Ana Sayfa Blog Sayfa 358

Guterres: İklim kaosundan çıkış hâlâ mümkün olsa da atılan adımlar son derece yetersiz

Dünyanın dört bir yanından liderler, dünyanın en büyük sorunlarını ele almak üzere ABD’nin New York kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Genel Kurulu‘nda (BMGK) bir araya geldi. Güvenlik, gıda ve yoksulluk üzerindeki iç içe geçmiş sonuçları nedeniyle iklim krizi bu sorunların merkezinde yer alırken, BM Genel Sekreteri, Antonio Guterres, liderleri iklim krizinin etkileriye mücadele konusunda yeterli adım atmamaları yönüyle eleştirdi.

Dün (19 Eylül) küresel toplantıda konuşma yapan Guterres, sözlerine bu ay Libya‘da yaşanan sel felaketine değinerek başladı. Ölen binlerce insanın “yıllarca süren çatışmaların kurbanları, iklim kaosunun kurbanları, barış için bir yol bulamayan yakın ve uzak liderlerin kurbanları” olduğunu söyledi.

Guterres, Akdeniz’in bir yanında milyarderlerin süper yatlarında güneşlendiğini bir yanında ise Libya’nın Derna kentinde cesetlerin kıyıya vurduğunu belirterek bu manzarayı “dünyanın durumunun üzücü bir tablosu” olarak nitelendirdi ve ölümcül felaketin “eşitsizlik, adaletsizlik ve aramızdaki zorluklarla yüzleşememe selini” temsil ettiğini söyledi.

Fotoğraf: Sarah Sirgany / CNN

Dünya iklim ve sürdürülebilirlik taahhütleri konusunda adım atmıyor

Küresel eylem -ya da son raporların işaret ettiğine göre eylemsizlik- bu zorlukların ele alınmasında dünyanın önündeki en büyük engellerden biri.

Bu yıl, G7, G20 ve diğer bir dizi uluslararası toplantı iklim eylemi konusunda anlamlı vaatlerde bulunmada yetersiz kalarak sona erdi. Bu hafta yapılan BM Genel Kurulu, kasım ayının sonunda petrol devi Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başkanlığında yapılacak BM İklim Zirvesi’nden (COP28) önce gerçekleştirilecek son büyük küresel toplantı olacak.

Bu ayın başında yayımlanan BM Küresel Durum Değerlendirmesi raporu, dünyanın 2015 Paris İklim Anlaşması hedeflerine ulaşma yolunda çok geride olduğunu ortaya koydu. Çarşamba günü yapılacak İklim İddialılık Zirvesi, halihazırda en çok çaba sarf eden “ilk harekete geçen ve harekete geçiren” ülkeleri gözler önüne serecek.

Guterres, şöyle konuştu:

Geleceğimize yönelik en acil tehditle, gezegenimizin aşırı ısınmasıyla, mücadelede kararlı olmalıyız. İklim kaosu yeni rekorlar kırıyor ama günah keçisi ilan etme ve başkalarının önce davranmasını bekleme gibi eski rekorları tekrarlama lüksümüz yok.”

Fotoğraf: Kuba Stezycki / Reuters

‘İnsanlığa sarsılmaz bir güven’

Brezilya Devlet Başkanı Luiz Inácio Lula da Silva ise konuşmasında artan eşitsizlik temasını yineledi. Lula Bundan 20 yıl önce BM Genel Kurulu’nda kürsüye ilk çıktığında konuşmasının ana teması açlıktı. Dünya henüz iklim krizinin ciddiyetinin farkına varmamıştı.

Brezilyalı lider, en zengin 10 milyarderin insanlığın en yoksul yüzde 40’ından daha fazla servete sahip olması nedeniyle dünyanın giderek daha eşitsiz hale geldiğini belirtti.

Ancak yine de 20 yıldır karşı karşıya olduğu zorlukların üstesinden gelmek için “insanlığa olan sarsılmaz güvenini” koruduğunu belirten Lula, Brezilya’nın dünyanın en zengin uluslarının hatalarını tekrarlamadan BM üyelerinin 2017’de ortaya koyduğu ve küresel ısınmanın sınırlandırılması, eğitimde fırsat eşitliği yaratılması ve aşırı yoksulluğa son verilmesi gibi hedefleri içeren Sürdürülebilir Kalkınma Amaçlarının 17’sini de 2030’a dek gerçekleştirmeye kararlı olduğunu söyledi.

BM Genel Kurulu’ndaki konuşmasında Lula şu ifadeleri kullandı:

Dünya nüfusunun en zengin yüzde 10’luk kesimi atmosfere salınan karbonun neredeyse yarısından sorumlu. Biz gelişmekte olan ülkeler bu modeli tekrarlamak istemiyoruz.”

Lula, Brezilya’nın elektriğinin yüzde 87’sinin artık temiz kaynaklardan geldiğini ve ülkenin Amazon yağmur ormanlarındaki ormansızlaşmanın yüzde 48 oranında azaldığını vurgulayarak “Hep dünya Amazon hakkında konuşup durdu; artık Amazon kendi adına konuşuyor” dedi.

Fotoğraf: Reuters

Hâlâ bu karmaşadan bir ‘çıkış yolu’ var mı?

New York’taki yaklaşık 140 ülkeden başkanlar, başbakanlar, bakanlar ve hükümdarlar, COVID-19 pandemisinden bu yana ilk kez bu kadar geniş katılımla bir araya geliyor ve katılım sayısı çözmeleri gereken sorunların çeşitliliğini yansıtıyor.

Guterres, salı günü BM Genel Kurulu’nda dünya liderlerinin bir araya geleceği toplantı öncesinde yaptığı açıklamada “İnsanlar liderlerinden bu karmaşadan bir çıkış yolu bekliyor” dedi.

BM lideri, iklim krizinin yol açtığı rekor kıran sıcaklara ve aşırı hava olaylarına gönderme yaparak “Her kıta, her bölge ve her ülke sıcaklığı hissediyor, ancak tüm liderlerin hissettiğinden emin olamıyorum” diye konuştu.

