Ana Sayfa Blog Sayfa 532

AB Konseyi, 2035’ten itibaren benzinli ve dizel araçların yasaklanmasını onayladı

Avrupa Birliği (AB) iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik daha büyük bir çabanın parçası olarak getirdiği yeni bir düzenleme ile 2035 yılından itibaren benzinli ve dizel araçları yasakladı. Atılan adımla, bloğun elektrikli araçlara geçişinin hızlandırılması planlanıyor.

AB Konseyi‘nin yaptığı açıklamada, üye ülkelerin 2035 yılından itibaren otomobillere ve hafif ticari taşıtlara katı karbon emisyon standartları getirecek yasayı onayladıkları belirtildi.

Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu‘nda geçen ay kabul edilen ve yürürlüğe girmesi için AB üyesi ülkeler tarafından resmen onaylanması gereken düzenlemeye göre, otomobil üreticileri, 2035’e kadar karbon emisyonlarını sıfırlayacak. Böylece AB ülkelerinde söz konusu tarihten itibaren karbon salan benzinli ve dizel de dahil içten yanmalı motora sahip yeni otomobil satışı yapılamayacak.

‣ Elektrikli araçların çağı başlıyor mu?
‣ Avrupa Parlamentosu 2035 yılı sonrası motorlu araç satışını yasakladı

Ayrıca 2030 yılı emisyon düşürme hedefi otomobiller için yüzde 55, kamyonetler için de yüzde 50 olacak.

Otomobiller, şu anda AB bloğundaki tüm karbon emisyonlarının yaklaşık beşte birinden sorumlu. Bugün onaylanan mevzuat ise otomobil üreticilerinin yeni araçlardan kaynaklanan karbon emisyonlarını yüzde 100 oranında azaltmasını talep ediyor. Uygulamada bu, 2035’ten itibaren hiçbir yeni konvansiyonel fosil yakıtla çalışan aracın satılamayacağı anlamına geliyor.

benzin

Mevzuata karşı ittifak

Bazı ülkeler ise değişime karşı çıkarak ittifaklar kuruyor ve kararın ertelenmesine yönelik adımlar atmaya hazırlanıyor.

Almanya liderliğindeki bir grup ülke, yeni mevzuatın öngördüğü kuralların hafifletilmesi için İtalya, Polonya, Bulgaristan ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerle ittifak kurdu. İttifak, e-yakıtla çalışan arabaların yasaktan muaf tutulması için baskı yapıyordu.

‣ Elektrikli taşıma sistemine geçiş temiz ve güçlü ekonomi vaat ediyor

Almanya, planı desteklemek için AB’nin e-yakıt olarak bilinen, yenilenebilir enerji ve havadaki karbondioksiti yakalamayla üretilen sentetik yakıtlarla ilgili muafiyet getirilmesini istemişti.

Bu konuda AB Komisyonu ile Almanya arasında müzakereler sonucunda uzlaşı sağlanmıştı. Almanya, sentetik yakıtlarla çalışan içten yanmalı motorlara sahip yeni araçların satışı konusunda AB’den güvence almıştı.

Büyük ölçüde içten yanmalı motorlu araçlara dayanan Fiat, Alfa Romeo ve Ferrari gibi büyük otomobil markalarına ev sahipliği yapan İtalya’da otomotiv endüstrisi, doğrudan veya dolaylı olarak yaklaşık 270 bin kişiye istihdam istihdam sağlıyor. İtalya Ulaştırma Bakanı Matteo Salvini, yeni yasayı AB için bir ekonomik “intihar” olarak nitelendirdi. Yasanın Çin‘e fayda sağlarken Avrupa otomobil endüstrisine zarar vereceğini öne sürerek atılan adımı “ideolojik tutuculuk” olarak nitelendirdi.

Ülkenin Dışişleri Bakanı Antonio Tajan da karbon emisyonlarında yüzde 100 yerine yüzde 90 azalma çağrısında bulunarak mevzuatı hafifletmeye çalıştı. Enerji Bakanı Gilberto Pichetto Fratin ise “İtalya, geçiş aşamasında sıfır emisyona ulaşmanın tek yolunun elektrik seçimi olmaması gerektiğine inanıyor” ifadelerini kullandı.

‣ Norveçlilerin tercihi elektrikli otomobil
‣ Brüksel’de dizel ve benzinli araçların kullanımı yasaklanıyor

Öte yandan Fransa‘nın Ekonomi Bakanı Bruno Le Maire ise ülkesinin yeni yasa için “savaşmaya” hazır olduğunu söyledi. Şu anda yasalaşması için yalnızca bakanlardan resmi bir onay damgası alması gereken önlemlerin tamamlanması tam iki yıl sürdü.

France Info‘ya konuşan Le Maire, “Bunun için savaşmaya hazırız, çünkü [kararın ertelenmesi] çevresel bir hata ve ben bunun aynı zamanda ekonomik bir hata olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

Greenpeace raporu: Deprem sonrası adil ve yeşil bir gelecek nasıl inşa edilir?

Greenpeace Akdeniz, 6 Şubat’ta yaşanan yıkıcı deprem sonrasında, afet durumunun hala devam ettiğine dikkat çeken ve toplumsal – ekolojik risklere karşı alınması gereken önlemleri içeren “Deprem Bölgesine İlişkin Değerlendirme Raporu”nu yayımladı.

Rapor, enkaz atıklarının yönetimi, enkaz depolama, büyük projelere yönelik çevresel riskler, doğa alanlarının korunması ve iklim krizinin bölgede neden olabileceği ikincil afetler gibi konuları, uzmanların ve sivil toplum kuruluşlarının görüşleri ışığında ele alıyor.

Alınması gereken önlemler ekseninde ise üç bölüm yer alıyor:

  1. Kirleticilere İlişkin Önlemler
  2. Doğa Alanlarının Korunmasına İlişkin Önlemler
  3. İklim Krizinin Neden Olabileceği Sorunlara İlişkin Önlemler

Kirleticilerle ilgili saptama ve önlemler

“Kirleticilere İlişkin Önlemler” başlığı altında yer alan “Enkaz Atıklarının Yönetimi, Asbest ve Kanserojen Tozlar, Enkaz Depolama ve Büyük Projelere Yönelik Çevresel Riskler”e ilişkin bölümde vurgulanan bazı noktalar şöyle:

