Ana Sayfa Blog Sayfa 647

Türkiye’de ilk kez haftada dört gün çalışma denemesi

Aksa Akrilik, haftada dört gün mesai uygulamasına geçiyor. Akrilik Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdürü Cengiz Taş, uygulamanın 200 çalışanla üç ay süreyle deneneceğini duyurdu.

Dünyadaki şirketler yavaş yavaş haftada dört gün çalışma modeline geçiyor. Bu şekilde verimliliğin arttığı ve enerji maliyetlerinin düştüğü görülüyor.  Şimdiye kadar Belçika, ABD, Yeni Zelanda, İrlanda ve Kanada’da haftada dört gün mesai uygulamaları bazı şirketlerce denendi.

‣İngiltere’deki 70 şirkette pilot uygulama: Binlerce işçi haftada dört gün çalışacak
‣Unilever, Yeni Zelanda’da haftada dört günlük çalışmaya geçiyor

Türkiye’de ilk kez kurumsal bir şirket dört günlük mesaiyi uyguluyor

Şimdi de Türkiye’de ilk kez kurumsal bir şirket tarafından haftada dört gün mesai uygulaması hayata geçiriliyor.

DHA‘nın aktardığına göre; akrilik elyaf üreticisi Aksa Akrilik yöneticisi Cengiz Taş, konuyla ilgili şunları söyledi:

Avrupa’da birçok ülke, esnek çalışma seçenekleri ile hem çalışan memnuniyetinde, hem de iş sonuçlarında oldukça olumlu sonuçlar aldıklarını duyurdu. Biz de bu kapsamda, üç ay süre ile haftada dört gün mesai sistemini deneyerek iş dünyasına örnek olacağız. Bin 450 çalışanımızdan fazla mesai ücreti almayan yaklaşık 200 çalışanımıza uyarlanacak uygulamamız sonrası sonuçları duyuracağız. Uygulama kapsamındaki çalışanlarımızın performansını iş sonuçları ve hedeflere göre ölçeceğiz.”

Uygulamanın 1 Ocak ile 31 Mart 2023 arasında uygulamanın yürütüleceğini söyleyen Taş, “Pilot uygulamanın iş sonuçlarımızın kalitesini artırarak katkı sağlayacağına inanıyoruz. Ayrıca süregelen haftada iki gün evden çalışma sistemimiz de devam edecek” dedi.

Deniz Poyraz davasında karar: Onur Gencer’e ağırlaştırılmış müebbet ve dokuz yıl hapis cezası

“Girdiğimiz ilk andan itibaren duruşma salonuna sinyal vermeden girmemiz bekleniyor. Yani bir avukatın kemerine ayakkabısına kadar aramak istiyorlar. Bunu kabul etmedik, edemeyiz. Bizler yargılamanın üvey evlatları değil asli kurucu unsuruyuz. Böyle bir itibarsızlaştırma çabasını kabul etmedik. Yargılama içerde devam ederken bunun mücadelesini verdik. Daha sonra mahkeme başkanının kendi talimatı olmadığı yönünde bir ifade ile karşılaştık. İçeriye girebildik ancak bir önceki celse verilen ve hukuki hiçbir geçerliliği olmayan yetki belgesiyle duruşmaya katılan avukatların kabul edilmeyeceği yönünde verilen karardan geri adım atılmayacağını öğrenince salonu terk ettik. Şu anda içerde bir yargılama yapılıyor ama avukatsız yargılama yapılıyor. Sadece bir tane sanık avukatı var. Böyle bir yargılamayı kabul etmeyeceğiz. Bugün içerdeki mahkeme salonu maalesef ki Türkiye’de iktidarın istediği salondur”

Açıklamanın ardından avukatlar cezaevi önünde oturma eylemine başladı.

Duruşma öncesi HDP’nin çağrısıyla cezaevi önünde bir araya gelen çeşitli siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri de burada bir basın açıklaması düzenledi. Açıklamaya, Poyraz’ın ailesi, HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar ve milletvekilleri Murat Çepni, Serpil Kemalbay, Züleyha Gülüm, Pero Dündar ile CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da katıldı.

Burada konuşan Mithat Sancar, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye yönelik sistematik bir faaliyet yürütüldüğünün altını çizdi. Davanın karar duruşması olduğunun belirtildiğine de dikkat çeken Sancar,  şunları söyledi: “Olayın gerçekleştiği andan itibaren soruşturma aşamasında gerçeğin ortaya çıkmasını engellemeye yönelik sistematik bir faaliyet yürütülüyor. Bu cinayet sıradan bir cinayet değildir. Bir kişinin hiç tanımadığı bir insanı hunharca, canavarca katletmesi ancak siyasi nedenlerle açıklanabilir. Çünkü katlettiği kişi, Deniz Poyraz yoldaşımızın bulunduğu bina, Türkiye’nin 3’üncü büyük partisinin il binasıdır. Bu şehir Türkiye’nin 3’üncü büyük şehridir. Bu şehrin göbeğinde Türkiye’nin 3’üncü büyük partisinin il binasına girip katliam amacıyla bir cinayet gerçekleştiren kişi tek başına olamaz.”

Kaos planının toplumu dizayn etmek amacıyla devreye sokulduğunun altını çizen Sancar, hakikatin ortaya çıkabilmesi için de cinayetin ardındaki bütün bağlantıların ortaya çıkarılmasının gerektiğini vurguladı.

Gencer: Kan kusturdum, pişman değilim

Duruşmada ilk olarak iddia makamı mütalaasını tekrarladı. Esas hakkındaki mütalaa hakkında savunma yapan sanık Gencer, Kin yuttum kan kusturdum. Asla pişman değilim” dedi. Gencer, son sözünde de aynı cümleleri tekrarladı.

Savunmanın ardından kararını açıklayan heyet, Gencer’e indirimsiz olarak, “tasarlayarak kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verirken, “mala zarar verme” suçundan dört yıl, “konut dokunulmazlığını ihlali” suçundan iki yıl ve “ateşli silahlar kanununa muhalefet” suçundan da üç  yıl hapis cezasına hükmetti. Gencer, toplamda ağırlaştırılmış müebbet hapis ve dokuz  yıl hapis cezasına çarptırıldı.

[Ankara’nın iklim gündemi-9] Yeşiller Partisi: Ne kadar güneş ve rüzgar, o kadar demokrasi ve özgürlük

Röportaj: Hilal KÖYLÜ

*

Akkuyu Nükleer Santrali inşaatının durdurulması ve Rusya’yla yapılan anlaşmanın iptal edilmesi, çöp ithalatının yasaklanması, kömürden çıkışının planlı bir şekilde hayata geçirilmesi Yeşiller Partisi’nin “Yeni Yeşil Düzen” anlayışının olmazsa olmazları.

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Özlem Taşdemir Teke, Türkiye’de demokrasi ve özgürlük arayanların her alanda doğanın haklarını öne çıkarması, doğaya uyumlu politikalar geliştirilmesini savunması gerektiğini söylüyor. Teke, bunun nasıl yapılması gerektiği ve iklim kriziyle mücadelenin basamaklarına dair Yeşil Gazete’nin sorularını yanıtladı.