Guterres, küresel ısınmayı Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen 1,5°C sınırının altında tutmak için hala zaman olduğunu ancak dünyanın iklim değişikliğine verdiği tepkinin “son derece yetersiz” kalması nedeniyle “sert” adımlar atılması gerekeceğini söyledi.

Sera gazı emisyonlarının yüzde 80’inden sorumlu olan G20 ülkelerinin yanı sıra ‘büyük kirleticilere’ seslenen Guterres, onlara emisyonları azaltmaya yönelik daha fazla çaba gösterme, kömür kullanımını ve fosil yakıt teşviklerini sona erdirme ve “karbona fiyat biçme” [karbon vergisi uygulama] çağrısı yaptı.

BM Genel Sekreteri, varlıklı ülkelerin gelişmekte olan ülkelere yeşil teknolojiye geçmeleri ve iklim değişikliğinin artan etkileriyle başa çıkmaları için destek sağlamaları gerektiğini de sözlerine ekledi.

Anadolu’nun Orta Çağ dönemi ahşap direkli ve kirişli camileri UNESCO Dünya Mirası Listesinde

Suudi Arabistan‘ın başkenti Riyad‘da gerçekleştirilen 45’inci Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Kurumu (UNESCO) Dünya Miras Komitesi toplantısında dün (19 Eylül) alınan kararla Eskişehir, Afyon, Kastamonu, Konya ve Ankara’daki ahşap destekli beş cami Dünya Mirası Listesi’ne kaydedildi.

Böylelikle Anadolu’nun Orta Çağ’dan bugüne uzanan ahşap direkli ve kirişli Beyşehir Eşrefoğlu Camii (Konya), Sivrihisar Ulu Camii (Eskişehir), Kasaba Köy’ün Mahmut Bey Camii (Kastamonu) ile Ahi Şerefeddin Camii (Ankara) ve Ulu Camii (Afyonkarahisar) de UNESCO Dünya Mirası Asıl Listesi’nde yerini aldı.

Anadolu’nun Orta Çağ Dönemi Ahşap Direkli ve Kirişli Camilerinin listeye eklenmesiyle Türkiye’nin bu listedeki varlık sayısı 21’e ulaştı.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy kararı sosyal medya hesabından duyurdu. 18 Eylül’de Ankara’daki Gordion Antik Kenti‘nin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındığını “müjde” olarak bildiren Ersoy, şu ifadeleri kullandı:

“Yeni bir müjde daha! UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne kültürel varlıklarımızı ilk kez seri olarak kaydettirdik. Gordion’un ardından Anadolu’nun Orta Çağ’dan günümüze uzanan ahşap direkli ve kirişli camileri de #DünyaMirası oldu. Böylece listedeki kültür varlığı sayımızı da 21’e yükselttik. Hayırlı olsun.”

Türkiye’nin UNESCO Dünya Mirası Listesindeki 21 Kültür Varlığı

Şimdiye kadar Türkiye’nin UNESCO Dünya Miras Listesi’ne kaydedilen kültür varlıkları şunlar:

  1. İstanbul’un Tarihi Alanları (İstanbul)(1985)
  2. Göreme Milli Parkı ve Kapadokya (Nevşehir, Kayseri)(1985)
  3. Divriği Ulu Camii ve Darüşşifası (Sivas)(1985)
  4. Hattuşa: Hitit Başkenti (Çorum) (1986)
  5. Nemrut Dağı (Adıyaman)(1987)
  6. Xanthos-Letoon (Antalya, Muğla)(1988)
  7. Hieropolis-Pamukkale (Denizli)(1988)
  8. Safranbolu Kenti (Karabük)(1994)
  9. Troya Arkeolojik Siti (Çanakkale)(1998)
  10. Selimiye Camii ve Külliyesi (Edirne) (2011)
  11. Çatalhöyük Neolitik Kenti (Konya) (2012)
  12. Bursa ve Cumalıkızık: Osmanlı İmparatorluğunun Doğuşu (Bursa)(2014)
  13. Bergama Çok Katmanlı Kültürel Peyzajı (İzmir)(2014)
  14. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri (Diyarbakır)(2015)
  15. Efes (İzmir)(2015)
  16. Ani Arkeolojik Alanı (Kars)(2016)
  17. Afrodisyas Arkeolojik Alanı (Aydın) (2017)
  18. Göbeklitepe (Şanlıurfa)(2018)
  19. Arslantepe Höyüğü (Malatya) (2021)
  20. Gordion Antik Kenti (Ankara) (2023)
  21. Anadolu’nun Orta Çağ Dönemi Ahşap Direkli ve Kirişli Camileri (2023)
‣ Ankara’daki Gordion Antik Kenti, UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı

Araştırma: İklim değişikliği Libya’yı vuran fırtınayı yüzde 40 daha şiddetli hale getirdi

Yani bir analiz, bu ay Libya’nın kıyı kentlerinden Derna’da yıkıcı sele neden olan fırtınanın meydana gelme olasılığının insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlı olarak 50 kata kadar arttığına yüzde 50 daha şiddetli bir hal aldığına işaret etti.

Bilim insanları, Akdeniz’deki fırtınanın Libya’yı vurmadan önce dört gün boyunca şiddetlenerek Yunanistan‘ın orta kesimleri ile Bulgaristan ve Türkiye‘nin bazı bölgelerinde büyük hasara yol açtığını ve iklim değişikliği nedeniyle bu tür aşırı fırtınaların 10 kata kadar daha olası ve yüzde 40’a kadar daha şiddetli olduğunu söyledi.

Daniel Fırtınasının bir günde getirdiği şiddetli yağışlar Libya’nın doğusunda iki barajı taşıran büyük sellere yol açmış, bu da kente yayılan bir su duvarının tüm mahalleleri yerle bir etmesine, köprüleri, arabaları ve insanları denize sürüklemesine neden olmuştu.

Birleşmiş Milletler (BM) İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) 17 Eylül’de yaptığı açıklamaya göre afet nedeniyle 11 bin 200 kişi hayatını kaybetti. BM Dünya Sağlık Örgütü (WHO), bugün yaptığı açıklamada en az 3 bin 998 kişinin öldüğünü doğruladı ve 8 bin ila 9 bin kişinin halen kayıp olduğunu bildirdi.

