Ana Sayfa Blog Sayfa 361

Şırnak’ta 10 gün boyunca yan yana gelmek yasak: Gerekçe yok

Şırnak Valiliği, kamu kurumlarının yapacağı etkinlikler hariç kent genelinde 10 günlük eylem ve etkinlikleri yasakladı.

Valillik, yaptığı bir basın açıklamasında, “kitlesel cenaze merasimi ve mezarlık ziyareti” ve “dilek feneri-balon uçurtmak” gibi etkinliklerin de aralarında bulunduğu birçok faaliyeti yasakladığını duyurdu.

16 Eylül’de yayımlanan ve 25 Eylül’de son bulacak yasak kararında herhangi bir gerekçeye yer verilmezken şu ifadeler yer aldı:

“Valilik ve Kaymakamlık makamlarının uygun göreceği etkinlikler ile kamu kurum ve kuruluşlarının düzenleyeceği programlar, resmi bayramlar, resmi anma günleri, resmi tören ve kutlamalar ile bu kurumların gelenek ve göreneklerine göre yapacakları programlar, spor faaliyetleri hariç olmak üzere, yukarıda belirtilen amaçlar doğrultusunda yapılması muhtemel her türlü açık yer toplantıları ile gösteri yürüyüşleri, toplu olarak karşılama ve uğurlama merasimleri, kurum ve kuruluşların kendi binası dışında yapacakları basın açıklaması, oturma eylemi, miting, çadır kurma, imza kampanyası, stant açma, kitlesel cenaze merasimi ve mezarlık ziyareti, anma törenişenlik, konser, eğlence, oyun temsili, gösteri vb. türdeki tüm eylem ve etkinlikler, ses yayın araçlarıyla yapılabilecek her türlü sesli ve görsel faaliyetler, dilek feneri-balon uçurtmak, drone-paramotor vb. her türlü hava faaliyetleri ile ticari kimliği bulunan özel hukuk tüzel kişilerinin ticari faaliyetleri hariç olmak üzere; el ilanı, sticker, broşür vb. dağıtılması, afiş ve pankart asılması vb. etkinliklerin Şırnak il merkezi ve ilçeler dahil olmak üzere, tüm il sınırları içerisinde (Coğrafi Alan-İl Merkezi, İlçeler, Jandarma ve Polis sorumluluk bölgelerinin tamamı) 16.09.2023 günü saat 00:01’den 25.09.2023 günü saat 23:59’a kadar 10 gün süreyle yasaklanmaştır.”

Musa Anter Ödülleri’nin sahipleri belli oldu: Yeşil Gazete’nin iki muhabirine ödül!

Musa Anter ve görevi başında yaşamını yitiren basın çalışanları anısına bu yıl 30’uncusu düzenlenen Musa Anter Özgür Basın Şehitleri Gazetecilik Ödülleri‘nin sahipleri belirlendi. Yeni Yaşam Gazetesi’nin düzenlediği yarışmada, “Türkçe Haber”, “Kürtçe Haber”, “Fotoğraf”, “Karikatür” ve “Gurbetelli Ersöz anısına Kadın Haberciliği” başlıklarında beş ayrı dalda ödül verildi. Ödüller ise 22 Eylül saat 19.30’da Kadıköy Evlendirme Dairesi’nde düzenlenecek törenle sahiplerine verilecek.

MA’nın haberine göre, Faruk Bildirici, Ali Duran Topuz, Banu Güven, Candan Yıldız, Nezahat Doğan, Mehmet Ali Çelebi’den oluşan Türkçe Haber Jürisi; birincilik ödülünü “Rojhilat ve İran’dayım: Yeni bir İran umudu” haberi ile Mezopotamya Ajansı’nın tutuklu editörü Abdurrahman Gök’e verdi.

İki jüri özel ödülü Yeşil Gazete muhabirleri Pamuk ve Yoksu’ya!

Yeşil Gazete’den Dilan Pamuk da “Yatağan’da suç üstü: Şirket, maden için verilen yargı kararını görmezden geliyor” haberiyle Juri Özel Ödülü aldı.

Pamuk Yatağan‘daki kömür madeninde açılan kaçak yer altı madenciliği tünellerinin, mahkeme tarafından verilen yürütmeyi durdurma kararına rağmen faaliyetine devam ettiğini belgelemişti. Pamuk’un Yatağan’daki usulsüzlüğü konu olan haberi aynı zamanda soru önergesi olarak Meclis’e sunuldu.

Siirt‘te jandarma ve korucularla yapılan orman kıyımı sırasında sahaya giden Yeşil Gazete’den Metin Yoksu, “Şırnak’tan sonra Siirt: Jandrama’nın talebiyle altı ayda en az 60 kilometrekarelik ormanlık alan yok edildi” haberiyle Juri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Yoksu, Siirt‘in Eruh İlçesi’ne bağlı Bilgili, Akmeşe, Çizmeli, Tosuntarla köyleri mevkiinde jandarma ve kaymakamlığın talebi ile yaklaşık en az 60 kilometrekarelik orman alanının altı ayda kesilerek yok edildiğini belgelemişti. Yoksu’nun haberiyle ilgili soru önergesi verilmişti.

Jüri Özel Ödülü’nü alan bir diğer isim ise BirGün gazetesinden İsmail Arı oldu. Çoklu maaş, çadır satmak, bağışlanan eşyaları satmak gibi tartışma yaratan olaylarla gündeme gelen Kızılay’ın maden suyunda yoğun arsenik çıktığını “Halkı zehirlemişler” başlığıyla haberleştiren Arı, Jüri Özel Ödülü’ne layık görüldü.

Gurbetteli Ersöz kadın haberciliği ödülü

Ceren Sözeri, Bircan Değirmenci, Arjin Dilek Öncel ve Safiye Alağaş’ın yer aldığı Gurbetelli Ersöz anısına yapılan Kadın Haberciliği Jürisi, İran’da Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından babası Amjad Emînî röportaj yapan kadın gazeteci Nazila Maroufian’i birincilik ödülüne layık gördü. Maroufian, İran rejiminin Jîna Emînî’nin kalp krizi sonucu öldüğü iddiasını yalanlayan ve gerçeği kamuoyuna ulaştıran gazetecilerden biri olmuştu.

Kürtçe haber ödülü

Suna Tunç, Hatice Kamer, Rizoyê Xerzî, Remezan Ölçen, Leyla Ayaz’ın yer aldığı Kürtçe Haber Jürisi, Ferid Demirel’i bianet’te yayınlanan “Fermandarê rêxistina Ahrar’uş Şarkkiyeyê ji Zanîngeha Artûklûyê derçûye” başlıklı haberiyle birincilik ödülüne layık buldu.

Fotoğraf ödülü

Ramazan Öztürk, Özcan Yaman, Murat Baykara, Beritan Canözer, Çetin Altun’un yer aldığı Fotoğraf Jürisi, Gazete Duvar Diyarbakır muhabiri Ardıl Batmaz’ı “Devletin Eli” başlıklı fotoğrafıyla birincilik ödülüne layık gördü. Fotoğraf jürisi ayrıca, Sedat Suna ile Efekan Akyüz’e de Jüri Özel Ödülü verilmesine karar verdi.

