermesini, yürürlükteki projeleri aşamalı olarak durdurmasını ve iklim acil durumu ilan ederek daha geniş çaplı yürütme gücünü kullanmasını talep ediyor.

New York’ta lise öğrencisi olan ve Fridays for Future hareketinin organizatörlerinden 17 yaşındaki Emma Buretta‘nın yürüyüş öncesinde düzenlenen mitingde söylediği şu sözler öne çıkıyor:

Bizden korkmalısın, Biden. Oyumuzu istiyorsan, bizim neslimizin kanının ellerinize bulaşmasını istemiyorsan, fosil yakıtlara son ver!”

Fotoğraf: Bryan Woolston / AP

‘İklim eylemi göz ardı edilemeyecek bir halk gücü’

Biden yönetimi ABD’nin en iddialı iklim yasasına öncülük ederek ülkeyi rüzgar, güneş ve diğer yenilenebilir enerjiye kaynaklarına geçiş için çalışsa da, çoğu durumda yasalar kapsamında yeni petrol ve gaz sondajı izinlerini onaylamaya devam ediyor.

Bu durum Biden’ın geleneksel destekçilerinin yanı sıra, iklim konusunda acil durum ilan etmesini ve yeni fosil yakıt üretiminin engellemesini talep eden Demokrat Parti‘nin sol kanadındaki siyasetçileri de kızdırıyor.

New York Demokrat Milletvekili Alexandria Ocasio-Cortez, yürüyüşün sonunda iklim eylemini “göz ardı edilemeyecek bir seçim ve halk gücü” olarak tanımlayarak kalabalıktan alkış aldı.

Fotoğraf: Sarah Blesener / The New York Times

‘İklim değişikliği: Zamanımızın varoluşsal tehdidi’

Protestocular, 2024’te Biden’ı desteklemelerinin daha agresif iklim eylemlerine bağlı olacağını öne sürse de, başkanlık için yarışan Cumhuriyetçi adayların hiçbiri ülkenin emisyonlarını azaltmayı planlamıyor ve hatta birçoğu daha fazla sondajı teşvik etmek niyetinde. Yarışı önde götüren eski Başkan Donald Trump, gezegenin ısındığını inkar ediyor.

Bir Beyaz Saray sözcüsü, Biden’ın küresel ısınmayla mücadele konusundaki kararlılığının kanıtı olarak geçen yılki dönüm noktası niteliğindeki iklim yasasına işaret etti. Sözcü, “Başkan Biden ilk günden bu yana iklim değişikliğini acil bir durum, zamanımızın varoluşsal tehdidi olarak ele aldı” diye konuştu.

Fotoğraf: Letzte Generation Österreich / Twitter

‘Karbon vergisi artırılsın, et tüketimi sonlandırılsın’

Avusturya‘nın başkenti Viyana‘da binlerce kişi, karbon emisyonları için daha yüksek vergi ve et tüketimine son verilmesini talep eden pankartlar taşıyarak yürüdü. Öğrencilerden oluşan iklim farkındalık grubu Letzte Generation (Son Nesil) üyeleri parlamento önünde oturma eylemi gerçekleştirdi ve konuşmacılar hükümeti fosil yakıt kullanımına son vermeye ve iklimi kurtarmak için yasalar çıkarmaya çağırdı.

Global 2000 kampanyacısı Anna Leitner, şunları söyledi:

Ulusal iklim koruma yasalarına ihtiyacımız var çünkü Avusturya’nın büyük bir sorumluluğu var, emisyonlarımız konusunda tarihi bir sorumluluğumuz var. Aynı zamanda Avusturya ve Avrupa, dünyanın başka yerlerindeki yasaları umursamayan ve çevreyi ve iklimi kirleten uluslararası şirketlerin merkezi konumunda. İşte tam da bu nedenle bir tedarik zinciri yasasına ihtiyacımız var ve iklimin her düzeyde korunmasını talep ediyoruz.”

Doğal Hayatı Koruma Vakfı (WWF) sözcüsü Thomas ZehetnerRusya‘nın Ukrayna‘ya karşı savaş başlatmasının üzerinden bir yıl geçti. Avusturya’da gazlı ısıtma sistemi kurmak hala yasal. … Petrol ve gazdan çıkışı düzenleyen bir yasanın bir an önce çıkarılmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

Fotoğraf: Markus Schreiber / AP

Almanya’da sembolik kapı ‘sıcak havanın renklerine’ boyandı

Almanya‘nın çeşitli noktalarında yaklaşık 250 protesto düzenlendi. Binlerce kişi, başkent Berlin‘deki Brandenburg Kapısı‘nda toplanarak şehrin hükümet bölgesinde uzun bir yürüyüş yaptı.

Bir aktivist iklim krizi nedeniyle deniz seviyelerinde görülen yükselmeye atıfta bulunarak “Şimdi yürümezsen sonra yüzmek zorunda kalacaksın” yazılı bir pankart taşıdı. Başka pankartlarda ise “Ya yaşama saygı duy, ya da direniş bekle”, “Gezegen B yok” gibi ifadeler yer alıyordu.

Fotoğraf: Markus Schreiber / AP

Letzte Generation grubundan bir aktivist, iklim değişikliğinin getirdiği rekor sıcaklara ve iklim aşırılıklarına dikkat çekmek amacıyla Berlin’in sembollerinden olan Brandenburg Kapısı’nı sprey boyayla sarı ve turuncuya  boyadı. Eylem nedeniyle 14 aktivist gözaltına alındı.

Grubun sözcüsü Marion Fabian, yaptığı açıklamada, söz konusu eylemle fosil yakıtların terk edilmesi ve iklim değişikliği konusunda daha fazla siyasi adım atılması gerektiği mesajını vermek istediklerini belirtti.

Fabian, şunları söyledi:

En geç 2030’da petrol, gaz ve kömürü bırakmış olmamız gerekiyor. Almanya Başbakanı Olaf Scholz‘un bu konuda açıkça konuşmasının zamanı geldi.”

