Ana Sayfa Blog Sayfa 217

İsrail Gazze’yi mahalle mahalle yok ediyor

Guardian‘ın Savaş Gazze’nin mahallelerini nasıl yıktı başlıklı görsel araştırma haberi, Gazze‘de yaşanan yıkımın etkileri detaylı bir şekilde ortaya koydu. Haberde, İsrail‘in Hamas‘a karşı yürüttüğü savaşta sivil altyapıya verilen zararları gözler önüne seren uydu görüntüleri ve açık kaynaklı kanıtlar kullanılarak yapılan kapsamlı araştırmaya yer veriliyor.

Araştırma, Gazze’nin üç mahallesindeki binaların ve arazilerin kitlesel yıkımını detaylandırıyor.

Uydu görüntüleri ve açık kaynaklı kanıtlar kullanılarak yapılan analize göre; 250’den fazla konut binası, 17 okul ve üniversite, 16 cami, üç hastane, üç mezarlık ve 150 tarım serası dahil olmak üzere geniş çaplı hasarlar mevcut.

Savaşta tamamen yıkılan binalar, düzleştirilmiş tarlalar ve haritadan silinen ibadethanelerin de bulunduğu görüldü.

7 Ekim’deki Hamas saldırısının ardından İsrail’in başlattığı ağır ve geniş çaplı saldırılar, 1,9 milyon insanın evlerini terk etmesine ve birçok kişinin geri dönemeyecek şekilde yaşam alanlarının yok olmasına neden oldu.

Gazze'de bombalanan yerler
Guardian’ın uydu görüntüleri ile hazırladığı haberde, mahalle ve tarım arazilerindeki büyük yıkım açıkça görülüyor.

Guardian’ın araştırması, Gazze’nin Beit Hanoun, Al-Zahra ve Khan Younis mahallelerindeki yıkımı ayrıntılı olarak inceliyor. 50 bin kişinin yaşadığı Kuzeydoğu Gazze’deki Beit Hanoun‘da, birçok mahalle tamamen enkaza dönüşmüş durumda.

Gazze'de bombalanan yerler
Gazze’nin Al-Zahra mahallesi de yıkımdan yoğun olarak etkilenen bölgeler arasında. Kırmızı kareyle gösterilen noktalar 7 Ekim 2023’ten bu yana saldırıdan tahrip edilen binaları gösteriyor.

Gazze’nin merkezindeki zengin bir mahalle olan Al-Zahra, savaştan önce kule blokları, üniversiteleri ve yaklaşık 5 bin kişiye ev sahipliği yapıyordu.

Güney Gazze’deki Khan Younis ise Kuzey Gazze’nin eski tahliye hattının kenarında yer alıyor ve başlangıçta güvenli bir bölge olarak kabul edilse de, İsrail Savunma Kuvvetleri’nin harekatlarını genişletmesinden bu yana aralıksız bombalanıyor.

‘Gazze’de bombalanan yerlerde artık yaşam yok’

Araştırma, bu bölgelerdeki birçok caminin tanınmayacak şekilde yıkıldığını, seraların ve konut bloklarının yok olduğunu belirtiyor.

Khan Younis mülteci kampı, 1948 Arap-İsrail savaşından sonra Filistinli mültecileri barındırmak için kurulmuş ve birkaç Birleşmiş Milletler (BM) binası dahil olmak üzere zarar görmüştü.

Rapor, Gazze’deki yıkımın geniş çaplı etkilerini vurguluyor. Yıkımın, sadece sivillerin hayatını kaybetmesine neden olmakla kalmadığı, aynı zamanda Gazze’nin temel sivil altyapısına, eğitim kurumlarına ve ticari mekanlara da büyük zararlar verdiği görülüyor.

Filistinliler endişeli: Gazze’de atık suların karıştığı gölet, evleri su altında bırakabilir
Gazze Savaşı’ndan kaynaklanan emisyonlar ‘iklim felaketi’ni derinleştiriyor
Gazze’deki hayvanlar da zorda: Hayvanat Bahçesi’ndeki çok sayıda hayvan açlıktan öldü

Okullar, üniversiteler ve dükkanlar ciddi şekilde hasar görmüş durumda. Rapor ayrıca, İsrail’in savaş sırasında Gazze’deki mimari yapıları bir silah olarak kullandığını ve bu süreçte Filistinlilerin kültürel mirasını oluşturan alanlar ile günlük yaşamın sürdüğü kentsel dokuların da büyük ölçüde tahrip edildiğini ortaya koyuyor.

Tema Vakfı’nın Kanal İstanbul’da plan değişikliğine karşı açtığı dava reddedildi

TEMA Vakfı’nın Kanal İstanbul projesi için 2021’de yapılan plan değişikliğine karşı açtığı dava, idare mahkemesi tarafından reddedildi.

Vakfın konuyla ilgili X hesabından yapılan açıklamaya göre; itirazların haklılığının bilirkişiler tarafından teyit edildiği halde İstanbul İdare Mahkemesi son kararında; bilirkişi raporunu dikkate almayarak davanın reddine karar verdi.

