Ankara'nın iklim gündemiEditörün SeçtikleriManşetRöportaj

[Ankara’nın iklim gündemi-8] Yeşiller Partisi: Ne kadar güneş ve rüzgar, o kadar demokrasi ve özgürlük

0

Röportaj: Hilal KÖYLÜ

*

Akkuyu Nükleer Santrali inşaatının durdurulması ve Rusya’yla yapılan anlaşmanın iptal edilmesi, çöp ithalatının yasaklanması, kömürden çıkışının planlı bir şekilde hayata geçirilmesi Yeşiller Partisi’nin “Yeni Yeşil Düzen” anlayışının olmazsa olmazları.

Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Özlem Taşdemir Teke, Türkiye’de demokrasi ve özgürlük arayanların her alanda doğanın haklarını öne çıkarması, doğaya uyumlu politikalar geliştirilmesini savunması gerektiğini söylüyor. Teke, bunun nasıl yapılması gerektiği ve iklim kriziyle mücadelenin basamaklarına dair Yeşil Gazete’nin sorularını yanıtladı.

Doğa hakları ve doğaya uyum temel felsefe

Yeşiller, iklim kriziyle mücadele için nasıl bir plan öngörüyor? Nedir sizin temel ilkeleriniz, felsefeniz?

İklim krizi insanlığın bugüne kadar karşı karşıya kaldığı en ciddi sorun. Dünyanın sıcaklığındaki artış kritik eşik olan 1,5 dereceye yaklaştı. Türkiye’nin de içinde yer aldığı Doğu Akdeniz havzası iklim değişikliğinin etkilerinden en çok etkilenecek bölgelerin başında geliyor. Aşırı sıcak hava dalgaları kuraklık, devasa orman yangınları, bir taraftan da kuzeyde aşırı sellerin sıklığının arttığı bir durumun zaten içindeyiz. İklim krizi günlük yaşamı ve ekonomiyi derinden etkilerken ekosistemlerin tahrip olduğu, canlıların 6.kitlesel yok oluşu yaşadığı sürecin de  temel sebebi. BM raporları 1 milyon türün yok olma tehdidiyle karşı karşıya olduğunu söylüyor.

İklim krizinin temel sebebi fosil yakıtlar ve buna dayalı ekonomik sistemin dönüşüme karşı gösterdiği direnç. Tüm bu sorunlara bütüncül ekolojik bir yaklaşımı mümkün kılacak yeşil politikalarla çözüm üretebiliriz. Yeşiller olarak, doğa merkezli bir yaklaşımın mümkün olduğunu biliyor, bütün politikaların doğanın haklarını esas alan ve doğa ile uyumu gözeten bir şekilde tasarlanması gerektiğine inanıyoruz. İnsan etkinlikleri için işgal edilen, kötüye kullanılan ve tahrip edilen doğal yaşam alanlarının korunması Yeşiller’in değişmez önceliklerindendir.

‘Yeşil Yeni Düzen politikalarına geçeceğiz’

Yeşil ilkelerimizden biri olan “İklim krizi ile mücadele” parti programımızın da odağını oluşturuyor. Programda belirttiğimiz üzere iklim değişikliğine neden olan sera gazı salımlarını radikal bir şekilde azaltacak politikalar uygulayacağız. Enerji, sanayi, ulaşım, kent, yerel yönetim, göç, sağlık, sosyal haklar, tarım ve gıda başta olmak üzere bütün politika alanlarını iklim kriziyle mücadele amacıyla uyumlu hale getireceğiz.

Paris Anlaşması’nda belirtilen küresel ısınmayı 1,5 derecede sınırlama hedefine bağlı kalacağız ve 2050’ye kadar fosil yakıt kullanımını tamamen terk etme hedefi doğrultusunda, ekonomide derin bir karbonsuzlaşmayı amaçlayacağız.

Avrupa Yeşil Mutabakatı, Avrupa Birliği’nin 2050 yılına kadar tamamen karbondan arınmış bir ekonomi haline gelmesini amaçlamak ile birlikte iklim ve ekonomi politikaları ile sınırlı olmayan, tüketici politikalarından eğitime, istihdam politikalarından dış politikaya birçok alanda dönüşümü sağlayacak kapsamlı politikalar bütünü ve bu politikalar coğrafi ve ekonomik ilişkiler bağlamında Türkiye için de çok belirleyici.