Fotoğraf: Yousef Murad / AP
‣ Libya’da sel felaketinde ölü sayısı 11,300’e yükseldi: Denizde çürümüş cesetler bulunuyor

‘300 ila 600 yılda bir görülen bir olay’

The Associated Press‘in aktardığına göre araştırmacılar, Libya üzerindeki bir bölgedeki bir günlük maksimum yıllık yağış miktarını inceleyerek, Daniel Fırtınasının günümüz ikliminde 300 ila 600 yılda bir görülen bir olay olduğunu hesapladı.

Ayrıca Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye’yi kapsayan bir bölgede yaz mevsimindeki dört günlük maksimum yağış miktarını da inceleyen bilim insanları, meydana gelen tufanın her beş ila 10 yılda bir meydana gelmesinin beklendiğini tespit etti.

Bilim insanları küresel ısınmanın atmosferin daha fazla su buharı tutmasına neden olduğunu hatırlatarak her 1°C’lik ısınmanın yaklaşık yüzde 7 daha fazla su buharı demek olduğunu ifade etti.

Fotoğraf: Vaggelis Kuosioras / AP
‣ Libya’da meydana gelen selde ölü sayısı 20 bine yükselebilir

Diğer insan faktörleri de afeti derinleştirdi

Aşırı hava olaylarında iklim değişikliğinin olası rolünü hızlı bir şekilde değerlendirmeyi amaçlayan World Weather Attribution tarafından yapılan analiz, Yunanistan’daki tabiatı değiştiren ve daha fazla insanı sele maruz bırakan ormansızlaşma ve kentleşme ile Libya’daki muhtemelen barajlarda bakım eksikliğine ve iletişim arızalarına yol açan çatışmalar gibi diğer faktörlerin de fırtınanın etkilerini kötüleştirdiğini belirtiyor.

Çalışmada ayrıca, barajların böylesine aşırı bir yağışa dayanacak şekilde tasarlanmamış olabileceğine dikkat çekiliyor.

Analize katkıda bulunan 13 araştırmacıdan ve Hollanda‘daki Kızılhaç Kızılay İklim Merkezi‘nden Maja Vahlberg, “Bu olaylar sayesinde, iklim değişikliği ve insan faktörlerinin nasıl bir araya gelerek bileşik ve katlanan etkiler yaratabileceğini şimdiden görüyoruz” dedi.

Fotoğraf: Ricardo Garcia Vilanova / AP
‣ Libya’da sel: En az üç bin kişi yaşamını yitirdi, binlerce insan kayıp

Akdeniz’de iklim krizi ve kasırga

Islak ve nemli hava kasırgaları besliyor. Kasırgaların şiddetinin ve sıklığının artmasındaki bir diğer etken de sıcak deniz suyu. İklim bilimciler, son yıllarda Akdeniz’in 3°C ısındığı uyarısında bulunuyor. Deniz sularının ısınması da kasırgaları yoğunlaştırıp ortaya çıkan rüzgarları hızlandırıyor.

“Akdeniz’de oluşan kasırgaların en yoğun olduğu dönem, Akdeniz’in güney sularının en sıcak olduğu eylül ayının sonundan yıl sonuna kadar olan dönemdir” diyen bilim insanları, Atlantik ve Pasifik bölgelerindeki kasırgalarda en az 27°C su sıcaklığının ideal olduğunu ancak Akdeniz’deki kasırgaların daha soğuk sularda oluşabildiğini vurguluyor. Meteorologlar ise Akdeniz’deki su sıcaklığının halihazırda yaklaşık 28°C olduğunu belirtiyor.

İklim krizi sel riskini nasıl artırıyor?
‣ Araştırma: İklim değiştikçe sel ve kuraklıklar daha sık olacak, daha uzun sürecek
‣ İklim Bilimci Prof. Kurnaz: Şiddetli yağışlar iklim değişikliğinin beklenen, doğal sonuçları
‣ Yanlış kent politikaları iklim krizinin sonucu olan aşırı yağışları sele dönüştürdü

Sokaklarda yaşayan köpeklerin toplanması ve kısırlaştırılmasına ilişkin komisyon kuruldu

Sokaklarda yaşayan köpeklerle ilgili üç bakanlık harekete geçerek hayvanların toplanması ve kısırlaştırılmasına yönelik merkezlerin oluşturulması önerisi gündeme taşındı.

Tarım ve Orman Bakanlığı bünyesinde çözüm önerileri oluşturmak için bir komisyon kuruldu. İçişleri Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından temsilcilerin yer aldığı komisyon, alınacak çerçeve tedbirleri belirledi.

Bu tedbirler kapsamında sokaklarda yaşayan köpeklerin hızla kısırlaştırılacağı ve köpeklerin yuvalandırılmasının teşvik edileceği belirtildi.

Komisyona sunulan öneriler arasında büyükşehirler başta olmak üzere il ve ilçelerde toplanma ve kısırlaştırma merkezlerinin kurulması da yer alıyor. Barınak açılması ve kısırlaştırma işlemlerinde de yeni bir uygulama söz konusu. Buna göre maliyetlerin yüksek olması nedeniyle belediyeler bu sorumluluğu yerine getiremezse işlemler Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından yapılacak.

Bakanlığa ait bazı arazilerin toplanma merkezi ve barınak olarak kullanılmasının önü açılacak. Kısırlaştırma uygulamaları konusunda veterinerlik fakültelerinden tıbbi destek alınacak. Ayrıca, evcil hayvanlarını sokağa terk edenlere yönelik daha caydırıcı tedbirler alınacak.

Kabine toplantısında Tarım ve Orman Bakanlığı’nın söz konusu tedbirlere ilişkin bir sunum yapması da bekleniyor.

MersinKuir kuruldu: Seni bekliyor

Mersin’de LGBTİ+ öğrenciler için artık bir platform kuruldu. Öğrenciler MersinKuir çatısı altında bir arada olacak.

KaosGL‘nin aktardığına göre; öğrencilerin kurduğu MersinKuir, LGBTİ+’ların bir arada olması, güvenli alanların büyütülmesi ve örgütlenerek güçlenmek amaçlarıyla ortaya çıktı.