  • İstanbul Üniversitesi 2023 Depremleri Ön Raporuna göre bakanlıkça hasar tespiti yapılan binalardan oluşan toplam enkaz atık miktarının ~50 milyon ton ila ~110 milyon ton aralığında olacağı öngörülüyor.
  • Bina enkazlarının kaldırılması, binanın durumuna göre yıkımı, atıkların taşınması ve yönetimi insan ve doğa sağlığı için dikkatlice yönetilmesi gereken adımlardan oluşmalı.
Depremin şiddeti ve bina yoğunluk haritası (United States Geological Survey ve Open Street Map verilerinden yararlanılarak üretilmiştir).
  • Enkaz atıklarına ilişkin en önemli tehditlerin başında binaların üretimi sırasında kullanılan asbest, kanserojen lifler ve toksik malzemeler geliyor.
  • Asbestin liflerine çok kısa zamanlı bile maruz kalınması, maruziyetten 10 ila 40 yıl sonra asbeste bağlı mezotelyoma (akciğer zarı kanseri), gırtlak kanseri, yumurtalık kanseri ve asbestozis hastalıklarına neden olabiliyor. Bu nedenle asbestin tüm formları Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı, Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ/WHO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (UÇÖ/ ILO) tarafından “kesin kanserojen” olarak tanımlanıyor.
  • Deprem bölgesindeki binaların neredeyse yarısından fazlası asbest ve kanserojen madde riski taşıyor. (TÜİK raporuna binaen)
İkamet edilen binanın inşa yılına göre hane halkı sayısı ve oranı (TUİK, 2021).
  • Asbest liflerinin havayla birlikte solunmasını engellemek için acilen arama-kurtarma faaliyetlerinin sonlandırıldığı enkazda ve yükleme faaliyetleri esnasında sulama yapılması; taşıma kamyonlarının üzerinin branda ile kapatılması ve geçiş güzergahlarının sulanması; enkazın kaldırılmasında görevli personelin FFP3 toz maskesi kullanması; enkaz kaldırma çalışmalarında halkın alandan uzaklaştırılması, eğer çadırkentlere yakın alanlardaysa burada bulunan halka FFP3 maskeleri temin edilmesi; enkaz alanlarında çalışanların düzenli sağlık takiplerinin yapılması son derece önemli.
  • Enkaz atıkları yapı malzemelerinin dışında ev içindeki her türlü ahşap, elektronik, plastik, metal malzemeleri, tehlikeli atıkları ve organik maddeleri içinde barındırıyor. Bu durum enkazın kirleticilik özelliğinin artmasına neden oluyor. Enkaz atıklarının içindeki toksinler ve ağır metaller yağmur ve rüzgarla toprağa ve suya karışarak çok geniş bir alanda doğayı ve canlı sağlını tehdit eden birer kirlilik mekanizmasına dönüşebilir. Bu nedenle, enkaz atık alanı tarım alanı, baraj havzası, sulak alan, dere yatakları ve deniz kenarları başta olmak üzere hiçbir doğa alanına bırakılmamalı.
  • Deprem bölgesi ekosistemler ve halk sağlığı açısından ciddi çevresel riskler oluşturabilecek tesislerin yoğun olduğu bir bölge. Bölgede 48 OSB yer alırken bu OSB’lerin 33’ünde ise üretim sürdürülüyor. Faal olan bu 33 OSB’nin 10’u ciddi hasarlı durumda ve 4 bin tesisin önemli bir kısmında üretim durdu.  OSB’lere ilişkin en önemli çevresel sorun, hasarlı OSB’lerde ve çevrelerindeki endüstriyel tesislerde yaşanabilecek sıkıntılar. Bu nedenle başta OSB alanları olmak üzere sanayi üretim merkezleri faaliyete geçmeden önce bu alanlar ve yakın çevresi sızıntı ihtimaline karşı takip edilmeli, gerekli düzenlemeler yapılmadan faaliyete açılmamalı.

  • 6 Şubat’ta deprem ile başlayan ve söndürülmesi dört günü bulan İskenderun Liman yangını bölgede yaşanan en büyük çevre felaketlerinden birine dönüştü. İskenderun Limanı Türkiye’nin en büyük dördüncü limanı ve buradaki yangınının çıkış nedenine ilişkin en temel iddia, limanın kimyasal madde içeren konteynırları zayıf güvenlik tedbirleri ile bir arada bulundurması olarak görünüyor. Bu tarihe kadar yanan konteynırların içeriği ile ilgili bilgi verilmemiş olması ortaya tahmin edilemeyen bir kirlilik riskini çıkardı.  Yangının nedenine, ihmallere, çevresel etkilerine yönelik ve yangın esnasında ve enkaz kaldırmada yer alan görevlilerin sağlığına ve yasal süreçlere ilişkin kamuoyuna bilgilendirme yapılmalı ve süreçle ilgili soruşturma başlatılmalı.

Doğa alanlarının korunması 

Raporun “Doğa Alanlarının Korunmasına İlişkin Önlemler” başlıklı bölümünde altı çizilenler de şu şekilde:

  • Deprem bölgesi, yakından incelendiğinde 60’tan fazla korunan alana (tabiatı koruma alanı, milli park, tabiat parkı, yaban hayatı geliştirme sahası (YHGS), doğal sit vb.) ve canlı tür çeşitliliği bakımından uluslararası kriterle öne çıkan 35 Önemli Doğa Alanı’na(18) ev sahipliği yapıyor. Geniş sulak alan ekosistemlerinden, sedir, karaçam ve meşe ormanlarına ve dağ bozkırlarına uzanan bu çeşitlilik, bölgenin nadir canlı tür çeşitliliği hakkında da bilgi veriyor.
  • Türkiye’nin gelecek nesillere aktarma borcu olan korunan alanlar başta olmak üzere nesli tehlike altında bulunan türler için belirlenmiş olan Önemli Doğa Alanları afet sonrası yapılanma sürecinin her aşamasında mutlak şekilde korunmalı.

İklim krizi 

“İklim Krizinin Neden Olabileceği Sorunlara İlişkin Önlemler” başlıklı bölümünde de şu noktalara işaret ediliyor:

  • İklim krizi ile birlikte Türkiye’de meteorolojik afetlerin şiddeti ve sayısı her geçen gün artıyor. AFAD’a göre 1980–2020 yıllarında Türkiye’de 11.560 afet rapor edildi. 1980–2000 yıllarında 4.212 afet raporlanmışken, 2000-2020 yıllarında arasında afet sayısında %74,4 artış oldu.  (7.348 afet)
  • AFAD İl Afet Azaltma Planları (2022) deprem bölgesi illerinin meteorolojik afetlere ilişkin durumu hakkında öngörülerde bulunmaya imkân veriyor. Bu raporlara göre afet illerinin bir bölümüne ilişkin riskler, şehirlere özel olarak raporda belirtiliyor.
  • Deprem bölgesindeki iller, iklim değişikliği ile doğrudan ya da dolaylı şekilde ilişkili afetler bakımından ciddi riskleri barındırıyor. Geçici ve kalıcı yerleşim alanları ile afetten etkilenen yurttaşların yeni afetlere maruz kalmaması için yerleşim yerleri seçiminde afet eğilimli noktalar göz önünde bulundurulmalı.

Yeşil, adil yaşam

Greenpeace raporunun “Yeşil Adil Bir Yaşamı Kurmak” başlıklı son bölümünde ise her ne kadar doğa olayları gelir grubu ve toplumsal kimlik gözetmeksizin herkesi vurabilse de, doğa olayının afete dönüşmesindeki temel etkenin toplumsal eşitsizliklere dayandığı vurgulanıyor. 6 Şubat depremlerinin Türkiye’nin eşitsizlikler haritasında renklerin en koyu olduğu illerde meydana gelmiş olması ve başta Adıyaman olmak üzere deprem illerinde yoksulluk önemli problemler arasında gösteriliyor.

Deprem sonrası “deprem vergilerinin” nereye harcandığı sorusunun kamu otoritelerince cevapsız kalışı gelir dengesinde çoktan yoksulluğun kaderine bırakılmış yurttaşların, söz konusu “afetler” olduğunda bir kez daha çaresizliğe bırakıldığı belirten raporda, yaralarımızı sarmanın ilk adımının yaraları derinleştiren eşitsizliklere odaklanmaktan geçtiği vurgulanıyor.

Çalışmada, yurttaşların, özellikle kırılgan grupların, açık şekilde tanımlanan kamusal yaşama dahil edildiği, kaynakların tahsisi de dahil olmak üzere karar alma süreçlerine dahil olabildiği, hedefler, kurallar, yapılar ve usullerin yurttaşların ihtiyaç ve meşru beklentilerine uygun olduğu, iklim krizinin oluşturacağı etkilere karşı dirençli, doğaya uyumlu, çevre adaletini önceleyen süreçler ile yaşamın yeniden inşa edilebileceği belirtiliyor.

Raporun tamamına bu linkten ulaşılabilir.