Bilirkişi raporlarında; orman, tarım, mera ve içme suyu havzalarına girmek pahasına, yerleşim yerlerinin kuzeye yönlendirildiği tespit edildi ve şehircilik esaslarına aykırı olduğu bildirildi.

Dava konusu olan plan değişikliği, 2009’da onaylanmış olan İstanbul ilini kapsayan Çevre Düzeni Planı’nda (ÇDP) İstanbul Avrupa Yakası Rezerv Alanları üzerinde yapılan dördüncü değişiklik.

Davaya konu olan değişiklikler ise şu şekilde;

  • Karaburun-Yeniköy kıyı kesiminde kıyı tesisleri alanı kapsamında liman/dalgakıran planlanması,
  • Karaburun-Yeniköy kıyı kesiminde kentsel gelişme alanı önerilmesi,
  • İstanbul Havalimanı’nın batısında üniversite alanı ve kentsel gelişme alanı önerilmesi
  • Sazlıdere mevkiindeki özel proje alanlarında sınır değişiklikleri yapılması ve yeni özel proje alanlarının eklenmesi,
  • Raylı sistem bağlantısının (hızlı tren) geometrisinin değiştirilmesi.

‣TEMA Vakfı Kanal İstanbul ÇED Olumlu kararına karşı dava açtı
‣10 maddede Kanal İstanbul hakkında bilmeniz gerekenler
‣Kanal İstanbul’un ÇED süreci başladı: TEMA’dan, “İstanbul’un geleceğini etkileyecek projeler” raporu
‣‘Kanal İstanbul’un riskleri ve muhtemel sonuçları toplumla paylaşılmalı’

Bilirkişi raporu tehlikenin boyutunu gözler önüne seriyor

Mevcut plan dahilinde Sazlıdere Barajı’nın tamamen yok olması, denizel ekosistemin bozulması, yapılaşmayla çevresel bütünlüğün bozulmasını ele alan bilirkişi raporunun özeti ise şu şekilde;

  • “Dava konusu planın Plan Açıklama Raporu’nda değişiklik yapılmasının temel gerekçesinin ‘Su Yolu, İstanbul Havalimanı, Yavuz Sultan Selim Köprüsü ve bağlantı yolları’ gibi bazı yatırımlar ve projeler olduğu açıkça ifade edilmektedir. Noktasal veya güzergah şeklindeki kamu yatırımlarının her türlü ölçekteki planlara işlenmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı gibi, bunun yapılması çoğu durumda yasal zorunluluk olarak ortaya çıkmaktadır. Nitekim tartışmalı da olsa itiraz konusu planda bir kanal geçişi öngörülmesi imar mevzuatının bir gereği olarak görülebilir. Ancak itiraz konusu planda sadece bu geçişin değil aynı zamanda ilave 500 bin kişilik bir yerleşmenin önerilmesi konuyu farklı bir boyuta taşımaktadır.
  • İtiraz konusu planla İstanbul’un kentsel yerleşim sınırlarının ‘Su Yolu’ güzergahına monte edilerek tarihsel doğu-batı eksenli gelişimini değiştirmesi ve korunması gerekli orman, tarım, mera ve içme suyu havzalarına girmek pahasına kuzeye yönlendirilmesinin planlama çalışmasını konu ve maksat yönünden sakat hale getirmesi yanında 15 Haziran 2009 onaylı 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı kararlarına aykırı, bu planın ana kararlarını, sürekliliğini ve bütünlüğü bozacak nitelikte bir konut/gayrimenkul geliştirme projesi olduğu, plan bölgesi için hazırlanan alt ölçekli planlarda yaygın bir şekilde 2, 3 katlı yapıların öngörülmesinin bunun kanıtı olduğu değerlendirilmektedir.
  • Raporu (ve plan değişikliğini) hazırlayan ekip veya müellif bilgisi verilmediği gibi dosyaya sunulan ve İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’nce web sitesinde ilan edilen plan belgelerinde herhangi bir onay işareti de görülmemektedir. ‘Bakanlık bünyesinde hazırlandığı’ gibi bir gerekçeyle yetkinlik aranmaması ‘Plân Yapımını Yükümlenecek Müelliflerin Yeterliliği Hakkında Yönetmelik’ hükümlerine aykırılık oluşturmaktadır.
  • Kent içindeki Tozkoparan, Gaziosmanpaşa, Sulukule, Fikirtepe, Kozyatağı vb bölgelerde riskli alanlarda orta ve düşük gelirleriyle oturanların deprem riskinden kaçarak 2500 m2’lik bahçeler içinde günümüz koşullarında 10 milyon TL civarı veya üzerinde bir değere ulaşabilecek mülkler için dava konusu plan bölgesine gelebileceği varsayımı şehir ekonomisinin gerçeklerine aykırı bir varsayımdır. Plan paftaları ve plan raporunun içinde bu olanaktan kentin hangi kesiminde oturanların, hangi koşullarla yararlanabileceklerine, hedef kitlenin kim olduğuna dair hiçbir bilgi veya bulgudan söz edilmemektedir.
  • Kanal İstanbul’un gerekçelerinden biri olarak sunulan gemi trafiğinin Boğaziçi’ndeki mevcut yerleşmeler için risk oluşturduğu iddialarına karşı, gemi trafiğinin yarısı Kanal İstanbul’a yönlendirildiğinde Boğaziçi’ndeki risk aynen Kanal İstanbul’a da taşınacağından kanal güzergahına Yenişehir adıyla neden yeni bir yerleşme yapıldığı sorusuna da uygun bir cevabın henüz verilemediği değerlendirilmektedir.
  • Plan Değişikliği Açıklama Raporu’nda kurum görüşleri eksiktir.
  • Plan Açıklama Raporu’nda plan değişikliğine konu alana yönelik nüfus bilgisi bulunsa da projeksiyon yılına dair bilgi verilmediğinden verilen nüfus büyüklüğü de ancak temenni olarak yer almaktadır. Plan bölgesinde kanal üzerinde yedi karayolu, iki demiryolu ve iki metro güzergahının planlandığı anlaşılmaktadır. Dava konusu plan bölgesinde bahsedilen sayılardaki köprü-tünel geçişlerinin sadece 250 bin kişiye hizmet edeceği düşünüldüğünde sanat yapılarının fazlasıyla abartılı olduğu değerlendirilebilmektedir.
  • Dolgu çalışmalarının plaj, kumluk alanlar ve denizel ekosistemi bozması kaçınılmazdır.
  • Proje ile Sazlıdere Barajı’nın ortadan kaldırılması, Terkos Baraj Gölü’nün tuzlanma olasılığının bulunmasının kentin içme suyu temini için ayrı bir risk oluşturduğu düşünülmektedir.
  • 2009 planında 2019, 2020 ve 2021 tarihlerinde gerçekleştirilen değişikliklerin tamamının, önceki bölümlerde belirtildiği üzere, bilimsel ve istatistiksel olarak kabul edilebilir olgularla desteklenmemesi, 2009 onaylı İstanbul ÇDP bütünlüğünü ve kararlarını bozucu, tarihsel makroform gelişimini kabul edilebilir bir gerekçeye dayanmaksızın değiştirmesi sebepleriyle uygun olmadığı değerlendirilmektedir.”

