Ana Sayfa Blog Sayfa 639

Anadolu güvercinleri: Bir tarihsel ve kültürel biyoçeşitlilik örneği

Türkiye, Dünya’nın birçok bölgesi ve pek çok ülkesinde günümüzde hala yetiştirilen birçok güvercin ırkının ana yurdu ya da köken yeridir. Yüzyıllardan beri Türkiye’den, (özellikle Osmanlı Devleti zamanında) Avrupa ve Amerika’ya, güneybatı ve güney Asya bölgelerine, ama özellikle Balkanlara pek çok güvercin ırkının gönderildiği bilinmektedir. Başka bir deyişle, bazıları güvercin yetiştiricilerince geliştirilip değiştirilmekle birlikte, bugün oralarda bulunan pek çok evcil güvercin ırkının ana vatanı Türkiye’dir.

Örneğin, günümüzde eski Yugoslavya’da (Kosova, Makedonya, Bosna Hersek, Karadağ, Sırbistan, vb.), Yunanistan ve Bulgaristan’da yetiştirilen kısa gagalı güvercin ırkları (Mısırlılar, Hünkariler, vb.) ve dönücü güvercin ırklarının (makaracı, dolapçı ve dönekler) atalarının yüzyıllar önce Anadolu’dan götürüldüğü bilinmektedir. Balkanlarda (ör. eski Yugoslavya ülkelerinin çoğunda, özellikle Makedonya’da) bugün bile kullanılan güvercin ırkı adları ve güvercincilik terimleri Türkçe’dir.

Güvencin yetiştiriciliği 1200’lere dayanıyor

Anadolu’da beslenen güvercin ırklarına ilişkin yazılı tarihsel kayıtlar çok az olmakla birlikte, genel olarak konuya ilişkin 17’nci yüzyıla uzanan bazı dolaylı bilgilere sahip olduğumuz söylenebilir.  Olasılıkla, bilinen en eski tarihsel kayıt, Anadolu Selçuklularından kalma Denizli’deki Akhan Kervansarayı (yapımı, 1253-1254) giriş sütunlarına işlenen güvercin figürüdür. Bu güvercin figürünün günümüzde Denizli ve yöresinde beslenen çeşitli renk ve desenlerdeki paçasız ve uzun gagalı bir dönücü güvercin ırkı olan Denizli Dolapçısına [1] benzemesi önemli bir tarihsel bilgi olarak kabul edilebilir.

Son yıllarda, Türkiye kısa gagalı güvercin ırklarını (en genel nitelemeyle Mısırlı, Hünkâri, Azman ve Bango güvercinler) seven, besleyen, emek verip onları üreten ve gelecek kuşaklara daha nitelikli ve saf ırklar bırakmak için çaba harcayan bazı yetiştiriciler, bu alanlarda yaygın bir ilgi gören sosyal medya üzerinden kulüp, dernek ve gruplarını kurmuş durumdadır.

Örneğin bunlardan biri olan ve benim de yöneticisi olduğum Kısa Gagalı Güvercin Irkları Çalışma Grubu ve Facebook Sayfasının amacı, baştaki tanıtım yazısında şöyle açıklanmaktadır [2]:

“Türkiye’de günümüzde çeşitli bölge ve kentlerde beslenip üretilmekte olan ve genel olarak Mısırlı ve Bango adıyla niteleyebileceğimizi düşündüğümüz, [Klasik (orijinal) ırklardan] Mısırlı ya da Mısıri ve Enice (Anadolu Mısırlısı, İzmir ve Manisa Mısırlısı ve Bangoları), İstanbul Mısırlısı (Bulgar Bangosu olarak da adlandırılan, Mısırlılara oranla daha kısa gagalı, gözleri daha iri ve dışa doğru daha fazla çıkmış, başının üzerindeki yani tepesindeki yassılığın oldukça düz olduğu İstanbul Mısırlısı), Klasik/Yerli Manisa Hünkârisi ve Manisa Azmanı (kuyrukları pareli ve paresiz, tepeli, güllü, paçalı, bazıları tepesiz, kısa gagalı ve iri gözlü güvercin ırkı), Martılar (Asıl olarak Balıkesir ve Bursa merkez ve ilçelerinde beslenen günümüzde Balkan ülkelerinde benzerleri bulunan, çoğunlukla süt beyaz ve kesme tepeli ve tepesiz, genel olarak Manisa Hünkârisi ve Azmanlara oranla daha büyük paçalı, gagaları ise biraz daha ince ve uzun Mısırlılar), Denizli Azmanı ve Tokur (günümüzde Balkan ülkelerinde ve Kuzey Afrika ülkelerinde benzerleri bulunan, Denizli ve Aydın Bangoları diyebileceğimizi düşündüğüm asıl olarak kısa gagalı, gülsüz ve paçasız güvercin ırkı) ve Baska/Akbaş Bango (ortak özellikleri akbaş ve renkli gövde ve kuyruk olan, asıl olarak gülsüz, tepesiz ve paçasız, gagaları biraz ince ve uzun güvercin ırkı) vb. gibi belirgin olarak kısa gagalı, iri gözlü ve çoğu güllü tepeli ya da tepesiz güvercin ırklarının kökenlerinin anlaşılması, korunması ve asli özelliklerinin korunup geliştirilerek gelecek kuşaklara aktarılması olarak özetlenebilir.”

Söz konusu tanıtım yazısı kapsamında, ayrıca, Hünkâri, Azman vb. gibi özel isimleriyle anılmayan güllü-fırfırlı tüm Türkiye kısa gagalılarına genel bir adlandırma olarak Mısırlı, gülsüz olanlarına ise ‘şimdilik’ Bango denilmesinin ortak bir dil oluşturma ve kullanma açısından yararlı ve işlevsel olduğu vurgulanmıştır.

Buraya kadar özetlemeye çalıştığımız ve genel olarak bir üst grup başlığı olarak kullanarak açıklamaya çalıştığımız “Bango, Azman, Mısırlı ve Hünkâri” olarak adlandırılan kısa gagalı güvercin ırklarının günümüzde de yetiştirilmekte olanlarını aşağıdaki şekilde listeleyebiliriz (Türkeş ve Gündüz, 2021):

  • Tunus Mısırlısı ya da Tunus Baykuş Güvercini;
  • Afrikan ya da Afrika Baykuş Güvercini;
  • Modern Hünkâri;
  • Klasik Manisa Hünkârisi;
  • Manisa Azmanı; Klasik Manisa Hünkârisinden biraz küçük ve kuyruğu paresiz;
  • Balıkesir Martısı (Manisa Azmanı gibi, paçalı, tepeli, güllü; onlardan daha ince ve daha uzun gagalı, paçalı Mısırlı)
  • Polski ya da Polski Bango;
  • Mısırlılar ya da Mısıriler (güllü, tepeli ya da tepesiz, paçasız; İzmir, Manisa Kırkağaç mısırlıları, Manisa Salihli Enicesi, İstanbul Mısırlısı ya da Bulgar Bangosu, vb.)
  • Baskalar [Klasik Akbaş Bango (Baska) ve Akbaş Bango (Akbaş Baska)]
  • Denizli Azmanı
  • Macar
  • Tokur

Anadolu kökenli çok sayıda kısa gagalı (tepeli-tepesi, paçalı-paçasız, güllü-gülsüz olabilirler) güvercin ırkının içinde, günümüzde Türkiye’de en fazla ilgi çeken ve beslenen güvercin ırkıysa klasik Manisa Hünkârisidir. Klasik Manisa Hünkârisi güvercini, Türkiye’nin iyi bilinen önemli süs ve gösteri güvercini ırklarından biridir (Türkeş ve Gündüz, 2021). Klasik Hünkâri güvercini, çok güzel ve eşsiz görünüşlü küçük-orta boyutlu bir ırktır. Bu güvercinler belirgin bir göğüs gülü/fırfırına ve başında tepeye sahiptir; gagaları kısa ve kalındır. Başka çeşitleri olmakla birlikte, vücut işlemeli ya da desenli (blondinet) (Şekil 1) ve kanat işlemeli (satinet)  Hünkâriler, bu ırkın en yaygın ve popüler varyeteleridir.

