Ana Sayfa Blog Sayfa 1069

11. Pembe Hayat KuirFest Başvuruları Başladı

Bu sene 11’nci kez izleyicilerle buluşacak KuirFest, 2022 yılı için hazırlıklarına başladı.

LGBTİ+ temalı filmler ve/veya kuir yapımlar için son başvuru tarihi 15 Haziran 2022 olarak belirlendi. Başvurular, FilmFreeway üzerinden yapılacak.

Festival, bu yıl eylül ve ekim aylarında Ankara ve İstanbul’da gerçekleşecek. Festivalde bu sene de dünyanın birçok köşesinden ve Türkiye’den LGBTİ+ yapımlar yer alacak. Festivalde bu sene de özel seçkilerin, sürpriz konukların olacağı kaydedildi.

Başvuru Koşulları

Yapımlarının festivalde gösterilmesini isteyenler için başvuru koşulları şöyle sıralandı:

  • LGBTI+ temalı filmler ve/veya kuir yapımlar festivale başvurabilir.
  • İlk gösterimini Ocak 2020’den önce yapmış filmler kabul edilmeyecektir.
  • Festivalin seçeceği filmlerin yüksek çözünürlüklü indirilebilir gösterim kopyalarına sahip olmaları gerekmektedir.
  • Orijinal dili İngilizce olmayan filmlerin kopyaları İngilizce altyazılı olmalıdır. Orjinal dili İngilizce olan filmlerin diyalog listesi göndermesi gerekmektedir.
  • Seçilen filmlerin tüm tanıtım materyalleri seçildiğine dair bildirimin ardından iki hafta içinde [email protected] adresine gönderilmelidir. Sağlanan materyallerdeki eksik ya da hatalı bilgilerin sorumluluğu festivale ait değildir.
  • Katalogda yayınlanacak yazılar festivalin inisiyatifindedir.
  • Festival programına kabul edilen filmlerden en fazla 3 dakikalık görüntü, hem filmin hem festivalin tanıtımı için ulusal ya da uluslararası medyada gösterilmek üzere kullanılabilir.
  • Festival, hem seçilen filmin hem de bütün programın tanıtımını yapmak üzere kendi web sitesinde ve sosyal medya kanallarında görselleri kullanma hakkına sahiptir.
  • Festival yönetimi seçilen filmlerin gösterim programına karar veren tek yetkilidir.
  • Filmin festivalden geri çekilebilmesi için son tarih 01 Temmuz 2021’dir.
  • Festivalin tarihleri COVID-19 pandemisi veya benzer sosyal hayatı engelleyen durumlarda değişkenlik gösterebilir. Festival böyle bir durumda, filmleri çevrimiçi, kapalı bir platformda gösterim yapabilir.

Kanal İstanbul’un çevresine kurulacak Yenişehir’in üç etabına ait tapular onaylandı

Kanal İstanbul projesinin çevresinde tarım ve orman alanlarına kurulacak Yenişehir için çalışmalar devam ediyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Kanal İstanbul’un çevresine kurulacak Yenişehir’in 1, 2 ve 3’üncü etaplarına ait tapulara ilişkin imar uygulamasını onayladı. Arnavutköy ve Başakşehir’i kapsayan etaplara ilişkin tapular da itiraz için askıya çıkarıldı.

Temmuz ayında ilk üç etap için hazırlanan imar planı Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından gelen itirazların ardından revize edilmişti.

Kadastro cetveli bir ay süreyle askıda kalacak

Sözcü‘den Özlem Güvemli‘nin haberine göre Bakanlık, Yenişehir Rezerv Yapı Alanı‘nın 1, 2 ve 3’üncü etaplarının planlama sürecinin tamamlanmasının ardından, İmar Kanunu‘nun 18. Maddesi hükmü gereğince hazırlanan imar uygulamasını 10 Ocak 2022 tarihinde onayladı.

Net arsa tapularının belirlendiği 18. Madde uygulamasına ilişkin kadastro cetveli, itirazlar için 17 Ocak itibariyle askıya çıkarıldı. Kadastro cetveli bir ay süreyle askıda kalacak.

