Ana Sayfa Blog Sayfa 811

Sinpaş protestosunda ‘yol olmayan yere ulaşımı engelleme’ gerekçesiyle gözaltı

MUĞLA- Marmaris Kızılbük’te Sinpaş GYO projesinin ‘Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) gerekli değildir’ kararının iptali sonrası alanda su tankeri gören Marmaris Kent Konseyi üyeleri şirketi protesto ederek alanda nöbete başladı. Alandaki yolda protesto yapan 12 aktivist çalışma izni olmayan alanda çalışma hürriyetini engelledikleri gerekçesiyle gözaltına alındı. Gözaltına alınan aktivistler ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.

Marmaris Kent Konseyi ve Ekolojik Mücadele Komisyonu üyesi aktivistler bugün Sinpaş’ın Kızılbük proje alanına giderek mühürlenen proje kapsamında çalışma olup olmadığını kontrol etti. 

Alanda su tankerinin faaliyette olduğunu ve çalışanları gören aktivistler proje alanının önünde nöbete başladı. Ayrıca kilitli kapıya bisiklet zinciri taktılar. 

Yolda eylem yapan aktivistler çalışma hürriyetini engelledikleri gerekçesiyle gözaltına alındı.

Gözaltına alınan Halime Şaman, Ufuk Beytekin, Murat Sütçüoğlu, Sevim Sütçüoğlu, Ali Güç, Adnan Ertani, Hakkı Hakan Bağcıoğlu, Korcan Yılmaz, Hüseyin Tolga Gök, Füsun Ünlüsoy, Haydar Küreş, Güven Göknar ifadelerinin alınmasının ardından serbest bırakıldı. Aktivist Halime Şaman ifadesinde şunlara yer verdi:

“Sinpaş Kızılbük projesi inşaat sahası dış kapısı değildir. İnşaat sahası bu alandan yaklaşık 750-800 metre aşağıdadır. Bizden önce kapıyı kilitleyenler onlardır. Arkasından biz bisiklet kilidi ile kilitledik. Suç kesinlikle oluşmamıştır.”

Gözaltının ardından serbest bırakılan aktivistlerden Şaman, şunları söyledi:

“Hakkımızda yol olmayan bir yerde ulaşımı engellemek suçlamasıyla gözaltı gerçekleşti. Olmayan yolda nasıl bir yol engellemişiz? Savcıyı tebrik ediyoruz.“

Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi geçen hafta verdiği kararın gerekçesinde ‘otel ve konut inşaatının bir arada yer aldığı  projenin ÇED’den muaf tutulamayacağı’ belirtilmişti.

Ne olmuştu?

Marmaris’in İçmeler Mahallesi Kızılbük mevkiinde Emin Hattat tarafından 30 yıl önce inşaatı başlatılan otel, 2009’da Sinpaş Holding’e satıldı. 1988 yılında Hattat Ailesi tarafından Hema-Que Otel Yatırım A.Ş. adıyla, 150 dönümü ormandan tahsisli toplam 310 dönümlük denize sıfır araziye beş yıldızlı otel yapılması için inşaat başladı. Fakat 550 oda, 1100 yatak kapasiteli otel bitirilemedi. Emin Hattat, 2006’da iflas edince de inşaat tamamen durdu.

Sinpaş Holding, 2010 yılı başında iki koyu içine alan otel inşaatının bulunduğu bu araziye bin 400 lüks konut yapmak için o dönem belde olan İçmeler’de belediyenin fen işleri müdürlüğüne başvurdu.

Belediye konut yapımına izin vermedi ancak Muğla Valiliği , 27 Temmuz’dan 8 Ağustos’a kadar devam eden büyük orman yangınlarından beş gün sonra, devam eden Kızılbük Wellness Resort inşaatı için 13 Ağustos 2021’de ‘ÇED gerekli değildir’ kararı verdi. Kararın iptali için Eylül ayında Marmaris Kent Konseyi Yürütme Kurulu üyelerince, Muğla 3’üncü İdare Mahkemesi’nde dava açıldı.

Açılan dava kapsamında hazırlanan bilirkişi raporunda, Valiliğin kararının yasalara aykırı olduğu; projenin kıyıya, denize, bölgedeki endemik türlere ve ekolojik bütünlüğe zarar verdiği tespit edilmişti.

Marmaris Kızılbük koyunda bilirkişi keşfi: Yaşanan tahribatı gözlerimizle gördük

Konsey’in Ekolojik Mücadele Komitesi, Sinpaş inşaatı ile ilgili davada Marmaris Belediyesi’nin mahkemeye gönderdiği yazılı beyan sebebiyle Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay, İmardan sorumlu Belediye Başkan Yardımcısı Burak Demirtaş ve İmar Müdürü için “görevi kötüye kullanma” nedeniyle suç duyurusunda bulunmuş, Belediye’ye , Kızılbük Thermal Wellness Resort Otel/Devre mülk projesi için düzenlediği İmar Durum Belgesi ile 56 adet yapı ruhsatının iptali talepli dava açmıştı.

 Çevre aktivistlerinden Sinpaş’a izin veren Marmaris Belediyesi hakkında suç duyurusu

Sinpaş’ın ‘ÇED gerekli değildir’ kararına açılan davayı kamuoyuna anlatan çevre aktivisti Marmaris Kent Konseyi nedeniyle Halime Şaman’a açtığı 300 bin liralık haksız rekabet davasının ikinci duruşması nedeniyle 8 Mart Dünya Kadınlar Günü‘nü adliyede kutlayan Şaman, “Umuyoruz ki halkı hakları konusunda bilinçlendirmenin karşılığı tazminat olmayacak” açıklamasını yapmıştı.

 Sinpaş’ın çevre aktivistine açtığı 300 bin liralık davada ikinci duruşma

Kızılbük’te dinamitler patlıyor: Marmaris’ten imdat çığlığı!

