Doğa MücadelesiManşetYerel

Bursa Su Kolektifi’nden Çevre Bakanlığı’na dilekçe: Nilüfer zehir akıyor, izleyecek misiniz?

Bursa Su Platformu üyeleri, kentteki sanayi tesislerinin atık sularını Nilüfer Çayı ve kollarına boşaltmaya devam ettiğini belirterek, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’ndan müdahale etmesini istedi.

Çevre İl Müdürlüğü’ne verilen dilekçede, söz konusu tesislerin ÇED belgelerinin de bulunduğu kaydedildi; “Arıtma ve filtreleme uygun biçimde yapılıyorsa neden Nilüfer Çayı hiçbir amaçla kullanılmayacak düzeyde kirletilmiş olarak akıyor?” niye soruldu.

Dilekçede kanunlara göre, kurulu tesislerin, üretim çıktılarını yönetmeliklerde belirlenen sınır değerlere indirdikten sonra alıcı ortama deşarj etmek zorunda olduğunu ve ÇED Olumlu raporlarının da mutlaka olması gerektiğine dikkat çekildi. Buna karşın arıtıldığı belirtilen atık sular yüzünden Nilüfer Çayı’nın aşırı kirli seviyeye ulaştığı kaydedilen dilekçede; birçok resmi kayıtta, çaydan  akan suyun 4. kalite kirletilmiş su olduğu, içindeki sucul canlıların yaşamlarını yitirdiği, makro ve mikro biyoalanların oluştuğu, tarımsal sulamada kullanılamadığı, buradan su içen hayvanların yaşamını yitirdiğinin belgelendiğine vurgu yapıldı.

Dilekçede yanıtlanması istemiyle sıralanan sorular şöyle:

  • Bursa’daki tesis ve fabrikalar ile OSB ve belediyelerin atık su arıtma tesisleri ve maden işletmeleri uymakla yükümlü oldukları Kanunlara ve ÇED Raporlarına göre çalıştırılıyor, filtrasyon ona uygun biçimde yapılıyorsa Nilüfer Çayı neden hiçbir amaçla kullanılamayacak düzeyde kirletilmiş olarak akmaktadır?
  • Bursa’da tüm tesisler atık suların arıtılmasını gerektiği gibi yapıyorsa, Müdürlüğünüz bundan eminse, kanun ve yönetmeliklerdeki sınır değerlerin çok yüksek olduğu ortaya çıkmaktadır. O halde Müdürlüğünüz bağlı bulunduğunuz Bakanlığa geri bildirimde bulunarak atık sulardaki kirletici sınır değerlerin düşürülmesini talep etti mi?
  • Sürekli izleme ve analiz yaparak, denetim ve ceza mekanizmalarını çalıştırarak, devletin ilgili kurumlarını göreve davet ederek, Nilüfer Çayını yakın geçmişte olduğu gibi temiz, kokusuz, içinde balık ve sucul canlılarının yaşadığı, tarım için kullanılabilen, kirlilik taşımayan, akarsu haline getirmek için Müdürlüğünüz tarafından bir çalışma yürütülmekte midir? Böyle bir çalışma varsa içeriği ve ne zaman hedefe ulaşmayı planlandığı konusunda bilgi veriniz.
  • Nilüfer Çayının temiz akması için bir çalışma yoksa bu dilekçeyi ihbar sayıp Nilüfer Çayını temiz akmasını sağlayacak bir çalışma yapmayı Müdürlük olarak planlayacak mısınız?
  • Verilen parasal ceza tutarı düşük olduğu için yüksek maliyetli SAİS kabinlerini kurmak yerine ceza ödemeyi kârlı bulan firmaların sayısı ve isimlerini bildiriniz.

Silahlı saldırıya uğrayan Ali ve Cennet Coşkun.

‘Atık deposu çökmeleri felakete yol açıyor’

Kolektif, dilekçeyi teslim etmeden önce bir de basın açıklaması yaptı. Burada, özellikle son günlerde meydana gelen maden atık depolarının yarattığı facialarına dikkat çeken Bursa Su Kolektifi,  Aydın‘a bağlı Çine’nin Topçam Köyü‘nü talan eden Eysim Madencilik’in fıstık çamları ile dolu bir ormanı ve Türkiye’nin içme suyu kalitesi açısından 11’inci sırada yeralan madran suyunu bitirdiğine, endemik bitkiler ve ağaçların kuruduğuna vurgu yaptı. Maden ocağına karşı çıkan Coşkun ailesine yapılan silahlı saldırı da hatırlatılan açıklamada, madende çalışan köylülerin, maden atıklarını solumaktan kaynaklı silikozis hastalığına yakalandığı kaydedildi.

