Ana Sayfa Blog Sayfa 1070

Meteoroloji’den 26 il için sarı ve turuncu kodlu uyarı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü, son hava durumu raporunda bugün beklenen yağışlar nedeniyle 26 kente sarı ve turuncu kodlu uyarıda bulunuldu. Bugün Trakya kesimi ile Çanakkale çevreleri dışında kalan tüm yurdun yağışlı geçeceği tahmin ediliyor. Kıyı Ege ile Akdeniz kıyılarında yağmur, diğer bölgelerde ise kar yağışı etkili olacak. İstanbul’da da bugün karla karışık yağmur ve kar yağışı bekleniyor.

Kıyı Ege ile Akdeniz kıyılarında yağmur, diğer yerlerde karla karışık yağmur ve kar şeklinde olması beklenen yağışların; Doğu Akdeniz kıyılarında kuvvetli yağmur, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri, Sakarya, Bilecik, Bolu, Düzce, Karabük, Zonguldak, Bartın, Malatya, Elazığ, Tunceli, Bingöl, Gaziantep, Kilis ve Adıyaman çevreleri ile Kastamonu’nun kıyı kesimlerinde yer yer yoğun karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacağı tahmin ediliyor.

Rüzgârın, Doğu Akdeniz’in doğusu, Güneydoğu Anadolu’nun batısı ile Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinde güney yönlerden, Marmara’nın kuzey ve güneybatı kesimleri, Ege kıyıları ile Batı Karadeniz kıyılarında kuzey yönlerden kuvvetli ve yer yer kısa süreli fırtına (50-70 km/sa) şeklinde esmesi bekleniyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimlerinin yüksekleri ile Doğu Anadolu’nun güneydoğu kesimlerinin dik yamaçlarında çığ tehlikesi bulunmaktadır. Kuzey, iç ve doğu kesimlerde buzlanma ve don olayı ile birlikte yer yer pus ve sis görüleceği tahmin ediliyor.

Hava sıcaklığının Marmara, İç Ege, Batı Karadeniz ve Güneydoğu Anadolu’da 2 ila 4 derece azalacağı İç Anadolu‘nun güney ve doğusu ile Doğu Karadeniz’de 1 ila 3 derece artacağı diğer yerlerde önemli bir değişiklik olmayacağı tahmin ediliyor.

Yağışların, Doğu Akdeniz kıyılarında kuvvetli yağmur, Doğu Akdeniz’in iç kesimleri, Sakarya, Bilecik, Bolu, Düzce, Karabük, Zonguldak, Bartın, Malatya, Elazığ, Tunceli, Bingöl, Gaziantep, Kilis ve Adıyaman çevreleri ile Kastamonu’nun kıyı kesimlerinde yer yer yoğun karla karışık yağmur ve kar şeklinde olacağı tahmin edildiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara (Ulaşımda aksamalar, sel ve su baskını vb.) karşı dikkatli ve tedbirli olunması gerekmektedir.

Sezen Aksu hala hedef gösteriliyor: Hakkında suç duyurusunda bulunuldu

Sezen Aksu‘nun 2017 yılında çıkardığı “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısındaki sözler nedeniyle günlerdir hedef gösterilmesinin ardından, şimdi de hakkında “dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama” suçlamasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı‘na suç duyurusunda bulunuldu.

Milli Beka Hareketi Genel Başkanı Murat Şahin de dini hassasiyetlere hakaret edildiği iddiasıyla bugün saat: 20.30’da sanatçının evinin önünde toplanıp, tepki açıklaması yapacaklarını duyurdu.

Hedef gösterici açıklamalar

Aksu, “Şahane Bir Şey Yaşamak” şarkısında geçen “Binmişiz bir alamete. Gidiyoruz kıyamete. Selam söyleyin o cahil Havva ile Adem’e…” sözleri nedeniyle sosyal medyada hedef gösteriliyordu.

Ankara’da bir grup kişi Sezen Aksu hakkında, “dini değerlere hakaret ve tahrik veya aşağılama” suçunu işlediği iddiasıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen Milli Beka Hareketi Genel Başkanı Murat Şahin de “14 Temmuz 2016’da “CUNTA” imalı şarkının sözlerini yazan, dün de dini hassasiyetlerimize hakaret içeren şarkı sözlerini piyasaya sürerek kinini kusan, fetönun “aziz dostum” dediği sami yıldırım’ın kızı #sezenaksu yarın 20:30’da kapındayız…” dedi.

Yeni Şafak Gazetesi, Cübbeli Ahmet Hoca olarak da bilinen Ahmet Mahmut Ünlü, Diyanet-Sen de yaptıkları açıklamalarla sanatçıyı hedef gösterdi:

Aksu’ya destek açıklamaları

Öte yandan, sanatçıya destek veren çok sayıda isim de açıklamalarda bulundu. Şarkıcı Mustafa Sandal, “Sen otur oturduğun yerde gördüğüm kadarıyla bir gram aklın var onu da bu ülkenin en derin ozanlarından biri olan sanatçının ne dediğini anlamaya çalışmakla yakma güzel kardeşim!.. Bir şarkı sözünü böylesine çarptırmak akıl ve mantık dışıdır” notuyla Aksu’ya desteğini iletti. Sandal, bu paylaşımından sonra bazı çevreler tarafından tehdit edildi:

Sanatçı Ceylan Ertem de “Şarkı sözlerini çarpıtmalar, abuk bi yerden tutmalar, iyice zıvanadan çıktı insan aklı. Bir daha dünyaya gelirsek başka bir yaratık olmak istiyorum, ‘insanlık’ yerlerde sürünüyor. Neyi gündem yapacağını şaşırdılar.
Memleket elden gitmiş, insanlar aç, konuya bak! Diz boyu cehalet” yorumuyla sanatçıya destek verdiğini açıkladı:

Sanatçıya destek veren bazı ünlü isimlerin açıklamaları ise şöyle:

 

 

Sri Lanka’da son sekiz yılda en az 20 fil plastik çöp yemekten hayatını kaybetti

Sri Lanka‘nın başkenti Colombo‘nun 130 mil doğusundaki Pallakkadu köyü çöplüğünde son sekiz yılda en az 20 filin plastik çöp yemekten hayatını kaybettiği öğrenildi.

Hafta sonu iki fil daha ölü bulunmuştu. Ölü hayvanlar üzerinde yapılan muayeneler, çöplükte bulunan büyük miktarda parçalanamayan plastiği yuttuklarını gösteriyor.

Otopside fillerin yediği yiyeceklere rastlanmadı

Associated Press’e konuşan yaban hayatı veterineri Nihal Pushpakumara, filler üzerinde yapılan otopsilerde normalde fillerin yediği ve sindirebildikleri yiyeceklere rastlanmadığını kaydetti ve “Polietilen, gıda ambalajları, plastik, diğer sindirilemeyen maddeler ve su, otopsilerde görebildiğimiz tek şeydi” ifadelerini kullandı.

Sri Lanka’nın Palakkad köyünde bulunan büyük çöp sahası, 2008 yılında Avrupa Birliği’nin yardımıyla kurulmuştu. 2014 yılında da bölgede etkili olan kötü hava koşulları nedeniyle çöpün biriktirildiği bölge çevresindeki elektrikli çitler zarar görmüş ve yerine yenisinin yapılmamasının adından fillerin çöp sahasına girmesine izin verilmişti.

Hükümet, 2017 yılında hayvanları korumak amacıyla yaşadıkları bölgelerin yakınında bulunan çöplerin geri dönüştürüleceğini duyurmuş ancak hala çöplerin geri dönüşümüne başlanmamıştı.

2011’de sayıları 6 bine düştü

Nesli tehlike altında olan fillerin ülkede 19. yüzyılda yapılan ilk sayıma göre 14 binden fazla olduğu, ancak 2011’de bu sayının 6 bine düştüğü kaydedildi.

Filler, doğal ortamlarının bozulması ve kaybolmasıyla daha savunmasız bir hale gelirken, çöplükte yiyecek arayarak plastik ve sindirim sistemlerine zarar veren keskin nesneler tüketiyor.

Birçoğu yiyecek bulmak için insan yerleşimlerine yaklaşmaya çalışıyor ve bazıları ekinlerine verilen zarardan dolayı öfkeli kaçak avcılar veya çiftçiler tarafından öldürülüyor.

Yetkililere göre, ülke çapındaki vahşi yaşam alanlarında 54 çöplük var ve bunların yakınında yaklaşık 300 fil dolaşıyor.

Avustralya’da 50,7 derecelik sıcaklık rekoru tazelendi: Norm haline gelirse tehlike büyük

Yaz mevsimini yaşayan Batı Avustralya aşırı sıcak hava yüzünden kavruluyor. Ülkenin Meteoroloji Bürosu, Batı Avustralya’nın kuzeyindeki Onslow kasabasının Avustralya’daki en sıcak gün rekorunu egale ettiğini gösteren değerleri doğrulamaya çalışıyor. Yetkililer ise, sıcak dalgalarıyla yaşamayı daha sürdürülebilir hale getirmeye çalışıyor. 

Geçen yılın en sıcak yeri 47.9C ile Mardie olmuştu, cuma günü ise Onslow  48C’ye ulaştı. Bu da ikinci gün sıcaklığının 2021 boyunca ülkenin herhangi bir yerinden daha sıcak olduğu anlamına geliyor.

Ülkede ortalama 40C civarında seyreden sıcaklıklar Güney Kimberley’deki Fitzroy Crossing‘den Güney Goldfields‘deki Norseman‘a kadar hissedildi. Perşembe günü ise Reabourn’da 50C kaydedildi.

’50 derece norm haline gelirse tehlike büyük’

Yindjibarndi Aborijin Şirketi’nin CEO’su ve 630 kişilik kasabanın sakini Michael Woodley, aşırı sıcakların  Pilbara‘da artık sıradanlaştığını söyledi.  İnsanların neredeyse her gün rekor kıran sıcaklıklar konusunda pragratik davrandığını ve ellerinden geldikçe sıcağı yenmeye çalıştıklarını anlatan Woodey,”Kliması olanlar günü içeride geçirirken, kliması olmayanlar gölge bulmak ve bahçe fıskiyesiyle ya da yerel havuzda serinlemek için dışarı çıkıyor.  İnsanlar bunun hakkında gerçekten düşünmüyorlar. Sadece bir günün diğerinden daha sıcak olduğunu biliyorlar, ancak bence bu, iklim değişikliği konusunda insanların biraz daha farkında olması gereken bir şey” dedi

Woodley, sık sık 50C’ye çıkan sıcaklıkların norm haline gelmesi halinde çok ciddi problemlerin çıkacağı uyarısında bulundu ve yetkililerin ağırlıklı olarak yerli Avustralyalılara ev sahipliği yapan Pilbara’da yaşamı sürdürülebilir kılmak için neyin gerekli olduğuna dair artık daha dikkatli olması gerektiğini kaydetti.

