Ana Sayfa Blog Sayfa 216

YK Enerji’den yeni bir yeşil aklama: İTÜ öğrencileri kullanılarak ağaç dikimi yapıldı

Akbelen Ormanı‘ndaki doğa katliamına neden olan Yeniköy Kemerköy Enerji Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş. (YK Enerji) yeni bir yeşil aklamaya (greenwashing) imza attı. Şirket, Ocak 2024 ‘te “Akdeniz’in oksijen kaynağı, Posidoina çayırları, Kemerköy’de yeniden hayat bulacak” diyerek duyurduğu yeşil aklamasından sonra bu kez de ağaç dikimiyle kendisini aklamaya çalıştı. Bu kez İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) yönetimi de bu aklamaya ön ayak oldu. İTÜ’lü öğrenciler ise bu yeşil aklamada kullanıldıklarını duyurdu.

Öğrenciler 1 Şubat’ta Milas’ta ‘250. Yılda 250 Bin Fidan’ etkinliğine davet edildi. İTÜ Kulüp ve Proje Takımı Üyeleri’ne yönelik hazırlanan davette fidan dikimi, müzik, çeşitli eğlence etkinlikleri ve kış pikniği yapılacağı bildirildi. Ancak davette şirlete dair bir bilgiye yer verilmedi. O davet sosyal medya uygulaması X’te şöyle paylaşıldı:

Etkinliğin ardından İTÜ Kulüpleri söz konusu yeşil aklama etkinliğine ilişkin açıklamada bulundu.

“İTÜ yönetimi bugün tüm kulüp ve proje takımı başkanlarını davet ettigi ‘250. Yıl Fidan Dikimi’ etkinliği için öğrencileri Muğla’ya götürdü” ifadeleriyle başlayan açıklamada doğayı katleden şirketin arazisinde gerçekleştirilen yeşil aklama etkinliğine tepki gösterildi:

“Fakat varıldığında etkinliğin, ögrencilere beyan edilenin aksine sadece fidan dikimi için değil, yandaş İÇTAS-LiMAK ortaklığındaki YK Enerji’nin Akbelen’de 740 dönümlük orman arazisini katleden termik santral gezisi olduğu anlaşıldı. Gezi sırasında öğrencilere yandaş şirketin yeşil gelecek planları ve termik santralin doğa dostu olduğu gibi birtakım safsatalar anlatıldı, üstüne bu yalanlara karşı çıkan öğrencilere de alaycı cevaplar verildi.”

Termik santral övgüsünden sonra ise ögrencilerin çorak, fidan dikimine müsait olmayan bir şirket arazisine dikime götürüldüğü bildirildi.

‣Kemerköy Termik Santrali için yaklaşık 100 milyon TL devlet desteği

İstanbul Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İsmail Koyuncu ise hesabından şöyle bir paylaşımda bulundu:

Prof. Dr. Koyuncu’nun paylaşımında yer verdiği söz konusu yeşil aklama etkinliğinin içerisinde bulunan diğer kurum ise Çevre Kuruluşları Dayanışma Derneği (ÇEKUD) oldu.

‘Doğa düşmanı sermaye gruplarına hoş gözükmeye çalışan ucuz rant oyunlarına oyuncak olmayacağız’

“İTÜ kulüplerinin, doğa katliamı yapan yandaş şirketin termik santraline emrivakiyle reklam malzemesi yapılmasını kabul etmiyoruz” denilen açıklamada son olarak şunlar aktarıldı:

“Teknik Üniversite kulüpleri, ne termik santral destekçisi ne de bu santrale 2018-2023 yıllarında 1 milyar liralık teşvik veren ve santralin sahibi şirketlerle işbirliği içinde olan iktidarın siyasi propagandasının bir parçası olabilir. İTÜ yönetiminin, öğrencilerin iradesini hiçe sayan bu ve benzeri uygulamalarının karşısındayız. Doğa düşmanı sermaye gruplarına hoş gözükmeye çalışan ucuz rant oyunlarına oyuncak olmayacağız. Öğrenci iradesi yok sayılamaz.”

Akbelen’e kıyan YK Enerji’nin ‘yeşil aklama’ çabası neyi gizliyor?

Genç İklim Hareketi belediye başkan adaylarından söz istiyor

Genç İklim Hareketi, 31 Mart 2024’te yapılacak yerel seçimlere katılan adaylardan kent sakinlerini iklim krizinin etkilerine karşı korumak ve iklim kriziyle mücadele konusunda taahhütlerde bulunmalarını istedi.

Change.org üzerinden başlatılan kampanyada, aktivistler 2023’ün en sıcak yıl ilan edildiğini hatırlatarak, şehirlerin emisyonların büyük bir kısmından sorumlu olduğunu vurguluyor ve seçilecek belediye başkanlarından 2050 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşma sözü vermelerini talep ediyor.

“Bu yaz artık, iklim krizinin gelecekte olacak bir şey değil, bugün yaşanan bir şey felaket olduğunu hepimiz fark ettik” diyen genç aktivistler, iklim krizinin en büyük sebeplerinden biri olan sera gazı salımlarının %70’inden fazlasının sorumlusunun şehirler olduğunu ve yine en çok şehirlerin etkilendiğini hatırlatıyor ve “İklim felaketleri belediyelerin, belediye başkanlarının adım atmasıyla önlenebilir. İlk adım belediyelerin sera gazı emisyonlarını azaltacağına ve sıfırlayacağına dair söz vermesidir” diyor.