Kanat işlemeli Hünkâriler, kuyruk pareleri nokta ya da para işaretli ya da işlemeli, kanatları ise renkli çavuşlu (şeritli) ya da işlemeli bir Hünkâri varyetesidir. Vücut işlemeliler ise, gövdesinin her yeri renkli ve satinet’ler gibi yine kuyruk pareleri nokta ya da para işaretli ya da işlemeli, kanatları ise renkli çavuşlu (şeritli) ya da işlemeli bir Hünkâri varyetesidir. Bu kuşların kuyruklarındaki beyaz pareler ya da işleme deseni, özellikle kanat işlemeli ve vücut işlemeli Hünkârilerin standardındaki önemli özelliklerdir. Vücudun üstünde tek renkli ve çok renkli işlemenin bulunduğu blondinetlerin bazı çeşitleri sırasıyla Sümbüllü ve Süslü olarak adlandırılır (Türkeş ve Gündüz, 2021).

Klasik Hünkâriler, -Mısırlılar, Kelebekler, Dolapçılar, Dönekler ve benzerleri-, Türkiye’ye özgü tüm yerli güvercin ırklarıyla birlikte Türkiye’nin önemli bir kültürel biyoçeşitlilik mirası olarak kabul edilmelidir. Şanslıyız ki, günümüzde Hünkâri güvercinleri, asıl olarak bu güvercinlerin tarihsel/kültürel varlığı ve coğrafi dağılışı açısından Türkiye’deki Manisa ve İzmir yörelerini içeren çoğunlukla eski yerleri ile Balıkesir, Bursa, Çanakkale gibi görece daha yeni yerleri içeren geniş bir coğrafyada hala yetiştirilmekte ve bulunmaktadır.

Kaynaklar

Konya Barınağı’ndaki köpeği kürekle öldüren sanıkların tahliyesine itiraz

Altı yıla kadar hapis cezası isteniyor

Konya Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianameyle haklarında altışar yıla kadar hapis cezası istenen iki sanık, 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 2 Ocak’ta görülen duruşmada tahliye edilmişti.

Konya’da köpeği kürekle öldüren ve sürükleyen failler tahliye edildi

Başsavcılık, dün iki sanığın tahliyesine yönelik karar için 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itirazda bulundu. Mahkemenin, savcılığın itiraz kararını değerlendireceği öğrenildi.

Beykoz’un Karadeniz kuşağı doğal sit alanı, hassas korunacak alan ilan edildi

İstanbul‘un Beykoz ilçesinin Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı Doğal Sit Alanının koruma statüsü ile Şırnak‘ın Cizre ilçesine bağlı bazı köylerin statülerinde değişikliğe gidildi.

Resmi Gazete‘nin bugünkü sayısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın imzasıyla yayımlanan karara göre, Beykoz Kuzey Kesimi Karadeniz Kuşağı Doğal Sit Alanının koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda Kavacık, Yenimahalle ve Göztepe mahallelerinin bir kısmını içeren alanlar kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edildi.

Ayrıca, Şırnak’ın Cizre ilçesine bağlı Dirsekli, Kurtuluş, Çatalköy ve Kuştepe köylerinin tüzel kişiliklerinin kaldırılarak bağlıları (mezra) ile birlikte Cizre Belediyesi’ne katılmalarına karar verildi.

Buca Cezaevi alanı için sivil toplum ve Soyer bir arada: İzmir’in ‘sarı öküzünü’ vermeyeceğiz

 İzmir‘de Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Mimar ve Mühendisler Odası (TMMOB), İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası ve  Buca Cezaevi Özgürleşirken Platformu üyeleri, yıkılan Buca Cezaevi arazisinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından imara açılmasına karşı bir kez daha bir araya geldi.

Cezaevi alanında düzenlenen açıklamaya çeşitli siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer de katıldı.

1959’da inşa edilen, Mart 2022’de yıkılan Buca Cezaevi, yıkım sırasında çevreye yaydığı “asbest” nedeniyle tartışma konusu olmuştu. 63 yıl boyunca birçok baskıya ve direnişe tanıklık eden cezaevinde özellikle 12 Eylül sonrasında pek çok sosyalist tutulmuş; bazıları da burada hayatını kaybetmişti.

Cezaevi, Covid-19 pandemisi sırasında da koronavirüse yakalanan tutukluların koşullarıyla ilgili gündeme gelmişti.

Buca Kapalı Cezaevi’nde koronavirüs vaka sayısı 65’e çıktı

‘Yeşil alan olmalı’

Yıkılan cezaevi önünde grup adına açıklama yapan TMMOB İl Koordinasyon Kurulu Temsilcisi Aykut Akdemir, halkın ortak yararına açıkça aykırı olan imara açma işleminin iptal edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Cezaevi alanının yeşil alan olması gerektiğini vurgulayan Akdemir bütün İzmirlileri açtıkları davaya müdahil olmaya davet etti:

“Bu alanın olası bir afet anında kentlilerin güvenli bir şekilde sığınacağı bir toplanma alanına, beton binaların gölgesinde değil ağaçların gölgesinde nefes alacak rekreasyon alanına, insan hakları açısından kabul edilemez olaylara sahne olmuş Buca Cezaevi alanının geçmişiyle ilişki kurularak halkın ortak ihtiyacını karşılayacak yeni bir Kültürpark Alanı’na dönüşmesi için İzmir 4. İdare Mahkemesi’nin 2022/2696 Esası’na kayden açtığımız davaya en kısa sürede müdahil olmaya davet ediyoruz.”

Kentin ve kentlinin ortak yararına açıkça aykırı olan bu planların altına imza atan ya da bu karara sessiz kalan tüm karar vericilere asli görevlerinin kendilerine bu yetkiyi veren kamunun ihtiyaçları doğrultusunda hizmet vermeleri gerektiğini hatırlatan Akdemir, ” Buca Cezaevi Alanı Koordinasyonu olarak ‘Buca Nefes Alsın’ diyerek başlattığımız mücadele, kamusal alanımızı kazanana kadar devam edecektir” dedi.

Soyer: İzin vermeyeceğiz

Belediye Başkanı Tunç Soyer de dayanışma gösteren herkese teşekkür etti. Cezaevinin kaldırılması konusunda Buca Belediye Başkanı Erhan Kılıç‘a da teşekkür eden Soyer, “Burası cezaeviydi. Kamu arazisiydi. Bu kamu arazisi cezaevi gittikten sonra yine kamuya ait olarak kalmak zorunda. Kamu burada ticaret mi istiyor, sanayi mi istiyor, ne istiyor? Kamu vicdanı burada yeşil alan istiyor. Zeytin, ağaç, yeşil istiyor. Dolayısıyla biz bunun sonuna kadar takipçisi ve savunucusu olmaya devam edeceğiz. Hiç kimse kamunun elinden burayı alıp ranta açamaz. Zehir gemisini nasıl İzmir’e reva gördülerse şimdi bu alanı ranta reva görenlere asla izin vermeyeceğiz.”