Kızılbük’e giden HDP’li Çepni: Burada devlet eliyle suç işleniyor, ‘Sinpaş devlettir’ deyin o zaman

Projeye verilen ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptali için açılan dava 6 Temmuz’da görülmüş, duruşma öncesi adliye önünde bir açıklama yapan Marmaris Kent Konseyi Başkanı Ufuk Beytekin şunları söylemişti:

“Marmaris’te Sinpaş’a ait bir inşaat yapılıyor. Biz Marmaris Kent Konseyi olarak bu inşaat hakkında iki dava açtık. Biri ‘ÇED gerekli değildir’ kararının iptali diğeri de verilen imar durum belgesi ve ruhsatların iptali için. Adalete güveniyoruz çünkü bir ülkeyi ülke yapan unsurlardan biride adalet sistemidir. Milli park alanında dinamit patlatıyor olabilirler, inşaat yasağına rağmen şu son yangında dahi çalışıyor olabilirler, bu gücü kendinde görüyor olabilir bu şirket. Arkası kuvvetlidir veya belediyeyle iş birliği içindedir. Bu mücadele sonunda adalet mekanizmasının bizim lehimize karar vereceğine kalben inanıyorum”

‘İklim krizi, patojenik hastalıklarda Pandora’nın kutusunu açtı’

Toplam 10 iklimsel tehlikeyi konu alan ve iklim krizinin oluşturduğu tehlikeler ile hastalıklar arasındaki ilişkiyi inceleyen yeni bir araştırmaya göre iklim krizi, dünyada patojenik hastalıkların yarısından fazlasını şiddetlendiriyor.

Araştırmada bu tehlikelerin incelenen 375 hastalıktan 218’ini, yani yüzde 58’ini şiddetlendirdiği tespit edildi. Uzmanlar, iklimsel tehlikelerin patojenik hastalıkları binden fazla farklı yolla etkilediğini söylüyor. Örneğin Covid-19 yayılımının havanın ısınmasıyla azaldığı söylense de yağış ve sel gibi iklim değişikliğinden kaynaklanabilen diğer tehlikelerle tekrar yoğunlaşabiliyor. 

Nature Climate Change dergisinde yayımlanan araştırmanın raporunda iklim krizinden etkilenen patojenik hastalıklar arasında zika, sıtma, dang humması, kolera ve Covid-19 gibi hastalıklar bulunduğuna dikkat çekiliyor.

Sivrisinek, kene, pire gibi canlıların popülasyonu artıyor

Hawaii adalarının başkenti Honolulu’daki Hawaii Üniversitesi ve Wisconsin Üniversitesi uzmanları tarafından yapılan çalışmada iklim krizinin oluşturduğu sıcak dalgaları, orman yangınları, aşırı yağışlar ve sellerin hastalıkların bulaşıcılığını artırdığı öne sürülüyor. Raporda küresel ısınma ve yağış modellerindeki değişimlerin hastalık taşıyan sivri sinek, kene ve pire gibi canlıların sayısında artışa yol açtığı belirtiliyor.

Fırtına ve sellerden dolayı ise çok sayıda insanın yaşadığı yerlerden ayrılmak zorunda kaldığı ve bu insanların mecburen patojenlerin yoğun olduğu bölgelere yerleştiği kaydediliyor.

Uzmanlara göre, iklim krizi insanların hastalıklarla mücadelesini de zorlaştırıyor. Örneğin kuraklık hijyen standartlarında düşüşe neden olduğu için dizanteri, tifo ve ishal gibi çeşitli hastalıklar meydana gelebiliyor.

Hawaii Üniversitesi’nde coğrafya alanında araştırmacı olan Camilo Mora, insanlığın “hastalıklarda Pandora’nın kutusunu” açtığını ve henüz gün yüzüne çıkmamış hastalıkların iklim değişikliğinin etkileriyle her an harekete geçebileceğini söylüyor. Mora’nın kendisi de birkaç yıl önce Kolombiya’da mevsim normallerinin dışında yağış yaşanmasının ardından kendisinin de chikungunya virüsüne yakalanmış ve kronik ağrı yaşamış.

Araştırmacılar, dün yayımlanan araştırmayı bundan 700 yıldan öncesine dayanan delillerin yer aldığı 70 binden fazla akademik çalışmayı tarayarak gerçekleştirdi.

DSÖ: 20 yılda 250 binin üzerinde insan ölebilir

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), 2021 yılında yaptığı bir çalışmada iklim krizinin sağlık alanında ve yoksulluğun azaltılması için son 50 yıldır yapılan tüm çalışmaların hiçe sayılmasına neden olacağı konusunda uyarmıştı. Örgüt,  2030’dan 2050 yılına kadar sıtma ve ishalin yanı sıra yetersiz beslenme ve ısı stresi gibi hastalıklar nedeniyle normalin 250 bin üstünde kişinin her yıl hayatını kaybedeceğini öngörmüştü.

Dünyada sağlık altyapılarının daha zayıf olduğu bölgeleri yoğun bir şekilde etkilemesi beklenen iklim krizi nedeniyle gıda, ulaşım ve enerji alanında yapılacak çalışmaların önemini vurgulayan DSÖ’ye göre en büyük önlem sera gazı salımlarının bir an önce azaltılması. 

40 örgütten dayanışma: Plastik atık ticareti konusunda araştırma yapan gazeteciler saldırı altında

Dünyanın her bölgesinden 40 sivil toplum örgütünün temsilcileri, bağımsız gazeteciler Vedat Örüç ve Elif Kurttaş‘ın 27 Temmuz’da Adana‘da onlarca geri dönüşüm tesisinin bulunduğu bir sanayi bölgesini ziyaret ederken saldırıya uğramasına karşı bir dayanışma bildirisi yayımladı.

Bildiride, küresel plastik atık ticaretini yerinde araştıran gazetecilere ve buna karşı mücadele edenlere yönelik saldırılara ek olarak, atıkların sınırı aşan taşınımının da yasa dışı faaliyetlerle bağlantılı olduğunu kanıtlayan çalışmalara atıf yapıldı:

Interpol, 2018’den bu yana, küresel atık ticaretiyle bağlantılı yasa dışı faaliyetlerde bir artış olduğunu ortaya koymuştur. Uluslararası Örgütlü Suça Karşı Küresel Girişim (GITOC), Türkiye ve Endonezya dâhil çeşitli ülkelere plastik atık göndermenin, yasadışı atık kaçakçılığı, kara para aklama ve mali suçlar dâhil olmak üzere organize suçlarla güçlü bağları olduğunu ortaya koymuştur.

Hem ithalatçı hem de ihracatçı ülkelerin, atık ticaret ağlarındaki suç faaliyetlerini ciddiye alarak, plastik atık ticareti faaliyetlerini azaltacak politikaların yanı sıra, çevre savunucuları için korumayı artırmalarını talep ediyoruz.

Örüç ve Kurttaş, Gezegen24 platformunda yayınlamak üzere plastik çöp ithal eden firmalarla röportaj yaptıkları sırada fiziksel saldırı ve tehdide maruz kalmış; kayıtlarına el konmuştu.