Türkiye’de son yıllarda, özellikle 14 Mayıs seçimleri öncesi AKP ve MHP, Yeniden Refah gibi iktidar ortağı partilerin temsilcilerince sürekli ortaya atılan nefret söylemleri nedeniyle LGBTİ+’lara yönelik hak ihlalleri artırılmış durumda. Bu nedenle de LGBTİ+’ların bir arada olmaları ve güvenli alanları büyütmek üzere çalışmalar yürütmeleri önem taşıyor. Bu amaçlarla çağrıya çıkan MersinKuir de topluluğa katılacak gönüllüler arıyor.

MersinKuir’in topluluk kuralları ise şöyle:

  • “LGBTİ+ fobik, ırkçı, veganfobik, cinsiyetçi vb. bir söylem kullanılmamalı.
  • Bir kişinin beyanı ve beyana yönelik şeyler o kişi açıklamadan sorulmamalı.
  • Özel hayata saygı duyulmalı, onay alınmadan bilgileri paylaşılmamalı.
  • Hitap, bireyin beyanına olmalı. Kişilere kendilerine nasıl seslenilmelerini istedikleri sorulmalı.
  • Nezaket ve görgü kuralları gözetilmeli.
  • Kendi deneyimlerini ve fikirlerini paylaşırken diğerlerinin hassasiyeti gözetilmeli; özellikle cinsellik, şiddet, doğal afet, kayıp gibi konularda tetiklenebileceği unutmamalı ve konuşmaya başlamadan uyarılmalı.
  • Herkesin örgütlenme ve eylem yöntemi kendine özgüdür ve yargılanamaz.
  • Etkinliklerimizde birbirimize temas etmeden önce onay almalıyız.”

 

Araştırma: Sıcak dalgaları okyanus derinliklerini yüzeyden çok daha ciddi şekilde etkiliyor

Yeni bir çalışma, denizlerdeki sıcak dalgalarının daha uzun sürebileceğini ve daha derin sularda daha yoğun etkilerde bulunabileceğini ve bu durumun iklim değişikliğine bağlı aşırı hava olaylarının daha sık yaşanmasıyla hassas türleri potansiyel olarak tehdit edebileceğini ortaya koyuyor.

Okyanuslar, sanayi çağının başlangıcından bu yana fosil yakıt kullanımı başta olmak üzere çeşitli insan faaliyetlerinden kaynaklanan karbon kirliliğinin yol açtığı ısınmanın yüzde 90’ını absorbe etmiş durumda.

Anormal derecede yüksek su sıcaklıkları anlamına gelen deniz sıcak dalgaları, son zamanlarda daha sık ve yoğun hale geliyor.

Nature Climate Change dergisinde yayımlanan araştırmaya göre bunlar, dayanılmaz derecede sıcak sulardan kaçmak için göç edemeyen, Büyük Set Resifi‘ndeki mercanlar ve güney Avustralya ve kuzeydoğu Pasifik‘teki yosun ormanları gibi türler üzerinde özellikle ciddi bir etkiye sahip olabilir.

‘Derinlerdeki sıcak dalgaları yüzdeydekinden yüzde 19 daha güçlü olabiliyor’

Araştırmayı yürüten bilim insanları daha derin sulardaki ani sıcaklık artışlarının etkilerini inceledi ve baş yazar Eliza Fragkopoulou bunun “yüzeyin altındaki deniz sıcak dalgalarını inceleyen ilk girişim” olduğunu söyledi.

Portekiz‘deki Algarve Üniversitesi Deniz Bilimleri Merkezi Fragkopoulou, “Deniz sıcak dalgaları ve bunların etkileri çoğunlukla okyanus yüzeyinde inceleniyordu ve okyanusların derinlikleri üzerindeki etkilerine ilişkin pek fazla bilgimiz yoktu” dedi.

Araştırmacılar, sahada yapılan gözlemler ve modellemeler kullanarak, yüzeyin 2000 metre derinine ilişkin veriler de dahil olmak üzere, 1993’ten 2019’a kadar olan küresel deniz sıcak dalgalarını inceledi.

Bilim insanları, sıcak dalgalarının yoğunluğunun en yüksek olduğu bölgelerin yüzeyin 50 ila 200 metre altı olduğunu ve buradaki sıcak dalgasının zaman zaman yüzeydekinden yüzde 19‘a kadar daha güçlü olduğunu tespit etti.

‘En yoğun etkilenen alanlar Kuzey Atlantik ve Hint Okyanusu’

Çalışmada, sıcak dalgasının süresinin de derinlikle birlikte arttığı ve yüzeydeki sıcaklıkların normale dönmesinden sonra iki yıla kadar devam ettiği belirtildi.

Deniz sıcak dalgalarının bölgesel değişkenliği, biyoçeşitliliğin maruziyetinin ölçülmesini zorlaştırıyor ve süreleri farklı okyanus koşulları nedeniyle konuma göre değişiyor.

Fragkopoulou, genel olarak biyoçeşitlilik üzerindeki en yoğun etkilerin yüzeyden 250 metre derinliğe kadar olan bölgede görüldüğünü söyledi.

Çalışmada, Kuzey Atlantik ve Hint Okyanuslarının 1000 ila 2000 metre arasındaki derinliklerinin bu etkilere en yüksek ölçüde maruz kalan alanlar olduğu ifade edildi.

Fotoğraf: Nick Graham

Daha iyi gözlemlere ‘acil’ ihtiyaç var

Geçen ay Nature dergisinde yayımlanan ayrı bir çalışma, bazı deniz canlılarının sıcağa diğerlerinden daha iyi dayanabildiğini ve okyanus balıklarının denizdeki sıcak dalgalarına sayıları üzerinde büyük bir etki olmaksızın dayanabildiğini ortaya koydu.

Fragkopoulou, turizm ve balıkçılık üzerindeki potansiyel etkilerini ortaya çıkarmak için daha derin okyanuslardaki sıcak dalgaları hakkında daha fazla araştırmaya ihtiyaç olduğunu söyledi.

Fragkopoulou, şunları kaydetti:

Denizlerdeki sıcak dalgalarının derin deniz biyoçeşitliliği üzerindeki etkilerinin hâlâ büyük ölçüde bilinmediği göz önünde bulundurulduğunda, bunların etkilerini anlamak için küresel okyanusun daha fazla ve daha iyi izlenmesine acil ihtiyaç var.”