Doğa hakları ve doğaya uyum temel felsefe

Yeşiller, iklim kriziyle mücadele için nasıl bir plan öngörüyor? Nedir sizin temel ilkeleriniz, felsefeniz?

İklim krizi insanlığın bugüne kadar karşı karşıya kaldığı en ciddi sorun. Dünyanın sıcaklığındaki artış kritik eşik olan 1,5 dereceye yaklaştı. Türkiye’nin de içinde yer aldığı Doğu Akdeniz havzası iklim değişikliğinin etkilerinden en çok etkilenecek bölgelerin başında geliyor. Aşırı sıcak hava dalgaları kuraklık, devasa orman yangınları, bir taraftan da kuzeyde aşırı sellerin sıklığının arttığı bir durumun zaten içindeyiz. İklim krizi günlük yaşamı ve ekonomiyi derinden etkilerken ekosistemlerin tahrip olduğu, canlıların 6.kitlesel yok oluşu yaşadığı sürecin de  temel sebebi. BM raporları 1 milyon türün yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor.

İklim krizinin temel sebebi fosil yakıtlar ve buna dayalı ekonomik sistemin dönüşüme karşı gösterdiği direnç. Tüm bu sorunlara bütüncül ekolojik bir yaklaşımı mümkün kılacak yeşil politikalarla çözüm üretebiliriz. Yeşiller olarak, doğa merkezli bir yaklaşımın mümkün olduğunu biliyor, bütün politikaların doğanın haklarını esas alan ve doğa ile uyumu gözeten bir şekilde tasarlanması gerektiğine inanıyoruz. İnsan etkinlikleri için işgal edilen, kötüye kullanılan ve tahrip edilen doğal yaşam alanlarının korunması Yeşiller’in değişmez önceliklerindendir.

‘Yeşil Yeni Düzen politikalarına geçeceğiz’

Yeşil ilkelerimizden biri olan “İklim krizi ile mücadele” parti programımızın da odağını oluşturuyor. Programda belirttiğimiz üzere iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımlarını radikal bir şekilde azaltacak politikalar uygulayacağız. Enerji, sanayi, ulaşım, kent, yerel yönetim, göç, sağlık, sosyal haklar, tarım ve gıda başta olmak üzere bütün politika alanlarını iklim kriziyle mücadele amacıyla uyumlu hale getireceğiz.

Paris Anlaşması’nda belirtilen küresel ısınmayı 1,5 derecede sınırlama hedefine bağlı kalacağız ve 2050’ye kadar fosil yakıt kullanımını tamamen terk etme hedefi doğrultusunda, ekonomide derin bir karbonsuzlaşmayı amaçlayacağız.

Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa Birliği’nin 2050 yılına kadar tamamen karbondan arınmış bir ekonomi haline gelmesini amaçlamak ile birlikte iklim ve ekonomi politikaları ile sınırlı olmayan, tüketici politikalarından eğitime, istihdam politikalarından dış politikaya birçok alanda dönüşümü sağlayacak kapsamlı politikalar bütünü ve bu politikalar coğrafi ve ekonomik ilişkiler bağlamında Türkiye için de çok belirleyici.

Avrupa Yeşil Yeni Düzeni’nin temelini oluşturan mutabakat metni, yasal dayanakları olan sistemsel değişiklikleri öngörüyor. Yeşil Mutabakat’la uyumlanma karbon nötr bir patikaya adil geçiş mekanizmasıyla geçişi mümkün kılarak geçişin kırılgan gruplar üzerindeki etkisini en aza indirecektir. Bu uyumlanma sürecine karşı koyarak, fosile dayalı enerji yoğun endüstrilerde, hafriyat ekonomisinde (extractivist economy) ısrar edilmesinin maliyeti çok yüksek olacaktır. Ekonomide dönüşümü sağlayacak Yeşil Yeni Düzen, yaşadığımız çoklu krizler çağına, bu krizlerin (ekolojik,ekonomik ve sosyal)  birbiriyle derinden ilişkisini görerek çözümler üreten adil ,sosyal ve ekolojik bir modeli  sağlayacak politikalar bütünüdür.

‘Kömür madenciliği insan ve doğa hakkı ihlali’

İktidara gelmeniz ve/ya ortak olmanız halinde kömürlü termik santralleri kapatacak ve kömürden çıkacak mısınız? Buna ilişkin bir tarihiniz ve geçiş yönteminiz var mı?

Öncelikle kömür madenciliğini bir iş kolu olarak değil insan ve doğa hakkı ihlali olarak nitelemek gerektiğini düşünüyorum. Zonguldak örneği dünyada yaşananların bir benzeri ve deniz kıyısında balıkçılık ve tarımla geçimini sağlayan köylülerin yasal dayatmalarla madene zorla indirildiği toplumsal belleğimizden ne yazık ki silinmiş. Tarımsızlaşma politikaları 70’li yıllarla birlikte  enerji üretiminde kömürlü termik santrallerin temel alındığı enerji politikalarıyla birleşerek köylüleri madenciliğe mecbur bırakmış. İş güvenliği ve işçi sağlığı sicilinin oldukça bozuk ve ölümcül kazaların hala  yaşanıyor olması ayrıca bir sorun. İklim krizi ve ekolojik etkileriyle birlikte “eko kırım” suçu olduğunu söylemek gerek.

Avrupa’da 23 ülke iklim krizine neden olan kömür santrallerini kapatma kararı aldı. Bu ülkelerden 10’u şimdiden kömürle vedalaştı. Bazı ülkeler ise en geç 18 yıl içinde bu santralleri kapatacağını duyurdu. Resmi tarih belirlemeyen dört ülke var: Polonya, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Türkiye.

Kömürden çıkış iklim krizine karşı ülkelerin birincil olarak atması gereken adım. Fosil yakıtlar içinde dünyada en yaygın olarak bulunan ve en yüksek emisyona sahip olan kömür, Türkiye’de karbondioksit emisyonlarının üçte birinden sorumlu. Türkiye’de elektrik üretiminde kömürün payı %31,40 . Hava kirliliğinden kaynaklanan ölümler ve hastalıklar da bazı büyük şehirlerin yanı sıra büyük ölçüde kömürlü termik santralların olduğu bölgelerde yoğunlaşıyor. Ancak kömür ısrarı, Türkiye’nin enerji politikalarını domine ederek, yenilenebilir enerji dönüşümüne karşı direnci sürdürüyor.

Geçen yıl COP 26’da imzalanan Glasgow İklim Paktı’nın en önemli sonuçlarından birisi de kömürden çıkışın ilk kez bu tür metinlere girmesi oldu. IPCC’nin altıncı değerlendirme raporunda altı çizilen aciliyet, 1.5 derece hedefiyle birlikte kömürden çıkışın önemini net bir şekilde ortaya koyuyor.

İstihdam yaratma, sendikalaşma, sosyal kapsayıcılık, çalışan açısından sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları yaratma gibi performanslarının gittikçe düştüğü bilinen termik santrallerin; kömüre ve kömürlü termik santrallere teşviklerin kalktığı, karbonun maliyetlere eklendiği koşullarda en kolay ve hızlı bir ilk adım olarak sistemden çekilmesinin mümkün olduğunu birçok bilimsel raporda görmek mümkün.