Geçen yıl, ön okumalara göre dünyanın en sıcak beşinci yılıydı ve muhtemelen Pasifik‘te soğutucu etkisi olan La Nina olayı varken kaydedilen en sıcak yıldı. La Niña yılları, Pasifik Okyanusu’nun nötr bir yıldan daha fazla ısı emmesi ile karakterize ediliyor.

Macquarie Üniversitesi rektör yardımcısı ve İklim Konseyi üyesi Prof Lesley Hughes, “sıcak dalgaları sırasındaki artışların iklim değişikliği tehlikesini açığa çıkardığını, çünkü ‘yaşamın “ortalama olarak’ yaşanmadığını” kaydetti:

“Ortalamalar yararlıdır çünkü yıllar veya on yıllar arasındaki değişimleri karşılaştırabiliriz, ancak ortalamaların gizlediği şey koca bir acı dünyasıdır. Bu ortalamaların yanı sıra aşırılıklar da artıyor ve asıl etkiyi bunlar yapıyor. Ortalamalar genellikle öldürmez. Zararı veren aşırılıklardır.”

Ölümler görülebilir

Sıcak dalgaları, insanlar dışarıda yüksek sıcaklıklarda tutulduğunda ve hızla susuz kaldıklarında ölümcül olabiliyor. Sıcak çarpması, bitkinlik, daha ciddi vakalarda felç ve kalp krizine neden olabilen aşırı sıcak, hastaneye yatışlarda da artışa neden oluyor.

Hughes, aşırı sıcaklığın vücudun birçok işlevi üzerinde baskı oluşturduğunu ve çekirdek sıcaklıklar “dar bir güvenlik bandının dışına itildiğinde” ölümcül olabileceğini söyledi. Bu risk, birkaç gün boyunca devam eden sıcak dalgaları sırasında gece sıcaklıkları da yüksek kaldığı için, ‘ insanların soğumasını zorlaştırıyor ve daha da artıyor.

Aşırı sıcaklıklar, Roebourne hapishanesinde tutulan ve hücrelerinde klima bulunmayan 169 mahkûm da dahil olmak üzere bölgedeki savunmasız insanlar hakkında endişeleri de artırdı.

WA Adalet Bakanlığı sözcüsü, hücre sıcaklıklarının gün boyunca izlendiğini ve mahkumlara vantilatör ve buz verildiğini, ancak klimalı hücrelerin sınırlı olduğunu ve tıbbi durumu olanlar için ayrılması gerektiğini söyledi.

Sözcü, daha yüksek sıcaklıklar nedeniyle klimanın norm haline gelip gelmeyeceği konusundaki sorulara ise yanıt vermedi.

Uruguay, Montevideo'da insanlar sıcak hava dalgasının ortasında serin suların yakınında rahatlama arıyor.

Güney Amerika’da da rekor kırılıyor

Güney Amerika‘da da aşırı sıcaklar etkisini sürdürüyor. Tarihi bir sıcak dalgası yaşayan bölgede rekor sıcaklıklar kaydediliyor.

Arjantin Resmi Ulusal Meteoroloji Servisi meteoroloji uzmanı Cindy Fernández, “Neredeyse tüm Arjantin ve ayrıca Uruguay, Güney Brezilya ve Paraguay gibi komşu ülkeler tarihin en sıcak günlerini yaşıyor” dedi.

Hava durumu servisine göre, bazı bölgeler 45C’ye kadar ısınırken, birçok kasaba kayıtların başlamasından bu yana en yüksek sıcaklıklarını yayımladı.

Fernández, “Arjantin’de Patagonya‘nın merkezinden ülkenin kuzeyine kadar 40 dereceye ulaşan veya onu aşan termal değerler kaydediliyor” dedi.

Sıcaklık ve uzun süreli kuraklık tahıl üreten ülkenin mahsullerini de vurdu, ancak önümüzdeki hafta beklenen bir düşüşün hem bitkileri hem de insanları serinletmek için bir yağış dönemi getireceğine dair umut var.

Fernandez , güney yarımküre yazının tam ortasında ülke üzerinde sıcak bir hava kütlesinin oluştuğunu söyledi: “Güneş radyasyonunun çok yoğun olduğu ve Arjantin’in yaklaşık iki yıldır yaşadığı aşırı kuraklığı besleyen günler yaşıyoruz. Toprak çok kuru ve kuru olan toprak nemli olandan çok daha fazla ısınır.” 

Birleştirilmiş Gezi davası: Osman Kavala’nın tutukluğu devam edecek

Birleştirilmiş Gezi davasının üçüncü duruşması bugün görüldü. Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisi hakkında “Soros artığı” ifadesini kullanmasının ardından duruşmalara katılmayacağını duyuran Osman Kavala bugünkü duruşmaya da katılmadı. Mahkeme oy çokluğuyla Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verdi. Dava 21 Şubat 2022 tarihine ertelendi.