Tapusu olan alanlar, Yenişehir’de en çok yapılaşmanın yer aldığı iki ilçe ve 15 mahalleyi kapsıyor.

Tapusu çıkan mahalleler ise şöyle: Arnavutköy’ün Çilingir, Tayakakadın, Hacımaşlı, Haraççı, Sazlıbosna, Dursunköy, Yeniköy, Baklalı, Hadımköy, Boyalık, Yassıören, Taşoluk mahalleleri ile Başakşehir ilçesinin Kayabaşı, Şamlar, Şahintepe mahalleleri.

‘Kanal bahane inşaat şahane’

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve Bakırköy CHP Belediye Meclis Üyesi Nadir Ataman konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Kanal İstanbul ihalesinde bir gelişme olmadığını ancak kanal manzaralı projelere başlanacağını ifade etti:

İnşaatların başlaması için tarladan arsaya dönüşü yapan imar kanunu 18 uygulaması askıya çıktı. 5 üst düzey bürokratın pasif göreve alındığı Kanal İstanbul yeni şehir 18 uygulaması askıya çıktı. Eylül ayında seçime hazırlanan AKP’nin inşaatı canlandırma hamlesinin bir tezahürü olduğunu görüyoruz. Kanal İstanbul ihalesinde bir gelişme yok ama kanal manzaralı projeler başlayacak.

Biz başından beri bunun bir imar rant projesi olduğunu söylemiştik. Kanal bahane inşaat şahane! Rant imar beton aşkınızın karşısında CHP örgütü ve halk var. Kanalı yapamadığınız gibi yeni şehri de yapamayacaksınız. Yaptırmayacağız demiyoruz, yapamayacaksınız diyoruz.”

Acele kamulaştırma kararı verilmişti

Kanal İstanbul güzergahında bulunan Başakşehir Tatarcık Mahallesi’ni de kapsayan Özel Proje Alanı‘nın tapu ve ruhsat süreci de 4 Mayıs 2021 tarihinde onaylanmış ve askıya çıkarılmıştı.

Daha önce de Kanal İstanbul projesiyle bağlantılı Kuzey Marmara Otoyolu projesinin Nakkaş-Başakşehir kesimi için acele kamulaştırma kararı verilmişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ekim ayında yaptığı bir açıklamada Kanal İstanbul’un fiilen uygulanma aşamasına geldiğini söylemişti.

İBB Ekrem İmamoğlu ise, Kanal İstanbul’un yapılmayacağını taahhüt ettiklerini belirtmiş ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da projenin ihalesine kim girerse ağır bedeller ödeyeceğini kaydetmişti.

CHP lideri, Türkiye’deki tüm büyükelçiliklere Kanal İstanbul ile ilgili bir mektup göndermiş ve büyükelçilerden ülkelerindeki yatırımcıların iklim krizinin yaşandığı bir dönemde Kanal İstanbul’u desteklememesini istemişti.

2030’da neler olacak?

En sıcak yedi yılın son yedi yıl olduğu açıklandı. 2021 bunlar arasında beşinci sırada, en sıcak yıllar ise 2020 ve 2016. Ancak bu durum artık sıcaklık grafiklerinde alışık olduğumuz dalgalanmaların bittiğini, 2015’te 1 derece sınırını geçen ısınmanın artık 1,2 derece civarına oturduğunu gösteriyor.

Geçen yıl 400’den fazla meteoroloji istasyonunda sıcaklık rekorları kırıldı. Dünyada yaklaşık 10 bin meteoroloji istasyonu var ve bunların yüzde 4’ünde aynı yıl içinde rekor sıcaklıklar kaydedilmiş demek oluyor. Aralarında Türkiye’nin de olduğu 10 ülkede tüm zamanların en yüksek sıcaklık ölçümü yine 2021’de kaydedildi, 107 ülkede ise en sıcak ay rekorları kırıldı. Ayrıca 2021 Çin’in en sıcak yılı oldu.