Planlı ve adil bir geçişin tasarlanması, çalışanların sosyal faydasına yönelik politikalar, beceri dönüşümü, iş yerinde eğitim, emeklilik paketleri, yerel kalkınma planları ile işyeri ve işveren teşviklerini de içermelidir. Özellikle enerjide yenilenebilir alternatiflere geçiş; enerji demokrasisini sağlayacak, kooperatifler gibi müştereklerin yaygınlaşmasıyla birlikte desantralizasyonu da sağlayacaktır. Yeşiller’in Avrupa’da enerji kooperatifleriyle ortaya koyduğu yurttaş enerjisi uygulamaları savaş ve enerji krizine verilebilecek en iyi yanıt.

Ne kadar güneş ve rüzgar o kadar demokrasi ve özgürlük…

‘Adil geçiş mekanizması önceliğimiz’

Paris İklim Anlaşmas’ının gerekleri kömürden çıkış, 2030 azaltım ve 2050 net sıfırı, Türkiye için değerlendiren bilimsel çalışmalar bizim politikalarımız için de kılavuz niteliğinde. Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın sosyal açılımı Adil Geçiş Mekanizması’nın adil ve yeşil dönüşümü sağlayan politikalarıyla birlikte bu süreci yürütmek önceliğimiz olacaktır. İPM’nin hazırladığı Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası: 2050’de Net Sıfır raporunun sonuçlarına göre Türkiye ekonomisinde fosil yakıtların terk edilmesi ve yenilenebilir enerjiye geçilmesi, enerji verimliliği ve bu alanda faaliyet gösteren sektörlerin elektrifikasyon aracılığıyla 30 yıllık sürede önemli oranda karbonsuzlaştırılması 2050’lerin başında net sıfır hedefine yaklaşılmasını olanaklı hale getirecektir.

İlgili raporda yer alan varsayımlarda mevcut ekonomik düzenin temel özellikleri korunmaktadır; ağırlıklı olarak enerji dönüşümü ve karbonsuz teknolojilere yapılacak yatırımlara dayalı politika değişikliklerinin çıktıları gösterilmektedir.

Bu rapora göre 2035’te  kömürden çıkmak mümkün. Doğal gazı geçiş enerjisi olarak kullanmak ve benzer şekilde elektrik üretilmesi sürecinde doğal gaz, şebeke esnekliği gibi konulara daha iddialı çözümler geliştirilerek 2050’den önce tamamen bırakılabilir. Modern yenilenebilir enerji (rüzgâr, güneş, jeotermal ve biyokütle) kurulu gücünün elektrik kurulu gücündeki payı 2030’da %50’ye yükseltilebilir.

‘Nükleer karşıtlığı varoluşsal bir olgu’

Nükleer enerjiyle ilgili partinizin tavrı nedir? Temiz enerji olduğunu düşünüyor musunuz?Bir iktidar ortaklığı durumunda Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşasına devam edecek misiniz?

Nükleer karşıtlığı Yeşiller açısından varoluşsal bir olgu demek yanlış olmayacaktır. Nükleer santrallar, endüstriyalizmin ve yüksek teknoloji mitinin topluma dayatılmasının örneklerindendir. Yeşil felsefenin  doğa ve insan haklarını temel alan ilkeleriyle nükleer tam bir karşıtlık içeriyor. Nasıl bir  akıl tutulması olduğunu açmaya çalışacağım:

Temiz bir enerji olduğu iddjası nükleer lobisinin son yıllarda iklim krizini fırsata çevirmek için kullandığı bir argüman. Nükleerin işletim aşamasında karbon salımına yol açmamasından yola çıkıyorlar. Oysa madencilik aşamasında ciddi bir karbon ayak izi var. Bu yıl yaşanan sıcak hava dalgaları ve kuraklık Fransa ve Amerika’da nükleer santrallerin çalışamamasına neden oldu. İklim krizine çözüm olamayacağı gibi temiz olması da mümkün değil.

Planlama aşamasından işletmeye alınmasına kadar geçen kurulum süresi ortalama 14 yıl. Bu zaman diliminde fosil yakıt kaynaklı hava kirliliğinden 93 milyon erken ölüm olacağı öngörülüyor. Oysa güneş ya da rüzgar çiftlikleri için bu süre iki-beş yıl, çatıya kurulacak bir güneş panel sistemi ise altı aylık bir  sürede yapılabiliyor.

Maliyetler ,yenilenebilir enerji hızla ucuzlarken, nükleer daha da pahalanıyor. WNISR (Dünya Nükleer Enerji Durum Raporu) 2020 raporuna göre 2009 ile 2019 arasındaki on yıllık dönemde  güneş enerjisi  %89, rüzgar %70 daha ucuzlarken nükleer %26 daha pahalı hale geldi.

Nükleer silahların yayılma riski, hem zenginleştirilmiş uranyum hem de plütonyum elde edilmesi nedeniyle devletlerin ya da terör örgütlerinin silah elde etme olasılığı belirgin bir şekilde artıyor.

Erime Riski: 2021 iki önemli nükleer felaketin; Fukuşima‘nın 10’uncu,  Çernobil’in ise 35’inci yılına denk geliyordu. Kolektif hafıza açısından bu anmaları çok önemsiyorum. Üstelik ne Çernobil ne de Fukuşima bitmiş değil.

Madencilik ve kanser riski: Uranyum madenciliği, doğal olarak içerdiği radon gazı dolayısıyla madencilerde ciddi oranlarda kansere bağlı ölümlere neden olmuştur. Bu konuda yapılan bir çalışma %10 oranında madene bağlı kanserden ölümü raporlamış.

Karbon eşdeğeri emisyonlar ve hava kirliliği: Sıfır karbon nükleer santral diye bir şey mümkün değil. Mevcut santraller bile ihtiyaç duydukları uranyum nedeniyle madencilik ve uranyumun işlenmesinden kaynaklı ciddi emisyonlara neden olurlar.

Atık Riski: Yakıt çubukları radyoaktif atıklardır ve 200 bin yıl boyunca bakımı ve finanse edilmesi gerekir. Neandertaller bir şekilde bu atıkları gömmüş olsaydı biz hala o atıkları korumak ve tüm süreçleri finanse etmek zorunda kalacaktık. Bu atıkların yeraltı ve yerüstü su kaynaklarına sızması olasıdır ve yaşamı tehdit eder. Aradan geçen 65 yılda nükleer teknolojisi atık sorununa hiç bir çözüm sunabilmiş değil.

‘Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı hemen durdurulmalı’

Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili tavrımızı 19  Mart 2022’de “Akkuyu Kapatılsın” kampanyamız ile duyurduk. Türkiye, 2010’da yaptığı anlaşma ile Mersin-Akkuyu bölgesini, nükleer santralin yapım, işletme ve söküm aşamalarının sonuna kadar Rusya’ya tahsis etmişti. Bölgenin ve tesislerin olası bir savaş halinde nükleer-askeri üs olarak kullanılması bile mümkün. Rusya’nın Ukrayna’yı askeri operasyonla işgali ve özellikle de kontrol altına aldığı nükleer santraller, Akkuyu’nun ne kadar büyük bir tehlike yarattığını bir kez daha gösterdi.