Karikatür ödülü

Murat İpek, Musa Keklik, Aşkın Ayrancıoğlu’nun yer aldığı Karikatür Jürisi, Erhan Yaşar Babalık’ı karikatür dalında birinciliğe layık buldu. Karikatür Jürisi ayrıca, Muammer Kotbaş’a ise Jüri Özel Ödülü vermeyi kararlaştırdı.

Onur ödülü MEBYA-DER’e

Medeniyetler Beşiğinde Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma Birlik ve Kültür Derneği (MEBYA-DER), devlet tarafından katledilenlere ilişkin faaliyetleri dolayısıyla Onur Ödülü’ne layık görüldü.

‘Abdurrahman Gök fark yarattı’

Hemen hepsi iyi 32 haber arasından birkaç tanesini seçmek zorunda kaldıklarını belirten jüri üyeleri, Abdurrahman Gök’ün haberi için şu değerlendirmeyi yaptı;

“Kadınların, gençlerin öne çıktığı, Fars, Kürt, Beluç, Arap halklarının ayaklanmaya katıldığı İran’daki başkaldırı birçok ülkede halkları etkiliyordu. Jîna Mahsa Emînî’nin saçları gözüktüğü için gözaltında katledilmesi sonrası başlayan ayaklanmada gözler İran’daydı. Abdurrahman Gök’ün yazı-dizisi, küresel kamuoyunun yakın ilgisini çeken İran’daki ayaklanmanın nitel ve nicel yönlerini, siyasal ve toplumsal krizin boyutlarını, özelliklerini anlayabilmek için dört dörtlük bir gazetecilik çalışmasıydı. Gerilimli bir ortamda İran’a gitmek bile bir cesaret işiyken, ciddi bir tehlike altında uzun süre ve çok sayıda kişiyle görüşerek olan biteni anlama konusunda neredeyse eksiksiz, fark yaratan bir iş çıkarmış olması Abdurrahman Gök’ü ödül konusunda öne çıkardı.”

İstanbul’da ekolojik dönüşüm Kadıköy’de başladı: Caferağa düşük emisyon bölgesi seçildi

İstabul‘un Kadıköy ilçesindeki Caferağa Mahallesi‘nde, kentin daha yaşanabilir, yürünebilir ve ekoloji dostu hale getirilmesi için ilk adım ‘Avrupa Hareketlilik Haftası’nın başlangıcı olan 16 Eylül’de atılarak ‘Marmara Belediyeler Birliği Sokak Dönüştürme Projesi’nin açılış etkinliği gerçekleştirildi

Sokak Dönüştürme Prova Uygulama Destek Programı’, kent sokaklarını, yaya ve çocuk dostu kamusal mekanlara dönüştürme amacıyla Marmara Belediyeler Birliği, Superpool ve Global Designing Cities Initiative iş birliğiyle hayata geçirildi.

Bu kapsamda Kadıköy Belediyesiİstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ve şehirleri daha dirençli, kapsayıcı ve hem insanlar hem de gezegen için daha iyi olan düşük karbonlu yerlere dönüştürmeyi hedefleyen WRI Türkiye iş birliği yaparak Caferağa Mahallesi’nde bulunan Mehmet Ayvalıtaş Meydanı, mahalle sakinlerinin de katılımıyla yeniden düzenlendi. Meydan boyandı, yeşil alanlar ve oturma yerleri eklendi. Mehmet Ayvalıtaş Meydanı’nın yenilenmesi, tüm Caferağa’yı kapsayacak dönüşümün ilk adımı oldu.

‘Kadıköy’deki dönüşüm diğer belediyelere örnek olsun’

Kadıköy Belediye Başkanı Şerdil Dara Odabaşı, Mehmet Ayvalıtaş Meydanı ile meydana açılan sokağın tasarım ve düzenlemesinin halkın ihtiyaç ve beklentilerine göre yapıldığını, sürdürülebilir bir çevre yaratılmasının amaçlandığını belirtti. Odabaşı şunları söyledi:

“Global Designing Cities Initiative ve Superpool gibi önde gelen global kent tasarımı inisiyatiflerinin desteğiyle yürütülen Marmara Belediyeler Birliği’nin ‘Sokak Dönüştürme Programı’na kabul edildik. Bu programın amacı, belediye olarak bize kapasitemizi geliştirecek eğitim ve mentörlük süreçleri sağlayarak sürdürülebilir bir çevre yaratmak ve yerel toplulukların yaşam kalitesini artırmak için yaya ve çocuk dostu kamusal mekanlar tasarlanmasına destek olmak. Kadıköy’ümüzdeki bu dönüşümün diğer belediyeler için de örnek olmasını diliyoruz.”

‘Yaşanabilir mahalle konsepti hazırlanıyor’

WRI Türkiye Direktörü Dr. Güneş Cansız, pilot alan seçilen Caferağa için ‘yaşanabilir mahalle konsepti’ hazırlandığına dikkati çekerek şunları kaydetti:

“WRI Türkiye olarak bünyesinde yer aldığımız WRI Ross Center for Sustainable Cities, ‘Derinlemesine Çalışma Programı’nı, ülke ofislerinin aktif olarak faaliyet gösterdiği 20’den fazla dünya şehrinde başlattı. Bunların arasında İstanbul da var. Program, bu şehirlerde bütünleşik bir planlama yaklaşımını, temel hizmetlere erişimi, araştırma ve bilgi, kapasite geliştirme ve kent verileri gibi temel stratejileri dahil ederek iş birliğini güçlendirmeyi teşvik ediyor. ‘İstanbul Derinlemesine Çalışma Programı: İstanbul Mahalle Odaklı Aktif Ulaşım Planlama’ çalışmamız için Caferağa Mahallesi pilot alan seçildi. Caferağa için yaşanabilir mahalle konsepti kılavuzu hazırlayacağız. Bu çalışmamızı da Kadıköy Belediyesi ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile birlikte yürütmekten memnuniyet duyuyoruz” dedi.

Caferağa, ‘düşük emisyon bölgesi’ seçildi

Projeye destek veren İBB Ulaşım Dairesi Başkanı Utku Cihan ise “Dünyada nüfusu 16 milyonu geçen mega bir kentte ilk kez yapılan ‘İstanbul Sürdürülebilir Kentsel Hareketlilik Planı’nda Caferağa Mahallesi düşük emisyon bölgesi olarak planlandı. Bu nedenle ‘Sokak Dönüştürme Programı’nın Caferağa’da hayata geçirilmesi, bu tür çalışmaların örneklendirilmesi ve uygulanması açısından çok önemli” vurgusunu yaptı.

Ayrıca, Marmara Belediyeler Birliği’nin ‘Marmara Urban Forum (MARUF) on the Go’ etkinlikleri kapsamında, Kadıköy Belediyesi, WRI Türkiye, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Global Walkability Correspondents Network ortaklığında ‘Yaşanabilir Mahalle Tasarımı için Yaklaşım Geliştirme’ etkinlikleri gerçekleştiriliyor.

Avrupa Hareketlilik Haftası

Avrupa Komisyonu‘nun sürdürülebilir kentsel hareketlilik konusundaki öncü farkındalık kampanyası olan Avrupa Hareketlilik Haftası her sene 16-22 Eylül tarihleri arasında gerçekleştiriliyor.

Hareketlilik Haftası’nın 2023 yılı için teması ‘Şehrini Keşfet’ sloganıyla ‘Gelecek Enerjini Koru/Save Energy’ olarak belirlendi.