Olay üzerine gazeteciler tesis sahipleri hakkında suç duyuurusunda da bulunmuştu.

Gazeteciler ayrıca,  sitede çalışan ve yasadışı olarak çalıştırıldığı düşünülen çok sayıda sığınmacı ve göçmen olduğunu gözlemlemiş ve bu tesislerdeki yasadışı emek sömürülerinin saldırının arkasındaki motivasyon olabileceğini iddia etmişti.

Dayanışma bildirisinde, bu saldırının dünya çapındaki benzerlerine de vurgu yapıldı:

“Bu olay, küresel plastik atık ticaretini araştıran gazetecilerin veya aktivistlerin saldırıya uğradığı veya tehdit edildiği ilk olay değil.

Endonezya’da da benzer bir olayda gazeteciler, medya izinlerinin iptal edilmesi riski nedeniyle atık ticareti davalarını araştırmaktan vazgeçmek zorunda kalmıştı. Bazı gazetecilere plastik atık ticaretinde üst düzey bir Endonezyalı bakan ve siyasi liderin de karıştığı ilişkiler ağını tespit ettikleri soruşturmalarına devam etmemelerinin söylendiği bildirildi. Olayı araştırmak üzere Endonezya’nın Bangun köyünde bulunan BBC ve Nexus3 kuruluşundan hikayeyi ekibe, iki kişi çekimi durdurmalarını dayatmıştı.

Malezya’daki benzer bir olayda, ithal edilen atıkların neden olduğu kirliliği araştıran gazeteciler ve aktivistler kimliği belirsiz kişilerce takip edilmiş ve tehdit edilmişti. Bu olayla bağlantılı olarak araştırma ekibindeki bir aktivistin evi çete üyeleri tarafından korku vermek amacıyla boya ile işaretlenmişti.”

BM Genel Kurulu‘nun, temiz, sağlıklı ve sürdürülebilir bir çevreye erişimin evrensel bir insan hakkı olduğunu ve tüm devletlerin yasal insan hakları yükümlülüklerine dayalı olarak çevreyi koruma taahhütlerini artırma görevi olduğunu bildiren bir kararı kabul ettiğini hatırlatan kuruluşlar, aşağıda adı aralarında Vedat Örüç ve Elif Kurttaş’ın da bulunduğu küresel plastik
atık ticaretini araştıran gazeteci ve aktivistlerin yanında olduğunu söyledi:

İfade ve basın özgürlüğü, küresel plastik atık ticaretinin insanlar ve çevre üzerindeki etkilerini anlamak için kritik öneme sahiptir. Gazetecilere fiziksel saldırı ve alıkoyma, basın ve ifade özgürlüğünün açık ihlalidir.

İfade özgürlüğüne yapılan bu saldırıyı kınıyor ve yerel ve ulusal makamları bu olayı tam ve şeffaf bir şekilde soruşturmaya çağırıyoruz.

Bildiriye imza atan 40 kuruluş temsilcileri şöyle:

1. Alison Waliszewski, 5 Gyres Institute
2. Anne Aittomaki, Plastic Change
3. Break Free From Plastic
4. Carissa Marnce, Global Alliance for Incinerator Alternatives
5. Cassia Patel, Oceanic Global
6. Cheryl Auger, Ban SUP (Single Use Plastic)
7. Christine Liang, Southern Institute of Technology, NZ
8. Daru Setyorini, Ecoton, Indonesia
9. Dave Henson, Occidental Arts and Ecology Center
10. Emily Frost, APPA
11. Geo Damin, Poovulagin Nanbargal
12. Gilbert Kuepouo, CREPD Cameroon
13. Greenpeace Mediterranean
14. Jackie Nuñez, The Last Plastic Straw
15. Jan Dell, The Last Beach Cleanup
16. Jim Puckett, Basel Action Network
17. Judith Enck, Beyond Plastics
18. Julia Cohen, Plastic Pollution Coalition
19. Lia Mai Torres, Center for Environmental Concerns – Philippines Inc
20. Manue Martinez, Maunga to Moana Consulting
21. Mariana Linares, Fronteras Comunes
22. Marit Stinus-Cabugon, Philippines
23. Matt Peryman, Aotearoa Plastic Pollution Alliance
24. Mouli Venkatesan, Independent
25. Neil Tangri, Global Alliance for Incinerator Alternatives
26. Nusa Urbancic, Changing Markets Foundation
27. Piotr Barczak, Polish Zero Waste Association
28. Pua Lay Peng, Persatuan Tindakan Alam Sekitar Kuala Langat / Kuala Langat Environment
Action Association
29. Rob Buurman, Recycling Netwerk Benelux
30. Romilly Cumming, NZ Ministry for the Environment
31. Savad Rahman, KUWJ
32. Sedat Gündoğdu, Microplastic Research Group, Turkey
33. Shannon Smith, FracTracker Alliance
34. Sonia S Mendoza, Mother Earth Foundation Philippines
35. Trisia Farrelly, Political Ecology Research Centre, Massey University, NZ and Aotearoa Plastic
Pollution Alliance, NZ
36. Virginia Comolli, Global Initiative against Transnational Organized Crime (GI-TOC)
37. Xuan Quach, Vietnam Zero Waste Alliance
38. Yobel Novian Putra, Global Alliance for Incinerator Alternatives
39. Yuyun Ismawati, Nexus3 Foundation
40. Yvette Arellano, Executive Director, Fenceline Watch

İklim inkarcıları, aşırı sıcaklarla ilgili sahte verileri dolaşıma soktu: Bağlamından koparılıyor

Avrupa art arda gelen sıcak hava dalgalarıyla sarsılırken iklim değişikliğini inkar edenler, bilim insanlarının küresel ısınmayı abarttığını kanıtlamak için on yıllar önce kaydedildiği iddia edilen aşırı sıcaklıklarla ilgili verileri sosyal medyada yayınlamaya başladı.

Uzmanlar tarafından yapılan açıklamada, şüphe oluşturmak amacıyla eski verileri paylaşan iklim inkarcılarının kullandığı verilerin yanlış olduğu ve bağlamın dışında tutulduğu belirtildi.

Söz konusu paylaşımlar ısı kayıtlarını veya geçmişten gelen gazete raporlarını içeriyor ve bunların Avrupa’da bu yılki sıcak dalgaları sırasında belirlenen rekor seviyelere benzediğini öne sürüyor.