[Her şey mevsiminde güzel] Şubat ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

Hormon takviyesi, pestisitler ve doğal olmayan üretim teknikleri kullanımıyla, sebze ve meyvelere neredeyse her mevsim market raflarında ulaşılabiliyor. Ancak besinleri mevsiminde tüketmek hem doğa hem de sağlığımız için oldukça önemli.

Mevsim meyve ve sebzeleriyle beslenmek; doğayı ve doğal olanı korumak, zehirsiz gıdalar tüketmek, karbon ayak izini düşürmek için atabileceğimiz küçük ama etkili bir adım.

Yeşil Düşünce Derneği tarafından hazırlanan takvim, hangi mevsimde neleri yememiz gerektiğini hatırlatıyor. Dernek, paylaşımında şöyle diyor:

“Kendini dondan ve soğuktan koruyabilen taze, yeşil, bol mineralli ve vitaminli sebzeler ve meyveler, tezgahlarda yerlerini de bırakmıyorlar. Sağlığınızı korumak için, mevsimsel beslenmeyi bırakmayın!”

subat meyve sebze

Şubat ayında hangi sebze ve meyveler tüketilmeli?

  • Kereviz
  • Pırasa
  • Karnabahar
  • Ispanak
  • Lahana
  • Roka
  • Biberiye
  • Marul
  • Pancar
  • Pazı
  • Şalgam
  • Brüksel lahanası
  • Maydanoz
  • Pancar
  • Nane
  • Tere
  • Havuç
  • Balkabağı
  • Portakal
  • Mandalina
  • Nar
  • Muz
  • Kestane
  • Ayva
  • Elma
  • Armut

Yolsuzluk Algı Endeksi raporu: Türkiye 180 ülke arasında 115’inci

Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün her yıl yayınladığı Yolsuzluk Algı Endeksi raporuna göre Türkiye, 36 puan aldığı 2022 endeksine kıyasla 2023’te 2 puan daha kaybetti, ülkeler sıralamasında da 14 sıra geriledi.

Türkiye’nin 2014’e göre yüzde 11, 2018’e göre ise yüzde 7 oranında puan kaybettiği belirtildi. Raporda, son on yılda skorunu iyileştiren beş ülke bulunurken, gerileyen üç ülke arasında 35 puana gerileyen Bosna-Hersek, 34 puanla Türkiye ve 18 puanla Türkmenistan yer aldı.

Yolsuzluk Algı Endeksi

2023 yılının sonuçları, çoğu ülkenin on yılı aşkın bir süredir kamu sektöründeki yolsuzlukla mücadelede çok az ilerlediğini veya hiç ilerleme kaydetmediğini ortaya koyuyor.

Ülkelerin üçte ikisinden fazlasının 100 üzerinden 50 puanın altında kalması, ciddi yolsuzluk sorunlarına işaret ediyor. Dünya nüfusunun yüzde 80’inden fazlası, 2023 yılı puanları, küresel ortalama olan 43’ün altında olan ülkelerde yaşıyor. Bu durum, hükümetlerin yolsuzluğu durdurmakta büyük ölçüde başarısız veya isteksiz oldukları şeklinde yorumlanıyor.

