Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Savunma Bakanlığı (Pentagon), Amerika’nın Irak-Suriye sınırında, İran yanlısı milislerin kontrolünde olduğu belirtilen bazı hedeflere hava saldırısı düzenlediğini açıkladı.
Konuyla ilgili bir açıklama yapan ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü John Kirby, harekatın ABD Başkanı Joe Biden‘ın talimatıyla ve geçtiğimiz aylarda bölgedeki ABD personeliyle tesislerine yönelik insansız hava saldırılarına cevaben yapıldığını kaydetti.
Hizbullah Tugayları’na ait cephanelik vuruldu
Harekatla ilgili detayları da paylaşan Kirby, sınır hattının Suriye tarafında iki, Irak tarafında da bir hedefin bombalandığını söyledi. Kirby, vurulan hedefler arasında İran yanlısı Şii Hizbullah Tugayları’na ait bir cephanelikle, komuta merkezleri olduğunu aktardı.
Suriye’nin resmi haber ajansı SANA, ABD’nin operasyonunda bir çocuğun hayatını kaybettiğini, üç kişinin de yaralandığını duyurdu.
Biden dönemindeki ikinci operasyon
Biden’ın başkan olduğu şubat ayında da Suriye’nin doğusundaki hedeflere hava saldırısı düzenlenmiş ve Suriye İnsan Hakları Gözlemevi‘nin açıklamasına göre, bu saldırıda en az 20 milis hayatını kaybetmişti.
Pentagon, Irak’ta düzenlenen ve bir sivilin hayatını kaybettiği, bir ABD askerinin de yaralandığı füze saldırısına karşılık bu saldırının gerçekleştiğini açıklamıştı.
İstanbul‘un Güngören ilçesinde yer alan ve itirazlara rağmen kentsel dönüşüm kapsamında yıkılmak istenenTozkoparan Mahallesi sakinleri mahallelerini terk etmemekte kararlı.
Depreme dayanıklı olmadığı iddia edilerek kentsel dönüşüme sokulmak istenen mahalledeki halk binalarının sağlam raporu olduğunu ve projenin yalnızca rant elde etmek için yapıldığını öne sürüyor.
Ayrıca kendilerine herhangi bir sözleşme yapılmadan evden çıkarılmaya çalıştıklarını belirtiyorlar.
Altyapı kesildi
Son olarak, polis eşliğinde gelen Güngören Belediyesi ekiplerinin su, doğal gaz ve elektrik altyapılarını kesmeye başlamasına tepki gösteren mahalleliler polisin biber gazı ve plastik mermili müdahalesiyle karşılaşmıştı.
Bu yaşananlara tepki gösteren halk pazar günü Barış Parkı‘nda basın açıklaması gerçekleştirdi. Yapılan açıklamada “Çocuklarımızın sınavlarının olduğu dönemde elektriğimizi kestiler. Hastalarımız makineye bağlı yaşam savaşı verirken elektriğimizi, suyumuzu, doğalgazımızı kestiler” denildi.
Açıklamada altyapı kesintilerinin aynı sokakta yaşları 67 ile 92 arasında olan iki kişinin 20 gün içerisinde peş peşe ölümlerine sebep olduğu belirtildi.
‘İnsansız dönüşüm olmaz’
Avukat Onur Cingil ise “Yapılan bir hata var. İnsansız bir dönüşüm olmaz. İnsanlarla görüşmeden, onlara sözleşme sunmadan, onlarla masaya oturmadan, onlara zulmederek, yok sayarak, insanlar içeride yaşarken suyunu, elektriğini keserek kentsel dönüşüm olmaz” tepkisini gösterdi.
İçişleri Bakanlığı, 1 Temmuz’dan itibaren geçerli olacak yeni normalleşme tedbirlerini yayımladı.
81 ilin Valiliğine gönderilen Kademeli Normalleşme Tedbirleri Genelgesi‘ne göre, mevcut sokağa çıkma yasağının 1 Temmuz 2021 Perşembe günü saat 05.00’e kadar sürdürüleceği, bu tarihten itibaren ise hafta içi ve hafta sonu ayrımı olmaksızın sokağa çıkma yasağı uygulanmayacağı ifade edildi.
Bunun yanında, şehirler arası seyahat kısıtlamalarının sona ereceği de kaydedildi.
İş yerleri faaliyetlerine başlıyor
Yayımlanan genelgeye göre, 1 Temmuzdan itibaren faaliyetlerine ara vermiş iş yerleri açılacak. Genelgede iş yerleriyle ilgili alınan yeni kararlar şöyle:
Halihazırda faaliyetlerine ara verilmiş durumda olan tüm iş yerleri, 1 Temmuz 2021 Perşembe gününden itibaren tekrar faaliyet gösterebileceklerdir.
Sektörün talebi doğrultusunda faaliyetlerine ara verilen sinema salonları, 1 Temmuz 2021 Perşembe gününden itibaren faaliyet göstereceklerdir.
Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde belirtilen masa ve/veya sandalyeler arasındaki mesafe kurallarına uyulmak kaydıyla, 1 Temmuz 2021 Perşembe gününden itibaren yeme-içme yerlerinin açık veya kapalı alanlarında aynı masada aynı anda bulunabilecek kişi sayısına dair kısıtlamalar uygulanmayacaktır.
Kahvehane, kıraathane gibi kağıt, taş vb. oyunların oynandığı iş yerlerinde söz konusu oyunların oynanmasına/oynatılmasına dair mevcut kısıtlamalar 1 Temmuz 2021 Perşembe gününden itibaren sona erdirilecek ve oyun oynanmasına/oynatılmasına müsaade edilecektir.
Sokağa çıkma kısıtlamalarının sona ereceği 1 Temmuz 2021 Perşembe gününden itibaren tüm iş yerleri; ruhsatlarındaki faaliyet konusuna göre ilgili idare tarafından belirlenmiş olan açılış-kapanış saatleri çerçevesinde faaliyet gösterebilecektir.
Halihazırda konaklama tesislerinde saat 22.00’de, diğer yerlerde ise saat 21.00’de sona eren müzik yayınları (canlı icra edilenler de dahil), bu konuda yeni bir karar alınıncaya kadar 1 Temmuz 2021 tarihinden itibaren saat 24.00’e kadar yapılabilecektir.
Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde belirlenen kural ve esaslara uymak kaydıyla park, bahçe, kamp alanı, piknik/mesire alanı gibi yerlere dair ilgili genelgelerimizle getirilen ilave kısıtlamalar 1 Temmuz 2021 Perşembe gününden itibaren kaldırılacaktır.