Atikhisar Barajı yanına yapılmak istenen altın madeni projesi yine durduruldu

Çanakkale’de Sarıçay üzerinde bulunan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzasında, Koza A.Ş. tarafından yapılmak istenen altın ve gümüş madeni projesi kurul kararı ile durduruldu.

Kararı Çanakkale Belediye Başkan Yardımcısı Mehmet İrfan Mutluay duyurdu. Mutluay, Çanakkale’nin tek içme ve kullanma suyu kaynağı olan Atikhisar Barajı’nın su toplama havzasına bin 400 metre mesafede alanı bulunan proje için yapılan Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) İnceleme Değerlendirme kurul toplantısından hayır oyu çıktığını bildirdi.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığında yapılan toplantıya Mutluay, CHP Çanakkale İl Başkanı Doğan Ateş, İDA Dayanışma Derneği Başkanı Ekrem Akgül, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi’ni temsilen Merve Sayılan, Eskişehir Çevre Derneği Başkanı Sadık Yurtman, TEMA Temsilcisi Onur Küçük ve Çevre Hukukçusu Cömert Uygar Erdem katılarak itirazda bulundu. Mutluay karara ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“İklim değişikliği ve kuraklığın etkilerini derinden hissettiğimiz ve yangınlarla ormanlarımızı kaybettiğimiz bugünlerde yeni ormanlık alanların tahribatına yol açacak ve tek su kaynağımız olan Atikhisar Barajı’mızı tehdit edecek proje kurul kararı ile durduruldu. Sürecin takipçisi olacağız ve yaşam alanlarımızı korumak adına tüm gücümüzle mücadeleye devam edeceğiz.”

Şirket daha önce de denemişti

Çanakkale‘de Koza Altın İşletmeleri A.Ş tarafından yapılması planlanan altın-gümüş maden ocağına daha önce verilen ‘ÇED olumlu kararı‘na karşı açılan davada bilirkişi heyeti doğa severleri haklı bulmuştu. 

İda Dayanışma Derneği, Atikhisar Koruma Havzası içerisinde yer alan Terziler Altın ve Gümüş Madeni Projesi’ni hayata geçirmek isteyen şirkete karşı 13 Haziran 2020’de dava açmıştı. Dava sonucunda bilirkişi heyeti atanmasına karar verilmişti. Bölgede incelemeler yapan bilirkişi heyeti, projenin çevreye zarar vereceğinin altını çizmişti. Raporda projenin neredeyse 50,29 hektarlık bir alana kurulacağı belirtiliyordu.

Bu alanın yaklaşık 42,81 hektarının orman, 7,48’inin ise tarım arazisi olduğu belirtilip maden ocağının ekosisteme zarar vereceği vurgulanıyordu. Bilirkişi heyeti, fayda ve maliyet analizinin sadece maddi olarak hesaplandığını, çevresel etkilerin göz ardı edildiğini söylemişti.

Bugün ise şirket yine aynı talepte bulundu ancak kurul kararıyla talep yine onaylanmadı.

Cengiz İnşaat, Cennet Koyu’ndaki otel projesi için kapasite artışı başvurusunda bulundu

Cengiz İnşaat‘ın sahibi Mehmet Cengiz, Muğla‘nın Bodrum ilçesindeki Cennet Koyu’nda başlattığı otel projesinine ilişkin kapasite artışı başvurusu yaptı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın onay vermesi halinde, otel projesi arkeolojik ve doğal sit alanını da kapsayacak şekilde genişletilecek.

Öte yandan, daha önce verilen Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) iznine karşı açılan dava ise hâlâ sürüyor.

Bodrum’un en değerli arazisi olarak nitelendirilen Cennet Koyu’ndaki 700 dönümlük kamu arazisi, Özelleştirme Yüksek Kurulu’nun kararıyla 2010’da özelleştirme kapsam ve programına alındı.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Bodrum İlçe Koordinasyon Kurulu Sekreteri Mustafa Erdoğan, “Bilirkişilere inceleme sırasında projeyi büyüteceklerini söylemiştik. Dediklerimiz çıkıyor. Orada çok büyük ve yoğun bir inşaata girişecekler. ÇED sürecinden muaf tutulmak için oda sayısını küçük gösterdiler. Her oda yaklaşık 1500 metre kare” dedi.

‣ CHP, Cennet Koyu’nun Hazine’ye devri için başvuru yaptı: Yasal bir zorunluluk
‣ Cennet Koyu’nda yargı kararlarına rağmen devam eden Cengiz Otel inşaatına tepkiler büyüyor

Ne olmuştu?

Cengiz İnşaat’ın, daha önce de girişimlerde bulunduğu Bodrum Cennet Koyu’nda otel ve villa inşa etmek için dünyaca ünlü lüks marka Bulgari ile anlaştığı iddia ediliyordu. Cengiz Holding bünyesindeki şirket, kamu arazisini 2012 yılında satın almış; Danıştay, arazinin özelleştirme kararını iki kez iptal etmişti.

 Cengiz Holding, Cennet Koyu’ndan vazgeçmiyor: Otel ve villa projesi için anlaştı

Araziyi satın almak için Ziraat Bankası’ndan çekilen 277 milyon TL krediye usulsüz krediye dair suç duyurusu başlatılmış, fakat takipsizlikle sonuçlanmıştı. Geçen yıl Haziran ayında, projenin diğer ortağı Fettah Tamince’nin şirketi Bodrumbir Turizm Yatırım A.Ş., ayrılmış, şirket Eylül 2021’de Cengiz İnşaat ile birleşti.

Cennet Koyu, Üçüncü Derece Arkeolojik Sit Alanı ve koruma alanı içerisinde bulunuyor. Bölge ayrıca Akdeniz foku, çizgili yunus ve deniz kaplumbağalarının da yaşam alanı.

Şirket Ocak 2021 yılında Cennet Koyu’nda dört adet mendirek yapısıyla iki adet plaj yapmak için ÇED başvurusunda bulunmuş, çevre aktivistleri inşaatın yapılmaması için imza kampanyası başlatmıştı.