Tunç Soyer’den İzmirlilere destek çağrısı: Buca Cezaevi alanını imara açtırmayalım

“Burası İzmir’in sarı öküzü ise ona sonuna kadar sahip çıkacağız” diye konuşan Soyer, mücadelelerinin sadece İzmir için olmadığını vurguladı:

“Bu araziyi vermeyeceğiz. Bu dayanışma sadece İzmir için değildir. Türkiye’nin her yerinde vatandaşlarımız bilsinler ki İzmir bu dayanışmayı gösteriyorsa onlar da gösterebilirler. Eğer kamu arazilerine birileri göz diktiyse hiç korkmasınlar dirensinler. Türkiye’ye İzmir’den şunu söylemek isterim; biz dayanışmamızı diri tuttukça hiçbir güç bu memleketin geleceğini elimizden alamayacak. Bu memleketin geleceği emekten, demokrasiden yana güçlerin elinde olmaya devam edecek.”

Açıklamanın ardından alana zeytin ağaçları dikildi.

 

[2022’nin ardından] Okunacak güvenilir kağıtlar yoktu

İngilizler, halk sağlığı uzmanlarına “kağıt doktoru” derler, ki doğrudur. Tıp (hekimlik mesleği) bilimlerinde her gün binlerce bilimsel makale yayımlanır. Halk sağlığı, tıbbın dışına taşan çok geniş multidisipliner alanıyla bu sayıyı tek başına bile katlar. Biz halk sağlığı uzmanları, kendi meslek alanımızla ilgili makale ve kitaplardan başka, bir de çok sayıda istatistik, kurum yıllığı ve ÇED raporu vb. okuruz. Sonra da tek tek insanların değil bütün toplumun farklı gruplarının sağlığı ile ilgi tanılar koyar ve bunlar hakkında reçete benzeri uzun raporlar, kitaplar ve makaleler vb. yazarız.

Okunması ve yazılması gereken bilgi ve sorun o kadar fazladır ki, giderek sadece uzmanlık alanınızın ilgi ve ileri uzmanlık alanları ve konuları dışında yayın okuyamaz hale gelirsiniz ve diğerlerini başkalarının okuması olasılığına bırakır ya da gelecek günlere gittikçe biriktirerek ötelersiniz.

Güvendiğiniz dağlara sürekli kar yağıyorsa

Eğer bu öteleme ve seçici okuma vb. işi bir üniversite veya devlet kurumu aracılığı ile görev ve sorumlulukların 6N1K’sı hukuki  olarak yazılıp, kişi ve kurumlara paylaştırılmaz (devlet kurumları içindeki kimi uzmanlık kurum ve enstitüleri vb.) veya paylaştırılsa bile yaklaşık özellikle son on yıldır olduğu gibi her yılın sonunda yayınlanması beklenen doğru bilgiler içeren yıllık istatistikler vb. yayınlanmaz ise bu durum devletin geleceğini her yönüyle tehdit eden devasa bir yalana ve aldanmaya dönüşür. Okunmayan kağıtlardaki güncel bilgileri içermeyen (günümüzde elektronik yazı) ve yayınlanmayan ya da yanlış verilere dayalı yayınlanan istatistikleri herkes (bütün diğer kurumlar, bakanlıklar, hükümet, iktidar ve muhalefet partileri siyasi partiler yargı, yasama ve sonunda cumhurbaşkanı dahil) güncel ya da doğru zanneder. Bu, ulusça, büyük bir kendini kandırmaya yol açan; büyük bir aldanmadır. Neyi bilmediğini bilmemek, ordusundaki asker ve silah sayısını bilmeyen devlet olmak gibidir. Var ve eksiksiz zannedersen talep de etmezsin ve hikaye, masal, roman gibi kurgusal olan metinlerdeki gibi, olmayan ya da yalan-yanlış bilgileri varmış; bu yıl olmuş ve doğru sanırsın. Bunun en güzel kötü örneği eski Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun (TAEK), 28 Mart 2020 tarihli 31082 sayılı Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kapatıp Türkiye Enerji, Nükleer ve Maden Araştırma Kurumu’na (TENMAK) devredilmesiyle doğan bilgi ve istatistik boşluğudur.

Herkes, her şey eksiksiz ve yolundaymış gibi plan, program, stratejiler yapmaya ve kararlar almaya devam eder. Bilinmeyen bilginin hangi bilgi olduğunu bile bilmeden karşılaştırmalar da yapılamaz veya yapılanlar hatalı sonuçlar verir. Karşılaştırma yapılamazsa iyiye veya kötüye gidişin kanıtlarını, neden ve sonuçları bilemeyiz.

Benim işim değil ki (1)

Öykümüz: herkes, birisi, herhangi biri
ve hiç kimse adlı dört kişi hakkında.

Yapılması gereken, önemli bir iş vardı.
Herkes, birisinin bu işi yapacağından emindi.

Gerçi işi herhangi biri de yapabilirdi, ama hiç kimse yapmadı.
Birisi buna çok kızdı, çünkü iş, herkesin işiydi.

Herkes, herhangi birinin bu işi yapabileceğini düşünüyordu,
ama hiç kimse herkesin yapamayacağının farkında değildi.

Sonunda herhangi birinin yapabileceği bu işi,
hiç kimse yapmadığı için herkes birbirini suçladı.

Bu nedenle, bir uyarı yapmak, eksiği örneklemek için meslek ve ilgi alanımla ilgili, üzerinden bir yıl daha geçtiği halde 2022’de de hâlâ bilmediğimiz (olmayan veya doğruluğundan şüphe ettiğim) birkaç önemli bilgiyi çıkardım (2):

Grafikte görülmeyen 2007’deki %0,58 gibi açıklayamadığım, ama 2020’deki covid-19 ve bağlı nedenleriyle açıkladığım %0,55’lik gibi beklenenden olağandışı çok düşük nüfus artış hızları TÜİK’in yayımladığı, 2021 yılını da içeren nüfus verilerini güvenilmezleştiriyor. 2010-2020 arasında binde 5,14 olan ortalama kaba ölüm hızı oranından hesapladığım ölüm sayısını doğum sayısından çıkarıp kalanı 2019 nüfusuna ekleyerek yaptığım çok kaba hesaplamalarıma göre 86.336.954 olması gereken 2020 yılı beklenen Türkiye nüfusunu TÜİK, beklenenden yaklaşık 2,7 milyon daha az, 83.614.362 olarak açıkladı.

2020’de 1.115.821 canlı bebek doğduğu halde nüfustaki yaklaşık 2,7 milyonluk azalmanın tamamının değilse de çoğunun, bilmediğimiz başka nedeni yoksa (yurt dışı göç, savaş veya afetlere bağlı çok sayıda ölüm veya maddi toplama çıkarma hatası vb.) covid-19 ve bağlı nedenlerine bağlı ölüm olma ihtimalini kimse yok sayamaz. Bazı yıllardaki 300 binden fazlayı bulan beklenenden fazla nüfus artışlarını ise tam sayısını bilmediğimiz vatandaşlık verilen yabancılarla veya Türkiye’de doğan çok sayıdaki mülteci bebekleri ile açıklayabiliriz (2).

Toplam ölüm sayısı ve kaba ölüm hızı, beş yaş altı ölüm hızı; yenidoğan (bir aylık bebek) ve bebek (0-12 aylık) ölüm oranları (4) ve ölüm nedeni istatistiklerinin Türkiye toplamları ve illere göre dağılımlarının 2020 ve 2021 yılı verilerini bilmiyoruz. Bunlar ve alttaki kanser istatistikleri, ülkenin toplum ve çevre sağlığı durumunun bilinmesini sağlayan; hesaplanabilir, karşılaştırılabilir ve önlemler geliştirilebilir en önemli halk sağlığı ölçütleridir.