Avrupa Yeşil Yeni Düzeni’nin temelini oluşturan mutabakat metni, yasal dayanakları olan sistemsel değişiklikleri öngörüyor. Yeşil Mutabakat’la uyumlanma karbon nötr bir patikaya adil geçiş mekanizmasıyla geçişi mümkün kılarak geçişin kırılgan gruplar üzerindeki etkisini en aza indirecektir. Bu uyumlanma sürecine karşı koyarak, fosile dayalı enerji yoğun endüstrilerde, hafriyat ekonomisinde (extractivist economy) ısrar edilmesinin maliyeti çok yüksek olacaktır. Ekonomide dönüşümü sağlayacak Yeşil Yeni Düzen, yaşadığımız çoklu krizler çağına, bu krizlerin (ekolojik,ekonomik ve sosyal)  birbiriyle derinden ilişkisini görerek çözümler üreten adil ,sosyal ve ekolojik bir modeli  sağlayacak politikalar bütünüdür.

‘Kömür madenciliği insan ve doğa hakkı ihlali’

İktidara gelmeniz ve/ya ortak olmanız halinde kömürlü termik santralleri kapatacak ve kömürden çıkacak mısınız? Buna ilişkin bir tarihiniz ve geçiş yönteminiz var mı?

Öncelikle kömür madenciliğini bir iş kolu olarak değil insan ve doğa hakkı ihlali olarak nitelemek gerektiğini düşünüyorum. Zonguldak örneği dünyada yaşananların bir benzeri ve deniz kıyısında balıkçılık ve tarımla geçimini sağlayan köylülerin yasal dayatmalarla madene zorla indirildiği toplumsal belleğimizden ne yazık ki silinmiş. Tarımsızlaşma politikaları 70’li yıllarla birlikte  enerji üretiminde kömürlü termik santrallerin temel alındığı enerji politikalarıyla birleşerek köylüleri madenciliğe mecbur bırakmış. İş güvenliği ve işçi sağlığı sicilinin oldukça bozuk ve ölümcül kazaların hala  yaşanıyor olması ayrıca bir sorun. İklim krizi ve ekolojik etkileriyle birlikte “eko kırım” suçu olduğunu söylemek gerek.

Avrupa’da 23 ülke iklim krizine neden olan kömür santrallerini kapatma kararı aldı. Bu ülkelerden 10’u şimdiden kömürle vedalaştı. Bazı ülkeler ise en geç 18 yıl içinde bu santralleri kapatacağını duyurdu. Resmi tarih belirlemeyen dört ülke var: Polonya, Bosna-Hersek, Sırbistan ve Türkiye.

Kömürden çıkış iklim krizine karşı ülkelerin birincil olarak atması gereken adım. Fosil yakıtlar içinde dünyada en yaygın olarak bulunan ve en yüksek emisyona sahip olan kömür, Türkiye’de karbondioksit emisyonlarının üçte birinden sorumlu. Türkiye’de elektrik üretiminde kömürün payı %31,40 . Hava kirliliğinden kaynaklanan ölümler ve hastalıklar da bazı büyük şehirlerin yanı sıra büyük ölçüde kömürlü termik santralların olduğu bölgelerde yoğunlaşıyor. Ancak kömür ısrarı, Türkiye’nin enerji politikalarını domine ederek, yenilenebilir enerji dönüşümüne karşı direnci sürdürüyor.

Geçen yıl COP 26’da imzalanan Glasgow İklim Paktı’nın en önemli sonuçlarından birisi de kömürden çıkışın ilk kez bu tür metinlere girmesi oldu. IPCC’nin altıncı değerlendirme raporunda altı çizilen aciliyet, 1.5 derece hedefiyle birlikte kömürden çıkışın önemini net bir şekilde ortaya koyuyor.

İstihdam yaratma, sendikalaşma, sosyal kapsayıcılık, çalışan açısından sağlıklı ve güvenli çalışma koşulları yaratma gibi performanslarının gittikçe düştüğü bilinen termik santrallerin; kömüre ve kömürlü termik santrallere teşviklerin kalktığı, karbonun maliyetlere eklendiği koşullarda en kolay ve hızlı bir ilk adım olarak sistemden çekilmesinin mümkün olduğunu birçok bilimsel raporda görmek mümkün.

Planlı ve adil bir geçişin tasarlanması, çalışanların sosyal faydasına yönelik politikalar, beceri dönüşümü, iş yerinde eğitim, emeklilik paketleri, yerel kalkınma planları ile işyeri ve işveren teşviklerini de içermelidir. Özellikle enerjide yenilenebilir alternatiflere geçiş; enerji demokrasisini sağlayacak, kooperatifler gibi müştereklerin yaygınlaşmasıyla birlikte desantralizasyonu da sağlayacaktır. Yeşiller’in Avrupa’da enerji kooperatifleriyle ortaya koyduğu yurttaş enerjisi uygulamaları savaş ve enerji krizine verilebilecek en iyi yanıt.