Atmosferdeki karbondioksit oranının 420 ppm’i görerek sanayi öncesi dönemin 1,5 katına çıkması, okyanuslarda sıcaklık rekorunun kırılması, Antarktika’daki Britanya adası büyüklüğündeki Thwaites buzulunun kırılması, pek çok ülkede orman yangınlarının ve sellerin görülmemiş düzeye ulaşması da 2021’de oldu.

Peki bütün bunları beklemiyor muyduk?

İklim krizi 2020’de, sanki yeni bir on yılın açılmasını bekliyormuş gibi dönüm noktasına ulaştı. Avustralya’daki görülmemiş orman yangınları da 2020’lerin başlama vuruşuydu.

On yılların bu kadar gözle görünür biçimde birbirinden ayrışması tuhaf. Küresel sıcaklık artışının hızlanması 1980’lerde başlamıştı. Atmosferdeki karbondioksit düzeyi aşılmaması gereken sınır olan 350 ppm’i 1990’da geçti. İlk devasa iklim felaketleri (2003 Avrupa sıcak dalgası, 2005 Katrina kasırgası, Kaliforniya’nın ilk mega orman yangınları) 2000’lerde görüldü. Nihayet 2010’larda iklim kriziyle mücadele için (Paris Anlaşması gibi) ilk ciddi adımlar atılırken iklim felaketleri de hızlandı. Ancak bütün bu süre boyunca küresel emisyonlar da atmosferdeki karbondioksit düzeyi ve sıcaklıklar gibi hiç durmadan arttı.

İlk zamanlarda iklim hareketi için 2020 uzak bir tarihti. Hareketin iyice hızlandığı 2000’lerin ikinci yarısında (Kopenhag’a doğru) bilim insanları ve aktivistler 2020’lerde neler olabileceği konusunda uyarır, geri dönüşsüz noktaya gelmeden önce son 10 yıl çağrısı yaparlardı. Şu anda o son 10 yılın tamamlanmış olup olmadığına emin değiliz. Ancak 2020’ler çok hızlı başladı ve emisyon azaltım hedeflerinin ilk dönüm noktası olan 2030’a artık sadece sekiz sene kaldı.

Eskiden 2030’lar daha da uzak bir tarihti. Star Trek kronolojisine girebilecek (ilk Mars uçuşu) kadar uzak bir tarih hem de. Oysa sekiz sene bir şey değil, 2014 şurada dün gibi.

Kaçınılmaz gidişat

İklim krizinin muhtemelen bugün hayal edemeyeceğimiz kadar korkutucu yeni bir aşamasına gireceğimiz 2030’larda neler olacak peki?

  • Bugünkü artış hızıyla atmosferdeki karbondioksit oranı 450 ppm’i en geç 2035’te geçecek.
  • Sanayi öncesine göre sıcaklık artışı 2030’ların ilk yarısında 1,5 dereceyi bulacak ve muhtemelen artık her yıl bir önekinden daha sıcak olacak.
  • Kuzey kutbundaki erime iyice hızlanacak ve kutup bölgesi yaz sonlarında açık denize benzemeye başlayacak.
  • Antarktika’daki Twaithes buzulu kopacak ve okyanusta dev bir buzağı olarak sürüklenirken hızla eriyerek deniz seviyelerini gözle görülür düzeyde yükseltecek.
  • Mercan resiflerinin büyük kısmı ölecek ve balık popülasyonları iyice azalacak.
  • Amazonlar ve diğer yağmur ormanları gibi büyük ekosistemler karbon yutağı olma niteliğini yitirmeye başlayacak.
  • Küresel emisyonlar ise büyük ihtimalle ne çok artacak ne de azalacak ve her yıl bugünkü düzeyi civarında (50 milyar ton) devam edecek. Böylece sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutmak için gereken bütçe (500 milyar ton) en geç 2031 gibi tükenecek.