2018-2019-2020-2021 yıllarına ait Türkiye toplam ve illere göre kanser istatistiklerini bilmiyoruz (2017 istatistiği dört yıl gecikmeyle 2021 yılında yayınlandı) (5).

Var olan, fakat olumsuz bazı istatistikler: Tabloda görüldüğü gibi Türkiye’nin 2020 yılı tehlikeli atık miktarı 2018 yılına göre %204’den fazla artmıştır. Bu artıştan, toplam atık miktarları da %158’den fazla artan maden sektörü sorumludur (6).

Yaşam memnuniyeti: 18 yaş üstü nüfusunun 2010’da 61,2’si mutlu olan Türkiye’nin: 2018’de 53,4’ü; 2019’da 52,4’ü; 2020’de %48,2’si ve 2021’de 49,3’ü mutludur (7). Ne var ki Türkiye memnuniyet araştırmasının illere dağılımı 2013 yılından yayınlanmamaktadır.

Bu yazıdan sonra “Büyük Çin Kıtlığı”nın nasıl olduğunu ve  “Çin’in Büyük Serçe Kırımı”nı ben mi yazayım yoksa siz mi kendiniz bulup okursunuz (8,9)?

*

Yararlanılan kaynaklar:

  1. Taban Gazetesi, Yıl:1 Sayı: 3-4;15 Temmuz/15 Ağustos 1994.
  2. https://biruni.tuik.gov.tr/ilgosterge/?locale=tr 03.01.2023 tarihli erişim.
  3. https://www.wikiwand.com/tr/T%C3%BCrkiye_demografisi 03.01.2023 tarihli erişim.
  4. https://www.who.int/data/gho/data/countries/country-details/GHO/turkey?countryProfileId=e15ebd1a-7ed0-4d05-9659-98efa265037a 03.01.2023 tarihli erişim.
  5. https://hsgm.saglik.gov.tr/depo/birimler/kanser-db/istatistik/Turkiye_Kanser_Istatistikleri_2017.pdf 03.01.2023 tarihli erişim.
  6. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Atik-Istatistikleri-2020-37198 03.01.2023 tarihli erişim.
  7. https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Yasam-Memnuniyeti-Arastirmasi-2021-45832 03.01.2023 tarihli erişim.
  8. https://www.wikiwand.com/tr/B%C3%BCy%C3%BCk_%C3%87in_K%C4%B1tl%C4%B1%C4%9F%C4%B1 03.01.2023 tarihli erişim.
  9.  https://onedio.com/haber/dunya-tarihinden-cok-ilginc-bir-hikaye-cin-i-felakete-surukleyen-serceler-537330 03.01.2023 tarihli erişim.

 

 

Haber sitelerine ‘reklam kıstasları’nı CHP açıkladı: En az 32 çalışan, günlük 240 haber, 24 ay sonra reklam

Basın İlan Kurumu’nun hazırladığı internet haber sitelerinin resmi ilan alma şartlarını düzenleyen yönetmeliğin taslağını CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel açıkladı.  Sertel, “İktidarın gazeteler gibi internet medyasının da kökünü kurutmak istediğini çok net görüyoruz” dedi.

Sertel’e göre taslakta 24 ay bekleme süresi, istihdam edilecek kişi sayısı, ziyaretçi sayısı, tıklama sayısı, günlük haber ve görüntüleme sayısına ilişkin birtakım kriterler belirlenmiş. Kriterler ise; “… hali hazırda tüm şartları taşısa bile internet sitesinin 24 ay bekleme süresi olacak. Türkiye geneli yayın yapan bir internet sitesinin 32 kişi çalıştırması, günlük en az 240 haber yayınlaması, günlük asgari tekil ziyaretçi sayısının 500 bin, günlük asgari sayfa görüntülenmesi sayısının da 1,5 milyon olması gerekiyor. Ankara ve İzmir’i kapsayan 2’nci kategoride bu sayılar tekil ziyaretçide günlük 30 bin, görüntülenmede ise 90 bin” olarak belirlenmiş.”

‘Ya sayı saymayı bilmiyorlar…’

Kriterlerin “uçuk kaçık” olduğunu belirten Sertel şunları söyledi:

“Sansür yasasının içerisinde olumlu sayılabilecek düzenlemelerden biri internet medyasına resmi ilan ve basın kartı hakkı tanınmasıydı. Ancak taslağa baktığımızda iktidarın gazeteler gibi internet medyasının da kökünü kurutmak istediğini çok net görüyoruz. Bir internet sitesi resmi ilan alabilmek için iki yıl nasıl bekleyecek, 32 kişiyi nasıl çalıştıracak? Ya bunlar sayı saymayı bilmiyorlar ya da hayatlarında hiç sopa yememişler.”

Taslağın yürürlüğe girmesi halinde internet haber sitelerinin birçoğunun güçlenmek yerine kapanacağını kaydeden CHP’li vekil, “Getirilmek istenen şartlara baktığımızda bunların adeta internet sitelerinin resmi ilanlardan yararlanmaması için hazırlanmış olduğunu kaydetti:

“Böylesine bir kriz ortamında hangi internet sitesi sahibi bu kadar kişiyi çalıştırabilecek? Bu kriterlerin hiçbiri karşılanabilir değildir. Özellikle 24 aylık bekleme süresinin tamamlanması mümkün görünmemektedir. 32 personelle 2 yıl boyunca ilan almadan bu çalışanların istihdamını sağlamak çok gerçekçi ve mümkün değil. Taslak bu haliyle yürürlüğe girerse yarardan çok zarar getirecek, kaliteli, objektif, özgür habercilik yapan internet sitelerinin de kapanmasının önünü açacaktır.”

‘Tekel yaratılmaya çalışılıyor’

Bu taslağın bu şekliyle hayata geçirilmesi durumunda yalnızca belirli ellerde toplanan, belirli sermaye sahiplerine ait sitelerin resmi ilan alabileceğinin altını çizen Sertel şöyle konuştu:

“Gerçekleri yazan ve gerçekleri dile getiren internet siteleri tıpkı gazetelerde olduğu gibi cezalandırılacak ve resmi ilan verilmeyecek. Verecekleri resmi ilanın aylık 15-20 bin lirayı geçmediği illerde internet sitesi sahipleri, çalışanlarına aylık 60-70 bin lira gibi bir ödeme yapacak. 13 Ocak’ta Basın İlan Kurumu Genel Kurulunda bu teklif değerlendirilirken bu şartların gerçeğe uygun şekilde düzenlenmesi gerekiyor. Bu teklif bu haliyle hayata geçmez. Bu teklif hayata geçerse resmi ilan alabilen internet sitesi sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. Birçok internet sitesi resmi ilan alamaz, alanlar da tekel olur. Gazetelerde tekelci dönem devam ediyordu. Bu düzenleme ile internet medyasında da tekelci dönem başlıyor.”

2022’de en büyük başarı çevre kampanyalarında

Sosyal değişim platformu Change.org Türkiye, 2022 yılı Değişim Raporu’nu yayımladı. Türkiye’de insanların hangi alanlarda değişim istediğini ortaya koyan ve 2022 yılında en fazla imzalanan kampanyalar ile bu kampanyaların mücadele alanlarına göre dağılımı gibi gibi bilgilerin yer aldığı rapor, halkın değişim taleplerini anlamaya yönelik bilgiler sunuyor.

Rapora göre, 2022 yılında çevre ve iklim krizi alanında toplam 15 kampanya başarıyla sonuçlandı ve çevre alanı, en fazla başarının elde edildiği alan oldu.

Geçen yıl başlatılan kampanya sayısı ise 11 bin 665. Bunlara toplam 8 milyon 721 bin 608 imza atıldı. Farklı mücadele alanlarından 123 kampanya ise başarıya ulaştı.