Kampanya metninde ayrıca şu ifadeler yer alıyor:

“Kentler için mücadele etmezsek iklim krizi önlenemez. Belediyelerin, belediye başkanlarının iklim krizine karşı kentlerde enerji dönüşümü başlatmaktan, karbonsuz ulaşım yöntemlerine yatırım yapmaya kadar bir dizi sorumluluğu var. Birleşmiş Milletler, kentlerin iklim için eyleme geçmesindeki temel ve ilk sorumlulukları binaları maksimum seviyede enerji verimli hale getirmek, ulaşım sektöründe yenilikler ile ulaşımı karbonsuzlaştırmak, yeşil alanları maksimum seviyede arttırmak, yürümeyi ve bisiklete binmeyi teşvik etmek ve akıllı su yönetim sistemlerini benimsemek olarak sıralıyor.

Kentlerimiz 2050 yılından önce saldığı emisyonları azaltmaz veya sıfırlanmazsa iklim felaketlerinin sıklığı artacak ve daha da yaygınlaşacak. Belediye başkanlarından 2050’den önce yönettikleri kentin net sıfır emisyon olması için taahhüt vermesini ve buna uygun zaman planlaması yaparak, kentlerin geleceğini güvence altına almalarını talep ediyoruz!

Bu yüzden belediyelere sesleniyoruz: 2030’da ara hedef, 2050’de net sıfır sözü verin, kentlerin iklim krizindeki mücadelesine katılın!”

iklim
Yüzlerce aktivist iklim eyleminde siyasi partilere seslendi: İklimin şakası yok

 

SPoD’dan ‘Bu İşi Belediye Çözer!’ kampanyası: Bizimle, bizim için çalışan belediyeler istiyoruz

Sosyal Politika, Cinsiyet Kimliği ve Cinsel Yönelim Çalışmaları Derneği (SPoD) 31 Mart’ta gerçekleşecek yerel seçimler öncesi “Bu İşi Belediye Çözer” kampanyasını duyurdu.

Kampanya kapsamında SPoD tarafından danışma hattı, haberler ve sosyal medyadan toplanacak verilerle lubunyaların yaşadığı sorunların hangilerinin belediyeler tarafından çözüleceğine ve nasıl çözüleceğine yönelik sorulara yanıtlar aranacağı belirtildi.

‘Bu İşi Belediye Çözer’ kampanyasıyla yerel yönetimlerin LGBTİ+’lar için daha kapsayıcı hizmet vermelerinin sağlanması ve yerel yönetimlere eşit hizmet verme sorumluluğunun hatırlatılması hedefleniyor:

“Bu şehrin de, seçimin de aktif birer öznesiyiz!”

‘Bu İşi Belediye Çözer’

“Yerel seçimler yaklaşıyor. İki ay sonra yeniden sandık başında olacağız. Belediye başkanlarını, belediye meclis üyelerini ve muhtarları seçeceğiz. Ancak süreç ve içinden geçtiğimiz siyasi atmosfer birçoğumuzu karamsarlığa sürüklüyor” ifadelerinin yer verildiği kampanya açıklamasında ekonomik krize, şiddete, nefret diline ve felaketlere dikkat çekildi. Ayrıca şu ifadelere yer verildi:

“İçinde yaşadığımız topraklarda ve bu günlerde bir umuda sahip olmak, hayal kurmak, mücadeleye tutunmak zor olabiliyor. Benzer dertlere ve duygulara yakın insanlar olarak üstümüzdeki yorgunlukta, yaşadığımız kırgınlıklarda, kapıldığımız umutsuzluklarda çoğu zaman haklıyız. Ama mahallelerimizde, kentlerimizde hak ettiğimiz yaşama ulaşmak için toparlanmalı, mücadelemizi büyütmeli, taleplerimizi duyurmalıyız.”

‘Bizimle birlikte, bizim için çalışan belediyeler istiyoruz’

Yerel seçimlerin yeniden bir araya gelmek ve yurttaşların hakkı olanları istemeleri için bir fırsat olarak görüldüğünün belirtildiği basın açıklamasında “Koltuk ve rant kavgasından topluma hizmet götürmeyi unutan belediyecilik anlayışına karşıyız. Tepeden atanan kayyumlar tarafından yönetilmek istemiyoruz. Yurttaşların derdini yurttaştan dinleyen, bizimle birlikte bizim için çalışan belediyeler istiyoruz” denildi.

‘İnsanca yaşayabilmemiz için sorumlular üzerine düşeni yapsın’

“Bu sefer lafı fazla uzatmayacağız. Yerel yönetimlerin elindeki imkânları anlatacağız, şimdiye kadar yaptıklarını ve yapmadıklarını sorgulayacağız. ‘İnsanca yaşayabilmemiz için sorumlular üzerine düşeni yapsın’, diyeceğiz” ifadelerine yer verilen açıklamada ayrıca şunlar aktarıldı:

“Belediye başkanlarına ve belediye meclis üyelerine görevlerini ve sorumluluklarını hatırlatacağız. Yaşadığımız alanlarda sorumluluk alacak, yerel yönetimleri katılımcı hale getirerek bizlere alan açılmasını sağlayacağız. Vergilerimizle aldığımız hizmetleri değerlendirecek, alamadıklarımızın da hesabını soracağız, daha iyisini talep edeceğiz, adaylardan eşitlik için sözler alacağız. Tüm bunları yaparken LGBTİ+’lar olarak birbirimize umut, beraber yol yürüdüğümüz tüm toplumsal gruplara güç olacağız.”