Fotoğraf: Paul Zinken / dpa

Sular altında kalma tehlikesi altındaki ada ülkeleri fosil yakıtlardan çıkış istiyor

Pasifik Okyanusu‘nda, yükselen deniz seviyeleri nedeniyle sular altında kalma riski altındaki birçok adadan oluşan Filipinler‘in en yüksek nüfuslu kenti Quezon City‘de eylemciler Çevre ve Doğal Kaynaklar Bakanlığı önünde yatarak kömürden doğal gaza kadar fosil yakıtların aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmasını talep eden pankartlar taşıdı.

Fotoğraf: Aaron Favila / AP

Hint Okyanusu ve Pasifik Okyanusu arasında yer alan ve aynı riskle karşı karşıya olan Endonezya‘nın başkenti Cakarta‘da göstericiler, Enerji ve Mineral Kaynaklar Bakanlığı ofisinin önünde kirletici fosil yakıtlara ve yeşil yıkamaya son verilmesini talep eden pankartlar taşıdı.

Fotoğraf: Achmad Ibrahim / AP

Hindistan, ormansızlaşmaya dikkat çekti

Hindistan‘ın başkenti Yeni Delhi’de bir araya gelen onlarca Fridays For Future aktivisti sloganlar atarak gezegenin ısınmasına neden olan fosil yakıtlar için sondaj ve madencilik faaliyetlerinin durdurulması çağrısı yaptı.

Fotoğraf: Manish Swarup / AP

Jammu kentinde protestocular ormansızlaşmayı protesto etmek üzere yerde hareketsiz yatarak ölü taklidi yaptı.

Fotoğraf: Channi Anand / AP

Kolkata kentinde de onlarca öğrenci Fridays For Future hareketi kapsamında gösteriler düzenleyerek fosil yakıt kullanımına son verilmesini talep etti.

Fotoğraf: Bikas Das / AP

İsveç’te iklim adaleti sloganları kralın sarayından duyuldu

İsveç‘te iklim aktivistleri, İsveç Kralı Carl XVI Gustaf‘ın tahttaki 50’inci yılını kutladığı Kraliyet Sarayı‘nın yanındaki Parlamento‘nun önünde toplandı.

Kalabalığın iklim adaleti için attığı sloganlar, kralın altın jübile kutlamaları sırasında saray avlusuna kadar ulaştı.

Fotoğraf: Annette Riedl / dpa

Kongo DC’de aktivistler devletin ormansızlaşma politikasını eleştirdi

Orta Afrika ülkelerinden Kongo Demokratik Cumhuriyeti‘nin Goma kentinde düzenelenen protestoda onlarca kişi yürüyüş gerçekleştirerek sloganlar attı.

Aktivistler, fosil yakıtların şirketler tarafından kontrolüne son verilmesini talep eden pankart ve dövizler taşıdı.

Geçen yıl ülke hükümeti koruma altındaki alanları ve milli parkları da içine alan 13 blok da dahil olmak üzere 30 petrol ve gaz bloğunu açık arttırmaya çıkararak çevreciler arasında tepkiye neden olmuştu.

Kongo Havzası ormanları yılda 1,5 milyar ton karbondioksit emerek küresel emisyonların yaklaşık yüzde 4’ünü atmosferden temizliyor. Bu alandaki ağaçların petrol ve gaz sondajı için yok edilmesi halinde bu emisyonların bir kısmı atmosfere salınacak ve karbon yutak alanı ortadan kalkacak.

Fotoğraf: Manu Fernandez / AP

Küresel protestolar ne anlama geliyor?

Planlanan protestodan bir hafta önce Birleşmiş Milletler, ülkelerin 2015 yılında Paris İklim Anlaşması ile kararlaştırıldığı şekilde küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi dönemlerin 1,5°C üzerinde sınırlama hedefinden çok uzakta oldukları uyarısında bulundu. Dünya, sanayi öncesi dönemlere kıyasla en az 1,1°C derece ısındı.

Fosil yakıtları durdurma çağrısının yinelendiği protestolar, sondaj ve madencilik faaliyetlerinin genişlemeye devam etmesinden giderek daha fazla sayıda iklim savunucusunun hayal kırıklığına uğradığına ve aktivistlerin çok daha net hedeflerle organize olarak daha net taleplerde bulunduğuna işaret ediyor.

Endüstri, sorunun fosil yakıtlar değil emisyon olduğunu ve havadaki karbondioksiti yakalayıp yeraltına gömmek için yeni gelişen teknolojiyi kullanabileceğini savunuyor.

Öte yandan bilimsel modellere ve Uluslararası Enerji Ajansı‘nın (IEA) tahminlerine göre, dünyanın atmosferik ısınmanın nispeten güvenli seviyelerinde kalabilmesi için ülkelerin yeni petrol, gaz ve kömür projelerini onaylamayı durdurması gerekiyor.

Nükleer karşıtları Fukuşima’dan Akkuyu’ya uzanan nükleer tehdidine dikkat çekti

Mersin Nükleer Karşıtı Platform, bugün (18 Eylül) saat 12.30’da ‘Fukuşima’dan Akkuyu’ya’ uzanan nükleer enerji sorunlarına dikkat çekmek için basın açıklamasında bulundu.

Platforma üye nükleer karşıtları, nükleer santrallerin doğa üzerinde bıraktığı tahribata dikkat çekerek “Uyarıyoruz” dedi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“11 Mart 2011 tarihinde meydana gelen deprem sonrası Fukusima Daichi Nükleer Santrali bu depremden etkilenerek ekosistemimize büyük bir felaket yaşatmış ve bu felaketin daha dehşetli aşamasına gelmiştir. UAEK ve Japon Hükümeti resmi verilere göre 1.38 milyon metreküp birikmiş ve radyoaktif izotoplarla kirlenmiş, soğutma suyunu sözüm ona filtre ederek Pasifik Okyanusuna deşarjına karar vermiştir.”