Yani 2030 yılı sadece iklim krizinde yeni bir aşamayı değil, geri dönüşü olmayan bir süreci de başlatacak. Çok daha sıcak, çok daha nemli, fırtınaların, sellerin, sıcak dalgalarının ve orman yangınlarının bugün hayal edemeyeceğimiz büyüklüklere ulaştığı, kuraklıkların sürekli hale geldiği ve iyice başa çıkılamaz olduğu bir dönemde yaşamaya başlayacağız. Bugün ne olduğunu bilmediğimiz kimi aşırı iklim olaylarıyla da tanışacağız.

Ama sonra…

Bu tablonun hem fiziksel hem de siyasi olarak kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum, ama 2030’lara kadar iklim kriziyle mücadelenin bugünkünden çok farklı bir şekil almasını, radikal değişiklikler yaşanmasını da beklemiyorum. Karşı tarafta aynı görmezden gelme, -miş gibi yapma, boş laf ve zaman kaybı, bizim tarafta aynı hayal kırıklıkları, öfke ve depresyon hali sürecek. (Arada belki birkaç Don’t Look Up daha çekilir, biraz daha içimizi boşaltırız.) Ve 1,5 dereceyi böyle göreceğiz.

Ama sonra… Bundan sonrası bilimsel bir bilgiye dayanmıyor elbette, ama sadece spekülasyon da sayılmaz.

Ama sonra çok şey değişecek.

2030’ların o yıllarda yaşayacağımız yıkımın büyüklüğü nedeniyle radikal bir dönüşüme sahne olacağına inanıyorum. İnsanlar kandırıldıklarını, yapılan hiçbir şeyin kendileri için olmadığını, sular altında kalan evlerinin, yaşanmaz hale gelen kentlerinin, sıcak ve kuraktan kavrulan topraklarının, artan gıda fiyatlarının, temiz su sıkıntısının, yayılan yeni hastalıkların, politikacıların ve şirketlerin umurunda olmadığını yaşayarak görecekler.

Bu arada yeni bir kuşak gelmiş olacak ve 2000’lerde doğan, 2010’ların sonunda bazıları yeni iklim hareketini başlatan gençler düzenin yaşlanan bekçilerini alaşağı edecek yaşa ve pozisyonlara gelecekler. Böylece iklim krizini hiçbir zaman anlamayan ve anlaşılmasını engelleyen politikacı kuşağı, anlayamadan ve daha fazla engelleyemeden tarihin çöplüğüne gönderilecek.

Ve yeni bir dönem açılacak.

2030’larda yetersiz emisyon azaltım hedefleri, uzun vadeli belirsiz sözler, oyalayıcı toplantılar tarihe karışacak. Fosil yakıt tesisleri hemen, en kısa zamanda yıkılacak. Tüketime dayalı yaşam biçimi ayıp ve yasadışı sayılacak. Toplumsal eşitsizliklerin de azalmaya başladığı yeni bir döneme girilecek. Kısacası onarım başlayacak. Yıkımın içinde sancılı ama kararlı bir biçimde yeni bir uygarlık kurulacak.

Bu satırları ütopik bir iyimserlik olarak okumayın. Çünkü bu dönüşüm kaçınılmaz, ancak ağır ve kaotik olması da kaçınılmaz. Bir aydınlanmanın ardından değil, bir yıkımla iç içe gelecek bir dönüşümden söz ediyorum. Hatta bu dönüşümün zorunlukların keskinleştiği bir hayatta kalma mücadelesiyle yüzleşmemek için yaşanacağı bile söylenebilir. Yani yine çoğunluğun etik ve ideolojik olarak bizim tarafta olacağı hayaline kapılmıyorum ve şanlı bir devrim beklemiyorum. Üstelik bugünün popülist inkarcılığı yenilmiş olsa da o günlere özgü reaksiyon hareketleri eksik olmayacak. Dönüşümün kararlı biçimde sürmesi için bugün hayal edemediğimiz kavgalar da yaşanabilir yani.