 

 

 

 

 

77 örgütten ortak çağrı: Kimyasal tehlikeye, ekolojik yıkıma karşı uyarıyoruz!

Kent, ekoloji, hayvan hakları odaklı örgütler ve sendikalar deprem sonrası ortaya çıkan kimyasal tehlikeye karşı uyarıda bulundu. Şu ana kadar 77 örgüt tarafından imzalanan açık çağrıda, doğanın ve toplum sağlığının korunması için yapılması gerekenler bir bir anlatıldı.

“Kimyasal tehlikeye, ekolojik yıkıma karşı uyarıyoruz!” denilen çağrıda depremin ilk anından itibaren meslek odalarının, STK’ların ve ekoloji örgütlerinin sürekli uyarıda bulunduğu rastgele hafriyat dökümü ve asbest tehlikesinin artık halk sağlığını ve bütünüyle ekosistemi doğrudan tehdit eder hale geldiğinin altı çizildi.

‣ Malatya’da enkaz, köylerin ortasına dökülüyor: Asbeste maruz kalan köylüler yol kapattı
‣ Burak Çatlıoğlu: Afeti yönetemediler ki, sonrasında çıkan enkazı yönetebilsinler
‣ TBMM Çevre Komisyonu Başkanı’na göre deprem bölgesinde asbest ve hijyen sorunu yok
kimyasal tehlike
Fotoğraf: İslam Yakut – Anadolu Ajansı

Seçimin yaklaşmasıyla birlikte hızlıca kaldırılmaya çalışılan enkazların, sulama çalışması yapılmadan, üstü açık kamyonlar ile taşındığının hatırlatıldığı açıklamada, “Yıkım, taşıma ve boşaltma esnasında havaya, toprağa ve suya çok sayıda zararlı kimyasal karışmaktadır” denildi ve eklendi:

“Enkaz kaldırma çalışmalarına katılan işçilerin başta asbest riski olmak üzere, tehlikeli kimyasallara karşı koruyucu ekipman kullanmadığını, çevrede bulunan insanlara uyarı yapılmadığını, yeterli önlem alınmadığını biliyoruz. Depremzedelerin yaşam alanlarına, sulak alanlara, dere yataklarına, zeytinliklere ve tarım arazilerine dökülen hafriyatların oluşturduğu risk, başta insanlar olmak üzere tüm canlıların ikinci bir yıkıcı durum yaşanmasına neden olacaktır.”

‣ Yeni ikincil felaketler kapıda…
‣ Depremde sağ kalanlar şimdi de zehir soluyor
‣ Uzmanlardan asbest uyarısı: FFP3 maskeleri takılmalı
‣ TTB’den deprem bölgelerinde asbest uyarısı
kimyasal, tehlike
Fotoğraf: İslam Yakut – Anadolu Ajansı

‘Belirlenen alanların listesi ve konumları kamuoyuna açıklanmalı’

77 örgüt ve sendikanın gerçekleştirdiği çağrıda enkaz kaldırma ve moloz döküm süreci ile ilgili ortak talepler ise şöyle sıralanıyor:

  1. Depremden önce ve sonrasında belirlenmiş hafriyat depolama yerleri dışındaki tüm döküm işlemleri acilen durdurulmalıdır. Belirlenen alanların ise listesi ve konumları kamuoyuna açıklanmalı, TMMOB, kent/ekoloji örgütleri ve yerel temsilcilerin bu alanları denetlemesine izin verilmelidir. Çok sayıda kimyasal içeren enkaz atıkları, tehlikeli atık depolama şartlarını karşılayan, sızdırmazlığı sağlanmış depo alanlarında tutulmalıdır.
  2. Enkaz kaldırma işlemleri sulama yapılarak, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından gerekli önlemler alınarak sermaye odaklı değil ekolojik dengeyi koruyan, emekçilerin hayatını koruyacak bir biçimde yapılmalıdır.
  3. Yıkılan ve hasarlı evlerin asbest ve başkaca tehlikeli madde içerip içermediğine dair envanter kamuoyu ile paylaşılmalıdır.
  4. Asbest ve tehlikeli kimyasal içeren hafriyatlar bilimsel yöntemler ile ayrıştırılıp bertaraf edilmeli, yaşam döngüye zarar vermeyecek biçimde depolanmalıdır.
  5. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı başta olmak üzere, enkaz kaldırma ve döküm çalışmalarından sorumlu kamu kurumları ile ekoloji örgütleri, meslek odaları, kent konseyleri, sendikalar vb. yerel tüm öznelerin içinde olduğu şeffaf işleyen ortak koordinasyonlar kurulmalıdır.

Ortak açıklamaya şu ana kadar imzacı olan kurumlar şöyle:

  • Asbest Söküm Uzmanları Derneği
  • Aydos Ormanı Savunması
  • Artur Çevre Platformu (ARÇEP)
  • Antalya Vegan Platformu
  • Atakent Kadın Meclisi
  • Ayvalık Tabiat Platformu
  • Bakırtepe Çevre Platformu
  • Başka Bir Hayat Diliyorum Derneği
  • Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası Genel Merkezi (BTS)
  • Burhaniye Çevre Platformu (BURÇEP)
  • Burak Özgüner Hayvan Hakları Çalışma Merkezi (BURHAK)
  • Bursa Su Kolektifi
  • Büyük Menderes İnisiyatifi (BMİ)
  • Çepeçevre
  • Çevre Haberleri Ajansı (ÇHA)
  • Çeşme Çevre Platformu
  • Datça Demokrasi Platformu
  • Doğanın Çocukları
  • Deneye Hayır Derneği
  • Dört Ayaklı Şehir
  • Divriği Yaşam ve Doğa Platformu
  • Ekoloji Birliği
  • Ekoloji Politik
  • Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP)
  • Fenerbahçe Kalamış Dayanışması
  • Gaia Dergi
  • Gazhane Çevre Gönüllüleri
  • Göztepe Kooperatifi
  • Gökova Ekolojik Yaşam Derneği
  • Haliç Dayanışması Halkevleri
  • Ekoloji ve Kent Çalışmaları
  • Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM)
  • Hayvanlara Adalet Derneği
  • Haydarpaşa Dayanışması
  • Hayvan Özgürlüğü İnisiyatifi
  • İklim Adaleti Koalisyonu
  • İkizdere Dernekler Federasyonu
  • İzmir Yeşil Gelecek Derneği
  • İkizköy Çevre Komitesi
  • Kadıköy Kent Dayanışması
  • Kadıköy Kooperatifi
  • Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği
  • KAYY-DER Kültür Derneği
  • Kızderbent Savunması
  • Kuzey Ormanları Savunması
  • Kuzguncuk Kooperatifi
  • Kuşadası Çevre Platformu
  • Marmaris Ekolojik Mücadele Komitesi
  • Maltepe Kooperatif Girişimi
  • Malatya Çevre Platformu
  • MAYADER Mahalle Yaşam Derneği
  • Mezopotamya Ekoloji Hareketi
  • Munzur Koruma Kurulu (DEDEF)
  • Muğla Çevre Platformu
  • ODTÜ Çevre Topluluğu
  • Polen Ekoloji
  • Sarıyer-Büyükdere Gıda Topluluğu
  • Samandağ RES Karşıtı Mücadele
  • Sivas Konfederasyonu Çevre ve Ekoloji Komisyonu (Sivkon)
  • Tarlabaşı Dayanışma
  • TMMOB Şehir Plancıları Odası (ŞPO)
  • Türk Tabipleri Birliği (TTB)
  • Türkiye Vegan Derneği (TVD)
  • Validebağ Direnişi
  • Validebağ Savunması
  • Validebağ Gönüllüleri
  • Van Çevre Tarihi Eserleri Koruma Araştırma Ve Geliştirme Derneği (VAN ÇEVDER)
  • Veganizm Özgürlüktür Platformu
  • Uluslararası Çevre Gazetecileri Derneği (UÇE)
  • Yaşam ve Dayanışma Yolcuları
  • YerDeniz Kooperatifi
  • Yeryüzü Ekoloji Kolektifi
  • Yeni Foça Forum
  • Yeşil Sol İklim Krizi Çalışma Grubu
  • Yeşil Direniş Ekoloji ve Yaşam Gazetesi
  • Yunuslara Özgürlük Platformu

‘Mikroplastikler insan vücudunda genetik bozukluklara yol açıyor’

Doğadaki binlerce canlıya zarar veren ve insan vücudundaki genetiğin bozulmasına yol açan mikroplastik atıkların miktarı gün geçtikçe artıyor. European Environment Agency’nin yayımladığı veriler, okyanusların tabanında 14 milyon tondan fazla mikroplastiğin varlığına işaret ederken mikroplastiklerin yalnızca doğada değil, insan kanında da bulunduğuna dikkat çekiyor.

