Köşe YazılarıManşetYazarlar

2030’da neler olacak?

En sıcak yedi yılın son yedi yıl olduğu açıklandı. 2021 bunlar arasında beşinci sırada, en sıcak yıllar ise 2020 ve 2016. Ancak bu durum artık sıcaklık grafiklerinde alışık olduğumuz dalgalanmaların bittiğini, 2015’te 1 derece sınırını geçen ısınmanın artık 1,2 derece civarına oturduğunu gösteriyor.

Geçen yıl 400’den fazla meteoroloji istasyonunda sıcaklık rekorları kırıldı. Dünyada yaklaşık 10 bin meteoroloji istasyonu var ve bunların yüzde 4’ünde aynı yıl içinde rekor sıcaklıklar kaydedilmiş demek oluyor. Aralarında Türkiye’nin de olduğu 10 ülkede tüm zamanların en yüksek sıcaklık ölçümü yine 2021’de kaydedildi, 107 ülkede ise en sıcak ay rekorları kırıldı. Ayrıca 2021 Çin’in en sıcak yılı oldu.

Atmosferdeki karbondioksit oranının 420 ppm’i görerek sanayi öncesi dönemin 1,5 katına çıkması, okyanuslarda sıcaklık rekorunun kırılması, Antarktika’daki Britanya adası büyüklüğündeki Thwaites buzulunun kırılması, pek çok ülkede orman yangınlarının ve sellerin görülmemiş düzeye ulaşması da 2021’de oldu.

Peki bütün bunları beklemiyor muyduk?

İklim krizi 2020’de, sanki yeni bir on yılın açılmasını bekliyormuş gibi dönüm noktasına ulaştı. Avustralya’daki görülmemiş orman yangınları da 2020’lerin başlama vuruşuydu.

On yılların bu kadar gözle görünür biçimde birbirinden ayrışması tuhaf. Küresel sıcaklık artışının hızlanması 1980’lerde başlamıştı. Atmosferdeki karbondioksit düzeyi aşılmaması gereken sınır olan 350 ppm’i 1990’da geçti. İlk devasa iklim felaketleri (2003 Avrupa sıcak dalgası, 2005 Katrina kasırgası, Kaliforniya’nın ilk mega orman yangınları) 2000’lerde görüldü. Nihayet 2010’larda iklim kriziyle mücadele için (Paris Anlaşması gibi) ilk ciddi adımlar atılırken iklim felaketleri de hızlandı. Ancak bütün bu süre boyunca küresel emisyonlar da atmosferdeki karbondioksit düzeyi ve sıcaklıklar gibi hiç durmadan arttı.

İlk zamanlarda iklim hareketi için 2020 uzak bir tarihti. Hareketin iyice hızlandığı 2000’lerin ikinci yarısında (Kopenhag’a doğru) bilim insanları ve aktivistler 2020’lerde neler olabileceği konusunda uyarır, geri dönüşsüz noktaya gelmeden önce son 10 yıl çağrısı yaparlardı. Şu anda o son 10 yılın tamamlanmış olup olmadığına emin değiliz. Ancak 2020’ler çok hızlı başladı ve emisyon azaltım hedeflerinin ilk dönüm noktası olan 2030’a artık sadece sekiz sene kaldı.

Eskiden 2030’lar daha da uzak bir tarihti. Star Trek kronolojisine girebilecek (ilk Mars uçuşu) kadar uzak bir tarih hem de. Oysa sekiz sene bir şey değil, 2014 şurada dün gibi.

Kaçınılmaz gidişat

İklim krizinin muhtemelen bugün hayal edemeyeceğimiz kadar korkutucu yeni bir aşamasına gireceğimiz 2030’larda neler olacak peki?

  • Bugünkü artış hızıyla atmosferdeki karbondioksit oranı 450 ppm’i en geç 2035’te geçecek.
  • Sanayi öncesine göre sıcaklık artışı 2030’ların ilk yarısında 1,5 dereceyi bulacak ve muhtemelen artık her yıl bir önekinden daha sıcak olacak.
  • Kuzey kutbundaki erime iyice hızlanacak ve kutup bölgesi yaz sonlarında açık denize benzemeye başlayacak.
  • Antarktika’daki Twaithes buzulu kopacak ve okyanusta dev bir buzağı olarak sürüklenirken hızla eriyerek deniz seviyelerini gözle görülür düzeyde yükseltecek.
  • Mercan resiflerinin büyük kısmı ölecek ve balık popülasyonları iyice azalacak.
  • Amazonlar ve diğer yağmur ormanları gibi büyük ekosistemler karbon yutağı olma niteliğini yitirmeye başlayacak.
  • Küresel emisyonlar ise büyük ihtimalle ne çok artacak ne de azalacak ve her yıl bugünkü düzeyi civarında (50 milyar ton) devam edecek. Böylece sıcaklık artışını 1,5 derecenin altında tutmak için gereken bütçe (500 milyar ton) en geç 2031 gibi tükenecek.