Ne yazık ki dünya zamanında harekete geçmedi. Çok zaman kaybettik ve geri dönüş şansını yitirdik. Asıl suçlu kuşak ise suçunu itiraf bile edemeden gidiyor. Ama dönüşüm zor ve sert de olsa 2030’larda başlayacağına kesin gözüyle bakabiliriz. Bu nedenle o zamana kadar inadımızı korumak, gücümüzü artırmak ve en önemlisi de demokrasiyi kurmak zorundayız. Bu tür bir dönüşüm demokrasinin kaybedildiği bir dönemde çok yıkıcı olur çünkü.

Başlıkta 2030’da neler olacak diye sormuştum. Cevabı iç açıcı değil. İklim krizi derinleşiyor ve 2030’larda bugüne kadar tanık olmadığımız sürekli bir felaket halini alacağı kesin gibi. Ama 2030’larda yıkımla dönüşüm iç içe olacak. Başlıca aktörleri de bugünün çocukları ve gençleri olacak. Kazanmak da kaybetmek de onların elinde.

Boğaziçi Üniversitesi için okulun çevresine asılan ‘Özgür Özerk Akademi’ afişleri yırtıldı

Boğaziçi İçin Mezunlar Girişimi (BUİM) tarafından 23 Ocak’a kadar kiralanan bilboardlara dün sabah asılan “Özgür ve Özerk Üniversite” temalı afişler, akşam saatlerinde kendilerini “görevli” olarak tanıtan kişiler tarafından yırtıldı.

Boğaziçi direnişinin birinci yılına ithafen okul çevresindeki bilboardlara akademisyenlerin nöbetini resmeden afişler asılarak “Özgür ve özerk üniversite idealimizden ve ilkelerimizden vazgeçmiyoruz” denmişti.

‘Kabul etmiyoruz, vazgeçmiyoruz’

Boğaziçi İçin Mezunlar Girişimi tarafından sosyal medyada yapılan açıklamada afişlerin yırtıldığı şöyle duyuruldu:

Bugün billboardlara asılan ve ‘Özgür ve Özerk Üniversite’ talebimizi duyuran afişler kimliği belirsiz kişilerce tahrip ediliyor.

Güçlü direnişimiz karşısında zorbalık ve kaba kuvvet dışında bir tepki gösteremeyenlere mesajımızdır:

Asla #KabulEtmiyoruzVazgecmiyoruz.”

Üniversiteye Rektör olarak Melih Bulu‘nun atanmasıyla birlikte direniş başlamış, direnişe akademisyenler de destek vermişti. Melih Bulu’nun ardından Rektör olarak atanan Naci İnci‘nin göreve gelmesinden sonra da protestolar devam etmişti.

Protestolar sırasında ve sonrasında çok sayıda öğrenci gözaltına alınmış ve aralarında tutuklananlar olmuştu. Protesto eylemleri yapan akademisyenlere de soruşturma açılmıştı. Tutuklu öğrenciler Enis Berke Gök ve Caner Perit Özen bir süre önce serbest bırakılmıştı.

Pelitözü Göleti’ndeki sular kuraklık sebebiyle 35 metre çekildi

Bilecik‘te yağışın az olması sebebiyle Pelitözü Göleti‘ndeki suların kıyıdan yaklaşık 35 metre çekildiği açıklandı.

İnsan etkisiyle ortaya çıkan iklim krizi nedeniyle yaşanan kuraklığın etkileri gün geçtikçe daha da artıyor.

Göl, sulama amaçlı oluşturulmuştu

Kent merkezine 7 kilometre uzaklıkta, 660 metre rakımda 213 hektar alana sahip Pelitözü Göleti’nin florası oldukça zengin. Etrafı çam ağaçlarıyla kaplı gölet, yürüyüş ve bisiklet yollarının yanı sıra piknik alanlarıyla da özellikle yaz aylarında ilgi görüyordu.

Göl, 1980’li yıllarda Köy Hizmetleri Genel Müdürlüğü tarafından sulama amaçlı oluşturulmuştu.