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu: Ankara’da pedallar egzoz kokusuna karşı parfüm kokusuyla çevrildi

Ankara‘da yaşayan kadınlar, ulaşımda bisiklet kullanımına yönelik farkındalık uyandırmak için Gençlik Parkı’nda bir araya gelerek bu yıl dokuzuncusu düzenlenen “Süslü Kadınlar Bisiklet Turu”nu gerçekleştirdi.

Pedallayan Kadınlar tarafından düzenlenen etkinlik kapsamında Bugün (17 Eylül) saat 15.00’te Gençlik Parkı Büyükşehir Belediye Tiyatrosu önünde toplanan kadınlar, açılış konuşması ve basın açıklamasının ardından bisiklet sürüşü gerçekleştirdi.

Saat 17.00‘de bisiklet kullanıcıları alana geri döndü. Sahne önünde toplanan kadınlar konser, çeşitli yarışmalar ve eğlence programlarına dahil oldu.

Dünya Otomobilsiz Kentler Günü, sürdürülebilir ve aktif ulaşım konularına dikkat çekmek için ilk kez 2013’te İzmir’de yapılan etkinlik, bu yıl yurt içi ve yurt dışında 150 şehirde eş zamanlı olarak düzenlendi.

Sadece Türkiye’de değil, uluslararası platformlarda da yer verilen Süslü Kadınlar Bisiklet Turu, Birleşmiş Milletler tarafından 2022 Dünya Bisiklet Günü Özel Ödülü‘ne layık bulunmuştu.

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu neden yapılıyor?

Süslü Kadınlar Bisiklet Turu, 2013 yılında İzmir’de öğretmen Sema Gür’ün girişimleriyle, bisiklete binen bir grup gönüllü kadının desteği ile başladı. 10 yıl içerisinde büyüyen etkinlik, Türkiye’de diğer şehirlerde bisiklete binen kadınların da dikkatini çekti.

Tur, bu yıl yaklaşık 155 kente ve aralarında İsveç, Almanya, İtalya ve Hindistan‘ın da bulunduğu 30 ülkede eş zamanlı olarak yine gönüllü kadınlar tarafından yapıldı.

‘Egzoz kokusuna karşı parfüm kokusu’

Bisikletin kent yaşamının bir parçası olduğunu savunan kadınlar, bisikletin çevreyi kirletmeyen, doğa dostu bir ulaşım aracı olduğunu vurguluyor.

Bisikletin yoğun kent trafiğine çözüm olma potansiyeline dikkat çekilmesini amaçlayan etkinlikte, bisiklerin bir ulaşım aracı olarak algılanması gerektiği vurgulanıyor.

Tur katılımcıları, hedeflerini şöyle dile getiriyor:

Eğer uygun bisiklet politikaları ve yolları olursa, işe veya ulaşacağımız yere rahatlıkla bisikletle gidebiliriz. Biz de dünyanın birçok yerindeki hemcinslerimiz gibi günlük kıyafetlerimizle bisiklete binerek ulaşımımızı sağlayabiliriz. Buna dikkat çekebilmek amacıyla süslendik ve bisikletimizle yollara çıktık.”

Avrupa Hareketlilik Haftası‘ kapsamında yapılan ‘Dünya Otomobilsiz Kentler Günü’ ne vurgu yapmak için buradayız.  Ankara’da bisiklete süren kadınlar olarak, motorlu taşıtların olmadığı yollarda bisiklete binmenin ne kadar keyifli olduğunu göstermek için buradayız. ‘Egzoz kokusuna karşı parfüm kokusu’ diyoruz.

‘Kadın, korkmadan yollarda olmalı’

Yolların sadece motorlu taşıtlara ait olmadığını vurgulayan bisikletli kadınlar “Yollarda bisikletlilere saygı istiyoruz. Motorlu araçların hiçe saydığı birçok insanı bisiklet kazalarında kaybettik. Kendilerini rahmet ve saygıyla anıyoruz. Yollarda bisikletlerimizle çok ve görünür olursak, motorlu araç sürücülerinin farkındalığının artacağını düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

Kadın ve erkeklerin toplumda aynı haklara ve yükümlülüklere sahip olduğunu hatırlatan kadınlar, şunları kaydetti:

“Eğer kadın-erkek eşitliğinden bahsediyorsak, herkesin aynı fırsatlara sahip olması gerektiğine vurgu yapmak istiyoruz. Kadınız ve görünür olmak istiyoruz, görünür olamayan binlerce kadın var ülkemizde. Kadın, toplumda görünür olduğu sürece o toplum nefes alır. Kadın korkmadan yollarda olmalı, toplumun her alanında ‘var’ olmalı.

Çünkü bisiklete saygı, kadına saygı, kadın bisikletliye saygı istiyoruz…

İşte bu yüzden buradayız!”

İklim aktivistlerinden Kadıköy’de fosilden çıkış çağrısı: Şirketler, hükümetler ekolojik krizi derinleştiriyor

İstanbul‘daki iklim aktivistleri, kömür, petrol ve gaz kullanımı başta olmak üzere insan faaliyetlerinden kaynaklanan iklim kriziyle mücadele kapsamında Kadıköy‘deki Eminönü İskelesi önünde bir araya gelerek fosil yakıtlardan çıkış çağrısı yaptı.

Fosil yakıt kullanımına son verilmesi için düzenlenen buluşmada İklim Adaleti Koalisyonu tarafından yapılan bir basın açıklaması yapıldı. Koalisyon, “Ülkemizde ve dünyada aşırı sıcaklık artışlarına ve tüm canlı varlıkların yaşamını giderek artan boyutta tehdit eden iklim değişikliğine neden olan fosil yakıt kullanımını inatla sürdüren sermayeyi protesto etmek için buradayız” diye belirtti.

Dünyanın dört bir yanında insanların küresel ısınmanın, iklim krizinin en büyük sorumlusu fosil yakıt endüstrisine karşı mücadele ettiğini hatırlatılan aktivistler, “40 yıldır yapılan uluslararası toplantılara, anlaşmalara en son Türkiye dahil hemen tüm ülkelerin imzaladığı, küresel sıcaklık artışını 2°C‘nin altında tutmayı, hatta 1,5°C ile sınırlandırmayı amaçlayan Paris İklim Anlaşması‘na rağmen kömür ve petrol gibi fosil yakıt kullanımından vazgeçilmiyor” dedi.

iklim

Açıklamada şu ifadeler yer aldı:

Tıpkı Akbelen Direnişi’nde olduğu gibi, çoktan kapatılması gereken kömür madenleri ve kömürlü termik santralleri sermayeye rant sağlamak için uluslararası anlaşmalar, Anayasa ve hukuki kararlar çiğnenerek açık tutuluyor, madenlerin üzerindeki ormanlar kesiliyor, su havzaları yok ediliyor ve kömür yakan kazanlardan yükselen duman dünyanın sıcaklığını kaynama noktasına getiriyor.”

iklim

‘Enerji şirketleri ekokırım suçlusu’

İklim Adaleti Koalisyonu, petrole dayalı ulaşımın, ekosistemlerin bütünlüğünü tahrip eden otoyolların artmasına neden olarak yaşam süresini azalttığına, ağır sonuçları olan hava kirliliğine yol açmanın yanı sıra ormanları ve tarım alanlarını yok ederek biyoçeşitliliği de ciddi boyutlarda tahrip ettiğini vurguladı.