Uygar Özesmi: Tarihe tanıklık ediyoruz 

Change.org Türkiye Kurucusu ve Genel Direktörü Uygar Özesmi, raporlara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu raporlarla hem tarihe tanıklık ediyoruz, hem de araştırmacılara ve kamuya önemli bir veri kaynağı sunuyoruz. Ayrıca karar vericiler için de halkın taleplerini görmeleri ve dinlemeleri için çok değerli bir kaynak.”

Kampanyalarda kKarar verici profilleri aracılığıyla; karar vericiler kendilerine yönelik başlatılan imza kampanyalarına doğrudan cevap verebiliyor, cevap imza atan her kişinin posta kutusuna düşüyor. 2022 yılında kampanyacılarla karar vericileri bir araya getirme olanağı sunan beş karar verici hesabı açıldı. T.C. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakan Yardımcısı ve İklim Değişikliği Başmüzakerecisi Mehmet Emin Birpınar, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu,  Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Nilüfer Belediyesi Başkanı Turgay Erdem, karar verici profili açarak, kampanya başlatan ve imza atanlara doğrudan yanıt verebilmeye başladı.

Rapordan öne çıkanlar

  • Change.org Türkiye toplam kullanıcı sayısı: 21.230.606
  • Başlatılan kampanya sayısı: 11.665
  • Başarı ilan edilen kampanya sayısı: 123
  • Kampanyalara atılan toplam imza sayısı: 8.721.608
  • 2022’de imza atan kişi sayısı: 2.025.072

2022 Yılında En Fazla İmzalanan 10 Kampanya

En fazla imzalanan kampanya: ‘Öldüremezsin’ 

Konya barınağında bir köpeğin kürekle öldüresiye dövülmesi görüntülerinin ardından başlatılan, “Öldüremezsin” kampanyası, 2022’nin en fazla imzalanan kampanyası oldu. Serhat Okur tarafından başlatılan, yılın en fazla imzalanan kampanyasında 250 binin üzerinde kişi, suçluların cezalandırılması ve barınak koşullarının iyileştirilerek, kısırlaştırmaya yoğunlaşılması taleplerinin altına imzasını attı.

En fazla imza hayvan hakları için

2022’de en fazla imzalanan kampanyanın hayvan hakları alanında olmasının yanında, toplamda da en fazla imza hayvan hakları alanında başlatılan kampanyalara atıldı. Hayvan hakları alanında başlatılan kampanyalara toplam 2.339.950 imza atıldı.

En fazla kampanya eğitim alanında

2022’de en fazla kampanyanın başlatıldığı alan eğitim oldu. Bu alanda 1179 kampanya başlatıldı. Eğitim alanında en fazla imzalanan kampanya ise, “Devlet Okullarında Öğrencilere Ücretsiz ve Sağlıklı Bir Öğün  Yemek” verilmesini talep eden kampanyaydı.

 En fazla başarı çevre alanında

2022 yılında çevre ve iklim krizi alanında toplam 15 kampanya başarıyla sonuçlandı ve çevre alanı, en fazla başarının elde edildiği alan oldu. Aliağa’ya gelmesi planlanan asbestli geminin durdurulması için 100 binin üzerinde imza atıldı ve kampanya başarıyla sonuçlandı.

İklim krizi mücadele alanı güçlendi

İklim krizi alanında atılan imzalar, bir önceki yıla göre artış gösterdi. 2021’de atılan 465.188 imzaya karşılık, 2022’de iklim krizi alanında başlatılan kampanyalara 719.100 imza atıldı. Bu alanda toplam 161 kampanya başlatıldı. Çevre alanındaki 15 kampanya başarısının 9 tanesi, iklim krizi üzerineydi.

ABD’de ‘kürtaj hapı’ eczanelerde de satılabilecek

Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi (FDA) ilk kez bir kürtaj hapının eczanelerde satılmasını onayladı.

Yüksek Mahkeme‘nin kürtaj hakkını güvence altına alan kararı (Roe Wade) geçen sene iptal etmesiyle birlikte kürtaj haplarına olan talep artmaya başlamıştı.

ABD’de tartışmalı karar: Kürtaj hakkını Anayasal güvence altına alan mahkeme kararı iptal
ABD’de kürtaj hakkı eylemlerinde kongre üyeleri gözaltına alındı

24 Haziran 2022 tarihli karara karşı Demokrat Partili Başkan Joe Biden‘ın federal hükümeti, kürtaj haplarına erişimi federal düzeyde arttırmak için bir dizi adım atmıştı. FDA, yaptığı son mevzuat değişikliği ile 2000 yılında “Mifepristone” ilacına getirdiği kısıtlamaları kaldırmış oldu.

FDA tarafından dün günü yapılan açıklamaya göre ilaç, ABD çapında kürtajın serbest olduğu eyaletlerde satılabilecek. İlaç, mevzuat değişikliğinden önce sadece klinikler, doktorlar ve posta ile sipariş gönderen sınırlı sayıdaki eczaneden sağlanabiliyordu.

İlacı üreten şirketler; Danco Laboratories ve GenBioPro, ayrı ayrı yapılan açıklamalarda, ajansın bu kararını doğruladı. 

Hekimler: Önemli bir adım

Ülkede cinsel sağlık hakları alanında çalışan sivil toplum kuruluşu Guttmacher Enstitüsü’ne göre, ülkede kürtaj uygulamalarının yarısından fazlasında ameliyat yerine haplar kullanılıyor. Karar, Amerikan Kadın Doğum Uzmanları ve Jinekologlar Koleji adlı meslek örgütü tarafından ileriye doğru “önemli bir adım” olarak nitelendirildi.

ABD’de eczaneler mifepristonu satmak için sertifika başvurusunda bulunabilecek ancak kürtajla ilgili yasal tartışmalar eczanelerin hapı satıp satamayacağı sorusunu yeniden gündeme getirebilir.

Roe-Wade‘in iptal edilmesinin ardından Kasım 2022 itibariyle kürtaj artık çoğu güneyde olmak üzere 13 eyalette yasaklanmıştı: Idaho, Güney Dakota, Wisconsin, Teksas, Oklahoma, Missouri, Arkansas, Louisiana, Tennessee, Mississippi, Kentucky, Alabama, Batı Virginia.

Kürtaja erişim Georgia’da gebeliğin ilk 6 haftası ile sınırlıyken, Utah, Arizona, Kuzey Carolina ve Florida’da 15,18 veya 20 hafta sınırı bulunuyor.

Karar, bu eyaletlerde yaşayan kadınların ilaçla da olsa kürtaj yaptırabilmesi için diğer eyaletlere seyahat etmelerini gerektirecek.

İzmir’de bir ‘böcek okulu’: Öteki’ni tanımak, önyargıları değiştirir mi?

Haber: Melisa GÖNEN

*

Sucul ortamlardan çöllere,  okyanusların derinliklerinden dağların zirvelerine, maden ocaklarından metropollere kadar her ortamda rastlayabileceğiniz böcekleri yeterince tanıyor musunuz? Böcekler hakkında yeterince bilgi sahibi misiniz? Böceklere karşı yaklaşımlarınız doğru bilgiye mi dayanıyor?  Bu sorular karşısında vereceğiniz yanıt “hayır” ise, böceklere karşı tepkinizi yeniden gözden geçirmeniz gerekiyor. Çünkü korkuya ve bazen de tiksinmeye dayalı tepkiler büyük ölçüde bilgisizliğimizden kaynaklanıyor. Böcekler hakkında yeterince bilgi sahibi olmadan oluşturduğumuz önyargılardan beslenen ötekileştirici tutumlarımızı terk etmek, böceklerin görkemli dünyasına yakından bakabilmekten geçiyor.