Fotoğraf: AA

Dünya’da da görülen şiddetli kuraklıktan dolayı Amerika Birleşik Devletleri‘nin (ABD) Kaliforniya eyaletinde de su sıkıntıları yaşanmış,  Kenya‘da kuraklık nedeniyle hayvanlar hayatını kaybetmişti.

Türkiye’de de Van Gölü, Bodrum, Munzur Çayı gibi yerlerde görülen kuraklık nedeniyle su seviyeleri ciddi oranda azalmıştı.

Antalya’da yaban keçisini öldürdükleri için üç kişiye 72 bin TL para cezası verildi

Antalya‘nın Akseki ilçesinde koruma altında bulunan yaban keçisini öldürdükleri belirlenen üç kişiye 72 bin TL para cezası verildi. Kişilerin tüfeklerine de el konuldu.

‘Kara Avcılığı Kanunu’na muhalefet’

İlçe Jandarma Komutanlığı ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü‘ne bağlı av koruma kontrol ekipleri, Güzelsu Mahallesi‘ne araçla gelen kişilerin hayvanı öldürdükleri bilgisi üzerine harekete geçti.

Bölgeye giden ekipler, Selebeli mevkisinde durdurdukları araçta bulunan üç kişinin bir yaban keçisini vurduklarını tespit etti.

Katlettikleri yaban keçisiyle tüfeklerine el konulan kişilere Kara Avcılığı Kanunu‘na muhalefet suçundan idari işlem yapılarak toplam 72 bin TL ceza kesildi.

Ekim ayında Adana’da 70 yaban keçisinin avlanmasını konu alan ihaleye yönelik yürütmenin durdurulması ve iptali için açılan dava Danıştay’a gönderilmiş, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM), süreci takip ettiklerini ve acilen yürütmeyi durdurma ve iptal kararı beklediklerini kaydetmişti.

Topuk Yaylası’ndaki göletin yüzeyi buzla kaplandı

Düzce‘nin Kaynaşlı ilçesinde yer alan doğal güzellikleriyle ünlü Topuk Yaylası‘ndaki göletin yüzeyi buzla kaplandı.

Etrafı çam ağaçlarıyla çevrili ve deniz seviyesinden yaklaşık 1300 metre yükseklikte yer alan bölgede hava sıcaklığı sıfırın altında 7 derece ölçüldü.

Hava sıcaklığının düşmesiyle yaylada bulunan göletin yüzeyi buz tuttu.

Mersin’de krom atık havuzunda çökme

Mersin‘in Toroslar ilçesine bağlı Musalı Mahallesi‘nde bulunan MMK Madencilik‘e ait krom atık arıtma ve depolama havuzunda çökme oluştuğu öğrenildi. Çökme sonucu atıkların denize ulaşabileceği de kaydedildi.

Zehirli atıkların Akdeniz’e ulaşma ihtimali yüksek

Krom Ocağı ve Zenginleştirme Tesisi’ne ait atıklarının toplandığı havuz, geçtiğimiz günlerdeki şiddetli yağış nedeniyle zarar gördü.

Atık havuzunun bir kısmında çökme oluştu ve havuzdaki zararlı maddelerin dere yatağına akması sonucu Şahinpınarı Mahalle yolunun kapandığı kaydedildi.

Görgü tanıkları, patlama sonrası dinlendirme havuzlarındaki kromların diğer iki havuzu da patlattığı ve binlerce ton zehirli kromun Deliçay Deresi’ne ulaştığını aktardı. Zehirli atıkların derenin ardından Akdeniz’e ulaşabilme ihtimali de oldukça yüksek.

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Mersin Milletvekilli Rıdvan Turan, bölgenin incelenmesi için Meclis’te araştırma komisyonunun kurulmasını talep edeceğini kaydedip, yaşanan facianın takipçisi olacaklarını da ekledi. 

Krom Ocağı ve Zenginleştirme Tesisi Kapasite Artışı ve Atık Depolama Alanı için Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İnceleme Değerlendirme Komisyonu tarafından 03.10.2013 tarihinde kabul edilmişti.