 Cennet Koyu’nda yapılacak projeye karşı imza kampanyası başlatıldı

Dünya genelinde güneş panellerine yapılan yatırımlar 2022’de rekor kırdı

İklim krizi ve enerji fiyatlarında yaşanan artış sonrası 2022 yılında ev ve iş yerleri çatılarına kurulan güneş enerjisi panellerinin satışı rekor kırarak yüzde 49’luk bir artış gösterdi.

Uzmanlar dünya genelinde yaşanan ekonomik ve siyasi belirsizlik, iklim değişikliği, pandemi vb. gibi sebeplerden ötürü vatandaşlar arasında özellikle “hane halkı için gerekli enerjiyi kendi kendilerine üretme fikrinin” giderek yaygınlaştığını ifade ediyor.

Avrupa Birliği‘ne (AB) bağlı araştırma şirketi SolarPower Europe‘a göre, 2022’de güneş panelleri dünya genelindeki ev ve iş yerlerinde bir önceki seneye göre 118 milyar watt (gigawatt veya GW) daha fazla enerji elde etti.

euronews‘ün aktardığına göre, küresel anlamda 36 milyondan fazla hane, sadece güneş panelleri kullanarak ev içinde gerekli tüm enerji ihtiyacını karşılar hale geldi.

Avrupa’da güneş panelleri sistemlerine yatırım artarken, maliyetler de gelişen teknoloji sayesinde azalıyor. Kaynak: solarpowereurope.org

Güneş, 2023’te Avrupa’nın enerji ihtiyacının yarısından fazlasını karşılayacak

Verilere göre, 2023 yılında AB ülkelerindeki güneş panelleri santralleri ile ev ve iş yerlerinin çatılarında kurulu küçük çaplı düzenekler, kıtadaki enerji ihtiyacının yüzde 57’sini karşılamaya yetecek noktaya gelecek.

Avrupa‘ya bakıldığında 2023’te güneş enerjisine yatırım ortalama yüzde 45 oranında arttı ve toplamda 1,612 TW (teravat) saat “sürdürülebilir yeşil enerjinin” 1,2 trilyon TW’si güneş panellerinden elde edildi.

SolarPower Europe Başkanı Aristotelis Chantavas, dünya genelinde özellikle petrol ve gaz gibi fosil yakıtlar konusunda defalarca kriz çıktığını ve artık insanların bu krizlerin hiç bitmediğinin farkına vardığını belirtiyor ve ekliyor:

Dünyanın her yerinde insanlar artık hiç olmadığı kadar güneş enerjisine yöneliyor. Enerji ve iklim krizleriyle geçen bir yılda güneş enerjisi vatandaşlar için bir çıkış yolu, bir umut oldu.”

Dünya genelinde başta Çin, Hindistan ve ABD güneş panellerine büyük yatırım yapıyor. Fotoğraf: Brian Inganga / AP

‘Son yıllarda yatırımlar rekor kırarak ilerliyor’

Küresel çapta son 10 seneye baktığımızda güneş enerjisi başta olmak üzere diğer sürdürülebilir ekoloji dostu yeşil enerji sistemlerine yapılan yatırımın giderek arttığını ve rekor kırdığını görüyoruz.

Dünya ülkelerinin güneş enerjisinden yılda 1 teravat elektrik enerjisi elde etme süreci yaklaşık 22 sene sürdü. Ancak uzmanlara göre son yıllarda bu düzeneklere yapılan yatırımlar rekor kırarak ilerliyor.

Bu sebeple veriler, 2030 yılına gelindiğinde her sene 1 teravat enerji elde edecek kadar güneş enerjisi sistemleri yatırımı yapılacağını gösteriyor.

2020-2022 arası dünyadaki güneş paneli kurulumu kapasitesi. Kaynak: solarpowereurope.org

Avrupa’da güneş enerjisine yatırım yapan başlıca ülkeler

SolarPower Europe raporuna göre güneş enerjisi alanında lider konumdaki ülkeler yakın zamanda bu alana çok daha fazla yatırım yapacak.

2022 yılında, yılda en az 1 GW kurulum yapan ülkelerin sayısı iki katından fazla artarak 12’den 26’ya çıktı. Rapor, 2025 yılına kadar 50’den fazla ülkenin yılda 1 GW’tan fazla güneş enerjisi kurulumu gerçekleştireceğini öngörüyor.

Verilere göre Avrupa’da toplamda 12 ülke güneş enerjisi sistemlerine büyük yatırım yapıyor. Bu ülkelerin başını İspanya, Almanya, Polonya, Hollanda ve İtalya çekiyor.

Polonya’nın güneş enerjisi alanındaki yatırımları tahminlerinde ötesine geçmiş durumda. Ülkede çıkan yeni yasa doğrultusunda ev sahipleri evlerinin çatısına kurdukları güneş panelleriyle elektrik enerjisi elde ediyor, bu enerjiyi satıp para kazanıyor ve küçük de olsa devletten bir ödül alıyor. Bu sebeple ülkede küçük çaplı çatı üstü güneş panellerine büyük bir talep var.

Dünya geneline baktığımız zaman küçük ya da büyük çaplı olsun güneş panellerine ve santrallerine 2022’de en çok yatırım yapan 26 ülke şu şekilde:

  1. Çin
  2. ABD
  3. Hindistan
  4. Brezilya
  5. İspanya
  6. Almanya
  7. Japonya
  8. Polonya
  9. Hollanda
  10. Avustralya
  11. Güney Kore
  12. İtalya
  13. Fransa
  14. Tayvan
  15. Şili
  16. Danimarka
  17. Türkiye
  18. Yunanistan
  19. Güney Afrika
  20. Avusturya
  21. İngiltere
  22. Meksika
  23. Macaristan
  24. Pakistan
  25. İsrail
  26. İsviçre
Almanya’nın Marl şehrinden bir kare. Almanya, Avrupa’da güneş panellerine en çok yatırım yapan ülkeler arasında yer alıyor. Fotoğraf: Martin Meissner / AP

Güneş enerjisinin önündeki en büyük sorun: Eski elektrik altyapıları

Güneş panelleri ve bu düzeneklerden elde edilen elektriğin depolanması ve dağıtımı sanıldığı kadar kolay değil. ABD, Çin, Hindistan, Meksika, Türkiye ve Brezilya gibi kalabalık ülkeler başta olmak üzere dünya genelinde güneş enerjisine en çok yatırım yapan ülkelerden en az 20’si en büyük sorunlarını elektrik altyapılarının eski oluşu olarak tanımlıyor.