‘Muhalefete sesleniyoruz: Sokaklarda nefes alabilmemiz için gerekli çözümler sizin elinizde’

Açıklamada ek olarak iktidarın yarattığı sıkışmışlık ortamından şikayet eden tüm muhalefet partilerine ve adaylarına da seslenildi:

“Yaşadığımız sokaklarda nefes alabilmek için çözümler sizin elinizde. Şikayet etmeyi, sızlanmayı, bahane üretmeyi bırakıp; kendi kapınızın önünü süpürmeye başlama zamanı. Şu an tam da yerel yönetimlerin sahip olduğu imkânlarla demokrasi ve insan haklarını geliştirmek, her bir yurttaşa eşit hizmet götürmek için çalışma zamanı.”

Norveç’te 30 yılın en güçlü fırtınası: Bu, başka türlü bir şey

Norveç, ülke halkının zor zamanlar geçirmesine yol açan son 30 yılın en güçlü fırtınasıyla boğuşuyor.

Saatte 180 kilometreye (kph) varan kasırganın oluşturduğu kuvvetli rüzgarlar, dün özellikle ülkenin orta kısımlarını sert bir şekilde vurarak su baskınlarına ve seyahatlerde aksamalara yol açtı.

Euronews‘in aktardığına göre, Norveçli meteorologlar tarafından Ingunn olarak adlandırılan fırtına, Atlantik boyunca hızla ilerleyen çok güçlü bir jet akıntısıyla gelişti. Birleşik Krallık‘ın resmi meteoroloji örgütü Met Office’den Aidan McGivern, bu durumun İskandinav ülkesini çarşamba öğleden sonra vuran “düşük basınç alanını patlayıcı derecede derinleştirdiğini” açıkladı: “Norveç, rüzgarlı havaya ve derin alçaklara alışkındır ama bu başka bir şey.”

Norveç Meteoroloji Enstitüsü de en yüksek alarmı olan kırmızı uyarıları yürürlüğe koydu. Ingunn, ülkenin 1992 Yeni Yıl kasırgasından bu yana görüldüğü en güçlü fırtına olarak kayıtlara geçti.

Met Office içinde bulunduğumuz iklim koşullarında fırtına sayısı veya yoğunluğunda olumlu veya olumsuz eğilimlere dair henüz bir kanıt bulunmadığını söylüyor. Ancak çoğu iklim projeksiyonuna göre bu durum değişecek. Bilim insanları önümüzdeki yıllarda Birleşik Krallık ve diğer Avrupa ülkelerinde kış fırtınalarının sayısının artacağını öngörüyor.

Bu yıl neden bu kadar çok fırtına yaşandı?

İklim değişikliği fırtınaları daha da kötüleştiriyor mu?

Meteorologlar, sıklıkta olduğu gibi, artan sıcaklıkların bir sonucu olarak rüzgar fırtınalarının daha da güçlendiğini kesin olarak belirtmek konusunda temkinli davranıyor. Ancak iklim değişikliğinin fırtınaları çeşitli şekillerde daha etkili hale getirdiği konusunda da bir uzlaşma var.

Kriz, Kasım ayındaki Ciaran Fırtınası gibi ekstrem olaylarda görülen yağış artışına neden oluyor.  Susex Üniversitesi‘nde iklim değişikliği konusunda çalışan Dr. Melissa Lazenby, “Bunun nedeni, yaşadığımız her 1 derecelik ısınma nedeniyle atmosferin yüzde 7 daha fazla su buharı tutabilmesi ve bu nedenle yağış olaylarıyla bağlantılı olarak şiddetli yağış olasılığının arttığını görüyoruz” dedi.

Kıyı bölgelerindeki fırtına dalgalanmaları ve yüksek dalgalardan kaynaklanan fırtına etkilerinin de deniz seviyeleri yükseldikçe daha da kötüleşmesi bekleniyor.

Met Office’in kıdemli yayın meteoroloğu Clare Nasir, “Dünyanın ısındığını biliyoruz ve bu ısı enerjisidir. Ve bu ısı enerjisi, fırtına da dahil olmak üzere birçok farklı yolla atmosfere yansıyor” diye konuşuyor.

Tacize karşı kendisini savunan Sevde Ünal’a beş yıl yedi ay hapis cezası

Mor Dayanışma üyesi, feminist aktivist Sevde Ünal’ın 2018’de maruz kaldığı tacize karşı uyguladığı öz savunma ‘kasten yargılama’ suçuna gerekçe gösterildi, Ünal’a 5 yıl 7 ay hapis cezası verildi.

Sevde Ünal İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi‘ne götürüldü. Ancak Ünal’ın davasında verilen mahkemenin gerekçeli kararı henüz paylaşılmadı.

Ünal, adliye önünden yaptığı basın açıklamasında şu ifadeleri dile getirdi:

“Dün Didar yoldaşım [Didar Gül*] bugün ben. Erkek devlet her gün kadınları bir yerlerde bir şekilde şiddete maruz bırakmaya çalışıyor, maruz bırakıyor. Ama bizler biliyoruz ki kadın dayanışması, sizlerin karşısında her zaman güçlenerek büyüyecektir. Bugün ben, yarın Didar yoldaşım elbette mücadelemize devam edeceğiz. Unutmayın ki bu mücadelemize koymaya çalıştığınız taşlar bizim için önemli değildir. Çünkü biz gücümüzü kız kardeşlerimizden alıyoruz, katlettiğiniz kız kardeşlerimizden alıyoruz. Ve her zaman buradayız; yalnız değiliz, biliyoruz.”