Şeffaflık Derneği araştırması: Türkiye’nin dörtte üçüne göre yolsuzluk arttı

Raporda, yargı ve polis sistemlerine yandaşların yerleştirilmesi, muhalefetin baskı altına alınması gibi durumların üst düzey yolsuzlukları teşvik ettiği vurgulanırken, yolsuzluğun norm haline geldiği düzenlerde adaletin engellendiğine, adalet kurumlarının çeşitli çıkar gruplarının etkisi altına girebildiğine işaret ediliyor.

Yolsuzluk Algı Endeksi

Ayrıca Türkiye’nin, son yıllarda yaşamakta olduğu gerileme, dikkat çekici seviyede. 2014 yılından bu yana 11 puan kaybeden Türkiye, Yolsuzluk Algı Endeksi puanları ciddi ölçüde düşüş gösteren 12 ülke arasında yer alıyor.

Hem düşük ve orta hem de yüksek gelir grubundan ülkelerin yer aldığı liste, El Salvador (31), Honduras (23), Liberya (25), Myanmar (20), Nikaragua (17), Sri Lanka (34), Venezuella (13), Arjantin (37), Avusturya (71), Polonya (54), Türkiye (34) ve Birleşik Krallık’tan (71) oluşuyor.

Avrupa Birliği ise 64 puanla belirlenen bölgeler arasında en yüksek ortalamaya sahip bölge.

Danimarka (90), Finlandiya (87), İsveç (82), Hollanda (79), Almanya (78) ve Lüksemburg (78) ile dünya çapında ilk 11’de 6 ülkesi bulunuyor. Bölgede en düşük puanlara sahip ülkeler ise Yunanistan (49), Romanya (46), Bulgaristan (45) ve Macaristan (42).

Yolsuzluk Algı Endeksi

Rapora göre Doğu Avrupa ve Orta Asya‘daki yolsuzluk algısı düşüşü, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerde yargı erkinin siyasi otorite karşısında bağımsızlığının zayıflaması, kurumlar arası dengesizlikler ve denetim eksiklikleri gibi yapısal sorunlara işaret ediyor. Bu sorunlar, düşük puanlı bölgelerde yolsuzluğun yaygın ve toplum tarafından kabul edilebilir bir durum haline gelmesine yol açıyor.

Raporda yüksek gelir grubundaki ve endekste yüksek puan alan ülkelerde yolsuzluğun fark edilmesinin zor olabileceği belirtilirken, Türkiye gibi düşük puanlı ülkelerde rüşvet ve kamu sektöründeki diğer yolsuzluk biçimlerinin yaygın ve açık bir sorun olduğu ifade ediliyor.

Raporun tamamına bu link aracılığıyla ulaşılabilir.

Birleşik Krallık, Kuzey Denizi’nde 24 yeni petrol ve gaz arama lisansı verdi

Birleşik Krallık petrol ve gaz düzenleyici kurumu Kuzey Deniz Dönüşüm Otoritesi (NSTA), Kuzey Denizi’nde 24 yeni petrol ve doğal gaz lisansı verildiğini duyurdu. Konuya ilişkin açıklama yapan iklim aktivistlerine göre, hükümetin bu tutumu, iklim krizini hala yeteri kadar önemsemediğini gösteriyor.

NSTA’dan yapılan açıklamaya göre, Shell, Equinor, bp, Total ve NEO dahil olmak üzere 17 farklı şirkete 24 yeni petrol ve gaz lisansı verildi.

Söz konusu lisanslar NSTA’nın 33’üncü petrol ve gaz lisanslama turunun ikinci ayağını oluştururken, 33’üncü tur kapsamında şu ana kadar 51 lisans sağlanmış oldu.

NSTA, aynı zamanda gelecek aylarda daha fazla lisans verileceğini de açıkladı.

NSTA, 7 Ekim 2022‘de 33’üncü petrol ve gaz lisanslama turu kapsamında 931 blok için petrol ve gaz başvurularını açmıştı. Kurum, bu lisanslar için 76 farklı şirketten 115 başvuru almıştı.

‣Birleşik Krallık Kuzey Denizi’nde petrol ve gaz arama için 100 yeni lisans verecek
‣İngiltere’de Just Stop Oil aktivistlerinden ragbi sahasında fosil yakıt protestosu
‣Londra’da ‘Petrolün Oscarları’nı protesto eden Greta Thunberg’e dava açıldı
‣Shell, iklim aktivistlerinin kararı sonrası hissedarların isyanıyla karşı karşıya

Hükümet kulak ardı ediyor

İklim aktivistlerine göre ise verilen bu lisans, Birleşik Krallık Hükümeti’nin tehlikeyi hala kulak ardı ettiği gerçeğini gösteriyor.

The Guardian’ın aktardığına göre, Greenpeace Birleşik Krallık’tan iklim aktivisti Philip Evans, enerji güvenliğini artırmak ve emisyonları azaltmak için kullanılması gereken etkili araçlar konusunda hükümetin hala meseleyi kulak ardı ettiğini söyledi.