Elektrik, fosil yakıtlar gibi kolay depolanabilir yapıda değil. Elektriğin sürekli olarak akış halinde olması ve üretilirken de aynı zamanda tüketilmesi gerekiyor. Avrupa ve Amerika kıtaları dahil birçok ülkenin elektrik şebekeleri eski ve döşenen bakır kablolar, trafolar ve dağıtım sistemleri on yıllardır kullanılıyor ve yapıları oldukça sınırlı.

Raporda, sınırlı şebeke kapasitesi ve ulusal elektrik sistemlerindeki esneklik veya depolama eksikliği sebebiyle, küresel güneş enerjisi dönüşümüne yönelik kritik bir risk oluştuğu ortaya çıkıyor.

SolarPower Avrupa Piyasa İstihbaratı Direktörü Michael Schmela, bu konu hakkında “Elektrik şebekeleri ve sistemlerin esnekliği, enerji geçişinin uyuyan devi ve güneş panellerine yatırım arttıkça bu dev sorun da hızla uyanıyor” diyor:

Çok büyük miktarda güneş panelleri kurulumu yapıyoruz ve bunu ihtiyacımız olduğunda kullanabilmemiz gerekiyor. Bu enerji sistemi geçişini sağlayabilmemiz için hükümetlerin elektrik ve depolama altyapılarını iyileştirmek için yatırım yapması ve bunu siyasi açıdan da öncelikli hale getirmesi gerekiyor.”

Araştırma: İklim krizi Türkiye’deki sellerin olasılığını 10 kat artırdı

İnsan kaynaklı küresel ısınma, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye‘de şiddetli yağış olasılığını 10 kata kadar, Libya‘da ise 50 kata kadar artırdı; sel ovalarındaki yapılaşma, barajların bakımsızlığı ve diğer yerel faktörler aşırı hava koşullarını insani bir felakete dönüştürdü.

World Weather Attribution grubundan iklim bilimcilerden oluşan uluslararası bir ekip tarafından yapılan hızlı analize göre, Eylül ayı başında Akdeniz‘in büyük bölümünde yıkıma neden olan şiddetli yağışların sera gazı emisyonlarından kaynaklanan iklim değişikliği nedeniyle gerçekleşme olasılığı daha yüksek.

Çalışmada ayrıca şiddetli yağmurun yol açtığı yıkımın, sele eğilimli bölgelerdeki yapılaşma, ormansızlaşma ve Libya’daki çatışmanın sonuçları gibi faktörler nedeniyle çok daha büyük olduğu tespit edildi.

Libya’da sel felaketinde ölü sayısı 11300’e yükseldi
Libya’daki sel felaketinin bilançosu uydu görüntülerine yansıdı
Libya’da meydana gelen selde ölü sayısı 20 bine yükselebilir
Fotoğraf: Reuters

Eylül ayı başlarında İspanya‘yı etkileyen bir alçak basınç sistemi ve Doğu Akdeniz‘de oluşan Daniel Fırtınası, 10 gün boyunca İspanya, Yunanistan, Bulgaristan, Türkiye ve Libya‘nın da aralarında bulunduğu birçok ülkeye büyük miktarda yağmur getirdi.

Şiddetli yağmur bölge genelinde büyük sellere yol açarak Bulgaristan‘da dört, İspanya‘da beş, Türkiye‘de yedi ve Yunanistan‘da 17 kişinin ölümüne neden oldu. En büyük felaket, sellerin iki barajın çökmesine neden olduğu Libya’da meydana geldi. Kayıpların kesin sayısı hala net olmamakla birlikte, şu anda sadece Derna‘da 3 bin 958, Libya’nın başka yerlerinde ise 170 kişinin öldüğü teyit edilmiş durumda ve 10 binden fazla kişi hala kayıp. BM’ye göre ülkede şu ana kadar ölü sayısı 11 bin 300 civarında.

İklim değişikliğinin bölgedeki şiddetli yağışlar üzerindeki etkisini ölçmek için bilim insanları, 1800’lerin sonlarından bu yana yaklaşık 1,2°C’lik küresel ısınmanın ardından bugünkü iklim ile geçmişteki iklimi karşılaştırmak üzere iklim verilerini ve bilgisayar modeli simülasyonlarını analiz etti.

Bilim insanları analizlerini üç bölgeye ayırdı: Analizin, yağışların çoğunun düştüğü ülkenin kuzeydoğu kısmına odaklandığı Libya; analizin art arda dört gün boyunca maksimum yağışa baktığı Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye; ve yağmurun çoğunun sadece birkaç saat içinde düştüğü İspanya.

Fotoğraf: Giannis Floulis/Reuters- Yunanistan,
Fotoğraf: Giannis Floulis/Reuters

Analiz: İklim krizi Libya’da şiddetli yağış olasılığını 50 kat artırdı

Libya için bilim insanları, insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının bir sonucu olarak, insan kaynaklı iklim değişikliğinin olayın gerçekleşme olasılığını 50 kata kadar artırdığını ve dönem boyunca yüzde 50’ye kadar daha fazla yağmur yağdığını tespit etti. Bu olay hala son derece olağan dışı olarak kabul ediliyor ve mevcut iklimde sadece 300-600 yılda bir meydana gelmesinin beklenebileceği belirtiliyor.