Bahsedilen filtrasyon siteminden Trityum ve Döteryum izotop bileşenleri olan radyoaktif su moleküllerinin geçeceğini ve canlılar tarafından metabolizmalarına alınarak kalıcı hasarlar bırakacağını da bildiklerini aktaran nükleer karşıtları şunları dike getirdi:

“Yarı ömrü 24 yıl olan bu hidrojen izotoplarının bileşeni olduğu su molekülleri buharlaşarak atmosfere çıkacak Dünya’nın hemen her yerinde yağış olarak yeryüzüne inecektir. Etkililiği son derece tartışmalı yetkililer, deşarjın 20 Yıl devam edeceğini söylemektedir. Yapılan dispersiyon modellemelerine göre bu kirliliğin önce Kuzey Amerika’nın batı kıyılarını sonra Atlas ve Hint okyanusunun kirleteceği ön görülmüştür.”

Mersin’de 1 Mayıs’ın gündemi yoksulluk ve Akkuyu
Akkuyu’da nükleer karşıtlarına jandarma müdahalesi
Ege’nin çevre aktivistlerinden Akkuyu’dan geri adım çağrısı

‘Uyarıyoruz: Dünya’mızı iğrenç kar hırslarınız uğruna yok etmenize izin vermeyeceğiz’

İndanların da içerisinde yaşadığı milyonlarca canlı türünün tek evi olan Dünya’nın kar hırsı uğruna yok edilmesine izin vermeyeceklerini vurgulayan nükleer karşıtlarının açıklamasında ayrıca şunlara yer verildi:

“Nükleer Güç Santrallerin (NGS) büyük riskler barındırdığı kaza sonrası büyük felaketlerle karşı karşıya kaldığının örneklerini hep birlikte yaşadık. Bu da yetmezmiş gibi ülkelerin aralarındaki itilaflar sonucunda birbirleri NGS’lerini vurmakla tehdit etmekten geri durmuyor. Bu durum ortaya çıkarıyor ki; NGS’ler kurulu oldukları yerler için kitle imha silahı olarak görülüyor. Üstüne IPCC’in Mısır Şam-el Şeyh’deki toplantıda NGS’lerin sırf karbondioksit emisyonu olmadığı için yeşil enerji sınıfına alındığını utanç ve dehşet içinde izledik.”

Sinop’a da talip olan Rosatom, Akkuyu NGS’nin aynısını önerdi
Akkuyu projesi yörede tarımı bitirdi 
Akkuyu nükleer santrali Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşındı 

‘Nükleer programlar devlet destekli kapitalist politikalardır’

Nükleer karşıtları olarak nükleer programların başlı başına devlet politikası değil, aynı zamanda devlet destekli kapitalist politikalar olduğunu dile getirdi ve ekledi:

“Bir avuç sermayedarın kar hırsı uğruna Dünyamızı yok etmesine müsaade etmeyeceğiz.”

Mersin’de inşaatı devam eden Akkuyu NGS’ye de değinen nükleer karşıtları Akkuyu’nun da Fukusima ile benzer kaderi paylaşma olasılığının hiç de azımsanacak bir olay olmadığını ifade etti ve şunları dile getirdi:

“İnşaat yapılan hatalar, mekanik aksamda var olan hatalar bizlerin malumudur. Kaidelerine uygun yapmış olsa dahi deniz suyunun sürekli ısınması bir süre sonra soğutma suyu ihtiyacını karşılayamayacak bir noktaya gelecektir.

13 Eylül tarihinde Yeşilovacık açıklarında 11 km derinliğinde 2.6 şiddetinde bir deprem olması endişelerimizi daha da arttırmıştır. O bölgede yakın bir fay hattı olmadığını iddia eden yetkililer, bu konuda hiçbir açıklama yapmamışlardır.

14 Eylül günü ise Akkuyu NGS inşaatında çalışan yüzlerce işçi yedikleri yemekten zehirlenmiş. Yıllardır dikkat çektiğimiz iş cinayetlerine bir yenisinin eklenmesi kıl payı ile atlatılmıştır. Şurası açıktır ki; Nükleer lobi diye adlandırdığımız sermaye çevreleri ne insan ne de canlı hayatına zerrece saygı duymamaktadır.

Anlatılanlardan yola çıkarak benzer bir doğal felaketin Fukuşima’da olduğu gibi, Akkuyu’da da olmasını beklemek çok ütopik bir şey değildir.”

Isınan dünyada nükleer enerjinin ekonomi politiği
Dünya Nükleer Raporu: Nükleer, güneş ve rüzgara yeniliyor

Kapadokya’da peri bacalarının üzerinde yol tahribatı: Bu doğa, tarih ve kültür katliamı

Mimarlar Odası Ankara Şubesi, UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki doğa harikası Kapadokya’da Göreme-Ortahisar arasında hukuksal sürece konu edilen yol nedeniyle tahribatın büyüdüğünü belirterek, çok sayıda peri bacası, manastır ve şapelde derin çatlaklar oluştuğunu duyurdu. Mimarlar Odası, ayrıca vadilere hafriyatlar döküldüğünü, oteller ve eğlence parkıyla 1. Derece arkeolojik ve doğal SİT alanının hızla betonlaştırıldığını bildirdi:

“Peri bacalarında derin çatlaklar oluştu, arkeolojik oluşumlar yıkılmak üzere, Kapadokya’da yol kullanımı acilen durdurulmalı.”

‘Bu yıkımın geri dönüşü yok!’

Konuyla ilgili açıklama yapan Mimarlar Odası Ankara Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Tezcan Karakuş Candan, “Birinci derece arkeolojik ve doğal SİT alanı Kapadokya’da yapılan yol nedeniyle Unesco Dünya Mirası zarar görecek demiştik, şimdi yaşanan tahribat bilimi devre dışı bırakan ‘ben bilirimci’ mantığın yarattığı afettir. Telafisi mümkün olmayan zararlar veriliyor. Yolun kullanımı acilen durdurulmalıdır ” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.