Evans, “Hükümet, fosil yakıt endüstrisinin iklim krizini tetiklediğini biliyor, ancak Shell gibi petrol ve gaz devlerine baskı yapmak yerine Kuzey Denizi‘nde yeni bir sondaj çılgınlığına yeşil ışık yakıyor” dedi.

Bunun finansal olarak hiçbir faydası olmayacağını, aksine dünya çapında daha fazla iklim kaosuna yol açacağını belirten Evans, “İklim krizi çarpıcı biçimde hızlanıyor ve krize en az sebep olanlar en büyük bedeli ödüyor. Liderlerimizin acilen petrol ve gaz devlerinin yanında yer almayı bırakmaları gerekiyor. Bizim de onları fosil yakıt aramaları için lisans vermemeleri konusunda ikna etmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

shell protesto

Daha fazla acil duruma sebep olacak

Friends of the Earth (Dünya’nın Dostları) iklim koordinatörü Jamie Peters da yeni gaz ve petrol lisanslarının ekonomik krizle mücadelede vatandaşa yardım etme veya enerji güvenliğini artırma konusunda “hiçbir başarıya ulaşamayacağını” savundu.

Bunun Birleşik Krallık ekonomisini, tehlikeli bir şekilde fosil yakıtlara bağımlı olan modası geçmiş bir enerji sistemine kilitlenmiş halde bırakacağını belirten Peters, “Birleşik Krallık’ın iklim hedefleri zaten yolundan saptı ve bu lisanslar, dünyayı sel, fırtına ve sıcak dalgaları gibi aşırı hava olaylarıyla giderek daha fazla vuran iklim acil durumunu daha da körükleyecek” dedi. Peters sözlerine şöyle devam etti:

“21. yüzyılın zorluklarına dayanıklı bir ekonomiye ihtiyacımız var. Yeni fosil yakıt gelişmeleri yerine, öncelik, devasa yenilenebilir potansiyelimizi geliştirmek olmalıdır. Yeşil bir ekonomi yeni işler ve iş fırsatları yaratacak ve hepimiz için daha temiz, daha güvenli ve daha uygun fiyatlı bir gelecek inşa edilmesine yardımcı olacaktır.”

 

Uluorta konuşuyoruz: HPV hakkında tüm merak edilenler

Cinselliğe, cinsel sağlığa ve üreme sağlığına dair merak edilen her şeyi açıkça ve samimiyetle konuştuğumuz bir programla karşısınızdayız: Uluorta. Bu konuları üstünü kapatmadan, yüksek sesle ve konuşulacak yeni alanları/konuları da teşvik edecek şekilde ele alacağımız, iki haftada bir yayınlanacak yeni video serimiz Uluorta, YeşilGazeteTV’de başlıyor!

Sosyolog Deniz Özkor, ilk bölümde HPV ile ilgili sorularını Türkiye Aile Sağlığı ve Planlaması Vakfı Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Eğitmeni Nurşen Kanbur’a yöneltti.

Konuşarak güçleneceğimiz Uluorta’nın ilk bölümü karşısınızda! İyi seyirler.

Bursa Su Kolektifi: ‘Ormanlardan elinizi çekin!’

Bursa Su Kolektifi‘nin 31 Ocak 2024 tarihli basın açıklaması, Türkiye’nin ormanlık alanlarındaki endişe verici duruma dikkat çekiyor. Bursa’daki Doğa Koruma ve Milli Parklar 2. Bölge Müdürlüğü (FSM) önünde toplanarak sesini duyuran Bursa Su Kolektifi, “Artık yeter! Ormanlardan elinizi çekin! İhmaller ve ihlalleriniz Sayıştay raporları ile sabitken yeni maden sahalarına, otellere, taş ocaklarına ormanları tahsis etmeyin” dedi.

Açıklamada, ormanların sadece ağaçlardan oluşmadığı, bunun yanı sıra birçok canlıya ev sahipliği yaptığı ve ekosistem için hayati öneme sahip olduğu hatırlatılırken; ormanların korunmasının yalnızca çevre için değil, aynı zamanda sosyal ve ekonomik açıdan da önemli olduğu vurgulandı. Bursa Su Kolektifi, ormanları korumak için gerekli yasal ve idari adımların atılmasını ve bu konuda hükümetin daha aktif bir rol almasını talep etti.

Bursa Su Kolektifi

Bursa Su Kolektifi: Alan Başkanlığı kanun teklifi utanç verici
Bursa Su Kolektifi’nden Çevre Bakanlığı’na dilekçe: Nilüfer zehir akıyor, izleyecek misiniz?

Ormanların korunması için yapılması gerekenler konusunda önerilerde bulunulan açıklamada, hükümetin ormanları koruyacak politikalar geliştirmesi, sürdürülebilir orman yönetimi uygulamalarını teşvik etmesi ve ormanları tahrip eden faaliyetlere karşı daha sert tedbirler alması gerektiği ifade edildi. Ayrıca, yerel toplulukların orman yönetimine dahil edilmesi ve bu konuda bilinçlendirilmesi gerektiği üzerinde duruldu.