Salgının yayılımı açısından çok ciddi risk oluşturması nedeniyle faaliyet konusu nargile salonu/kafesi olan iş yerlerinin faaliyetlerine yeni bir karar alınıncaya kadar ara verilmeye devam edilecek ve konaklama tesisleri de dahil olmak üzere hiçbir iş yerinde nargile servisi yapılmayacaktır.
Nikah ve düğün merasimlerinde değişiklikler
Genelgede, nikah ve düğün merasimleriyle ilgili de şu açıklamalar yapıldı:
STK’lar, sendikalar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, kooperatif ve birliklerin genel kurul dahil geniş katılımlı tüm etkinlikleri ile her türlü toplantı, gösteri veya yürüyüşleri için halen geçerli olan kişi başına asgari açık alanlarda 4 m², kapalı alanlarda 6 m² yer ayrılarak yapılmasına dair uygulama aynı şekilde sürdürülecektir.
Nikah ve Düğün merasimlerinde, yiyecek/içecek ikramı yapılabilecektir. Canlı müzik icrası da dahil olmak üzere müzik yayını saat 24.00’e kadar yapılabilecektir.
Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde yer alan “düğün sırasında sosyal mesafenin korunamayacağı oyun, dans, halay ya da gösteri yapılmamalıdır” hükmü doğrultusunda, Sağlık Bakanlığınca bu konuda yeni bir tavsiye kararı alınıncaya kadar düğün ve nikahlarda ancak fiziki mesafe kuralına aykırılık teşkil etmeyecek şekildeki oyun, dans, halay ya da gösteriler yapılabilecektir.
Nikah/düğün merasimlerinde (kapalı yerler için halen uygulanmakta olan kişi başına asgari 6 m² yer bulunması şartı dışında) katılımcı sınırlamasına gidilmeyecektir.
Köy düğünlerine 1 Temmuz 2021 Perşembe gününden itibaren izin verilecek olup, belirtilen tarihten itibaren sokak düğünlerine (il, ilçe ve beldelerde) izin verilip verilmeyeceği İl/İlçe Hıfzıssıhha Kurullarında kararlaştırılacaktır.
Sünnet, nişan ve kına gibi etkinliklere ise daha önceden duyurulduğu üzere 1 Temmuz 2021 tarihinden sonra izin verilecektir.
Konser, festival, gençlik kampı gibi etkinliklere kişi başına asgari açık alanlarda 4 m², kapalı alanlarda 6 m² yer bırakılmak ve Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde belirtilen kural ve esaslar ile temizlik, maske ve mesafe prensiplerine uyulmak kaydıyla izin verilecektir.
Bunun yanında, konaklama tesislerinin açık veya kapalı alanlarında düzenlenecek olan eğlence ve etkinliklerde, fiziki mesafe kuralının yanı sıra faaliyet konusuna göre Salgın Yönetimi ve Çalışma Rehberinde yer alan diğer usul ve esaslara uyulması sağlanacağı ifade edildi.
Normal mesaiye dönülüyor
Genelgede, kamu kurum ve kuruluşlarındaki 10.00-16.00 mesaisinin sona erdiği ve perşembe günü itibariyle normal mesai düzenine geri dönüleceği kaydedildi:
Temel usul ve esasları Cumhurbaşkanlığı Genelgesinde belirlenecek şekilde; kamu kurum ve kuruluşlarında halihazırda uygulanmakta olan 10.00 – 16.00 mesai uygulaması sona erdirilerek 1 Temmuz 2021 Perşembe gününden itibaren normal mesai düzenine geri dönülecektir. Kamu kurum ve kuruluşları için günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ile öğle dinlenme süresi bölgelerin ve hizmetin özelliklerine göre valilerce tespit edilecektir.
Ülkeye giriş ve çıkışlarda uygulanacak tedbirler
Sınır kapılarında uygulanacak yeni tedbirler de şöyle sıralandı:
Bangladeş, Brezilya, Güney Afrika, Hindistan, Nepal ve Sri Lanka’dan ülkemize gelen kişiler ile son 14 günde bu ülkelerde bulunduğu anlaşılan kişilere yönelik zorunlu karantina uygulamasına son verilecek ve bu kapsamdaki kişilerin ülkemize girişten azami 72 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR test raporu ibrazı yeterli görülecektir.
Afganistan ve Pakistan’dan ülkemize gelen kişiler ile son 14 günde bu ülkelerde bulunduğu anlaşılan kişilere yönelik zorunlu karantina uygulamasının süresi 10 güne düşürülecek ve karantinanın 7’nci gününde uygulanan PCR testinin negatif çıkması halinde zorunlu karantina uygulaması sonlandırılacaktır. PCR testinin pozitif çıkması halinde ise Sağlık Bakanlığı COVİD-19 rehberi doğrultusunda hareket edilecektir.
Bu şekilde ülkemize gelen ve zorunlu karantinaya tabi olan kişiler Valiliklerce belirlenen yurtlarda karantinaya alınabileceği gibi karantina oteli olarak hizmet veren konaklama tesislerinde de karantinaya tabi tutulabilecektir. Karantina otelleri, konaklama ücretleri, bu kişilerin sınır kapılarından transferleri vb. hususlara ilişkin usul ve esaslar Valiliklerce belirlenecek ve ilan edilecektir.
Sınır kapılarımızdan girişte azami 72 saat önce yapılmış negatif sonuçlu PCR test raporu ibraz edemeyen vatandaşlarımıza sınır kapılarında PCR veya hızlı antijen testi uyguladıktan sonra ikametlerine gitmelerine izin verilecek ve test sonucu pozitif çıkanların ikametlerinde izolasyona alınmaları sağlanacaktır.
Bingöl’ün Genç ilçesinde çıkan yangın dördüncü gününde de devam ediyor. 25 Haziran Cuma günü saat 13.00’da çıkan yangın Güzeldere, Derebağ ve Çamlıyurt, Soğukpınar köylerine yayılmış durumda.
Yangına yönelik müdahalenin yetersiz olduğunu belirten bölge halkı ise yangının ilçe merkezine sadece üç kilometre uzaklıkta olduğunu belirterek yardım çağrısında bulundu.
‘Müdahale yeterli değil’
Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre ormanlık alanın büyük bir bölümünün yandığını belirten yurttaşlar, şehir merkezinin de dumanlarla kaplandığını belirtiyor.
Tüm kurum ve kuruluşlara çağrımızdır, Bingöl'de başlayan yangın, 3.günün sonunda artık yerleşim yerlerini tehdit etmektedir, var olan müdahale yeterli değildir, herkesi duyarlılığa davet ediyoruz
— Mezopotamya Ekoloji Hareketi (@ekolojihareketi) June 27, 2021
Paylaşılan videolarda ise halkın kendi imkanlarıyla yangın söndürmeye destek vermeye çalıştığı görüntüleniyor. Ayrıca bölge halkı çok fazla hayvanın da yangın nedeniyle zarar gördüğünü ve yaşamını yitirdiğini aktardı.