Candan, “Kapadokya’da Göreme-Ortahisar arasında devam eden yol çalışmalarının Kapadokya’yı katledeceği konusunda daha önce defalarca uyarılarda bulunmuş, bu durumu alanda yaptığımız tespitlerde gözlemlemiştik. Ne yazık ki bölgeden gelen yeni bilgiler, fotoğraflar ve videolar da haklılığımızı bir kez daha ortaya koydu Kapadokya’da kültür varlıkları yol oldu” dedi.

‘Kapadokya’da yaşanan doğa, tarih ve kültür katliamıdır’

“Kapadokya’nın yok edilmesine karşı açtığımız dava süreçleri devam ederken hukuksuz bir şekilde yapılan yol ile Kapadokya’nın değerleri yok ediliyor. Pek çok tahribatla birlikte bu hukuksuz yolunda işleneceği 1/25.000 ölçekli plan değişikliğini de yargıya taşıyoruz” diyen Candan, Kapadokya’da yol yapımı sonrası yaşanan tahribata ve son duruma ilişkin şu bilgileri verdi:

“Kapadokya’da ağır iş makineleriyle tarih ve kültür katliamı yapılan bölgede, tahribat büyüyor. Ortahisar-Göreme yolunun kullanımı ve genişletilmesi nedeniyle çok sayıda peri bacası, şapel ve manastır yok olmak üzere.

Temsilcilerimiz bölgede an be an süreci takip ediyor, görselliyor. Fotoğraflar ve videolarda pek çok peri bacasında derin çatlakların oluştuğu apaçık görülüyor. Ortahisar-Göreme yolunun Göreme müze yolu kavşağına yakın noktasındaki manastır yerleşkesi içinde yer alan yemekhanede de yeni çatlaklar oluşmuş durumda. Ayrıca, yemekhanenin dışına yazılar yazılarak jeolojik oluşumlara ciddi zararlar verilmiş, yol inşaatı sırasında çevredeki alanlara dökülen ve üzeri toprakla örtülerek gizlenmeye çalışan hafriyat, üzerindeki toprak gidince tekrar görünür olmaya başlamış durumda.

Yol çevresi hızla kirletilmiş, etrafa atılan çöpler, dolu çöp kutularının ise boşaltılmaması Unesco Dünya Miras listesi bir bölgeye yakışmadığı gibi, yetkililerin görevlerini de tam anlamıyla yapmadığını ortaya çıkartıyor. Yol güzergâhındaki kaya birimi volkanik kül, tüfit türü, gevşek malzeme olduğundan, eğimini azaltmak için derine kazı yapılması nedeniyle şevde göçmeler-kaymalar yaşanıyor. Yolun kendisinde de kırılmalar olmuş, şiddetli yağmur yağdığında dökülen hafriyatlar vadilere akıyor, Şev göçmesini önlemek için geriye doğru zeminde sıyrılma işlemi yapıldığından yolun genişliği planlanandan çok daha geniş olacağı çok açık.

Dört şeritli olan yolun verdiği tahribatın büyüklüğü ortada. Ağır iş makinalarının yarattığı titreşim, tur otobüsleri ve ağır tonajlı tırlar geçtikçe çatlaklı yapılardaki peribacalarının yıkılma süreci hızlanacaktır. Yol kullanımı acilen durdurulmalıdır.”

‘Kapadokya’nın mirası ticari sermayeye peşkeş çekiliyor’

KapadokyaKapadokya’nın tarihi ve kültürel mirasının ticari sermayeye peşkeş çekilmeye devam edildiğini de vurgulayan Tezcan Karakuş Candan, şu bilgileri verdi:

“Bölgede tam bir vandallıkla karşı karşıyız. Yolun Ortahisar girişine yakın bölümünde, Ortahisar-Nevşehir karayolu kenarına yapılan otel inşaatı neredeyse bitmiş durumda. Yine Nevşehir-Ortahisar karayolunun, Ortahisar’a yakın bölümünde yapılan zipline eğlence parkı (Excap Turkey) inşaatı da bitmeye yakın görünüyor. Ortahisar’daki büyük ölçekli otel inşaatı bitmiş görünüyor. Avanos-Çavuşin köyü çıkışında, Göreme-Çavuşin yolu kenarında yapılaşma başladı. Bir otel inşa edilerek satışa çıkarılmış durumda. Son olarak da Aşk Vadisi‘nden çıkartılıp Avanos’a getirilen Sky dinner (vinç yardımıyla yüksekte hizmet veren restoran) faciası var.”

Candan, UNESCO Dünya Miras Listesi’nde, 1. Derecede Arkeolojik ve Doğal SİT alanında olduğuna, jeolojik ve jeomorfolojik açıdan önemine işaret ederek, Kapadokya’ya dair şunları söyledi:

“Uzmanlar yol çalışmalarının tahribata-erozyona neden olacağı konusunda uyarılarda bulunmuştu. Kapadokya Alan Başkanlığı, uzmanların görüşlerini içeren fizibilite çalışmalarına, bilimsel ve teknik raporlara dayandırılmadan yol yapım kararı alarak, Kapadokya’nın katline sebep olmuştur. Meslek odaları olarak defalarca uyarılarda peribacalarına, yer altı yapılarına, kilise ve manastırlara zarar vereceğini, peribacalarının oluşumunu olumsuz etkileyeceği konusunda uyarılarda bulunmuştuk. Kapadokya’da telafisi mümkün olmayan zararlar veriliyor. Kültür Bakanlığı yol kullanımını ivedilikle durdurmalıdır. Kapadokya’nın geleceği için Göreme Açık Hava Müzesi için bütüncül çevre düzeni ve yönetim planının hazırlanması gerektiğini bir kez daha vurguluyoruz.”