Teknolojisinden, yapım ve işletimine kadar bizim tamamen  dışında kaldığımız şeffaflığın esamesinin okunmadığı bir süreç. Burada üretilen enerjiyi çok pahalıya satın almak zorunda kalacağız. 100 yıllık bir süreçte bölge Ruslara terk edilmiş olacak. Hammadde ve teknoloji bağımlılığı, atık sorunu, kaza ya da saldırı olması durumunda yaşanacak felaketlerin her birisi ayrı önem ve ciddilikte. Bu risklerin her biri yapım maliyetleriyle birlikte kamunun üstünde.

Tüm bu nedenlerden ötürü Türkiye, Akkuyu Nükleer Santrali inşaatını hemen durdurmalı, Rusya ile yaptığı anlaşmayı gerekirse tek taraflı olarak feshetmeli ve projeyi derhal iptal etmelidir.

‘Çöp ithalatı yasaklanmalı’

Çöp ithalatının durdurulması Türkiye için neden hayati önemde? Nedir bu konuda planınız?

Kesinlikle durdurulması gereken, yeni bir kolonyalist süreç olarak tanımlıyoruz. Avrupa çöplerini kaynakta ayrıştırmayı başarıyor. Tek kullanımlık yaşam kültürünün oluşturduğu bu devasa yığınlardan kurtulmanın yolunu da bizim gibi doğanın ve insan emeğinin ucuz olduğu ülkelere göndermekte bulmuş.

2018 yılında Çin’in bu atıkların alımını yasaklaması üzerine Türkiye bu çöpleri yoğun bir şekilde almaya başladı. Burada verilen devlet teşviklerinin belirleyici olduğunu biliyoruz. Plastiğin önemli bir bölümününde geri dönüşüm mümkün değil. İşletmelerin illegal yollarla bu atıklardan kurtulduğunu ortaya koyan bilimsel çalışmalar var. Plastiğin yakılmasının karbon salımından, zehirli atıkların hava, toprak ve su ekosistemlerine karışmasının yaratacağı yıkıcı etkileri, çevre ve sağlık maliyetleri asla bu ürünlerin fiyatına dahil edilmiyor.

Türkiye’nin hem ithalatı yasaklamak hem de kaynağında ayrıştırma, sürdürülebilir alternatiflerin oluşturulması gibi politikalara ihtiyacı var.

 

 

Yılın on iklim felaketi: Binlerce insan öldü, binlerce kişi göç etti, mali kayıp en az 200 milyar dolar

Uluslararası yardım ve kalkınma kuruluşu Christian Aid‘in “2022’nin Maliyeti: İklimin Çöktüğü Yıl” başlıklı raporuna göre; bu yılki en maliyetli 10 iklim felaketinin her biri üç milyar doların üzerinde ekonomik hasara neden oldu.

AA‘dan Nuran Erkul Kaya‘nın aktardığına göre; söz konusu maliyetler sadece sigorta kapsamında karşılanan kayıplara göre hesaplandığından iklim felaketlerinin gerçek maliyetlerinin daha yüksek olacağı tahmin ediliyor.

Ekonomik maliyeti en yüksek iklim felaketlerinin, sigortayı karşılama oranı yüksek gelişmiş ülkelerde daha fazla olduğu görülüyor.

‣ ‘Batı, Pakistan’daki büyük seli görmezden geliyor: Uyarıyı dikkate almazsanız yarın siz olacaksınız’
Pakistan’ın Sind Eyaleti’nin Qambar Shahdadkot ilçesinde kadınlar, muson yağmurlarından sonra sular altında kalan evlerinden kurtarılan eşyalarını taşıyor.

Öte yandan, gelişmiş ülkelere kıyasla iklim değişikliğine etkisi çok daha az olan gelişmekte olan ülkelerde ise sigortanın karşıladığı maliyetler düşük seyrediyor.

Buna göre, eylülde ABD‘nin güney kıyılarını ve Küba‘yı etkisi altına alan Ian Kasırgası‘nın ekonomik maliyeti en az 100 milyar doları bulurken, kasırga nedeniyle 40 binin üzerinde kişinin göçe zorlandığı hesaplanıyor.

Bin yedi yüzün üzerinde insan hayatını kaybetti

Haziran ve Eylül 2022’de Pakistan‘da yaşanan sellerin ekonomik maliyeti Dünya Bankası tahminlerine göre 30 milyar dolar seviyesinde olmasına karşın sigortanın karşıladığı maliyet en az 5,6 milyar dolar seviyesinde bulunuyor. Hükümetin açıklamasına göre, ülkede 33 milyon insan selden etkilendi; en en az yedi milyon kişi yaşadığı yeri terk etti ve en az bin 700’ün üzerinde insan hayatını kaybetti. Pakistan hükümeti ise etkilenen kişi sayısını 33 milyon olarak açıkladı.

Yaz aylarında Birleşik Krallık ve Avrupa‘da etkili olan sıcak hava dalgası ve kuraklığın neden olduğu maliyetler en az 20 milyar dolar, yazın Çin‘de yaşanan sellerin maliyeti de en 12,3 milyar dolar olarak hesaplanıyor. Çin’deki seller nedeniyle 239 kişi yer değiştirdi.

Avrupa sıcak dalgasıyla boğuşuyor
Eylül ayında Pakistan’ın güneybatısındaki Belucistan eyaletinin Jaffarabad ilçesinde muson yağmurlarından kaynaklanan sel kurbanları sığırlar için saman taşımak için derme çatma bir mavna kullanıyor.

Kuraklık bir yıl sürdü

Şubat Mart 2022’de Avustralya‘da meydana gelen sellerin maliyetinin ise en az 7,5 milyar dolar olduğu ve 60 binin üzerinde insanı yaşadığı yeri terk etmeye zorladığı tahmin ediliyor.

Yine şubatta Avrupa ve Birleşik Krallık’ta etkisini gösteren Eunice Fırtınası‘nın ekonomik hasarı 4,3 milyar doları aşarken, fırtına nedeniyle 16 kişi yaşamını yitirdi.

İklim krizi Avrupa’yı fırtınalarla vuruyor
1990’larda Lindoso rezervuarının sularıyla yok olan ve Avrupa’yı etkileyen tarihi kuraklık nedeniyle görünür hale gelen Lobios, Galiçya, İspanya’daki eski Aceredo köyü, Nisan 2022. Özellikle kurak yıllarda, eski Aceredo köyünün parçaları ortaya çıkıyordu, ancak daha önce hiç yağmurlu ayların ortasında köyün iskeleti bütünüyle ortaya çıkmamıştı. Bu yıl kuraklık ve sıcak dalgaları nedeniyle büyük endişe yarattı.
Fotoğraf: Lorenzo Couto/Yılın Çevre Fotoğrafçısı – 1.5’i Canlı Tutmak | Aceredo

Fiona Kasırgası 13 bin kişiyi yerinden etti

Eylülde Karayipler ve Kanada‘yı etkileyen Fiona Kasırgası da iki hafta içinde en az 3 milyar dolar ekonomik kayıp oluşturdu. Kasırga, 13 bin kişiyi yerinden etti ve 25 kişinin ölümüne yol açtı.