‘Köyler tehlike altında’
Bingöl Valiliği tarafından 26 Haziran tarihinde yapılan açıklamada ise “Genç Güzeldere ve Dedebağı köylerinde dün akşam saatlerinde çıkan orman yangınına, Orman İşletme Müdürlüğümüze ait 2 arazöz, 2 ilk müdahale aracı, 25 yangın İşçisi ve 5 iş makinası ile müdahale çalışmaları devam etmektedir” denildi.
Genç/ Güzeldere ve Dedebağı mevkiinde, çoğunluğu otluk ve makilik alandan oluşan bölgede devam eden yangına havadan ve karadan müdahale çalışmalarımız aralıksız devam ediyor. pic.twitter.com/2IpNJEOw44
— T.C. Bingöl Valiliği (@bingolvaliligi) June 26, 2021
Ancak bu açıklamanın üzerine mevcut haliyle yangının kontrol altına alınamayacağını ve 15 köyün tehlike altında olduğunu belirten köylüler yardım çağrısında bulundu.
Yangını söndürmek amacıyla Palu ve Kozan’dan ek müdahale ekipleri çıktığı, Kozan’dan helikopterin gönderildiği aktarıldı.
Orman Genel Müdürlüğü’nün orman yangınları hakkında bilgi sağladığı sayfada Genç ilçesinde çıkan yangının 28 Haziran Pazartesi günü itibariyle hala kontrol altına alınamadığı belirtiliyor.
Muğla‘nın Marmaris ilçesinde yer alan İçmeler Mahallesi’ndeki ormanlık alanda çıkan yangına müdahale eden bir personel alevler arasında kalarak yaşamını yitirdi.
Pazar günü saat 10.15 civarında henüz tespit edilemeyen bir nedenle çıkan yangın rüzgarın da etkisiyle kısa sürede büyüdü. Alevlere Muğla Orman Bölge Müdürlüğü bünyesindeki dört helikopterin yanı sıra çevre illerden gelen yedi helikopter, arazözler, dozerler, su tankerleri ve çok sayıda orman işçisiyle müdahale edildi.
Muğla Büyükşehir Belediyesi itfaiye ekipleri de söndürme çalışmalarına destek verdi. Bölgedeki turizm tesislerinin yakınına kadar ulaşan yangın çevredeki yerli ve yurtdışından turistler tarafından endişeyle izlendi.
Alevlerin arasında kaldı
Orman Genel Müdürlüğü (OGM), yangına müdahale eden bir personelin şehit olduğunu duyurdu. Yapılan açıklamada, “Büyük bir acı yaşıyoruz, şehidimiz var. Marmaris İçmeler’de orman yangınında bir kahraman personelimiz şehit oldu. Yaşadığımız acının tarifi yok” denildi.
Açıklamada hayatını kaybeden işçinin, Beldibi Yangın Söndürme ekibinde görevli, 38 yaşındaki Görkem Hasdemir olduğu belirtildi.
Sağdaki kişi Görkem Hasdemir.
Görkem Hasdemir’in yangına ilk müdahale eden altı kişilik ekipte görevli olduğu aktarılan açıklamada, rüzgarın ters dönmesiyle işçilerin alevler arasında kaldıkları vurgulandı.
Açıklamada, bölgeden 5 işçinin kaçmayı başardığı, Hasdemir’in alevlerin arasından çıkamadığı bildirildi. Hasdemir’in evli ve iki çocuk babası olduğu kaydedildi.
Beş kişi yaralandı
AA’nın aktardığına göre orman yangınına müdahale için giden Muğla Büyükşehir Belediyesi itfaiye aracının otomobille çarpışması sonucunda ise beş kişi yaralandı.
Kazada itfaiye aracı kaldırıma çıkarken otomobil metrelerce sürüklendi.Haber verilmesi üzerine kaza yerine sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Kazada 3 itfaiye eri ile otomobildeki 2 kişi yaralandı.
Fotoğraf: Ali Gündoğan/DHA
Kontrol altına alındı
Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, 328 personelin görev yaptığı yangının kontrol altına alındığını açıkladı.
Yangının tam da turizm merkezleri yakınında çıkması nedeniyle birçok kişinin yangının bölgenin imara açılması için çıkarıldığına yönelik iddialarına da cevap veren Pakdemirli, “Maalesef her yangında olduğu gibi bu yangında da çeşitli spekülasyonlar, sadece iktidar karşıtlığı için birtakım söylemler söyleniyor. ‘Yine buraya otel yapılacak’ gibi söylemler var” dedi.
Pakdemirli açıklamasında “İlk fırsatta buralara tekrar dikim yapacağız. Bu konuda vatandaşlarımızın hiçbir şekilde endişesi olmasın” ifadelerini kullandı.
Bu yıl 19’uncusu düzenlenmek istenen İstanbul Taksim‘deki LGBTİ+ Onur Yürüyüşü‘ne polis müdahalede bulundu.
Yürüyüş ilk olarak Maltepe Miting Alanı‘ nda yapılmak istenmiş, İstanbul Valiliği ise yürüyüşe izin verilmeyeceğini açıklamıştı. Bunun üzerine Onur Haftası Komitesi Taksim Meydanı‘na çağrı yapmıştı.
Polis ilk etapta yürüyüş öncesi Mis Sokak‘ta toplanan gruba müdahale etti. İstanbul LGBTİ+ Onur Yürüyüşü sayfasından yapılan açıklamada burada, aralarında gazetecilerin de bulunduğu en az 25 kişinin gözaltına alındığı belirtildi.
Kolluk kuvvetleri İstiklal Caddesi’ne bütün girişleri kapattı. Mis Sokak içerisindeki kalabalık ise bir süre boyunca mahsur kaldı.
Buradan Tünel’e çıkan grubun bir bölümü burada basın açıklaması okudu. Açıklamada şunlar söylendi:
“Kendi sokaklarımızda, kendi derelerimizde, kendi dağlarımızda, kendi bedenlerimizde türlü türlü yöntemlerle tahakküm kurma haddini bulanlara; mafyalara, nefrete, kutuplaşmaya inat yaşam alanlarımızı koruyor ve çoğaltıyoruz.
Topluma yönelik son yıllarda gerçekleştirilen ve sistematik olarak devam eden baskıya karşı sokaklarımızı koruyoruz.
Hem LGBTİ+’lar hem de tüm toplum için baskıyla, şiddetle, zorbalıkla geçti. Ancak hiçbirimiz haklarımızdan, varoluşlarımızdan ve özgürlüğümüzden vazgeçmiyoruz.