AFP‘nin aktardığına göre, Facebook‘ta viral hale gelen bir gönderi, 23 Haziran 1935’te New York Times‘ta yayınlanan ve İspanya’nın kuzeydoğusundaki Zaragoza’da havanın 52.7 dereceye çıktığını anlatan kısa bir makalenin ekran görüntüsünü içeriyor.

Öyle bir sıcaklık kaydedilmedi

Aemet sözcüsü Ruben del Campo, Zaragoza‘da 1935’te kaydedilen en yüksek sıcaklığın 39 derece olduğunu açıkladı ve şunları söyledi:

“52 derecenin üzerindeki rakam yanlış. Bu bizim iklim veri tabanımızda yer alan bir rakam değil ve aslında 50 derecenin üzerinde bir sıcaklık kaydı yok. Rakam doğru olsa bile, ki bunun olmadığını vurguluyorum, bu iklim değişikliğinin olmadığının kanıtı değil.”

1935’te İspanyol günlük gazetesi La Vanguardia da Zaragoza‘da sıcaklıkların 50 derecelere ulaştığını bildirdi, ancak ölçümün “güneşte” yapıldığını açıkladı.

Oysa doğru sıcaklık okuması sağlamak için bir dizi katı kriter mevcut: Sensörlerin güneşten ve yağmurdan korunması ve ölçüm yapılan meteoroloji istasyonunun içindeki sıcaklığın dışarıdakiyle aynı olması gerekiyor.

Yüzyılın en sıcak yazı

Geçen Haziran’dan bu yana Facebook, Telegram ve Twitter‘da viral hale gelen bir başka gönderi de; İspanyol haftalık dergisi El Espanol‘un Ağustos 1957 tarihli bir ön sayfası. Başlıkta şu yazıyor: “Yüzyılın en sıcak yazı”.

İspanya’nın merkezinde, yine güneşte alınan 50 derecelik bir sıcaklık okumasına atıfta bulunuluyor.

Barcelona Üniversitesi‘nden iklim uzmanı Isabel Cacho, sıcaklığın 50 derecenin üzerine çıktığı “varsayımsal durumda bu, şimdi daha sıcak olduğunu sorgulamak için bir argüman olmaz” diyor.

Önemli olan uzun vadeli trend

İklim bilimcilerinin ezici bir çoğunluğu, fosil yakıtlardan kaynaklanan karbon emisyonlarının gezegeni ısıttığı, ısı dalgalarının ve diğer aşırı hava olaylarının riskini, uzunluğunu ve şiddetini artırdığı konusunda hemfikir.

Greenpeace İspanya’da iklim değişikliği uzmanı Jose Luis Garcia, “Bu yüksek sıcaklık rakamları, iklim değişikliğinin varlığını değiştirmez. Bu veriler birbirleriyle ilgisiz. Bir kereye mahsus sıcaklık verileri ile ortalama sıcaklık verilerindeki artış eğilimi aynı şey değildir” diyor.

Kapadokya’ya dozer girdi: ‘Kırılmadık, yıkılmadık peri bacası kalmayacak’

UNESCO Dünya Kültür Mirası listesinde bulunan Kapadokya’da milyonlarca yılda oluşmuş peri bacaları yol yapımı nedeniyle yok olma tehlikesi altında.
Fotoğraf: Mükremin Tokmak.

Kapadokya’nın geleceği ve Göreme Açık Hava Müzesi’nin korunması için ne bugün kullanılan mevcuttaki yol ne de yapılacak yeni yol sağlıklıdır. Her iki durumda da kaybeden Kapadokya olacaktır.  Dünyanın göz bebeği niteliğindeki böylesi bir alanda yalnız turizm değil, bu kültür varlığının tüm değerlerinin korunarak nesiller boyu aktarımının sağlanması önceliklidir.”

Oda, bakanlığı yol yapım sürecini ivedilikle durdurmaya, sürece dair bilgi ve belgeleri açıklıkla kamuoyu ile paylaşmaya davet etti, Göreme’de atılacak adımların öncesinde Göreme Açık Hava Müzesi için bütüncül çevre düzeni ve yönetim planının hazırlanması gerektiğini vurguladı. 

Kapadokya’nın tam ortasından geçiyor

Nevşehir İl Özel İdaresi Yol ve Ulaşım Hizmetlerine bağlı ekipler tarafından yaklaşık bir buçuk ay önce başlatılan Göreme-Ortahisar arasında yeni yol yapımı, Kapadokya’nın ortasından geçiyor.

Evrensel‘den Özer Akdemir‘e konuşan Kapadokya Çevre Platformu sözcüsü Mükremin Tokmak yol güzergâhının aynı zamanda 1. Derece Arkeolojik ve Doğal Sit alanında olduğunu dile getirdi. Saklı Kilisenin de olduğu bu alanın hem doğal sit, hem de arkeolojik sit alanı olduğunu belirten Tokmak, Alttaki kayaları keserek ve bir Bizans manastırını yok ederek buraya yol açıyorlar” dedi.

Yol yapımına, Göreme Müzesi’nin yakınındaki Tokalı Kilise’nin, dibindeki yoldan geçen araçların yol açtığı titreşimden kaynaklı zarar gördüğü gerekçesinin gösterildiğini aktaran Tokmak şöyle konuştu: Bu yolu kapatmak alternatif olarak yeni yol yapmak istiyorlar. Yapımı süren yol güzergahında Peri bacaları, manastırlar, inanılmaz oluşumlar var. Neredeyse Saklı Kilise’nin üzerinden geçiyor yol. Burası 45 metrelik bir dağ kütlesini rampayı düzlemek için yukarıdan aşağıya doğru oyuyorlar. Buralarda inanılmaz bir yarık açacaklar. O bölgede kırılmadık, yıkılmadık bir peri bacası, manastır kalmayacak. İleride de aynı gerekçeyle, araçların sarsıntısı nedeniyle ciddi bir hasara neden olacak. İnanılmaz bir katliam var ve kimsenin sesi çıkmıyor

Belediye Başkanı: 8-10 tane kaya dam var

Ortahisar Belediye Başkanı’nın yol yapımı güzergahında 8-10 tane kaya dam var” diyerek yapılacak yıkımın etkisini azaltmaya çalıştığını kaydeden Tokmak,Oysa  fotolarda görüleceği üzere bir ton peri bacası ve bu kaya dokunun içinde ise Bizans dönemine ait bir manastır kompleksi var. Yani 8-10 kaya dam diyerek hafife alınacak bir alan değil. Doğalgaza ihtiyacımız var diyor ve bu yol bunun içindir de diyor. Bu doğalgazın geçeceği yer burası olamaz. Başka güzergahlardan geçirmelisiniz bu yolu” diye konuştu.