“Geçtiğimiz yıllarda Uludağ milli parkının bir bölümü ve Kapadokya milli parkının tamamının milli park statüsü AKP genel başkanının tek bir imzasıyla kaldırıldı. Bunlar yetmemiş olacak ki 2021 yılında Orman Kanunu ek 16. Maddesi kapsamında düzenlenen yönetmelikle birlikte CB kararı ile orman alanlarının orman dışına çıkarılmasının önü açıldı.

2021 yılından itibaren bu hakkı 16 kez kullanan cumhurbaşkanı 19 Ocak günü 17. kez yetkisini kullanarak 13 ildeki orman alanlarından 6 milyon m2 sahayı orman dışına çıkardı. Bunun 4 milyon m2 si yani 560 adet futbol sahası büyüklüğündeki alan Bursa ormanlarına aittir. Türkiye genelinde CB kararı ile orman dışına çıkarılan alan 22 milyon 340 bin m2 oldu. İnegöl, Kestel ve Gürsu’da orman dışına çıkarılan alanları incelediğimizde tarım alanları ve yeni yerleşim alanları oluşturmak için parçalanan ormandan son kalan kısımları da yok etmeye çalıştıklarını gördük.”

Bursa Su Kolektifi basın açıklamasında hükümetin ve ilgili kurumların ormanları koruma konusundaki ihmal ve ihlallerinin Sayıştay raporları ile sabit olduğunu belirtti. Grup, bu konudaki ihlallerin sona erdirilmesi ve ormanların korunması için daha etkili adımlar atılması çağrısında bulundu.

“Artık yeter! Ormanlardan elinizi çekin! İhmaller ve ihlalleriniz Sayıştay raporları ile sabitken yeni maden sahalarına, otellere, taş ocaklarına ormanları tahsis etmeyin. Tek bir kişinin imzasıyla ‘orman olarak korunmasında yarar görülmeyen’ tabirini ekleyerek çıkardığınız bu alanların birçoğu o bölgede kalan son ağaçlık çalılık alanlar. Orman alanı dışına çıkarılma amacının ne olduğu, toplum ve kamu yararına olup olmadığı ise belirsiz.

Maden işletmelerinin ülkenin gayrisafi milli hasılasına sadece yüzde bir ile yüzde bir buçuk arasında katkı sağladığının, Enerji Bakanlığı ve MAPEG’in kısa vadeli ekonomik hedeflere odaklı yönetiminin kamu yararı olarak adlandırılamayacağını ifşa ediyoruz. Bu sebeple Bursa Valiliğine sesleniyoruz:

Orhaneli’de altın madeni istemiyoruz! Dört bir yanımız rehabilite edilmemiş mermer ocakları ile doluyken Kemalpaşa’da, Orhaneli’de yeni mermer ocaklarına izin vermeyin. Dört yılı geçen mücadeleden sonra ÇED Olumlu Kararı’nın iptal edilmesine sevinen Kirazlıyayla’lıların topraklarını geri verin, alanı eski haline getirin!

İklim değişikliğiyle mücadele için ormanları ve doğayı tahrip eden uygulamalardan vazgeçin! Son olarak torba yasalarla ormanların talanına yol açan yasal düzenlemeler yerine ormanları koruyan bir orman kanunu yapın! Susmuyoruz! Susarsak, ormansız, susuz, nefessiz kalacağız.”

Basın açıklamasında dün (30 Ocak’ta) Can Atalay’ın milletvekilliğinin düşürülmesine de değinilerek, “Bu hukuku katledenler buna itiraz edenleri, doğayı koruyanları, doğayı savunanları, yaşamı savunanları, bu ülkenin geleceğini gelecek kuşaklara aktarmayı kendisine görev edinmiş olanları bir şekilde etkisizleştirmeye, susturmaya devam ettiler. Bunun son örneği, Hatay’da halkın iradesiyle ve oylarıyla seçilen milletvekili Can Atalay’ın tutsak edilmesidir. Tutsak ettikleri yetmedi, dün, 30 Ocak 2024 tarihinde milletvekilliği düşürülerek, bir hukuksuzluğa daha imza atıldı” denildi.

İngiltere nehirlerinin yüzde 83’ünde fosfat kirliliği alarmı

İngiltere‘de yapılan kapsamlı bir araştırma, ülkenin nehirlerinin alarm verici düzeyde fosfat kirliliğine maruz kaldığını, nehirlerin yüzde 83’ünde fosfat kirliliği tespit edildiğini ortaya koydu.

Angling Trust tarafından organize edilen ve Birleşik Krallık‘ta bugüne kadar gerçekleştirilen en büyük vatandaş bilimi destekli su testi projesinin bir parçası olan çalışma kapsamında, balıkların yaşam alanlarını korumak için çaba sarf eden yüzlerce gönüllü balıkçı, ülke genelindeki 190 nehri izleyerek 3.800’den fazla su örneği topladı. Toplanan veriler, nehirlerdeki fosfat kirliliğinin, esas olarak tarımsal akış ve su şirketlerinin döktüğü kanalizasyon atıklarından kaynaklandığını ortaya çıkardı.

