Editörün SeçtikleriEkolojiManşet

Burdur Gölü’nün olağanüstü kirli hikayesi

Burdur Gölü’nde alg patlaması yaşandı. Evet, her sene ve neredeyse her ay olduğu gibi… Burdur Gölü yıllardır alg patlamaları, kirlilikle birlikte değişen rengi ve çevreye yayılan rahatsız edici kokularla gündeme geliyor. Önceden her sene havalar ısındığında yaşanan alg patlamalarıyla gündeme gelen Göl artık neredeyse her ay aynı konuyla birlikte anılır oldu.

Gölün gündeme gelmesine sebep olan bir diğer konu ise bölgede görülen canlı türlerinin kirlilik tehdidi altında olması ve bazılarının göç ederken artık bölgeyi tercih etmemesi. Peki doğal bir göl olan Burdur Gölü’nün bu hale gelmesine sebep olan nedir ve neden artık  mevsim fark etmeksizin alg patlamaları yaşanıyor? Soruyu Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici’ye yönelttik.

Fotoğraf: Bilal Altıok / Anadolu Ajansı

‘Öncelikli nedeni kirlilik’

Süleyman Demirel Üniversitesi, Eğirdir Su Ürünleri Fakültesi emekli öğretim üyesi ve Su Enstitüsü kurucusu, sulak alanlar ve sulak alanların korunması üzerine çok sayıda çalışması bulunan Limnolog Dr. Erol Kesici, Burdur Gölü’nün bu hale gelmesinin öncelikli nedenin kirlilik olduğunu söylüyor ve ekliyor:

“Alg patlamaları artık mevsimine bakmıyor. Temel nedeni kirlilik, kışın da görünüyor, her mevsim her ay neredeyse görünür hale geldi. Alg patlamaları, suyun 16 santigrat dereceye kadar çıkmasıyla birlikte, kirlilik nedeniyle meydana geliyor.”

Fotoğraf: AA

Gölü zehirleyen siyanobakterilerde artış

Burdur Gölü’ndeki istilanın başrolünde renklerinden dolayı mavi yeşil algler olarak adlandırılan  siyanobakteriler bulunuyor.

Peki bu siyanabakteriler gölü nasıl zehirliyor? 2009’da yapılan bir çalışma buna ışık tutuyor. Araştırma kapsamında Türkiye’nin en önemli doğal tatlı su gölleri Eğirdir, Beyşehir, Kovada, Büyükçekmece, Uluabat ve Eber ile doğal tuzlu Burdur ve Bafa göllerinde yapılan su analizlerinde tespit edilen siyanobakteri türlerinin yaklaşık dört kat artış gösterdiği görülmüştü.

Kuruma, yok oluş ve ölüm tehlikesi

Siyanobakterilerin göl ve su kaynaklarındaki balıkların oksijensiz kalarak boğulmalarına sebebiyet verdiği belirtiliyor. Ayrıca mavi yeşil algler ve su yosunu da denilen siyanobakterilere ilişkin Dr. Kesici geçen sene de uyarıda bulunmuş, “Mavi-yeşil alg istilasına uğrayan göllerimiz, limnolojik ve ekolojik olarak yaşamlarının son evresi olan ‘bataklıklaşma’ evresine doğru gitmektedir. Sonuç, kuruma ve yok oluş” demişti.

Dr. Kesici Burdur Gölü’ndeki siyanobakteri türünün Nodularia olduğunu belirtiyor. Bu türün ölüme kadar varan hastalıklara sebebiyet verebileceği bildiriliyor.

Nodularia – Görsel: Mati Kahru

Burdur Gölü’ndeki tür karaciğeri hedef alıyor

Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi’nden Prof. Dr. Mehmet Tahir Alp, Ankara Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayşe Nilsun Demir ve Hacer Merve Koca’nın içsulara ilişkin çalışmasında ise insanlarda çeşitli hastalıklara, kuş ve sucul canlılarda ölümlere sebep olan toksin üreticisi 40 farklı siyanobakteri türü bulunduğu bildirilirken Nodularia türüne de ayrıca değiniliyor. Buna göre Nodularia türü aşırı çoğalan cinslerden ve bu cinslerden bazıları toksin üretiyorlar. Söz konusu toksinlerin insanlarda ve diğer canlılarda hastalıklara ve hatta ölüme yol açtığı bildiriliyor.