Ortahisar’a doğal gaz getirilmek istendiğini de hatırlatan Tokmak şöyle konuştu: , Uçhisar’da doğalgaz var, Ürgüp’te var, Göreme’de var. Uçhisar’dan doğalgazı getirseler yol düz aslında, asfaltın kenarından döşenir borular. Ancak yol çok uzun ve Enerya adındaki enerji şirketine maliyeti çok artıyor. Ürgüp’ten getirseler yine 4-5 km fazla boru döşemek zorunda kalacaklar. Bu doğalgazı da gerekçe göstererek yapıyorlar bu yolu.”

CHP’li Faruk Sarıaslan’dan soru önergesi

Geçen hafta  CHP Nevşehir Milletvekili Faruk Sarıaslan TBMM’ye verdiği yazılı soru önergesi ile Kapadokya’da yapılan yolu gündeme getirmişti.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy tarafından yazılı olarak cevaplandırılmasını istenilen soru önergesinde Sarıaslan Kapadokya jeopark alanından çift şeritli yolun yakınındaki kültür varlıklarında zararlar meydana getirebileceğine vurgu yaparak şunları kaydetmişti: İmar alanı dışındaki söz konusu bölgede yol yapmak tek kişinin Ortahisar Belediye Başkanı’nın kararıdır. Dünyanın gözbebeği milyonlarca yılda oluşmuş, ulusal ve uluslararası bir doğa ve kültür mirası niteliğindeki alanda yapılacak herhangi bir hatanın geri dönüşü mümkün olamayacaktır. Bu nedenlerle böylesi bir yol yapılmadan önce, jeofizik, jeodezik ve ilgili yer bilimleri açısından yapılacak yolların peribacalarında, jeopark alanında ve çevresinde oluşturacağı etkinin araştırılması, ciddi bilimsel raporların düzenlenmiş olması gerekmektedir, tüm bunlar belirsiz ve keyfidir.”

Sarıaslan bakana şu soruları yöneltti:

  • Bakanlığınızca Ortahisar ve Göreme beldelerimiz arasına yapılacak yeni yol için gerekli araştırmalar yapılmış mıdır?
  • Kapadokya Alan Yönetimi Başkanlığı’nda sorumlu jeoloji mühendisinin ve bu çalışmaları yapacak teknik bir kadronun olmadığını biliyoruz, bu konuda yapılmış bilimsel çalışmalar var mıdır?
  • Kapadokya Alan Yönetimi Başkanlığı’nda bahsi geçen yol projesi değerlendirilmiş midir?
  •  Plansız alanda açılmaya başlanan yol, henüz daha üst ölçek plan kararları oluşmadan hangi kamu yararına hizmet edecektir? Hangi üst ölçek plan kararına dayandırılacaktır?
  • Bilimsel düşünceden uzak olarak, sadece bir kişinin öngörüsünde, bu yolun açılmasının sakıncaları kamuoyuyla paylaşılacak mıdır?
  • Turizm konusu bakanlığınızı ilgilendirdiği için, bu konu hakkında kamuoyuna bir açıklama yapmayı düşünüyor musunuz?”

CHP’li Öztunç’tan Brezilya büyükelçisine mektup: Bu gemiyi ülkenize geri çağırın

ANKARA- CHP Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç, Brezilya‘nın Türkiye Büyükelçisi’ne yazdığı açık mektupta, Aliağa‘ya gelmek üzere yola çıkan nükleer savaş gemisi Nae Sao Paulo’yu ülke sınırlarına geri çağırmasını talep etti.

Öztunç, mektubunda “Demokratik kamuoyu ve sivil toplum “Aliağa, Dünyanın çöplüğü olmayacak!” şiarıyla söz konusu geminin Türkiye sınırlarına getirilmesine karşı hak arayışına girmiştir. Önümüzdeki günlerde bu yönde yargı yoluna da başvurulacaktır. Sizden iki ülke halkları arasında büyük bir tepkiye neden olan bbu geminin ülkeniz sınırlarına geri çağrılması için gerekli adımları atmanızı talep ediyoruz” ifadelerini kullandı.

Asbestin yanı sıra ağır metaller, ağır yağlar, zehirli gazlar, hidrokarbonlar, radyoaktif maddeler, vektörler, balast suyu, PCB, PPB, PC gibi zararlı maddeleri de barındıran Brezilya donanmasına ai tgeminin Türkiye’ye getirilmesine karşı tepkiler uzun zamandır sürüyor.

Geminin 12 Nisan 2021 tarihinde açık artırmayla Türkiye’deki gemi söküm tersanesi SÖK Denizcilik ve Tic. A.Ş. tarafından devralındığı ve firmaya geminin sökümü için Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 30 Mayıs 2022’de izin verildiği biliniyor.

‣ Aliağa’daki zehir: Brezilya’nın asbestli gemisinin son durağı nasıl Türkiye oldu?

Kamuyounun yoğun tepkileri üzerine dün Brezilya’nın yüksek mahkemesi, Aliağa’ya getirilmek üzere yola çıkan asbestli uçak gemisi São Paulo’nun geri gönderilmesi için ihtiyati tedbir kararı çıkardı.

Mektubunda, geminin demirli olduğu Guanabara Körfezi’ne geri dönmesi için “ihtiyati tedbir” kararının henüz uygulanamadığına dikkat çeken Öztunç, şunları yazdı:

“İzmir Aliağa Bölgesi, mevcut kirlilik yükü nedeniyle birçok sağlık sorunun da yaşandığı bir bölgemizdir. Bölgenin kirlilik değerleri, sınır değerlerin çok üstünde olup, bölgede buna bağlı olarak bir çok sağlık sorunu yaşanmaktadır.

Söz konusu geminin sökülmek üzere Aliağa’ya getiriliyor olması Türkiye kamuoyunda yoğun tepki almaktadır. Geminin söküm için Brezilya sınırlarından ayrılması, ülkemizde olduğu kadar Brezilya kamuoyunda da geniş tepki aldığını basın üzerinden takip etmeyiz.

Ana Muhalefet Partisi CHP’nin Doğa Hakları ve Çevre Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak, sizden iki ülke halkları arasında büyük bir tepkiye neden olan, Basel Sözleşmesi, Barselona Sözleşmesi, İzmir Protokolü gibi uluslararası sözleşmeler gereğince her iki ülke açısından hukuki sorumluluklar doğuracak olan Nae Sao Paulo adlı nükleer savaş gemisinin Türkiye’ye gönderilmesi işleminin bir an önce durdurulması, bahsi geçen tedbir kararı gereğince Nae Sao Paulo adlı nükleer savaş gemisinin ülkeniz sınırlarına geri çağrılması için gerekli adımları atmanızı talep ediyoruz.”