Birleşik Krallık’taki metan sızıntısı uydularla tespit edildi

Birleşik Krallık‘ta geniş çaplı bir metan gazı sızıntısı tespit edildi. Uydu tarafından görüntülenen metan gazı sızıntıWales and West Utilities tarafından işletilen bir gaz hattında, üç aylık bir süre içinde meydana geldi. Araştırmacılar sızan metan gazı miktarının 7 bin 500 eve bir yıl boyunca enerji sağlayabileceğini belirtti.

Uydu tespitinin metan gazı sızıntılarının hızlıca tespit edilerek daha erken durdurabilme imkanı sağladığını belirten uzmanlar, metan gazının CO2‘den 28 kat daha fazla ısıtma potansiyeline sahip olduğunu ve küresel ısınmadaki artışın yaklaşık yüzde 30’undan sorumlu olduğunu ifade ediyor.

2021’de atmosferdeki metan gazı yoğunluğu tarihin en yüksek seviyesinde
‣ IEA: Küresel metan emisyonları rekor seviyede seyrediyor

BBC’nin aktardığına göre, Cheltenham‘daki bir boru hattında meydana gelen sızıntı, Leeds Üniversitesi’ndeki araştırmacılar tarafından tespit edildi.

Fotoğraf: Mark Makela / Reuters
Fotoğraf: Mark Makela / Reuters

‘Daha fazlasını bulmak için aramalıyız’

Üniversitenin Ulusal Dünya Gözlem Merkezi‘nde doktora araştırmacısı olan Emily Dowd, çöp depolama alanlarından kaynaklanan metan sızıntılarını değerlendirmek için uydu görüntülerini kullandığını ve Wales and West Utilities şirketine ait bir gaz boru hattından gelen bir metan sızıntısının belirgin işaretini fark ettiğini söyledi.

Sızıntıyı keşfettikten sonra Dowd, uzaydan daha fazla araştırma yapmak için Küresel Sera Gazı İzleme Servisi’nin uydusu GHGSat ile birlikte çalışırken, Royal Holloway Üniversitesi‘nden bir ekip de sahada yuvarlak ölçümler yaptı. Dowd araştırmaya ilişkin olarak şunları söyledi:

“Bu sızıntının bulunması, dışarıda kaç tane olduğu sorusunu akla getiriyor. Belki de onları bulmak ve sahip olduğumuz teknolojiden yararlanmak için biraz daha fazla aramamız gerekiyor.”

Fotoğraf: Victor Ruiz Garcia / Reuters
Fotoğraf: Victor Ruiz Garcia / Reuters

Sızıntının nedeni belli değil

Wales and West Utilities’ten yetkililer, bir vatandaşın gaz kokusu aldığını bildirmesi üzerine sızıntıdan haberdar olduklarını ve sızıntı, uydu tarafından tespit edildiğinde gaz şebekesinin değiştirilmesi için gerekli izinleri alma sürecinde olduklarını belirtti.

Sızıntının nedeni belli değil ancak gaz boru hatlarındaki metan sızıntıları eskiyen altyapıda nadir görülen bir durum değil. Ancak bu durum, uydu tespit sürecinin metan sızıntılarını hızlı bir şekilde bulma potansiyelinin olduğunu gösteriyor.

Metanın ana kaynaklarının petrol, gaz endüstrisi, tarım ve çöp sahaları olduğunu aktaran bilim insanları, Birleşik Krallık’ın metan emisyonlarını 1990’dan bu yana önemli ölçüde düşürdüğünü ancak son yıllarda ilerlemenin yavaşladığını dile getirdi.

GHGSat’ın stratejiden sorumlu başkan yardımcısı Jean-Francois Gauthier ise şunları söyledi:

“Uyduların araştırmanın sadece bir parçası olduğunu vurgulamak önemlidir. Ancak uydu sisteminin çok eşsiz bir değeri var, fazla görüntü toplayabiliyor ve bunu yerdeki insanları görevlendirmeye gerek kalmadan yapabiliyor. Böylece bunu etkili ve aynı zamanda uygun maliyetli bir şekilde gerçekleştiriyor.”

Fotoğraf: BBC/GWYNDAF HUGHES
Yerde kullanılan optik gaz görüntüleme kameraları daha önce Birleşik Krallık’ta metan sızıntılarını tespit etmişti – Fotoğraf: Gwyndaf Hughes / BBC

‘Uydular felaketleri önlemek için mühim’

Şirket, kısa bir süre önce Birleşik Krallık Uzay Ajansı tarafından finanse edilen ve Ordnance Survey gibi araştırma kuruluşlarına metan emisyonları hakkında uydu verileri sağlamak üzere 5,5 milyon sterlinlik bir ortaklık imzaladı.

Birleşik Krallık Uzay Ajansı CEO’su Dr. Paul Bate “Uydular giderek küçülüyor ve güçleniyor; bu da bize küresel sera gazı emisyonlarını izlemek ve ‘Net Sıfır‘a giden yolda karar alma mekanizmalarını bilgilendirmek için ideal bir bakış açısı sunuyor” dedi.

Uydularla ilgili hala geliştirilmesi gereken hususlar olduğunu dile getiren Manchester Üniversitesi‘nde atmosfer bilimi alanında öğretim görevlisi olan Grant Allen “GHGSat gibi uydular tarafından tahmin edilen bu tür emisyonların kesin büyüklüğünü tam olarak doğrulamak için hala yapılması gereken bazı çalışmalar var. Ancak bu yetenek şimdiden büyük (önlenebilir) kaynakların nerede olabileceğini belirlemek için çok yararlı olduğunu kanıtlıyor” ifadelerini kullandı.

Limak, Adana’da ağaç katliyle devleti, üreticiyi zarara uğrattı: Ülkenin üzerine kabus gibi çöktü

Limak Holding‘in Muğla‘daki İkizköy mevkiinde iştiraklerinden YK Enerji‘ye ait linyit kömürü madeni için Akbelen Ormanı‘nda izinsiz ve hukuksuz ağaç katli gerçekleştirdiği sırada, Adana‘da iki ilçe arasındaki narenciye bahçelerini de yok ettiği, üstelik ihale bedelinin artması için gerekenden daha fazla alanda ağaç kestirdiği ortaya çıktı.