Ünal açıklamasını “Yaşasın kadın dayanışması” sloganları eşliğinde gerçekleştirdi. Sevde Ünal’ın basın açıklamasında ayrıca şu cümlelere yer verildi:

“Sevde yoldaşımızı alkışlarımızla, mücadeleye olan inancımızla uğurlayacağız. O içerideyken de öz savunma hakkını uyguladığı için şu an cezaevinde bulunan diğer arkadaşlarımız için de ‘Öz savunma haktır’ demeye devam edeceğiz. Çıktığında hep birlikte el ele, kol kola, omuz omuza, patriyarkal kapitalizme karşı mücadeleye devam edeceğiz. Bütün erkek adaleti savunanlar haddin bilecek. Karşılarında kadınlar var, feministler var. Bu sokaklar sloganlarla inlemeye devam edecek.”

*Didar Gül ev baskınıyla gözaltına alınarak tutuklanmıştı.

Çiftçi protestoları AB’nin ‘çevreci’ önlemlerini erteletti

Avrupa Birliği (AB), çiftçi protestolarının devam etmesi üzerine, çiftçilerin biyoçeşitlilik ve toprak sağlığını teşvik etmek amacıyla arazilerinin bir kısmını kullanım dışı bırakmalarını gerektiren kuralları erteleme kararı aldı ve geri adım attı.

Avrupa genelinde çiftçiler, bir süredir protestolar düzenleyerek seslerini duyurmaya çalışıyor. Bu protestolar, Fransa, İspanya, İtalya ve Belçika gibi ülkelerde özellikle yoğun. Çiftçiler genel olarak yüksek maliyetlerden ve yeni çevre düzenlemeleri nedeniyle yaşanan ekonomik zorluklardan yakınıyor; daha iyi koşullar ve destek talep ediyor.

Rapor: AB, yeşil dönüşüm için ‘tamam ya da devam’ anıyla karşı karşıya

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Maroš Šefčovič’in dün (31 Ocak’ta) yaptığı açıklamada, Avrupa Yeşil Anlaşması kapsamında hayata geçirilmesi öngörülen uygulamaların ertelendiği bildirdi.

Toprağı iyileştirme uygulamaları ‘mecburen’ ertelenecek

AB’nin önerdiği yeni kurallar kapsamında, çiftçilerin ekili arazilerinin yüzde dört gibi bir kısmını ürün üretiminden uzak tutmaları ve bu şekilde toprağın sağlığını yeniden kazandırmaları ve biyoçeşitliliği artırmaları bekleniyordu. Alternatif olarak, çiftçiler toprağın yeniden beslenip güçlenmesini sağlayan kenevir, yonca gibi ‘ara ekinler’ ekerek bu kuraldan muaf tutulabileceklerdi.

Maroš Šefčovič’in yaptığı son açıklamaya göre, çiftçilerin nadasa bırakılmış arazi veya ara ekinler için herhangi bir arazi ayırmaları, 2025’e kadar zorunlu olmayacak.

çiftçi protestoları
Fransa Lyon’da ana yolları konvoylarla kapatan tarım işçileri. Fotoğraf: AFP

Avrupa’da çiftçi protestoları sürüyor

Bu karar, Avrupa’nın çeşitli bölgelerinde artan çiftçi protestolarının bir sonucu olarak görülüyor. Özellikle Fransa‘daki çiftçiler, Paris’in güneyindeki Rungis gıda pazarı yakınlarına ulaşabilmek için polis barikatlarını aşarak geri yollardan geçmiş ve kamyonlara geçiş yaparak engelleri aşmıştı. Fransız içişleri bakanı Gérald Darmanin, çiftçi protestolarının otoyollarda tolere edileceğini, ancak havaalanlarını veya Rungis’i engellemelerine izin verilmeyeceğini uyararak tepki göstermişti.

Fransız çiftçiler Paris’i kuşatmaya hazırlanıyor
İklim aktivistleri: Fransız çiftçilerin öfkesi adil ve meşru
İklim aktivistleri Mona Lisa tablosuna çorba dökerek eylem yaptı

AB’nin bu geri adımı, çiftçilerin uzun süredir devam eden taleplerine bir yanıt olarak görülüyor. Çiftçiler, toprak maliyetinin yüksekliği, süpermarketlerin neredeyse maliyet fiyatına mahsulleri satma baskısı ve AB doğa restorasyon yasaları şeklinde gelen yeni çevre kurallarının çokluğu konusunda endişelerini dile getirmişti. Bu durum, AB’nin çiftçilere yönelik politikalarında daha fazla diyalog ve anlayış gerektiğinin bir göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Belçika’da AB zirvesi çiftçi protestolarıyla karşılandı

Belçika‘daki çiftçiler de artan maliyetler, AB’nin çevre politikaları, ucuz ithal ürünlerin ülkeye girişi ve yeterli destek alamamaktan şikayetçi durumdalar. Belçika’nın başkenti Brüksel‘de bugün gerçekleşen AB Liderler Zirvesi öncesinde, çiftçiler hükümetin tarım politikalarını protesto etmek için traktörleriyle kent merkezindeki yolları kapatarak trafiği tamamen durdurdu.

Protesto sırasında çiftçiler lastik yaktı ve bir grup, Avrupa Parlamentosu binasının kapısına yumurta attı. Reuters‘in aktardığına göre, eylem sırasında çiftçiler samanları yakarken, polis ile protestocular arasında arbede yaşandığı bildirildi. Yaklaşık bin traktörün AB kurumlarının bulunduğu bölgeye girmesiyle trafik tamamen durdu.

çiftçi protestoları
Fotoğraf: Thomas Padilla / AP

Belçika dışında, Fransa, İtalya, İspanya ve Portekiz‘deki çiftçiler de merkezi hükümetler ve AB’den daha fazla destek talebiyle eylemlerini sürdürüyor.