Gaz sondajları ve boru hatlarının da ekosisteme ağır hasarlar verdiğini kaydeden aktivistler, petrokimya endüstrisinin petrole dayalı olduğu için doğaya ve insan yaşamına ağır bedeller ödeten bir yaşam şeklini dayattığını ifade etti ve ekledi:

En temel hakkımız olan enerji bağımsızlığını gasp eden enerji şirketleri, doğanın ve insanın yaşam hakkını hiçe sayıyor, ekosistemlere geri dönüşü olmayan ağır tahribatlar veriyor, gelecek kuşakların yaşam kalitesini etkileyecek şekilde, ulusal sınırlar ötesine varan büyük zararlara neden oluyor. Biz bu yaptıklarına ekokırım, onlara da ekokırım suçlusu diyoruz.”

Dünya halklarının fosil yakıtlara geçit veren hükümetlerden ve şirketlerden kurtulmasının yaşamsal bir önem taşıdığını aktaran aktivistler, bu hükümet ve şirketlerin yarattıkları zararın bedelini ödemek zorunda olduğunun altını çizdi.

iklim

‘Şirketler ve hükümetler ekolojik krizi derinleştiriyor’

Koalisyon, “İnsanlığın kullanacağı enerjinin nasıl elde edileceğine ve nerelerde kullanılacağına yönelik kararların yerel halklar tarafından alınmasını talep ediyoruz” diyerek şunları kaydetti:

“Kullanılacak enerji kesinlikle nükleersiz olmalıdır. Fukuşima ve Çernobil örneklerinde olduğu gibi nükleer enerji santrallerinin yol açabileceği nükleer kazalar ve nükleer atıkların Fukuşima’da olduğu gibi yaratacağı felaket riskleri yok sayılamaz. Nükleer atıkların etki alanının tüm gezegeni ve gelecek nesilleri etkileyeceği unutulmamalıdır.”

Fosil yakıt karşıtı aktivistler, petrokimya alanındaki şirketler ve onların en büyük destekçisi olan hükümetlerin, insan türünü ve onunla birlikte milyonlarca canlı türünün yok olmasına neden olan fosil yakıtlara dayalı faaliyetlerine devam ederek ekolojik krizi daha da derinleştirdiğini belirtti.

iklim

‘Hepimiz iklim krizinin etkilerini iyi biliyoruz, yaşıyoruz’

“Bir iklim felaketiyle kendi sonumuzu hazırladığımız gerçeği, bugün ana haber bültenlerinde konuşulan bir konu değildir. Fakat hepimiz, kar yağmayan kışları, susuz barajları, ardından sağanakla gelen selleri, orman yangınlarını, sıcaklık artışından sokağa çıkamadığımızı iyi biliyoruz” diyen aktivistler, şu taleplerde bulundu:

  • Fosil yakıtların kullanımı küresel ölçekte en kısa zamanda sonlandırılmalı,
  • Kömürden acilen çıkılmalı,
  • Tüm canlı varlıkların yaşam hakkı korunmalı,
  • İnsan hakları ve hukukun üstünlüğü tanınmalı,
  • Ekonomik anlaşmalar ve ülkelerin bütçeleri bu bağlamda yeniden ve ivedilikle düzenlenmelidir.

Koalisyon, yaşamı tehdit eden iklim krizi karşısında fosil yakıtlarla mücadelenin devam edeceğine işaret ederek şunları aktardı:

Toprağını, suyunu ve havasını korumak için, gelecek nesillere yaşanılacak bir dünya bırakabilmek için mücadele veren tüm halkların, bireylerin, direniş alanlarının bu talebi gerçekleşene kadar ülkemizde ve dünyadaki eylemler sürecektir.”

‘Nefrete değil, hayata ses ver’ diyenler Büyük Hayat Buluşması’nda bir araya geliyor

“Nefrete değil, hayata ses ver” diyenler bugün (17 Eylül) saat 15’ten itibaren KaosGL.org internet gazetesinin Youtube kanalında buluyor.

Büyük Hayat Buluşması” başlığıyla yapılacak canlı yayında siyasetçiler, akademisyenler, gazeteciler, ruh sağlığı uzmanları bir araya gelerek LGBTİ+ haklarını tartışacak.

Gazeteci Yıldız Tar’ın sunacağı canlı yayın programına LGBTİ+ derneklerinden aktivistlerin yanı sıra LGBTİ+ aile derneklerinden çocukları LGBTİ+ olan anne ve babalar da katılacak.

Büyük Hayat Buluşması

Büyük Hayat Buluşması’na katılacak isimlerden bazıları ise şöyle:

  • Emek Partisi (EMEP) Gaziantep Milletvekili Sevda Karaca,
  • Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk,
  • Eşitlik İçin Kadın Platformu‘ndan (EŞİK) Yazar Berrin Sönmez,
  • Artı Gerçek’ten Gazeteci İrfan Aktan,
  • Halk TV Ana Haber Spikeri, Gazeteci İrfan Değirmenci,
  • Havle Kadın Derneği’nden Rümeysa Çamdereli,
  • Kadın Savunması’ndan Çiğdem Çıdamlı,
  • Kadının İnsan Hakları Yeni Çözümler Derneği’nden Berfu Şeker ve Ezel Buse,
  • Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Sözcüsü Fidan Ataselim,
  • Kutsal Motor ekibinden Zeynep Ocak,
  • Hasan Cömert ve Kaan Karsan,
  • Oyuncu Kerem Fırtına,
  • Sanatçı Esmeray Özadikti,
  • Sanatçı Seyhan Arman,
  • Sol Parti Genel Başkanı Önder İşleyen,
  • T24 Ankara Temsilcisi Gökçer Tahincioğlu,
  • Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekilleri Ahmet Şık ve Sera Kadıgil,
  • Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi (Yeşil sol Parti) İstanbul Milletvekili Özgül Saki,
  • Yeşil Sol Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk.

Büyük Hayat Buluşması’nı 17 Mayıs Derneği, Ankara Gökkuşağı Aileleri Derneği (GALADER), Genç LGBTİ+, HEVİ LGBTİ+, Kaos GL, Kırmızı Şemsiye, Lambdaistanbul, LGBTİ+ Aileleri ve Yakınları Derneği (LİSTAG), Mersin 7 Renk, Muamma LGBTİ+, Özgür Renkler, Pembe HayatSosyal Politika Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) ve ÜniKuir dernekleri destekliyor.

17 Eylül Pazar günü saat 15.00’te başlayacak yayına abone olup bildirim almak için tıklayın.

Kazma Bırak’tan iklim krizi kaynaklı afetlere karşı birlik ve mücadeleye çağrısı

Karadeniz ve Doğu Akdeniz‘de gerçekleştirilen fosil yakıt arama çalışmalarına tepki olarak Eylül 2020’de başlayan Kazma Bırak hareketi, son haftalarda etkili olan aşırı hava olayı Daniel Kasırgası‘nın Libya, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye‘de neden olduğu kayıp ve zarara dikkati çekerek iklim kriziyle mücadele çağrısı yaptı.