Yaklaşık 400 milyon yıldır dünyada var olan böcekler, bir milyonun üzerinde bilinen tür sayısıyla hayvanlar alemi içinde en büyük grubu oluşturuyor. Bazı türler milimetrenin yedide biri boya sahipken, bazıları kanat açıklığıyla 30 santimetreye ulaşıyor. Erginleri üç çift bacak ve iki çift kanat taşıyan bu eklembacaklı canlılar, dünyanın hemen her yerinde farklı habitatlarla uyum içinde yaşayabiliyor.

İnsan ise  yaşamı böceklerle paylaşırken ekolojik ortaklığı yeterince gözetmiyor. Genellikle korktuğumuz, tiksindiğimiz, uzak durduğumuz böceklere karşı yaklaşımlarımız yarar-zarar ikilemiyle desteklenen bilgi eksikliğine dayanıyor.

‘Öteki’nin bertarafı

Yaşadığımız kentler, estetik algı ekseninde oluşturulan politikalarla yönetiliyor. Kentsel peyzaj tasarımlarıyla “istenmeyen” ya da “yabani” olarak nitelendirilen otların yerini daha “estetik” bitkiler alıyor. Caddeler birer vitrin gibi kullanılıyor. Beton, toprağı büyük bir hızla örtüyor. Dikey mimari yükseldikçe toprak ayağımızın altından kayıp gidiyor, toprağın yerini gri ve simetrik tasarımlar alıyor. Her şeyi bir düzen içinde görmek isteyen kent yaşamı, böceklerin “başına buyruk” yaşamına tahammül edemiyor. Beklenmedik karşılaşmaların önüne geçmek için kullanılan kimyasal ilaçlar, yarar-zarar  mekanizmasına olan bağlılığımızı arkasına alarak  kent içindeki böcek çeşitliliğini görmezden geliyor. Kentlerde etrafımız, kendi türümüzle o kadar çok sarmalanıyor ki, kendimizi  her şeyin merkezine yerleştiriyoruz. Böylece insanlığın kırsalda benimsediği ortaklaşa yaşam kentte “öteki”nin bertaraf edilmesinin mücadelesine dönüşüyor.

Böcekler yeryüzünden yok edilirse ne olur? 

Tarım arazilerinin açılmasıyla ormansızlaşma, işgalci türlerin farklı yaşam alanlarına taşınmak durumunda bırakılması, ekosistemleri zehirleyen kimyasalların kullanımı, iklim değişimi ve okyanus asitlenmesine neden olan karbon salımları, aşırı üretim ve tüketim… İnsan eylemleri sonucunda türler yok oldukça ekosistemin kritik denge sınırları da aşılıyor. Çevre bilimci E.O. Wilson, ekosistem döngüsünde böceklerin önemine dikkat çekerek, besin zincirindeki devamlılığı ve insanlar da dahil canlı türlerinin devamlılığını böceklerin tür çeştililiğinin korunmasıyla ilişkilendiriyor. Bilim Yazarı Dr.Pedram Türkoğlu ise, böcekler yeryüzünden kaybolursa ne olur, sorusunu şöyle yanıtlıyor:

“Soruyu böcekler açısından değil de eklembacaklılar açısından ele aldığımızda daha kapsamlı bir değerlendirme yapabiliriz. Çünkü kırkayak, örümcek gibi böcek olmayıp ekosistem için çok önemli nişleri olan eklembacaklılar var. Soruyu yanıtlarken çiçekli bitkilerden de söz etmemiz gerekiyor. Çiçekli bitkilerin atalarının Kretase‘nin başlarında, yaklaşık 134 milyon yıl önce evrimleştiğini göz ardı etmemeliyiz. Dolayısıyla yaklaşık 3 milyar yıllık canlılık tarihinde çiçekçi bitkilerin varlığı ekosistem için zorunlu değil. Ancak yaklaşık 100 milyon yıldır evimleşen fauna ve flora çiçekli bitkilerle iç içe seçilim gösterdi. Bu yüzden böcekler yok olursa, polinasyon(tozlaşma)  da çok büyük oranda kaybolacağı için çiçekli bitkilerin neredeyse hepsi yok olmaya mahkum kalacak. Bu durum, insanların sentetik yöntemlerle çiftçiliği sürdürmesini gerektirecek, bu da ekonomik açıdan verimli olmayacak.

Böcek türlerinin varlığının, ekosistemde yer alan  çiçekli bitki türlerinin  yaşamının devamlılığında ne kadar önemli rol oynadığını aktaran, böcekler yeryüzünden yok olursa ne olur, sorusuna verdiği yanıtı detaylandıran Dr. Pedram Türkoğlu “Çiçekli bitkiler yok olunca çiçekli bitkilerle ve eklembacaklılarla beslenen hayvanlar da yok olacak. Çürüyen organik maddeleri ayrıştıran eklembacaklılar olmadığı için çürüme işlemi aksayacak, ekosistem ile birlikte insan yapımı tarım ve sanayi de çökecektir”  ifadelerini kullansa da, canlılığın beş büyük kitlesel yok oluştan sağ çıktığını sözlerine ekleyerek evrimsel gerçekliği hatırlatmayı ihmal etmiyor. Bizi,  türlerin kaybıyla ortaya çıkacak “felaketler” silsilesiyle yüzleştiren Dr. Türkoğlu, bu “felaketlerin” canlılığın sonu olmayacağını ancak hayatta kalan türlerin boşalan ekolojik nişleri dolduracağını ve değişen çevre şartlarına uyum sağlayan türlerin seçilim göstereceğini belirtiyor ve bu türler içinde Homo Sapiens’in yer alıp alamayacağı konusunda açık kapı bırakıyor: “Hayatta kalan türler arasında Homo Sapiens belki olur, belki olmaz o ayrı bir konu” diyor.

Bilim insanları altıncı bir yok oluşun insan eylemleriyle gerçekleşebileceği “antroposen” çağı hakkında uyarılarda bulunmaya devam ederken bizler kentte kendi türümüz dışındaki türlere yabancı bir yaşam sürüyoruz. Oysa sebep olduğumuz ekolojik sorunlar binlerce türü etkiliyor. Peki biz, diğer türlerin yaşam mücadelesinin farkında mıyız, bu, günümüz kentlerinde ne kadar mümkün?

Dünya Bankası verileri, Türkiye’de 2020 yılında kentsel alanlarda yaşayan nüfus oranının %76 olduğunu gösteriyor. Her şeyin bir düzen ve zamanlanmış programlar içinde sürdüğü kentlerde, göstergeler bombardımanı altında ritmik hareketlerle ilerlediğimiz sokaklarda fark etmediğimiz ne var? Kentlerde insanlar arasında yaşamaya uyum sağlamak zorunda kalmış hangi türlerle bir aradayız? Bu sorulara cevap aramak,  bir an için durmayı, kendi türümüzün kalabalığı içinde fark etmediğimiz “şeyler”i görmeyi gerektiriyor.  Trafik ışıklarında karşıdan karşıya geçerken omzunuza konan bir böcek, kafede otururken çayınızın buharının üzerinde uçarken bir anda göz göze geldiğiniz bir başka böcek… Böceklerle hep bir aradayız, yaşamı paylaşıyoruz. O halde artık sadece “böcek” demesek mi?

Böcek Farkındalığı Yaratma Projeleri‘nin (BÖFYAP) lideri,  Ege Üniversitesi‘nde Taksonomi ve Sistematik ile Uygulamalı Entomoloji alanlarında çalışan Prof. Dr. Serdar Tezcan ile böceklerin büyüleyici yaşamını konuştuk.

 

BÖFYAP-Böcek Okulu projesi nasıl ortaya çıktı, proje sürecinden biraz bahseder misiniz?