Çiftçiler, AB’nin serbest ticaret anlaşmalarında tarım ürünü ithalatı, piyasa düzenlemelerinin karmaşıklığı, sübvansiyon dağıtımındaki adaletsizlik ve sürdürülebilir tarıma geçişteki hatalar gibi konularda sorunlar yaşadıklarını ifade ediyor. Ayrıca, artan maliyetler karşısında tarımsal ürünlere daha yüksek fiyat ödenmesi talep ediliyor. AB’nin çevre kuralları ve iklim düzenlemeleri de eleştiriliyor.

Avrupa Yeşil Anlaşması ne kadar ‘yeşil’?

Bu protestolar, AB liderlerinin, özellikle AB Komisyonu temsilcileriyle yapacakları görüşmelerde çiftçilerin sorunlarını ele alması ve rahatlatıcı önlemler için baskı yapmalarının beklendiği bir dönemde gerçekleşiyor.

Guardian‘da yer alan analize göre, AB’nin serbest ticaret anlaşmalarında tarım ürünü ithalatı, piyasa düzenlemelerinin karmaşıklığı, sübvansiyon dağıtımındaki adaletsizlik ve sürdürülebilir tarıma geçişteki hatalar gibi konular, çiftçilerin başlıca şikayetlerini oluşturuyor. Artan maliyetler karşısında tarımsal ürünlere daha yüksek fiyat ödenmesini talep eden çiftçiler, AB’nin çevre kuralları ve iklim düzenlemelerini de eleştiriyor.

Avrupa genelindeki bu protestoların, yaklaşan Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde aşırı sağın etkisi altında gerçekleştiği de bildiriliyor. Çevre politikalarına yönelik bu tepkiler, Avrupa’nın yeşil gündemine karşı bir “yeşil karşıtlığı” olarak ortaya çıkıyor. Bu durum, AB’nin çevre ve iklim politikalarının etkinliği ve samimiyeti konusunda soru işaretleri yaratıyor. Özellikle Almanya gibi ülkelerde, çevre aktivistlerinin eylemlerini eleştiren politikacıların, çiftçilerin trafiği traktörlerle bloke etmelerini desteklemeleri, politik çifte standartları gündeme getiriyor.

Bu “yeşil karşıtlığı”nın, diğer sektörlerde de yaygınlaşıp kamuoyunun geniş desteğini kazanıp kazanmayacağı konusunda analistler bölünmüş durumda.

Avrupa’daki son seçimlerde, örneğin Hollanda ve Polonya‘da, çevre politikalarına karşı çıkan politikalar, göç ve iş gibi konuların gerisinde kaldı. Ancak, Avrupa Parlamentosu‘ndaki sağa kayış, iklim değişikliğini reddeden ya da bununla mücadele etmeye karşı çıkan partilerin daha fazla koltuk kazanmasına yol açabilir. Avrupa Yeşil Anlaşmasının çoğu politikası zaten uygulamaya geçmiş olsa da, Haziran seçimleri bu kuralların tamamen geri alınması yönünde dengeleri değiştirebilir.

AB Komisyonu Başkanı: Yeni ve yeşil bir dünya inşa etmeliyiz

Fransa’dan da ‘geri adım’ mesajı: AB düzenlemelerinde kalacağız

Fransız Başbakanı Gabriel Attal, bugün (1 Şubat Perşembe) düzenlenen basın toplantısında, Fransa’nın çiftçilerine Avrupa Birliği kurallarından daha sıkı düzenlemeler getirme uygulamasını sonlandıracağını açıkladı. Attal, özellikle pestisitler konusunda, AB düzenlemelerinin ötesine geçmeyeceklerini belirterek: “AB düzeyinde böyle kararlar alınmadan önce Fransa’da pestisitleri yasaklamak mantıklı değil, bu uygulamayı sonlandıracağız” dedi.

France24’ün aktardığına göre Fransa, Bayer‘in thiacloprid pestisitleriyle işlenmiş meyve ve sebzelerin ithalatını derhal yasaklamayı planlıyor. Avrupa Gıda Güvenliği Ajansı, thiacloprid’in sadece böcekleri öldürmekle kalmayıp, arılar ve yaban arıları üzerinde de zararlı etkileri olduğunu ve insanlar için toksik olduğunu, yeraltı sularında aşırı konsantrasyonlarda bulunduğu konusunda endişeler dile getirmişti.

Attal, geçen hafta çiftçileri yatıştırmak için bir dizi önlem açıklamıştı. Bunlar arasında tarımsal dizel için sübvansiyonların kademeli olarak kaldırılmasından vazgeçilmesi de vardı; ancak çiftçi sendikaları bu önlemleri yetersiz buldu.

Başbakan konuşurken, Fransa genelinde otoyollar traktörler tarafından bloke edilirken, Brüksel’de AB zirvesi sırasında çiftçiler, Avrupa bölgesindeki bir meydanda çöpleri ateşe verdi ve bir heykeli devirdi.

BM raporu: Hammadde çıkarımı 2060’a kadar yüzde 60 artacak

‘Dünya üzerinde güvenli alan kalmadı’

Kamuoyuna şubat ayı içinde açıklanacak analizi hazırlayan eski Avrupa Komisyonu üyesi ve BM panelinin eş başkanı Janez Potočnik, dünyadaki hammaddelerin tahmin edilen ölçekte çıkarılmasının kesin olarak daha sık ve daha şiddetli fırtınaları, kuraklıkları ve diğer iklim felaketlerini tetikleyeceğini söyledi: 

“Daha yüksek rakamlar daha yüksek etkiler anlamına gelir. Aslında Dünya üzerinde artık güvenli alan kalmadı. Zaten güvenli çalışma alanımızın dışındayız ve bu eğilimler devam ederse işler daha da kötüleşecek. Aşırı hava olayları çok daha sık hale gelecek ve bunun da çok daha ciddi finansal ve insani maliyetleri olacak.”