Gökkuşağına sahip çıkmaya devam
Gökkuşağına dair her şeyi suç unsuru gibi göstermeye çalışanlara karşı, lubunyalar gökkuşağına sahip çıkmaya devam ediyor.
Küçük Bayram’da yerlerinden edilen seks işçisi kadınlar, yaşadığımız tüm felaketlerde olduğu gibi pandemide de güvencesizliğe, şiddete ve baskıya karşı sokakta direnmeye devam ediyor.
Boğaziçi Üniversitesi’nde kayyum rektör Melih Bulu’nun atanmasıyla başlayan eylemlerde başta LGBTİ+’lar olmak üzere tüm Boğaziçi öğrencileri ve akademisyenleri devlet şiddetine, kayyumlara ve atamalara karşı kampüste ve sokakta direnmeye devam ediyor.
6 Mart günü Kadıköy’de gözaltı işkencesine maruz kalan Kürt trans artı kadınlar, sokakta direnmeye devam ediyor.
‘İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede kaldıranlara karşı’
Lubunyaların ve kadınların yaşamını korumayı amaçlayan İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede kaldıranlara karşı, kadınlar ve LGBTİ+’lar sokakta direnmeye devam ediyor.
12. cumhurbaşkanının yok öyle bir şey diyerek yok saymaya çalıştığı lezbiyenler kimliklerine sahip çıkmaya, sokakta direnmeye devam ediyor.
“Mafyatik ilişkileri ifşa olan bakanların hedef gösterdiği, sapkın ilan ettiği lubunyalar onurla açılmaya, görünür olmaya, ahlakçılıktan sapmaya, sokakta direnmeye devam ediyor.
‘Deniz Poyraz’ı yaşatmaya…’
“Siyasetten dışarı atılmak istenerek, parti binaları basılarak korkutulmaya çalışılan Kürtler, Deniz Poyraz’ı yaşatmaya, sokakta direnmeye devam ediyor.
“İkizdere’de ve tüm coğrafyada dağlar ve sular için direnenler ormanlarda ve sokakta direnmeye devam ediyor.
Günlerdir iktidarların atıkları Marmara Denizi’nin üstünde kendini gösteriyor. Buna rağmen bugün aynı zamanda İstanbul’un doğasının, denizinin, tüm canlıların yaşam alanlarının katledilmesi anlamına gelen Kanal İstanbul’un temel atma töreni var.
‘Doğayı ve kültürü talan edenlere karşı’
“Bizler yaşamı savundukça ve var ettikçe, devletler Gezi Parkı’ndan Hasankeyf’e yıllardır doğayı ve kültürü talan etmeye arsızca devam ediyor.
Bizler şiddeti ve tehditleri Eryaman’dan, Sur’dan, Kazdağları’ndan ve daha birçok güvenli yaşam alanımızın talan edilmesinden tanıyoruz. Her geçen gün daha çok afişe edilen devlet mafya ilişkileri yıllardır hayatlarımızda, evlerimizde; peşimizi bırakmıyor!
Bu sene de Heybeliada’da ve Maçka’da devlet yetkililerinin pikniğimize yönelik tehdit ve saldırıları bize bir kez daha göstermiştir ki, nefret, şiddet ve savaş devlet eliyle beslenmektedir.
Bir arada durma kararlılığı
Bizler LGBTİ+’lar, kadınlar, işçiler, Kürtler, öğrenciler olarak devletin bize yönelttiği tüm saldırılara karşı bir arada durmakta kararlıyız. Birlikte örgütlenecek, sokakta beraber bağıracak, yeniden partileyecek, güvenli alanlarımızı birlikte koruyacak ve büyüteceğiz.
Çünkü biliyoruz, tüm yasakların, saldırıların, engellemelerin, yok sayma girişimlerinin arkasında korkuları var! İşledikleri suçların farkındalar, yargılanmaktan korkuyorlar.
Halkların iradesinin farkındalar, koltuklarını kaybetmekten korkuyorlar. Yok saymakla yok olmayacağımızı biliyorlar, var oluşlarımızdan korkuyorlar. Ama bundan daha fazlası var! Biz sandıklarından daha ibne, daha ahlaksız, daha zırıl, daha örgütlüyüz.
‘Bizim sokaklarımızda görüşürüz’
Sokakta direnmeye devam ediyoruz. Bugün burada olan, sokakları ve birbirini çok özleyen tüm lubunyaların; zorbalığa maruz kalan, kendini yalnız hisseden herkesin; yerlerinden edilenlerin; devlet şiddetine maruz bırakılanların, tüm lubunyaların Onur Haftası kutlu olsun!
İyi ki varız ve çok kalabalığız. Sadece bu sokağı değil tüm Taksim’i, İstanbul’u ve tüm kentleri, kırsalı da istiyoruz. İyi ki varsın lubunya! Onur ayın kutlu olsun!
1 Temmuz günü Tünel’de, İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak için yine Taksim’de, bizim sokaklarımızda görüşürüz lubunya!”
Dağıtılan eylemcilerin bir kısmı yeniden Cihangir’de bir araya geldi. Burada da polis çevik kuvvet eşliğinde eylemcilere biber gazı ve plastik mermilerle müdahale etti.
Burada da en az 11 kişi gözaltına alındı. Polis, gözaltına alınma anlarını çekmek isteyen gazetecilere de müdahale etti ve ‘Görüntü almak yasak’ diyerek alandan uzaklaştırmaya çalıştı.
Cihangirli bir vatandaş polisin biber gazı ve plastik mermi atması üzerine camdan bağırarak ‘gürültü yapmayın çocuklarımız korkuyor’ diye bağırdı. Aşağıdaki bir polis memuru ise Cihangirli vatandaşa ‘Ne diyorsun sen yavşak’ diye bağırdı. Polis ekipleri yukarıdaki vatandaşı evine girerek zorla gözaltına aldı.
Polis şu anda Taksim’deki ve Cihangir’deki ara sokaklarda oturan kişileri ‘birlikte durmak yok dağılın’ diyerek dağıtıyor.
Gazeteciye ters kelepçeyle gözaltı
Polis, eylemi ve müdahaleleri görüntülemek isteyen gazetecilere de saldırdı. Bazı gazeteciler meslektaşları tarafından polisin elinde kurtarılırken, AFP muhabiri Bülent Kılıç, darp edilerek ve ters kelepçeyle gözaltına alındı. Polisin, boğazına diziyle baskı uyguladığı Kılıç’ın, ‘Nefes alamıyorum’ diye seslendiği duyuldu.