Anadolu’nun dağlarında, ovalarında çok sayıda atık havuzu bulunduğu ve her geçen gün yenilerinin inşa edildiği  ifade edilen açıklamada, çoğunun uluslararası standartlara uymadığı da belirtildi. Kolektifin açıklamasında Giresun-Şebinkarahisar ve Ayvalık Karaayıt’ta geçen haftalarda meydana gelen atık havuzu çökmelerine referans verildi ve Bursa Yenişehir’in Kirazlıyayla Köyü’nde inşaatı devam eden Meyra Madencilik‘in projesinde 3,8 milyon m3 lük atık barajının heyelan bölgesine, dere yatağına, Yenişehir Ovası’na, 1. derece deprem bölgesine ve köyün yerleşim alanına 100 metre mesafede inşa edildiği hatırlatıldı.

Meyra Madencilik projesine derhal son verilmesini talep eden aktivistler; “Madenlerin aranması, çıkarılması ve taşınması önündeki tüm engeller neoliberal politikalar gereği kaldırılıp doğanın talanı ve yağmalanması bütün hızıyla devam ederken denetimden uzak maden atık havuzları ve atık depolama alanları toprağımızı, suyumuzu yaşamımızı en üst boyutta tehdit ediyor. Üst üste ülkenin değişik bölgelerinden gelen çevre felaketi haberleri vahşi madenciliğin ve buna paralel yetkililerin sorumsuzluklarının doğayı kaçınılmaz olarak daha birçok çevre felaketine sürükleyeceklerinin işaretlerini vermektedir” dedi.

Tek bölgede onlarca tesis

Açıklamada, Kütahya’nın Simav ve Tavşanlı ilçelerinde Zenit Madencilik A.Ş. tarafından yapılmak istenen altın-gümüş madeni projesinin ÇED dosyasına İnceleme Değerlendirme Komisyonu (İDK) geçtiğimiz aylarda onay verdiği de kaydedildi. 10’dan fazla köyü kapsayan maden projesi için şu ifadeler kullanıldı:

“Gediz, Simav ve Tavşanlı ilçelerinde onlarca maden tesisi yer almakta ve çoğu orman alanıyla sulak alanların yakınında bulunmaktadır. Kurulmak istenen altın-gümüş madeni Kütahya sınırlarını aşarak, Bursa ve ilçeleriyle birlikte Manyas Kuş Gölü, hatta Susurluk Su Havzası’nı besleyen su varlıkları için de risk teşkil etmektedir. Maden sahası yoğun bir akarsu drenaj ağı içerisinde ve Emet Çayı drenaj alanında bulunmaktadır. Akarsu drenajları, birleştikleri dere ve çaylarla, Emet Çayı aracılığıyla Ulubat Gölü’ne kadar sularını taşıyacaktır.

Ormancılık, hayvancılık ve çiftçilik ile geçimini sağlayan köylüler, maden projesinin hayata geçmesiyle yaşam alanlarını kaybederek göçe zorlanacaklardır . Orman yangınlarının yarattığı tahribat ortadayken, geniş orman sahalarına sahip bir yer hakkında yapılan değerlendirmede daha hassas olunmalı; Bursa ve Balıkesir illerimizin halk sağlığını yakından ilgilendiren projenin, yerleşim alanlarına mesafesi, mera/orman-tarım alanlarını işgal etmesi, su varlıklarını tehdit etmesi, biyoçeşitliliğin kaybedilmesi, sağlıklı gıdaya erişimin engellenmesi, hava-toprak kirliliği göz önüne alındığında faaliyete geçmeden iptal edilmesi gerekmektedir.”

Kolektif üyeleri, denizleri, akarsuları, gölleri, özgür suları yağmalayanlara, kirletenlere, meta gibi alıp satanlara hesap sormaya, suyun sesi olmaya devam edeceklerini söyledi.