Bilim insanlarının bu durumu engellemeye yönelik çalışmaları devam ederken, Türkiye’deki üniversitelerin geliştirdiği araştırma projeleri mikroplastiklere karşı sürdürülebilir girişimleri küresel çapta desteklemeyi hedefliyor.

Son olarak TED Üniversitesi’nin (TEDÜ) İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Numanoğlu Genç yürütücülüğünde hazırlanan ve farklı disiplinlerden üyelerin araştırmacı olarak yer aldığı “Düzenli ve Düzensiz Şekilli Mikroplastik Parçacıkların Çökelme Hızlarının Deneysel, Sayısal ve Derin Öğrenmeye Dayanan Yöntemlerle Araştırılması” başlıklı araştırma projesi teklifi, TÜBİTAK ARDEB 1001 programı kapsamında kabul aldı.

TÜBİTAK tarafından 32 ay boyunca desteklenecek projede modelleme çalışmalarında güvenilir bir şekilde kullanılabilecek ve tüm mikroplastik türleri için geçerli olacak çökelme hızı hesaplama yönteminin geliştirilmesi hedefleniyor.

mikroplastik,
Kaynak: Oceancleanup.com

Doç. Dr. Genç: Mikroplastikler genetik bozukluklara yol açıyor

Mikroplastiklerin son yılların en önemli çevresel problemlerden biri olduğuna dikkat çeken İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Numanoğlu Genç, projeye dair ayrıntıları şu sözlerle paylaşıyor:

“Mikroplastik atıkların çevredeki miktarı giderek artıyor. Mikroplastik atıklar tükettiğimiz besinlerde dahi görülüyor. Mikroplastikler insan vücudunda genetik bozukluklara sebep olurken, doğadaki canlıların da yaşamını yitirmesine yol açıyor. Öyle ki ülkemizin de uzun kıyılara sahip olduğu Akdeniz’de büyük miktarda mikroplastik kirliliği olduğu ve komşu ülkelerin bu durumun önlenmesine yönelik planlar oluşturduğu biliniyor.

Biz de mikroplastik kirliliğinin kaynaklarının belirlenmesi, deniz suyuna ulaşma potansiyelinin saptanması, risklerinin hesaplanması ve kirliliğin engellenmesi gerekliliğinden yola çıkarak bir proje geliştirdik ve proje teklifimiz TÜBİTAK tarafından 32 ay desteklenmeye layık görüldü.”

 İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Numanoğlu Genç
İnşaat Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Aslı Numanoğlu Genç

Araştırma projesi sonuçlarının karar verici ve uygulayıcılara kullanabilecekleri bir bilgi kaynağı olacağını belirten Doç. Dr. Aslı Numanoğlu Genç, “Projemiz ayrıca Avrupa Yeşil Mutabakata Uyum kapsamında TÜBİTAK öncelikli Ar-Ge ve yenilik konularında oluşturulan ‘İklim Değişikliği Dahil Su Ekosistemlerini Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi, Etkilerinin Azaltılması ve Sürdürülebilirliğini Sağlayan Su Yönetim Modellerinin ve Restorasyonlarına Katkı Sağlayacak Çözümlerin Geliştirilmesi’ başlığına da katkıda bulunacak” diyor ve ekliyor:

“Üniversitemizin İnşaat Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. Mehmet Ali Kökpınar, Makine Mühendisliği Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Ayşe Çağıl Kandemir, Dr. Öğr. Üyesi Onur Baş, Bilgisayar Mühendisliği Bölümü’nden Doç. Dr. Gökçe Nur Yılmaz, Hacettepe Üniversitesi Kimya Bölümü’nden de Prof. Dr. Hatice Kaplan Can ve Çankaya Üniversitesi’nden Prof. Dr. Mustafa Göğüş projemizde yer alıyor. Projede yer alan tüm değerli akademisyenlere katkıları için şimdiden teşekkür ediyoruz.”

COP28’e doğru: Kayıp ve zarar fonu için Geçiş Komitesi ilk kez bir araya geldi

Birleşmiş Milletler‘in 27’nci iklim zirvesinin (COP27) Geçiş Komitesi, bu yılın ilerleyen zamanlarında düzenlenecek olan zirvede (COP28) Kayıp ve Zarar Fonu‘nun nasıl işletileceğine ilişkin tavsiyelerde bulunmak üzere ilk toplantısını dün (27 Mart) Mısır’ın Luksor kentinde gerçekleştirdi.

Çarşamba gününe kadar sürecek olan toplantı, iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden doğan kayıp ve zararlara yanıt vermeye yönelik finansman düzenlemelerine ilişkin geçtiğimiz kasım ayında Şarm El-Şeyh‘te düzenlenen COP27’nin sonuçlarının takibinin bir parçası olarak yapılıyor.

COP27 Başkanı Sameh Shoukry, toplantının açılışı için yaptığı bir konuşmada, Şarm El-Şeyh Konferansı’nda varılan tarihi anlaşmayı iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden muzdarip toplulukların isteklerine yanıt olarak uygulama konusunda Komite’ye düşen büyük sorumluluğu vurguladı.

‣ COP27’de son hafta: Herkesin gözü kayıp ve zarar finansmanında
‣ COP27 sona erdi: Kayıp-hasarda ‘tarihi’ kazanım, fosil yakıttan çıkışta hayal kırıklığı

Shoukry, özellikle Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli‘nin (IPCC) son raporundakiler olmak üzere en son bilimsel tavsiyelere göre, iklim krizinin kötüleşmesinin ülkeler için büyük ekonomik yükleri beraberinde getireceği ve 2050’ye kadar üç kat artacağının beklendiğini kaydetti.

Mısır’ın Dışişleri Bakanı Shoukry, konferansın başkanı olarak Birleşik Arap Emirlikleri’nde yapılacak olan bir sonraki konferansta istenen sonuçların elde edilebilmesi için komitenin çalışmalarını desteklemeye devam edeceğini söyledi.

kayıp ve zarar

‣ Ümit Şahin: Türkiye kayıp-zarar müzakerelerinde ilerletici bir aktör olabilir

‘Komiteden beklentiler büyük’

Toplantı öncesi sosyal medya platformu Twitter üzerinde yaptığı paylaşımda Shoukry, “Tüm gözler, Luxor’da toplanan geçiş komitesine çevrilmiş durumda” ifadelerine yer verdi ve ekledi:

“Gelişmekte olan ülkelere yeni ve ilave finansal kaynaklar sağlayarak destek olma noktasında ilerleme kaydetmeye yönelik büyük beklentiler var.”

BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) İcra Sekreteri Simon Stiel konuşmasında, Komite’nin misyonunun öncelikle, iklim değişikliğinin etkilerinden muzdarip milyonlarca insanın hayatlarını koruyabilmek için, iklim değişikliğinin yol açtığı kayıp ve zararları tazmin etmeye yönelik çabaları finanse etmek için yenilikçi finansman yolları oluşturmanın da aralarında bulunduğu uluslararası iklim sistemi geliştirmek ve uyarlamak olduğunu vurguladı.

‣ [Şarm El-Şeyh’ten COP27 Notları-5] Sonuç zafer mi yenilgi mi?

On dört gelişmekte olan ve on gelişmiş ülkenin temsilcilerinden oluşan 24 üyeli Geçiş Komitesi’nin COP28’e kayıplar ve zararlar için finansman düzenlemeleri, fon kurma mekanizmaları ve bunların idaresi için yenilikçi finansman kaynakları bulma konusunda tavsiyelerde bulunması bekleniyor.

kayıp ve zarar

‣ Protestolar sürüyor: Kayıp ve hasar için paraları sökülün!

Kayıp ve zarar fonu konusunda COP28’den ne beklenebilir?

Onlarca ülke, iklim krizinden en olumsuz şekilde etkilenen gruplar için oluşturulan fonun ayrıntılarını görüşmek üzere ilk kez bir araya geliyor. 

Kayıp ve hasar fonu fikrinin ortaya atılmasının üzerinden 30 yıl geçmesine rağmen, fon ancak geçtiğimiz kasım ayında COP27’de oluşturulan yol haritasında yer edinebildi.

‣ Danimarka, iklim değişikliğinden kaynaklanan ‘kayıp ve zarar’ için tazminat ödeyen ilk BM ülkesi olacak

Fon, kasım ayında Mısır’da düzenlenen BM iklim zirvesinde (COP27) yapılan en önemli anlaşmaydı. Bu anlaşma ile gelişmiş ülkeler, savunmasız ulusların iklimle ilgili felaketlerin yaralarını sarmalarına yardım etmeyi kabul etti.

Ancak anlaşma şu anda son derece belirsiz; ülkelerin hala yeni fon akışının tam olarak nasıl işleyeceğine ve paranın kimden ve kime akacağına karar vermesi gerekiyor.

Yeşil Düşünce Derneği iletişim ve dijital medya gönüllülerini arıyor

Yeşil düşüncenin ve yeşil politikaların yaygınlaştırılması amacıyla 2009’daki kuruluşundan bu yana faaliyetlerini sürdüren Yeşil Düşünce Derneği, iletişim ve dijital medya gönüllülerini arıyor. Başvurular için son tarih 14 Nisan!

Şenlikli, kollektif, katılımcı, şeffaf, sürdürülebilir, dirençli ve kendine yeten topluluklar oluşturmak üzere politikalar ve çalışmalar gerçekleştiren dernek, aradığı yeni gönüllü ekibine şöyle sesleniyor:

“Sizi gezegenimizle ilgili endişeleri paylaşırken yeşil politika ve yeşil düşünce çalışmalarında dijital malzemeleri üretmek ve katkı sunmak üzere gönüllü ekibimize davet ediyoruz!”

İklim krizinin ve ekolojik krizin yıkıcı etkilerine karşı bugünü, geleceği ve gezegeni güvenli tutmak için mevcut politikaların adalet kavramını temel alarak değiştirilmesini sağlamak amacıyla çalışan topluluğun hedefi ise şöyle:

“Yeşil Düşünce Derneği ile ortak iş üretmek üzerinden ilişki geliştirmeyi isteyen, ekoloji, ekonomi, demokrasi ve medya, sosyal adalet, cinsiyet çalışmaları gibi alanlarda politik söylem üretmek üzere ufkunu yeşil politikalar doğrultusunda genişletmek, Türkiye ve Avrupa yeşil hareketi ve paydaşları ile tanışmak için heyecan duyan beş kişi ile kuracağımız iletişim gönüllüsü ekibi ile çalışmalarımıza Mayıs’la beraber başlamayı ve yaklaşık bir senelik döngü ile devam ettirmeyi hedefliyoruz.”

Yeşil Düşünce Derneği’nin arayışına yanıt vermek için ve başvuruya kimlerin başvurabileceği, neler yapılacağı, derneğin size katacakları, ve başvuru sürecinin ayrıntılarına linkten ulaşabilirsiniz. Başvuru formunu ise buradan doldurabilirsiniz.

Fosil Yakıtların Ötesi Kampanyası: 2035’e kadar elektrik üretiminde fosil yakıtlardan kurtulmak mümkün

Avrupa genelinde kırktan fazla sivil toplum kuruluşu, 2035’e kadar, hükümetlerin, işletmelerin ve finans kurumlarının elektrik üretiminde kullanılan fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği önlemleri koymaları için Fosil Yakıtların Ötesi (Beyond Fossil Fuels) kampanyası başlattı.

Türkiye’den de sivil toplum örgütlerinin yer aldığı Fosil Yakıtların Ötesi kampanyasının, 23 Avrupa ülkesinden 17’sinin en geç 2030’a kadar kömürden çıkış taahhüdünde bulunduğu başarıyla sonuçlanan Kömürün Ötesinde Avrupa kampanyasının üzerine inşa edildiği belirtildi.

Kampanya kapsamında hazırlanan ‘‘Fosil Yakıtlardan Özgürlük’’ araştırması, Avrupa’nın tarihsel olarak Rusya’dan ithal ettiği kömür ve fosil gazın tamamını yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve akıllı tüketim ile dört yılda ikame edebileceğini gösteriyor.

Araştırma bu yakıtların yüzde 70’inin sadece güneş, rüzgar ve ısı pompasıyla değiştirilebileceğini ortaya koyuyor.

Fosil Yakıtların Ötesi Kampanya Direktörü Kathrin Gutmann kampanya ve araştırmaya ilişkin olarak şunları aktarıyor:

“Avrupa’da kömür geri döndürülemez bir düşüş yaşıyor. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin bir sonucu olarak kömürün kışın geri döneceğine dair beklentiler boş çıktı. Enerji krizine verilen panik halindeki tepkiler, Avrupa’nın fosil gaza ve diğer kirli yakıtlara olan derin bağımlılığının bir sonucu olarak zorluk yaşadığının bir kanıtı.

İşlerimizi, şehirlerimizi, kasabalarımızı ve evlerimizi ucuz, temiz, yerli ve yenilenebilir enerjiyle çalışacak şekilde dönüştürmek, yaşam maliyeti, barış, güvenlik ve iklim değişikliği ile aynı anda mücadele etmenin tek, en adil ve makul yolu. Her politikacı, iş insanı, finansör ve kamu kuruluşunun bu vizyonu 2035 yılına kadar gerçeğe dönüştürme sorumluluğu var.”

Fosil Yakıtların Ötesi Kampanyacısı Duygu Kutluay ise ‘‘Türkiye’nin fosil yakıt bağımlılığı da tıpkı Avrupa’nın geri kalanı gibi ülkemize pahalıya patlıyor. Hazırladığımız Fosil Yakıt Sayacı’na göre Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı 6 Ekim 2021’de onaylamasının ve net sıfır hedefi açıklamasının üzerinden geçen sürede kömür, gaz ve petrolden oluşan fosil yakıt ithalatı için 135 milyar doların üzerinde kaynak ayırmışız” diyor ve ekliyor:

“Türkiye’nin güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir enerji kaynaklarındaki yüksek potansiyelini bir an önce kullanmaya başlayarak elektrik üretiminde kömür başta olmak üzere fosil yakıtlardan çıkış hedefi belirlemesi gerekiyor. Toplumun her kesiminin parçası olabileceği ve faydalarından yararlanabileceği bu dönüşüm Türkiye’nin mevcut ve gelecekteki iklim ve fosil yakıt krizlerine karşı daha dayanıklı olması için de kaçırılmaması gereken bir fırsat.”