Kılıç’ın gözaltına alınmasıyla ilgili bir açıklama yapan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Yönetim Kurulu şu ifadeleri kullandı:
“Gazetecilerin sürekli gözaltı uygulamasıyla baskı altına alınmaya, sindirilmeye çalışılması halkın haber alma hakkının engellenmesidir.
Bu tutumu protesto ediyoruz. Son olarak 26 Haziran 2021 Cumartesi günü Fransız Haber Ajansı muhabiri Bülent Kılıç Taksim’deki Onur Haftası etkinliğini haber yapmak için izlerken darp edilerek gözaltına alındı.
#Gazetecilik suç değildir. Meslektaşımızın bir an önce özgür bırakılmasını istiyoruz. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Türkiye Gazetecilik Başarı Ödülleri 2020 Fotoğraf ödülünü alan meslektaşımızı darp eden güvenlik görevlileri ile ilgili işlem yapılmasını bekliyoruz”
Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu, Kanal İstanbul‘un ilk köprüsünün temelinin atıldığı bugün, saat 14.00’te Bakırköy Özgürlük Meydanı‘nda bir kez daha Kanal İstanbul’a hayır demek için bir araya geldi.
Meydanın etrafı polis ablukasına alınırken, projenin ilk köprüsünün temel atma töreninin gerçekleştiği Sazlıdere‘ye yürümek isteyen protestoculara polis engel oldu. Grup, polisin engellemesinin ardından oturma eylemi yaptı.
Kanal İstanbul’un temeli atılacağı algısı
Koordinasyon tarafından yapılan eylem çağrısında, bugün Kanal İstanbul’un temellerinin atacağına yönelik bir iddianın olduğu ancak bu iddianın gerçeği yansıtmadığı belirtilip, “26 Haziran’da atılacağı söylenen temel, Kanal İstanbul’un değil; Kuzey Marmara Otoyolu’nun bağlantı yollarından biri olan Nakkaş-Başakşehir kesiminin Sazlıdere üzerinden geçen kısmıdır” ifadeleri kullanılmıştı.
İstanbul’un da Türkiye’nin de kanala ihtiyacı yok
Eylemde yapılan ortak açıklamada, şehrin bir kanala ihtiyacının olmadığı belirtilip şunlar söylendi:
‘Kanal temeli atıyoruz’dan ‘Kanal üstündeki köprülerin ilkinin temelini atıyoruz’a doğru kıvrıldı sözler. Günlerdir ana akım medyada dil döküp, kanalın ne kadar faydalı olacağını anlatmaya çalışıyorlar. Anlatamıyorsunuz.
Çünkü İstanbul’un da Türkiye’nin de kanala ihtiyacı yok. Boğazdaki gemi trafiği azalacak diyorlar. Bakanlık verileri bile bu trafiğin azaldığını, boğazda yaşanan gemi kazalarının azaldığını gösteriyor.
Kanalın iki yakısına yeni şehir kurup nüfus yerleştirmekten bahsediyorlar. İstanbul, kendi nüfusunu ve betona dönmüş kendi ilçelerini taşıyamıyorken, yeni yapılaşmalar kentin ölüm fermanı demek.”
Basın açıklaması: İnsanlığın ilk yerleşimlerinden Yarımburgaz Mağaraları, Bathonea Antik Kenti,Küçükçekmece Lagünü yok olacak. Bugün atılacağı söylenen temel KMO’nun Nakkaş- Başakşehir kesiminin Sazlıdere üzerinden geçen kısmı!#MilyonlarİtirazEdiyor! Yalan söylemeyin artık! pic.twitter.com/jjyqqDW8q6
— Ya Kanal Ya İstanbul Koordinasyonu (@yakanal_yaist) June 26, 2021
Oturma eylemi yapıldı
Yapılan ortak açıklamanın ardından Sazlıdere’ye yürümek isteyen gruba polis engel oldu. Yürümelerine izin verilmeyen protestocular, Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda oturma eylemi gerçekleşti.
Yeşiller Partisi’nden Twitter eylemi
Yeşiller Partisi de dün yaptığı çağrıda Kanal İstanbul projesine karşı bugün saat 10.00 itibariyle #KanalİstanbulÖldürür etiketini kullanarak paylaşım yapmaya ve her gün bu paylaşımları çoğaltmaya davet etti.
Kanal İstanbul‘un ilk köprüsü olan Sazlıdere’nin temel atma töreni, bugün AKP Genel başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, AKP Grup Başkanvekili Binali Yıldırım ve çok sayıda siyasetçinin katılımıyla gerçekleşti.
Temel atma töreninde proje hakkında bilgi de veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kanal İstanbul’un yaklaşık 15 milyar dolarlık maliyetle altı yıl içinde tamamlanacağını kaydetti.
‘İstanbul’un geleceğini kurtarma projesi’
Törende konuşma yapan Erdoğan, Kanal İstanbul’a İstanbul’un geleceğini kurtarma projesi olarak baktıklarını söyledi:
Kanal İstanbul projesini bundan 11 yıl önce milletimizle paylaşmıştık. Türkiye’nin bu süreçte yaşadığı iç ve dış badireler sebebiyle maalesef projenin ilerlemesi biraz gecikti. Bugün tüm hazırlıkları tamamlayıp proje kapsamındaki ilk köprünün temelini atmak üzere bir aradayız.
İstanbul Boğazı dünyanın en kalabalık gemi trafiklerinden birine sahiptir. Boğaz’dan 1930’lu yıllarda yılda ortalama 3 bin gemi geçiş yapıyordu. Günümüzde bu rakam 45 bine ulaştı. Sadece şehir içi ulaşım için 54 ayrı iskelede günde 500 bin kişilik insan trafiği de söz konusudur. Boğaz’dan geçen gemilerin uzunlukları 50 metreden 350 metreye kadar yükseldi. Her büyük geminin geçişi şehir için büyük risk anlamına geliyor.
Gençlere, Z Kuşağı’na sesleniyorum. İktidarda olan biler neler gerçekleştirdik bilmeniz gerekiyor.
Büyük gemilerin geçişi için Boğaz’ın kapatılmak zorunda kalması ve gemiler arasında bırakılması gereken mesafe ciddi zaman kayıplarına yol açıyor. Projeksiyonlara göre 2050 yılında Boğaz’dan geçecek gemi sayısının 78 bine ulaşması bekleniyor oysa Boğaz’ın güvenli gemi geçiş kapasitesi 25 bindir.
Kanal İstanbul’a İstanbul’un geleceğini kurtarma projesi olarak bakıyoruz.”