Hareketin Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs kollarından yayımlanan ortak basın  açıklamasında Daniel Kasırgası’nın Akdeniz‘i kasıp kavurduğu belirtilerek Libya’da 11 bin 300, Yunanistan’da 15, Türkiye’de 7 ve Bulgaristan’da 4 kişinin yaşamını bu afete bağlı olarak yitirdiğine dikkat çekildi.

Kasırganın ayrıca binlerce hayvanın ölümüne, kentte geniş çaplı zararlara ve ekosistemin zarar görmesine de neden olduğunu hatırlatan Kazma Bırak, “Bunun maliyeti yıkıcıdır ve yoksul insanlar sadece şimdi değil, gelecek yıllarda da büyük ölçüde etkilenecektir” diyerek iklim krizinin etkilerinin artarak devam edeceğini vurguladı.

Fotoğraf: Reuters
‣ Libya’da sel felaketinde ölü sayısı 11,300’e yükseldi: Denizde çürümüş cesetler bulunuyor

‘Acil önlemler talep ediyoruz!’

Kazma Bırak platformu, açıklamada şu ifadelere yer verdi:

“[Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli] IPCC, Akdeniz bölgesine ilişkin son raporunda aşırı yağış olayları konusunda uyarıda bulunmuş ve ani sel baskınları potansiyeline dikkat çekmiştir. Bu uyarı, İspanya, İtalya, Türkiye, Bulgaristan, Fransa ve Yunanistan’da yaşanan sel felaketleriyle ilgili gerçek kayıtlarla birleştiğinde, iklimle ilgili bu zorlukların ele alınması için proaktif önlemlere duyulan acil ihtiyacı vurgulamaktadır. Ancak şimdiye kadar hiçbir şey yapılmadı. Kapitalist devletler ve şirketler kendi yeşil yıkama kurumlarına bile kulaklarını tıkamış durumdalar.

Yunanistan ve Türkiye’deki orman yangınlarıyla ilgili son açıklamamızda vurguladığımız gibi, bu devasa kayıpların üç ana nedeni olduğuna işaret ediyoruz: iklim krizi, gelişigüzel kentleşme ve kamu hizmetlerinin tasfiyesi. Her üçü de kapitalizmin canlıların ihtiyaçlarından ziyade kâra öncelik vermesinin sonuçlarıdır. Kentsel altyapının canlıların ihtiyaçlarına göre katılımcı ve demokratik bir şekilde güçlendirilmesi, daha fazla can kaybını önlemek için en önemli önceliğimizdir. Yaşam ve geçim kaynaklarının kaybını önlemek için acil önlemler talep etmek üzere güçlerimizi birleştiriyoruz: Sel önleme projeleri (inşaat şirketlerinin kârına dayalı değil, suyun doğal akışına dayalı), yeniden ağaçlandırma, vb.

‣ Libya’da meydana gelen selde ölü sayısı 20 bine yükselebilir

‘Daha fazla can kaybını önlemek için iklim krizine karşı mücadeleye katılın’

Ayrıca tahliye planlarının hazırlanmasını ve kamunun önümüzdeki yıllarda sıkça yaşanacağı kesin olan bu tür felaketlerle başa çıkacak şekilde organize olmasını talep etmeliyiz. Son olarak, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için, petrol ve gaz çıkarımını durdurmak, fosil yakıtları aşamalı olarak kaldırmak, üretimi yeniden düzenlemek vb. için uluslararası işbirliğine ihtiyacımız var. Enerji, plastik, otomobil, silah ve inşaat endüstrileri kârlarını korumak için bu önlemlere karşı dişe diş mücadele edeceklerdir. Ancak yaşamı ve çevreyi korumak istiyorsak, insana yakışır ve ekolojik bir yaşamın önünde duran bu kapitalist güçleri süpürüp atmamız gerekiyor.

Biz üzerimize düşeni yapmaya hazırız ve daha fazla can kaybını önlemek için herkesi iklim krizine karşı hareketlere katılmaya çağırıyoruz.”

‣ Libya’da sel: En az üç bin kişi yaşamını yitirdi, binlerce insan kayıp
‣ Libya’daki sel felaketinin bilançosu uydu görüntülerine yansıdı
İklim değişikliği dünya çapında aşırı hava olaylarını nasıl etkiliyor?

Mahsa Jina Amini ölümünün yıldönümünde İstanbul’da anıldı: Özgürlük mücadelemiz devam edecek

İran’da “başörtüsünü düzgün takmadığı” gerekçesiyle Mahsa Jina Amini’nin ahlak polisi tarafından öldürülmesinin yıldönümünde İstanbul‘un Kadıköy ilçesinde kadınlar “Mahsa Jîna Amini için her yerde özgürlüğü örüyoruz” demek için buluştu.

Kadın hakları alanında çalışmalar yürüten Ekmek ve Gül platformunun aktardığına göre polis, eylem alanına yabancı basının girmesine izin vermedi. Kolluk güçleri Farsça yazı içeren ve “Zen Zendagi Azadi” yazılı dövizleri de eylem alanına almadı.

Eyleme katılmak isteyen İranlıların alana alınmaması üzerine eylem komitesi basın açıklaması yapmayacağını açıklayarak eylem alanının dışına yürümek istedi. Türkiyeli kadınların attığı sloganlara barikatların ötesinde olan İranlı kadınlar, “Zen, zendegi, azadi” sloganıyla yanıt verdi.  Kadınların ısrarı sonucu İranlı kadınlar da eylem alanına katıldı.

Eylemde “Kadın, yaşam, özgürlük”, “zen zendahigi zadi”, “Özgürlük, özgürlük, özgürlük, “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları atıldı.

Mahsa Jina Amini
Fotoğraf: Ekmek ve Gül

‘İranlı kadınlar cesaretlerini bütün topluma bulaştırıyor’

Basın açıklamasını okuyan Şenay Kumuz ve Rüya Kurtuluş, Mahsa Jina Amini’nin öldürülmesinin ardından İran’daki protestoların 31 eyalete ve 100’den fazla şehre yayıldığını; kadınların, öğrencilerin, işçi ve emekçilerin ve farklı ulusların “İslam Cumhuriyeti istemiyoruz”, “diktatöre ölüm”, “kız kardeşimizi öldürenler hesap verecek” sloganlarıyla yan yana geldiğini hatırlattı.

Şenay Kumuz, İran’daki protestolar sırasında pek çok kadının gözlerinden hedef alınarak vurulduğunu, yaralandığını ve öldürüldüğünü belirtirken, “Nika Şakarami gibi birçok kadın ve kız çocuğu İran rejiminin hapishanelerinde sorgu esnasında cinsel saldırıya ve tecavüze uğradı. Yelda Agha Fazli gibi birçok kız çocuğu İran rejiminin hapishanelerinden çıktıktan birkaç gün sonra yaşamını yitirdi veya hayatını sonlandırdı. 18 yaşından küçük birçok kız çocuğu okullara yapılan kimyasal saldırı sonucu zehirlendi, günlerce hastanede tedavi altına alındı” dedi.