BÖFYAP (Böcek Farkındalığı Yaratma Projeleri), canlılar içinde en büyük grubu oluşturan böcekleri topluma tanıtmak, bilgilendirerek sevdirmek ve farkındalık yaratarak toplumun böcekler hakkında bilgi sahibi olmasını sağlamak üzere çok aşamalı bir proje olarak 2007-2014 yıllarında TÜBİTAK Bilim ve Toplum Projeleri kapsamında yaşama geçirildi. Ege Üniversitesi’nde ilköğretim öğrencileri ile öğretmenlere yönelik olarak yürütülen projeler, teorik ve uygulamalı eğitimler şeklinde, bin 575 katılımcı ile gerçekleştirildi.

Bilim toplum projeleri içinde örnek gösterilen beş proje arasına giren BÖFYAP, doğadaki farklı alanlarda böceklerin işlevlerinin gözlenmesine, makroskobik ve mikroskobik düzeyde incelenerek yakın temas sağlanmasına olanak tanıdı. Böcek farkındalığını artırmak için gerçekleştirilen resim, fotoğraf çekimi, böcek müzesi ziyareti gibi atölyelerin yer aldığı çalışmalar 15-25 kişilik gruplar halinde ve halk sağlığı uzmanı ve eğitmenlerin de yer aldığı farklı uzmanların danışmanlığında gerçekleştirildi.

Böcekleri neden ötekileştiriyoruz, korkularımızın ve önyargılarımızın kaynağı nedir?

Böceklerin bazılarının yol açtığı ya da taşıdığı pek çok hastalık yine böcekler arasında bulunan az sayıdaki bazı türlerin giysilere, barınaklara, yetiştirilen veya depolanan yiyeceklere verdikleri zararlar da düşünüldüğünde, böceklerden korkunun temellerinin çok eskilere ve derinlere gittiği görülebilir. Oysa böcekler dünyası çok zengin. Bazı sorunlara yol açan türlerin sayısı, bir milyonu aşan böcek türü içinde ancak birkaç yüzü bulmakta.

Böceklerin yaşamına ilişkin bilgi eksikliğimizin yerini çoğu zaman başka şeyler dolduruyor. Dolayısıyla doğru olan bilginin gündeme gelmesi gerekiyor. İnsanların böcekler hakkındaki eksik bilgisi, yanlış bir düşünce oluşturarak korku duygusunu yaratıyor. Korku, olayları daha kronik hale getiriyor. Korku başlayınca, korkunun en kolay tepkisi olarak savunma davranışları ortaya çıkıyor. İnsanlara zarar vermeyecek türlerin zarar görmesiyle sonuçlanan davranışlar sergileniyor. Bizlere zarar vermeyecek türler, onlara karşı oluşturduğumuz kalıplaşmış yargılar nedeniyle yok ediliyor. 20. yüzyılın ikinci yarısından bu yana, son 75 yıldır böyle bir sürecin yaşandığını söyleyebiliriz.

“Böcek savar değil, böcek sever bir nesil” inancıyla bilgiye dayalı farkındalık oluşturmak için yola çıktığınız proje, yaklaşımlarımızın doğru bilgiye dayanmadığını, bakış açımızın değişebileceğini gösterdi. Sizce böceklere yaklaşımımız onlarla olan iletişim eksikliğimizden mi kaynaklanıyor?

Dünya çok hızlı değişiyor. Sanayi Devrimi’yle başlayan değişim, bilimde ve teknolojide çok büyük değişiklikleri gündeme getirdi. Özellikle 20. yüzyılın ortasından itibaren kimya ve tarım alanında meydana gelen değişimler tüm yaşam alanlarını etkiledi. Bu değişimden, diğer canlılar gibi böcekler de etkilendi. Nüfus artış hızının yükselmesi, pekçok doğal alanın yerleşim, tarım ya da sanayi amaçlı kullanılmasına neden oldu. Doğal yaşam alanları kent içinde kaldı ya da kentleşti. Bu durum habitatların, biyotopların bozulmasını gündeme getirdi. Böceklerin, bitkilerin yaşam ortamları hızla değişmeye başladı. Artan tarımsal faaliyetlerde zehirli kimyasallar,  funguslara, bakterilere, böceklere, bitkilere ve diğer canlılara karşı yoğun şekilde kullanılmaya başlandı.

Doğada olup bitenleri gözlemleyebildiğimiz, ortaklaşa ve bağımlı bir yaşam sürdüğümüz süreçlerin evrimini düşündüğümüzde kendimizi bambaşka bir yerde  konumlandırdığımızı ve  insanmerkezci bakış açısını benimsediğimizi gözlemliyorum. Böyle bakarsak böceklerin aslında bize hep “yabancı” olmadığını söyleyebilir miyiz?

Kentler büyümeye başladıkça 20. yüzyılın ortalarında kırsal alandan kente göç olgusu kendini gösterdi. Daha önce insanlar, genellikle tek katlı ve bahçeli evlerde yaşıyorlardı. Dolayısıyla böceklerle bir aradaydılar. Karıncalar odalarımızın bir ucundan evimize giriyor bir diğer ucundan çıkıyorlardı. Böcekler halımızın, kilimimizin üzerinde ya da odamızın herhangi bir köşesinde bizimle yaşayabiliyordu. Dikey mimari ile birlikte, insanlar böceklerin yaşadığı ortamlardan soyutlanmaya başladılar. Bir ölçüde ilişkilerimiz koptu. İlişkilerimiz koptukça gözlemleyerek öğrenme süreci de değişti. Bir karınca kolonisini doğada gözlemleyebilen çocuklar,  karıncaları bir belgeselde izleyerek tanıyabilir hale geldi. Bir böceği eliyle tutmamış, böceklerle temas kurmamış milyonlarca çocuğun olduğunu biliyor, böyle bir dünyada yaşıyoruz.

Böcekler bitkilerin tozlaşmasına katkı sağlıyor, ölü canlıların ve dışkıların doğaya tekrar kazandırılmasında rol oynuyor. Bazı zararlılarla beslendikleri gibi bazı türlere de besin sağlıyorlar. Yani böcekler doğanın dengesi için ciddi “sorumluluklar” üstleniyor. Peki ama böcekleri sadece yararları ya da zararları ile değerlendirmek ne kadar doğru?

İnsanlar, böceklere yararcı bakış açısıyla bakıyor ve yararcılık insanmerkezci bir bakış açışı. Bu bakış açısına göre tanıtılan türler var. Biz yararcılık üzerinden yapılan ayrımlara kitaplarda da rastlıyoruz. Ancak, bu bakış açısının dışında da bazı gerçekler var. Her canlının yaşamı, enerji, besin, madde, oksijen, karbondioksit döngüsü gibi doğal döngülere dayanıyor. Dünyayı bu haliyle ele alıp algılamak gerekiyor. Bazı böceklerin zehir kesesi var ve savunma mekanizmasını devreye sokarak karşısındaki canlıyı sokabiliyor. Bu yararcı bakış açısını değiştirmek için böcekleri, kendi gerçeklikleriyle kabul etmek gerekiyor. Biz, farkındalık yaratmak için başlattığımız çalışmalarda çocuklara bu gerçekliği de göstermek istedik.

Projenizde önyargıları gözlemle, etkileşim kurarak aşabileceğimizi gösterdiniz. Günümüz koşullarında kentlerde yaşayan bireyler için gözlem yapılacak alan bulmak mümkün mü?