‘Kime sorulması gerekiyorsa onlara soruldu’
Cumhurbaşkanı Erdoğan, projenin her aşamasının hukuka ve bilime uygun şekilde yürütülerek tamamlandığını da ileri sürdü ve “kime sorulması gerekiyorsa onlara sorulmuş ve yola böyle çıkılmıştır” ifadelerini kullandı:
Her ne kadar birileri kendi yetki alanlarında olmayan hususlarla ilgili ‘Bize sorulmadı’ diye sızlanıyorsa da projenin her aşaması hukuka ve bilim uygun şekilde yürütüldü ve tamamlandı. “Bize sorulmadı” diyenlere sesleniyorum: Kime sorulması gerekiyorsa onlara sorulmuş ve yola böyle çıkılmıştır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı dediğimiz zaman duracaksın. ÇED raporlarını rahatlıkla bakanlık verebilir, bunu da öğreneceksiniz.
Yahu sizin zaten bu ülkede bugüne kadar dikili bir ağacınız yok. Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nü yaptık, orda da öyle çıldırdınız. Marmaray’ı yaptık, yine aynı şekilde önümüzü kesmeye çalıştınız. Çılgınlar gibi… Ama yaptık. Avrasya Tüneli’ni, Osmangazi’yi yaptık, İstanbul – İzmir yolunu yaptık onun da önünü kesmek istediniz. Dinlemedik, dedik ki ‘Kervan yürür’ ve kervan yürüdü.
Bizden önceki büyüklerimiz, 1.Köprü’yü yaptı, karşı çıktınız, FSM yapıldı karşı çıktınız. Sizi dinleseler bunlar olmayacaktı. Zaten bu hususlarda en küçük bir eksiklik, usulsüzlük olsaydı şimdiye kadar çoktan ortaya çıkardı. Bilimsel çalışmalara göre en makul, verimli hat olarak burası seçildi. 11 ayrı üniversiteden toplam 234 uzman görev aldı.
Kanal hattı boyunca 304 ayrı yerde 17 bin metrenin üzerinde sondaj 248 jeofizik etüt gerçekleştirildi. 3 bin 500 kişi görev aldı Bay Kemal. Biz neyi nerede kiminle yapacağımızı çok iyi biliriz. Bak bu bir çeşme açılış töreni değil. Bir çeşme musluk takma töreni de değil. Dünyada örnek kanallardan bir tanesinin temelini atıyoruz.”
Altı yıl içinde tamamlanacak
Kanal hakkında bilgiler de veren Cumhurbaşkanı, Kanal İstanbul’un yaklaşık 15 milyar dolarlık maliyetle altı yıl içinde tamamlanacağını kaydetti:
Kanalın uzunluğu tüm sevgili vatandaşlarıma sesleniyorum 45 kilometre. Taban genişliği minimum 275 metre, derinliği 21 metre olarak belirlendi. Bir başka ifade ile, 275 metre uzunluğa kadar petrol tankerleri ve 351 metre uzunluğa kadar konteyner gemileri bu kanaldan geçebilecek.
Kanal üzerinde birisi de bugün temeli attığımız olmak üzere toplamda 6 köprü inşa edilecek. Bugün birincisinin temelini atıyoruz. Mevcut ana karayolu ulaşım hatlarının tamamı için kanalın üzerinden köprü ile geçiş öngörülüyor.
Tam Karadeniz’e çıkıyoruz sağ tarafta bir lojistik merkezi ve muhteşem bir liman. Ülkemizin dış ticaretine yeni bir soluk getirecek. Kanalın her iki yanında planlanan 500 bin nüfuslu yerleşim alanlarının da İstanbul’un merkezindeki baskıyı ortadan kaldıracağına inanıyoruz. Kanal İstanbul, dünyanın en çevreci projesi olarak hayata geçirilecektir. Kanal İstanbul’u yaklaşık 15 milyar dolarlık maliyetle 6 yıl içinde tamamlamayı hedefliyoruz. Buradan geçecek gemilerden sağlanacak gelir ve liman başta olmak üzere elde edilecek kazançla Kanal İstanbul kendi kendini rahatlıkla finanse edecektir.”
Prof. Dr. Erbaş dua etti
Erdoğan’ın konuşmasının ardından Diyanet İşleri Bakanı Prof. Dr. Ali Erbaş, proje için dua etti. Erbaş’ın duasının ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve bazı siyasetçilerin butona basmasıyla Sazlıdere Köprüsü’nün temeli atılmış oldu.
Varlık dergisi son sayısında 80’nci yılı nedeniyle Garip akımı hakkında bir dosya yayımladı. Bu dosya (ve yıldönümü) vesilesiyle ben de uzun süredir açıp bakmadığım Garip şairlerinin kitaplarını ve bazı eski dergileri raftan indirdim hem o eski şiirleri hem de dönem ve şairler hakkında yazılanları okumak için.
Biliyorsunuz Garip deyince akla şairlerin isimlerinden bile önce bir yaşama sevinci gelir. Malum,
Deli eder insanı bu dünya
Bu gece, bu yıldızlar, bu koku,
Bu tepeden tırnağa çiçek açmış ağaç… (Orhan Veli)
Oysa akımın doğum tarihi, eğer Oktay Rifat ve Orhan Veli’nin Varlık dergisinde yayımlanan ve Melih Cevdet’e ithaf ettikleri Garip tarzı ilk şiirlerini alırsanız 1937’dir; Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet ortak imzasını taşıyan Garip kitabını alırsanız, 1941. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinden ve savaş yıllarından söz ediyoruz. Yani hava bugünkünden bile ağır olsa gerek. Ancak Garip akımının eski şiire, heceye ve şairane söyleyişe tepkisini bir yana bırakırsanız, bu şiir her şeyden önce yaşama sevincinin, dünyaya sıradan insanın iyimser gözüyle bakmanın şiiridir. Tabii Garip şairleri hem ilk kitapta hem de sonrasında toplumcu denebilecek bir şiir yazmışlardır, ama öfkeli bir toplumculuk değildir bu. Kavga şiiri değildir yani, ama yalnızlığın veya insanın iç sıkıntısının şiiri de değildir. Bana kalırsa fazla umutlu, klasik anlamda “geleceğe umutla bakan” bir hava da yoktur bu şiirlerde ama, bir nikbinlik şiiridir bu, Nazım Hikmet’in meşhur şiirine göndermeyle; âna dair bir gülümseyiş, iç aydınlığı vardır. Savaş yıllarının karanlığını,
Uçaklar gelecekmiş
Korkum yok benim
Kağıt gemilerim
Kurşun askerlerim hazır
Hem bunlar bozulursa
Babam yenilerini alır (Oktay Rifat)
diye karşılayan bir ironiyle.