Güney Afrika‘da nisanda yaşanan sel felaketi 40 bin insanı yerinden etmeye ve 459 kişinin hayatını kaybetmesine neden olmasının yanı sıra en az üç milyar doları aşan ekonomik maliyet oluşturdu.

Çin ve Brezilya’da tüm yıl boyunca süren kuraklığın ekonomik hasarı ise sırasıyla en az 8,4 milyar ve 4 milyar dolar olarak hesaplandı.

Fiona Kasırgası Bermuda’ya ilerliyor 

Felaketler, iklim krizinin ciddiyetini gözler önüne serdi

Raporda hesaplanabilen ekonomik kayıpları ilk 10’a girmeyen ancak insani etkileri yüksek ve iklim krizi açısından endişe verici boyutlara ulaşan birçok iklim felaketi de yer alıyor.

Meizhou, Çin, Ağustos 2022 – Fotoğraf: AA

Nijerya, Kamerun, Mali ve Nijer’de etkisini gösteren Batı Afrika selleri nedeniyle 600 kişi ölürken, 1,3 milyon kişi yerinden oldu. Bangladeş‘teki Sitrang Siklonu nedeniyle bir milyon insan evini terk etti.

Afrika Boynuzu‘ndaki kuraklığın 36 milyon kişiyi etkilediği tahmin edilirken, Filipinler‘deki tropikal fırtına nedeniyle 850 bin kişi, Malezya‘daki seller nedeniyle 70 bin kişi yer değiştirmek zorunda kaldı. Brezilya’daki seller de bin 400 kişiyi yerinden etti.

Hindistan ve Pakistan‘daki aşırı sıcak hava dalgaları, Afrika’nın güneydoğusundaki fırtınalar, Şili, Arktik ve Antarktik‘teki aşırı sıcak dalgaları da iklim krizinin etkilerini gözler önüne seren felaketler olarak öne çıktı.

Sitrang Fırtınası Bangladeş’te bir milyon kişiyi vurdu
Pakistan’ın Sind eyaleti. Bin 400 kişi hayatını kaybetti. Fotoğraf: Muhammed Semih Uğurlu/ AA

Emisyonlarda düşüş olmazsa insani ve finansal maliyetler artacak

Christian Aid Üst Yöneticisi (CEO) Patrick Watt, rapora ilişkin değerlendirmesinde, her biri en az üç milyar dolara mal olan felaketlerin, iklim krizine karşı aksiyon almamanın faturasını gösterdiğini belirterek, “Dolar figürlerinin arkasında milyonlarca insanın kaybı ve acısının hikayesi var. Sera gazı emisyonlarında büyük düşüşler olmadan, bu insani ve finansal maliyet sadece daha da çok artacak” dedi.

İklim değişikliğinin insani maliyetinin sellerin yıktığı evlerde, fırtınaların yol açtığı can kayıplarında ve kuraklığın zarar verdiği geçim kaynaklarında görüldüğünü aktaran Watt, “Özellikle iklim krizinin etkilerine karşı ön cephede yaşayan insanlar arasındaysanız bu yıl bu açıdan oldukça yıkıcı oldu.” ifadesini kullandı.

Polonya’nın Gdansk kentindeki limana gerçekleştirilen kömür sevkiyatı. Fotoğraf: Artur Widak / AA

‘Daha iddialı aksiyon alınmalı’

Merkezi Kenya‘da bulunan iklim ve enerji düşünce kuruluşu Power Shift‘in Afrika Direktörü Mohamed Adow ise iklim krizinin sel, kuraklık, aşırı sıcak hava veya siklon fark etmeksizin etkisini gösterdiğine dikkati çekerek şu değerlendirmede bulundu:

“Bu felaketler, 2023’te neden acilen ve daha iddialı şekilde aksiyon alınması gerektiğinin kanıtı. Fosil yakıtların devreden çıkarılmasına, yenilenebilir enerji kurulumlarının hızlanmasına ve iklim krizine karşı kırılgan durumda olanların daha fazla desteklenmesine ihtiyaç var. Örneğin, Afrika’da iklim krizinde en az sorumluluğu bulunan insanlar iklim krizinden en fazla zarar görenler. Bu nedenle 2023 herkes için bir uyanış yılı olmalı ve dünya yönünü doğru tarafa çevirmeli.”

Konserve balık ambalajında mikroplastik bulundu

Çukurova Üniversitesi (ÇÜ) Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi ve Yeşil Gazete yazarı Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, işlenmiş deniz ürünlerindeki mikroplastiklerin varlığını saptamak için Türkiye pazarında yer alan yedi üretici firmaya ait 33 farklı ton balığı markasını incelemeye aldı.

Laboratuvar ortamında ışık mikroskobu ve mikro-raman mikroskobu kullanarak yapılan incelemede her bir kutuda en az bir tane mikroplastik tespit edildi.

Tek bir poşet çayda 13 bin mikroplastik parçacığı tespit edildi
Mikroplastik ilk kez insan kanında tespit edildi
Yaşayan insanların akciğerlerinde ilk kez mikroplastik görüldü
Antarktika’nın yeni yağmış karında ilk kez mikroplastik tespit edildi

‘Paketlemeden kaynaklanıyor’

Tespit edilen plastik kirliliğinin çoğunlukla paketlemeden kaynaklandığına dikkat çeken Gündoğdu, “Mikroplastiklerin yapısının, özellikle metal ambalajların iç yüzeyinin kaplanmasında kullanılan malzeme ile aynı yapıda olduğunu gördük. Ambalajda plastikten uzaklaşmak, çevre ve insan sağlığına zararı olmayan malzemeler kullanılmak gerektiğini bir kere daha ortaya koyan bir çalışma oldu” dedi.

Hollanda’daki çiftlik hayvanlarının etinde, sütünde ve kanında mikroplastik tespit edildi
Araştırma: Kağıt bardaklardan sıcak içeceklere ve suya mikroplastik geçiyor
Araştırma: Teflon tava üzerindeki tek bir çizik, binlerce mikroplastik parçacığı açığa çıkarıyor

Plastiklerin aynı zamanda hormon bozucu ve kanserojen etki yapan kimyasallar içerdiğini vurgulayan Doç. Dr. Gündoğdu, bu durumun da insan sağlığı üzerinde çeşitli olumsuz sonuçları olabileceğini kaydetti.

AB, Aliağa’daki iki tersaneyi onay listesinden çıkardı

Avrupa Komisyonu, “Avrupa Birliği (AB) Onaylı Gemi Geri Dönüşüm Listesi”nde bulunan sekiz Türk tersanesinden ikisi olan Işıksan ve Şimşekler’i, onay listesinden çıkardı.

ekonomim.com’dan Aysel Yücel’in aktardığına göre, kararın gerekçesinde Işıksan’ın AB’den gelen gemiyi listede olmayan komşu tersanesinde söküme gönderdiği, Şimşeklerin ise yeterli güvenlik önlemlerini sağlamadığı için iş cinayetine neden olduğu belirtildi. Söz konusu şirketler, bundan böyle AB bayraklı gemilerin sökümünü yapamayacak.

Işıksan’la ilgili, daha önce de taşeron şirketlere kontrolsüz asbestli gemi sökümü yaptırdığı belirlenmişti. 