Fotoğraf: AFP

‘Avrupa çok önemli bir fırsata sahip’

Fosil Yakıtların Ötesi Kampanya Stratejisti Cyrille Cormier ise şu ifadeleri kullandı:

“Şu anda Avrupa, kendi halkına ve ekonomisine uygun bir elektrik sistemini yeniden kurabileceğini ve bunu çevremizi ve iklimimizi korurken yapabileceğini göstermek için çok önemli bir fırsata sahip. Avrupa, bir dizi yenilenebilir ve enerji tasarrufu çözümüne odaklanarak, yalnızca birkaç yıl içinde savaştan öncebağımlı olduğu Rus fosil yakıtının eşdeğerini kendi kaynaklarıyla üretebilir. Bu, hem elektrik faturalarını azaltacak, hem barışı ve enerji güvenliğini teşvik edecek hem de bizi 2035 yılına kadar gerekli iklim eylemi ve tamamen fosilsiz, yenilenebilir tabanlı bir enerji sistemi için doğru yola sokacak.”

Fosil Yakıtların Ötesi Kampanyası hakkında

Fosil Yakıtların Ötesi Kampanyası 27 Avrupa Birliği ülkesi, Türkiye, Ukrayna, Batı Balkanlar, Moldova, İsviçre, Norveç ve Birleşik Krallık’ta yer alan 47’den fazla sivil toplum kuruluşundan oluşuyor:

  • Aarhus center (Bosna Hersek),
  • AirClim (İsveç),
  • Amis de la Terre / Friends of the Earth France (Fransa),
  • BankTrack, Biomasto (Polonya),
  • Beogradska otvorena škola / Belgrade Open School (Sırbistan),
  • Centrum pro dopravu a energetiku (Çekya),
  • Climate Action Network (CAN) Europe,
  • Coal Action Network (Birleşik Krallık),
  • CEE Bankwatch Network,
  • Center for ecology and sustainable development CEKOR (Sırbistan),
  • Center for Environmental Initiatives Ecoaction (Ukrayna),
  • ClientEarth,
  • Centar za zivotnu sredinu / Center for Environment (Bosna Hersek),
  • Deutsche Umwelthilfe DUH (Germany),
  • E3G – Third Generation Environmentalism,
  • Eco-svest (Kuzey Makedonya),
  • Eco-Team (Karadağ),
  • Ekotim (Bosna Hersek),
  • Ekosfer (Türkiye),
  • Ember,
  • Estonian Green Movement / Friends of the Earth (Estonya),
  • European Environmental Bureau (EEB),
  • Framtiden i våre hender / The Future in Our Hands (Norveç),
  • Frank Bold (Çekya),
  • Maan ystävät / Friends of the Earth Finland,
  • Fundacja RT-ON – Fundacja “Rozwój TAK – Odkrywki NIE” (Polonya),
  • Green Home (Karadağ),
  • Yeşil Düşünce Derneği (Türkiye),
  • Greenpeace, Hnutí DUHA / Friends of the Earth (FoE) (Çekya),
  • IIDMA – instituto internacional de derecho y medio ambiente (İspanya),
  • Natuur en Milieu (Hollanda),
  • MTVSZ – NSC-FoE (Macaristan),
  • Priatelia Zeme-CEPA / Friends of the Earth (Slovakya),
  • Re:Common (İtalya),
  • Reclaim Finance,
  • Re-set (Çekya),
  • The Climate Reality Project (Avrupa),
  • The Green Tank (Yunanistan),
  • Urgewald (Almanya),
  • WeMove,
  • WWF,
  • YUVA (Türkiye),
  • Za Zemiata / Friends of the Earth (Bulgaristan),
  • Zero (Portekiz)

Ülkelerin kömürden çıkış planları

Kömürsüz Avrupa ülkeleri: Belçika (2016), İsveç (2020), Portekiz (2021)

2025 yılına kadar kömürden çıkış yapacak Avrupa ülkeleri: Fransa (2023), Birleşik Krallık (2024), Macaristan (2025), İtalya (2025), İrlanda (2025), Avusturya (2023)

2030 yılına kadar aşamalı olarak kömürden çıkacak Avrupa ülkeleri: Kuzey Makedonya (2027) Danimarka (2028), Finlandiya (2029 ortası), Hollanda (2029 sonu), Slovakya (2030), İspanya (2030), Romanya (2030), Yunanistan (2028)

2030’dan sonra kömürden çıkacak Avrupa ülkeleri: Karadağ (2035), Hırvatistan (2033), Bulgaristan (2038-2040), Slovenya (2033), Çekya (2033), Almanya (2038)

Kömürden çıkış kararı almamış ülkeler: Kosova, Bosna Hersek, Polonya, Sırbistan ve Türkiye.

Fosil Yakıtların Ötesi hakkında

Fosil Yakıtların Ötesi, 2035 yılına kadar Avrupa’nın tüm elektriğinin fosilsiz, yenilenebilir enerjiden sağlanmasını amaçlayan kolektif bir sivil toplum kampanyasıdır.

2030’a kadar elektrikte ve ısınmada kömürün kaldırılmasını hedefleyen Kömürün Ötesinde Avrupa kampanyasının üzerine inşa edilmiştir.

 

İklim krizi: İspanya’da mega-yangınlar erken başladı: Sekiz köy ve kasaba boşaldı

İspanya‘da dört bin hektardan fazla alana yayılan orman yangınları nedeniyle sekiz köy ve kasabada yaşayan bin 500’den fazla insan evlerini terk etmek zorunda kaldı.

Yaklaşık 40 kilometrekare alanda çok sayıda köyü etkileyen yangından dolayı tavuk, inek, keçi ve koyun gibi çok sayıda hayvanın da ahırlarda mahsur kaldığı belirtildi. Köylüler, hayvanlarının yemsiz ve susuz kaldıklarını, kayıplarının çok büyük olduğunu söyledi.

Bölge için hava sıcaklığı ve rüzgardan dolayı “yüksek tehlikeli” alarm verilirken, itfaiyecilerin alevlerle mücadelesi Valensiya kentindeki Castellon bölgesinde devam ediyor.

Valensiya’da 30ºC’yi aşan kuru koşullar ve yüksek sıcaklıkların da etkisiyle ülkenin orman yangını sezonu “mega yangın” olarak nitelenen yangınlarla erken bir başlangıç yaptı.

İspanya Başbakanı Pedro Sánchez, “Maalesef bu yılki ilk büyük yangınla karşı karşıyayız ve yangın mevsiminin dışında gerçekleşiyor” dedi.

Geçtiğimiz yıl, ülkede çok geniş alanları küle çeviren ve binlerce kişinin hayatını alt üst eden yaklaşık 500 orman yangını yaşandı.

‣ Avrupa sıcak dalgasıyla boğuşuyor: Yüzlerce ölüm, dört bir yanda orman yangını

Avrupa‘nın çoğunda olduğu gibi, İspanya da 2022’de rekor düzeyde yüksek sıcaklıklar yaşadı. Kurak geçen kışın ardından, bu tür durumlar 2023’te de devam edecek gibi görünüyor.

Orman yangınına ne sebep oldu?

Yangının nedeni hala araştılırken, bölgesel yayın yapan Las Provincias gazetesi, polisin yangının çalı çırpı toplamak için kullanılan bir makineden çıkan kıvılcımdan kaynaklanmış olabileceğini düşündüğünü bildirdi.