Bugün görülen duruşmada Gezi davası sanıklarından Can Atalay, Mücella Yapıcı, Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Mine Özerden ve Yiğit Ali Ekmekçi ile bir kısım Çarşı davası sanığı hazır bulundu. Duruşmada CHP Milletvekilleri Özgür Özel, Sezgin Tanrıkulu, Ali Şeker, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ile Prof. Dr. Ayşe Buğra izleyici olarak yer aldı. Ayrıca Fransa, İtalya ve Belçika Başkonsolosu, Avrupa Birliği Elçi Müsteşarı, ABD ve Norveç konsolosluk temsilcilikleri, Hollanda‘dan bir milletvekili ve İsveç Konsolosu da duruşmayı takip etti.

‘Bu yargılama bir çete faaliyetinin ürünüdür’

Savunmada ilk sözü Can Atalay aldı. Atalay, “Bu savunma değildir. Size ‘Gezi’yi anlatacağız’ demiştik. Çok şey konuşuluyor ama Gezi direnişi konuşulmuyor. Bu yargılama bir çete faaliyetinin ürünüdür; karşımıza yamalı bir yalan bohçasıdır. Bu dava Gezi Direnişimizi anlamama, anlamamazlıktan gelme hali. İddianameniz, Türkiye tarihinin en önemli toplumsal olaylarından biri olan Gezi Direnişimizi onca yıldır karalamaya çalışan siyasi iktidarın tarih tezidir; hukuki değil siyasi bir metindir. Savcılığın temsil ettiği güçleri su gibi beyaz olan duru olan Gezi direnişimizi tarih karşısında karalamaya çalışıyor. Ve her gün siyasi iktidarın bu ülkede sıradan insanlara salladığı parmağın aynısını yapıyor savcılık. Bu eklektik tarih tezi Gezi Direnişimizi hiçbir dayanak ve ötesi delil olmaksızın bir uluslarası komplo olarak niteleme aczine düşmüştür; çaresizdir ve başarısız kalmaya mahkumdur” dedi.

“Savcı şunu sormalıdır: Taksim Meydanı kime söz verildi de bu kadar hırçınlaşıldı, Türkiye bu kadar gereksiz bir sınava sokuldu?” diye soran Atalay konuşmasını şöyle sürdürdü:

Recep Tayyip Erdoğan ve Davutoğlu bir ve beraberken olan Cevizli Tekel dayanışması bizimdir. Bir ağaca sarıldığı için dövülen gencin neden milyonları bir araya getirdiğini anlayamazsınız. Türkiye’nin her yerinde insanlar buna itiraz ediyor. Bunların tümüne aykırı olarak parka bir gece vakti çökülmesine de itiraz etmiştir. Taksim Dayanışması adına söz alan sanıklar hem Gezi’nin akla ziyan komplo teorileri ile organize edilebilir bir toplumsal hareket olmadığını hem de kimsenin bunu finanse etme haddinin olmadığını açıkladılar. Savcılık bu iddiada ısrar edecekse  kanıtlamak zorunda. Barışçıl gösterilerle hükümeti protesto etmek, kent hakkını savunmak, şiddetsiz eylem ya da sivil itaatsizlik gerçekten de Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs suçunu oluşturur mu? İddianame oluşturur, diyor. Ama bunu yaparken uygarlık tarihini, demokrasi tarihini, toplumsal mücadeleler tarihini tamamen devreden çıkarıyor. Kendi kendine birtakım varsayımlarla yurttaşların en temel hak arama özgürlüklerine ipotek koymak istiyor.”

‘Gezi haktı, yargılanmak istenen bu hakkın kullanılması’

Can Atalay’ın ardından söz alan Tayfun Kahraman, ise, “Yarın yine siyaseten ortaya çıkacak olan, İstanbul’un mahvına neden olacak ya da Taksim Meydanı gibi yegane mekanı halkın elinden alacak her projeye karşı olmaya devam edeceğiz.  O gün ağaçlara ve alana yönelik müdahaleyle birlikte gördüğümüz polis şiddetidir bu olayların nedeni. O gün sokağa çıkan toplumun vicdanı oldu. Bu ülkenin gençlerinin parkına, ağacına, kuşa sahip çıkmasıydı. Ben o gün gördüğüm şiddeti hayatımın başka yerinde yaşamadım.  Hiçbir güç, para, otorite 80 ilde insanların sokağa çıkıp insanların haklı haykırışlarını söylemesini organize edemez. Gezi direnişi sadece bizler değiliz, milyonlardır” dedi.

Savunmasına, “Siyasi iktidarın kışkırtıcı diliyle beraber tansiyonun yükselmesiyle kendiliğinden başlayan hareketin organize olduğunu söyleyemezsiniz. Protestonun merkezine yerleşen sadece anayasal hak talepleridir” diyerek devam eden Kahraman şöyle konuştu:

“Taksim Dayanışması bileşenlerinin tek gündemi demokratik hak taleplerinin takipçisi olmak olmuştur. Gezi Parkı’nı savunmak üzere bir araya gelen insanların başkaca niyetleri bulunmamaktadır. Dayanışmanın sekreteryasını yürüten meslek odasının başkanı olarak, akademisyen ve yurttaş olarak ben de Gezi Parkı’ndaydım ve savunmaya devam edeceğim. Bu sürecin Gezi’nin aslında hak olduğunun, yargılanmak istenenin bu hakkın kullanılması olduğunun altını yeniden çizmek isterim.”