Rapor, eşitlik ve insan refahı ölçümlerini yalnızca GSYİH büyümesine göre önceliklendiriyor ve yalnızca “yeşil” üretimi artırmak yerine genel talebi azaltmaya yönelik eylemler öneriyor. Örneğin elektrikli araçlar, geleneksel olanlara göre neredeyse 10 kat daha fazla “kritik hammadde ” kullanıyor ve 2050 yılına kadar net sıfır ulaşım emisyonuna ulaşmak, onlar için kritik mineral çıkarımının 15 yıl içinde altı kat artırılmasını gerektirecek.

Raporda, daha fazla uzaktan çalışma, daha iyi yerel hizmetler ve bisiklet ve tren gibi düşük karbonlu ulaşım seçeneklerinin, insanların mobilite ihtiyaçlarının karşılanmasında artan araç üretimi kadar etkili olabileceği ve daha az zararlı çevresel etki yaratabileceği belirtiliyor.

‘Gelecek ya yeşil olacak, ya da gelecek olmayacak’

Potočnik, “Ekonomik büyüme ve refahı kaynak kullanımı ve çevresel etkilerden ayırmadan karbondan arındırma ikna edici bir cevap değil ve şu anda arz tarafının temizlenmesine yönelik hakim odaklanmanın talep tarafı önlemlerle tamamlanması gerekiyor” değerlendirmesi yaptı. 

Hazırlanan raporda, Avrupa’daki konut krizinin büyük kısmının, bakir topraklarda daha fazla ev inşa etmek yerine boş evlerin, az kullanılan alanların ve daha fazla toplum odaklı yaşamın daha iyi kullanılmasıyla çözülebileceğini de öne sürülüyor.  Bu tür bir “sistemik kaynak verimliliği”, eşitliği artırabilir ve sera gazı emisyonlarını 2060 yılına kadar mevcut seviyelere kıyasla yüzde 80’den fazla azaltabilir. Rapora göre hareketlilik için malzeme ve enerji ihtiyaçları yüzde 40’tan fazla, inşaat için ise yaklaşık yüzde 30 oranında azaltılabilir:

Doğayla ilişkimiz ya kolektif akıl ve çabayla ya da çatışmalarla, salgın hastalıklarla, göçlerle zorlu ve çok acı verici bir şekilde çözülecek. Gelecek yeşil olacak ya da gelecek olmayacak.”

Avrupa Yeşil Anlaşması kapsamında , AB ülkelerinin malzeme ve atık ayak izleri çevrimiçi olarak izlenmekte ve kayıt altına alınıyor. Blok şu ana kadar kullanım azaltma hedeflerine yönelik yasa çıkarmadı ancak konunun haziran ayında AB çevre bakanları arasında yapılacak bir toplantıda tartışılması bekleniyor.

Bir AB başkanlığı yetkilisi şunları Guardian’a şunları söyledi: “Yıllar geçtikçe, malzeme tüketimimizin ayak izi de dahil olmak üzere AB’deki döngüsel ekonomideki ilerlemeyi izlemek için göstergeler geliştirildi. Ancak ek olarak eksiğimiz olan şey, bu ayak izini azaltma konusundaki amacımızın ne olduğuna dair ortak bir Avrupa anlayışıdır.”

AB, bu tür bir politikayı desteklerken ABD, Japonya, Avustralya ve Kanada ise bu hedefe karşı çıkıyor.

İlk kez görüntülendi: Bebek ‘büyük beyaz’la tanışın

ABD‘nin Kaliforniya eyaletinde araştırmacılar, geçen yaz çekilen drone görüntülerinde yeni doğmuş bir büyük beyaz köpekbalığının ilk görüntülerine tanık oldu.

Yeni doğduğu tahmin edilen hayvan daha önce doğal ortamında hiç görülmemişti.  Ancak temmuz ayında, yaban hayatı film yapımcısı Carlos Gauna ve Riverside’daki Kaliforniya Üniversitesi’nde biyoloji doktora öğrencisi olan Phillip Sternes, eyaletin merkez kıyısındaki Santa Barbara yakınlarındaki sularda beklenmedik bir şey gördü.

Gauna’nın drone kamerası, yaklaşık 1,5 metre uzunluğunda ve lekesiz beyaz bir görüntü yakaladı. Hayvan büyük beyaz köpekbalığı yavrusu gibi görünüyordu. Köpekbalıklarının alt kısmı beyaz ve üst kısmı gri olduğu için, bembeyaz bir hayvan şimdiye dek tespit edilememişti.

Sterns, “Görüntüleri büyüttük, ağır çekime aldık ve yüzerken beyaz tabakanın vücuttan döküldüğünü fark ettik. Bunun embriyonik katmanını döken yeni doğmuş bir beyaz köpekbalığı olduğuna inanıyorum” dedi.

Embriyonik köpekbalıkları rahimdeyken protein için döllenmemiş yumurtalarla besleniyor.  Anneler, büyüyen köpekbalığı yavrularına rahimde salgılanan bir sütle ek beslenme sağlıyor.  Gauna ve Sternes, köpekbalığına alışılmadık rengini verenin bu materyalden bazıları olduğuna inanıyor.

Dünyanın dört bir yanındaki köpekbalıklarını filme alan Sternes ve Gauna, bulgularını bu hafta Balıkların Çevresel Biyolojisi dergisinde yayımlanan bir makaleyle de kayda aldı.