Türkiye, Akdeniz’de gemi geri dönüşüm faaliyetlerinin sektör olarak yapıldığı tek ülke konumunda. Dünyadaki gemi geri dönüşüm faaliyetlerinin yüzde 97’si Türkiye’nin de dahil olduğu beş ülke tarafından yapılıyor. Türkiye’de AB onaylı sekiz gemi söküm tesisi bulunuyor.

Gemileri başka tesislere gönderiyorlarmış

Komisyon, Işıksan Tersanesi’ne ilişkin incelemesinin sonucunda, tesisin listeye girmek için gerekli olan güvenlik standartlarını artık karşılamadığı sonucuna vardı. Tesisin, söküme gelen AB bayraklı gemileri, farklı tesislere transfer ettiğine dair göstergeler olduğu belirtti.

İşçi ölümleriyle ilgili uyarılar dinlenmemiş

Şimşekler tesisinde meydana gelen iki ölümlü kazanın incelenmesinin ardından ise tersanede güvenlik sorunları olduğu belirlendi. Yetkililer, “Kazaların nedenleri yalnızca bireysel eylemlerden değil, tersanenin risk kontrolünü iyileştirmek için odaklanması gereken altta yatan organizasyonel faktörlerden kaynaklanıyordu” dedi.

Komisyon, Şimşekler tersanesine bazı güvenlik tavsiyelerinde bulunulduğunu, ancak geri dönüş alınamadığını da belirtti. Şubat 2021’de, Şimşekler Tersanesi’nde Carnival Corp. isimli yolcu gemisinin sökümü sırasında meydana gelen iş cinayetinde çelik blok çarpan Turan Aslan yaşamını yitirmişti. Haziran 2022’de de Yıldırım Kipel isimli işçi, yaşamını yitirmişti.

 

Araştırma: Avlanmak için dalan kuşlar evrimsel bir çıkmazda olabilir

Bath Üniversitesi’ndeki bilim insanları, penguenler ve karabataklar gibi oldukça özelleşmiş türlerin yok olma riskinin daha yüksek olabileceğini keşfetti.

727 tür su kuşu üzerinde yapılan analizler, kuşların dalmak üzere evrimleştiklerinde ortaya çıkan özelliğin asla tersine çevrilmediğini ortaya koydu.

BBC‘den Tess de la Mere‘nin aktardığına göre; araştırmacılar, keşfin dalış kuşları üzerine oluşturulacak koruma stratejilerini geliştirmeye yardımcı olabileceği konusunda umutlu.

Joshua Tyler ve Dr Jane Younger su kuşlarının üçte birinden daha azının daldığını tespit etti. Buna göre üç farklı dalış şekli bulunuyor.

Penguenler gibi kanatla dalan kuşlar suda ilerlemek için kanatlarını kullanırken, diğerleri ayakla dalış yapılıyor, yüzmek için ayaklarını hareket ettiriyorlar.

Martı ve sümsük kuşu gibi dalgıçlar ise avlarını yakalamak için havadan suya dikey olarak dalıyor.

Araştırmacılar, farklı dalış biçimlerinin birbirinden bağımsız olarak geliştiğini ve türlerin ortamlarına ideal olarak uygun olduğunu ortaya koyuyor.

Ancak küresel ısınma yaşam alanlarını etkilemeye başladığı için dalış kuşlarını çok daha büyük bir risk altında bırakıyor.

‘Devasa etkiler’

Tyler, “Örneğin, penguenlerin diyet aralığındaki ufak bir değişikliğin, penguenlerin ve onların bu ortamlarda yiyecek arama yetenekleri üzerinde devasa etkileri olabileceğini hayal edebilirsiniz” dedi.

Öte yandan martıların deniz kenarında elinizden bir sandviç bile olsa almak için her şeyi riske atacağını ifade eden Tyler şöyle devam etti:

“Bu türlerin evrimleşme yetenekleri ve gelecekte değişebilecekleri veya uyum sağlayabileceklerine ilişkin ne kadar kapsamlı düşündüğümüz hakkında ilginç sorular ortaya çıkarıyor.”

Tyler, korumaya “sadece bugünü düşünerek statik bir noktadan” yaklaşmaktan ziyade, araştırmanın “bu modern değişiklikleri bu atalardan kalma değişikliklerle ilişkilendirmeye çalışmak” hakkında olduğunu da sözlerine ekledi.

Tyler, teorilerini çürütmek için yalnızca bir örneğin dahi yeterli olacağını ve böyle bir bulgunun gerçekten heyecan verici olacağını söyledi.

Fincancı ve TTB Konsey üyeleri hakkında yeni soruşturma

Türkiye’nin Kuzey Irak‘ta kimyasal silah kullanımına ilişkin araştırma yapılması çağrısında bulunan ve AKP-MHP iktidarı tarafından jet hızıyla hedef gösterildikten sonra tutuklanan Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı, Adli Tıp Uzmanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında aynı olaya ilişkin ikinci soruşturma başlatıldığı öğrenildi.

‣Fincancı davasında savcı üst sınırdan ceza istedi: Tutukluluk halinin devamına karar verildi 

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Fincancı ve diğer TTB Konsey üyelerinin tamamı hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasından soruşturma başlatıldığı bildirildi.

Ayrıca soruşturmada gizlilik kararı olduğu da belirtildi. Böylelikle Fincancı aynı olaya ilişkin iki kez farklı soruşturmaya tabi tutulmuş olacak. Ayrıca Fincancı’nın tutuklu bulunduğu dosyanın, bugün merkez konseyi üyeleri hakkında hazırlanan soruşturmanın ve TTB’nin başkan ve merkez konseyi üyelerinin görevden alınmasına ilişkin davayı hazırlayan savcının aynı kişi olduğu da öğrenildi.

Ne olmuştu?

Türkiye’nin Kuzey Irak‘taki operasyonları sırasında kimyasal gaz kullanıldığı iddialarını değerlendiren Dr. Şebnem Korur Fincancı, görüntülerini incelediğini belirterek, “Belli ki sinir sistemini doğrudan tutan toksik-zehirli kimyasal gazlardan biri kullanılmış durumda. Her ne kadar kullanılması yasak olsa da çatışmalarda kullanıldığını görüyoruz” demişti.

‣ Kimyasal gaz iddiaları Meclis’te: Etkin soruşturma istendi

Bağımsız heyetlerin bölgede inceleme yapmasının uluslararası sözleşmeler gereği zorunlu olduğuna dikkat çeken Fincancı, “Uluslararası sözleşmelerin uygulanması ve kimyasal silahların kullanımını yasaklayan Cenevre Sözleşmesi kapsamında böyle bir iddia ortaya çıktığında nasıl bir araştırma yapılacağı da Minnesota Protokolü’nün ilkelerinin ele alınması gerekiyor” diye konuşmuştu.

İddialar Meclis gündemine getirilmiş; HDP‘den Meral Danış Beştaş ve CHP‘li Sezgin Tanrıkulu bağımsız soruşturma istemişti. Edirne F Tipi Cezaevi‘nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş da sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, görüntülere ve  iddialara TBMM’nin sessiz kalamayacağını söylemişti.