‘Sonu beli bir oyunun figüranları gibiyiz’

Savunmalara Mücella Yapıcı ile devam edildi. Yapıcı  “2015’ten beri yargılanıyoruz, saçma sapan iddianameler var mahkemeler değişiyor, heyetler değişiyor. Şöyle bir kanıya vardım: Sanki sizlerle birlikte sahneye konmuş, sonu beli bir oyunun figüranları gibiyiz. Sizin meslek alanınızda yanlış uygulama varsa idareleri uyarmakla yükümlüsünüz der anayasa. Biz mesleki görevimize, kurumsal görevimize uygun davrandık. Biz arsaların üzerine onla bunla anlaşıp imar kararı verip mal varlığı edinmeye çalışmadık” dedi. Mimar Mücella Yapıcı savunmasını şöyle sürdürdü:

“Mesleğimizin evresel ilkelerine, kentin ve kamuoyunun yararına uygun davranıyoruz. Diplomaları alırken böyle yemin ettik. Sizler de herhalde ediyorsunuzdur, çünkü sizinki her şeyin üstünde bir meslek, sizin mesleğiniz evrensel etiğin kurallarına uygun hareket edilmediğinde değil kent, hiçbirimizin yaşamı güvende olmaz. Bir gece yarısı gelir parkı keser yaya yolunu açarız dediler. İşte o zaman halk başlattı.  Kalktık gittik kurum başkanlarıyla. Bakın ben ölüyordum. Benim her tarafım sarıldı ağaca sarıldım diye. İnanılmaz bir gaz… Ondan dolayı KOAH hastasıyım.Gece bütün çadırları, içinde çocuklar varken çadırlar yakılmaya kalkıldı. Yapılan şey usulsüzlüğün de usulsüzlüğüydü. 45 kişi gözünü kaybetti, 8 çocuk öldü. Kediler, köpekler, kuşlar öldü. Bunlar bu halkın gözü önünde oldu. Ayağa kalkan halkın vicdanıydı. Türkiye’de hiçbir siyaset, kişilik, lider 80 ilde siyasi görüşü bu kadar farklı olan insanı bir araya getirip de bu kadar müthiş bir empati ve kardeşlik yaratamaz.”

Ne olmuştu?

2013’te Taksim Gezi Parkı’nda başlayan ve Türkiye geneline yayılan olaylarla ilgili dava, 8 yıl sonra sil baştan, üstelik torba dava halinde yeniden görüldü. Gezi’yi organize ettikleri iddia edilen aralarında tutuklu Anadolu Kültür Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala’nın da bulunduğu 16 sanık hakkındaki beraat kararının bozulmasından sonra dava torba davaya dönüştü.

Kavala’nın serbest kalmasını engellemek amacıyla daha önce tahliye edildiği, Türkiye’nin AİHM’de mahkum edilmesine yol açan iddialar, Türk Ceza Kanunu’ndaki farklı maddelerden yeniden dava konusu yapıldı. Bu dava, Gezi davası ile birleştirildi. Altı yıl önce beraatle biten Çarşı davası da Yargıtay tarafından bozuldu ve bu dosya da Gezi davasına eklendi. Böylece, Gezi davası, her biri daha önce yargılama konusu yapılan, iddiaları defalarca tartışılan ayrı dosyaların birleştiği bir torba dava haline geldi. Mahkeme heyeti avukatların dosyaların ayrılması talebi dahil tüm taleplerini reddetti. Bunun üzerine Çarşı avukatları duruşmadan çekilme kararı alarak salonu terk etti. Salonda bulunan seyirciler de avukatlara alkışlarla destek verdi.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın kendisi hakkında “Soros artığı” ifadesini kullanmasının ardından duruşmalara katılmayacağını duyuran Osman Kavala 26 Kasım’daki duruşmaya katılmadı. Geçtiğimiz duruşmada hukuki durumda değişiklik olmadığı gerekçesiyle Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi.

Avrupa Komisyonu 19 Ocak’a kadar süre tanımıştı

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Osman Kavala kararını yerine getirmediği için yaptırımlarla karşı karşıya. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, ‘ihlal prosedürü’nü başlatma kararı almıştı.

Üçte iki çoğunluk sağlanması halinde Türkiye’ye yaptırıma varacak bir süreç başlamış olacak. Bu durumda Türkiye, Azerbaycan’dan sonra bu prosedüre tabi tutulan ikinci ülke olacak.

Güney Pasifik ülkesi Tonga’daki yanardağ patlaması tsunamiye neden oldu

Ada ülkesi Tonga‘da cumartesi günü sabah saatlerinde deniz altında bulunan dev Hunga-Tonga Hunga-Ha’apai Yanardağı patladı.

Patlama, 2 metrelik bir tsunamiye de neden olurken, birçok yerleşim yeri sular altında kaldı, tekneler ve büyük kayalar kıyıya vurdu.

 

Patlama, Alaska ve Yeni Zelanda gibi ülkelerden de hissedildi. Patlamanın geçen yıl 20 Aralık’ta gerçekleşen en son patlamadan yedi kat daha güçlü olduğu duyuruldu.

Tsunami uyarısı yapılan Japonya, Hawaii, Alaska ve ABD Pasifik kıyıları için ise uyarılar kaldırıldı. Yeni Zelanda ve Avustralya, hasarın boyutunu değerlendirmek için adaların üzerinde keşif uçuşları yapıyor.

AB’nin iklim hedeflerine zıt et ve süt ürünleri kampanyası tartışma yarattı

Avrupa Birliği’nin yürütme organı olan AB Komisyonu, 2022 yılında et ve süt ürünleri daha fazla tüketilmesini teşvik etmek amacıyla düzenlenecek kampanyalar için yaklaşık 90 milyon euro bütçe ayırdı.