İran rejiminin siyasal İslam dayatması ve şer’i hukuka dayalı yargı sistemiyle kadınlara ve kız çocuklarına uyguladığı baskılar günden güne ağırlaşsa da kadınların susmadığına vurgu yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

Birçok toplumsal hareket İran rejimine karşı birleşiyor. Kadınlar bugün İran’ın birçok kentinde, başörtülerini her şeye rağmen çıkararak toplumsal hayata katılmaya çalışıyorlar. Kamusal alanda örtünmeyi reddederek yaptıkları ve sosyal medya üzerinden paylaştıkları eylemler yaygınlaşıyor. İranlı kadınlar cesaretlerini bütün topluma bulaştırıyor.”

Mahsa Jina Amini
Fotoğraf: Ekmek ve Gül

‘Nefret ve düşmanlık “aileyi korumak” adı altında devlet eliyle örgütleniyor’

Şenay Kumuz, “İran’da büyüyen direnişi selamlamak, İranlı kadınlarla dayanışmak için Türkiye’de sokaklara çıktık” diyerek “Bugün bir kez daha yan yanayız. İran’da Türkiye’de ve her yerde diktatörlere karşı özgürlük demeye devam ediyoruz. Çünkü biliyoruz; İran’da da Türkiye’de de diktatörler ve onların toplumsal dayatmaları benzer” diye konuştu:

“Bugün bu topraklarda erkek şiddetine karşı mücadelemizle kazandığımız yasalar, boşanma hakkımız, sokakta ne giydiğimiz, gece kaçta eve döndüğümüz, ne içtiğimiz, cinsel yönelimimiz, cinsiyet kimliğimiz, insanca, güvenceli bir yaşam hakkımız, hepsi tehdit altında.”

Eylemi takip eden gün İstanbul Saraçhane’de “Büyük Aile Buluşması” adı altında valilik izni ve Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) onayıyla LGBTİ+’ları hedef gösteren nefret mitinginin gerçekleşeceğinden bahseden Şenay Kumuz, nefretin ve düşmanlığın “aileyi korumak” adı altında devlet eliyle örgütlendiğini söyledi.

Kumuz, şunları kaydetti:

“Aile politikaları ile Diyanet’in bütçesi artırılıyor, tarikatlara kaynak aktarılıyor. Kadın dayanışma merkezleri kapatılırken Aile İrşad bürolarının sayısı her geçen gün artıyor. Din ile aile üzerinden toplumsal yaşam düzenlenmeye çalışılıyor. Bu hafta Hiranur Vakfı davasında H.K.G.’nin yaşını küçük gösterenlerin içindeki tek tutuklu sanık da salıverildi. Tarikatlar, cemaatler ve onlara bağlı vakıflar iktidarla, mahkemelerle el ele kadınların, çocukların istismar edildiği bir düzen kuruyor. 2023 seçimleri sonrası göreve atanan Milli Eğitim Bakanı’nın ilk sözü ve icraatı eğitimde dinselleşmeye dair oldu. Kız çocuklarının okullaşma oranının her geçen yıl azaldığı ülkemizde kız çocuklarının okula gitmesi gibi absürt bir gerekçeyle karma eğitimin kaldırılması konuşulabiliyor, müfredat giderek gerici ve cinsiyetçi içerikle dolduruluyor. Değerler eğitimi adı atında din görevlilerinin okullarda manevi danışmanlık vermesini ön gören ÇEDES projesi pilot uygulama ile başlatıldı” dedi.

Aynı saatlerde İzmir’de ÇEDES projesine karşı “Laik eğitim, laik yaşam, eşit yurttaşlık” için 100 kurumun gerçekleştirdiği mitinge selam gönderildi.

Mahsa Jina Amini
Fotoğraf: Ekmek ve Gül

‘Hayatımızı koca bir hapishaneye çevirmeye çalışıyorlar’

İran’daki molla rejimiyle Saray rejimi arasındaki ilişkinin sıkı bir şekilde devam ettiğini söyleyen Şenay Kumuz, “Eylül başında yeni Dışişleri Bakanı, Eski MİT Başkanı İran heyetiyle Tahran’da buluştu. Konu belli; ‘sınır güvenliği’, ‘terörle mücadele’, ticaret, ulaştırma, enerji yatırımları… İran’da idamların devam ettiği 2023 Ocak ayında Türkiye ile İran arasındaki ticaret hacmi yarım milyar dolara ulaşmış. Onlar için her ne olursa olsun ticaret sürmeli, sürüyor” dedi.

Halklar için özgürlüğün ve barışın tek yolunun birlikte mücadele olduğuna vurgu yapan Şenay Kumuz, “Hayatımızı koca bir hapishaneye çevirmeye çalışıyorlar. Bazen nefes almakta zorlandığımızda bizi mücadelemiz ve dayanışmamız yan yana getiriyor. Sokaklara çıkıyoruz, haklarımıza yönelen saldırıları, kazanımlarımızı gasp etmelerini engelliyoruz. Ve çok iyi biliyoruz, hiçbir gerici güç, faşist saldırı, dinci politika biz kadınların özgürleşmesine engel olamayacak” diyerek mücadele çağrısı yaptı.

Mahsa Jina Amini
Fotoğraf: Ekmek ve Gül

‘Dünyanın her yerinde özgürlük mücadelemize devam edeceğiz’

Basın açıklamasının ardından İran rejimi başta olmak üzere tüm diktatörlüklere karşı: Mahsa Jina Amini için “Jin, Jiyan, Azadi”, Afganistan’da yönetimi ele geçirdikten sonra kadın ve kız çocuklarına karşı baskıyı artıran Taliban’a karşı “Nan, Kar, Azadi”, İran’da molla rejimine karşı “Zen, Zendegi, Azadi” sloganları atıldı.

“Dünyanın her yerinde özgürlük mücadelemize devam edeceğiz” vurgusu yapılan eylemde basın açıklamasının Kürtçesi de Zilan Suyu tarafından okundu.

Açıklamanın ardından İran’daki kadınlarla dayanışmak için Farsça bir şarkı söylendi.

Kültürpark yok ediliyor…

İzmir’in simgesi Kültürpark son yıllarda sistemli bir şekilde yok ediliyor. Artık Kültürpark; tarihi bir kent parkından çok, üzerinde her türlü rant projelerinin adım adım gerçekleştirildiği sıradan bir yeşil alana dönüştü; günden güne dönüşmeye de devam ediyor. Oysa Kültürpark; sadece İzmir’in değil; Türkiye’nin simgesi olmuş tarihi bir park…

Kültürpark, o zamanın belediye başkanı Behçet Uz öncülüğünde 1 Ocak 1936 yılında Moskova’daki Gorki Park örnek alınarak eski yangın yeri olarak bilinen alanın üzerinde; 420 bin metrekare alan üzerinde kuruldu. Sonraki yıllarda genç cumhuriyetimizin diğer ülkelerle ekonomik bağlantısını artırmak amacı ile üzerinde enternasyonal bir fuar düzenlenen Kültürpark’ın kent parkı olma özelliği yıllar geçtikçe üzerindeki yapılaşmanın artması ve yılın her döneminde çeşitli panayırlar düzenlenmesi sonucu yok oldu; yok olmaya da devam ediyor.

Aslında Kültürpark’ın yıkımı 1980’li yıllardan sonra başladı ve 2000’li yıllardan itibaren de hızlanarak devam etti. 80’li yıllarda kamuoyunda Basmane çukuru olarak bilinen eski şehirlerarası otobüs garajının Kültürpark’a eklenmesi yerine; belediye tarafından gökdelen yapılmaya çalışması ile gözle görülür hale gelen yıkım, sonraki yıllarda Kahramanlar kapısındaki başta prefabrik dev sergi hollerin ve parkın ekosistemine büyük zarar veren yer altı araba parkının da yapılması ile zirveye ulaştı.