Çalışmaya göre Nodularin türü karaciğeri hedef alıyor. Nodularinin fosfataz enzimlerini engelleyerek tümör baskılayıcı proteinlerin etkilenmesine neden olduğu ve bu durumun hücrenin hızla bölünmesini ve tümör oluşumunu teşvik edebileceğinin bildirildiği belirtiliyor.

Geçen sene kuraklık nedeniyle geçmiş yıllarda sahil olarak kullanılan Şeker Plajı, halk plajı ve göl kıyılarında çatlamış toprak örtüsü oluştu.

Onlarca yıl süren tehlike: Artık analize bile gerek yok

35 yılı aşkın bir süredir bölgeyi gözlemlediğini belirten Dr. Erol Kesici, söz konusu sorun karşı herhangi bir önlem alınmadığının altını çizerek “Su analizi yapmaya bile artık gerek yok. Kirlilik dışarı vurmuş bir halde. Göl ‘Artık yeter anlayın, hastayım’ diyor” şeklinde konuşuyor.

Bölgede tarımsal, evsel ve sanayi kirliliği olduğunu belirten Dr. Kesici, bu kirlilikten kaynaklı azot ve fosfat gibi organik ve inorganik kirlilik yapıcı maddelerin gölde aşırı derece depolanmış olduğunu aktarıyor ve ekliyor:

“Burdur Gölü 30 yıldır çok yoğun bir kirlilik baskısı altında.”

Gölde su seviyesi düşüyor

Gölde aynı zamanda kuraklık da yaşanıyor. 2020’ye gelindiğinde göl, su kapasitesinin üçte birini kaybetmişti. Ekim 2021’e gelindiğinde ise su seviyesinin son 50 yılda 17,7 metre düştüğü bildirildi. Geçen sene kuraklık nedeniyle geçmiş yıllarda sahil olarak kullanılan Şeker Plajı, halk plajı ve göl kıyılarında çatlamış toprak örtüsü oluştu.

Burdur Gölü’nde su seviye ölçümü, Aralık 1959’da 851,32 metre olarak kaydedilirken, gölde ölçülen en yüksek su seviyesi ise 1970’de 857,54’ydi. 1 Haziran 2021 itibariyle ise gölün su seviyesi  839.83 metre olarak kaydedildi. Gölün yüzeyi ise 123,45 kilometrekareye, hacim ise 3731,67 hektometreküpe düştü.

‘Gölü besleyen kaynaklara müdahale edildi’

Yıllardır göldeki sorunları dile getiren isimlerden biri olan Dr. Erol Kesici’ye kuraklıkla alg patlamaları arasındaki ilişkiyi soruyoruz:

“Alg patlamasıyla su seviyesi arasında elbette ilişki var. Su seviyesi azaldıkça doğal gölde kirlilikle birlikte reaksiyon daha fazla olacaktır. Geçen yıla nazaran yağışlar çok faydalı oldu ama istenildiği gibi değil. Hala seviye kayıpları yüzde 30, 40’larda. Çünkü Burdur Gölü’nü besleyen kaynaklara yapılan müdahaleler var.”

Dr. Erol Kesici

‘Hala gölet istiyorlar’

Burdur Gölü’ne yapılan müdahalelerin arasında göletler, çevredeki taş ve mermer ocakları ve on binlerce sondaj bulunuyor. Dr. Kesici göletlerin göle zarar verdiğinin tescillenmesine rağmen hala yapıldığını ve göle zararını şöyle anlatıyor:

“Gölü besleyen derelerin, çayların önüne hala gölet yapıyorlar. Gölü besleyen kaynakların üzerine gölet yapmak Burdur Gölü’nü yok eder. İsterseniz 365 gün yağmur yağsın, işe yaramaz.

Peki bu kadar gölete neden ihtiyaç duyuluyor? Soruyu Dr. Kesici’ye yöneltiyoruz:

“Popülist davranışlar… Sulu tarıma teşvik var. Bölgeye giden herkes gölet istiyor. Havaalanı modası gibi. Burdur Gölü’nü mahveden temel nedenlerden biri bu.”

Fotoğraf: DHA

‘Gölün yeraltı sularından beslenmesi engelleniyor’

Gölün çevresinde on binlerce sondaj açıldığını söyleyen Dr. Kesici, sondajlarının kiminin yasal kiminin de yasal olmadığını belirterek söz konusu sondajların gölün yeraltı suyundan beslenmesinin önünde bir engel oluşturduğunu ifade ediyor.