Sıcak ve kuru hava koşulları ise yangının yayılmasına neden oldu.

Valensiya’nın hava durumu ajansı AEMET, cuma sosyal medya hesabı Twitter üzerinden yaptığı açıklamada “Son haftalarda yüksek sıcaklıklar ve batı rüzgarının bir bileşimi ile son aylarda yağmur düşmemesi, bölgenin yüzde 100’ünde üst toprağın çok kuru olmasına yol açtı” ifadelerine yer verdi. 

‣ İklim krizi: Avrupa’da erken sıcak dalgası, orman yangınları; Asya’da sel

Yangının çıktığı sırada sıcaklıklar 25ºC’nin üzerindeydi ve bölgede alışılmadık ölçüde kurak geçen bir kışın ardından bağıl nem yüzde 30’un altına düştü.

Toplam 20 uçak ve helikopterin yanı sıra 500 itfaiyeci, Villanueva de Viver köyü yakınlarında yangını kontrol altına almaya çalıştı. İtfaiyeciler, bu tür bir yangının ilkbahardan ziyade yaza özgü olduğunu söyledi.

Valensiya bölgesinin başkanı Ximo Puig ise yaz mevsimini andıran sıcaklıkların yangını daha da körüklediğini belirtti.

Mart 2023, Valensiya’da 2001’den bu yana kaydedilen en sıcak ikinci mart ayı olacak gibi görünüyor.

İspanya, üç yıldır ortalamanın altında yağış alıyor ve ülkede uzun süreli kuraklık devam ediyor.

İspanya’daki sıcak dalgası iklim değişikliğinin bir sonucu mu?

Başbakan Sanchez, dün (27 Mart) yangınların yaşandığı bölgeye giderek gerçekleştirdiği basın açıklamasında “Bu yangın, iklim değişikliğinin çok ciddi bir uyarısı” diyerek, hükümet olarak önceliklerinin iklim değişikliğinin etkileriyle mücadele etmek ve sivil koruma sistemini güçlendirmek olmaya devam edeceğini söyledi.

İklim ısındıkça orman yangınları daha sık ve yoğun şekilde meydana geliyor. Ayrıca İspanya’da görüldüğü gibi, yangınlar giderek daha erken başlıyor.

Avrupa’nın çoğu ülkesi gibi, İspanya da sıcak ve kurak bir kışı geride bırakıyor.

‣ 10 soruda orman yangınları

Orman yangını uzmanı Pablo Martin Pinto, ülke “sıcaklıkların 20 gün boyunca 35ºC’nin altına düşmediği ve dört ay boyunca yağmur yağmadığı bir yazla daha karşı karşıya kalırsa bitkiler tek şimşekle alev alev yanabilir” diye uyarıyor.

İnsan faaliyetleri sonucu salınan sera gazları, küresel sıcaklıklarda ani yükselmelere neden oluyor. Avrupa Komisyonu‘na göre, atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonu 1750 ile 2020 arasında yüzde 48 artış gösterdi. Gezegenin ortalama sıcaklığı ise sanayi öncesi döneme kıyasla 1,1 derece arttı.

Küresel ısınma ayrıca karada buharlaşmayı artırarak kuraklığı kötüleştirebiliyor ve bu da orman yangınlarını daha muhtemel hale getiriyor ve orman yangını mevsimlerinin uzamasına yol açıyor.

İspanya’da orman yangınları kötüleşiyor mu?

İspanya’da 2022 yılında 306 bin hektar orman, yangınlar nedeniyle küle döndü. Statistica verilerine göre bu, bir önceki yılın üç katından fazlaydı. Ülkedeki en kötü yangın, kuzeybatıda 60 bin hektarlık Sierra de la Culebra bölgesini harap etti.

Pinto, yangınların kısmen iklim değişikliğinin etkisiyle tetiklenen “olağanüstü atmosferik durumlardan” kaynaklandığını söyleyerek bu tür koşulların daha sık hale gelmesinin muhtemel olduğunu da ekliyor.

‣ İspanya’da ve Yunanistan’daki orman yangınları sürüyor: Binlerce hektarlık alan kül oldu

Valladolid Üniversitesi’nden bir profesör, “İspanya’da büyük orman yangınları çağından mega orman yangınları dönemine geçiyoruz” diyerek bu tür büyük yangınların “devamlı olacağı” konusunda uyarıyor.

Yangınlar yalnızca arazileri ve evleri yok etmekle kalmıyor, insanları tehlikeli düzeylerde hava kirliliğine de maruz bırakıyor. Karbonmonoksit de dahil olmak üzere duman parçacıkları binlerce kilometre yayılarak solunum sorunlarına, baş ağrılarına ve mide bulantılarına neden olabiliyor.

Yoğunluğu yüksek yangınlar ayrıca toprağa zarar vererek erozyona neden olabiliyor, toprağın besleyiciliğini azaltabiliyor ve su emilimini engelleyebiliyor. Tüm bunlar ise biyoçeşitlilik kaybına yol açıyor.

Orman yangını riski nasıl azaltılabilir?

Uzmanlar, İspanya’daki ormanları koruma altına almanın, yangını riskiyle baş etmenin anahtarı olduğunu söylüyor.

Castilla y Leon bölgesindeki ormancılık politikaları direktörü Jose Angel Arranz Sanz, ormanların, yangınlarına neden olabilecek ormanaltı bitkilerine bakılarak “korunması gerektiğini” ifade ediyor.

‣ Fransa ormanları kül oluyor: Yangın her dakika 10 futbol sahası alana yayılıyor

Pinto, “ağaçlarla kaplı ormanlık alan… ve çalılıkların aralarında hayvan çiftliklerinden” oluşan farklı “yamalı araziler” kullanılarak “daha dirençli” alanların oluşturulmasını savunuyor ve ormanlarla kaplı arazilerin daha homojen olduğu yerlerde, “yangının yayılmasını durdurma kapasitesinin gerçekten sınırlandığı” yönünde uyarıyor.

Greenpeace de yetkilileri, riskleri en aza indirgemek için erken önleyici eyleme odaklanan yeni bir yaklaşım benimsemeye çağırıyor.

Greenpeace İspanya‘dan Monica Parrilla, “Orman yangınlarının yalnızca sıcak dalgası ve yangın olduğunda değil, bu yeni gerçekliğe göre uyarlanmış uygun çevre yönetimiyle önleyici tedbirlerle ele alınmalı ve siyasi gündemin en üstünde tutulmalı,” diyor.

İklim değişikliği orman yangınlarını da körüklüyor

Meteoroloji’den sağanak, çığ ve fırtına uyarısı: Deprem bölgesinde kar bekleniyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: ülke genelinin parçalı ve çok bulutlu, Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Batı ve Orta Karadeniz, Doğu Anadolu‘nun batısı ile Giresun, Trabzon, Bayburt, Gümüşhane, Adıyaman, Gaziantep ve Kilis çevrelerinin yerel olmak üzere aralıklı yağmur ve sağanak, yer yer gök gürültülü sağanak, akşam saatlerinden sonra iç kesimlerinin karla karışık yağmur ve kar yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların Marmara‘nın güney ve doğusu, Ege, Batı Akdeniz, Orta Karadeniz kıyıları, Adana‘nın kuzey ve doğusu, Osmaniye, Hatay, Kahramanmaraş, Eskişehir, Ankara‘nın kuzey ve batısı, Düzce, Zonguldak, Bolu, Karabük, Kırşehir, Nevşehir, Sivas ve Tokat çevrelerinde yer yer kuvvetli olması bekleniyor.

Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun eğimli ve yüksek kesimlerinde çığ tehlikesi riski bulunuyor.