Kömürün geri dönüşü olmayan faturası: Bölge bu yükü kaldıramaz

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), Afyon’un Dinar ilçesinde kurulması planlanan kömür santrali örneğinden hareketle “kömürün gerçek faturası”nı gözler önüne serdi.

Dinar’ın Doğal Varlığı ve Kömür Tehdidi: Bölgede Planlanan Kömür Madeni ve Termik Santralin Olası Etkileriraporu kömür madeni ve termik santralin bölgeye vereceği zararlara dikkat çekiyor.

İklim değişikliğiyle mücadelede küresel ısıtma ve kirlilik faktörü en yüksek fosil yakıt olan kömürden çıkışa yönelik adımlar dünya genelinde hız kazandı.

2053’te net sıfır emisyon hedefini ortaya koyan Türkiye ise kömürden çıkmak bir yana, yeni maden ve santral yatırımları planlıyor ve elektrik üretiminde kömür kullanmanın yollarını aramaya devam ediyor.

Kömür santrali ve maden işletmesi projelerinden birinin de Afyon’un Dinar ilçesinde kurulması planlanıyor.

Üstelik bölgede Türkiye’nin en büyük ve verimli tarım arazilerinden Büyük Menderes Havzası’nı besleyen ve Nitelikli Doğa Koruma Alanı statüsündeki Karakuyu Sazlıkları yer alıyor.

Çalışma, Dombayovası bölgesinde keşfedilen kömür rezervinin değerlendirilmesi amacıyla planlanan kömür madeni ve 500 MW gücündeki termik santralin söz konusu alandaki biyolojik çeşitlilik ve ekosistem hizmetleri üzerinde neden olabileceği baskıya dikkat çekiyor.

‘Bölge bu yükü kaldıramaz’

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemal Can Bilgin tarafından hazırlanan raporda ortaya konan bulgular, madencilik ve termik santral işletmelerinin hesaba katılmayan maliyetlerinin, kömüre yatırım yapmanın ekonomik boyutundan çok daha yüksek olduğuna işaret ediyor. Bilgin konuyla ilgili şu görüşleri dile getiriyor:

“Dinar, Karakuyu Sazlıkları özelinde ulusal önemde bir sulak alanı ve ekosistemi barındırıyor. Sağladığı hizmetler ve barındırdığı türler ile bu doğal varlığın, sulak alan yönetim planındaki hatalı yaklaşım ve uygulamalar nedeniyle hâlihazırda baskı altında olduğu görülüyor. Bölge, kömür madeni ve termik santralin yaratacağı ek yükü kaldıramaz.”

‘Toprağın üstü de en az altı kadar kıymetli’

WWF-Türkiye İklim ve Enerji Programı Müdürü Tanyeli Sabuncu da şu değerlendirmelerde bulundu:

“Bu rapor bize toprağın üstünün de en az altı kadar kıymetli olduğunu gösteriyor. Türkiye’de enerji sektöründe 2053’e ilişkin net sıfır hedefi doğrultusunda kapsamlı bir dönüşüm ihtiyacı olduğu ortada. Yatırımları planlarken yalnızca yatırım maliyeti ve getirileri değil, bölgedeki ekolojik, ekonomik ve toplumsal etkileri de göz önünde bulundurmak gerekiyor. Dinar örneği üzerinden yürüttüğümüz çalışma, yerli kaynaklardan da olsa kömürden elektrik üretiminin ekonomik olmadığını gösteriyor. Zira kömürün çıkarılması ve yakılması için feda edilecek doğal varlığın değeri, elde edilecek kazanımdan çok daha yüksek. Doğacak sağlık etkileri de düşünüldüğünde fatura daha da kabarıyor.”

Raporda öne çıkan bazı rakam ve bulgulara göre;

  • Karakuyu Sazlıkları’nda toplam 138 farklı kuş türü kaydedilmiş durumda. Ulusal statüsü tehlike altında olan Pasbaş Patka ördeğine de ev sahipliği yapan sulak alanın kömür madeni ve termik santralin yaratacağı kirlilik ve su kullanımı baskısına dayanması olanaksız.
  • Ekosistem hizmetleri kıymetlendirmesi yaklaşımıyla, Karakuyu Sazlıkları’nın sunduğu 11 hizmetten içme suyu, tarımsal sulama, karbon tutma ve rekreasyonel hizmetlerin yıllık değeri 5,7 milyon Euro’dan fazla.
  • Termik santral ve kül depolama alanı normalde tarım ve benzeri iş kolları için ayrılmış 154 hektar araziyi işgal edebilir.
  • Santralde kullanılacak teknolojiye bağlı olarak Karakuyu’nun mevcut su kullanımın yüzde 8 veya yüzde 27 si oranında ilave su çekilmesi gerekebilir.

 

Dilimli Barajı’nın su seviyesi 30 metre düştü

Hakkari‘nin Yüksekova ilçesinin su ihtiyacını karşılamak amacıyla 2019’da inşa edilen 93 metre yüksekliğindeki Dilimli Barajı’nın su seviyesi, kuraklık ve azalan yağışlar sebebiyle 25 ile 30 metre arasında düştü.

DHA‘nın aktardığına göre; Dilimli Barajı‘na su verilmezse 75 bin dönüm tarım alanının etkileneceğini belirten Yüksekova Ziraat Odası Başkanı Adnan Onay “Köylerden gelen kılcal nitelikli derelerdeki sular, yağışların olmaması nedeniyle kurudu. Çiftçilerimizin 220 bin dönümün üzerindeki buğday, nohut, mercimeği tehlike altında. Suyu, tarlalarımıza ulaştıramıyoruz. Kuraklık nedeniyle barajın su seviyesi düşüyor. Yaşanan düşüş, tehlike sınırında. Yetkililerin bunun için önlem alınması gerekiyor” dedi.