Maden ocakları…

Burdur Gölü’nün dertleri bunlarla sınırlı değil, sırada taş ve maden ocakları var. Söz konusu faaliyetlerin yeraltı sularının tutulup çekilmesi için oluşturulan geçirimli jeolojik birimler olan akiferlerin akışını engellediğini belirten Dr. Kesici, şunları söylüyor:

“Burdur Gölü çevresi, havzası, taş ve mermer ocakları açısından çok yoğun olan bir yer. Gölün ekosistemini bozuyorlar. Bundan herkes sorumlu,  orada yaşayanlar, kirletici kaynaklar… Bu insan kaynaklı bir sorun, doğal kaynaklı değil. Belediyenin yapacağı şeyler var ama esas karar verici Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı. Orada aşağıdan giden raporlar değil, burada yaşananlar görülsün. Burada çok tehlikeli bir kirlilik sorunu var.  Sorun bir an önce çözülmeli.”

Burdur Gölü, 2017’deki alg patlaması…
Fotoğraf: AA

Benzer işler: Marmara’nın müsilajı ve göllerin müsilajı

Göldeki alg patlamasının arından köpürmeler meydana geldiğini ifade eden Kesici, olayı Marmara Denizi’ndeki müsilaja benzeterek “Ben buna göllerin müsilajı diyorum” şeklinde konuşuyor. Göldeki gözle görünür değişim bölgedeki canlıları da etkilemiş durumda. Kesici gölden göçüp giden dikkuyrukları şöyle anlatıyor:

“Bütün doğal göllerde en önemli ekosistemin bulunduğu yer kıyılardır. Sorun kıyı ekosistemini yok ediyor. Ender bulunan, sadece Burdur Gölü’nde yaşayan, burduricus adı verilen iki balık türü var. Onlar üreyemiyorlar. Nesilleri gittikçe tükeniyor. Zaten burada biyolojik çeşitlilik açısından tuzlu olmasından dolayı çok az canlı türü var. Ayrıca dünyaca meşhur olan dikkuyruk kuşlarını artık ne yazık ki göremiyoruz. Bunun sebebi de kirlilik ve suyun kalitesinin giderek değişmesi. Dikkuyruklar ekolojik açıdan çok önemli kuşlar. Göçen kuşlar bunlar. Ama artık Burdur Gölü’nü tercih etmiyorlar. Etmeyişlerinin nedeni; kirlilik, beslenememe, su seviyesinin azalması, tuzluluğun giderek artması.”

Dikkuyruk
Fotoğraf: AA

‘Su böyle yönetilmez; yağmur yağsa bir dert, yağmasa başka bir dert’

Ayrıca bu bölgelerin korunması için insanlarda “çevre ahlakı” ve “çevre vicdanı” olması gerektiğini de vurgulayan Dr. Kesici Türkiye’deki su yönetimine ilişkin olarak şunları söylüyor:

“O kadar garip bir ülke olduk ki kamyonlarla kar taşıdılar barajlara arkasından da göletler taşmaya başladı. Su böyle yönetilmez. Yağmur yağsa bir dert, yağmasa başka bir dert. Bizde su yönetimi iflas etmiş halde.“

Son olarak Dr. Kesici Burdur Gölü’nde yaşanacak sorunların Van Gölü’nü, Salda Gölü’nü ve Eğirdir Gölü’nü de etkileyeceğini belirtiyor.

Burduricus

‘Burdur Gölü’nün kurtulması mümkün’

Öte yandan suyu çekilen, kuruma tehlikesiyle karşı karşıya kalan, dikkuyruğun artık uğramadığı, burduricusların üreyemediği ve tuzluluğun giderek arttığı Burdur Gölü için hala kurtuluş mümkün. Ağır metallerin depolandığı gölde öncelikle dip ve kıyı temizliği yapılması gerektiğini söyleyen Dr. Erol Kesici şunları söylüyor:

“Artık yeter! Gölün temizlenmesi, su kalitesinin ve çevredeki hayvancılığın düzenlenmesi, göl ekosisteminin korunması, gölün beslenmesi, tarım ilacı dedikleri ’tarım zehirleri’nin kullanılmaması, iyi düzenlenmesi  gerekiyor. Sulama sistemlerinin mutlak suretle gözden geçirilmesi gerekiyor. Kaçak kuyuların, sondajların, yeraltı sularını aşırı şekilde çekmesi önlenmeli. Etrafındaki taş ocaklarının, mermer ocaklarının artık kısıtlanması gerekiyor. Yöntem belli, çözümü de belli. Dinlendirilmelidir, sabredilmelidir ama bir an önce ‘yapacağız, edeceğiz’lerden vazgeçilmeli, karar verilmeli, yapılmalıdır.”