İktidar kanadı ise iddiaları reddetmiş, MSB‘dan yapılan açıklamada, TSK’nin envanterinde kimyasal gaz bulunmadığı duyurulmuştu.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Irak‘taki Federal Kürdistan Bölgesi’nde yürütülen askeri operasyonlarda kimyasal silah kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklama yapan TTB Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı hakkında soruşturma başlatmıştı. Soruşturmanın ardından Fincancı 27 Ekim’de tutuklanarak cezaevine gönderildi. Fincancı’nın 7 yıl 6 aya kadar hapis istemiyle yargılandığı, Kuzey Irak‘ta kimyasal silah kullanıldığına ilişkin davanın ilk duruşması 23 Aralık’ta görüldü. Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutukluluğunun devamına karar verildi. Duruşma 29 Aralık 2022 saat 13.30’a ertelendi.

Soruşturma başlatılmasının ardından AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Fincancı’yla ilgili şunları söylemişti:

“Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yürüttüğü sınır ötesi harekatlara iftira atan Tabipler Birliği Başkanıyla ilgili yargı harekete geçmiştir. Ayrıca bu ismin üzerinde de çalışmalarımızı yürütecek, gerekirse yasal düzenlemeyle bu ismin de değiştirilmesini sağlayacağız. Terör örgütünün diliyle konuşarak ülkesine ve ordusuna alçakça bühtan eden böyle bir şahsın, adı Türk ile başlayan bir kurumun başında olmasının milletimizin her bir ferdini rahatsız ettiğine inanıyorum.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızın yürüttüğü soruşturmanın sonuçlarına ve mahkemelerin vereceği kararlara göre hem bu kişiyle hem de bu kurumla ilgili gereken adımlar atılacaktır. Bu çerçevede kabine toplantımızda ilgili bakanlarımıza Tabipler Birliği başta olmak üzere meslek örgütlerinde yeni bir yapıya geçilmesine yönelik mevzuat çalışmalarının hızlandırılması talimatını verdik.

Meslek örgütlerini ideolojik saplantılarının borazanı haline getiren terör örgütü destekçilerini, buralardan temizleyerek bu yapıları kuruluş amaçlarına uygun faaliyetlere yoğunlaştırmakta kararlıyız.”

TTB Fincancı’nın gözaltına alınmasının ardından destek açıklamasında bulunmuş, Şebnem Korur Fincancı’nın ifadelerinin suç unsuru olmadığını belirtmişti.

Fincancı 26 Ekim’de, avukatları aracılığıyla ulaştırdığı notunda şunları yazmıştı:

“Sevgili yol arkadaşlarım,

Bu gerçek dışı durum ile karşı karşıya kaldığınız için üzgünüm. Ancak dayanışma ile bu gerçek dışı süreci aşacağımızı biliyorum.

Sizlere kaynaklarıyla bilimsel görüş sürecini aktaracaktım, fırsat olmadı. Bu süreç bitince delillendirme üzerine bir toplantı yapalım.

Sizlerin kesinlikle çok yoğunluğunuz vardır, bu yoğunluğa maalesef ben de katkı sunmuş oldum. Bu karalama kampanyasını da aşıp birlikte mücadele edeceğiz. İnsanca bir sağlık sistemini hep birlikte kuracağımız günlere dayanışmayla…

Şebnem.”

Edirne’de ormanın şirkete tahsisine karşı protesto: Buralar bizim, hiç kimseye vermeyeceğiz

Edirne‘nin Uzunköprü ilçesine bağlı Çöpköy Mahallesi‘nde yaşayan vatandaşlar, beş bin dekar mera ve ormanlık alanın bir şirkete tahsis edilmesine karşı eylem yaptı. CHP Edirne Milletvekili Okan Gaytancıoğlu’nun da destek verdiği eylemde konuşan köy halkından bir kadın, “Buralar bizim, hiç kimseye vermeyeceğiz. Yaşadığımız müddetçe, ömrüm olduğu müddetçe torunlarımın torunları da burasını böyle görecek. Bu yeşillik alanı görecek” dedi.

‣Trakya’nın eşsiz tarım toprakları göz göre göre nasıl yok edildi?
‣126 bin hektar ormanlık alan daha madenciliğe açıldı

ANKA Haber Ajansı’ndan Ergin Yıldız‘ın aktardığına göre; eylemde, vatandaşlar “Ormanıma dokunma”, “Ağacı koru doğayı sev”, “Ormanı bizden ayırma” yazılı dövizler taşıdı. Eylemde konuşan Gaytancıoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bundan bir buçuk yıl önce bir gece yarısı, hatta gece yarısını bir geçe beş bin dekarlık mera, orman arazisine birileri göz dikmiş. Yanında da göl var. Ne kadar güzel bir yer. Bu gölü, merayı ve ağaçların olduğu yere özel ağaçlandırma izni almış, belediyenin haberi yok. Halkın haberi yok. Ama biz öğrendik, bu haksızlığı gidermek istiyoruz. Böyle bir pazarlık olmaz. Böyle bir rant sağlanmaz. Konuyu yargıya taşıyacağız. Takipçisi olacağız. Buradaki eylemlerimiz devam edecek.”

‣Edirne’deki OSB mücadelesini köylüler kazandı

‘Düzmece bir rapor sonucu buralar istimlak edilmeye çalışılıyor’

Eylemde konuşan bir vatandaş, “Bize hiçbir şekilde haber verilmemiş ve görüş alınmamıştır. Buralarda hayvan sahiplerimiz hayvanlarını otlatmakta, arı sahiplerimiz arılarını koymaktadır. Bu raporda böyle olmadığını görüyoruz. Burada hiçbir şekilde hayvan otlatıldığı ve diğer faaliyetlerin olmadığını raporda görüyoruz. Düzmece bir rapor sonucu buralar istimlak edilmeye çalışılıyor. Trakya Doğal Yaşam ve Çöpköy’ün sonuna kadar arkasındayız koruma başkanlığı olarak. Takipçisi olacağız” ifadelerini kullandı.

 

İkizköylüler alarma geçti: Akbelen nöbetine devam, Avrupa Konseyi’ne başvuru

MUĞLA- İkizköy‘de 500 günü aşkın bir süredir devam eden nöbet, kanun teklifinin kabul edilmemesi için düşülen Ankara yolları, TBMM koridorlarında alkışlanan iptal kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘ne taşınan Akbelen ormanı, ağaçlara kenetlenen kadınlar ve daha fazlası… Her sevincin arkasından İkizköylüler için bir hayal kırıklığı yaşanıyor. Ankara’da alkışlarla kutladıkları tekliften çıkarılan maddeden günler sonra İkizköy’ün kadınları yeniden teyakkuza geçti. İkizköylülerin rüyalarına giren ağaç kesimlerine ilişkin yeni duyumlar alan kadınlar ağaçların yanına koştu ve dillerinden şu cümleler döküldü:

“Çocuklarımız için, çamlarımız için direniyoruz. Ben aç da kaldım burada, susuz da kaldım. Annem hasta yatıyor evde. Çam kesiliyormuş dediler, koştum da geldim. Yazıklar olsun size, insan değil misiniz? Bir kaşık yağ, yüz TL olmuş. Yazıklar olsun size. Rüyamda görüyorum bunu hala. Bir kömür laneti yüzünden cehenneme döndü yerlerimiz.