Deprem bölgesinde sağanak bekleniyor

Meteoroloji Genel Müdürlüğü ayrıca deprem bölgesinde bugün (28 Mart) ve yarın (29 Mart) etkili olacak hava durumunu da paylaştı.

Buna göre; deprem bölgesinin bugün parçalı ve çok bulutlu, Malatya, Adıyaman, Hatay, Gaziantep ve Kilis çevreleri ile akşam saatlerinden sonra Elazığ ve Diyarbakır‘ın kuzeyinin yağmurlu, Adana, Osmaniye ve Kahramanmaraş çevrelerinin gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların Adana’nın kuzeyi, Kahramanmaraş’ın batısı ile Osmaniye’nin kuzey kesimlerinde yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor.

Rüzgarın güney yönlerden kuvvetli (30-50 km/saat hamlesi 60 km/saat), Hatay’ın batısı ile Kahramanmaraş’ın kuzeyinde yer yer kısa süreli fırtına (50-70km/saat) şeklinde eseceği tahmin ediliyor.

Yarın ise bölge genelinin çok bulutlu ve yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Sağanak ve gök gürültülü sağanak şeklindeki yağışların Adana’nın kuzeyi, Osmaniye, Kahramanmaraş ve Hatay’ın batı kesimlerinde yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor.

Yarın akşam saatlerinden sonra soğumayla birlikte Malatya ile Kahramanmaraş’ın kuzeyinde yağışların karla karışık yağmur ve kar yağışına döneceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın bölge genelinde batı ve güneybatı yönlerden kuvvetli ve firtina (40-60 hamlesi 70 km/saat), Hatay ve Osmaniye çevreleri ile deprem bölgesinin yüksek ilçelerinde kuvvetli fırtına (60-80) km/saat, yer yer 90 km/saat) şeklinde esmesi bekleniyor.

Beklenen kuvvetli yağış ile kuvvetli rüzgar ve fırtınanın oluşturabileceği sel, su baskını, yıldırım, ulaşımda aksamalar, çatı ve çadır uçması gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması yönünde uyarı yapılıyor.

Kuvvetli rüzgar ve fırtına

Ülke genelinde ise hava sıcaklığının iç ve batı kesimlerde hissedilir derecede azalacağı, doğu kesimlerde artacağı, genellikle mevsim normalleri civarında, kuzeydoğu kesimlerde yer yer mevsim normalleri üzerinde seyredeceği tahmin ediliyor.

Rüzgarın ise genellikle güney ve güneybatı, Marmara’da kuzey ve kuzeybatı yönlerden hafif, ara sıra orta kuvvette, Marmara, Ege, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu, Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun batısında kuvvetli ve fırtına (40-90 km/sa) şeklinde eseceği tahmin ediliyor.

Meteorolojiden kuvvetli yağış ve rüzgar uyarısı

Yağışların Marmara’nın güney ve doğusu, Ege, Batı Akdeniz, Orta Karadeniz kıyıları, Adana’nın kuzey ve doğusu, Osmaniye, Hatay, Kahramanmaraş, Eskişehir, Ankara’nın kuzey ve batısı, Düzce, Zonguldak, Bolu, Karabük, Kırşehir, Nevşehir, Sivas ve Tokat çevrelerinde yer yer kuvvetli sağanak, akşam saatlerinden sonra yer yer kuvvetli kar yağışı şeklinde gerçekleşmesi bekleniyor.

Bu nedenle MGM yaşanabilecek ani sel, su baskını, yıldırım, yerel dolu yağışı ve kuvvetli rüzgar, ulaşımda aksamalar gibi olumsuzluklara karşı dikkatli ve tedbirli olunması yönünde uyarıda bulunuyor.

Öte yandan rüzgarın Marmara, Ege, Akdeniz’in iç kesimleri, İç Anadolu, Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun batısında kuvvetli ve fırtına (40-90 km/sa) şeklinde esmesi beklendiğinden ulaşımda aksamalar, çatı uçması, ağaç devrilmesi gibi yaşanabilecek olumsuzlara karşı tedbirli ve dikkatli olunması gerekiyor.

MGM ayrıca çığ için de uyarıda bulunuyor. Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun eğimli ve yüksek yamaçlarında çığ tehlikesi riski bulunduğundan dikkatli ve tedbirli olunması yönünde uyarı yapılıyor.

Almanya’da ulaşım sektörü çalışanlarının ‘uyarı grevi’ 380 bin yolcuyu etkiledi

Almanya‘da ulaşım sektörünün çalışanları, ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi için sendikaların çağrısı üzerine dün (27 Mart) bir gün sürecek bir “uyarı grevine” gitti.

Alman sendikaları, ücret ve çalışma koşulları konusunda artan anlaşmazlık nedeniyle ülke çapında ulaşım grevine gideceklerini perşembe günü duyurmuştu.

Ulaşım çalışanlarının grevinin gece yarısı başlamasıyla birlikte havaalanları, otobüs ve tren istasyonlarında hayat durma noktasına geldi. Almanya Havalimanları Birliği‘ne göre, grevden yaklaşık 380 bin yolcu etkilendi.

‣ Emeklilik reformu Fransızları kızdırdı, genel grev başladı
grev
Fotoğraf: AP

Almanya’nın en büyük sendikalarından Birleşmiş Hizmet Sektörü Sendikası (Ver.di) ile Demiryolu Çalışanları Sendikası (EVG) yüksek enflasyona karşı daha iyi ücrete zorlamak için ulaştırma sektöründe çalışanları 27 Mart’ta bir günlük toplu uyarı grevine gitmeye çağırdı.

Ülkenin en büyük havalimanları olan Münih ve Frankfurt’ta uçuşlar askıya alındı. Alman demiryolu işletmecisi Deutsche Bahn, uzun mesafeli tren seferlerini iptal ettiyse de grev kararını ‘gereksiz ve bir amaca hizmet etmeyen eylem’ olarak nitelendirdi.

‣ Tren kazası sonrası Yunanistan’da genel grev
grev
Fotoğraf: AP

‘Onlarca yılda yapılan en büyük grev’

Ver.di Sendikası Başkanı Frank Werneke, Bild am Sonntag’a yaptığı açıklamada, bunun on yıllardır yapılmış en büyük grev ve emek eylemi olduğunu söyledi.

Ver.di sendikası, toplu taşıma ve havaalanları da dahil olmak üzere kamu sektöründe yaklaşık 2,5 milyon çalışan adına müzakere ediyor. EVG, Deutsche Bahn ve belediye ulaşım şirketlerinde yaklaşık 230 bin çalışan için pazarlık yapıyor.

Sendika, hem Ver.di hem de kamu sektörü çalışanları için müzakerelere liderlik ederken, artan yaşam maliyetleri karşısında maaşlarının yetersiz kaldığı gerekçesiyle ulaşım sektörü çalışanları için zam talep ediyor. Almanya’da alışılmışın dışında yüksek enflasyonun etkilerine karşı çalışanlara yüzde 10,5 veya en az 500 avro ücret artışı istiyor.

‣ Alman demiryolları Deutsche Bahn’ndan grev kararı
grev
Fotoğraf: AP

EVG ise çalışanların ücretlerine yüzde 12 zam veya ayda en az 650 avro daha fazla ücret talep ediyor.

Bazı sendikalar grev çağrısı yapan sendikaların ölçüsüz taleplerde bulunduğunu ifade etti.

Grevle birlikte sendikalar ile işverenler arasında yeni müzakereler başladı. Ülkede son yıllarda gerçekleştirilen en geniş çaplı iş bırakma kararıyla sendikalar, işverenler üzerinde baskı oluşturmayı amaçlıyor.