Yani 2030 yılı sadece iklim krizinde yeni bir aşamayı değil, geri dönüşü olmayan bir süreci de başlatacak. Çok daha sıcak, çok daha nemli, fırtınaların, sellerin, sıcak dalgalarının ve orman yangınlarının bugün hayal edemeyeceğimiz büyüklüklere ulaştığı, kuraklıkların sürekli hale geldiği ve iyice başa çıkılamaz olduğu bir dönemde yaşamaya başlayacağız. Bugün ne olduğunu bilmediğimiz kimi aşırı iklim olaylarıyla da tanışacağız.

Ama sonra…

Bu tablonun hem fiziksel hem de siyasi olarak kaçınılmaz olduğunu düşünüyorum, ama 2030’lara kadar iklim kriziyle mücadelenin bugünkünden çok farklı bir şekil almasını, radikal değişiklikler yaşanmasını da beklemiyorum. Karşı tarafta aynı görmezden gelme, -miş gibi yapma, boş laf ve zaman kaybı, bizim tarafta aynı hayal kırıklıkları, öfke ve depresyon hali sürecek. (Arada belki birkaç Don’t Look Up daha çekilir, biraz daha içimizi boşaltırız.) Ve 1,5 dereceyi böyle göreceğiz.

Ama sonra… Bundan sonrası bilimsel bir bilgiye dayanmıyor elbette, ama sadece spekülasyon da sayılmaz.

Ama sonra çok şey değişecek.

2030’ların o yıllarda yaşayacağımız yıkımın büyüklüğü nedeniyle radikal bir dönüşüme sahne olacağına inanıyorum. İnsanlar kandırıldıklarını, yapılan hiçbir şeyin kendileri için olmadığını, sular altında kalan evlerinin, yaşanmaz hale gelen kentlerinin, sıcak ve kuraktan kavrulan topraklarının, artan gıda fiyatlarının, temiz su sıkıntısının, yayılan yeni hastalıkların, politikacıların ve şirketlerin umurunda olmadığını yaşayarak görecekler.

Bu arada yeni bir kuşak gelmiş olacak ve 2000’lerde doğan, 2010’ların sonunda bazıları yeni iklim hareketini başlatan gençler düzenin yaşlanan bekçilerini alaşağı edecek yaşa ve pozisyonlara gelecekler. Böylece iklim krizini hiçbir zaman anlamayan ve anlaşılmasını engelleyen politikacı kuşağı, anlayamadan ve daha fazla engelleyemeden tarihin çöplüğüne gönderilecek.

Ve yeni bir dönem açılacak.

2030’larda yetersiz emisyon azaltım hedefleri, uzun vadeli belirsiz sözler, oyalayıcı toplantılar tarihe karışacak. Fosil yakıt tesisleri hemen, en kısa zamanda yıkılacak. Tüketime dayalı yaşam biçimi ayıp ve yasadışı sayılacak. Toplumsal eşitsizliklerin de azalmaya başladığı yeni bir döneme girilecek. Kısacası onarım başlayacak. Yıkımın içinde sancılı ama kararlı bir biçimde yeni bir uygarlık kurulacak.

Bu satırları ütopik bir iyimserlik olarak okumayın. Çünkü bu dönüşüm kaçınılmaz, ancak ağır ve kaotik olması da kaçınılmaz. Bir aydınlanmanın ardından değil, bir yıkımla iç içe gelecek bir dönüşümden söz ediyorum. Hatta bu dönüşümün zorunlukların keskinleştiği bir hayatta kalma mücadelesiyle yüzleşmemek için yaşanacağı bile söylenebilir. Yani yine çoğunluğun etik ve ideolojik olarak bizim tarafta olacağı hayaline kapılmıyorum ve şanlı bir devrim beklemiyorum. Üstelik bugünün popülist inkarcılığı yenilmiş olsa da o günlere özgü reaksiyon hareketleri eksik olmayacak. Dönüşümün kararlı biçimde sürmesi için bugün hayal edemediğimiz kavgalar da yaşanabilir yani.

Ne yazık ki dünya zamanında harekete geçmedi. Çok zaman kaybettik ve geri dönüş şansını yitirdik. Asıl suçlu kuşak ise suçunu itiraf bile edemeden gidiyor. Ama dönüşüm zor ve sert de olsa 2030’larda başlayacağına kesin gözüyle bakabiliriz. Bu nedenle o zamana kadar inadımızı korumak, gücümüzü artırmak ve en önemlisi de demokrasiyi kurmak zorundayız. Bu tür bir dönüşüm demokrasinin kaybedildiği bir dönemde çok yıkıcı olur çünkü.

Başlıkta 2030’da neler olacak diye sormuştum. Cevabı iç açıcı değil. İklim krizi derinleşiyor ve 2030’larda bugüne kadar tanık olmadığımız sürekli bir felaket halini alacağı kesin gibi. Ama 2030’larda yıkımla dönüşüm iç içe olacak. Başlıca aktörleri de bugünün çocukları ve gençleri olacak. Kazanmak da kaybetmek de onların elinde.