Bornova mı, beton ova mı, Karşıyaka mı yoksa beton yaka mı, Narlıdere mi yoksa beton dere mi, Güzelbahçe mi yoksa beton bahçe mi, Karabağlar mı yoksa beton bağlar mı? Ben İzmir özelinde konuşacak olursam İzmir’i böyle görüyorum. Gerçeği yansıtacak olursa, bu semt adlarının hepsinin ya da büyük bir kısmının değişmesi gerekiyor. Yani betonlaşan bir kent içinde yaşıyoruz ne yazık ki. Ancak kentlerin geldiği duruma baktığım zaman, karşıma çıkan tabloya rağmen kentlerde yaşayan insanların yine de  böceklerin bulunabileceği kimi alanlarda gözlem yapabileceğini, böceklerin yaşamını sürdürdüğü alanların  kentte hala yer aldığını düşünüyorum. Böcekler, gerçekten üstün bir yaşama gücüne sahipler. O kitin yapıdaki milimetrik, santimetrik canlılar,  büyük bir potansiyeli beraberinde taşıyor.

Toplumda yediden yetmişe herkesin bu konuda bir şeyler gözlemleyebilmesi mümkün. Ancak böcekler hakkında fikir edinmek için okumak, son derece önemli. Biz, böcekler gezegeninde yaşıyoruz. Dünyayı böceklerle birlikte paylaşmak, yaşamı birlikte sürdürmek durumundayız. Bunu da gözeterek, böcekler hakkında bilgi sahibi olmayanlarla sahip olduğumuz bilgiyi paylaşmalıyız. Bu paylaşıma, katkı koyabilecek kişiler katıldıkça daha güzel bir geleceğin olabileceğini düşünüyorum. Çünkü, bilgi sahibi olan kişi habitatlara, ekosisteme yaklaşımlarını da yeniden gözden geçiriyor. Bilgiyle gelen farkındalığı önemli buluyorum.

Projeyle nasıl bir farkındalık yarattınız? 

Bu bir, sınıf dışı öğretim projesi. Canlılar arasında hiyerarşi oluşturan önyargıları, bilimin önderliğinde aşmak; toplumu, böceklerle yaşadığı ekolojik ortaklıkla barıştırmak amacıyla yola çıkan proje ilerledikçe bir şeylerin değiştiğini fark ettik. Her gruba çalışma öncesinde ve sonrasında uygulanan anketlerin ortaya koyduğu değişim,  projenin amacına ulaştığını her defasında gösterdi. Proje ekibinin çocuklarla etkili bir iletişim kurma süreci de başarıyla oluşturuldu. Böylece bugün yaşama bambaşka bakan çocukların bakış açısı, bundan yıllar önce bir amaç etrafında birleşen bilim insanlarının oluşturduğu projeye katılabilme fırsatı bulabildikleri için  değişmiş oldu.

Bu içeriği okuduktan sonra BÖFYAP projesine ilgi duyacak ve hatta projeye bir şekilde katılmak isteyecek Yeşil Gazete okurları olacağını tahmin ediyorum. Böcek farkındalığı için başka bir proje gündeme gelecek mi, BÖFYAP projesi devam edecek mi?

Bu projelerin, ülke düzeyinde gerçekleşmesini diliyorum. Milli Eğitim Bakanlığı’nın böcek farkındalığı oluşturacak projeleri okullarda gerçekleştirebileceğini düşünüyorum. Zaman zaman bu konuyu ilgili kişilerle de görüşüyorum. Biz, gerekli desteği verebileceğimizi ilgili yerlere ilettik. Böceklerle bir farkındalık yaratabilir miyiz, diyerek yola çıktığımız projeyle önemli bir değişim yarattık. Böcek korkusunun bazı çocukların omzunda çok büyük bir yük olduğunu, onlar bu korkuyu projemiz bünyesinde aştığında fark ettik. Onların mutluluğunu, farkındalığını hala yaşıyoruz. Projemizi, bilimsel sorumluluk olarak nitelendiriyorum. Bilimle ilgilenerek bilgi üreten  kişilerin topluma karşı bilimsel sorumluluğunun olduğunu düşünüyorum.

Konuya ilgi duyan okurlarımız,  proje katılımcılarının yaşadıkları süreçte kendilerinde gözlemlediği değişimleri paylaştığı değerlendirmeleri de içeren  Serdar Tezcan ve Füsun Tezcan‘ın BÖFYAP sırasında hazırladıkları ortak çalışma olan “Böcek Farkındalığı Yolunda” isimli kitabı da okuyabilirler.

 

Almanya’da, kömür için yok edilmek istenen Lützerath köyü yine karıştı: Polisle aktivistler karşı karşıya geldi

Almanya‘nın Lützerath köyünde bulunan Garzweiler linyit madenini genişletmek için yıkılmasına karşı bir araya gelen iklim aktivistleriyle polis bir kez daha karşı karşıya geldi.

Göstericiler, enerji firmasına ait araçların geçişini engellemek için barikat kurarak üç yolu kapattı.

Kömür karşıtı mücadele sınırları aştı: Almanya, Polonya ve Çekya’da sınır ötesi insan zinciri
Almanya’da eylemciler kömür madenini işgal etti
Almanya ZAD Rheinland Direnişi üzerine Sadık Çelik ile söyleşi

Yıllardır protestocuların hedefinde

Köln kentinin batısında yer alan Garzweiler madeni ve çevresindeki enerji santralleri yıllardır protestocuların hedefinde. Çevreciler, Avrupa’daki sera gazı emisyonlarının ve hava kirliliğinin en büyük kaynakları arasında bu maden ve santralleri görüyor.

Aktivistler, Almanya hükümetinin 2030 yılına kadar kömür çıkarılması ve yakılmasına izin veren kararına tepkili. Bu tarihte iklim değişikliğiyle etkin şekilde mücadele edilebilmesi için çok geç kalınmış olacağına işaret ediyorlar.

Çevredeki beş köy yok olacak

İklim aktivistleri, ayrıca Garzweiler madeninin genişletilmesi için çevresindeki beş köyün yok olmasını da protesto ediyor.

Söz konusu köylerde yaşayanlar da bu durumun anayasal haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle konuyu iki yıl önce Federal Anayasa Mahkemesi’ne taşımıştı.

Köylerin 2024 yılından itibaren yıkılmasına yönelik plan, yaklaşık bin 500 kişinin hayatını etkileyecek.

Alman haber ajansı dpa‘nın aktardığına göre, hafta başında yapılan eylemde, yolun açılması yönünde yapılan uyarıları dikkate almayan göstericiler ile polis arasında arbede yaşandı. Polise havai fişek, şişe ve taş fırlatan eylemciler, kurulan bazı barikatları ateşe verdi.

Heinsberg ilçe yönetimi, aktivistlerin Luetzerath’a girmesini yasaklayan bir emir çıkarmış; ayrılmamaları halinde polise 10 Ocak tarihinden itibaren köyü boşaltma yetkisi vermişti. Yetkililer, aktivistlerin eylemlerine son verme çağrısında bulunmuştu.

Bölgede bulunan eylemciler, eski sakinler tarafından terk edilmiş evlerde kalmaya devam ediyor.

Enerji güvenliğine dair endişeler arttı

Ekim ayında, çevreci Yeşiller Partisi’ni de içeren federal ve bölgesel hükümetlerle enerji şirketi RWE, bölgede kömür kullanımından çıkışı sekiz yıldan 2030’a uzatma konusunda anlaşmıştı.

Rusya‘nın Ukrayna’yı işgalinin ardından Almanya’nın enerji güvenliğine ilişkin endişeleri arttı. Belirtilen anlaşma aynı zamanda daha önce kapatılması gereken iki elektrik santrali ünitesinin ömrünün en az 2024’e kadar uzatılmasını planlıyor. Madencilik çalışmalarının genişletilmesi için de Luetzerath’ın yerle bir edilmesi gerekiyor.