Üstelik İzmir Büyükşehir Belediyesi meslek odaları ve çevre örgütlerine Gaziemir’deki yeni fuar alanı bittiği anda holleri sökme sözü verdiği halde bu sözünü yerine getirmediği gibi bu hollerin içine yerleşmekle de herhangi bir sakınca da görmedi. Bunlar da yetmedi; 1990’lı yıllardan itibaren Kültürpark’ta her yıl artan sayıda ve uzun süreli ‘ihtisas fuarları’ adı altında panayırlar düzenlendi; düzenlenmeye devam ediliyor. Tüm bunların üzerine koskoca İzmir merkezinde başka yer yokmuş gibi kentin merkezindeki tarihi önemi olan tek kent parkında ‘üretici pazarları’ yapılıyor, beş yıl öncesinde parkın hassas ekosistemini korumak için motosikletlerin bile girmesine izin verilmeyen parkta bugün kamyonlar dolaşıyor.

Fotoğraf: İzmir Büyükşehir Belediyesi

Son beş yıl içinde tüm tarihi birikimi, flora ve faunası adeta hızla yok edilen Kültürpark’ta bu yıkım bu yıl çok daha hızlandı. Son hedef Kültürpark’ın tarihi kapıları oldu. 1939 yılında Yüksek Mimar Ferruh Örel tarafından tasarlanan ve aynı yıl yapılan 9 Eylül Kapısı’nın, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından rekonstrüksiyona karar verilerek; kimseye danışmadan tamamen yıkıldı. Artık yeni yapılan kapı; Kültürpark’ın tarihi ile bağlarını koparan, basit bir kopyadan başka bir şey değil.

Hiçbir meslek odasına ve çevre örgütüne; en önemlisi de İzmirlilere danışmadan yapılan yıkımı Kültürpark kapılarında ve içindeki tarihini yapılar arasında yeni yıkımların izlemesinden korkuluyor. Bunların başında da Kültürpark’ın simge yapılarından olan tarihi paraşüt kulesi geliyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin bu yapıyı da restore ederek güçlendirmek yerine yıkmak istediği konuşuluyor. Kültürpark içinde eylül ayında açılan İzmir Enternasyonal Fuarı için ise her yıl olduğundan da fazla inşaat malzemeleri Kültürpark’ın içine taşındı; flora ve faunaya onarılmaz zararlar verildi. Birçok gecekondu benzeri sergi yapılara inşa edildi. Daha önceki yıllarda Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi tarafından yapılan tespitlerde 133 türde 7 bin 724 bitkinin yer aldığı saptanan Kültürpark’ta bu inşaat çalışmaları ve daha önce yapılan yer altı otoparkı nedeniyle bunların ne kadarının korunabildiği bugün meçhul…

Fakat meçhul olmayan bir şey var; bu süreçte Kültürpark’ın faunası da büyük ölçüde yok edildi. Kültürpark’ta görülen ve 2012 yılından bu yana Prof. Dr. Sezai Göksu tarafından 40’ı fotoğraflanan 50 kuş türünden büyük çoğunluğu bugün gürültü ve ışık kirliliği gibi nedenlerle yok oldu. Eskiden Kültürpark’ın her yerinde görülen sincaplar da artık hiç görülmüyor. Artık Kültürpark’a girdiğinizde sizi kuş cıvıltıları değil; yüksek yoğunluklu müzik, kamyon ve diğer araçların gürültüleri, ışık kirliliği karşılıyor. Kültürpark’ın ekolojik yapısına zarar veren bu işlemlerin 90’lı yılların sonrasında hızla gelişen teknoloji sonucu önemini yitiren fuarlar nedeniyle yaptığı iddia ediliyor. Üstelik bu fuar ve panayırlar için İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından milyonlar dökülerek yapılan Gaziemir’deki fuar alanı boş dururken yapılıyor; tüm bunlar…

Fotoğraf: İzmir Büyükşehir Belediyesi

Bugün 1936’dan bu yana Kültürpark’ın bir halk okulu olması niteliğine uygun olarak yapılan tarihi kamu yapıları kapatıldı, bazıları yıkımı bile bekliyor. Bunların başında da Paraşüt Kulesi geliyor. Moskova’daki Gorki Park örnek alınarak Behçet Uz’un Türk Hava Kurumu’na önerisi ile 1937 yılında yapılan ve yıllarca havacılığı öğretmek ve sevdirmek adına sayısız etkinlikler yapılan kulenin adeta bilinçli olarak restorasyonu yapılmıyor; adeta yıkımı için neden yaratılmaya çalışılıyor. Kültürpark’ın 1936 yılından bu yana uzun tarihinin önemli bir bölümüne tanıklık eden Ada ve Göl Gazinoları da aslına uygun olarak restore edilmeyen yapılardan… Ada Gazinosu 1937”de Behçet Uz’un belediye başkanlığı döneminde, “süt/çay bahçesi” olarak inşa edilmiş, 1958’de önemli mimarlarımızdan Rıza Aşkan tarafından yenilenmişti. Halkın çay içmesi ve annelerin çocuklarını emzirebilmesi için tasarlanan yapı, ismini de üzerinde bulunduğu adacıktan almıştı. Bu ada, Park’a yapılan gölün içinde, gölün hafriyatından elde edilen toprakla oluşturulmuştu. Göl Gazinosu ise müzikli, dans edilen, caz dinlenen içki servis edilen bir gazino idi. Her iki yapının da mutlaka asıllarına uygun olarak restore edilmesi, nitelikli hizmet sunacak şekilde, özgün kimliklerinin zarar görmeyeceği bir işletme modeli ile kamuya sunulması her şeye rağmen hala umuluyor.

Peyzaj Mimarları Odası İzmir Şubesinin vurguladığı gibi zaman Kültürpark’ın aleyhine çalışıyor. Kültürpark’ın taşıma kapasitesi, ekolojik eşikleri, flora ve fauna karakteri, hayvan popülasyonlarının yayılımı gibi analizlere göre yine Peyzajcıların söylemi ile “Kültürpark kıymetli olduğu kadar yaşlı ve yorgun bir yapıya sahiptir”. Bu yaşlı ve yorgun yapıyı restore ederek; İzmir’e ve İzmirliye yakışır bir kent parkı olması için yıllardır mücadele eden Kültürpark Platformu’nun savunduğu gibi;  Kültürpark bünyesinde barındırdığı yaşam unsurları ile parktaki tüm betonlaşmaya karşın, yılın 365 günü halkın rahat nefes alacağı, çeşitli bitkileri, canlıları tanıyacağı, eğleneceği, öğreneceği, sosyalleşeceği, spor yapabileceği bir kamusal alan, bir yaşam alanı, bir ekolojik vaha, batıdaki örnekleri gibi bir kent parkı olma özelliğini sürdürmeli… Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’ne (TMMOB) bağlı ilgili odalarının, İzmir Tabip Odası’nın, İzmir Baro ve sivil toplum örgütlerinin, Kent Konseylerinin Kültürpark’ın kent ekolojisine katkısı, orada yaşayan flora ve faunanın yaşamsal değeri, iklim krizi ortamında parkın önemi ve geleceğe ilişkin mesleki ve yasal düzlemdeki uyarı ve önerilerin tümü, Kültürpark’ın yönetimi için ilgili aktörlerden oluşacak bir Meclis’e alınması Kültürpark Platformu’nun uzun süredir savunduğu önerilerden…