Hayvan hakları savunucuları ve çevre örgütleri, komisyonun bu kararına tepkili. Örgütlere göre, daha fazla et ve süt ürünleri tüketimi, AB’nin iklim  hedefleriyle çelişiyor.

Komisyon, Avrupa’da üretilen et, süt ve süt ürünlerinin bütün dünyada tanıtılmasını ve geniş bir pazarda alıcı bulmasını amaçlıyor. Bu nedenle sektöre yönelik reklam kampanyaları için 2022 yılında yaklaşık 54 milyon euroluk bir bütçe ayrıldı. Ayrıca komisyon tarafından et ve süt ürünleri tüketimine yönelik kampanyalar için de 39 milyon euro harcanacak.

BBC‘nin aktardığına göre, AB Komisyonu tarafından desteklenen, “Wonderfullbeef.eu” (Mucize sığır eti) adlı internet sitesi üzerinden, tüketicileri daha fazla et ve süt ürünleri talep etmeye teşvik eden bir kampanya başlatıldı. “Lezzetli, güvenli, garantili: Avrupa sığır etinin tadını çıkarın”, “Sığır etimiz doğal olarak karşı konulamaz” ve vejeteryanlığa göndermede bulunan “Beefatarian olun” gibi sloganların yer aldığı internet sitesinde, çeşitli et yemekleri tarifi de yer alıyor.

ABD ve Kanada’da reklam

Kampanya kapsamında sığır etinin çok fazla rağbet görmediği Hollanda, Belçika, İtalya ve Fransa‘da bu ürünün tüketiminin teşvik edilmesi amaçlanıyor. Bu ülkelerde tanıtım ve teşvik kampanyaları için 1,7 milyon euro harcanacak.

ABD ve Kanada‘da, Avrupa etlerinin tanıtımı için yaklaşık 2 milyon euroluk reklam kampanyası düzenlenecek.

Danimarka ve İsveç’te ise domuz eti tüketimini arttırmak için AB Komisyonu desteğiyle kapsamlı bir reklam kampanyası başlatılacak. İskandinav ülkelerinde özellikle gençler bilinçli çok az et tüketiyor.

Hayvan hakları aktivistleri tepkili

Hayvan refahı için mücadele eden “Dier & Recht”, AB Komisyonu’nun bu girişimini sert şekilde eleştiriyor. Avrupalı vergi mükelleflerinin parasının bu şekilde harcanmasının tuhaf olduğunu savunan örgüte göre, bu kampanya aynı zamanda AB iklim ve sağlık hedeflerine de aykırı.

Dier&Recht yöneticisi Frederieke Schouten, AB sübvansiyonlarının sürdürülebilir ve bitki bazlı ürünlerle sınırlı olması gerektiğini belirtti.

Çevre örgütleri de karşı

Çevre ve iklim örgütleri de, üretimleri sırasında daha fazla sera gazı emisyonuna neden olunduğu için AB’nin bu ürünlerin tüketimini teşvik eden kararlarına karşı çıkıyor.

AB Komisyonu, tepkiler üzerine 2020 yılında tarımsal ürünlerin tanıtımı programını yeniden gözden geçirme kararı almıştı. Ancak bu karar hala hayata geçirilemedi. Hayvan refahı ve çevre örgütlerine göre, bunda Brüksel‘deki et lobilerinin etkisi büyük.

Avrupa Parlamentosu (AP) Çevre ve Tarım Komisyonu üyesi Jan Huitema, Hollanda’da yayımlanan Trouw gazetesine yaptığı açıklamada, “Fransa gibi muhafazakar tarım politikasına sahip ülkeler bu tür şeyleri durduruyor” dedi.

 

Panama’da yeni keşfedilen kurbağa türüne Greta Thunberg’in adı verildi

Vakalar artıyor, test karmaşası sürüyor: Pandeminin ilk günlerine dönmüş gibiyiz

Türkiye’de iç hat uçuşlarına binecek aşısız yolculardan PCR testi istenmesi zorunluluğunun kaldırılmasından sonra yeni bir kararla iç hat uçuşlarında PCR testi zorunluluğu tekrar geri getirildi.

Türkiye’de aşısız kişiler için PCR testi uygulamasına 15 Ocak 2022 tarihinde İçişleri Bakanlığı tarafından valiliklere gönderilen genelgeyle son verilmişti. Alınan kararda, “Aşısız veya aşı sürecini tamamlamayan ve son 180 gün içinde hastalığı geçirmemiş kişilerden, uçak, otobüs, tren veya diğer toplu ulaşım araçlarıyla gerçekleştirecekleri şehirler arası seyahatlerden önce, konser, sinema ve tiyatro gibi etkinliklere katılmadan önce, Milli Eğitim Bakanlığı okullarında görev yapan personele (öğretmen, servis şoförü, temizlik personeli vb.), tüm kamu ve özel iş yerlerinde çalışanlara, kamu ve özel kurumlar tarafından düzenlenen öğrenci kamplarına katılacak kişilere, PCR testi ile tarama yapılmasına gerek olmadığının değerlendirildiği bildirilmiştir” denilmişti.

İçişleri Bakanlığı tarafından 81 ilin valiliklerine gönderilen yeni genelgeyle aşısızlara PCR testi şartı tekrar geri getirildi. Valiliklere gönderilen genelgeye göre, bazı durumlarda aşısız, aşı sürecini tamamlamayan, son 180 günde Covid-19 geçirmemiş kişilerden PCR istenmesine devam edilecek.

Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü‘nün değerlendirmesi uyarınca uçakla şehirler arası seyahat edecek olan aşısız veya aşı sürecini tamamlamayan ve son 180 gün içinde hastalığı geçirmemiş kişiler için de PCR testi uygulaması devam edecek.

Türk Tabipler Birliği (TTB) alınan bu kararlar üzerine yaptığı açıklamada, “Salgın anlık değişen kararlarla değil, bilimsel verilerle yönetilmeli. SARS-CoV-2 virüsünün uçakta bulaşıp tren ve otobüste bulaşmama gibi bir özelliği yoktur. Alınan kararlar her zamanki gibi bilim dışıdır. Toplumu hastalığa mahkum edenleri bir kez daha istifaya çağırıyoruz” eleştirisinde bulundu. 

‘İnsanların hastalanmasına neden olacaklar’

İstanbul Tabip Odası Başkanı ve İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Pınar Saip ile Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği‘den (KLİMİK) Prof. Dr. Bülent Ertuğrul, bakanlığın aldığı yeni kararları ve salgın yönetimini Yeşil Gazete‘ye değerlendirdi. Her iki uzman isme göre salgının yönetilmesi bu şekilde devam ederse vaka ve hasta sayıları artacak.

Prof. Dr. Pınar Saip, aşısızlardan PCR testi istenmesi zorunluluğunun önce kaldırılıp ardından tekrar uçak yolculukları için uygulanması kararı için “suç işliyorlar” diyor:

“Suç işliyorlar. Aşı kampanyası yaparak herkesin aşı olması da sağlanmıyor. Test istenmesi zorunluluğunun da ortadan kalkmasıyla birlikte insanların hastalanmasına neden olacaklar. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Sadece uçak yolculukları için uygulanması da halkın sağlığını hiçe saymaktır. Dar ve orta gelirliler daha çok otobüs kullanacaktır. Onların sağlığını bu şekilde tehdit eden bir karar alınması halk sağlığı açısından son derece sakıncalıdır.”

Prof. Dr. Saip, salgının bu şekilde yönetilmesinin devam etmesi durumunda ölümlerin artabileceği uyarısında bulunuyor:

“Salgın yönetimi bu şekilde devam ederse bir sürü ölüm olacaktır ve bu ölümlerden iktidar sorumludur. Sonuçta bu ölümcül bir hastalık. Ne kadar çok kişiye yayılırsa o kadar kişi ölecek demektir. Omicron hastalığın daha hafif geçirilmesine sebep oluyor da diyemeyiz. Çünkü daha çok kişiye bulaştığı için daha çok insan etkilenecektir. Sonuçlarını tam bilemeden bu tür uygulamaların kaldırılması çok yanlış. Test sayıları azalınca vaka sayıları azalmış gibi görülecek. Vaka sayılarının az görülmesi de gerçek tabloyu yansıtmayacak. Bu ölüm oranlarına da yansıyacak. Belki bir sürü insan test yaptırmadığı için bu hastalıktan dolayı ölecek ama bu hastalıktan öldüğü anlaşılmayacak. Bu bir kısır döngü. Bu ‘vakamız az, salgın az, az ölüm oluyor’ görüntüsünü yaratmak için yapılan bir şey. Halbuki hızlı testlerin yaygınlaşması sağlanmalı, aşılar insanların ayağına gidip yapılmalıdır. Bu tabloyu çok sakıncalı buluyoruz.”

‘Pandeminin ilk günlerine dönmüş gibiyiz’

Prof. Dr. Bülent Ertuğrul da aynı görüşte ve “Pandeminin ilk günlerine dönmüş gibiyiz” diyor:

“Aslında bu karar başından beri hatalıydı. Bu şekilde kontrolü kaldırmak demek salgını kendi haline bırakmak anlamına gelir. Bizim buradaki asıl çekincemiz aşısızların hastalığa yakalanma sayısı arttıkça vaka sayısının da artmasıdır. Şu anda yurt dışından gelen veriler aşısızların hastaneye yatış oranında artış olduğunu gösteriyor. Bu durumda biz artık salgını kendi haline bırakıp hastalananları tedavi etmeye devam edeceğiz anlamına gelir. Pandeminin ilk günlerine dönmüş gibiyiz.”

Sağlık Bakanlığı‘nın güncel vaka sayılarının “gerçekçi olmadığını” söyleyen Prof. Dr. Ertuğrul, temaslıların taramalarının da kaldırıldığını belirterek; “Kontrolleri, önlemleri bırakırsanız toplumsal bağışıklığa doğru kendiliğinden bir gidiş olacak gibi” dedi:

“Bir kere bakanlığın açıkladığı salgın rakamlarının çok gerçekçi olmadığını biliyoruz. Çünkü temaslıların taramalarını da kaldırdılar. Bakanlık şu an ne kadar test yapıldıysa o testlerin sonuçlarını açıklıyor ama taramaları kaldırıp, temaslıların da taramalarını kaldırırsak o zaman biz ülkemizde salgının ne boyutta olduğunu hiçbir zaman öğrenemeyeceğiz demektir. Bunu bilmediğimiz için salgının hangi boyutta olduğunu ölçemeyeceğimizden dolayı sıkıntılı bir süreç içerisideyiz. Önümüzdeki dönemde özellikle aşısız grupta hastaneye yatışların artacağını düşünüyorum. Önlem almadan bu şekilde devam ederse özellikle Şubat ayında artacaktır. Kontrolleri, önlemleri bırakırsanız toplumsal bağışıklığa doğru kendiliğinden bir gidiş olacak gibi.”