Van Gölü buharlaşıyor!
Van Gölü’nde kuraklık: Gölün sınırları yeniden çizilebilir
Van Gölü Havzası’ndaki kuraklık kuşların yaşam alanlarını daralttı

Su seviyesi her geçen yıl düşüyor

Bölge sakinlerinden Jihat Yaşar da önlem alınmadığında iki ay sonra tamamen kuruyacağını belirterek “Geçen yıllarda su seviyesinde bir veya iki metrelik bir düşüş yaşanıyordu. Bu yıl çok ciddi bir düşüş var. 25 ile 30 metre bir düşüş var. Ve her geçen gün bu seviye daha da düşmektedir. Bu düşüş deva ederse iki aya kadar barajda su kalmaz ve büyük sorun yaşarız” diye konuştu.

İklim krizi: ABD’deki ‘mega kuraklık’
Kanada’da son 134 yılın sıcaklık rekoru kırıldı
Pakistan ve Hindistan aşırı sıcaklarla mücadele ediyor

İklim krizi ve kuraklık etkisi

İklim krizine bağlık aşırı sıcaklık nedeniyle son dönemde başta Avrupa olmak üzere dünyada geniş çapta rekor sıcaklıklar kaydediliyor. Sıcaklıklar nedeniyle de su kaynakları kuruma ve yok olma tehlikesi altında.  

Ayrıca söz konusu aşırı sıcaklıklar nedeniyle kuraklık ve su tüketiminde artış meydana gelirken fosil yakıt şirketleri ve bu şirketlere destek olan hükümetler bir yandan da iklim krizini besliyorlar. 

Avustralya’da 50,7 derecelik sıcaklık rekoru tazelendi
Hindistan’da sıcak dalgasıyla termometreler 49’u gördü
İklim Krizi: İtalya’nın en uzun nehri Po kuruyor

Uzmanlara göre, insan kaynaklı iklim değişikliği, 2000’den bu yana kuraklığın nedenlerinin yüzde 40’ından fazlasını oluşturuyor. 

Bilgisayar modelleri, iklim değişikliğinin etkileri olmasa bile kuraklık yaşanabileceğini ancak sorunun bu kadar uzun süreli ve yaygın olmayacağını gösteriyor.  

Artan sera gazları dünyayı ısıtarak daha fazla buharlaşmaya neden oluyor ve atmosferik dengeleri bozuyor.

Hollanda hükümeti kuraklık nedeniyle su kıtlığı ilan etti
İran’da iklim krizi
Irak’ta aylarca süren kuraklık 

Artan küresel sıcaklıklar, toprağı ve bitki örtüsünü kurutan daha fazla buharlaşmaya yol açıyor. 

2000 ve 2021 yılları arasında bölgedeki sıcaklıklar, önceki 50 yılın ortalamalarından yaklaşık bir derece daha yüksek olarak ölçülmüştü.

 IPCC’nin raporlarına göre, dünya sanayi öncesi seviyelerin 2 derece üzerinde ısınırsa, üç milyara kadar insan kuraklıktan kaynaklanan kronik su kıtlığı yaşayabilir .

Avrupa Birliği’ne bağlı Copernicus İklim Değişikliği Servisi’nin 2021 yılına dair sıcaklık raporuna göreyse, geçen yıl tarihin en sıcak beşinci yılı olarak kayıtlara geçti. 

Beyza Doğan’ın katili Selim Tekin öldü

İstanbul‘un Bahçelievler ilçesinde 16 yaşında Beyza Doğan‘ı öldürdükten sonra intihar eden Selim Tekin isimli erkek kaldırıldığı hastanede öldü.

Hakkında 35 şikayet dosyası bulunan Selim Tekin isimli erkek tarafından vurulan 16 yaşındaki Beyza Doğan hayatını kaybetmişti.

28 yaşındaki Tekin, Doğan’ın evine gelerek zorla içeri girdi. Doğan’ı katleden Selim Tekin daha sonra intihar etti.

Beyza Doğan tedavi gördüğü hastanede dün hayatını kaybetti. Selim Tekin ise ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede bugün öldü.

‘Şikayette bulundum, beni bir hafta oyaladılar’

Daha önce, Beyza Doğan ve ailesinin Selim Tekin için koruma kararı aldırdığı öğrenildi.

Katledilen Beyza Doğan’ın ailesinin yaklaşık üç senedir çocuğu taciz ve tehdit eden Selim Tekin hakkında 35 şikâyeti bulunduğu belirtildi.

Baba Cuma Doğan, verilen koruma kararının etkin uygulanmaması nedeniyle kızının öldüğünü söyleyerek “Şikayette bulundum, beni bir hafta oyaladılar. Defalarca bu şahıs kızımı kaçırma teşebbüsünde bulundu” ifadelerini kullandı.

Selim Tekin isimli erkek tarafından öldürülen Beyza Doğan‘ın babası Cuma Doğan cinayete ilişkin Adli Tıp Kurumu önünde bir açıklama yaptı.

Yetkililerin tedbir almadığını vurgulayan Cuma Doğan, “Kızım ilk kaçtığı zaman çocuk büroya gittim, şikayette bulundum, beni bir hafta oyaladılar. Defalarca bu şahıs kızımı kaçırma teşebbüsünde bulundu. Bakırköy Adliyesi’ne 35 kere şikayette bulundum. Karakola gidip kızımı nasıl koruyacağımı sordum. Beni Bakırköy Adliyesi’ne yönlendirdiler. Bu kişi yine benim işte bulunduğum saatte eve tekmeleyerek geldi. Parklarda yatan biri. Ben yaptıklarından sonra tekrar Adliye’ye gittim, nöbetçi savcıya kendisinin benim evime geldiğini saldırdığını söyledim. Koruma kararı verdiler” dedi.

Türkiye’de kadın cinayetleri: Yedi ayda erkekler 191 kadını öldürdü

2022’nin ilk yedi ayında erkekler, 191 kadını öldürdü, 89 kadını taciz etti, 163 çocuğu istismar etti. 455 kadına şiddet uygulayan erkekler, 20 kadına tecavüz etti. Erkekler en az 363 kadını seks işçiliğine zorladı.

2022’nin ilk yedi ayında 119 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler, yılın ilk yedi ayında en az 23 çocuğu öldürdü.

bianet‘in yerel ve ulusal gazetelerden, haber siteleri ile ajanslardan derlediği verilerle hazırladığı Erkek Şiddeti Çetelesi‘ne göre; erkekler, Temmuz’da en az 28 kadını ve bir çocuğu öldürdü.

En az 64 kadına şiddet uygulayan erkekler, 16 çocuğu istismar etti. 17 kadın taciz eden erkekler 12 kadını seks işçiliğine zorladı.