Ne kadar güneş ve rüzgar o kadar demokrasi ve özgürlük…

‘Adil geçiş mekanizması önceliğimiz’

Paris İklim Anlaşmas’ının gerekleri kömürden çıkış, 2030 azaltım ve 2050 net sıfırı, Türkiye için değerlendiren bilimsel çalışmalar bizim politikalarımız için de kılavuz niteliğinde. Avrupa Yeşil Mutabakatı’nın sosyal açılımı Adil Geçiş Mekanizması’nın adil ve yeşil dönüşümü sağlayan politikalarıyla birlikte bu süreci yürütmek önceliğimiz olacaktır. İPM’nin hazırladığı Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası: 2050’de Net Sıfır raporunun sonuçlarına göre Türkiye ekonomisinde fosil yakıtların terk edilmesi ve yenilenebilir enerjiye geçilmesi, enerji verimliliği ve bu alanda faaliyet gösteren sektörlerin elektrifikasyon aracılığıyla 30 yıllık sürede önemli oranda karbonsuzlaştırılması 2050’lerin başında net sıfır hedefine yaklaşılmasını olanaklı hale getirecektir.

İlgili raporda yer alan varsayımlarda mevcut ekonomik düzenin temel özellikleri korunmaktadır; ağırlıklı olarak enerji dönüşümü ve karbonsuz teknolojilere yapılacak yatırımlara dayalı politika değişikliklerinin çıktıları gösterilmektedir.

Bu rapora göre 2035’te  kömürden çıkmak mümkün. Doğal gazı geçiş enerjisi olarak kullanmak ve benzer şekilde elektrik üretilmesi sürecinde doğal gaz, şebeke esnekliği gibi konulara daha iddialı çözümler geliştirilerek 2050’den önce tamamen bırakılabilir. Modern yenilenebilir enerji (rüzgâr, güneş, jeotermal ve biyokütle) kurulu gücünün elektrik kurulu gücündeki payı 2030’da %50’ye yükseltilebilir.

‘Nükleer karşıtlığı varoluşsal bir olgu’

Nükleer enerjiyle ilgili partinizin tavrı nedir? Temiz enerji olduğunu düşünüyor musunuz?Bir iktidar ortaklığı durumunda Akkuyu Nükleer Santrali’nin inşasına devam edecek misiniz?

Nükleer karşıtlığı Yeşiller açısından varoluşsal bir olgu demek yanlış olmayacaktır. Nükleer santrallar, endüstriyalizmin ve yüksek teknoloji mitinin topluma dayatılmasının örneklerindendir. Yeşil felsefenin  doğa ve insan haklarını temel alan ilkeleriyle nükleer tam bir karşıtlık içeriyor. Nasıl bir  akıl tutulması olduğunu açmaya çalışacağım:

Temiz bir enerji olduğu iddjası nükleer lobisinin son yıllarda iklim krizini fırsata çevirmek için kullandığı bir argüman. Nükleerin işletim aşamasında karbon salımına yol açmamasından yola çıkıyorlar. Oysa madencilik aşamasında ciddi bir karbon ayak izi var. Bu yıl yaşanan sıcak hava dalgaları ve kuraklık Fransa ve Amerika’da nükleer santrallerin çalışamamasına neden oldu. İklim krizine çözüm olamayacağı gibi temiz olması da mümkün değil.

Planlama aşamasından işletmeye alınmasına kadar geçen kurulum süresi ortalama 14 yıl. Bu zaman diliminde fosil yakıt kaynaklı hava kirliliğinden 93 milyon erken ölüm olacağı öngörülüyor. Oysa güneş ya da rüzgar çiftlikleri için bu süre iki-beş yıl, çatıya kurulacak bir güneş panel sistemi ise altı aylık bir  sürede yapılabiliyor.

Maliyetler ,yenilenebilir enerji hızla ucuzlarken, nükleer daha da pahalanıyor. WNISR (Dünya Nükleer Enerji Durum Raporu) 2020 raporuna göre 2009 ile 2019 arasındaki on yıllık dönemde  güneş enerjisi  %89, rüzgar %70 daha ucuzlarken nükleer %26 daha pahalı hale geldi.

Nükleer silahların yayılma riski, hem zenginleştirilmiş uranyum hem de plütonyum elde edilmesi nedeniyle devletlerin ya da terör örgütlerinin silah elde etme olasılığı belirgin bir şekilde artıyor.