‘Sağlık sisteminin sıkıntıya düşmesiyle karşı karşıya kalabiliriz’

Prof. Dr. Ertuğrul’a göre Türkiye’nin salgın yönetimi ve olası sonuçlarıyla ilgili iki olasılık bulunuyor:

“Burada iki senaryodan bahsedebiliriz. Birincisi, ‘Omicron hafif geçiyor o nedenle toplum bağışıklık kazanabilir.’ Ben buna inanmıyorum. Yurt dışından gelen verilere göre hastaneye yatışlarda delta varyantına göre azalış olduğu görülüyor ama yine de çok fazla insan enfekte olursa sayısal olarak hasta artışı da gündeme gelecek. İkinci senaryo ise, özellikle aşısızlar arasında hastalığın yayılması ve risk gruplarının da hastalığa yakalanması durumunda sağlık sisteminin sıkıntıya düşmesi gibi bir durumla karşı karşıya kalabiliriz. Şu an hastaneye yatan hasta sayısındaki artışı bire bir gözlemliyorum.”

Yeni vaka sayısı 63 bin 967

Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı ‘Günlük Kovid- 19 Tablosu’ verilerine göre; son 24 saatte yapılan 384 bin 263 testte 63 bin 967 vaka tespit edildi. Koronavirüs nedeniyle 177 kişi hayatını kaybederken, 52 bin 16 kişinin de tedavisi ve karantinası sona erdi.

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca‘nın açıkladığı illere göre her 100 bin kişide görülen haftalık vaka tablosuna göre ise 1-7 Ocak arasında vaka yoğunluğu bir önceki haftaya göre en çok artan 10 il Bingöl, İstanbul, Eskişehir, Muğla, Gümüşhane, Kırklareli, İzmir, Yalova, Ankara ve Karabük oldu.

18 yaş ve üzeri nüfusun aşılanması verilerinde birinci doz Türkiye ortalaması yüzde 92,23, ikinci doz ortalaması yüzde 83,96 olarak ölçüldü. Ayrıca, birinci dozda 57 milyon 245 bin 210, ikinci dozda 52 milyon 112 bin 351 ve üçüncü dozda 23 milyon 259 bin 903 olmak üzere toplam 139 milyon 71 bin 821 aşı uygulandı.

En az iki doz aşı olan kişi sayısının en yüksek olduğu iller; Osmaniye, Ordu, Amasya, Muğla, Kırklareli, Çanakkale, Eskişehir, Balıkesir, Zonguldak ve Manisa olurken, iki doz aşı yapılan kişi sayısının en düşük olduğu iller ise Şanlıurfa, Batman, Siirt, Diyarbakır, Bingöl, Muş, Mardin, Bitlis, Ağrı ve Elazığ oldu.

Dünyada da kafalar karışık

Dünya genelinde Covid-19 vaka sayısı 328 milyonu geçti. Covid-19 salgınında tespit edilen toplam vaka sayısı 328 milyon 70 bin 693’e yükseldi.

Covid-19 nedeniyle bugüne kadar 5 milyon 539 bin 569 kişi hayatını kaybetti.

Buna karşın Delta varyasyonuna göre daha hafif geçen Omicron varyantı nedeniyle “toplum bağışıklığı” stratejisine geçtiği anlaşılan Türkiye’nin dışında İspanya, İtalya, İsrail gibi ülkeler de “virüsle yaşama” politikasına geçme hazırlıkları yapıyor.

İspanya Başbakanı Pedro Sanchez geçen hafta, hükümetin Covid-19’u artık bir pandemi olarak değil endemik bir hastalık olarak görmeye başlayacağını belirtti. Ülkenin  Covid-19 ile mücadele şeklini değiştirecek bu yaklaşımda, hastalığın mevsimsel grip gibi izlenmesi planlanıyor.

Pandeminin başında sağlık sistemi çöken İtalya da da bazı hekimler günlük vaka sayısı ve Covid-19 testi takıntısına son verilmesi gerektiğini belirtirken, bazı bölgeler de önlemlerin hafifletilmesini istiyor. Asemptomatik yani belirti göstermeyen Covid-19 vakalarının günlük vaka sayılarına dahil edilmemesi de  gündemde.

İsrail’de ise 60 yaş üstü ve risk grubundakileri korumaya öncelik verildi. PCR testleri sadece dördüncü doz aşısını olacak yaşlı nüfusa ayrılırken diğerleri evde kullanım için test kitleri veya antijen testlerle yetinmek zorunda. Karantina süreleri kısaltılırken turistler için sınırlar açık.

Sınır dışı edilen Djokovic üç yıl Avustralya’ya giremeyecek

Sırp raket, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, seyahat beyannamesindeki yanlışların ‘insani hata’ olduğunu ifade etti. Göç Bakanı Alex Hawke, mahkeme kararını bozma yetkisini kullanarak Djokovic’in vizesini ikinci kez iptal etti. Tenisçinin itirazı üzerine yeniden yapılan duruşmada Avustralya Federal Mahkemesi Başyargıcı James Allsop, Djokovic’in vize iade talebinin oybirliğiyle reddedildiğini duyurdu. Kararın ardından Djokovic, Avustralya’dan ayrıldı.