Avukat İsmail Hakkı Atal‘ın aktardığına göre, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) taşeoron firması olarak Kozan ile İmamoğlu arasındaki sulama boru hattı işini üstlenen Limak Holding, İmamoğlu‘dan Kozan Kalesi‘ne kadar hat üzerinde yer alan on binlerce narenciye ağacını katletti.

2020 yılında başlayan süreçte holdingin Kozan ile İmamoğlu arasındaki sulama hattını döşemek ve yol yapmak için hattın gerektirdiği alandan daha fazla ağacı kestiğine dikkati çeken Atal, “Limak Holding on binlerce narenciye ağacını yok ettiği gibi, köylünün tarım arazisinin de elinden çıkmasına neden oldu” diye belirtti.

‘Köylüyü tehdit, Limak’ın şirket politikası haline geldi’

Av. Atal, DSİ’nin Kozan köylülerinin narenciye bahçelerine 2019 yılında kamulaştırma yaptığını, ancak 2022’de kamulaştırma bedeli olarak sadece bir yıllık meyve bedelini ödediğini kaydetti ve ekledi:

DSİ, sulama hattı ve yol işini de Limak Holding’e ihale ederek, işi ağaç yok etmek olan Limak Holding’in İmamoğlu’dan Kozan kalesine kadar hat üzerinde yer alan narenciye bahçelerini katletmesini sağladı.”

“Limak, ülkenin üzerine kabus gibi çöktü” diyen Atal, 2020’de holding yetkililerinin Kozan köylüsünü “ağaçları kendiniz kesmezseniz, kesim bedeli, kepçe-kamyon bedeli, saat ücreti, nakliye bedeli ödemek zorunda kalırsınız” diye de tehdit ederek birçok köylünün narenciye ağaçlarını kendisinin kesmesini sağladığını söyledi.

Atal, “Limak Holding’in şirket politikası haline getirdiği ‘köylüyü tehdit ederek ağaçları köylüye kestirme’ uygulamasını İkizköy‘e bağlı Işıkdere Mahallesi‘nde de yapmıştı” diye hatırlattı.

Limak Holding, devleti ve üreticiyi zarara uğrattı

Atal’ın müvekkili Memduh Targan, 2020 yılında Kozan ilçesi İdem köyü 342 parselde yer alan narenciye bahçesi ile 341 parsel arasında yer alan 350 ağacını sulama hattı projesi için Limak Holding’in zorlamasıyla kendisi kesti.

Daha sonra Limak Holding’in yolun ve sulama borusunun gerektirdiği alandan çok daha fazla yüzölçümü üzerinde gereksiz yere ağaç kestirdiğini, devleti ve üreticiyi zarara uğrattığını anladı.

Bu defa Limak Holding 2023 Temmuz ayında tekrar gelerek 342 ile 343 parsel arasında yol açacaklarını söyledi. Böyle bir yola ihtiyaç olmadığını bilen Targan’ın karşı çıkması üzerine Limak Holding bu defa kolluk kuvvetiyle gelerek ağaçları zorla kesti. 342 ile 343 parsel arasında 50 narenciye ağacı Limak Holding tarafından kesilen Memduh Targan’a herhangi bir kamulaştırma bedeli de ödenmedi.

Diğer yandan gerek ihtiyaç olmayan 342 ile 343 parsel arasındaki yoldan dolayı, gerekse de 341 ile 342 parseller arasında ihtiyaçtan daha fazla ağaç kesilerek taşeron firma Limak Holding’in faturası kabartıldı ve devlet zarara uğratıldı.

‘Devleti zarara uğratanlara karşı yasal süreç başlatacağız’

Durumu değerlendiren Av. İsmail Hakkı Atal, “Halkın zararına taşeron uygulamaların, devlet olanaklarının tamamının aktarıldığı sembol isim haline gelen Limak Holding İkizköy’de, Kozan’da, İskenderun’da her yerde karşımızda. Bu şirket ülkenin adeta kılcal damarlarına işlemiş durumda.”

Kozan’da da DSİ’nin ödeyeceği ihale faturasının kabarması için, sulama hattının gerektirdiği alandan daha fazla alanda ağaç kestirdiğini ve gereksiz yol yaptığını yerinde görüntülediğini ve belgelediğini ifade eden Atal, şunları söyledi:

“Kozan’da yapılan yol ve sulama hattı nedeniyle Devleti zarara uğratmaktan dolayı DSİ’deki sorumlular ve Limak Holding aleyhinde yasal süreçleri başlatacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.”

İklim krizi: Türkiye, son 53 yılın en sıcak ikinci ağustos ayını geride bıraktı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, geçen ay ortalama sıcaklıklar, Bandırma, Akhisar, Güney Ege, Dalaman, Fethiye, Antalya, Anamur, Hatay, Finike, Kaş, Köyceğiz, Korkuteli, Elmalı, Manavgat, Gazipaşa, Zonguldak, İnebolu, Cide, Boyabat, Tunceli, Hakkari, Ahlat, Birecik çevrelerinde mevsim normallerinde, yurdun diğer bölgelerinde mevsim normallerinin üzerinde yaşandı.

Verilere göre, 1991-2020 yılları arasını kapsayan uzun yıllar ortalaması 25,1°C olarak belirlenen ağustos ayı sıcaklığı, bu ortalamanın 2°C üzerine çıkarak, bu yıl ağustos ayında 27,1°C oldu.

Böylece bu yılın ağustos ayı sıcaklığı, 2010 yılındaki ağustos ayı ölçümlerinden sonra, 1971-2023 yılları arasını kapsayan son 53 yılın en sıcak ikinci ağustos ayı olarak kaydedildi.