Raporda, izlenen nehirlerin yüzde 83’ünde en az bir testte iyi ekolojik durum için fosfat standartlarının karşılanamadığı belirtildi ve fosfat kirliliğinin sucul ortamda aşırı alg büyümesine yol açarak, nehir sularındaki çözünmüş oksijen seviyesini düşürdüğü ve bunun da sucul canlıların yaşamını tehdit ettiği açıklandı.

Angling Trust‘ın CEO’su Jamie Cook bu tür çevresel sorunlara karşı daha etkili bir mücadele çağrısında bulunarak, “İlk yıllık rapor, ülke genelindeki nehirlerin fosfat fazlalığından ciddi şekilde zarar gördüğünü gösteriyor. Nehir kirliliğiyle mücadele etmek ve kirlilik yapanları hesaba katmak için mevcut yasaların güncellenmesi ve daha fazla denetim gerekiyor” dedi.

ODTÜ’den Eymir Gölü açıklaması: Müsilaj değil, fosfat kirliliği ve siyanobakteri
Burdur Gölü’nün olağanüstü kirli hikayesi
Marmara Denizi’ndeki oksijen azlığı kritik boyuta ulaştı

Guardian‘ın aktardığına göre, Birleşik Krallık hükümeti bu çalışmanın ışığında, Avrupa su yolları için belirlenen kirlilik standartlarını belirleyen Avrupa Birliği (AB) Su Çerçeve Direktifi‘nden ayrılma planları yapıyor. Ancak bu ayrılık, su kalitesi düzenlemelerinin daha da zayıflamasına yol açabilir. Mevcut fosfat kirliliğini azaltma hedefleri zaten eleştirilere maruz kalıyor.

Çevre, Gıda ve Kırsal İşler Bakanlığı sözcüsü, su kirliliğiyle mücadele için kapsamlı eylemler alındığını ve daha güçlü düzenlemeler ile daha sert yaptırımların uygulanacağını belirtti.

İngiltere bakanları, Avrupa su yolları için kirlilik standartları belirleyen AB’nin Su Çerçeve Direktifi‘nden (WFD) ayrılmayı planlıyor. Planlara göre, WFD artık İngiltere’nin yasal olarak bağlayıcı çevresel hedeflerinin bir parçası olarak değerlendirilmeyecek, bu da su kalitesi düzenlemelerini daha da zayıflatabilir.

İngiltere’deki fosfat kirliliğini azaltma hedefleri zaten zayıf. Mevcut planlara göre, su şirketleri yalnızca en büyük kanalizasyon tesislerinde fosfatı çıkararak ve nehirlerin alt kısmında çevresel hedeflere ulaşabilir ve bu da en düşük yatırım seviyesiyle hedeflerin gerçekleştirilebileceği anlamına geliyor.

fosfat kirliliği

Fosfat kirliliği nedir?

Fosfat kirliliği, özellikle nehirlerde ciddi çevresel sorunlara yol açan bir durum olarak tanımlanıyor. Doğal olarak bulunan bir mineral olan fosfatın, tarım gübreleri, deterjanlar ve endüstriyel süreçlerin bir sonucu olarak çevreye salınabileceği biliniyor ve nehirlerde fosfatın yüksek seviyelerde bulunması, ötrofikasyon olarak bilinen bir sürece yol açıyor.

Ötrofikasyon, su kütlelerinde besin maddelerinin aşırı birikimi sonucu meydana geliyor ve bu durum aşırı bitki ve alg büyümesine sebep olabiliyor. Bu süreç, su yüzeyinde yoğun alg çoğalmasına ve çiçeklenmesine neden oluyor. Alg çiçeklenmesi, suyun oksijen seviyesini düşürerek balık ve diğer su canlılarının yaşamını zorlaştırabiliyor. Ayrıca, bu algler zararlı toksinler üretebilir ve bu da suyun kullanımı için risk oluşturuyor.

Fosfat kirliliği, aynı zamanda su ekosistemlerinin biyolojik çeşitliliğini azaltabiliyor. Ötrofikasyon, belli türlerin aşırı büyümesine yol açarken, diğer türlerin azalmasına veya yok olmasına neden olabiliyor. Bu durum, ekosistemin dengesini bozarak uzun vadede daha büyük çevresel sorunlara yol açabiliyor.

Fosfat kirliliğinin önlenmesi için tarım uygulamalarında gübre kullanımının düzenlenmesi, endüstriyel süreçlerde fosfatın azaltılması ve evsel atıkların etkili bir şekilde işlenmesi gibi yöntemler öneriliyor. Ayrıca, fosfatsız deterjanlar kullanmak ve atık su arıtma tesislerinin etkinliğini artırmak da bu sorunun çözümüne katkıda bulunabileceği belirtiliyor.

Muğlalı çevre örgütleri DSİ’ye imzaları teslim etti: Termik santrallere su tahsisini iptal et!

Muğla‘da 72 örgütün temsilcileri ve Muğlalılar, Devlet Su İşleri’nin (DSİ) kuraklıkla boğuşan bölgenin içme suyunu termik santrallere tahsis etmesine karşı topladıkları 17 bin 376 imzayı DSİ Muğla Şubesi‘ne teslim etti.

change.org‘da düzenlenen imza kampanyası, uygulamaya karşı 8 Aralık’ta DSİ önünde başlatılan eylemler dizisinin bir devamı niteliğinde.