Kültürpark İzmirlilerin; kent merkezindeki son yeşil alana göz diken sermayenin değil… Kültürpark’ı yok etmek isteyenler kent insanının yeşil alanına, oradaki ekosisteme, bitkilere, kuşlara, sincaplara her şart altında sahip çıkmaya devam edeceğini sakın aklından çıkarmasın…

‣ Kültürpark yok ediliyor

Libya’da sel felaketinde ölü sayısı 11,300’e yükseldi: Denizde çürümüş cesetler bulunuyor

Libya‘nın doğusundaki sahil kenti Derna‘da meydana gelen yıkıcı sel felaketinde ölenlerin sayısı 11 bin 300‘e yükseldi. Arama çalışmaları devam ederken, ölü sayısının artması bekleniyor.

Dün (16 Eylül) Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) tarafından yayımlanan bir rapor, sel nedeniyle Derna dışında 170 kişinin daha hayatını kaybettiğini belirtti. Sadece Derna’da ise en az 10 bin 100 kişi kayıp.

Açıklamada OCHA, “Arama-kurtarma ekipleri hayatta kalanları bulmak için yorulmadan çalıştıkça bu rakamların artması bekleniyor” diye ekledi.

BM, Daniel Fırtınası‘nın getirdiği aşırı yağışlar nedeniyle Libya’nın kuzeydoğusunda bu güne kadar 40 binden fazla insanın yerinden edildiğini açıkladı.

Uzmanlar, fırtınanın etkisinin, eskiyen, çökmekte olan altyapı, yetersiz uyarılar ve hızlanan iklim krizinin etkileri gibi faktörlerin bir araya gelerek afeti şiddetlendirdiğini ve ölümcül bir hale getirdiğini belirtiyor.

‣ Libya’da meydana gelen selde ölü sayısı 20 bine yükselebilir

Bir yıl süreli OHAL ilan edildi

Devlet yekilileri dün yapılan bir açıklamada ölümcül felaketten etkilenen bölgelerde bir yıl süreli olağanüstü hal ilan edildiğini duyurdu.

Trablus merkezli Ulusal Hastalık Kontrol Merkezi Başkanı Haidar al-Sayeh Derna’da 150 kişinin sel sonrası zarar gören altyapılar nedeniyle kirlenen sudan zehirlendiğini bildirdi.

El Seyeh, “Derna’daki su insan tüketimi için uygun değil. Merkez, herhangi bir hastalığın yayılmasını önlemek için ülkenin doğusunda selden etkilenen bölgelerde bir yıl süreyle olağanüstü hal ilan etmeye karar verdi” dedi.

’30 bin kişi yerinden edildi, 300 bin çocuk risk altında’

Felaketin merkez üssü olan Derna, sel sularının tüm mahalleleri sürüklemesinin ardından ikiye bölündü. Afetten önce yaklaşık 100 bin nüfusa sahip olan merkez üssü Derna, felaketin ardından ikiye bölündü. OCHA, kentte en az 30 bin kişinin yerinden edildiğini vurguladıç

OCHA, sel sularının yıllarca süren çatışmalardan arta kalan kara mayınlarının ve Patlayıcı Savaş Mühimmatını (ERW) yerlerinden kaydırdığı için, yerlerinden edildiği için hareket halinde olan binlerce insanın bu patlayıcılara maruz kalma riskinin arttığı konusunda uyardı.

Fotoğraf: Sarah Sirgany / CNN

Rapora göre, Daniel Fırtınası nedeniyle sele maruz kalan yaklaşık 300 bin çocuk kolera, yetersiz beslenme, ishal ve dehidrasyon riskinin yanı sıra “artan şiddet ve istismar riskiyle” de karşı karşıya.

‣ Libya’da sel: En az üç bin kişi yaşamını yitirdi, binlerce insan kayıp

Denizde ‘ciddi şekilde çürüyen’ cesetler

Hayatta kalanlara dair umutlar azalmaya devam ederken kurtarma ekipleri cesetleri çıkarmak için denizde de aramalarını sürdürüyor.

Uluslararası kurtarma ekipleri, cesetlerin çoğunun suda olduğunu belirterek, Akdeniz‘den cesetlerin çıkarılması için daha fazla ekipman ve yardım çağrısında bulundu.

Tunus misyonundan bir temsilci Rusya, Arap ülkeleri, Türkiye ve İtalya‘dan meslektaşlarıyla yaptığı bir toplantıda şunları söyledi:

Cesetler ciddi şekilde çürüyor ve bir noktadan sonra onları geri almak mümkün olmayabilir. Müdahalemizin daha etkili olabilmesi için yardıma ihtiyacımız var.”

Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri‘den diğer misyon temsilcileri Akdeniz’deki koy ve körfezlerde cesetler bulduklarını ve bunların çoğunun sadece teknelerle ulaşılabilen bölgelerde olduğunu belirtti.

Cezayir misyonundan bir temsilci, ekiplerin Derna limanına yaklaşık 13 kilometre uzaklıktaki bir uçurumda yaklaşık 50 ceset tespit ettiğini, ancak bölgeye sadece dalgıçlar ve teknelerle ulaşılabildiğini aktardı.

Mısırlı temsilci “Eğer doğru tekneleri bulabilirsek her gün 100 ceset çıkarabiliriz” dedi.

Ekipler, cesetlerin Derna’da halen işgal altındaki yerleşim bölgelerinde çamur yığınları altında sıkışıp kaldığını ve bölgelerin tahliye edilmemesi halinde bir sağlık krizini tetikleyebileceği uyarısında bulundu.

Dün, ekipler denizden 400’e yakın afet kurbanına ait ceset çıkarmıştı. Cesetler kent kırsalında oluşturulan toplu mezarlarda defnedilmişti.

Fotoğraf: Amr Alfiky / Reuters
‣ Libya’daki sel felaketinin bilançosu uydu görüntülerine yansıdı

Akdeniz’de iklim krizi ve kasırga

Islak ve nemli hava kasırgaları besliyor. Kasırgaların şiddetinin ve sıklığının artmasındaki bir diğer etken de sıcak deniz suyu. İklim bilimciler, son yıllarda Akdeniz’in 3°C ısındığı uyarısında bulunuyor. Deniz sularının ısınması da kasırgaları yoğunlaştırıp ortaya çıkan rüzgarları hızlandırıyor.

“Akdeniz’de oluşan kasırgaların en yoğun olduğu dönem, Akdeniz’in güney sularının en sıcak olduğu eylül ayının sonundan yıl sonuna kadar olan dönemdir” diyen bilim insanları, Atlantik ve Pasifik bölgelerindeki kasırgalarda en az 27°C su sıcaklığının ideal olduğunu ancak Akdeniz’deki kasırgaların daha soğuk sularda oluşabildiğini vurguluyor. Meteorologlar ise Akdeniz’deki su sıcaklığının halihazırda yaklaşık 28°C olduğunu belirtiyor.

İklim krizi sel riskini nasıl artırıyor?