Bu yıl ağustos ayında en düşük sıcaklık 4,9°C ile Kangal ve Ardahan‘da, en yüksek sıcaklık ise 49,5°C ile Eskişehir Sarıcakaya‘da ölçüldü.

Marmara Bölgesi

Marmara Bölgesi‘nde ağustos ayı ortalama sıcaklıklarının, İstanbul Sarıyer ile Balıkesir Bandırma çevrelerinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde olduğu tespit edildi. Bölgenin ağustos ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 24,6°C, bu yılın ağustos ayı ise 26,4°C dereceyle kaydedildi.

Bölgede en düşük sıcaklık 12,7°C ile Kocaeli‘de, en yüksek sıcaklık ise 40,5°C derece ile Edirne Uzunköprü‘de termometrelere yansıdı.

‣ Bilim insanları açıkladı: İklim krizi yaşanmasaydı, aşırı sıcaklar neredeyse imkansızdı

Ege Bölgesi

Ege Bölgesi‘nde ise ağustos sıcaklıkları, Manisa Akhisar ile Güney Ege çevrelerinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti. Bölgenin ağustos ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 26,5°C iken, 2023 Ağustos ayının 28°C olduğu tespit edildi.

Bölgede en düşük sıcaklık 11,6°C olarak Kütahya Simav‘da, en yüksek sıcaklık ise 43,8°C olarak Kütahya Gediz‘de yaşandı.

‣ İklim krizi: Geçen yıl görülen aşırı sıcaklar ve kuraklık 2023’te tekrarlanabilir

Akdeniz Bölgesi

Akdeniz Bölgesi‘nde Dalaman, Fethiye, Antalya, Anamur, Hatay, Finike, Kaş, Köyceğiz, Korkuteli, Elmalı, Manavgat, Gazipaşa çevrelerinde mevsim normalleri civarında gerçekleşen ağustos sıcaklıkları, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerine çıktı.

Bölgenin ağustos ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 27,4°C iken, bu yılın ağustos ayı ortalama sıcaklığı 28,9°C olarak ölçüldü. Akdeniz’de en düşük sıcaklık 8°C olarak Kahramanmaraş Göksun‘da, en yüksek sıcaklık ise 48,4°C olarak Adana Kozan‘da tespit edildi.

İç Anadolu Bölgesi

İç Anadolu Bölgesi‘nde uzun yıllar ortalama sıcaklık 22,7°C iken, bu yıl ağustos ayında ortalama sıcaklık 25,8°C olarak kaydedildi ve bölge, son 53 yılın en sıcak ağustos ayı olarak kayıtlara geçti.

Bölgede en düşük sıcaklık 4,9°C Sivas Kangal’da, en yüksek sıcaklık ise 43,6°C ile Konya Cihanbeyli’de ölçüldü.

‣ En sıcak Haziran’ın ardından en sıcak Temmuz tahmini: İklim değişikliği kontrolden çıktı

Karadeniz Bölgesi

Karadeniz Bölgesi‘nde, ağustos ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığının 23°C, bu yılın ağustos ayında ise 25,2°C olduğu tespit edildi.

‣ Temmuz 2023, dünyanın kaydedilen en sıcak temmuz ayı olarak tarihe geçiyor

Doğu Anadolu Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi‘nde da geçen ay sıcaklık, Tunceli, Hakkari, Ahlat çevrelerinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde oldu.

Bölgenin ağustos ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 23,4°C, geçen ay sıcaklığı ise 25,2°C olarak gerçekleşti. Bu bölgede en düşük sıcaklık 4,9°C olarak Ardahan‘da, en yüksek sıcaklık ise 43,3°C olarak Palu‘da hissedildi.

‣ Sıcak dalgaları ve aşırı hava olayları neden artıyor?

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Güneydoğu Anadolu Bölgesi‘nde, ağustos ayı sıcaklıkları, Şanlıurfa Birecik çevresinde mevsim normalleri civarında, bölgenin diğer kesimlerinde mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti.

Bölgenin ağustos ayı uzun yıllar ortalama sıcaklığı 30,7°C, 2023 Ağustos ayı da 32,6°C olarak termometrelere yansıdı. Bölgede en düşük sıcaklık 16,8°C ile Birecik’te, en yüksek sıcaklık 48,6°C olarak Cizre‘de kayıtlara geçti.

Normal değerlerin üzerindeki sıcaklıkların nedeni iklim değişikliği mi?

Araştırmalara göre, son zamanlarda görülen normal değerlerin üzerindeki sıcaklıklar ve sıcak dalgaları, iklim değişikliği olmasaydı neredeyse imkansız olacaktı.

Ancak fosil yakıtların yakılması ve diğer insan faaliyetlerinin neden olduğu ısınma nedeniyle artık bunlar olağandışı olaylar değil.

Çalışmalar, dünyanın her yerinde yaşanan ile aynı olasılığa sahip bir sıcak dalgasının, iklim değişikliğinin olmadığı bir dünyada önemli ölçüde daha serin olacağına işaret ediyor.

Ancak insanlar fosil yakıt kullanımına hızla son vermezse, normalin üzerinde veya rekor sıcaklıkların gözlemlendiği olaylar daha da yaygınlaşacak ve dünya daha sıcak ve daha uzun süreli sıcak dalgaları yaşayacak. Sanayi öncesi iklimden 2°C daha sıcak olan bir dünyada, her 2-5 yılda bir güçlü ve uzun süreli bir sıcak dalgası meydana gelecek.

Aşırı sıcaklar iklim kriziyle mi ilgili?

Kuraklık: Fransa denizaşırı toprağı Mayotte Adası’na 600 bin litre su gönderiyor

Fransa, denizaşırı toprağı Mayotte Adası‘nda aylardır devam eden su kıtlığına karşı harekete geçti. Ülke adaya gemiyle 600 bin litre içme suyu gönderme kararı aldı.