Muğlalılar ne istiyor?

Muğla’da özellikle geçen yaz Bodrum‘da yaşanan su sıkıntısının en önemli nedeni olarak termik santrallere yapılan su tahsisleri gösteriliyor. MUSKİ’nin yaptığı açıklamada, DSİ’nin Yeniköy TSE ve Muğla Büyükşehir Belediyesi ile yaptığı protokole göre her yıl Geyik Barajı’nda toplanan suyun 5 Milyon tonu Bodrum’a içme suyu olarak tahsis edilirken 9.5 Milyon tonu Yeniköy TSE’ye soğutma suyu olarak tahsis ediliyor.

Aynı şekilde DSİ’nin yaptığı diğer bir protokolle de Dipsiz yeraltı sularının da Yatağan Termik Santrali’ne tahsis edildiği biliniyor.

Uygulanmayan yargı kararları Muğla’yı susuz bıraktı: Su yaşamdır, kömürlü termik santral ölüm!
Su hakkı için 72 örgüt bir araya geldi, Muğla Su İnisiyatifi kuruldu
Muğlalılardan belediyelere su çağrısı: Geyik Barajı kamunundur, kamuya iade edilmelidir
Muğlalılar seçime girecek adaylardan ‘su’ ve ‘doğa’ sözü istedi

Vatandaşlar ve sivil toplum örgütleri, yapılan bu protokollerin DSİ’nin uymak zorunda olduğu Su Tahsisi Yönetmeliğine aykırı olduğunu belirtiyor. Yönetmeliğe göre halkın su ihtiyacının karşılanması öncelikli olması gerekirken sanayi şirketlerine su tahsisi yapılamaz. Yurttaşların ve örgütlerin diğer öne sürdükleri hukuksuzluk ise; Muğla’daki Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy termik santralleri hakkında 1996 yılında verilmiş olan kapatma kararının bulunması.

Aydın İdare Mahkemesi tarafından verilen kapatma kararı daha sonra Yargıtay tarafından da onaylanmıştı. Santrallerin yargı kararlarına rağmn faaliyetlerinin sürdürülmeye devam etmesi üzerine başvurulan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de 2005 yılında verilen kapatma kararını onaylamış ve Türkiye hükümetine kararın uygulanması gerektiğini bildirmişti.

Muğlalılar,  yargı kararının uygulanmamasının hukuk devleti ilkeleri ile  bağdaşmadığını, DSİ’nin yargı kararına rağmen hukuksuzca işletilen santrallere su tahsisi yapmasının da hukuksuzluğu çok daha vahim bir boyuta taşıdığını söylüyor.

Muğla Çevre Platformu, İkizköy Çevre Komitesi, İklim Adaleti Koalisyonu, Ekoloji Birliği ve Muğla Su İnisiyatifi‘nin çağrıcısı olduğu imza kampanyasında; yargı kararının uygulanarak termik santrallerin kapatılması ve santrallere yapılan su tahsislerinin iptali talep ediliyor.

Daha önce aynı taleplerle verdikleri dilekçelere yasal süre içerisinde yanıt verilmediği için yurttaşlar ve sivil toplum örgütleri ayrıca DSİ’ye dava açmaya hazırlanıyor.

Gomidas’ın eserleri artık ‘Dünya Mirası’

Ermenistan Eğitim, Bilim, Spor ve Kültür Bakanı Zhanna Andreasyan ise  “Umuyorum ki bu, mirasımızı tekrar değerlendirmek ve anlamak için iyi bir fırsat olacak” dedi.

Agos‘un aktardığına göre, Gomidas’ın eserleri, Mesrop Maşdots Matenadaran‘ın eski el yazmaları koleksiyonu, gökbilimci Benjamin Margaryan‘ın galaksiler üzerine çalışması ve besteci Aram  Haçaturyan‘ın el yazısı notları ve film müziği koleksiyonu ile birlikte  UNESCO’daki dördüncü Ermeni mirası olacak.

Dünya Mirası nedir?

“Dünya Mirası” , olağanüstü öneme sahip değerleri bünyesinde barındırdığı kabul edilen ve insanlık için korunması gereken belgeleri, el yazmalarını, görsel-işitsel materyalleri ve kütüphane koleksiyonlarını ve arşivlerini içeren bir listeye deniyor.

Gomidas Vartabed kimdir?

1869 yılında Kütahya‘da doğan Gomidas Vartabed, ​Ermeni kilise müziği ve halk müziklerinin derlenmesinde, bestelenmesinde yorumlanmasında büyük çaba göstermiş önemli bir derlemeci, besteci, koro şefi ve din adamıydı. 1915’te Ermeni aydınlarla birlikte  sürgüne gönderilen Gomidas, sürgünden akıl sağlığını kaybetmiş olarak döndü ve kalan yıllarını Fransa‘da bir hastanede geçindi. Gomidas 1935 yılında Fransa’da hayatını kaybetti.