Cevat Çapan’ın bir yazısında (Notos 75, 2019) Oktay Rıfat için söylediği gibi “gündelik yaşantının her ayrıntısını olağanüstü bir dünyayla sanki o dünyanın insanları ve nesneleriyle birdenbire karşılaşmışçasına çocuksu bir sevinçle algılaması ve bunu coşkuyla dile getirmesidir” bu şiir. Demek ki dizelerden içimize işleyen bu sevinç, mühim…
***
Bu hatırlama beni bugünü düşünmeye sevk etti. Bugün o türden yaşama sevincine benzer bir şey kaldı mı? Doğaya, denize, uyuyan çocuğa, uçan kuşa, güneşin doğmasına, batmasına, “telgraf direğine ve kırlangıca”, hatta sevmeye ve tutkuya bu tür bir yaşama sevinciyle bakabiliyor mu bugünün insanı, emin değilim. Bu hep beraber hayattan bezmiş olduğumuz anlamına gelmiyor elbette, ama bugün başka türlü bir kolektif duygu durumu egemen hale gelmiş gibi geliyor bana. Bu bir tür savunma hali, bir tür kendini koruma, kötü sürprizlerden sakınma hali belki. Gardımızı alıp, tüyleri kabarmış bir kedi gibi bakıyoruz hayata. Bu da giderek koyulaşan, kıpırdamaz, akmaz hale gelen baskı ortamının nefes almayı zorlaştıran havasıyla ilişkili olsa gerek.
Gece 12’den sonra müzik yasağı, önceki içki yasağı denemesi gibi, işte bu havayı daha da ağırlaştıran bir saldırı oldu. Pandemi bahanesiyle başlayan yeni bir kampanya, müziği, sanat etkinliklerini, eğlenceyi ve tabii arkadaşlarla birlikte keyifle yiyip içmeyi uçlara sıkıştırmayı, “toplumdan uzak bohemlerin sapkınlığı” olarak kodlamayı, yeraltına itmeyi, sağlık tehdidi yaratan bir muzırlık olarak algılatmayı amaçlıyor. Kendi anladıkları tarzda bir steril toplum yaratmayı hedefliyor olsalar gerek. Beğenmeyen yurtdışına göç etsin, evine kapansın, depresyona girsin istiyorlar. Tabii eğlenceden, müzikten, sanattan ekmek yiyenler de (kendi kontrolleri altındaki tekelci sektör, TV kanalları vb. hariç) yiyemesinler, ayaklarını denk alsınlar! Çünkü bu alanı tüketicisi ve üreticisiyle istedikleri kadar kontrol edemiyorlar; oralarda bir şeyler dönüyor ve bu hoşlarına gitmiyor.
Oysa ister ana caddelerde ister ara sokaklarda olsun bütün bunlar, en çok da müzik, her şeyden önce yaşama sevinciyle ilgilidir. Yaşama sevinciyle dolu bir toplum da kolay kolay tek adamlara boyun eğmez, hukuk ortadan kaldırıldığında, devlet hazinesi boşaltıldığında sessiz kalmaz, yeşil alanlar yağmalandığında susmaz. Gezi eylemleri sırasındaki mizahla yoğrulmuş yaşama sevincini biz unutsak da onlar asla unutmuyor.
***
Şiire geri dönelim… Garip akımının çıkış döneminde yazdığı şiirlerden biri Orhan Veli’nin:
Çayın rengi ne kadar güzel,
Sabah sabah,
Açık havada!
Hava ne kadar güzel!
Oğlan çocuk ne kadar güzel!
Çay ne kadar güzel!
Çok daha sonraki yıllardan, Perçemli Sokak’tan iki Oktay Rifat şiiri:
Köşe başını tutan leylak kokusu
Yakamı bırak da gideyim
ve
Dibi görünen denize bak
Bak
Bak
Dönelim bakalım bugünkü çaya, leylak kokusuna ve dibi görünen denize…
Daha fazla yazmaya ne gerek!
Savaş döneminde, yoksul, en azından mütevazı hayatlarda, siyasi baskının da eksik olmadığı “siyah-beyaz” yıllarda, belki de hâlâ hatırlanır geçmişte kalmış olan istibdat yıllarının, mütarekenin, işgalin ve savaşların ardından bir yenilenme, durulma, kendine gelme dönemiydi bu yaşama sevincini açığa çıkaran. Zamanla (yine şiirden gidersek) baskı dönemleri 50’lerin, 80’lerin daha içe dönük şiirini getirdi. Bugün ise ülke tarihinin en ağır baskı dönemlerinden birinde, her şeye rağmen hayata inanan insanların yaşama sevincini, ellerinden müziği, sanatı ve keyifli anları da alarak öldürmeye çalışıyorlar. Yaşama sevincine düşman bir yönetimin polisi gökkuşağının altında, birlikte, kendileri olarak, özgürce yaşamak isteyen insanların yaptığı pikniğe saldırıyor. İnsanlar gülümseten mavi gökyüzünden, dirilten serin Boğaz suyundan körelten beton kulelere, ölümcül beton kanallara sürülüyor. Yaşama sevincinin kaynağı olan ağacın, ormanın, akarsuyun ve akan hayatın karşısına iş makineleri dikiliyor. Çünkü bu yaşama sevinci tiranın olmadığı bir gelecek ihtimaline inanmayı mümkün kılıyor.
Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu baskı dönemi de uzun sürmeyecek, yaşama sevinci galip gelecek. Belki de bu dönem kapanınca her yenilenme döneminde olduğu gibi yeni bir iyimser şair kuşağı gelir, kim bilir…
O halde gece yarısı bir müzik açıp Oktay Rifat’a kaldıralım kadehimizi:
(…)
Rumelihisarı’nda Orhan’ın mezarı
Ne gittim ne gördüm gitmek de istemem
Taze ekmek bir parça beyaz peynir
Şimdi olsa şuracıkta rakı içer
Denize mi bakar kim bilir
Ben rıhtımdan suya atlarım
Altımda balıklar
Üstümde bulutlar
Ağzımın kenarında çırpıntılı Boğaz suyu
Pembe yalıya doğru yüzerim
Ruhumuza işleyen duygusal şarkıların birçoğu kırık bir kalbin yarattığı duygu yoğunluğunun ardından yaratılmış hüzünlü eserlerdir.
Ancak İngiliz genç şarkıcı Adele’in 21 yaşında iken yaşadığı ayrılığın hemen ardından yazdığı ve en büyük hitlerinden biri olan “Rolling in the Deep” kesinlikle bu kategoriye girmez.
Kendisinden 10 yaş büyük sevgilisi ile olan 18 aylık beraberliğinin bitmesinin üstünden henüz 24 saat geçmeden yapımcısını arayan Adele duygularını bir şarkıya aktarmak istediğini söyler. Bir gece öncesinde sevgilisi ile hararetli bir tartışma yaşamıştır ve kızgınlıktan köpürüyordur. Bir sene öncesinde başladığı bir balada devam etmeyi düşünür fakat yapımcısı onun ruh halini dikkate alarak şarkı için daha agresif bir form önerir. Şarkının yapısını değiştirip sözlerini de Adele’in deneyimlediği duyguları yansıtacak şekilde baştan yazarlar.