Erime Riski: 2021 iki önemli nükleer felaketin; Fukuşima‘nın 10’uncu,  Çernobil’in ise 35’inci yılına denk geliyordu. Kolektif hafıza açısından bu anmaları çok önemsiyorum. Üstelik ne Çernobil ne de Fukuşima bitmiş değil.

Madencilik ve kanser riski: Uranyum madenciliği, doğal olarak içerdiği radon gazı dolayısıyla madencilerde ciddi oranlarda kansere bağlı ölümlere neden olmuştur. Bu konuda yapılan bir çalışma %10 oranında madene bağlı kanserden ölümü raporlamış.

Karbon eşdeğeri emisyonlar ve hava kirliliği: Sıfır karbon nükleer santral diye bir şey mümkün değil. Mevcut santraller bile ihtiyaç duydukları uranyum nedeniyle madencilik ve uranyumun işlenmesinden kaynaklı ciddi emisyonlara neden olurlar.

Atık Riski: Yakıt çubukları radyoaktif atıklardır ve 200 bin yıl boyunca bakımı ve finanse edilmesi gerekir. Neandertaller bir şekilde bu atıkları gömmüş olsaydı biz hala o atıkları korumak ve tüm süreçleri finanse etmek zorunda kalacaktık. Bu atıkların yeraltı ve yerüstü su kaynaklarına sızması olasıdır ve yaşamı tehdit eder. Aradan geçen 65 yılda nükleer teknolojisi atık sorununa hiç bir çözüm sunabilmiş değil.

‘Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı hemen durdurulmalı’

Akkuyu Nükleer Santrali ile ilgili tavrımızı 19  Mart 2022’de “Akkuyu Kapatılsın” kampanyamız ile duyurduk. Türkiye, 2010’da yaptığı anlaşma ile Mersin-Akkuyu bölgesini, nükleer santralin yapım, işletme ve söküm aşamalarının sonuna kadar Rusya’ya tahsis etmişti. Bölgenin ve tesislerin olası bir savaş halinde nükleer-askeri üs olarak kullanılması bile mümkün. Rusya’nın Ukrayna’yı askeri operasyonla işgali ve özellikle de kontrol altına aldığı nükleer santraller, Akkuyu’nun ne kadar büyük bir tehlike yarattığını bir kez daha gösterdi.

Teknolojisinden, yapım ve işletimine kadar bizim tamamen  dışında kaldığımız şeffaflığın esamesinin okunmadığı bir süreç. Burada üretilen enerjiyi çok pahalıya satın almak zorunda kalacağız. 100 yıllık bir süreçte bölge Ruslara terk edilmiş olacak. Hammadde ve teknoloji bağımlılığı, atık sorunu, kaza ya da saldırı olması durumunda yaşanacak felaketlerin her birisi ayrı önem ve ciddilikte. Bu risklerin her biri yapım maliyetleriyle birlikte kamunun üstünde.

Tüm bu nedenlerden ötürü Türkiye, Akkuyu Nükleer Santrali inşaatını hemen durdurmalı, Rusya ile yaptığı anlaşmayı gerekirse tek taraflı olarak feshetmeli ve projeyi derhal iptal etmelidir.

‘Çöp ithalatı yasaklanmalı’

Çöp ithalatının durdurulması Türkiye için neden hayati önemde? Nedir bu konuda planınız?

Kesinlikle durdurulması gereken, yeni bir kolonyalist süreç olarak tanımlıyoruz. Avrupa çöplerini kaynakta ayrıştırmayı başarıyor. Tek kullanımlık yaşam kültürünün oluşturduğu bu devasa yığınlardan kurtulmanın yolunu da bizim gibi doğanın ve insan emeğinin ucuz olduğu ülkelere göndermekte bulmuş.

2018 yılında Çin’in bu atıkların alımını yasaklaması üzerine Türkiye bu çöpleri yoğun bir şekilde almaya başladı. Burada verilen devlet teşviklerinin belirleyici olduğunu biliyoruz. Plastiğin önemli bir bölümününde geri dönüşüm mümkün değil. İşletmelerin illegal yollarla bu atıklardan kurtulduğunu ortaya koyan bilimsel çalışmalar var. Plastiğin yakılmasının karbon salımından, zehirli atıkların hava, toprak ve su ekosistemlerine karışmasının yaratacağı yıkıcı etkileri, çevre ve sağlık maliyetleri asla bu ürünlerin fiyatına dahil edilmiyor.

Türkiye’nin hem ithalatı yasaklamak hem de kaynağında ayrıştırma, sürdürülebilir alternatiflerin oluşturulması gibi politikalara ihtiyacı var.

 

 

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.