Ardından faaliyete geçen ve Soma Holding bünyesindeki Minsan Madencilik A.Ş tarafından işletilen tesis daha sonra MMK Madencilik’e devredildi. Şirketin işten çıkardığı işçilerin mahkeme tarafından belirlenen tazminatlarını vermemek için üzerinde isim değişikliğine gittiği öne sürülmüştü.

Kyme Antik Kenti’ni imara açan karar iptal edildi, karar Meclis’e taşındı

M.Ö. 11’inci yüzyılın ortalarında kurulan ve 12 Ailois kentinin en büyüğü olan Kyme Antik Kenti’in bulunduğu alanla ilgili inceleme yapan Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu, İzmir Aliağa Nemrut Körfezi’nde bulunan Ege Gübre A.Ş.’ye ait iskele ve liman yatırım alanıyla geri kullanım sahasının konuşlandığı parsellerin bir kısmının tarihi alan üzerinde yapıldığını tespit eti.

Kurul, Kyme Antik Kenti’nin sit sınırlarında yer alan ve Ege Gübre şirketine ait olan tesisler için İzmir 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nca verilen kararları iptal etti.

Kararda, geçmiş dönemlerde dökülen beton başta olmak üzere birçok düzenlemenin, yeterli sondaj ve tarihi kazı çalışması gerçekleştirilmeden tamamlandığını belirtildi.

‘SİT sınırları içinde yapılacak projeye onayı kimler vermiştir?’

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili avukat Murat Bakan konuyu Meclis gündemine taşıyarak Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından yanıtlanması istemiyle yazılı soru önergesi verdi. CHP’li Bakan, şu soruların yanıtlanmasını talep ediyor:

“Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlılarını Koruma Yüksek Kurulu tarafından yapılan incelemeler sonucunda ortaya çıkan ve iptal edilen İzmir 2 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun, Ege Gübre şirketinin Aliağa Nemrut Körfezi’ndeki antik kent üzerine yapmak istediği iskele ve liman projesi için bilimi, tarihi ve kültürü yok sayarak verdiği onay kararı incelenmiş midir?

Kyme Antik Kenti’nin SİT sınırları içinde yapılacak projeye verilen bu onay kimler tarafından verilmiştir?

Verdiği onayla İzmir’in en eski, en önemli antik kentlerinden biri olan Kyme Antik Kenti’nin tahrip edilmesine sebep olan kişiler/sorumlular hakkında hangi idari işlemler başlatılmıştır ve/veya başlatılacaktır?

Bakanlığınız Kyme Antik Kenti’ni tahrip eden Ege Gübre A.Ş. hakkında hangi adımları atacaktır?

Kyme Antik Kenti’nin uğradığı tahribatı gidermek, kazı çalışmalarını desteklemek gibi adımlar atacak mısınız?

Kyme Antik Kenti ile ilgili kısa, orta ve uzun vadeli planlarınız nedir?”

Çevre Bakanlığı onaylamıştı

Aliağa’da Kyme antik kenti sınırları içinde yapılması planlanan Nemrut Körfezi Limanı imar planı Çevre Bakanlığı‘nca onaylandı. Plan 11 Ağustos 2020’ye kadar askıda kalacak.

Kabul edilen plana göre kara tarafından yaklaşık 760 metre uzunluğunda, 25 metre genişliğinde olan mevcut iskelenin yaklaşık 50 metre kuzeyine ve kara tarafından yaklaşık 255 metre batısına 13.760,13 m2 ’lik dolgu yapılacak. Ayrıca mevcut iskelenin güneyinde güneye doğru yaklaşık 276 metre, kara tarafından batıya doğru yaklaşık 320 metre genişletilerek 87.977,12 metrekare de dolgu gerçekleştirilecek. Planlanan dolgu alanının güney ucuna yaklaşık 55 metre genişliğinde, 342 metre uzunluğunda, 18.841,30 metrekarelik bir iskele yapılacak.