Boşuna değil manda yoğurdu yemek, boşuna değil köşkte oturmak. Gelsin buraya bizim halimizi görsün bir kere. Görsün bir kere ortalığın ne olduğunu.”

İkizköylüler bir yandan yıllardır uygulanmayan AİHM kararı için Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanlar Komitesi’ne başvururken bir yandan da alanda ağaçlarına sahip çıkıyorlar.

CHP’li Ali Öztunç ise İkizköylüler söz konusu duyumlarla teyakkuza geçerken geçen hafta gündeme oturan torba yasa teklifindeki zeytin maddesine işaret ederek “Kömür hevesleri, kör bir hırsa döndü” diyerek iktidara yüklendi.

AİHM kararının uygulanması için yeni başvuru

Ayrıca İkizköylüler hukuki mücadelelerine de devam ediyor. İkizköylüler bu kez de Muğla’daki Yeniköy, Kemerköy ve Yatağan termik santrallerinin kapatılmasını gerektiren, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararının uygulanması için Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanlar Komitesi’ne başvurdu.

Yeniköy, Kemerköy ve Yatağan santrallerinin çevreye verdikleri zararlar nedeniyle kapatılması gerektiğini belirten 1996’da verilmiş Aydın İdare Mahkemesi kararlarının üzerinden 26 yıl geçti.

2005’ye AİHM, Türkiye davasında santrallerin kapatılması yönündeki idare mahkemesi kararlarının uygulanmaması nedeniyle Türkiye’nin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine karar vermişti.

AİHM kararlarının devletler tarafından uygulanmasını izlemekle görevli merci olan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin, Muğla santralleriyle ilgili 2005 tarihli Okyay ve Diğerleri kararını gerektiği gibi uygulamadığını tespit etti. Dava o günden beri AİHM kararlarının izlenmesinden sorumlu Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin gündeminde. İkizköylüler tarafından konuya ilişkin yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Avrupa Konseyi üyesi ve AİHM’e taraf olan Türkiye, AİHM kararına uymayarak uluslararası hukuku çiğniyor.”

Bakanlar Komitesi’ne yapılan başvuruda, Türkiye Cumhuriyeti’nin Okyay ve Diğerleri davasında AİHM tarafından verilen Muğla’daki üç termik santralin kapatılması kararını ‘iyi niyetle ve zamanında’ uygulamadığı ifade edildi.

Ayrıca bu santrallerin çevre mevzuatına uyumu konusunda da gerekli yaptırımın uygulanmadığı, santrallerin onlarca yıl gerekli çevre yatırımları; mevzuata uygun baca gazı arıtma tesisleri, düzenli kül depolama alanları ve atıksu arıtma tesisleri olmaksızın çalıştırıldığı için insan sağlığına ve doğaya ölümcül ve geri dönüşsüz etkileri olduğu, iklim krizini tetiklediği, bilimsel kanıtlar sunan belgeler ile Komite’ye aktarıldı.

Başvuruda, “Santrallerin işletilmesine koşut olarak hiçbir çevresel etki değerlendirmesine tabi tutulmadan genişletilen madenler de yıkımın başka bir vahim boyutunu oluşturuyor” dendi. Madencilik faaliyetlerinin bölgedeki ekosistemleri nasıl tahrip ettiği, su varlıklarını, toprağı, ormanları ve tarım alanlarını ortadan kaldırdığı vurgulandı.

İkizköy’ün doğa koruma derneği KARDOK adına yapılan resmi başvuruda AİHM kararlarının uygulanmasını izlemek ve hükümetlerin sorumluluklarını alması için yaptırım uygulamakla yetkili Bakanlar Komitesi’ne iletilen talepler şöyle:

  • Kömür işletmelerinin, çevre, iklim, insan sağlığı ve insan hakları üzerinde yıllar boyunca oluşmuş kümülatif (toplam) etkilerinin bütünüyle ortaya çıkaracak çalışmaların yapılması ve sonuçlarının kamuoyu ile paylaşılması;
  • Termik santraller, onlara ek çevresel tesisler ve kömür madenleri hakkında çevresel bilginin kamuoyuna açıklanması;
  • Çevresel standartlarla uyumlu olmayan santrallerin işletilmesine izin verilmemesi;
  • Onlarca yıldır çevresel mevzuata aykırı biçimde işletilen santrallerin yol açtığı tüm çevresel ve sağlık etkilerinin onarılması için santrallerin kapatılması da dahil olmak üzere somut adım atılması;
  • Santrallerin kapatılmasını ayrıca, bu santrallerin ve santrallerin işletilmesi için gerekli kömür madenciliğinin, 2063 yılına kadar yıkıcı iklim değişikliğine yapacakları hesaplanan katkılar da göz önünde bulundurularak tekrar gözden geçirilmesi;
  • Madencilik izni prosedürlerinin çevre kanunu, korunan alanlar mevzuatı ve insan hakları ile uyumlu hale getirilmesi.

‘Kömür hevesleri, kör bir hırsa döndü’

Geçtiğimiz hafta kanun teklifi olarak getirilen ancak toplumsal muhalefet sonrası 10. kez geri çekilen zeytinlik alanlarda madenciliğin önünü açan yasayla ilgili değerlendirmelerde bulunan CHP Genel Başkan Yardımcısı Ali Öztunç ise “Kömür hevesleri, kör bir hırsa döndü. Bu nasıl bir ısrardır ki, İkizköy’de kömür çıkaracağız diye, Bodrum‘u susuz bırakacak, ülkemizi yıllık 5 milyar dolarlık turizm gelirinden mahrum bırakacaklar” dedi.

Zeytinlik sahada kömür çıkarılmasına izin veren kanun teklifinin, şirketin lobicilik faaliyetlerinin sonucu olduğunu aktaran Öztunç, “Mart ayında yönetmelikle geldi, tüm yurttaşlarımızı karşılarına aldılar, Danıştay yürütmesini durdurdu. Hiçbir şey olmamış gibi, meclise kanunla getirdiler ancak yurttaş tepkisi karşısında geri çektiler. Peki neden. Beşli çetenin ısrarları yüzünden. Gün aşırı arayarak meclise, milletvekillerini bunaltmış haldeler. Tüm meclis yaka silkiyor. Tekrar uyarıyoruz. Dönüp vatandaşa izah edemeyeceğiniz tekliflerle TBMM’yi de, bu halkın gündemini de meşgul etmeyin” açıklamasında bulundu.

Öztunç: “’Kömürü çıkaracağım’ diye Akbelen ormanını yok edecek firmanın yıllık kazancı 200 milyon lira iken, halka ve devlete yıllık sağlık maliyeti 20 milyar lira. Onların ticari kazancının 100 katını devletimize yükleyecekler. Onların kazancının 10 katı devletimizin kasasından sağlık faturalarına gidecek. Kamu yararı da yok. Kör hırs iyi bir şey değildir. Gözünüz kendinizden başka hiç bir şey görmüyor. Bodrum’un yıllık turizm gelir beş milyar dolar. Devletimizin kasasını boşaltacak, bütçemizi zarara uğratacak bu tarz rant projelerine izin vermeyeceğiz. Zeytin yasasını ısıtıp, ısıtıp önümüze geri getirmesinler. Bu işin peşini bırakmayız” dedi.