Makalede çift, köpekbalığını kaplayan ince beyaz tabakanın bir cilt rahatsızlığının sonucu olabileceğini kabul ediyor, ancak bunun yeni doğmuş bir büyük beyaz olduğunu düşündüklerini söylüyor. Metinde, gördükleri hayvanın yeni doğmuş köpek balıklarının boyut aralığında olduğunu ve görünümünün yakın dönem embriyolarına benzediğini de yazdılar.

Gauna, daha önce bölgede hamile görünen büyük büyük beyazları gözlemlediğini ve yeni doğan köpekbalığının, yavruların doğduğu zaman dilimi içinde ortaya çıktığını söyledi. Kaliforniya Üniversitesi de bir açıklama yayımlayarak bulguyu “köpekbalığı biliminin kutsal kaselerinden biri” olarak nitelendirdi. Şimdiye dek hiç kimse onların nerede doğduklarını tam olarak belirleyememiş ve yeni doğmuş bir köpekbalığı yavrusunu canlı olarak görmemişti.

Belgelenen yavrunun birkaç günlük ve saatlik olduğu düşünülüyor.

Sternes, “Birçok varsayımsal alan var, ancak bu köpekbalıklarına olan yoğun ilgiye rağmen, hiç kimse vahşi doğada doğum veya yeni doğmuş bir yavru görmedi. Bu, vahşi doğada bir yavruya dair elimizdeki ilk kanıt olabilir, bu da burayı kesin bir doğum yeri yapıyor” diye konuştu.

Pek çok köpekbalığı uzmanı da gözlemi “son derece önemli” olarak nitelendirdi. Güney Afrika‘daki büyük beyaz köpekbalığı popülasyon dinamikleri üzerine çalışan Birleşik Krallık‘taki  Nottingham Trent Üniversitesi‘nden araştırmacı Nicholas Ray, Gauna ve Sternes tarafından belgelenen gözlemi “fantastik” olarak nitelendirdi:

 “Bu gözlem son derece önemlidir ve bilim insanlarının nesli tükenmekte olan bu türün anlaşılması zor üreme döngülerine ilişkin anlayışının başlangıcını oluşturmaktadır Bu, yeni bir keşif olarak kapıyı açabilir ve bu alanlarda daha fazla koruma ihtiyacını güçlendirebilir.”

Dünya çapında profesyoneller Antakya için bir araya geldi

Türkiye’nin dünyaca tanınmış mimar, şehir ve bölge planlama uzmanlarının, sosyolog, psikolog ve arkeologlarının, bürokrasi, hukuk, iletişim, televizyon ve yayın dünyasından isimlerinin gönüllülük esasıyla bir araya gelerek kurduğu Ortak Akıl-Antakya Platformu, Antakya’nın yeniden ayağa kaldırılması için bir değerlendirme raporu yayımladı.

“Antakya’nın Yeniden İhyası için Yürütülen Planlama ve İmar Faaliyetlerine Dair Kısa bir Değerlendirme” başlığı ile yayınlanan raporda, uzman isimlerin depremin üzerinden geçen bir yıllık sürece dair ortak değerlendirmesiyle birlikte, 6-20 Şubat 2023 tarihli Kahramanmaraş ve Samandağ depremleri sonrası büyük yıkıma uğrayan şehirlerin, yerel halkın da katılımcı olacağı sağlıklı bir planlama izlenerek, tarihi ve kültürel doku göz önüne alınarak nasıl yeniden canlandırılabileceğine dair önemli sorular ve öneriler yer alıyor.

Bir sivil platform olarak çalışmalarına başlayan ve Temmuz 2023’te dernek haline gelen Ortak Akıl-Antakya Platformu tarafından hazırlanan rapor, kendi alanında pek çok meslek profesyonelinin yanı sıra, Antakyalı birçok katılımcının da desteğini alarak depremin üzerinden geçen sürede gelinen noktanın değerlendirilmesine, eksiklerin tespit edilmesine ve büyük bir yıkıma uğrayan Antakya’da devam eden belirsizliğin bir an önce giderilmesine dair bir çağrı niteliği taşıyor.

Depremin birinci yıldönümüne yaklaşılırken, afetten etkilenen şehir sakinlerinin önüne henüz net bir yol haritasının konmaması, yanı sıra belirsizliği ve endişeleri artıran 17 Kasım 2023’te duyurulan Rezerv Alan kararı ve burada uygulanacak pilot projenin eksikleri raporun temel başlıkları arasında yer alıyor.

antakya

Deprem bölgesinde belirsizlik devam ediyor

Eldeki kısıtlı veriler doğrultusunda Antakya ve Defne’de şehrin yeniden inşa sürecini bekleyen kişi sayısı göz önünde bulundurularak, Ortak Akıl-Antakya Platformu tarafından hazırlanan raporda öne çıkan başlıklar şöyle;

  • Veri şeffaflığının bulunmaması, bölgeye dair bir çalışma yapmanın önünde önemli bir engel teşkil etmektedir.
  • Sahadaki fiili gelişmelere yönelik aşamalı bir planlama henüz kamuoyu ile paylaşılmamıştır.
  • Altyapı ve ulaşım ile ilgili kararlar ve yatırım programı eksiktir.
  • Güncel incelemeler, zemin koşulları ve yeniden ayağa kaldırılma sürecinde başvurulacak inşaat yöntemleri paylaşılmamıştır.
  • Bölgede ekonomik faaliyetin yeniden canlanması için nasıl bir yol izleneceği bilinmemektedir.
  • Kamunun genel yaklaşımı, kurumsal ve sivil organizasyon yapısıyla koordinasyonsuzluk ve iletişim eksikliği yaşanmasına neden olmaktadır.
  • Pilot proje olarak sunulan öneride “hız” bölgenin sürdürülebilir bir şekilde ayağa kaldırılmasının önüne geçmiştir.
  • Kent dokusundaki kültürel ve tarihsel niteliklerin nasıl korunacağına dair bir yol haritası bulunmamaktadır.
  • Antakya’nın “yeniden ihya” süreciyle ilgili finansal planlamaya dair model henüz ortaya konmamıştır.