Ayrıca iskele ile dolgu alanının birleştiği noktada 30 m. x 40 m. ebatlarında bir Ro-Ro rampası yerleştirilecek. Mevcut olan liman sahasının yine liman alanı olarak toplam 120.578,55 metrekare genişletilmesi ve liman alanında E=0.40 yapılaşma koşulunun getirilmesi de öngörülüyor.Rıhtım ve iskeleler için denizden çakım dubalarıyla kazık çakımı yapılacak. Rıhtım gergilerinin bağlanacağı yapı dolgu üzerinden fore kazıkla gerçekleştirilecek. Güney dolgu alanının güneybatı köşesinden deniz yönüne doğru yapılacak yaklaşık 1.88 hektar iskele ve rıhtım ayakları çelik boru kazıklardan oluşturulacak ve üzerine kaplama betonu dökülecek.

Termik santral için statüsü değiştirilmişti

1. dereceden SİT alanı olan Kyme Antik Kenti’nin statüsü üzerine liman ve dört termik santral yapmak için değiştirildi.

Halk arasında ‘Küme’, antik ismiyle ‘Kyme’ antik kenti üzerinde yapılacak olan liman ve dört termik santral çevrecileri ayağa kaldırdı.

Kyme antik kentinin 1. derece arkeolojik sit olan alanları bu statüden düşürüldü. Antik kent, Nemrut Limanı’nı gören tepeden, limana kadar olan kısma kadar sıkıştırıldı.

Kayseri’de 4,9 büyüklüğünde deprem meydana geldi

Kandilli Rasathanesi bugün saat 02.28’de Kayseri’de 4,9 büyüklüğünde bir deprem meydana geldiğini duyurdu.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı‘ndan (AFAD) yapılan açıklamada da saat 02.28’de kentin Sarıoğlan ilçesinde 4,9 büyüklüğünde deprem meydana geldiği kaydedildi ve depremin 23,75 kilometre derinlikte olduğu bildirildi. Ayrıca, depremin çevre illerden hissedildiği de belirtildi.

‘Bütün ekiplerimiz sahada’

Kayseri Valisi Şehmus Günaydın, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda deprem sonrası bütün ekiplerin sahada olduğunu kaydetti:

Kıymetli hemşehrilerim, Sarıoğlan ilçemizde meydana gelen deprem sonrası bütün ekiplerimiz sahadadır.Hepimize geçmiş olsun.”

‘Hafif çatlaklar ve hasar oluştu’

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç da depremde hafif hasar ve çatlakların meydana geldiğini, onun dışında herhangi bir olumsuz durumun söz konusu olmadığını aktardı:

Deprem anından itibaren İtfaiye Daire Başkanlığımız AFAD ile koordineli olarak 9 araç 28 personelle bölgede çalışmalarını sürdürdü. Allah’a şükürler olsun ki hafif hasar ve çatlakların dışında herhangi bir olumsuz durum söz konusu değil.Rabbim hepimizi korusun.”

‘Bir ahırın duvarında göçme olduğu bilgisine ulaştık’

Depremle ilgili bir açıklamada Sarıoğlan Belediye Başkanı Bekir Ayyıldırım‘dan geldi. Şiddetli bir depreme şahit olduklarını kaydeden Ayyıldırım, şu ana kadar ciddi bir hasarın meydana gelmediğini söyledi:

İlçe kaymakamı, jandarma, polis ile irtibat halindeyiz. Bölgemiz geniş bir alan, mahalle muhtarlarına ulaşıp tek tek bilgi alıyoruz. Şu ana kadar ciddi bir hasar bilgisi yok. Palas Mahallesi’nde sadece bir ahırın duvarında göçme olduğu bilgisine ulaştık. Şu anda teyakkuz halindeyiz. Allah beterinden esirgesin, herkese geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum”

AFAD İl Müdürü Osman Atsız da ilçedeki evlerde çeşitli büyüklükte çatlakların olduğuna dikkati çekip, hasar tespit çalışmalarının başlayacağını kaydetti. Atsız, depremden korkan iki kişinin Bünyan Devlet Hastanesi‘ne kaldırıldığını ve durumlarının da iyi olduğunu aktardı.