İkizköy’de üçüncü bilirkişi keşfi: Akbelen’in korunmasına yönelik bir rapor bekliyoruz

MUĞLAMilas’a bağlı İkizköy’deki Akbelen Ormanı’nın mücadelesi sürerken geçen ay verilen yeniden bilirkişi incelemesi kararı için dün keşif gerçekleştirildi. 

Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret AŞ’nin (YK Enerji) iki termik santrale kömür sağlamak için genişletilmek istenen kömür madeni sahası için yapılan keşif öncesinde İkizköy Çevre Komitesi çağrısıyla vatandaşlar bölgede toplanarak keşif heyetini karşıladı. 

CHP Muğla Milletvekilleri Burak Erbay ve Suat Özcan, Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin, Milas Belediyesinin ve Bodrum Belediyesi’nin de avukatları TMMOB Elektrik ve Ziraat Mühendisleri Odası temsilcileri de keşfe katıldı. 

Çevre aktivistleri keşif süresince heyetle birlikte alanda bulundu. Keşifte heyetin her noktada inceleme yaptığına şahit olduklarını belirten ekoloji aktivistleri keşif sonrası bir basın açıklaması gerçekleştirdi. 

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın vermiş olduğu maden işletme izni iptal davasının üçüncü kez keşfinin gerçekleştiği Akbelen’de yapılan açıklamada “Aslında her seferinde buradaki ekolojik yaşamı, haklılığımızı göstermeye çalıştık” denildi ve eklendi:

“Bugünkü keşifte uzmanlarımızla birlikte olayın tüm boyutlarını bilirkişi heyetine, mahkemeye gösterdik. Bu keşfin başka bir özelliği daha vardı. Ne yazık ki sendikanın örgütlediği bir protesto ile karşılaştık.”

Buna karşın herhangi bir tartışmaya girilmediğini belirten çevre aktivistleri kendi davalarını, Akbelen’i, savunmaya devam ettiklerini aktardı. 

Bilirkişi heyetine mücadelelerini anlattıklarını dile getiren aktivistler açıklamada “Bizler bu davanın ne olduğunu anlattık. 1990’lardan bu yana bir hukuki mücadelenin olduğunu anlattık. 2005 Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin vermiş olduğu ihlal kararının uygulanmadığını anlattık. Bundan sonraki her süreçte sapılacak her türlü hukuki müdahalenin önüne geçeceğimizi anlattık. Bundan sonrası artık bilirkişilere kalmış bir şey. Bunun doğru işleyeceğini umuyoruz. Akbelen Ormanı’nın korunmasına yönelik bir rapor gelmesini bekliyoruz” ifadelerini kullandı.

İkizköylülerin Avukatı İsmail Hakkı Atal ise şirketin keşif boyunca Zeytin Kanunu’na ilişkin hiçbir bilimsel ve hukuki argüman sunamadığını ifade etti ve sözlerini şöyle sürdürdü:

“Zira bu imkansız Zeytin Kanunu bugün bizim en büyük en önemli dayanağımızdır. Ne kadar yönetmelik çıkartılarsa çıkarsınlar Zeytinciliğin ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkındaki Kanun Akbelen Ormanı’nın en büyük güvencesi. Diğer taraftan şirket Akbelen Ormanı’nı yok edecek olursa Bodrum’un da içme sularını nasıl yok edecek. Argümanımıza hiçbir savunma getiremedi. Ayrıca 50 bin dönümlük yok ettikleri çoraklaştırdıkları, zehirledikleri , Mars yüzeyi haline getirdikleri alanda da kaç dönümü rehabilite ettiklerine ilişkin cevap veremediler.”

YK Enerji’nin geldiğinden beri hiçbir şeyi rehabilite edemediğini aktaran Atal, “Bir de bugünkü keşifte iklim değişikliğiyle ilgili ulusal eylem planı kapsamında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nda yapılan toplantı doğrultusunda kömürlü termik santrallarının kapatılma programının mahkeme dosyasına gönderilmesini talep ettik. 2022 sonunda Bakanlık kapatma takvimini açıklayacak. Belki de bir ila iki sene sonra kapatacağı ortaya çıkacak. Ve Yeniköy Kemerköy Termik Santrali belki de bu dava sonuçlanmadan temelli kapatılacak” dedi.

Vatandaşlar keşif sonrasında yaptıkları açıklama esnasında “Akbelen Ormanı’nı vermeyeceğiz” ve  “Akbelen için adalet” sloganları attı. 

 Ne olmuştu?

Muğla İkizköy’de yer alan ve termik santrale yakıt sağlayan linyit madeni sahasının genişletilmesi için   Akbelen Ormanı’nın kesim izninin iptali için açılan davada mahkeme tarafından atanan bilirkişi heyeti 7 Eylül 2021’de bölgede keşif gerçekleştirmişti.

7 Eylül 2021: Akbelen’de ilk keşif

İlk keşif sırasında Murat Yüksel isimli hakimin davacı avukatlara ‘ruh hastası’ diyerek hakaret etmesi,  hem bölgedeki hukukçular hem de aktivistler tarafından tepkiyle karşılanmıştı.

Bölgede ilk yapılan keşifte hakimin avukatlara  hakaret etmesi nedeniyle  avukatlar Arif Ali Cangı,  İsmail Hakkı Atal ve Şiar Rişvanoğlu reddi hakim başvurusunda bulunmuştu.

1 Mart 2022: Akbelen’de ikinci bilirkişi keşfi

İkinci inceleme öncesi Resmi Gazete‘de yayınlanan maden  yönetmeliğindeki  değişiklikle birlikte tapuda zeytinlik olarak kayıtlı olan alanlarında madencilik faaliyetlerinin önü açılmıştı. Sosyal medyada yankı uyandıran değişiklik, #ZeytinİçinAdalet ve #AkbelenİçinAdalet etiketleriyle birçok paylaşım yapılmıştı.

Kömür madeni açılmak istenen Akbelen Ormanı’nda protestolar eşliğinde bilirkişi incelemesi

Bilirkişi keşfi sonrası, İkizköylülerin avukatı Arif Ali Cangı şöyle demişti:

“Daha önceki keşifte hakarete uğramıştık, yok sayılmıştık. İtirazlarımız üzerine keşif tekrar edildi. Şu anki işletilen maden sahasının alanı ne hale getirdiğini gösterdik bilirkişilere.”

Bilirkişilerden dördü kömürün bölgeye geri dönülmez zararlar vereceği görüşünü verirken; ikisi ekolojik yıkım olacağını ancak enerji ihtiyacı nedeniyle madene açılması gerektiği yönünde görüş bildirmişti.