“Seni nihayet kristal kadar berrak görüyorum”, “Yapabileceklerimi hafife alma”
“Rolling in the Deep” 2010 Kasım’ında single olarak çıkar ve 12 ülkede 1 numaraya yükselir.
2009 Nisan’ından beri yeni albümü için yaptığı kayıtlardan memnun olmayan Adele, aradığı ilhamı kaderin bir cilvesi olarak yaşadığı ayrılığın ardından bulmuştur. Açılış şarkısının Rolling in the Deep olduğu yeni albümü “21”’deki şarkılara üzüntüsünü ve depresyonunu yansıtacaktır.
Rolling in The Deep şarkısının videosundan.
Adele albüm çalışmaları sırasında Hollywood’da iken bu sefer de eski erkek arkadaşının nişanlandığını öğrenir ve aldığı bu haber onu çok sarsar. Onunla evlenmeyi ümit ederken ayrılmışlardır ve o şimdi başkası ile evlenecektir. Akustik gitarda yatağının başında “Someone Like You ” adlı şarkısının ilk kıtalarını yazar.
Genç ve kırık bir kalbin derinliklerinden…
Yapımcı Rick Rubin’in tavsiyesi ile bu şarkı için 2007’de Grammy ödülü alan Amerikalı şarkıcı ve müzik yazarı Dan Wilson’la beraber çalışmaya karar verirler.
Adele ve Dan Wilson ilk kez Hollywood’daki Harmony stüdyosunda bir araya gelirler. Birbirlerini ilk defa görüyorlardır. Beraber Youtube‘da Rock and roll kraliçesi Wanda Jackson’un birkaç şarkısını dinlerler. Daha sonra piyanonun bulunduğu stüdyoya geçerler. Adele, Wilson’a ayrıldığı erkek arkadaşından ve onun başkası ile evlenmek üzere olduğundan bahseder. Kırılan kalbi ile ilgili tamamen kişisel bir şarkı yapmak istiyordur ve ona parçayı gitarda çalar. Wilson notaları piyanoya aktardığında Adele müziği daha ilham verici bulur ve kaydın geri kalan kısmına piyanoda devam ederler.
Bundan sonrasını Dan Wilson’dan dinleyelim:
Kayıt sırasında hiç görüş ayrılığımız olmadı. Belki birkaç kelimeyi düzeltmiş ya da ilave etmiş olabilirim ama Adele ne söylemek istediğini çok iyi biliyordu. Benim rolüm daha çok şarkının değişen bölümlerindeki akor değişimlerini sağlamak ve müziğe katkıda bulunmaktı. Melodiye karar verdikten sonra Adele o inanılmaz sözleri buldu ve böyle bir cümleniz varsa devamı çok kolay akar.”
”Bir anda davetsiz olarak karşına çıkmış olmaktan nefret ediyorum”
“Someone Like You”, evlenmek üzere olan eski sevgilisinin yeni bir eşi ve yeni bir hayatı olduğu gerçeği ile yüzleşmek için davetsiz olarak onun kapısına dayanan bir kadının gözünden bir kalp kırıklığı hikayesidir.
Şarkının sözleri çok ironiktir. Sevgilisine başka birini bulacağını söylemektedir ama garip ve obsesif bir şekilde de O’nun gibi birisini bulmak istemektedir.
“Boşver, senin gibi birini bulurum. Senin için de sadece en iyisini dilerim. “Beni unutma” yalvarırım. Şunu söylediğini hatırlıyorum. Aşk bazen uzun sürer bazen de acı verir.
Wilson ve Adele kaydı iki günde bitirirler. Kaydın ikinci gününde Adele’in sesi bir önceki güne göre daha pürüzlü olunca Wilson geri dönüp son nakaratı tekrarlamayı önerir. Wilson’un değimiyle bu seferki “daha duygusal ve yürek parçalayıcı” olur.
Vokal ve piyanonun sarsıcı etkisi
Adele ilk günün sonunda henüz bitmemiş olan kaydı annesine dinletir ve Wilson’a annesinin ağladığını söyler. Başta bir “Demo” olarak planlanan ve Wilson’un çaldığı piyano dışında hiçbir enstrümanın olmadığı kayıttan sonra orkestra ile yapılan kayıtta Adele istediği sound’u yakalayamaz. Plak şirketinin çekimserliğine rağmen albüme ilk kaydı koymaya karar verir. Wilson’un değimiyle demo-itis olmuştur yani şarkının ilk versiyonu, en çok sevileni olmuştur.
Eski sevgilisine karşı birçok şarkı yazdıktan sonra Adele bu şarkıda onu daha olumlu bir şekilde tanımlamaktadır. MTV’de gülerek şöyle söylemiştir:
Bu şarkıyı yazdım çünkü’Rolling in The Deep’ ve ‘Rumour Has It’ ‘te olduğu gibi bir pislik olmaktan tükenmiştim. Kızgın da olsam ve bazı pişmanlıklarım da olsa O hayatımda hiç kimsenin olmadığı kadar önemli idi ve onunla geçirdiğim iki yıl için kendimle barışık olmak adına Someone Like You’yu yazmam gerekiyordu. Ve bunu yaptığımdakendimi çok özgür hissettim.
Billboard dergisine göre 1958 yılında listelere başlandığından beri Hot 100′de birinci sıraya yükselen sadece vokal ve piyanonun olduğu tek şarkı Someone Like You ‘dur.1000’den fazla şarkının bu listede birinci sıraya yükseldiği düşünüldüğünde bu oldukça şaşırtıcıdır. Simon & Garfunkel’ın “Bridge Over Troubled Water’ı ve Elton John’un “Candle in the Wind”i bu formata yaklaşsa da her iki şarkıda da başka enstrümanlar da kullanılmıştır.
İşin ilginci Adele bu şarkısında hiç olamayacağı kadar bilge olduğunu, gerçekte hiçbir zaman bu sözleri söyleyemeyeceğini itiraf edip şöyle ilave etmiştir.
“ İnsanları bu kadar etkileyeceğini hiç düşünmemiştim. Bir daha böyle bir şarkı yazmayacağım. Tahmin ediyorum ki anılacağım şarkı bu olacak.”
(*) Albüm: 21
Kaynakça
Eames ,T. The Story of Someone Like you by Adele, April 2021
Waterman,D. The Story Behind The Song: Adele ,Someone Like you, American songwriter