Ortak-Akıl Antakya’nın önerileri

Son olarak, 22 Ocak 2024 tarihinde yayımlanan ve deprem sonrası bir yıllık sürecin değerlendirildiği raporda platformun ulaştığı sonuçları ve tespit ettiği eksikleri ise şöyle özetlemek mümkün;

  • Planlama ve Koordinasyon ciddi bir sorun: 
Sahada etkin ve yaygın iletişimi sağlayacak koordinasyon ofisleri kurulmalı ve planlama çalışmalarını yürütmelidir.
  • Şehirliler etkin rol almalı:Depremden etkilenen şehirliler, planlama süreci ve yeniden imar faaliyetlerine “pasif hizmet alan depremzedeler” pozisyonunda bırakılmamalı, onlara söz hakkı verilmeli.
  • Uzmanlara görev verilmeli:
Yeniden inşa çalışmaları için önceliğin yerel aktörlere verilmesi gerekiyor. Önce yerelde talep oluşmalı, ardından koşullara göre taleplerin nasıl gerçekleştirileceği konusunda tasarımcı ve uzman desteği sağlanmalıdır.
  • Standartların en hızlı şekilde belirlenmesi gerekiyor:Deprem sonrası yeniden planlama sürecinde olası bir afetin, bir daha böyle bir yıkıma neden olmaması için inşaat kalitesi yükseltilmeli ve bu da katı yönetmeliklerle somutlaştırılmalı.
  • Etaplama yapılmalı:
Planlamanın en zor kısmının yol haritasını belirlemek olduğunu unutmadan, tek hamlelik çözümler yerine süreç etaplara bölünmeli ve her aşama için açıkça ilan edilen hedefler konmalı.
  • Kaynak tahsisi konusu:Yerelde somut sonuçlar doğuracak aktörlere, kamunun koyacağı standartlara ve yeniden inşa modeline uymak koşuluyla kaynakların dağıtılması konusu ele alınmalı.

ORTAK AKIL-ANTAKYA PLATFORMU: ANTAKYA İÇİN KAÇINILMAZ DEĞİŞİM KABUL EDİLMELİ – Hataylım

Ortak Akıl-Antakya Platformu

Ortak Akıl-Antakya Platformu, 6 ve 20 Şubat 2023 tarihli depremlerin neden olduğu yıkımın akabinde afet bölgelerinin nasıl yeniden ayağa kaldırılacağı sorusunu Antakya için dile getirdi ve Antakya’nın yeniden canlanması için gönüllülük esasına dayanarak kuruldu.

Emre Arolat, Murat Tabanlıoğlu, Prof. Dr. Ece Ceylan Baba ve Levent Erden’in öncülüğünde kurulan ve danışmanlığını Prof. Dr. İlhan Tekeli’nin üstlendiği platform, Temmuz 2023’te dernek haline geldi. Ortak-Akıl Antakya, kendi alanında uzman pek çok meslek profesyonelinin yanı sıra Antakyalı birçok katılımcı tarafından da destekleniyor.

Mısır’daki 4.500 yıllık Mikerinos Piramidi’ne granitli restorasyon

Mısır‘daki 4.500 yaşındaki Mikerinos Piramidi‘nin restorasyonu, tartışmaların odağında.

Giza piramitleri arasında en küçüğü olan Mikerinos’un en az üç yıl sürecek bir restorasyon çalışması kapsamında granit taşlarla kaplanması planlanıyor.

Proje, Japonya tarafından finanse ediliyor.

BBC‘nin aktardığına göre, Mısır hükümeti en az üç yıl sürecek restorasyonu destekliyor, ancak birçok uzman projeye tepki gösteriyor. Bazı uzmanlar projeyi, “Pizza Kulesi’ni düzeltmeye” benzetirken, granitli restorasyon sosyal medyada da tepki topladı.

Eleştiriler üzerine Mısır hükümeti, projeyi gözden geçirmeleri için uzmanlardan oluşan bir komisyonu görevlendirdi.  Ancak gözden geçirme sonucunda projenin değişip değişmeyeceği bilinmiyor. Piramit üzerindeki çalışmalar da halen devam ediyor.

”Uzmanlara danışmadan restorasyon olmaz’

Kahire‘deki Misr Üniversitesi‘nden akademisyen İbrahem Badr, X üzerinden paylaştığı mesajında, projeyi “felaket” olarak tanımladı: “Restorasyon için uygulanan evrensel kuralları okumaları gerekiyor. Özellikle de Mısır’daki tarihi yapılarla ilgili olanları.”

Badr, Mısırlı yetkilileri, uzmanlara danışmadan projeyi onaylamakla eleştirdi: “Restorasyon konusundaki uzmanlara ve arkeologlara danışmadan alınan bir kararla nasıl piramit kaplanabilir?”

Kahire Amerikan Üniversitesi‘nden araştırmacı Salima İkram ise sosyal medyada yayımladığı mesajında, restorasyon “çok iyi bir fikir olarak görünse bile”, bugün iyi bir fikir olduğu düşünülen projelerin genelde 10 yıl sonra eleştirildiğini dile getirdi.

Menkaure Piramidi olarak da bilinen Mikerinos Piramidi, 62 metre yüksekliğinde. Giza piramitleri arasında en küçük yapı. Piramidin M.Ö. 2510 yılında tamamlandığı tahmin ediliyor.