Kazma Bırak’tan iklim krizi kaynaklı afetlere karşı birlik ve mücadeleye çağrısı
Yunanistan’ta görülmemiş sel felaketi üç can aldı
Yunanistan kayıtlarına göre 93 yılın en şiddetli yağmur fırtınası
Fotoğraf: Giannis Floulis/Reuters- yunanistan
Fotoğraf: Giannis Floulis/Reuters

İklim krizi: Türkiye’deki şiddetli yağış olasılığı 10 kat arttı

Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye için yapılan analiz, iklim değişikliğinin, gezegeni ısıtan insan faaliyetlerinin bir sonucu olarak, şiddetli yağmurun gerçekleşme olasılığını 10 kata kadar arttırdığını ve yüzde 40’a kadar daha fazla yağmur yağdığını gösterdi. Üç ülkenin bir bölümünü kapsayan bu geniş bölge için bu olay artık oldukça yaygın ve yaklaşık her 10 yılda bir beklenebilir, yani her yıl gerçekleşme olasılığı yüzde 10. Etkilerin çoğunun gerçekleştiği orta Yunanistan’da ise bu olayın gerçekleşme olasılığı daha düşük ve 80-100 yılda bir gerçekleşmesi bekleniyor; bu da her yıl gerçekleşme olasılığının yüzde 1-1,25 olduğu anlamına geliyor.

Yağmurun çoğunun sadece birkaç saat içinde düştüğü İspanya’da, bilim insanları bu tür şiddetli yağışların 40 yılda bir beklendiğini tahmin ediyor, ancak mevcut iklim modelleri bir günden daha kısa zaman ölçeklerinde şiddetli yağışları zayıf bir şekilde temsil ettiği için tam bir ilişkilendirme analizi yapılamadığı aktarılıyor.

Olaylar nispeten küçük alanlarda meydana geldiğinden ve çoğu iklim modeli bu küçük ölçeklerdeki yağışları iyi temsil etmediğinden, bu bulgular büyük matematiksel belirsizliklere sahip.

Fotoğraf: Elias Marcou/Reuters- Yunanistan
Fotoğraf: Elias Marcou/Reuters

Bilim insanları, iklim değişikliğinin bu gibi olayların olasılığını ve yoğunluğunu etkilememiş olma ihtimalini tamamen göz ardı edemeseler de, birkaç nedenden dolayı bir rol oynadığından eminler: artan sıcaklıklar genellikle daha şiddetli yağışlara yol açar ve çalışmalar sıcaklıklar arttıkça bölgede daha şiddetli yağmur öngörür. Araştırmacılar şiddetli yağmur olasılığını azaltan ve iklim değişikliğinin etkisini dengeleyen faktörlere dair ise hiçbir kanıt bulamadı ve bölgedeki hava durumu istasyonu verileri daha şiddetli yağmura doğru bir eğilim gösteriyor. Modellerdeki sınırlamalar nedeniyle, bilim insanları daha önceki çalışmalarda yaptıkları gibi iklim değişikliğinin etkisine ilişkin merkezi bir tahmin vermedi, bunun yerine etkinin bir üst sınırını ortaya koydu.

Çalışmanın kilit bulgularından biri, bazı bölgelerde gözlemlenen çok büyük etkilerin, nüfusun yüksek kırılganlığı ve olaya maruz kalmalarının bir kombinasyonundan kaynaklandığı tespiti. Orta Yunanistan’daki etkilenen bölgede, şehirlerin ve toplulukların çoğu ve altyapının büyük bir kısmı sele eğilimli alanlarda yer alıyor.

Çatışma ve siyasi istikrarsızlık Libya’daki sele su taşıdı

Libya’da, uzun süren silahlı çatışma, siyasi istikrarsızlık, potansiyel tasarım hataları ve barajların yetersiz bakımı gibi çeşitli faktörlerin bir araya gelmesi felakete katkıda bulundu. Bu faktörlerin etkileşimi ve iklim değişikliğiyle daha da kötüleşen çok şiddetli yağmur, aşırı yıkımı yarattı.

Çalışma, Yunanistan, Hollanda, Birleşik Krallık ve Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki üniversiteler ve araştırma merkezlerinden bilim insanlarının da dahil olduğu Dünya Hava Durumu Atfetme grubunun bir parçası olarak 13 araştırmacı tarafından yürütüldü.

Araştırmada yer alan Atina Ulusal Gözlemevi Araştırma Direktörü Vassiliki Kotroni, “Orta Yunanistan’ı etkileyen aşırı yağış miktarları ve bunların yıkıcı etkileri, erken uyarı sistemlerini etki temelli uyarılara, Sivil Koruma müdahale kapasitesine ve iklim değişikliği çağında dirençli altyapıların tasarımına yönelik olarak yeniden düzenlememiz gerektiği konusunda bir kırılma noktasıdır” dedi.

Fotoğraf: Reuters- Yunanistan-sel
Fotoğraf: Reuters

‘Akdeniz, iklim değişikliğinin yol açtığı tehlikelerin en yoğun yaşandığı yerlerden biri’

Londra Imperial College Grantham Enstitüsü – İklim Değişikliği ve Çevre Bölümü İklim Bilimi Kıdemli Öğretim Görevlisi Friederike Otto ise analizlerine ilişkin olarak şunları aktardı:

“Akdeniz, iklim değişikliğinin yol açtığı tehlikelerin en yoğun yaşandığı yerlerden biri. İklim değişikliğinin parmak izinin çok net bir şekilde görüldüğü yıkıcı sıcak dalgaları ve orman yangınlarının yaşandığı bir yazın ardından, küresel ısınmanın bu sellere katkısını ölçmek daha zor oldu. Ancak her türlü aşırı hava koşuluna karşı kırılganlığı azaltmanın ve dayanıklılığı arttırmanın gelecekte hayat kurtarmak için çok önemli olduğuna hiç şüphe yok.”

Kızılhaç Kızılay İklim Merkezi Direktörü Julie Arrighi ise “Bu yıkıcı felaket, iklim değişikliği kaynaklı aşırı hava olaylarının insani faktörlerle birleşerek nasıl daha büyük etkiler yarattığını, daha fazla insanın, varlığın ve altyapının sel risklerine maruz ve savunmasız kaldığını gösteriyor” dedi ve ekledi:

“Bununla birlikte, bu felaketlerin rutin hale gelmesini önlememize yardımcı olabilecek, güçlendirilmiş acil durum yönetimi, iyileştirilmiş etkiye dayalı tahminler ve uyarı sistemleri ve gelecekteki iklim için tasarlanmış altyapı gibi pratik çözümler bulunuyor.”