Ülkenin bir diğer denizaşırı toprağı olan La Reunion‘dan gece yola çıkan geminin, 20 Eylül’de Mayotte Adası’nın Longoni Limanı‘na varması bekleniyor. Gemideki su, ordunun desteğiyle kentlerde dağıtılacak. Su dağıtımında, bebeklere, hamilelere, engellilere ve 65 yaş üstü ciddi hastalığı olan kişilere öncelik tanınacak.

Fotoğraf: Philippe Lopez/ AFP

Ada yıllardır kuraklığa direnmeye çalışıyor

AA‘nın aktardığına göre; Hint Okyanusu‘nda Madagaskar‘a komşu olan Mayotte Adası’nda yaklaşık 300 bin kişi yaşıyor. Fransa’nın “en yoksul ve en genç nüfuslu vilayeti” Mayotte Adası’nın nüfusunun çoğunluğunu Müslümanlar oluşturuyor.

Mayotte Adası, uzun yıllardır defalarca kuraklık dönemleri geçirdi. Bu durum, içme suyu rezervlerini etkilerken adada su kesintilerine neden oldu. 1997’den bu yana en ciddi kuraklık dönemini geçiren adanın sakinleri, 4 Eylül’den beri her üç günde bir evlerinde içme suyuna erişebiliyor.

Yerel makamların aldığı karar sonucu 48 saatlik su kesintileri yapılan adada halk, günlük su ihtiyaçlarını gidermek için pet şişeyle su satın alıyor. Adadaki mağazalarda pet şişe su fiyatlarının, ana karaya göre yaklaşık 2-3 kat daha fazla olması eleştiriliyor. Adada 4 Eylül’de su kesintisi nedeniyle Younoussa Bamana Lisesi, kapılarını kapatarak 2 bin 600 öğrencisini evlerine göndermişti.

Ada ülkesi Vanuatu Uluslararası Adalet Divanı’nda iklim adaleti arıyor

Yunus parkında iki haftada bir yunus bir de fok öldü

Antalya’da uzun yıllardır yunus ve fok gösterilerinin yapıldığı Waterhill Park’ta (Aqualand Dolphinland), iki haftada bir yunus, bir de fok öldü. Tesiste tutulan şişe burunlu yunusun ölümü, 29 Ağustos’ta Muratpaşa Tarım ve Orman İlçe Müdürlüğü ile Antalya Büyükşehir Belediyesi Hayvanat Bahçesi Müdürlüğü’ne bildirildi.

Diken‘in aktardığına göre; nekropsi (ölümden sonra inceleme) yapılmayan yunusun çok zayıf olduğu tespit edildi.

Aynı tesis, 14 Eylül’de iki yaşındaki bir fok ölümünü aynı birimlere iletti. Tutanakta fokun ölüm nedeninin ‘viral-bakteriyel’ olduğu, bu nedenle hayvanın ‘iştahsızlık ve durgunluk gösterdiği’ belirtildi. Bir fokun ortalama yaşam süresi 25 yıl.

Deniz memelilerinin çeşitli gösterilere zorlandığı parklarda deniz memelilerinin ölüm oranı bir hayli yüksek olmakla beraber en iyi ihtimalle yaşam süreleri yarıya iniyor. Bundan dolayı çoğu park esaret altında ölen yunusların yerini sık sık doğada yakalananlarla değiştiriyor.

Hayvanları Koruma Kanunu Tasarısı’nda yunus ve sirk hayvanları yine esir

‘Bakanlık göz yumuyor’

Hayvan hakları savunucularının aktardığına göre parklarda yunuslara uzman veterinerlerce nekropsi uygulanmadığı gibi ‘hukuksuz durumlar için işbirliği kurulan’ veterinerler var.

Yunuslara Özgürlük Platformu, Twitter’dan hayvanların ölüm haberini paylaşarak Tarım ve Orman Bakanlığı’na nekropsi raporunun neden yazılmadığını sordu:

“Marmaris’te beş yunusun ölümü geçiştirildi, tesis sahiplerine yaptırım uygulanmadı, hayvanlar koruma altına alınmadı. Ölümler devam ediyor! 2010’dan beri @tctarim yunus ve fok ölümlerini geçiştirerek hayvan hapishanelerine cüzi/göstermelik para cezaları dışında yaptırım uygulamamış, belgeleriyle kanıtladığımız, yasadışı esaret altında yunus üretimine dahi göz yummuş, esaret merkezlerine 10 yıl daha izin vermiştir.”

Ölen yunusların yerine yenileri mi getiriliyor?

Türkiye’de, Antalya’da dört, İstanbul’da iki, Muğla ve Aydın’da birer olmak üzere sekiz yunus parkı var. Türkiye, bu sayıyla Avrupa’da en çok yunus parkı bulunan ülke.

AKP’nin önergesiyle 9 Temmuz 2021’de yasalaşan Hayvanları Koruma Kanunu’nda değişiklik mevcut parkların 10 yıl daha açık kalmasını öngörüyor. Teklifle yasaklanan tek şey yeni yunus parklarının kurulması ve mevcut işletmelerin kapasite artırımına gitmesi ya da eksilen hayvanların yerine yenilerinin getirmesi.

Yunuslara Özgürlük Platformu’nun 2005-2017 arasında topladığı CITES (Yabani Hayvan ve Bitki Türlerinin Uluslararası Ticaret Konvansiyonu) verilerine göre 75 yunus ithal edilirken park sahiplerinin yasa komisyondayken Meclis’le paylaştığı toplam yunus sayısı 50. Yani 25 yunus açıkta.

Türkiye’deki yunus ve balinalar tehdit altında
İstanbul’da bir günde üç yunus ölü bulundu
İncelenen 50 deniz canlısının hepsinin bağırsağından mikroplastik çıktı
Karadeniz’de balıkçı ağları 17 yunusun katili oldu
5 el ateş edilerek öldürülen yunus kıyıya vurdu